|
31
Mayıs 2005
Mehmet Ali AKTAŞ
S.M.M.M.- Doktora Öğrencisi
PERAKENDE SATIŞ
MAĞAZALARI ve ZARAR ÖNLEME METOTLARI
İnsanların sayısal
artışıyla birlikte, sosyal, ekonomik, politik ve teknolojik gelişim de buna
paralellik arz etmektedir. Söz konusu değişimler çeşitli gereksinimleri de
beraberinde getirmektedir. Bu değişimlerden doğrudan etkilenen büyük
perakende satış mağazalarını bunun dışında tutmak olanaksızdır.
Günümüzde ihtiyaç duyulan mal ve hizmetler gibi, bunların pazarlama
yöntemleri de değişmektedir. Küçük bakkal şeklinde isimlendirilen işyerlerinin
yerini, bugün süpermarket, grosmarket, hipermarket gibi isimler verilen büyük
perakende satış mağazaları almaktadır. Bu mağazalarda satılan mal ve hizmet
türü arttıkça, çalışan personel sayısı artmakta, müşteri ile ilişkiler
yoğunlaşmakta ve bu gelişmeler yeni riskler doğurmaktadır.
Perakendecilik
denince, son yıllarda açılan süpermarket ya da
hipermarketler akla
gelmemelidir. Geniş bir yelpazedir. Türkiye’de gıda, bakkal, market,
konfeksiyon, restoran, mobilya, beyaz eşya, parfümeri, eczane, büfe, kuruyemiş
ve fotoğrafçı gibi ayrı perakendeci tipleri mevcuttur ve bu daha da
çoğalacaktır.
İstanbul
Ticaret Odası’nın Alışveriş Merkezleri Derneğinin Yayın Organı olan Arasta
Dergisinin Mart-Nisan 1998 sayısının 55’nci sayfasında yer alan bir
araştırmasında market türleri ölçüleri göz önüne alınarak bir sınıflamaya tabi tutulmuştur.
[1]
Buna göre;
Genel olarak
alanlar 2500 metrekare ve üstü olanlar hipermarket, 1000 – 2500 metrekare
olanlar büyük süpermarket, 400 – 1000 metrekare olanlar küçük süpermarket, 100
– 400 metrekare olanlar süpermarket, 50 – 100 metrekare olanlar büyük
geleneksel perakendeci (orta marketleri) ve 50 metrekare den küçük olanlar
küçük geleneksel perakendeci olarak tanımlanabilmektedir. (Zet
Nielsen-Perakende Sektörü Araştırmaları 1994, 1995, 1996, 1997).
Alımların toptan ve daha ucuz yapılması, satın alma yapılırken daha titiz
hareket edilmesi, müşterinin gereksinimini karşılayabilecek malların alınması
gibi başarıyı
ve verimliliği
doğrudan etkileyen unsurlar yönetimde ön plana çıkmaktadır.
Personel ve müşteri sayısı, mal çeşidi ve alan
büyüklüğü arttıkça kayıp ve kaçak olasılığı da artmaktadır. Bu da işletmenin verimini ve başarısını
sınırlamaktadır. Bu nedenledir ki; işletmenin aktiflerini korumak, muhasebe ve
diğer faaliyetlere ilişkin bilgi ve raporların doğruluk ve güvenilirliğini
sağlamak, işletmenin tüm faaliyetlerdeki etkinliğini artırmak, yönetim
politikalarına uygunluk sağlamak amacıyla bir kontrol sistemine ihtiyaç
vardır. Bir başka anlatımla işletme verimini artıracak, kayıp ve
kaçakları önleyecek, mali bilgilere ulaşmayı sağlayacak bir sisteme gereksinim
duyulmaktadır. Bu sisteme “iç kontrol sistemi” denilmektedir.
İç kontrol sistemi esas
olarak; işletme varlıklarının korunması işlevinin yerine getirilmesi, mali
bilgilerin doğruluk ve güvenilirliğinin sağlanması, kaynakların ekonomik ve
verimli kullanımının sağlanması amacına hizmet etmektedir. Sistem; tedarik,
ödeme, satış,
tahsilat, insan kaynakları ve diğer aşamalardaki riskler dikkate alındığında
bir zarar önleme metodu
[2] olarak kendisini göstermektedir.
İşletmeler büyüdükçe ve
daha karmaşık hal aldıkça iç kontrol sistemine olan gereksinim de artmaktadır.
Büyük işletmelerde tepe yöneticilerinin işletme faaliyetlerini doğrudan
incelemeleri ve bu faaliyetler içerisinde bulunma olanağı azalmaktadır. İşletme
tepe yöneticileri; işletmelerde
muhtemel hata, hile, yolsuzluk ve benzeri nedenlerle verimliliği düşürecek veya
işletmeyi zarara uğratacak iş ve işlemlerin önüne geçmek durumundadırlar.
Bu nedenledir ki yöneticiler işletmenin verimliliğini sürekli kılacak
hata ve yolsuzlukları en asgariye indirecek bir iç kontrol sisteminin (Zarar
Önleme Metotlarının montesi) kurulması ve işletilmesinden sorumludurlar.
İşletmelerin bünyelerinde var
olan denetim birimleri (teftiş departmanları) ile sunulmakta olan yöntem
karıştırılmamalıdır. Denetimde eylemin gerçekleşmesi ve neticesinin
resmedilmesi vardır. Oysa Zarar Önleme Metodu olarak adlandırdığımız sistemde eylemin
gerçekleşme aşamasında müdahale söz konusudur.
Sonuç olarak;
Perakende satış mağazaları ele alındığında
risk açısından diğer işletmelerden ayrı düşünmek gerekmektedir. Genel olarak
risklerin mevcudiyetinden söz etmekle birlikte perakende satış mağazalarında
söz konusu risklerin şiddeti ve önemi farklılık arz etmektedir. Risk, bir başka
anlatımla tehlikeler hayatın her aşamasında vardır ve bu değişmez bir
gerçektir. İşletmelerin bu gerçeğin dışında kalmaları olanaklı değildir.
İşletmelerin değişik şekil ve farklı
oranlarda risk taşıdıkları da aşikârdır. Tehlikeler işletmeler varlıklarını
sürdürdükleri sürece devam etmektedir. Ancak işletmelerin taşıdıkları risk
türleri ve oranları işletmelerin organizasyon yapıları, büyüklükleri, istihdam
ettikleri çalışanlarının yapıları ile birlikte faaliyet gösterdikleri sektör ve
bulundukları mekana kadar etkili olabilmektedir.
Tüm bunlardan hareketle bir işletmede genel
deyimi ile İç Kontrol Sistemi bizim deyimimizle Zarar Önleme Metotlarının monte edilmesi ve bir defada doğruyu
sunabilecek şekilde çalıştırılması önem arz etmektedir. Bunun için öncelikle
risk belirlemesinin yapılması ön koşul olmakla birlikte, gerek yönetsel ve
gerekse genel kabul görmüş kuralların göz önünde bulundurulması önem arz
etmektedir. Yine sistemin sürekli yenilenebilir olması da olmazsa olmazlar
arasında yer almaktadır.
|