|
24
Eylül 2003
Murat
CEYHAN
Doktora
Öğrencisi
murat_ceyhan@yahoo.com
MÜ, İşletme Anabilim Dalı
Muhasebe-Finansman Bilim Dalı Doktora Öğrencisi
EMSAL
BEDELİ VE ÜCRETİ
GİRİŞ
Herhangi
bir ekonomik varlığın serbest piyasadaki değeri, onun
az veya çok oluşuna, yahut ihtiyaç giderme
derecesine göre belirlenir. Oysa bir işletme varlığının
değerlemesi işletmenin kendi iç bünyesine
ait bir faaliyettir. İşletmelerde envanter iki aşamalı
bir işlemle tamamlanır. Birinci aşama, işletmenin envanter
günü sahip olduğu mevcut varlığını saymak,
tartmak ve ölçmek suretiyle miktarını tespit
etmektir. İkinci aşama ise, miktar itibariyle tespit
edilen bu ekonomik varlıkların milli para birimi itibariyle
değerlemesinin yapılmasıdır.
Envanterin
en önemli kısmını değerleme oluşturur. Genel anlamda
değerleme, bir ekonomik varlığın belirli bir andaki
durumunu saptamaktır. Envanter esnasında, sayılan, tartılan
ve ölçülen ekonomik varlıklar, gerçek
değerlerinden farklı bir şekilde değerlenirse hatalı
sonuçlara neden olunur. Örneğin, aktifler
olduğundan daha yüksek değerde değerlenirler ise
dönem karı olduğundan fazla görülecektir.
Bunun aksine varlıklar düşük bedel ile değerlenirler
ise kar gizlenmiş olur. Vergi Usul Kanunu’nun 258. maddesi
değerlemeyi, “vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili
ekonomik değerlerin taktir ve tespitidir” şeklinde tanımlamıştır.
En kısa tanımıyla değerleme; ekonomik varlıkların para
ile tanımlanmasıdır.
Değerleme
kavramı, aslında öznel niteliklidir. Yani kişi
ve grupların çeşitli ekonomik unsurlara verdiği
önem, atfettiği değer farklıdır. Temelde bu öznelliği
en aza indirgeyerek ortak değer anlayışına ulaşmak kesin
bir zorunluluktur. Günümüzde iktisadi
unsura bakış açısı ne olursa olsun, değerlemesinde
kullanılan temel ölçü para dır.
Bir
işletmede envanter sözü edilince, onu kesinlikle
bir değerleme takip eder. Çünkü bir
hesap devresi içinde yapılan işlemlerin kaydedilmesi
ve yalnız bu işlemlere dayalı olarak bilançoların
çıkarılması gerçek sonuçların alınması
ve öğrenilmesi için yeterli değildir. Bu
bakımdan gerçek durumun ve kesin sonucun bulunabilmesi
için, öncelikle bütün aktif ve
pasif ekonomik değerlerin saptanması ve bunların Vergi
Usul Kanunu’nun kabul ettiği değerleme ölçekleriyle
değerlenmesi gerekmektedir.
İşletmelerin
bilançoları, envanterde gösterilen varlıkların
sınıflandırılmış ve karşılıklı olarak değerleri itibariyle
düzenlenmiş bir özeti olduğundan ve değerleme
vergi matrahının hesaplanmasında önemli bir rol
oynadığından işletme ile çıkar ilişkisi bulunan
çeşitli kişi ve grupları değerleme işlemi yakından
ilgilendirir.
Değerleme,
vergi sistemimizde vergilerin hesaplanmasına esas teşkil
etmektedir. Çünkü işletmedeki hammadde,
mamul, yarı mamul gibi bazı iktisadi kıymetler hareket
halinde olup zaman içersinde değerlerini korurlar,
bazı iktisadi kıymetler ise daha statik olup işletmenin
aktif ve pasifinde yer aldıkları halde, zaman içersinde
eskime, yıpranma gibi nedenlerle değerleri azalır. Bu
iktisadi kıymetler; demirbaş, arsa, arazi, bina, alet,
edavat, makineler, taşıt araçları ve benzerleri
ile borç ve alacaklardır.
İşte
bu durumların varlığı halinde, iktisadi kıymetlerin
gerçek değerlerine ve ekonomik koşullara uyum
sağlaması açısından belli bir para birimi ile
değerleme yapılması gerekmektedir. Bu nedenle hem mükellef
açısından, hem de vergi dairesi açısından
vergi matrahının sağlıklı olarak tespiti ve mali yıl
sonundaki gerçek durumu yansıtması bakımından
değerleme yapılması önem arz etmektedir.
Değerlemeden
beklenen asıl amaç; dönem sonundaki varlıkların
gerçek değerleri ile değerlendirilmesi ve beklenen
sonuçların bilançoya ve kar/zarar tablosuna
en doğru biçimde yansıtılmasını sağlayarak,
- İşletmenin
gerçek ekonomik gücünün ortaya
konması,
- Muhasebe
tekniğinden beklenenin elde edilmesi,
- Vergi
matrahının gerçek şekli ile meydana çıkarılması
şeklinde
özetlenebilir.
İşletme
sahip ve yöneticileri kendi karlılık ve başarılarının
seviyesini ölçmek, uzun dönemli kararlar
alabilmek için değerleme yaparken, Devlet de
alacağı vergilere temel olacak matrahın doğru tespiti
için bazı yasal kurallar koyma gereği duymuştur.
Bu nedenle Vergi Usul Kanunu’nda değerlemeye ilişkin
pek çok hüküm bulunmaktadır.
Vergi
sistemimiz içinde, vergi matrahlarının belirlenmesi
için ekonomik varlıkların değerlenmesinde kullanılan
çok çeşitli ölçekler bulunmaktadır.
Vergi Usul Kanunu’nda sekiz adet değerleme ölçeği
sayılmıştır, bunlar;
- Emsal
Bedeli ve Ücreti’dir.
Bu
ölçütlerin hangi şartlarda, hangi iktisadi
kıymetlerin değerlemesinde kullanılacağı açıklanmıştır.
1-
EMSAL BEDELİ VE ÜCRETİ
1-
MADDE METNİ
Vergi
Usul Kanunu’nun 267. maddesi emsal bedeli ve ücretini
şu şekilde tanımlamaktadır:
“Emsal
bedeli, gerçek bedeli belli olmayan veya bilinemeyen
veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme
gününde satılması halinde emsaline nazaran
haiz olacağı değerdir.
Emsal
bedeli sıra ile, aşağıdaki esaslara göre tayin
olunur.
Birinci
Sıra : (Ortalama Fiyat Esası) Aynı cins ve nevideki
mallardan sıra ile değerlemenin yapılacağı ayda veya
bir evvelki veya bir daha evvelki aylarda satış yapılmışsa,
emsal bedeli bu satışların miktar ve tutarına göre
mükellef tarafından çıkarılacak olan “Ortalama
Satış Fiyatı” ile hesaplanır. Bu esasın uygulanması
için, aylık satış miktarının, emsal bedeli tayin
olunacak her bir malın miktarına nazaran %25’ten az
olmaması gerekir.
İkinci
Sıra : (Maliyet Bedeli Esası) Emsal bedeli ile belli
edilecek malın, maliyet bedeli bilinir veya çıkarılması
mümkün olursa, bu takdirde mükellef bu
maliyet bedeline, toptan satışlar için %5, perakende
satışlar için %10 ilave etmek suretiyle emsal
bedelini bizzat belli eder.
Üçüncü
Sıra (Takdir Esası) : Yukarıda yazılı esaslara göre
belli edilemeyen emsal bedeli ilgililerin müracaatı
üzerine takdir komisyonunca takdir yolu ile belli
edilir. Takdirler, maliyet bedeli ve piyasa kıymetleri
araştırılmak ve kullanılmış eşya için ayrıca
yıpranma dereceleri nazara alınmak suretiyle yapılır.
Takdir edilen bedellere mükelleflerin vergi mahkemesinde
dava açma hakkı mahfuzdur. Ancak, dava açılması
verginin tahakkuk ve tahsilini durdurmaz.
Emsal
bedelinin mükellef tarafından bizzat hesaplandığı
hallerde, bu hesaplara ait kayıt ve cetveller ispat
edici kağıtlar olarak muhafaza edilir.
Yukarıdaki
esaslarla mukayyet olmaksızın kaza mercilerinin re’sen
biçtikleri değerler ile zirai kazanç ölçülerini
tespit eden kararnamelerde yer alan unsurlar emsal bedeli
yerine geçer.
Ücretle
yapılan imalatta ücretin gerçek miktarının
bilinmemesi veya doğru olarak tayin edilememesi hallerinde
tespit edilecek emsal ücret de aynı esaslara göre
tayin olunur.”
2-
EMSAL BEDELİN TANIMI
Vergi
Usul Kanunu’nda yer alan ve geniş bir uygulama alanı
bulan değerleme ölçeklerinden biriside emsal
bedeli dir. Emsal bedeli hesaba veya araştırmaya dayanan
ve belli hususları dikkate alan bir kıyaslamayı ifade
eder. Bu kıyaslama, bir olanaksızlık veya zorunluluk
sonucu olabileceği gibi; vergi ziyaını önlemenin
özel durumlarını dikkate almak, hesap kolaylılarını
sağlamak, yerleşmiş muhasebe ve değerleme usullerine
uymak gibi çeşitli amaçlar gözetilerek
de yapılır.
Vergi
Usul Kanunu’nun 267. maddesine göre “Emsal bedeli,
gerçek bedeli belli olmayan veya bilinemeyen
ya da doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme
gününde satılması halinde emsaline göre
haiz olacağı değerdir.” Tanımdan da anlaşılacağı üzere,
emsal bedeli bir anlamda emsal satış bedelidir. Emsal
alınacak satış ise, esas itibariyle emsal bedelinin
değerleme ölçüsü olarak kullanılacağı
ekonomik işletmeye ait satışlardır. Emsal bedeli ile
değerlenecek malın değerleme gününde satıldığı
farzolunur ve bu farazi satışta emsaline kıyasla haiz
olması gereken değer, malın değeri sayılır. Yani emsal
bedeli, bir malın değerinin aynı cins ve neviden malların
bedellerine kıyaslanarak hesaben bulunan bir değerdir.
Emsal
bedeli esası, çok belirgin ve nesnel kriterlere
dayanmadığı için uygulamada en çok sorun
yaratan değerleme ölçüsüdür.
Bu sorunlardan birisi, hangi hallerde bu esasın uygulanacağı,
diğeri ise nasıl uygulanacağıdır.
3-EMSAL
BEDELİN UYGULANABİLECEĞİ DURUMLAR
Bir
varlığın emsal bedeli ölçeği ile değerlenebilme
nedeni;
- Gerçek
değerinin belli olmaması,
- Gerçek
değerinin bilinmemesi,
- Gerçek
değerinin doğru olarak saptanamaması,
- Borsa
rayicinin ve mukayyet değerlerinin olmaması (V.U.K.
Mad.289)
koşullarına
bağlıdır.
Bu
koşulları taşıyan “iktisadi kıymet”in emsal değeri aynı
tür ve nitelikteki malların değerleme günündeki
piyasa veya satış değeridir.
Emsal
bedelinin geniş bir uygulama alanı vardır. Diğer değerleme
ölçeklerinin uygulanamadığı durumlarda emsal
bedeli uygulanır. Emsal bedelinin uygulanabilmesi için,
malın gerçek değerinin belli olmaması veya bilinmemesi
veya doğru olarak tespit edilememesi gerekir. Ayrıca
gerçek değeri bilinmese dahi Vergi Usul Kanunu’nda
olanlardan başka bir değerleme ölçüsü
ile değerleneceği hükme bağlanmış olan kıymetlerin
değerlemesinde emsal bedeli uygulanamaz. Bazı durumlarda
işletmeye ait iktisadi kıymetin gerçek değeri
belli olmayabilir ya da bilinmeyebilir. Bu durum özellikle
düzgün bir muhasebe sistemi olmayan işletmelerin
bir başka işletmeye veya kişiye devredilmesi durumunda
ortaya çıkar. Böyle bir durumda emsal bedeli
uygulanır. Ancak gerçek değeri bilinen iktisadi
kıymetler için emsal bedeli uygulanmaz.
Bazı
durumlarda ise iktisadi kıymetin gerçek değeri
doğru bir şekilde tespit edilemez. Örneğin; hurda
malların, ıskarta, deşe ve döküntülerin
değerinin doğru olarak tespiti mümkün değildir.
Yine aynı şekilde işletmenin mutat olarak ticaretini
yapmadığı, eski tarihlerden kalan iktisadi kıymetlerin
satılması fakat satıcı ve alıcının gerçeği gizlemesi
durumunda yine gerçek değerin doğru bir şekilde
tespit edilmesi mümkün olmaz.
Vergi
Usul Kanunu’nun 289. maddesinde kendi değerleme ölçüleriyle
değerlenmesine olanak olmayan bina ve arazinin vergi
değerleriyle değerleneceği hükme bağlanmıştır.
Buna göre bina ve arazinin değerlenmesinde emsal
bedelinin uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Gayrimenkuller
maliyet bedelleri ile değerlenir. Maliyet bedeli bilinmeyen
bina ve arazi ise 289. madde uyarınca vergi değeri ile
değerlenecektir.
Ancak
burada şu noktanın gözden kaçırılmaması
gerekir. Maliyet bedeli bilinmeyen veya kayıtlardan
çıkartılamayan bina ve arazinin dönemsonu
değerlemeleri ile yıl içinde maliyet bedeli üzerinden
yapılması gereken işlemler için, vergi değeri
ile değerleme geçerlidir. Bu kıymetlerin satılması
ve gerçek satış bedelinin alıcı ve satıcı tarafından
gizlenmesi durumunda söz konusu bina ve arazinin
satış bedelinin tespitinde emsal bedeli esas alınır.
Maliyet
bedeli bilinmeyen bir arsa veya arazinin satılması durumunda
satış bedeli olarak gerçek satış bedeli gizleniyor
ise emsal bedeli uygulanırken, maliyet olarak neyin
alınması gerektiği hususunda bir açıklık yoktur.
Kanımızca böyle bir durumda 289’uncu madde hükmünün
maliyet bedelinin yerine geçmek üzere belirlediği
vergi değerinin esas alınması uygun olur.
Emsal
bedeli uygulamasının en çok uyuşmazlık yarattığı
konu işletmeden çekişlerdir. İşletmenin sahibinin,
ortaklarının veya ortaklarının yakınlarının ya da yöneticilerin
işletmeden çektiği malların düşük bedelle
çekilmesi durumunda gelir idaresince emsal bedeli
uygulanmak suretiyle vergileme yapılmaktadır. Bu uygulamanın
dayanağı olarak da Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 17. maddesi
esas alınmaktadır. Bu kişiler dışındaki kişilere düşük
bedelle yapılan mal ve hizmet satışlarına emsal bedeli
esasının uygulanıp uygulanmayacağının da zaman zaman
tartışma konusu olduğu görülebilmektedir.
Eğer satış bedeli emsaline göre çok düşükse
ve bu düşüklüğün nedeni nakit sıkıntısı
vb. gibi kabul edilebilir bir gerekçeyle açıklanamazsa
satış bedelinin tespiti için emsal bedelinin
uygulanabileceği kanısındayız. Ama bunun için
satış bedelinin emsallerine göre çok düşük
olması gerekir. Örneğin üçüncü
bir kişiye maliyet bedeline veya maliyet bedelinin biraz
altına satılan ve emsallerine göre çok önemli
bir düşüklük olmayan mal için
emsal bedeli esasının uygulanması söz konusu değildir.
Ancak,
yukarıda belirtilen kişiler dışında kalan üçünü
kişilere yapılan satışlara emsal bedeli uygulanırken
bunun dayanağı Gelir Vergisi Kanunu’nun 41’inci ve Kurumlar
Vergisi Kanunu’nun 17’inci maddesi değil, Gelir Vergisi
Kanunu’nun 1’inci maddesiyle ticari ve zirai kazançlara
ilişkin hükümleri ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun
13’üncü maddesidir.
4-EMSAL
BEDELİNİ TESPİT ŞEKİLLERİ
Emsal
bedeli, ortalama fiyat, maliyet bedeli esası veya takdir
suretiyle belli edilir. Normal olarak bu sıraya uyulması
zorunludur. Yani, ortalama satış fiyatı esasında tespit
imkanı varken, maliyet bedeli esası uygulanamaz. Takdir
esasına gidebilmek içinse, hem ortalama satış,
hem de maliyet bedeli esasında tespitin mümkün
olmaması gerekir.
Ancak,
Vergi Usul Kanunu’nun 267. Maddesinde, kaza mercilerinin
re’sen biçtikleri fiyatlarla, zirai kazanç
ölçülerini tespit eden kararnamelerde
yer alan unsurların, yukarıda belirtilen sıra ile mukayyet
olmazsızın, öncelikle uygulanacağı kabul edilmiştir.
4.1-ORTALAMA
SATIŞ FİYATI ESASI
Bu
usulde emsal bedeli, esas itibariyle, kendi defter ve
belgelerine istinaden mükellef tarafından tespit
edilir. Bununla beraber, gerektiğinde, vergi idaresinin
de ortalama satış fiyatına göre, emsal bedeli tespit
edip, uygulama yapması mümkündür.
Ortalama
satış fiyatı esasında emsal bedel, toplam satış bedelinin,
toplam satış miktarına bölünmesi suretiyle
bulunan birim fiyattır.
Ortalama
satış fiyatı esasının uygulanabilmesi için şu
şartların varlığı gereklidir:
- Değerlemesi
yapılacak mallardan, sıra ile değerlemenin yapılacağı
ayda veya bir evvelki veya bir daha evvelki ayda
satış yapılmış olmalıdır. Yapılan satışın, değerleme
konusu malla aynı cins ve neviden olması gerekir.
Örneğin 16 denye numaralı bir kamgarn ipliğinin
değerlemesinde, 18 denye kamgarn iplik satış ortalaması
esas alınamaz. Ayrıca, değerlemesi yapılacak malla,
satılan mal arasında, değeri etkileyecek ölçüde
terkip farklılığının bulunmaması icap eder. Terkibinde
%50 ölçüde yün bulunan bir
iplik değerlemesinde, %70 oranında yün ihtiva
eden iplik satış bedeli esas alınamaz.
Buna
karşılık, satış şartlarına ait özelliklerin kıyaslamaya
etkisi yoktur. Emsal bedelinin tespitinde esas alınacak
satışlar, peşin veya vadeli yapılmış olabilir.
- İkinci
şart, satış miktarının değerlemesi yapılacak mal
miktarının %25’inden fazla olmasıdır. Miktar mukayesesi,
değerlenecek malla, her ayın satışı müstakilen
nazara alınmak suretiyle yapılır.
Vergi
İdaresince Tespit : Ortalama satış fiyatı esasında emsal
bedeli yukarıda da değindiğimiz gibi, mükellef
tarafından tespit edilir. Ancak, mükellef ortalama
satış fiyatı esasına göre tespit imkanı varken,
maliyet bedeli esasını uygulamış veya takdir suretiyle
belli edilen emsal bedeli ile değerleme yapmışsa, vergi
incelemesi sırasında durumun tespiti üzerine, emsal
bedeli ortalama satış fiyatı esasında, inceleme elemanınca
bizzat hesaplanarak ona göre gerekli işlem yapılır.
4.2-MALİYET
BEDELİ ESASI
Emsal
bedeli uygulamasında başvurulacak ikinci yöntem
maliyet bedeli esasıdır. Maliyet bedeli esasında, emsal
bedeli belli edilecek malın, maliyet bedeli biliniyorsa
veya çıkarılması mümkünse, yükümlü
bu maliyet bedeline toptan satışlar için %5,
perakende satışlar için %10 ilave etmek yoluyla
emsal bedelini tespit eder.
Burada
maliyet bedeline eklenecek satış karının nasıl tespit
edileceği önemlidir. Zira satışların toptan mı
yoksa perakende mi olduğunun bilinmesi gerekir. Perakende
satış 22 Seri No’lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde
“malın, alıcı tarafından aynen veya işlendikten sonra
tekrar satışa arz edilmemesi, tüketilmesi veya
sarf malzemesi olarak kullanılması ve satın alan kişilerin
normal ihtiyacından fazla olmaması” şeklinde tanımlanmıştır.
Perakende
satışlar bu şekilde tanımlanmakla beraber gelir vergisinde
ortalama kar haddinin uygulandığı yıllarda yargı organları
fatura düzenlemek suretiyle yapılan satışların
tamamının toptan satış olduğu yolunda kararlar vermiştir.
Oysa böyle bir tanım fatura kullanma mecburiyetinin
düzenlendiği Vergi Usul Kanunu’ndaki 232. madde
ile çelişmektedir. Çünkü bu
madde hükmü belli bir tutarı aşması halinde
veya müşterinin istemesi halinde fatura düzenlenmesini
zorunlu kılmaktadır. Bu durumda faturalı satışların
perakende satışları da kapsaması kaçınılmazdır.
22
Seri No’lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde yer
alan perakende satış tanımının, indirimli orana tabi
mal ve hizmetlerin yer aldığı I sayılı listede de tekrarlandığı
görülmektedir.
Emsal
bedelinin mükellef tarafından bu iki esasa göre
hesaplandığı durumlarda bu hesaplamalara ilişkin kayıt
ve cetvellerin, ileride ispat aracı olarak kullanılmak
üzere saklanması gerekir.
4.3-TAKDİR
ESASI
Bu
esasın uygulanabilmesi için ilk iki esasın uygulanabilmesinin
olanaksız olması gerekmektedir. Böyle bir durumda,
emsal bedeli, işletmenin bu konudaki talebi üzerine
takdir komisyonu tarafından takdir yöntemi ile
saptanır. Takdir komisyonu, emsal bedeli belirlenecek
kıymetlerin maliyet bedelleri, piyasa kıymetleri ve
yıpranma derecelerini de dikkate alır.
İster
mükellef, isterse vergi dairesinin talebine istinaden
yapılsın, takdir olunan matraha mükelleflerin dava
açma hakkı mahfuzdur. Ancak mükellefin talebi
üzerine belli edilen emsal bedeline karşı açılan
dava verginin tahakkuk ve tahsilini durdurmaz. Mükellefin
itirazı haklı görüldüğünde, başlangıçta
tahsil edilen vergide gerekli düzeltme yapılır.
Bilindiği
gibi, mükelleflerin normal olarak takdir komisyonu
kararlarına karşı dava açmaları söz konusu
olmaz. Re’sen tarhiyatta dava doğrudan doğruya takdir
komisyonu kararına karşı değil, fakat bu karar istinaden
idarece yapılan tarhiyata yöneltilir.
Buna
karşılık, vergi dairesinin takdir komisyonu kararlarına
her hal ve takdirde dava açma hakkı vardır. Vergi
Usul Kanunu’nun 267. maddesinde, takdir edilen emsal
bedeline karşı dava açma yönünden,
sadece mükelleflerden bahsedilmesi bu yüzdendir.
Vergi idaresi, takdir komisyonunun her türlü
kararına olduğu gibi, emsal bedeli tespiti ilgili kararına
karşı da, Vergi Usul Kanunu’nun 377. maddesi uyarınca
dava açabilir. Ancak bu durumun ortaya çıkma
ihtimali hemen hemen yoktur. Zira takdir komisyonunun
5 üyesinden üçü vergi dairesinden
gelmekte ve vergi dairesi müdürü komisyona
başkanlık etmektedir. Muvazzaf takdir komisyonlarının
başkanlarının da Maliye Bakanlığı’nca atanan kişiler
olduğu göz önüne alınırsa durumun çok
fark etmeyeceği ortaya çıkmaktadır.
4.4-EMSAL
BEDELİ YERİNE GEÇEN DEĞERLER
Eğer
bir iktisadi kıymetle ilgili olarak yargı organlarınca
re’sen belirlenmiş bir değer varsa bu değer diğer esaslara
bakılmaksızın emsal bedeli yerine geçer. Keza
zirai kazanç ölçülerini tespit
eden kararnamelerde geçen unsurlar da 267 nci
madde uyarınca emsal bedeli yerine geçecektir.
Bu şekilde belirlenmiş değerler yukarıda sayılan üç
sıranın önüne geçerler.
Zirai
kazançlarda ölçüler, Vergi Usul
Kanunu’nun 46 ncı maddesi uyarınca Zirai Kazançlar
Merkez Komisyonu’nca çıkarılacak bir yönetmeliğe
göre Zirai Kazançlar İl Komisyonu’nca tespit
edilir. Bu komisyon zirai kazanç ölçüsünü
belirlerken bölgenin özelliğini, iklim şartlarını,
kullanılan teknolojiyi göz önünde bulundurur.
İşte bu şekilde tespit edilen ölçüler
emsal bedeli yerine geçmektedir.
Anonim
şirkete sermaye olarak konmak üzere, işletmeden
çekilen kıymetlere Asliye Hukuk Mahkemesi’nce
biçilen değer emsal bedeli sayılır.
4.5-EMSAL
ÜCRETİ
Ücretle
yapılan imalatta ücretin gerçek miktarının
bilinmemesi veya doğru olarak tayin edilememesi hallerinde
tespit edilecek emsal ücret de aynı esaslara göre
tayin olunur. Mesela bir terzinin diktiği elbise için
emsal ücret tespit edilmesi gerektiği takdirde
bu, önce ortalama satış fiyatı esasına, bu mümkün
değilse maliyet bedeli esasına, bu da mümkün
değilse takdir esasına göre belirlenecektir.
5-EMSAL
BEDELİ VE ÜCRETİ İLE DEĞERLECEK İKTİSADİ KIYMETLER
Emsal
bedeli ve emsal ücretinin değerleme ölçüsü
olarak kullanılabileceği iktisadi kıymetleri şöyle
sıralayabiliriz:
- Satın
Alınan Emtia ve İmal Edilen Emtia (V.U.K. Mad.274)
Emtianın
maliyet bedeline nazaran, değerleme günündeki
satış bedelleri %10 ve daha fazla bir düşüklük
gösterdiği hallerde, mükellef maliyet bedeli
yerine 267 inci maddenin ikinci fıkrasındaki usul hariç
olmak üzere emsal bedeli ölçüsünü
tatbik edebilir.
- Hayvanlar
(V.U.K. Mad.277)
Maliyet
bedelinin tespiti mümkün olmayan ahvalde maliyet
bedeli yerine emsal bedeli alınır. Bu hükmün
tatbikinde emsal bedeli, işletmenin bulunduğu mahal
için zirai kazanç komisyonlarınca tespit
edilmiş olan ortalama maliyet bedelidir.
- Kıymeti
Düşen Mallar (V.U.K. Mad.278)
- Özel
Haller (V.U.K. Mad.289)
Değerleme
ölçüsü belli edilmeyen veya edilmiş
olup da kendi ölçüsüyle değerlenmesine
imkan bulunmayan iktisadi kıymetlerden, bina ve arazi
vergi değeriyle, diğerleri varsa borsa rayici ile yoksa
mukayyet değeriyle o da yoksa emsal bedeliyle değerleme
yapılacaktır.
- Teşebbüs
sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden
çektikleri ayni değerler emsal bedeli ile
değerlenir. (G.V.K. Mad.41/1)
- Gerçek
ücretin tespitinde, hizmet erbabına sağlanan
konut tedariki ve sair surette sağlanan menfaatler
konutun emsal kirasına veya menfaatin emsal bedeline
göre değerlenir. (G.V.K. Mad.63)
- Gayrimenkul
sermaye iratlarının tespitinde, ayın olarak tespit
edilen kiralar ile, bedelsiz olarak başkalarının
intifaına bırakılan mal ve hakların kira bedellerinin
tespitinde emsal kira bedeli uygulanır. (G.V.K.
Mad.72-73)
- Mükelleflerce
ayın olarak yapılan bağış ve yardımların gelir vergisi
mükellefleri için mukayyet değeri bilinmiyor
ise; kurumlar vergisi mükellefleri için
maliyet ve mukayyet değeri bilinmiyor ise bu yardım
ve bağışın emsal bedelle değerlenmesi gerekir. (G.V.K.
Mad.89, K.V.K. Mad.14/6)
- Kurumlar
vergisi mükellefleri açısından, örtülü
kazanç dağıtımı ile ilgili olarak emsaline
göre göze çarpacak derecede yüksek
veya düşük fiyat veya bedeller üzerinden
yahut bedelsiz olarak alım, satım, imalat, inşaat
muamelelerinde ve hizmet ilişkilerinde kiralama
ve kiracıya verme muamelelerinde, faiz ve komisyonlarla
ödünç para alıp vermede, aylık,
ikramiye ve ücret benzeri ödemede bulunursa
bunların yerine emsal bedel dikkate alınır. (K.V.K.
Mad.17)
- Kurumların
tasfiyesi ve servet değerlerinin tespiti ile ilgili
olarak, hisselerine mahsuben ortaklara dağıtılan,
satılan, devredilen veya kurum sahibine iade olunan
değerler, dağıtımın, satımın, devrin veya iadenin
yapıldığı günün emsal bedeli ile değerlenir.
(K.V.K. Mad.33)
- Katma
Değer Vergisi Kanunu’nun uygulanması açısından,
bedeli bulunmayan veya bilinmeyen işlemler ile bedelin
mal, menfaat, hizmet gibi paradan başka değerler
olması halinde matrah işlemin mahiyetine göre
emsal bedeli veya emsal ücretidir. Bedelin
emsal bedeline veya emsal ücretine göre
açık bir şekilde düşük olduğu bu
düşüklüğün mükellefçe
haklı bir sebeple açıklanamadığı hallerde
de, matrah emsal bedeli ya da emsal ücretidir.
(K.D.V. Mad.27)
6-EMSAL
BEDELİ UYGULAMASINDA ÖZELLİK ARZ EDEN BAZI DURUMLAR
6.1-İŞLETMEDEN
ÇEKİLEN GAYRİMENKULLERİN DEĞERLEMESİ
Gelir
Vergisi Kanunu’nun 41. Maddesinde, teşebbüs sahibi
eşi ve küçük çocuklarının işletmeden
çektikleri değerlerin emsal bedeli ile değerleneceği
hükme bağlanmıştır.
Aslında,
işletmeden çekilen kıymetin işletme bünyesinde
belli bir değeri vardır. Ancak, teşebbüs sahibi,
eşi ve küçük çocukları tarafından
işletmeden kıymet çekilmesi, işletme bünyesinde
yapılan satış hükmünde sayılmış ve satış bedelinin
belirsizliği nedeni ile, emsal bedeli ile değerleme
öngörülmüştür. Zira bu şekilde
ortaklara yapılan satışlarda gerçek fiyattan
fatura edilmeme olasılığı bir başka deyişle karın ortaklara
aktarılması ihtimali söz konusudur.
İşletmeden
çekilen kıymetlerin değerlemesi ile ilgili emsal
bedeli de, Vergi Usul Kanunu’nun 267 inci maddesine
göre tespit edilecektir. Dolayısıyla normal olarak,
maddedeki sıraya uyulması yani emsal bedelinin tespitinde,
önce ortalama satış fiyatı, sonra maliyet bedeli
esasının uygulanması ve ancak bu usullerde tespit mümkün
olmadığında takdir esasına başvurulması gerekir.
Ancak
vergi dairesinin görüşüne göre,
işletmeden çekilen bina, arazi ve sabit kıymetlerin
değerlemesinde, bu sıra esası geçerli olmaktan
çıkar, emsal bedelinin mutlaka takdir usulünde
belli edilmesi gerekir.
Bu
görüşün gerekçeleri şunlardır:
- Ortalama
satış fiyatı uygulamak imkânsızdır,
- Maliyet
bedeli, gayrimenkul rantlarının yüksek olduğu
ve enflasyonun kronik hale geldiği bir ortamda gerçekçi
değildir.
6.2-İŞİN
TERKİ HALİNDE
İşin
terk edilmesi halinde tasfiye karı hesaplanırken işletmede
mevcut malların hangi ölçü ile değerleneceği
yolunda özel bir hüküm bulunmamaktadır.
İşi terk eden mükellefin kalan malı kendi adına
çekmesi halinde bunu Gelir Vergisi Kanunu’nun
41 inci maddesi uyarınca emsal bedeli ile değerlemesi
gerekir. Bir başka ifade ile, işi bırakan mükellefin
işletmede kalan malı kendi adına fatura etmesi ve hasılat
kaydetmesi gerekir. Faturaya yazılacak bedelin de emsal
bedeli olması gerekir. Ancak emsal bedeli uygulamasında
sıra ile, üç sıradan birine göre emsal
bedeli tayin edilmelidir.
6.3-ÖZEL
İNŞAATIN DAHA SONRA TİCARİ FAALİYET NİTELİĞİ KAZANMASI
Bazen
arsa sahipleri kendi aralarında arsalarını birleştirerek
daha fazla daire ve işyeri elde etmek amacıyla ortaklık
oluştururlar. Aslında bu tür oluşumlar bir adi
ortaklık niteliğindedir. Fakat işin tamamlanıp kazancın
hesaplanması aşamasında arsa maliyetleri ile inşaat
maliyetlerinin tespiti mümkün olmayabilir.
İşte bu durumda gerek arsanın, gerek inşaat maliyetinin,
takdir komisyonunca takdir edilmesi gerekir. Arsanın
maliyetinin, arsaların birleştirilerek inşaata başlandığı
an itibariyle; inşaat maliyetinin ise inşaatın tamamlandığı
tarih itibariyle takdir edilmesi gerekir.
6.4-KURUMLAR
VERGİSİNDE ÖRTÜLÜ KAZANÇ UYGULAMASINDA
EMSAL KIYASLAMASI
Kurumlar
Vergisi Kanunu’nun 17 inci maddesine göre, sermaye
şirketlerinin belli derecede iştirak münasebeti
içinde bulunduğu gerçek ve tüzel
kişilerle yaptığı mal ve hizmet alım satımlarında birim
fiyatlar emsaline göre yüksek veya düşük
olduğu takdirde kazanç örtülü
yoldan dağıtılmış sayılır.
Örtülü
kazanç dağıtımı uygulamasında nazara alınacak
emsal, mal veya hizmetin rayiç bedeli, yani piyasada
geçerli olan bedelidir. Bunun için esas
itibariyle, benzer müesseselerce uygulanan fiyatlara
göre kıyaslama yapılır. Vergi Usul Kanunu’nun 267
nci maddesine göre tespit edilecek emsal bedelinin
esas alınması, ancak, diğer şekilde kıyaslama imkanının
bulunmadığı hallerde söz konusu olabilir.
7-EMSAL
BEDELE İLİŞKİN ÖZELGELER VE YARGI KARARLARI
- Arsa
karşılığı arsa sahibi gerçek kişilere yapılan
işyeri teslimlerinde KDV matrahı, V.U.K.’un 267
nci maddesine göre takdir komisyonunca belirlenen
emsal bedelidir. (Dn.11.D, 13.01.1997 Tarih ve E:1995/5052,
K:1997/146)
- Ara
kararıyla getirilen defter ve belgelerin incelenmesi
sonucu satın alınan emtia mevcudunun inceleme elemanlarınca
tespit edilen tutardan fazla olduğunun anlaşıldığı,
günümüz ekonomik koşulları içinde
satın alınan emtianın %3 karla satılmasının mümkün
olmadığı, 213 Sayılı Kanun’un 267. maddesinin 2.
fıkrasında belirtilen %5 nispetin uygulanması suretiyle
bulunan matrah üzerinden yapılan tarhiyatta
kanuna aykırılık yoktur. (Dn.4.D, 14.10.1996 Tarih
ve E:1995/3688, K:1996/3677)
- Arsa
karşılığı daire alınması amacıyla arsanın müteahhide
teslimi gelir sağlayıcı bir muamele olarak kabul
edilemez. (Dn.4.D, 23.05.1996 Tarih ve E:1995/2438,
K:1996/2097)
- İktisadi
işletmelere dahil, şirket ve müesseselere ait
hisse senedi ve tahvillerin alış bedeli üzerinden
değerlemeye tabi tutulması gerekir. (M.B.’nın 22.04.1996
Tarih ve 0.32/3281-71/16964 Sayılı Özelgesi)
- Emsal
bedelin, araçların tüm özellikleri
yıpranma derecelerine göre ve satış tarihindeki
piyasa değerinin ne olacağının emsallerle karşılaştırılarak
saptanması gerekir. (Dn.D.D, G.K. Tarih 22.03.1996,
E:1995/331, K:1996/119)
- Vergi
mahkemesince, matrah takdiri yapan komisyonun teşekkülü
sırasında mesleki teşekkülden üye alınması
gerekirken, üyelerin ticaret odasından seçilmesi
eleştiri konusu yapılmış ise de araç satışının
ticari bir faaliyet olması ve satış bedelinin belirlenmesinin
ayrıca mesleki bilgiyi gerektirmemesi nedeniyle
takdir komisyonuna ticaret odasından üye seçilmesinde
isabetsizlik bulunmamıştır. (Dn.11.D, 05.03.1996
Tarih ve E:1996/1053, K:1996/864)
- İşletmeden
çekilen gayrimenkulun emsal bedelinin belirlenmesinde
213 Sayılı Kanun’un 267 nci maddesinde öngörülen
takdir esasının uygulanması gerekir. (Dn.9 D., 19.10.1995
Tarih ve E:1994/5448, K:1995/2625)
- Aktiften
çekilen taşınmazları Emlak Vergisi Kanunu’na
göre değil Vergi Usul Kanunu’nun 267. maddesine
göre değerlemek gerekir. (VDDGK, Tarih 10.03.1994,
E:1993/126, K:1994/136)
- İşletmeden
çekilen taşınmazlar emsal bedeli ile değerlenir.
(Dn.11 D., 14.04.1997 Tarih ve E:1996/2227, K:1997/1347)
- Maliyet
bedeli altında veya cüzi karla satılan malların,
alış ve satış bedelleri belli ise, emsal bedeli
esası uygulanamaz. (Dn.3 D., 22.01.1998 Tarih ve
E:1996/3569, K:1998/121)
- Davacının
emsal bedelin hesabına esas olmak üzere saptadığı
maliyet bedelinin kayıt ve belgelere aykırı olduğu
hakkında herhangi bir tespit yapılmadan doğrudan
takdir esası uygulanarak matrah farkı belirlemesi
kanuna aykırıdır. (Dn.4 D., 21.10.1998 Tarih ve
E:1997/2660, K:1998/3783)
- İnşaat
taahhüt işi yapan ortaklığın ortaklarına yaptığı
bağımsız bölüm satışları nedeniyle belirli
olan ve eleştirilemeyen maliyet bedeline Vergi Usul
Kanunu’nun 267 nci maddesinin ikinci sırasındaki
esasta yer alan kar yüzdesini ekleyerek bulduğu
değer üzerinden fatura düzenlenmesinde
hukuka aykırılık yoktur. (D.V.D.G.K., 17.04.1998
Tarih ve E:1997/450, K:1998/85)
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
- Ataman
Ümit, “Genel Muhasebe Cilt 2”, Türkmen
Kitabevi, 12. Baskı, İstanbul, 1999.
- Çankaya
İslam, “Muhasebecilerin El Kitabı”, Meslek Yapıtları,
2. Baskı, Ankara, 2000.
- Karabıyık
Erdem Lale, “Envanter ve Değerleme”, Marmara Kitabevi
Yayınları, Bursa, 1997.
- Kızıl
Ahmet, “Muhasebe”, Der Yayınları, Genişletilmiş
3. Basım, İstanbul, 1987.
- Küçüksavaş
Nihat, “Genel Muhasebe”, Beta Yayınları, Genişletilmiş
8. Baskı, İstanbul, 2000.
- Lalik
Ömer, “Envanter”, Bilim Yayınları, Ankara,
1986.
- Metin
Kazım, Yalçın Hüseyin, “İşletmeye Ait
İktisadi Kıymetleri Değerleme”, Kılavuz Yayınları,
İstanbul, 1996.
- Öngen
Safiye, “Vergi Muhasebesi”, Yaklaşım Yayınları,
Ankara, 2000.
- Özal
Özcan, Yıldırım Oya, Tek Nergis, “Muhasebe”,
Ege Üniversitesi Basımevi, 7. Baskı, İzmir,
1996.
- Özaslan
İsmail, “Muhasebenin Teknik Yapısı”, Nihad Sayar
Yayın ve Yardım Vakfı Yayınları, İstanbul, 1984.
- Özbalcı
Yılmaz, “Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları”,
Oluş Yayıncılık Ltd. Şti., Ankara, 2001.
- Özyer
Ali Mehmet, “Vergi Usul Kanunu Uygulaması”, Maliye
Hesap Uzmanları Derneği, İstanbul, 2001.
- Saygılıoğlu
Nevzat, Göker Erol, “Defterler ve Dönemsonu
İşlemleri”, Vergi Yayınları, Ankara, 1984.
- Şeker
Sakıp, “Dönemsonu İşlemleri Cilt 2”, Yaklaşım
Yayınları, Ankara, 1999.
- Tosuner
Mehmet, Arıkan Zeynep, Yereli A. Burçin,
“Vergi Usul Hukuku”, Anadolu Matbaacılık, Gözden
Geçirilmiş ve Yenilenmiş 3. Baskı, İzmir,
1998.
- Yılmaz
Kazım, “V.U.K., G.V.K., K.V.K. ve K.D.V.K. Açısından
Değerleme”, Maliye Hesap Uzmanları Derneği, İstanbul,
1997.
- Yılmaz
Sebahattin, “Envanter ve Bilanço”, Atatürk
Üniversitesi Yayınları, Erzurum, 1987.
|