ARTI VE EKSİLERİYLE STOK DEĞERLEMEDE LİFO YÖNTEMİ (I)   

 

12 Aralık 2003

 

Murat CEYHAN

Bilge Adam Bilgi Teknolojileri Akademisi
Muhasebe Bölüm Sorumlusu

murat.ceyhan@bilgeadam.com

 

Artı ve Eksileriyle Stok Değerlemede Lifo Yöntemi (I)

 

Bu stok değerleme yönteminde, son giren malların ilk önce çıktığı (satıldığı) ve kullanıldığı (üretime sevk) ve ilk alınan malların dönem sonu mevcudu olarak kaldığı kabul edilir. Bundan dolayı yöntemin kelimelerine göre anlamı “son giren ilk çıkar” olmaktadır. Lifo yönteminde, her stok hareketinden sonra dönem sonu stok ve kullanılan stok maliyeti hesaplanabilir. Bu durumda sürekli envanter yöntemi uygulanmış olur. Fiyatların arttığı dönemlerde kar lifo yönteminde “düşük”, fiyatların düştüğü dönemlerde ise tersi bir sonuç ortaya çıkar.

 

Bu yöntemde direkt ilk madde ve malzemenin üretime son fiyatlarla gönderildiği varsayımı esas alınmıştır. Lifo yönteminin amacı, enflasyonist dönemlerde işletmelerin öz varlıklarını daha az vergi almak suretiyle korumaktır. Enflasyonist dönemlerde işletmeler üretimde kullandıkları direkt ilk madde ve malzemeyi aynı fiyatla satın alamadıklarından bu durum mali yapılarının bozulmasına neden olmaktadır.

 

LİFO, son zamanlara kadar tipik olarak sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılan ve günümüzde hala bu ülkede yoğun olarak uygulanan başlıca stok yöntemlerinden biridir. Bununla birlikte LİFO, Avrupa Birliği direktiflerinde de kabul edilir bir yöntemdir ve bir dereceye kadar kullanımı diğer ülkelere doğru genişlemektedir. Öte yandan, Avustralya, Singapur ve İsviçre gibi ülkeleri de içeren bazı ülkelerde LİFO kullanımı hala yasaktır.

 

LİFO yönteminde esas alınan varsayım, son alınan malların (imalat bağlamında) önce kullanıldığı yada (ticaret bağlamında) önce satıldığı yönündedir. Dolayısıyla satış gelirleri ile kıyaslanan maliyetler son alınanların maliyetidir. Bu varsayımın doğal bir sonucu olarak ise elde kalan stoklar ilk alışları temsil edecektir. LİFO yönteminde yapılan bu temel varsayım, bu yönteme ilişkin avantaj ve dezavantajları da beraberinde getirir.

 

4008 sayılı Kanun ile V.U.K.’un 274. Maddesi “Mükellefler satın aldıkları veya imal ettikleri emtianın maliyet bedelini LİFO yöntemi uygulamak suretiyle de tespit edebilirler. Bu yöntemi seçenler en az beş yıl süre ile bu yöntemden vazgeçemezler” şeklinde değiştirilmiştir. Kanun değişikliğinin gerekçesi para değerindeki düşüşlerin stok değerinde yarattığı suni artışlar yoluyla mükelleflerin enflasyon kazançları üzerinden vergi ödemelerinin önlenmesi” olarak ifade edilmiştir.

 

Stok değerleme yöntemleri Gerçek Maliyet Yöntemi, Ortalama Maliyet Yöntemi (Basit- Ağırlıklı- Hareketli ) ve İtibari Maliyet Yöntemi (FIFO- LİFO) ve diğer stok değerleme yöntemleri olarak ayrılmaktadır.

 

01.01.1996 tarihinden itibaren uygulanacak olan LİFO yönteminin beklenen sonucu vermesinin ön koşulu işletmenin stoklarının bulunmasıdır. Yöntemin birden fazla hesap döneminde etkili olarak kullanabilmesi dönemler itibariyle fiyat artışlarının aynı yönde olmasına ve stok düzeyinin azalmasına bağlıdır.

 

Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre dönem sonu stoklarının son giren ilk çıkar yöntemine göre değerleyen veya amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yeniden değerlemeye tabi tutan mükelleflerin, işletmede kullandıkları yabancı kayıtlara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yaptıkları giderler ve maliyet unsurları toplamına (yatırım maliyetine eklenenler) aşağıdaki indirim oranının uygulanması suretiyle bulunacak kısmın % 25’ i gider yazılamaz.

 

İndirim oranı, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre o yıl için tespit edilmiş, olması yeniden değerleme oranının, ilgili kuruluşlardan alınan bilgilere göre Maliye Gümrük Bakanlığının o yıl için hesaplanan ortalama ticari kredi faiz oranına bölünmesi suretiyle bulunur.

 

Sanayi siciline kayıtlı imalatçıların imalat faaliyetlerinde kullandıkları yabancı kaynaklara ait gider ve maliyet unsurlarına bu bent hükmü uygulanmaz.

 

Konuyu bir örnekle açıklamak gerekirse yeniden değerleme oranının % 72, ortalama ticari kredi faiz oranının % 109 olması halinde indirim oranı, % 72,8 / % 109= % 66,7 olacaktır. İşletme 100.000.000 TL faiz ve komisyon gideri yapmış ise finansman giderinin; 100.000.000 TL x % 66,7= 66.700.000 TL x % 25 16.675.000 TL ‘lık kısmı gider veya maliyet olarak dikkate alınmayacak, özetle % 16.675’i kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacaktır.

 

Yeniden değerleme işlemi yapan veya dönem sonu stoklarını son giren ilk çıkar (LİFO) yöntemiyle değerleyen mükellefler 01.01.1996 tarihinden itibaren işletmelerinde kullandıkları yabancı kaynaklar için ödedikleri finansman giderlerinin bir kısmının ticari kazancın tespitinde gider veya maliyet olarak dikkate alamayacaklarıdır. Bu nedenlerle mükellef ve uygulayıcıların dönem sonu gelmeden bu konuyu göz önünde bulundurmaları gerekmektedir.

 

Bu uygulamadan özellikle yeniden değerleme yapan ticaret ve hizmet işletmeleri etkilenecektir. İmalat işletmeleri, bankalar, sigorta şirketleri ve finans kurumları söz konusu uygulamanın dışında bırakılmışlardır.

 

Yayınlandığı günden beri tartışma konusu yaratan Maliye Bakanlığı’nın finansman Gider Kısıtlamasına ilişkin 54 ve 55 numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliğlerin bazı hükümleri, Danıştay 4. Dairesince verilen yürütme durdurma kararı ile askıya alınmış bulunmaktadır. Konu hakkındaki nihai karar bilâhare verilecek olmakla birlikte verilen yürütmeyi durdurma kararına ilişkin hususlar aşağıdaki gibidir.

 

Tek faaliyet konusu imalat ve imal ettiği mallar satmak olan imalatçı müesseseler için finansman gider kısıtlaması diye bir sistemin geçerli olmadığını Danıştay ilgili kararında açıkça belirtmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla bu tür müesseselerin yeniden değerleme yapmaları ve/veya LİFO yöntemini uygulamaları halinde dahi finansman gider kısıtlamasına ilişkin herhangi bir hesaplama yapmaları söz konusu değildir.

 

Danıştay tarafından yürütmesi durdurulan düzenlemelerin biri finansman gideri yanında finansman geliri de olan işletmelerin bu gelir ve giderleri arasında netleştirme yapılmadan sadece finansman giderlerine kısıtlama uygulanmasını öngören düzenlemedir.

 

Danıştay böyle bir uygulamanın gelir ve kurumlar vergisinde mali güce göre vergileme ilkesinin sonucu olan safi gelirin vergi konusu edilmesi ilkesine aykırı olduğundan yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir.

 

Danıştay tarafından yürütmenin durdurulmasına karar verilen bir diğer işlem de, işletmelerin kullanmış oldukları yabancı kaynaklara ilişkin olarak düzenlenen belgelerde ayrıca gösterilmeyen yabancı kaynaklara ilişkin finansman giderlerinin kısıtlamaya tabi tutulmasını öngören düzenlemedir. Danıştay bu konuda yaptığı değerlendirmede de Maliye Bakanlığı’nın kanunun kendisine tanıdığı yetkiyi aşacak şekilde düzenleme yaptığını belirtmektedir.

 

Danıştay tarafından yürütmenin durdurulmasına karar verilen başka bir düzenlemede 54. Nolu Genel Tebliği’nin C Bölümünün 2. paragrafına ilişkin bulunmaktadır. Buna göre işletmede kullanılan yabancı kaynakların hangi yıl temin edildiğinin önem arz etmediği ve bu kaynaklara ilişkin 01.01.1996 tarihinden sonra yapılacak faiz komisyon kur farkı, vade farkı ve benzeri ödemeleri kısıtlama kapsamına alan Maliye Bakanlığı düzenlemesi hakkında da yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş bulunmaktadır. Diğer bir anlatımla 01.01.1996 tarihinden önce temin edilip işletmede kullanılmaya devam edilen yabancı kaynaklara ilişkin bu tarihten sonra ortaya çıkacak finansman yüklerine kısıtlama öngören Maliye Bakanlığı düzenlemesi Danıştay tarafından durdurulmuştur.

 

Danıştay bu kararını da önceki duruma göre fizibilitesini yapmış ve buna göre borçlanmış işletmelerin kanuna güven ve istikrar prensiplerine dayalı haklı beklentileri ortadan kaldıracağı gerekçesine dayandırmıştır. Yukarıda yer alan kararlar belirtildiği üzere nihai kararlar olmayıp, yürütmenin durdurulmasına ilişkin bulunmaktadır.

 

55 seri nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin 3. bölümü gereğince kayıtlarında LİFO’yu uygulamasına rağmen kurumlar vergisi veya yıllık gelir vergisi beyannamesinde bu yöntemin vergisel avantajlarından yararlanmayan mükellefler bu yöntemi uygulamamış kabul edilecektir. Ancak bu şekildeki bir uygulamayla gider indirimi kısıtlaması kapsamı dışında kalabilmek için yasal kayıtlarda stokların, yasaların öngördüğü değerleme esasını kullandığını kanıtlayacak bir muhasebe bütünlüğü içinde izlenmesi gerekir. Bunun için aralıklı envanter yöntemi kullanılsa dahi her mal cinsi için bir stok kartı veya yardımcı defter sistemi kurulmalı ve bu kayıtlar ambar giriş çıkışlarıyla desteklenmelidir.

 

V.U.K.’nun 274. maddesinin lafzında mükelleflerin işletmedeki farklı mal gruplarını farklı yöntemlerle değerlemeye tabi tutup tutamayacakları konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bu durum özellikle bu şekilde uygulama yapan mükelleflerin finansman giderlerinin bir kısmının kabul edilmemesi uygulamasının ne şekilde yapılacağı hususunda önem arz etmektedir.

 

V.U.K.’nun 3. maddesinde vergi kanunlarının lafzı ve ruhu ile hüküm ifade edeceği lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

 

Değerlemenin ne zaman, hangi kıymetlerde, hangi ölçütler kullanılarak ve ne şekilde bir hesaplama tarzıyla yapılacağına ilişkin getirilen yasal düzenlemeler, esas olarak V.U.K.’nun “Değerleme” başlığını taşıyan üçüncü kitabında 258 ve 330’uncu maddeler kapsamında hayli geniş bir çerçevede hükme bağlanmıştır.

 

V.U.K.’nun 258. maddesinde değerlemenin tarifi yapılmıştır. Buna göre; “Değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir.” Tanımdan da anlaşılacağı üzere, V.U.K.’da hükme bağlanan değerleme kavramının belli unsurları bulunmaktadır.

 

Birinci unsur, değerlemenin esas olarak, vergi matrahlarının doğru olarak hesaplanması amacıyla yapılacak bir işlem olması durumudur. Yapılması öngörülen değerleme işlemi, ekonomik kaygılardan öte, vergisel kaygıları ön plana çıkaran bir işlem olarak karşımıza çıktığı için, özellikle ekonomik gözle olaya yaklaşıldığında herkesi tatmin etmekten uzak bir özellik arz etmektedir.

 

İkinci unsur, değerlemenin iktisadi kıymetlere ilişkin yapılacak bir işlem olmasıdır. Değerlemeye tabi iktisadi kıymetler, bir işletmeye kayıtlı olan veya bir kişinin servetine dahil olan ve genel olarak vergisel işlemlerin konusunu giren maddi ve gayri maddi mal ve haklardan oluşmaktadır.

 

Üçüncü unsur ise, değerlemenin belli hesaplamalar sonucunda yapılacak takdir ve tespit işlemi olması durumudur. Bu hesaplamalar sırasında, iktisadi kıymetlerin belli bir andaki değerine, belli kanuni esas ve ölçülerden hareketle ulaşılmaya çalışılmaktadır.

 

V.U.K.’nun 260. maddesinde değerlemede esas tanımlanmıştır. Buna göre; “Değerlemede, iktisadi kıymetlerden her biri tek başına nazara alınır. Teamülen aynı cinsten sayılan malları ve düşük kıymetli müteferrik eşyayı toplu olarak değerlemek caizdir.” Görüldüğü üzere kanun koyucu değerlemede, iktisadi kıymetlerden her birinin tek başına nazara alınacağını hüküm altına almıştır. V.U.K.’nun 261. maddesinde ise değerleme ölçüleri sayılmış ve değerlemenin, iktisadi kıymetin nevi ve mahiyetine göre bu ölçülerden biri ile yapılacağı belirtilmiştir.

 

V.U.K.’nun 274. maddesinde satın alınan ve imal edilen emtianın maliyet bedeli ile değerleneceği hüküm altına alınmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus LİFO yönteminde de maliyet bedelinin esas olduğudur. V.U.K.’nun 260. maddesinin de değerlemede iktisadi kıymetlerden her birinin tek başına nazara alınacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla mükelleflerin işletmedeki farklı mal gruplarını farklı yöntemlerle değerlemeye tabi tutma konusunda bir serbestiye sahip olduklarının kabul edilmesi gerekmektedir. Zaten V.U.K.’nun 274. maddesinin ikinci fıkrasında emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedellerinin % 10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde mükellefin, maliyet bedeli yerine 267’inci maddenin ikinci sırasındaki usul hariç olmak üzere, emsal bedeli ölçüsünü tatbik edebileceği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü üzere kanun koyucu değerlemede emtiayı bir bütün olarak ele almamış emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedellerinin % 10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde farklı bir değerleme ölçüsü getirmiştir.

 

V.U.K.’nun üçüncü kitabının “değerleme” başlıklı üçüncü kitabının üçüncü kısmında amortismanlara ilişkin hükümler yer almaktadır. V.U.K.’nun mükerrer 320. maddesinde iktisadi ve teknik bakımdan bir bütün teşkil eden değerler için normal veya azalan bakiyeler usulü ile amortisman usullerinden yalnız birisi uygulanabilir şeklinde bir hüküm yer almaktadır. Görüldüğü üzere Kanun Koyucu iktisadi ve teknik bakımdan bir bütün teşkil eden değerler için amortisman usullerinde bir sınırlamaya gitmiştir. V.U.K.’ nun 3. Maddesinde vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır hükmü yer almaktadır. Emtiaya ilişkin değerleme hükümleri değerleme kitabının birinci kısmında yer almaktadır. Söz konusu hükümlerde ise emtia değerlemesi için ise böyle bir sınırlama öngörülmemiştir. Dolayısıyla mükelleflerin bu konuda bir serbestiye sahip olduklarının kabulü gerekmektedir.

 

Maliye Bakanlığı’nca yayımlanan 54 seri nolu K.V.G.T.’nin kapsamla ilgili A/1 bölümünde yer alan “.... Hiç bir şekilde yararlanmayan mükellefler” ifadesi işletmelerin LİFO yöntemini uyguladıkları malların dönem sonu stoklarının sıfır olması durumunda LİFO yönteminin avantajlarından yararlanamayacak olmaları nedeniyle finansman gideri kısıtlaması uygulamasına tabi olmayacaklarını belirtmektedir. Dolayısıyla tebliğdeki bu ifade mükelleflerin kısmen de olsa bazı mal veya mal gruplarında LİFO yöntemini uygulayabileceklerini doğrular niteliktedir.

 

“Muhasebe icapları açısından emtia nevileri itibariyle farklı tercih yapılabileceği kabul edilmekte, hatta bazı hallerde zorunlu sayılmaktadır. Yüzlerce veya binlerce çeşit emtianın alınıp satıldığı mağazalar, hiper marketler gibi işletmelerde, “son giren ilk çıkar” yönteminin bütün çeşitlerde uygulanmasının ilave hizmetler gerektireceği, belki de sağlanacak vergi avantajından daha büyük külfetleri katlanma durumunun doğacağı ifade edilmektedir.”

 

Özellikle birden fazla işletmesi olan ve LİFO yöntemini seçtikten sonra yeni mallar satmaya başlayan şirketlerde LİFO’nun bir zorunluluk olarak uygulanmaması gerekir.

 

Emtianın bir bütün olduğu dolayısıyla mükelleflerin işletmedeki farklı mal gruplarını farklı yöntemlerle değerlemeye tabi tutma konusunda bir serbestiye sahip olmadığı bu şekilde bir kabulün mükellefleri vergi matrahlarını ayarlayacak şekilde uygulama yapmaya iteceği şeklinde karşıt görüşler mevcuttur. Ancak kanun koyucunun yapılması gerekenleri ve yapılmaması gerekenleri hüküm altına alacağı kanunun amir hükmüdür. Böyle bir belirlemenin yapılmaması durumunda ise mükelleflerin bir serbestiye sahip olacağı açıktır. Zaten kanunun lafzında böyle bir sınırlama yer almamakla birlikte yukarıda belirtildiği üzere kanunun ruhu ve diğer maddelerde yer alan hükümler de böyle bir sınırlamayı öngörmemektedir.

 

LİFO yaklaşımının en belirgin avantajlarından birisi; belli bazı özel durumlarda, varsayılan maliyet akışının fiili mal akışıyla hemen hemen örtüşmesidir. Yani belli bazı durumlarda, bu yöntemde varsayılan durum ile gerçek durum çakışabilir.

 

Bu hususun daha iyi anlaşılabilmesi için satılmak üzere depolanan kömür yığınları düşünülebilir. Bu örnekte, yığına eklenen son parti kömürler çıkarılacak ilk parti olacaktır, zira yığının en üstünde yer alan parti budur ve çıkarılacak kömür en dipteki katmandan alınmayacaktır. Ancak verilen bu kömür yığını örneği, fiili mal akışı ile LİFO varsayımının uyuştuğu (örtüştüğü) az sayıdaki örneklerden biridir. Bu nedenle, LİFO kullanımının gerekçesi olarak bu yöntemin diğer avantajlarının da belirtilmesi gerekir. Bu avantajlar aşağıda belirtilmiştir.

 

Karşılaştırma

 

LİFO yönteminde en son maliyetler halihazırdaki satış hasılatı ile kıyaslanır ki bu, karın daha gerçekçi tespitine olanak sağlar. Enflasyonist bir ortamda, güncel maliyetler ile hasılatlar karşılaştırılamayacağı için, envanter karları (yada enflasyon karları) oluşur. Satış hasılatı ile karşılaştırılan stok maliyetleri, stok yenileme maliyetinden düşük olduğu takdirde söz konusu envanter karı oluşacaktır. Yani satılan mallar maliyeti bu nedenle daha düşük, kar ise daha yüksek belirlenecektir. İşte (diğer bir yönteme kıyasla: örneğin FIFO), LİFO kullanmak suretiyle güncel hasılatla güncel maliyetler karşılaştırılacak ve envanter karları bu suretle düşürülecektir.


Vergi Avantajları

 

LİFO yönteminin popüler olmasının esas sebebi sağladığı vergi avantajlarıdır. Fiyatlar yükseldiği ve stok miktarları azalmadığı sürece bir vergi ertelemesi söz konusu olacaktır, zira yukarıda değinildiği gibi, elde edilen hasılat daha yüksek fiyat seviyelerinden yapılan en son alımlarla karşılaştırılmakta, yüksek bedelli satılan mal maliyeti (yada düşük stok maliyeti) sebebiyle kar daha düşük tespit edilmektedir. Örneğin; Amerikan Fuqua firması LİFO’ya geçişten sonra 4 milyon dolar vergi avantajı sağlamıştır. Fiyatlar seviyesi sonradan düşse bile geçici bir vergi ertelemesi sağlanacaktır.

Enflasyonun günlük hayatın bir parçası olduğu (ve ülkemizin de içinde bulunduğu) ekonomilerde LİFO yöntemi, FIFO yöntemine kıyasla vergi avantajları sağlamaktadır. Ancak bunun tersine, fiyat düşüşlerinin gerçekleştiği dönemler boyunca bu vergi avantajı bir dezavantaja dönüşebilir. Öte yandan, fiyat seviyesinin istikrarlı olduğu dönemlerde ise LİFO ve FIFO genellikle benzer sonuçlar yaratacaktır.

 

Nakit Akımında İyileşme

 

LİFO kullanımı nakit akımında bir iyileşme sağlar. Bu iyileşme yukarıda belirtilen vergi ertelemesi ile ilgilidir, zira vergi nakit olarak ödenmek zorundadır. Bu nakit iyileşmesi, borçlanma ihtiyacını azaltmak suretiyle finansman giderlerinde de tasarruf sağlayacaktır. . Örneğin yine Amerikan Fuqua firması LİFO’ya dönmekle borçlanma maliyetlerinde (faiz giderlerinde) 400.000 dolarlık bir tasarruf beklemektedir. Eğer bir firma vergilerini rahatça ödeyecek düzeyde bir nakde sahip olsa bile, LİFO sayesinde üzerinden bir getiri elde edebilecek (ve FIFO kullananların sahip olamayacağı) bir fona sahip olacaktır.

 

Gelecekteki Kazançlara (Olası Zararlara) İlişkin Tedbir

 

Gelecekte oluşacak fiyat düşüşleri sebebiyle bir firmanın gelecekte elde edeceği kazançlar LİFO kullanımı sayesinde olumsuz bir şekilde etkilenmeyecektir. LİFO, fiyat düşüşlerine bağlı olarak oluşacak zararları çok önemli ölçüde minimize eder yada elimine eder, zira LİFO kullanımı sonucu oluşan stoklar, yüksek fiyat seviyelerinde oluşmuş ve bu nedenle fiyat düşüşlerine hassas olacak nitelikte stoklar değildir. Tam tersine, FIFO kullanımı suretiyle (daha yüksek fiyatlardan) değerlenmiş stoklar ileride oluşacak fiyat düşüşlerine daha hassastır.

 

Yukarıda belirtilen temel avantajlarına karşılık, LİFO kullanımının aşağıda belirtilen dezavantajları da mevcuttur;

 

Düşük Kazançlar (Hisse Değerinin Düşmesi)

 

Bazı firmalar (yöneticiler), yüksek enflasyon dönemlerinde LİFO kullanımı sebebiyle gerçekleşen düşük kar beyanını LİFO yönteminin belirgin bir dezavantajı olarak değerlendirir ve yüksek kar beyanını, sağlanacak vergi avantajlarına (düşük vergi beyanına) tercih ederler. Zira, düşük kar beyanı sonucunda yatırımcılar olumsuz etkilenecek ve firmanın hisselerinin değeri düşecektir. Ancak bunun tersi bir düşünceyle, (FIFO gibi) diğer yöntemlerin uygulanması durumunda oluşacak enflasyon karları yatırımcılar için aldatıcı da olabilir.

 

Düşük Değerlenmiş Stoklar (Bilançonun Deformasyonu)

 

LİFO, bir firmanın bilançosu üzerinde deforme edici etki yaratabilir. LİFO yöntemiyle yapılan değerleme normal olarak güncelliğini kaybetmiştir çünkü, stoklarda yansıtılan maliyetler en eski maliyetlerdir. İşte bu düşük değerleme, firmanın işletme sermayesini gerçek duruma kıyasla çok daha kötü bir görünüme sokar. Stokların bilanço değeri ile piyasa fiyatları arasındaki bu farkın büyüklüğü ve yönü bir taraftan fiyat değişikliklerinin derecesine ve yönüne, diğer taraftan da stok devir hızı değerine bağlıdır. Fiyatların yükselmesi ve düşük stok devir hızı (yani stokların eritilmesinden kaçınılması) unsurlarının birlikte etkisiyle, stokların bilanço değeri ve piyasa değeri arasındaki fark iyice artar. Dolayısıyla böyle bir durumda, LİFO kullanımının bilanço üzerinde deforme etme etkisi de artacaktır.

 

Fiili (Fiziki) Mal Akışı İle Uyumsuzluk

 

Daha önce belirttiğimiz kömür yığını örneğinde olduğu gibi, bazı özel ve hatta garip durumlar dışında LİFO ile varsayılan maliyet akışı aslında fiili mal akışı ile örtüşmez. Aslında LİFO orijinal olarak sadece bazı özel durumlarda uygulanabilecek bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır, ancak bu husus zamanla değişmiştir. Fiili mal akışının özellikleri (ne şekilde gerçekleştiği), LİFO yönteminin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesi konusunda artık önemli bir rol oynamamaktadır.

 

Yerine Koyma Maliyetlerinin İhmali

 

Enflasyonist bir ortamda satılan mal maliyetleri belirlenirken sadece en son maruz kalınan maliyetler değil, dahası satılan bu malların yerine koyma maliyetleri de dikkate alınmalıdır. Yerine koyma maliyetlerinin dikkate alındığı bu yöntem, bir stok değerleme yöntemi olarak henüz geçerliliği olmayan NIFO (Nextin, Firstout ya da Sonra giren, İlk Çıkar) yöntemine işaret eder. Bu tip bir yaklaşımda ulaşılacak gelir rakamı da diğer yöntemlere göre farklı olacaktır. İşte LİFO (FIFO kadar olmasa da) yerine koyma maliyetlerine dayalı gelir tespitinde yetersiz kalmaktadır

 

İrade Dışı Likidite (Nakde Dönüşme)

 

Bilindiği üzere LİFO kullanımı, elde kalan malların yani stokların ilk alışlardan yani düşük fiyatlı eski maliyetlerden oluşmasına yol açar. Yani stok değerleri erozyona uğramıştır. Eğer bir firma bu stoklarını (yada bu maliyet katmanlarını) örneğin, piyasada oluşan bir kıtlık yada bir grev sebebiyle sebebi ile eritmek (satmak) durumunda kalırsa oldukça garip sonuçlar oluşabilecektir, zira bu eski ve düşük maliyetler güncel satış hasılatı ile kıyaslanacaktır. Bu husus ilgili dönemde beyan edilen gelirleri (çok yüksek gelir beyanı şeklinde) deforme etmenin yanı sıra vergisel açıdan da oldukça olumsuz sonuçlara neden olacaktır. Bu kapsamda örneğin, Amerikan Allied firmasının gelirleri 13 milyon dolar ve hisse başı kazanç rakamı ise 17 cent artmıştır.

 

Şayet stokların bu irade dışı nakde dönüşümü, belirtildiği gibi örneğin bir grev yada bir hammadde kıtlığından kaynaklanıyorsa, bu durumda karşılaşılacak vergisel problem daha da şiddetli olacaktır. Zira bu durumlarda firmalar en düşük seviyede vergi ödeme gücüne sahipken, yüksek vergi borçları ile karşılaşabileceklerdir. Öte yandan, yüksek vergi ödeme sorunuyla bağlantılı olarak, nakit akımında oluşacak bozulmalar diğer olası bir sonuçtur.

 

Kötü Satın Alma Alışkanlıkları

 

Bir önceki maddede belirtilen likidite problemi sebebiyle LİFO, kötü satın alma alışkanlıkları yaratabilir. Bu doğrultuda, bir firma eski maliyetlerin yeni hasılatlarla kıyaslanmasını engellemek için sürekli olarak daha çok yeni mal alımı yapabilir. Dahası bu satın almalar dönem sonunda yapılmak suretiyle net kar rakamı maniple edilebilir.

 

LİFO yöntemine ilişkin avantaj ve dezavantajlardan bahsettikten sonra izleyen bölümde, stok değerlemesine ilişkin yöntem seçiminde söz konusu olabilecek kriterlerden bahsedilecektir.

 

Stok değerleme yöntemleri içinden hangisi seçilmelidir ? Elbette bu konuda mutlak kurallar ortaya koymak mümkün değildir. Ancak, aşağıda belirtilen koşulların varlığı halinde LİFO yöntemi tercihen kullanılabilir bir yöntemdir;

 

1- Satış fiyatları ve hasılatlar maliyetlerden daha hızlı bir şekilde artıyorsa ve bu sayede net kar rakamı deforme oluyorsa ve

 

2- LİFO’nun geleneksel olarak uygulanabileceği faaliyetler mevcut ise (örneğin, sürekli olarak belli bir miktarda stok bulundurmak durumunda olan rafineriler, kimyevi maddeler ve cam endüstrilerinde faaliyet gösteren işletmeler gibi)

 

Bunun tersine, izleyen şartlarda LİFO yöntemi uygun değildir;

 

1- Satış fiyatları maliyetlerin gerisinde kalma eğiliminde ise

 

2- Fiili maliyet sisteminin geleneksel olarak uygulanabileceği faaliyetler mevcut ise (örneğin, otomobil, zirai aletler, sanat eserleri ve mücevherat satımı ile uğraşan işletmeler gibi) ya da

 

3- Üretim miktarı arttıkça birim maliyetlerin düşme eğilimi içinde olduğu ve böylece LİFO’nun sağlayabileceği vergi avantajlarını ortadan kaldıran faaliyetler söz konusu ise

 

Bir yöntemin seçiminde, yarattığı vergisel sonuçlar ayrı bir değerlendirme sebebidir. FIFO’dan LİFO’ya geçiş daima ani bir vergi avantajı yaratır. Bununla birlikte, LİFO’dan FIFO’ya geçiş çok önemli miktarda bir vergi yükü yaratabilir. Örneğin, Chrysler Otomobil firması, LİFO’dan FIFO’ya döndüğünde, LİFO uygulaması sebebiyle geçmiş 14 yıl boyunca ertelediği 53 milyon dolarlık ek bir vergi yükü ile karşılaşmıştır. Özellikle büyük çaplı firmalarda LİFO’dan FIFO’ya geçiş daha parlak ve başarılı bir mali görünüm sunma amacından kaynaklanmaktadır.

 

Ancak, sadece daha yüksek kar beyanı amacıyla LİFO’dan FIFO’ya dönmek, bu geçişin yapılması gerekip gerekmediği konusunda tartışılır bir husustur. Yüksek kar beyanının o firmanın hisse senedi fiyatlarını arttıracağı düşünülebilir. Ancak bununla birlikte bazı çalışmalar göstermiştir ki, finansal verileri kullanan yatırımcılar düşünüldüğünden çok daha kompleks bir değerlendirme içindedirler. Nitekim, LİFO sebebiyle bildirilen düşük karlara rağmen, hisse senedi fiyatları aynı hatta bazen daha da yüksek olabilmektedir. LİFO kullanımına yönelik bu endişeden kurtulmanın bir yolu, şayet LİFO yerine örneğin FIFO kullanılsaydı stok değerleri ve net kar rakamı ne olurdu sorusunun cevabını yıllık raporlarda kullanıcılara sunmaktır. Son olarak, stok devir hızının yüksek olduğu durumlarda, daha karmaşık ve ek muhasebe işlemleri ve buna bağlı giderlerin yüksekliği gibi sebepler, ortalama maliyet yönteminin kullanılmasını bu yöntemin kolaylığı açısından anlamlı kılar.

 

Yukarıda belirttiğimiz stok yöntemleri, beyan edilen kar rakamının maniplasyonundan daha ziyade, bu rakamın doğru olarak hesaplanmasına yardımcı olmaları açısından birer araçtır. Bundan dolayı, bir firmanın yapısına en uygun olan yöntem seçilmeli ve seçildikten sonra sürekli bir şekilde uygulanmalıdır. Eğer gelişen şartlar seçilen yöntemin uygun olmadığına işaret ederse, diğer bir yöntemin seçiminden önce tüm diğer olasılıklar ciddi bir şekilde değerlendirilmelidir. Yapılan değişiklik net bir şekilde açıklanmalı ve bunun etkileri mali tablolarda gösterilmelidir.

 

"Son Giren İlk Çıkar" yöntemi olarak adlandırılan bu yöntem çıkışı yapılan malların çıkış tarihine kadar stoğa girmiş en son mallardan yapıldığı varsayımına dayanır. Bu nedenle gelirin maliyetle eşleştirilmesi, son alış maliyetlerinden başa doğru gidilerek yapılır. Örneğin 50 ve 70 tonluk ayrı ayrı tarihlerde ve farklı fiyatlarla girişi yapılan mallardan 100 tonluk çıkışın yapılmak istenmesi halinde bu çıkışın 70 tonluk kısmının son girişi yapılan maldan, kalan 30 tonluk kısmının da önceki mal grubundan kendi birim fiyatlarıyla çıkışının yapılması gerekir.

 

Temel yapısı aynı olmakla beraber kapsamlarına, temel aldıkları ölçülere, kullanıldıkları alanlara, maliyet saptama zamanlarına, maliyetlemelere temel aldıkları değerlere ve mali durum tablolarına yansıtılış türlerine göre olmak üzere ve kısmen de birbirinin alternatifi olmayan çok çeşitli LİFO yöntemleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları hakkında gerekli açıklamalar aşağıda yapılmıştır.

 

Kapsamlarına Göre LİFO Yöntemleri :

 

Kapsamlarına göre LİFO yöntemi;

 

1. Tüm stoklara uygulanan,

 

2. Stoklara kısmen uygulanan,

 

olmak üzere 2 şekilde uygulanabilir. Amerika ve diğer bazı ülkelerde işletme bazı mallar için LİFO yöntemini diğer mal ve/veya mal grupları için ise farklı değerleme yöntemleri kullanılabilmektedir. Ancak ülkemizde bu yöntemin uygulanması yabancı kaynak gider kısıtlaması ile birlikte değerlendirildiği için LİFO yönteminin kısmen de olsa uygulanması halinde yabancı kaynak gider kısıtlaması gündeme gelmektedir. (G.V.K. Md 41/8, İmalatçı işletmeler hariç) Bu nedenle ticari bilanço düzenlemesinde kısmen uygulama yapmak mümkünse de mali bilanço düzenlenirken LİFO yöntemiyle V.U.K.'nun öngördüğü diğer değerleme yöntemleri arasındaki uygulama farkının dönem ticari karına ilavesi gerekir.

 

Mükelleflerin stok değerlemesinde serbest olmaları süreklilik gösteren enflasyona karşı fiktif karları önlemede önemli bir etken olan LİFO yönteminin yaygın uygulama imkanına kavuşturulması uygun olur. Diğer taraftan LİFO yönteminin uygulanmasıyla bilançolarda meydana gelen düşük stok değerlemesinin bir başka deyişle stokların gerçek değerleriyle bilançoda yer almadığı savı TMUDESK tarafından yayınlanan 2 numaralı "Yüksek Enflasyon Dönemlerinde Raporlama" adlı standartla giderilebileceği gibi ileride açıklanacağı üzere Ayarlanmış LİFO yöntemi ile de mümkündür.

 

Temel Aldığı Ölçülere Göre LİFO Yöntemi :

 

Temel aldığı ölçülere göre LİFO yöntemi;

1. Miktar hareketlerini temel alan LİFO,

2. Değer hareketlerini temel alan LİFO, olmak üzere iki şekilde uygulanabilir.

 

Miktar Hareketlerini Temel Alan LİFO : LİFO yöntemi temelde stok miktarlarında meydana gelen değişikliklere göre yapılan bir uygulamadır. Son giren mal miktarından başlanarak üretim ya da satış maliyetlerine girişler olduğu kabul edilir. Fiyatlandırmada değerlemenin yapıldığı an itibariyle stoka son defa girmiş partinin maliyet fiyatından başlanarak yapılır.

 

Değer Hareketlerini Temel Alan LİFO : Stok giriş çıkışlarının ve çeşitlerinin çok olduğu durumlarda işlem çokluğundan kaçınmak için miktar hareketleri yerine belli aralıklarla saptanan ve tamamen global değerleri temel alan UFO uygulaması yapılabilir. Daha çok perakende satışlarda uygulanır.

 

Maliyet Saptama Zamanları Açısından LİFO Yöntemi :

 

Maliyet Saptama Zamanları Açısından LİFO Yöntemi 3 türlü uygulanabilir:

1. Her çıkışta maliyetleme,

2. Her ay sonunda maliyetleme,

3. Hesap dönemi sonlarında maliyetleme.

 

Her Çıkışta Maliyetleme : Gerçek maliyeti kavramak açısından en iyi yöntem olarak görülmekte ve stoklardan imalat işletmelerinde üretime, ticaret işletmelerinde satışa her çıkışta fiilen gerçekleşmiş ve o ana en yakın maliyet fiyatını yakalama imkanını vermektedir.

 

Her Ay Sonunda Maliyetleme : Her çıkışta maliyetleme imkanı olmadığı durumlarda imalat maliyetleri ay sonlarında yapılarak çıkış maliyetleri tespit edilir. Her çıkışı zamanında ve ayrı ayrı değerlendirmediği için fiili maliyetten sapmalar gösterebilmektedir. Bu tür hallerde yıl sonu itibarıyla maliyetleme yöntemi daha uygun görünmektedir.

 

Hesap Dönemi Sonlarında Maliyetleme : Bu yöntemin amacı dönem sonu stokunu en eski girişlerle değerlendirmektir. Dolayısıyla satılan mal maliyetine gerçeğe en yakın (cari maliyete en yakın) maliyetle yükleme yapılmış olur.

 

Bu yöntemin pratik bir uygulaması şöyle yapılabilir. Yıl sonu stok miktarı yılbaşı stok miktarından fazla ise bu fark yıl içindeki en eski alım maliyetiyle çarpılarak yılbaşı alım maliyetine eklenir. Geriye kalan satılan (veya imalata giden) mal maliyetidir.

 

Yıl sonu stok miktarı yıl başı stokundan az ise bu defa aradaki fark yılbaşı stokları içindeki en yüksek değerli parti maliyetiyle çarpılarak satılan mal maliyetine yıl içi alışlarıyla birlikte katılabilir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

  • Nihat Küçüksavaş, “Maliyet Muhasebesi” , İstanbul: Beta Yayınları, 2002.
  • Rüstem Hacırüstemoğlu, “Maliyet Muhasebesi” , Yeniden Düzenlenmiş 3. Baskı, İstanbul:

          Türkmen Kitabevi, 2000.

  • Oktay UĞUR, “Lifo Avantajlar, Dezavantajlar”, Vergi Dünyası , Sayı:222, Şubat 2000.
  • Rüstem Hacırüstemoğlu, “Enflasyon Muhasebesi Uygulamaları” , İstanbul: Ders Kitaplar

          Anonim Şirketi Tesisleri, 1997.

  • Akın Tavuz, “Emtia Değerlemesinde Lifo Yönteminde Kısmi Uygulama Mümkün Mü ?”, Vergi

             Dünyası , Sayı:242, Ekim 2001.