|
19
Ekim 2003
Murat
CEYHAN
Bilge Adam Muhasebe Bölüm Sorumlusu murat_ceyhan@yahoo.com
VERGİNİN
YASALLIĞI İLKESİ
Anayasanın
73. maddesi “Vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir,
kaldırılır.” düzenlemesini içermekte olup
öğreti ve uygulamada verginin yasallığı ilkesi
olarak adlandırılan bu ilke vergi, resim, harç
ve benzeri kamusal erke dayalı bütün yükümlülüklerin
yasayla düzenlenmesi zorunluluğunu öngörmektedir.
Bu
anayasal norm 1961 Anayasasında da belirtilmiş olmakla
birlikte 1982 Anayasasının 73. maddesinde belirlediği
normun içeriğinden farklı olarak “Vergi, resim
ve harçlar ve benzeri mali yükümler
ancak kanunla konulur.” Şeklinde düzenlemiş olup
“değiştirilir” ve “kaldırılır” ibarelerine yer vermemiştir.
Nitekim 1924 Anayasasının 85. maddesi de “Vergiler ancak
bir Kanun ile tarh ve cibayet olunabilir.” ifadesiyle
vergilerin yasallığı ilkesine işaret etmiş bulunmaktadır.
Aynı şekilde 1924 Anayasası, 1961 Anayasası gibi vergilerin
tarh ve cibayetinin (salınması ve alınması) bir kanunla
olabileceğini anayasal norm olarak kayıt altına almıştır.
Buna bütünsel anlamıyla “verginin yasallığı
ilkesi” denir. Verginin yasallığı ilkesi, vergilere
ilişkin düzenlemelerin gerek şekli ve gerek maddi
anlamda kanunla yapılmasını zorunlu kılar. Verginin
Yasallığı İlkesi işlev olarak, keyfi ve takdiri uygulamaları
önleyecek ilkelerin kanunda yer almasını sağlayarak
bireyin özgürlüklerini devlete karşı
koruyan güvenlik sınırını sağlamada önem kazanmaktadır.
Yani vergilerin halk temsilcilerinin katıldığı yasama
organı tarafından konulabilmesi ile vergilemede keyfiliğin
yerini temsil ve hukukun üstünlüğü
almıştır. Bunun böyle olması, verginin dayanağını
kamu hukukunda bulup etkisini kamusal alanda ve kişilerin
özel hayatlarında hissettirmesi bakımından önem
kazanmaktadır. Verginin yasallığı ilkesinin fiili olarak
anlam ve hayat bulabilmesi için, yasal idare
ilkesi ile beraber düşünüldüğünde,
yasa ile getirilen objektif düzenlemeler çerçevesinde
kurulan sübjektif işlemlerin de yasaya uygun olması
ile gerçekleşir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de,
“Anayasanın her türlü mali yükümün
yasa ile konması gerekeceği kuralını düzenlerken
güttüğü amaç, keyfi, takdiri ve
sınırsız ölçülere dayalı bir uygulamaya
yer verilmemesi ilkesinin korunmasıdır.” şeklinde yerleşik
içtihadıyla verginin yasallığı ilkesini pekiştirmiştir.
Verginin
yasallığı ilkesi devlet açısından, verginin alınması
zorunluluğu ve verginin cebri icra yoluyla alınmasının
sınırlarını belirlerken aynı zamanda da birey yararına
da “temsilsiz vergi olmaz”, “kanunsuz vergi olmaz” ve
“verginin belirgin olması” gibi ilkelere dikkat ederek
sınırları belirlemektedir.
Bu
bağlamda kanun koyucu kanunla sadece konusunu belli
ederek bir mali mükellefiyetin alınmasına izin
vermesi “verginin yasallığı ilkesi” gereği yeterli bulunmamakta
olup aynı zamanda o kanunun mükellefiyeti, matrah
ve oranları, tarh ve tahakkuku, tahsil usulleri, müeyyideleri
ve zamanaşımı gibi çeşitli yönlerini de
düzenlemesi gerekmektedir. Hatta verginin yasallığı
ilkesini geniş anlamıyla yorumlarsak, vergiden istisna
ve muafiyet konularının da kanunla düzenlenmesi
zorunlu bulunmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi
1982 Anayasası 1961 Anayasasından farklı olarak “Vergi,
resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler
kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” şeklinde
ve verginin yasallığı ilkesi bakımından önemli
sonuçları olan bir hüküm ihdas etmiştir.
Burada önemli olan husus vergilendirmenin ancak
bir kanunla olabileceği kadar aynı şekilde “değiştirme”
ve “kaldırma” nın da ancak bir kanunla olabileceği bir
anayasal norm düzeyinde kabul edilmiş olmasıdır.
Ancak, 1961 Anayasasında değiştirme ve kaldırma ibareleri
belirtilmemiş olsa da bunlar bizatihi yasama faaliyetinin
içinde olan unsurlar olup yasama gücünün
içinde kaynaşmış bulunmaktadır. Yani yasama organının
vergi koyma yetkisini tam ve etkin bir şekilde kullanabilmesi
için vergilerde değişiklik yapma ve kaldırma
yetkisine de sahip olduğunu kabul etmek doğal bir durumdur.
Bunun doğru bir yaklaşım olduğunu kabul etmekle birlikte
yine de 1982 Anayasasının 73. maddesinin böyle
bir düzenleme getirmesi, verginin yasallığı bakımından
önemi bulunup anayasal norm düzeyinde yasama
organını ve yürütme organını bağlayıcı ve
sınırlayıcıdır. Anayasal norm gereği vergilerin bir
kanunla konulması yani yeni bir vergi kanununun yasama
organınca usulüne uygun olarak ihdas edilmesi ve
Anayasanın 89. maddesi gereği Resmi Gazetede yayımlanması
gerekmektedir. Diğer yandan 1050 sayılı Kanunun 39.
maddesi gereği bütçe yılında uygulanmasına
izin verilmesi gerekmektedir. Ancak yasa konulması,
belli bir vergiye has özel ismi olan ve yeni yasalar
konulması olarak anlaşılacağı gibi mevcut bir vergiye
yeni düzenlemeler getiren hükümleri de
“yasa konulması” olarak kabul etmek mümkündür.
Ayrıca Anayasanın 90. maddesi çerçevesinde
usulüne uygun şekilde yürürlüğe
konulan uluslararası anlaşmalar da yasa hükmünde
olacağından vergilendirme ile ilgili hükümleri
varsa bunlarda kanun olarak kabul edilecek ve bu kanunlar
hakkında Anayasaya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesine
başvurulamayacaktır. Anayasanın 73. maddesinin üçüncü
fıkrasına göre vergi, resim, harç ve benzeri
mali yükümlülüklerin kanunla değiştirileceği
kayıt altına alınmıştır. Zaman içerisinde ekonominin
ve ticari hayatın şartları gereği vergi kanunlarında
da şartlara uygun olarak paralel düzenlemeler yapılabilecektir.
Ancak bu düzenleme anayasal norm gereği kanun ile
yapılması gerekmektedir. Ancak bu bahsedilen vergisel
değişikliklerin süratle yapılabilmesi için
Bakanlar Kurulu Anayasanın 73. maddesinin dördüncü
fıkrası gereği yetkilendirilmiş bulunmaktadırlar. Söz
konusu Anayasa hükmüne göre, vergi, resim,
harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin
hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve
aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi
Bakanlar Kuruluna verilebilir. Anayasanın 73. maddesinin
dördüncü fıkrası Bakanlar Kuruluna verilen
bu yetkiyi konu yönünden ve yetkiyi veren
yasanın belirttiği alt ve üst sınırlar içerisinde
değişiklik yapabilmesi bakımından sınırlamış bulunmaktadır.
Yine Anayasanın 73. maddesinin üçüncü
fıkrasına göre bir verginin kaldırılması da ancak
kanun ile olacaktır. Yürütmenin kanuna dayanmadan
bir vergiyi terkin etmesi mümkün değildir.
Kanun koyucu yürürlükte olan bir kanunu
çıkardığı yeni bir kanunla açıkça
ya da zımnen kaldırabilir. Ayrıca yeni çıkan
kanunlarda kendisine aykırı düşen hükümlerin
kaldırıldığı da kanun metninde yer alır. Bu genel usul,
vergi kanunlarına da şamil bulunmaktadır. Bu genel usulün
dışında kanunları yürürlükten kaldıran
bir diğer olgu da Anayasa Mahkemesinin kanunlara ilişkin
iptal kararlarıdır ve bu kararlar geriye yürümezler.
Anayasal düzende vergilerin kanuniliği ilkesi gereği,
vergilere ilişkin düzenlemelerin gerek şekli ve
gerekse maddi anlamda kanunla yapılması zorunlu bulunmaktadır.
Bu çerçeve içerisinde vergilerin
kanuniliği ilkesi, devletin vergilendirme yetkisini
genel, soyut, kişisel olmayan ve yasama organı tarafından
anayasal usullere uygun olarak çıkartılan kanunlarla
kullanılması anlamına gelir.
Verginin
yasallığı ilkesi demokratik mücadelenin sonucu
olarak uzun bir tarihi süreç içinde
bugünkü anayasal yerini ve boyutunu kazanmıştır.
Vergi koyma yalnızca parlamentoya ait olan devredilemez
bir yetkidir.
Verginin
yasallığı ilkesi yazılı hukuk kuralları şeklinde düzenlenen
vergisel konuların ancak yasaların düzenlediği
çerçeve içinde değerlendirilmesini
gerekli kılar. Aksi takdirde yasanın oluşumunda ya da
uygulanmasında ifade olunan sözler ya da fikirler
ancak söz ya da fikir sahiplerini bağlar. Kaldı
ki bu konuda verilen kişisel garantilerin ise hukuk
devleti açısından hiç bir kıymeti yoktur.
Vergileme
prensipleri, vergiden beklenen fonksiyonların gerçekleşebilmesi
için vergilerin seçiminde, tekniğinde
ve uygulamasında göz önünde tutulması
gereken hususları ifade eder. Bir başka ifade ile münferit
vergilerin gerek kapsamı, gerekse yapılarının belirlenmesi
bakımından uyulması gereken normlar, genellikle vergileme
ilkeleri olarak nitelendirilmektedir.
Vergileme
ilkeleri, bir yandan ekonomik ve sosyal düzen ve
ideolojilerin gelişmesine, diğer yandan vergi kurumunun
mahiyet ve amaçlarında meydana gelen değişikliklere
paralel olarak zamanın akışı içinde önemli
değişimlere uğramıştır.
Diğer
demokratik devletlerde olduğu gibi Türkiye'de de
vergilendirme yetkisi kural olarak, yasama organı tarafından
kullanılır. (An. Mad. 73) Bu Kural, vergilerin ancak
kanunla konulması, değiştirilmesi ve kaldırılması, bu
konularda yürütme ve yargı organlarının yetkisiz
olmaları anlamını taşır.
Verginin
yasallığı ilkesi, demokratik mücadelenin sonucu
olarak uzun bir tarihi süreç içinde
bugünkü anayasal yerini ve boyutunu kazanmıştır.
Devletin
vergilendirme yetkisini, halk tarafından seçilen
yasama organı aracılığıyla kullanması ile kişilerin,
hak ve özgürlük alanlarına yapılan müdahale,
anayasal hukuk düzeni içinde gerçekleşir
ve keyfilik önlenir. İdare, kişilere bir vergi
veya mali yüküm yüklemeye, kanunun izin
verdiği durumlarda ve öngördüğü
koşullar ve ölçü içinde yetkilidir.
Vergilerin kanuniliği ilkesi, yasama organının yürütme
organına karşı üstünlüğünü
sağlayan etkin bir araçtır.
Vergi
kanunlarında verginin yükümlüsü,
konusu, matrahı, oranı, ödeme zamanı ve vergiyi
doğuran olay belirtilir. Vergi kanunları dolayısıyla
devletle kişiler arasında meydana gelen kamu hukuku
ilişkisi, yalnız bir alacak-borç ilişkisi değildir;
bundan öteye, bir ödev ilişkisini de içerir.
Vergi ödevi ilişkisi, vergi alacaklısı devletin
vergi borçlusu olmayan kişilerle (vergi sorumluları)
olan ilişkisini de kapsar.
Dolayısıyla
vergilerin kanuniliği ilkesi yalnız vergi alacağının
öğelerinin kanunla konulmasını değil, vergiden
doğan ödev ve usul ilişkilerinin de kanunla düzenlenmesini
gerektirir. Vergi İdaresinin vergi usulüne ilişkin
faaliyetlerinin kanuni usule bağlanması, bir yandan
vergi yükümlülerine özel güvence
ve eşitlik sağlar, öte yandan da idarenin kamu
hizmetlerini kararlılık içinde sürdürmesi
için alacaklarını ayrıcalıklı, daha hızlı ve
etkili usulde tahsil ve takip edebilmesine olanak verir.
Vergilerin
yasallığı ilkesinin sonucu olarak bir kamu hukuku kolu
olan vergi hukukunda, irade özgürlüğüne
ve sözleşmeye yer verilmemiştir. Ancak istisnai
olarak vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada uzlaşma
ile çözülmesi durumunda (V.U.K. Mad.
376, Ek Mad. 1-11) sınırlı da olsa irade özgürlüğüne
ve sözleşmeye yer verilmektedir. Bununla beraber
uzlaşma, kanun ile belirlenen koşullar altında yapılabilir.
Öte
yandan V.U.K.’nun 8. maddesinde, vergi kanunlarıyla
kabul edilen durumlar dışında yükümlülüğe
ve vergi sorumluluğuna ilişkin özel sözleşmelerin
vergi dairesini bağlayamayacağı belirtilmiştir.
V.U.K.'nda
böyle bir hükme yer verilmesinin gerekçesi,
muvazaa yoluyla vergi sisteminin artan oranlı tarifelerinden
kaçmayı önlemek ve vergi ödeme borcunun
olmayan kişilere sözleşme yoluyla vergi borcunun
devrini yasaklayarak, kamu alacağının tehlikeye girmesini
önlemektir. Vergi kanunlarının sözleşmeleri
kabul etmesine K.V.K.'nun 37 ve 38. maddeleri örnek
gösterilebilir.
Vergilerin
kanuniliğinin bir başka sonucu da idarenin ve vergi
yargısı organlarının vergi kanunlarının anlamını belirlerken,
genişletici yoruma ve kıyas yoluna başvuramamalarıdır.
Aksi halde kıyas yoluyla yeni vergi konuları ve matrahlar
yaratma tehlikesi ortaya çıkar.
Bununla
beraber, V.U.K.'nun 2365 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle
değişik 3. maddesinin "Vergi kanunlarının uygulanması"
ile ilgili 2. fıkrasına göre, "Vergi kanunları
lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın
açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri,
konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki
yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde
tutularak uygulanır." Bu hükümle vergi
kanunlarının uygulanmasında "amaca uygun"
ve "sistematik" yorum ilkelerinin geçerli
olacağı belirtilmektedir.
Ancak
yasama organı, vergilendirme yetkisini anayasal sınırlar
içinde dilediği gibi kullanır. Yasama organının
kanun aracılığıyla beliren iradesi yorum yoluyla aşılmamalıdır.
Kanun koyucu vergiyi nasıl koyacağını, anayasal sınırlara
uymak koşuluyla, saptamakta serbesttir. Anayasada öngörülen
usullere uygun olarak çıkartılmış bir kanunla
konulan vergi, ekonomik koşullara ve genel adalet düşüncelerine
aykırı düşse de bu durum, onun kanunilik niteliğini
etkilemez.
Ancak
bir vergi kanunu, Anayasanın diğer kurallarına uygunluğu
açısından Anayasa Mahkemesi'nin yargısal denetimine
tabi tutulabilir. Bununla beraber, 21.10.1980 tarih
ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun, 3.
maddesinde Milli Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek
yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile
yayımlanacak olan kanunların Anayasaya aykırılığı iddiasının
öne sürülemeyeceği, aynı kanunun 6. maddesinde
ise, Konsey tarafından kabul edilerek yayımlanan kanunların
Anayasa hükümlerine uygun olmayanlarının,
Anayasa değişikliği olarak yürürlüğe
gireceği belirtilmiştir. Dolayısıyla bu kanunun yürürlük
dönemi içinde çıkartılan vergi kanunları
Anayasa Mahkemesi'nin yargısal denetimi dışında kalmaktadır.
Verginin
yasallığı ilkesi keyfi ve takdiri uygulamaları önleyecek
ilkelerin yasada yer alması ereğini güderek, bireyin
özgürlüklerini devlete karşı koruyan
güvenlik sınırlarını çizmekte anlamını bulacaktır.
Keyfi
ve sınırsız ölçülere dayalı bir uygulamanın
önlenmesi ereğini güden verginin yasallığı
ilkesi, anlamını bütünleyen bazı boyutlara
ya da alt ilkelere sahiptir. Şöyle ki verginin
yasallığı ilkesinin söz konusu edilebilmesi için,
öncelikle bir vergi yasasının varlığına gereksinim
olacaktır. Bireyin korunması için bu yasanın
liberal ve demokratik bir devletin parlamentosunun ürünü
olması gerektiği gibi (temsilsiz vergi olmaz ilkesi),
yalnızca yasanın vergiyi düzenlemesi (yasasız vergi
olmaz ilkesi) ve bu yasanın vergi ile ilgili tüm
özellikleri yani verginin ana öğelerini dikkate
alan tam bir vergi yasası (verginin belirgin olması
ilkesi) olması gerekecektir. İkinci ve üçüncü
özellikler birlikte değerlendirildiğinde; “yalnızca
vergi yasası fakat tam vergi yasası” nın gerekliliği
ortaya konulmuş olmaktadır.
Öte
yandan devlet yasalarla belirlenmiş olan vergiyi kesinlikle,
mutlaka almak zorundadır çünkü yasalarla
kendisine emir verilerek vergi toplama görevi yüklenmektedir.
(verginin alınması zorunluluğu ilkesi) Ayrıca devletin
vergiyi mutlaka alması gerektiği yolundaki ilkeyi destekleyen
bir yön de devletin vergiyi zorla yürütüm
yoluyla (cebri icra yoluyla) alabilmesi yetkisiyle donatılmış
olmasıdır. (verginin zorla yürütüm yoluyla
alınması ilkesi)
Buna
ek olarak verginin yasallığı ilkesinin eylemsel olarak
anlam ve canlılık kazanması, yasal idare ilkesi ile
birlikte düşünüldüğünde, yasa
ile getirilen nesnel düzenlemeler çerçevesinde
kurulan öznel işlemlerin de yasaya uygun olmasıyla
gerçekleşir.
Verginin
yasallığı ilkesinin iki önemli sonucu bulunmaktadır.
Söz konusu ilkenin en önemli ilk sonucu, geriye
yürümezlik ilkesi dir. Verginin yasallığı
ilkesinin diğer sonucu ise kıyas yasağı olarak karşımıza
çıkar.
Verginin
yasallığı ilkesinin, gerçek anlamda ilk kez ülkemizde
1924 Anayasasında yer aldığını söyleyebiliriz.
Bunu takip eden 1961 ve 1982 Anayasalarında değişikliklerle
de olsa bu ilkeye yer verildiği görülmektedir.
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
- Garip
Ayaz, “Vergilerin Yasallığı İlkesi ve Anayasa Mahkemesi
Kararları”, Vergi Dünyası, Sayı:181, Eylül 1996.
- Gülsen
Güneş, “Verginin Yasallığı İlkesi”, İstanbul:
Alfa Basım Yayım Dağıtım, 1998
- Güneş
Yılmaz, “Verginin Yasallığı İlkesi ve Bir Anayasa
Mahkemesi Kararı Çerçevesinde Değerlendirilmesi”,
Vergi Sorunları, Sayı:177, Haziran 2003
|