DEFLASYON VERGİSİ VE OLMAYAN KARLARIN DAĞITIMI   

 

30 Eylül 2003

 

MURAT ERİŞTİ

ESKİ HESAP UZMANI

murateristi@hotmail.com

 

DEFLASYON VERGİSİ VE OLMAYAN KARLARIN DAĞITIMI

 

Türkiye ekonomisi geçmiş birkaç aydır yeni ekonomik kavramlarla tanımlanmaya çalışılmaktadır. Bunlar kısaca deflasyon ve revalüasyon olarak ekonomi literatüründe yer alan kavramlardır. Biz öncelikle bu iki kavramın kısa tanımını verelim.

 

DEFLASYON (DEFLATION):
Bir ekonomide toplam arzın, toplam talebi aşması durumudur. Bu durumda fiyatlarda bir düşüş görülür.

 

REVALÜASYON (REVALUATION) :
Bir ülke parasının hükümet kararı ile altın veya başka ülke paralarına göre değerinin yükseltilmesi şeklinde yapılan ayarlamalardır. Revalüasyona genellikle Merkez Bankası'nda ihtiyaçtan fazla altın ve döviz birikmesi durumunda başvurulur.

 

Bilindiği üzere enflasyonla mücadele konusu artık Türkiye ‘de milli bir dava sayılmakta ve bu görev resmi olarak Merkez Bankası ‘nın görevleri arasında sayılmakla beraber pratikte ise hükümetlerin ekonomi alanındaki en büyük vaatleri de yine enflasyonla mücadele konusu olmaktadır.

 

Halen görevde olan hükümetimizin de bu konuda belirgin başarıları mevcuttur. Ancak enflasyonun düşürülmesinde kullanılan en etkili araç toplam arzı artırmak ya da ekonomide üretimin artması, artan mal ve hizmetlere karşılık olarak oluşan fazla ile talebin aynı şekilde artmaması sonucu fiyatların düşmesi olması beklenirken, ülkemizde bu yöntem kanımızca hiç uygulanmamaktadır.

 

Tam olarak nedeni hiç kimse tarafından açıklanmadığı halde ülkemizde enflasyonla mücadele dendiği zaman hemen hemen herkesin aklına döviz kuruyla mücadele gelmektedir. Örneğin önceki koalisyon hükümeti enflasyonla mücadele kararı ile önceden belirlenmiş sabit döviz kuru kararını aynı ekonomik paket içerisinde açıklamış ve uygulamaya çalışmıştır. Ancak bu mücadele sonucunda maalesef ülkemiz tarihindeki en büyük krizlerden biri ile karşı karşıya kalmıştır.

 

Yaşanılan bu acı tecrübeden sonra ise 21 Şubat 2001 tarihinden itibaren “ Dalgalı Kur Rejimi “ benimsenmiştir. Bu rejimde kısaca dövizin fiyatını piyasada oluşan arz ve talep belirlemektedir. Son birkaç aydır ise bu döviz kurunda alışılagelmişin tersine bir düşüş yaşanmaktadır. Şimdi biz bu yazımızda ise yaşanan bu ekonomik gelişmelerin şirketlerin mali tablolarına etkisine ve şirketler yaşanan bu bahar havasında gerçekten avantajlı duruma mı geçti sorusuna değişik bir bakış açısından bakmaya çalışacağız.

 

Ülkemizde 1980 den bu yana benimsenen ekonomik büyüme ve buna bağlı olarak kalkınma da yaklaşım ihracat ve turizm gibi döviz kazandıran sektörlerin büyümesi ve desteklenmesidir.

 

Ülkemizde faaliyet gösteren büyük firmaların hemen hemen hepsinde ihracat geliri önemli bir gelirdir. Aynı zaman da bu firmaların hepsi büyük miktarda döviz cinsinden yurt içi veya dışı kaynaklı kredi kullanmaktadır.

 

Konuyu bir örnekle açıklamak gerekirse A Firmasının 2002 ve 2003 /1-6 dönemleri gerçekleşmeleri aşağıdaki gibi olsun.

 

Tarih

Değerleme Kuru

31.12.2001

1 $ = 1.439.567 TL

31.12.2002

1 $ = 1.634.501 TL

31.03.2003

1 $ = 1.708.213 TL

30.06.2003

1 $ = 1.421.717 TL

 

 

 

 

2002

2003/1-6

TL

USD

TL

USD

Şirketin Yurt İçi Satışları

50 Trilyon

30.590.000

30 Trilyon

21.101.000

Şirketin Yurt Dışı Satışları

50 Trilyon

30.590.000

30 Trilyon

21.101.000

Satılan Malın Maliyeti

70 Trilyon

42.826.000

40 Trilyon

28.134.000

Diğer Giderler

7 Trilyon

4.200.000

4 Trilyon

2.800.000

Diğer Gelirler

4 Trilyon

2.447.000

4 Trilyon

2.800.000

Şirketin Sermayesi

1 Trilyon

611.000.

1 Trilyon

703.000

Şirketin  Kullandığı Toplam Uzun Vadeli Kredi

30 Trilyon

18.354.000

26 Trilyon

18.354.000

Şirketin Kârı

27 Trilyon

16.518.000

20 Trilyon

14.067.000

 

Yukarıdaki tabloda ilk başta göze çarpan 2002 yılının tamamında TL bazında şirket 27 trilyon kar etmişken , 2003 yılının ilk altı ayında 20 trilyon kâr etmiştir. Ancak şirket cirosundaki oransal artış ilk altı aylar olarak karşılaştırıldığında 25 /30 = % 20 dir. Şirketin maliyetleri ise ilk altı aylar olarak karşılaştırıldığında 35/40 =% 14 dir. Yani şirket karında net % 6 lik bir kâr artışı beklenmelidir. Ancak şirket kârındaki artış ilk altı aylar olarak karşılaştırıldığında 13,5/20= % 48 olarak hesaplanmaktadır. Peki bu şirket gerçekten bu kadar kârlı mıdır? Bizce bu durumun ana kaynağı dövizli kredinin değerlenmesinden başka bir şey değildir. Bu şirket sene başındaki 18.354.000 USD krediyi bilançosunda 30 Trilyon olarak değerlemişken aynı krediyi 30.06.2003 tarihinde 26 Trilyon olarak değerlemiştir. Yani şirketin kârında fiktif 4 Trilyonluk bir artış vardır. Şirketin aktif varlıklarında belirgin bir artış olmamasına rağmen, pasifinde 4 trilyonluk bir değişim olmuş uzun vadeli borçlar azalırken dönem kârı artmıştır. Şirket en azından bu rakam üzerinden % 30 oranında bir geçici vergi ödeyecek, kurun bu seviyelerde devam etmesi durumunda ise 2003 yılını bu kâr rakamlarıyla kapatacaktır. Şirketin kârının sadece bu kur farkı gelirinden ibaret olduğu varsayımında ise aşağıdaki tablo ortaya çıkacaktır.

 

Dönem Karı (2003)

4 Trilyon

Hesaplanan Kurumlar Vergisi

1,2 Trilyon

Vergi Sonrası Kar

2.8 Trilyon

Dağıtılmasına Karar Verilen Kar

2 Trilyon

Kar Payı Stopajı

200 Milyar

Şirketten Çıkan Toplam Nakit

3,4 Trilyon

 

Şimdi bu şirketin mali durumunu nakit akışı yönünden irdeyelim. Şirket fiilen hiçbir kâr sağlamadığı halde kayden elde ettiği kârlar üzerinden 3,4 Trilyon nakit çıkışı yapmıştır.

 

Yani kısaca 2003 yılı kanımızca döviz cinsinden kredi kullanan firmalar için kur farkı gelirlerinden dolayı olmayan kârların elde edildiği, olmayan nakitlerin harcandığı bir yıl olarak değerlendirilmektedir.

 

Biz bu yazımızı yazarken 1 $= 1.400.000 TL idi. Hatırlanacağı gibi 31.12.2001 kuru ise 1.439.567.- TL idi. Yani bu tarihten (Eylül-2003 ) tam 20 ay öncesi dolar kuru, halen bu günkü kurdan yaklaşık 40 bin lira daha yüksektir.

 

Konuya bir de ihracatçı açısından bakarsak vergi, ücret , kira, elektrik, sigorta gibi TL cinsinden bir çok gider kalemi döviz cinsinden artmakta iken, döviz girdileri 20 ay öncesi kurlardan daha düşük bir kurla Türk lirasına çevrilmektedir.

 

Peki bu tablo liberal ekonominin gereği olarak ortaya sürülen dalgalı kur rejiminin doğal bir sonucu olarak gayet normal bir durumdur diyebilir miyiz? Bu durumda liberal bir ekonomide dövizin fiyatını ne belirler sorusuna cevap aramalıyız.

 

Bir ekonomide ihracatçılar döviz arzında bulunurken ithalatçılar döviz talebinde bulunur. İhracat ve ithalat arasındaki fark ise dış ticaret fazlası yada açığı olarak tanımlanır. Bu açık ya da fazlaya işçi dövizleri, hizmet ihracı, turizm gibi döviz kazandırıcı faaliyetler sonucu eklenen döviz girdisi ya da çıktısının hesaplanması sonucu cari denge oluşur.

 

Dış Ticaret açığı 2003 yılında 3,4 Milyar USD olarak öngörülürken ilk 5 ayda 4,1 Milyar USD ye ulaşmıştır. Bunda TL nin aşırı değerlenmesinin payı büyüktür. Diğer bir etken ekonomideki canlanmadır, bu da ithalatı teşvik etmektedir.

 

Görüldüğü üzere ülkemizde bir dış ticaret fazlası yoktur. Bu durumunda dalgalı kur rejimi gereği dövize bir talep doğması gerekmektedir. Ancak ödemeler dengesinin diğer kalemleri, enflasyonun artmaması için gizli de olsa yapılan kurla mücadele, kayıt dışı döviz girdisi gibi sebeplerden dolayı döviz kurunda bugünkü durum oluşmaktadır.

 

Bu konuyla direkt ilgili kişiler de nedense oluşan bu durum için net yorumlar yapmaktan kaçınmaktadır. Ancak olaya mali açıdan bakıldığında gerek halka açık firmalarda gerekse de en büyük 500 sanayi kuruluşu gibi kamuya açıklanan verilerden incelediğimiz kadarıyla oluşan bu kâr artışının nedenlerinin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

 

Maliye Bakanlığınca 2004 yılından itibaren uygulamaya başlanacağı belirtilen enflasyon muhasebesi sisteminde de bu konunun ayrıntılı olarak ele alınması gerekmektedir. Ancak Finansman Gider Kısıtlamasında olduğu gibi kur farkı, vade farkı, faiz gibi finansman giderlerinde kısıtlama yapılırken finansman gelirlerinin aynen alınması mantığı ya da mantıksızlığı kanaatimizce yeni oluşan bu ekonomik duruma da damgasını vuracaktır.