|
Murat
Erişti
Eski
Hesap Uzmanı
murateristi@kiran.com.tr
EMLAK
VERGİSİ VE MÜTESELSİL SORUMLULUK
Günümüzde
kişilerin ya da şirketlerin sahip oldukları menkul ve
gayri menkul mallar sık sık el değiştirmektedir. Yapılan
bu işlemlerde genel amaç ekonomik bir kazanç
sağlamak ya da herhangi bir ihtiyacı karşılamaktır.
Fakat unutulmaması gereken bir durum vardır ki bu da
yapılan her işlemin aynı zamanda vergisel bir
boyutu olduğudur.
Biz
bu yazımızda spesifik olarak gayrimenkul alan gerçek
kişilerin ya da şirketlerin çoğu zaman dikkat
etmediği bir konu hakkında çeşitli uyarılarda
bulunmak istiyoruz.
29.07.1970
tarihinde kabul edilen 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu
ile Türkiye sınırları içinde bulunan Bina,
arsa ve araziler için bina vergisi ve arazi vergisi
adı altında iki vergi ihdas olunmuştur.
Emlak
Vergisi genel olarak bütün dünyada mahalli
idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilen
bir vergidir. Bugün Türkiye'de uygulanan emlak
vergisi de benzer bir yapıdadır. Emlak vergisinin tarh,
tahakkuk ve tahsil yetkisi 1986 yılında belediyelere
devredilmiştir.
Kanunda
yer alan bina tabiri; yapıldığı madde ne olursa olsun,
gerek karada gerek su üzerindeki sabit inşaatların
hepsini kapsar. Bina vergisinin mükellefi ise ;
binanın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi
de yoksa binayı malik gibi tasarruf edenlerdir.
Aynı
şekilde arazi tabiri ise; Türkiye sınırları
içinde yer alan arazi ve arsaların tamamını kapsar.
Belediye sınırları içinde Belediyece parsellenmiş
arazi ise arsa sayılır. Arazi vergisinin mükellefi
ise; arazinin maliki, varsa intifa hakkı sahibi,
her ikisi de yoksa araziyi malik gibi tasarruf
edenlerdir
Her
ne kadar kanunda bina ve arazi tabirinin kapsamı
çok geniş tutulsa bile çeşitli istisna
ve muafiyetlerle kapsam oldukça daraltılmıştır.
Ancak kanunda yer alan istisna ve muafiyetler ayrı bir
yazı konusu olacak kadar çok olduğundan, burada
tarafımızdan değinilmeyecektir.
Bina
vergisinin matrahı binanın bu kanuna göre tespit
edilen vergi değeridir. Bina vergisinin oranı ise meskenlerde
binde bir, diğer binalarda ise binde ikidir. Bu oranlar
Büyükşehir Belediye sınırları ve mücavir
alanlar için % 100 artırımlı uygulanır.
Arazi
vergisinin matrahı yine aynı şekilde arazinin
bu kanuna göre tespit edilen vergi değeridir. Arazi
vergisinin oranı ise arazilerde binde bir, arsalarda
ise binde üçtür. Bu oranlar Büyükşehir
Belediye sınırları ve mücavir alanlar için
% 100 artırımlı uygulanır.
Bina
vergisinde mükellefiyetin başlaması ve bitmesi,
aynı kanunun 9 uncu maddesinde hükme bağlanmıştır.
Mükellefiyetin başlaması;
a-
Bu kanun hükümlerine göre mükelleflerin
genel beyana davet edildikleri tarihi,
b-
Vergi değerini tadil eden sebeplerin meydana gelmesi
halinde bu değişikliklerin vuku bulduğu tarihi,
c-
Herhangi bir sebeple bir şehir, kasaba veya köyün
tamamındaki binaların değerinde devamlı olarak % 25
‘i aşan oranda bir artma veya eksilme olması halinde
kanunun 23 üncü maddesi uyarınca mükelleflerin
beyana davet edildiği tarihi,
d-
Muafiyetin sona erdiği tarihi,
İzleyen
bütçe yılından itibaren başlar.
Bina
vergisi mükellefiyetinin sona ermesi için
ise binanın tamamen ortadan kalkması ya da muaflık
şartlarını kazanması gerekir.
Arazi
vergisi mükellefiyetinin başlaması ve bitmesinde
de yukarıda bina vergisi için yapılan açıklamalar
geçerlidir.
Burada
önemli olabilecek bir konu, üzerine bina yapılan
arsaların durumudur. Üzerine bina yapılan arsanın
arazi vergisi mükellefiyeti, inşaatın bittiği yılı
takip eden bütçe yılından itibaren sona
erer. Aynı şekilde inşaatın bittiği yılı takip eden
bütçe yılı başından itibaren ise bina vergisi
mükellefiyeti başlar. Bu durumun sebebi ise üzerine
bina yapılan arsanın değeri, binanın vergi değeri içinde
de yer almasıdır.
Şimdiye
kadar yapılan açıklamalar genel olarak emlak
vergisinin konusu ve işleyişine ilişkindir. Ancak, yazımızın
başında da belirttiğimiz üzere bina, arsa ya da
arazi alanların dikkat etmeleri gereken önemli
bir husus vardır ki o da emlak vergisindeki müteselsil
sorumluluk esasıdır.
Emlak
Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin son fıkrasının
3239 sayılı yasa ile değiştirilen yeni şekline göre
emlak vergisinin konusuna giren gayrimenkullerin devir
ve ferağından önce vergi ilişiğinin (Emlak Vergisinin
ödenmiş olup olmadığının) aranılmayacağı hükme
bağlanmıştır.
Bu
değişiklikle devir ve ferağı yapılan bina ve arazinin,
devir ve ferağın yapıldığı yıl ile geçmiş yıllara
ait ödenmemiş emlak vergisinin ödenmesinden,
devreden ve devralan için müteselsil sorumluluk
esası getirilmiştir. Devralanın ödeyeceği vergiden
dolayı devredene rücu hakkı saklı bulunmaktadır.
Ayrıca devir ve ferağ işlemi, işlemin yapıldığı ayı
takip eden ayın 15 inci günü akşamına kadar
tapu daireleri tarafından yollama belgeleri ile ilgili
belediyelere bildirilecektir. Devir ve ferağın yapıldığı
yıl ile geçmiş yıllara ait ödenmemiş emlak
vergilerinin tarh, tahakkuk ve tahsil işlemleri mevcut
mevzuat çerçevesinde belediyeler
tarafından yapılacaktır.
Burada
dikkati çeken husus bir kişinin, örneğin
birkaç milyarlık bir otomobili aldıktan sonra
üzerine tescil ettirirken, Trafik Tescil Dairesi
tarafından vergi ilişiği belgesi aranırken, trilyonluk
gayri menkullerin alım-satımı sırasında Tapu Daireleri
tarafından ilgili gayrimenkule ilişkin vergi ilişiği
ya da amiyane tabirle vergi borcu yoktur
kağıdının ilgili daireler tarafından aranmamasıdır.
Bu durumda örneğin İstanbul'un değerli bir
semtinde gayrimenkul alan bir kişinin, bu gayrimenkulü
aldıktan sonra hiç beklemediği ek bir maliyetle
karşılaşabilmesi ihtimalidir. Bu da ilgili gayrimenkulun
yıllardır ödenmemiş emlak vergisi borçlarının,
ilgili gayrimenkulun yeni sahibi adına tarh edilmesidir.
Bu durumda ilgili belediye bu vergi borcunu isterse
gayrimenkulun yeni sahibinden tahsil edebilir. Yeni
malikin yapabileceği tek şey özel hukuk hükümlerine
göre konuyu mahkemeye taşıması ve rücu hakkını
kullanmasıdır.
Yukarıda
bahsedilen durum gibi tatsız olaylarla karşılaşılmaması
için ise yapılması gereken şey gayrimenkul alan
kişilerin tapuda devir işlemi yapılmadan önce
mutlaka ilgili gayrimenkulun emlak vergisi yönünden
bağlı olduğu belediyeye gidip, bu gayrimenkulün
emlak vergi borcu olup-olmadığını araştırmasıdır.
Ayrıca
konu ile ilgili olarak Maliye Bakanlığının verdiği 24.08.1992
tarih ve 65743 sayılı muktezada ise kamulaştırma ya
da satın alma yoluyla Hazine'ye intikal eden gayri menkullerde,
Hazinenin müteselsil sorumluluğa iştirak etmesinin
mümkün olmadığı belirtilmiştir.
Yukarıda
belirtilen bu muktezanın kanımızca tek yorumu hazinenin
kendini garantiye almasıdır. Hazine bile bu maddeden
kaynaklanabilecek hukuksal anlaşmazlıklardan kaçınırken,
vatandaşlarımızın çok daha dikkatli olmaları
gerekir.
|