|
T.C
DANIŞTAY
Vergi Dava Daireleri Kurulu
Esas No : 2004/229
Karar No: 2005/55
Özeti : Arsa payı karşılığı inşaat işi yapan davacının faaliyetinin, 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği hakkında.
Temyiz Eden : Kalekapı Vergi Dairesi Müdürlüğü -
ANTALYA
Karşı Taraf :...
İstemin Özeti :
Arsa payı karşılığı yapımını üstlendiği apartman inşaatı işi nedeniyle mükellefiyet kaydı yaptırmadığı ve yükümlülüklerini
yerine getirmediği yolunda düzenlenen inceleme
raporuyla davacı adına hayat standardı esasına göre belirlenen matrah üzerinden 1997 yılı için re'sen ağır kusur cezalı gelir
vergisi ve fon payı salınmış, aslı aranmayan
geçici vergi için ağır kusur cezası kesilmiştir.
Antalya Vergi Mahkemesi 19.10.2001 günlü ve E:2001/443, K:2001/708 sayılı
kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30
uncu maddesinin 2nci fıkrasının l inci bendinde,
vergi beyannamesinin kanuni süresi geçtiği halde verilmemiş olmasının re'sen takdir
nedeni olarak kabul edildiği, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci
maddesinin 4 üncü bendinde, gayrimenkullerin alım satım ve inşa işleriyle
devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden
elde ettikleri kazancın ticari kazanç olarak sayıldığı, aynı Yasanın 42 nci maddesinde ise; birden fazla takvim yılına
sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde kar veya zararın işin bittiği yıl kati olarak tespit edileceği ve tamamının o
yılın geliri sayılarak mezkur yıl beyannamesinde gösterileceği hükmünün
getirildiği, 44 üncü maddesinde inşaat onarma işlerinde
geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını
gösteren tutanağın düzenlendiği tarih;
diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarihin bitim tarihi olarak kabul edileceği,
anılan Kanunun olay tarihinde yürürlükte bulunan 116 nci maddesinin 5 inci fıkrasında da; hayat standardı esasının
birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde işin
devam ettiği yıllar ve bu yıllar için geçerli olan gösterge tutarlarının gözönüne alınarak topluca uygulanacağı hükmünü
amir olduğu, davaya konu inşaatın yapımına ister davalı idarenin kabul ettiği
gibi 1995 yılında ister davacının iddia ettiği gibi 1998 yılında başlanmış olsun her halükarda 2000 takvim yılı
itibarıyla işin tamamlandığı
taraflar arasında ihtilafsız olduğundan ve böylece inşaat işinin bir yıldan
fazla sürdüğü açık olduğundan bu
faaliyetin vergilendirilmesinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesindeki usulün uygulanması
ve yasa hükümlerine göre, inşaat işiyle ilgili kazancın
vergilendirilmesinin inşaatın bitim tarihinde verilecek beyanname üzerinden
yapılmasının gerektiği, 1997 yılında bu işe ilişkin beyanname verilmediğinden
bahisle hayat standardı esasına göre re'sen
yapılan tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesi ile vergi ve cezaları kaldırmıştır.
Vergi
dairesi müdürlüğünün temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi 10.3.2004 günlü ve E:2002/742, K:2004/678 sayılı
kararıyla; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun
42 nci maddesinde birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarım işlerinde kazancın tespit esaslarının özel şekilde
düzenlendiği ve dönemsellik ilkesinin istisnası
olan bu düzenlemeyle, kazancın yıllık olarak değil, işin sonunda tespit
edileceğininbelirtilerek, 42 nci maddede öngörülen vergilemenin
uygulanmasında, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarım işinin başkası
hesabına bir taahhüt uyarınca yapılması gerekliliğinin ortaya konulduğu, bir kimsenin satmak üzere
kendi nam ve hesabına yaptığı özel
inşaatların, hangi şartlarla yürütülürse yürütülsün herhangi bir kıymet imali
ve satışından farkı
bulunmadığından, 42 nci madde kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve bu tür
inşaatlarda kazancın tespitinin yıllık olarak ve ilgili yıla ilişkin maliyet ve
satış bedelinin
karşılaştırılması suretiyle yapılmasının dönemsellik ilkesinin bir sonucu
olduğu, kendi nam ve hesabına arsa
payı karşılığı inşaat yapıp sattığı ve beyanname vermediği hususunda uyuşmazlık
bulunmayan davacı adına, inceleme raporuna dayanılarak 1997 yılı için hayat standardı temel gösterge tutarı dikkate
alınarak re'sen yapılan tarhiyatın, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesine göre inşaat işiyle ilgili kazancın
işin bitim yılında verilecek
beyanname üzerinden vergilendirilmesi gerektiği gerekçesiyle kaldırılması
yolunda verilen vergi mahkemesi
kararında hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Antalya Vergi Mahkemesi
6.7.2004 günlü ve E:2004/589, K:2004/590 sayılı kararıyla, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler
ve gerekçeye ek olarak; bozma kararında, bir kimsenin satmak üzere kendi nam ve
hesabına yaptığı özel inşaatların hangi şartlarla yürütülürse yürütülsün herhangi bir kıymet
imali ve satışından farkı bulunmadığından 42 nci madde kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiş ise
de; Gelir Vergisi Kanununun 42 nci
maddesi hükmünün taahhüt işleri ile sınırlı olmadığı, kendi nam ve hesabına inşaat ve onarım işi yapanları da
kapsadığı, arsası paylara bölünüp hisse halinde başkalarına satıldıktan sonra, arsa payı alıcılarına taahhüt edilen
inşaatın, yapanın kendi nam ve
hesabına yapıldığının kabulünün mümkün olmadığı, Danıştay Üçüncü Dairesinin
4.2.1987 günlü ve E: 1986/1816, K:
1987/347 sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle vergi ve cezaların kaldırılması yolundaki ilk kararında
ısrar etmiştir.
Israr kararı vergi dairesi
müdürlüğünce temyiz edilmiş, yapılan tarhiyatta yasaya aykırılık bulunmadığı
ileri_sürülerek kararın bozulması istenmiştir.
Savunmanın
Özeti : Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi
Özlem ULAŞ'ın Düşüncesi: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinde öngörülen özel vergileme rejiminin
uygulanabilmesi için, faaliyetin konusunun
inşaat ve onarma işi olması yanısıra, inşaat ve onarma işinin taahhüde bağlı olarak yapılması gerekmekte olup, arsa payı
karşılığı inşaat işi yapan davacının bu madde kapsamında faaliyette bulunduğu kabul edilmeyeceğinden temyiz
isteminin kabulüyle aksi yönde verilen ısrar kararının bozulması gerektiği
düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Sefer YILDIRIM'ın Düşüncesi:
İdare ve yergi mahkemelerince verilen kararların temyizen
incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında
belirtilen nedenlerin bulunması
gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne
sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından,
istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme ısrar kararının onanmasının uygun olacağı
düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Vergi
Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Arsa payı karşılığı olarak yapımı üstlenilen ve
2000 yılında tamamlanan apartman inşaatı
nedeniyle mükellefiyet kaydı yaptırmamak suretiyle vergi yükümlülüklerinin
yerine getirilmediği ve gelir vergisi beyannamesinin verilmediği yolunda
düzenlenen vergi inceleme raporu üzerine
ihtilaflı döneme ilişkin hayat standardı gösterge tutarları esas alınarak
davacı adına 1997 yılı için re'sen salınan ağır kusur cezalı gelir vergisi ve
fon payı ile aslı aranmayan geçici
vergi üzerinden kesilen ağır kusur cezasını kaldıran vergi mahkemesi ısrar
kararı temyiz edilmiştir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ihtilaflı dönemde
yürürlükte bulunan 2361 sayılı Kanunun 30 uncu
maddesiyle değişik "Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma
işleri" başlıklı 42 nci maddesinde; birden fazla takvim yılına sirayet
eden inşaat ve onarma işlerinde kar veya
zararın işin bittiği yıl kati olarak tespit edileceği ve tamamının o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde
gösterileceği, mükelleflerin bu madde kapsamına giren hallerde her inşaat ve
onarım işinin hasılat ve giderlerini ayrı bir defterde veya tutmakta oldukları
defterlerin ayrı sayfalarında göstermeye ve düzenleyecekleri beyannameleri işlerin ikmal edildiği takvim yılını
takip eden yılın Mart ayı sonuna kadar vermeye
mecbur oldukları düzenlemesi yer almaktadır.
Anılan 42 nci maddenin, arsa payı karşılığı inşaat işi
yapan davacı hakkında uygulanıp
uygulanmayacağı uyuşmazlığın özünü oluşturmaktadır. Bu maddede, birden fazla takvim
yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde kazancın tepit esasları özel
olarak düzenlenmiş, diğer faaliyetlerin
aksine kazancın yıllık olarak değil, işin sonunda tespit edileceği belirtilmiştir. Kanunun devam eden
maddelerinde konuyla ilgili diğer özellikler belirtilmiş, 43 üncü maddede de
müşterek genel giderler ve amortismanların çeşitli işler nedeniyle dağıtılması konusu düzenlenirken, tahsil
olunan "istihkak bedelleri"nin bir ölçü olarak kullanıldığı görülmektedir. Kanunun 94 üncü
maddesinde de 42 nci madde kapsamına giren
işler dolayısıyla bu işleri yapanlara ödenen "istihkak bedelleri"nden
söz edilmektedir. Tüm düzenlemeler birlikte dikkate alındığında 42 nci
maddede öngörülen rejimin inşaat ve onarım işinin başkası hesabına, bir taahhüt
uyarınca yapılması halinde uygulanabileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Zira istihkak bedeli ödemesi, ancak bir taahhüde bağlı olarak yapılan inşaat ve onarım işlerinde söz konusu
olabilir.
Bir kimsenin satmak üzere kendi nam ve hesabına yaptığı özel
inşaat dolayısıyla alıcıdan tahsil ettiği bedel, istihkak bedeli
değil, satış bedelidir ve 42 nci madde kapsamında düşünülemez. Satışın arsa payı üzerinden yapılıp inşaatın alıcı ile
aktedilen sözleşmeye göre tasarlanması
da bu durumu değiştirmez. Özel inşaatlar hangi şartlarla yürütülürse yürütülsün,
fiilen yapılan iş inşa edilen dairelerin satışından ibaret olup, bu tür
inşaatların herhangi bir kıymet imali ve
satışından farkı bulunmadığından kazanç tespitinin yıllık olarak ve
maliyetle satış bedelinin karşılaştırılması suretiyle kazancın dönemselliği
ilkesine göre yapılması gerektiğinden,
kendi nam ve hesabına arsa payı karşılığı inşaat yapıp sattığı ve beyanname
vermediği hususunda uyuşmazlık bulunmayan davacı adına, inceleme raporuna dayanılarak 1997 yılı için hayat standardı temel
gösterge tutarı dikkate alınarak re'sen yapılan tarhiyatın, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesine göre
inşaat işiyle ilgili kazancın işin bitim yılında verilecek beyanname
üzerinden vergilendirilmesi gerektiği yönünde verilen ısrar kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Antalya Vergi
Mahkemesinin 6.7.2004 günlü ve
E:2004/589, K:2004/590 sayılı ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından yargılama giderleri yönünden
hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 1.4.2005 gününde
oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Temyiz
dilekçesinde ileri sürülen iddialar bozulması istenen mahkeme kararının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında
yerinde ve Antalya Vergi Mahkemesinin 6.7.2004
günlü ve E:2004/589, K:2004/590 sayılı ısrar kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte
olmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle karara katılmıyoruz.
|