|
04
Ocak 2006
Levent
GENÇYÜREK
Maliye Başmüfettişi
9
Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Görevlisi
gencyurek@yahoo.com
MORTGAGE
SİSTEMİNİN TAŞIDIĞI RİSKLER!
Ülkemizin en önemli sorunlarından birisi olan
konut açığı, artan nüfusa bağlı olarak önemli bir sorun olmaya devam etmekte.
Kişilerin konut sahibi olmalarında çağdaş ve uygulanabilir finansman
sistemlerinin hayata geçirilmesinin önemi ise büyük.
Ülkemizde toplam konutların sadece
yüzde üçü kurumsal finansman yöntemleri ile edinilmekte.
Yaygın olan kaynak
bulma yöntemi, birikimleri yönlendirme veya başkalarından ödünç alma
şeklinde. Ülkemizde Bankaların kullandırdıkları konut kredilerinin GSMH’ya oranı
sıfıra yakınken bu oran Latin Amerika Ülkelerinde yüzde 12, ABD’de yüzde 53,
Avrupa Birliği üyesi ülkeler ortalamasında ise yüzde kırk üçtür.
Konut kredileri 20 yıla kadar
uzanan vadelerine rağmen ödenmesi
gereken yüksek reel faizler nedeniyle
tercih edilmemekte. Sadece üst gelir grubunda bulunanların katlanabileceği
yükler nedeniyle alt ve orta gelir grubunda olanların konut kredisi kullanarak
ev sahibi olması içinde bulunduğumuz sistem içinde mümkün değil. Tasarrufların bir
finansman modeli içersinde konut sahibi olmak isteyenlere aktarılmasını içeren
bir yapılanmanın oluşturulması durumunda, konut talep edenlerin ihtiyaçları
karşılanabilir.
Tasarruf sahipleri ile konut
alıcıları arasında köprü vazifesi görerek konut talebinin uygun şartlarla ve
vadelerle karşılanması noktasında ortaya çıkan çözümün adı “Mortgage”. İpoteğe
dayalı taşınmaz (konut) finasman sistemi uygulamada “mortgage sistemi” olarak
adlandırılmakta. Türk Dil Kurumu mortgage yerine “tutulu satışı” önermekte.
Mortgage sistemi konut sahibi olmak
isteyenlere finans kuruluşlarınca konut üzerinde kurulacak ipotek karşılığında
15-30 yıl gibi uzun süreli konut kredilerinin kullanılması temeline
dayanıyor. Bu sistem, düzenli geliri olan kişilere kira öder gibi ipotek kredisi
ödeyerek konut sahibi olma imkanı veriyor. Enflasyon ve faizlerdeki düşüş ile
birlikte uygulanabilirliği artan ve konut sahibi olmak isteyenler için umut
haline gelen mortgage sistemi hemen her yönü ile tartışılıyor. Doğru bir
şekilde, hesap kitap yapılarak uygulanması durumunda faydalı olacağı açık. Bu
arada ülkemizin koşulları, gelir dağılımının çarpıklığı, dar ve orta gelirli
kişilerin sürekli ve reel olarak devamlı artan bir gelire sahip olamamalarının
yaratacağı sorunlar göz ardı edilerek yapılan yorumlar ise düşündürücü.
Yılların birikimi olan konut
sorununun, nüfus planlaması ve şehirleşme anlayışının değişmesi başta olmak
üzere kapsamlı bir önlemler paketi ile çözülebileceği gerçeğini göz ardı ederek
mortgage sistemini, konut sorununu kökünden çözecek sihirli bir değnek gibi
gösterenlerin etkisinde kalıp ilerde çok büyük sıkıntılar yaşabilecek olanlara
bu sistemin taşıdığı önemli bir riski açıklamak yerinde olacak.
Yeni yılın başlarında yasalaşması
beklenen Mortgage Yasa Tasarısı’nın 1 inci maddesi ile İcra İflas Kanunu’nun
45.inci maddesine ; “…………konut
finansmanından kaynaklanan rehinle temin edilmiş alacakların takibinde rehnin
paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılabileceği gibi haciz yoluna da
başvurulabilir” hükmü eklenmektedir.
Bu düzenleme ile, rehinli alacaklarda öncelikle rehnin paraya
çevrilmesi genel ilkesinden vazgeçilmek suretiyle, kredi kullanımına aracılık
eden finans kuruluşlarına konut alıcısının
mal varlığına haciz yolu ile gidebilme imkanı sağlanmıştır.
Buna göre,
arka arkaya iki dönem kredi borcu taksitini ödeyemeyen ve konut alıcısına karşı finans kuruluşu rehin
olarak verilen konutu paraya çevirebileceği gibi hiç bu yola gitmeden kişinin
sahip olduğu araba ve diğer menkul mallarını haciz yoluyla satışa
çıkarabilecek, kişinin bankalarda ve
diğer finans kuruluşlarında bulunan kıymetlerini de haciz yoluyla
alabilecektir. Finans kuruluşunun öncelikle konutu satma gibi bir zorunluluğu
olmadığı gibi, konut alıcısının da hacizden önce konutun satılmasını isteme
hakkı yoktur.
Tasarının yasalaşması durumunda yukarıda belirttiğimiz madde önemli bir
risk olarak algılanmalıdır. Mortgage kredi taksitlerini ödeyemeyen konut
alıcısının, finans kuruluşunun tercihine göre konutun satışına gerek
duyulmaksızın bütün mal varlığı ile
kredi borcundan sorumlu olması, piyasa mekanizması içersinde rol alan aktörler
açısından, ticari itibarın kaybından iflasa kadar varan bir sonun başlangıcı
olabilecektir.
“Yükselen bir şey düşebilir de” ilkesi uyarınca ekonomik gelişmelere ve
yatırım tercihlerine bağlı olarak konut fiyatlarının düşüş yönünde hareket
ettiği ve eldeki konutların satışının
zorlandığı bir dönemde, ipotek edilmiş olan konutları düşük fiyatlardan satışa
çıkaran finans kuruluşlarının kalan alacak için konut alıcılarının şahsi mal
varlıklarına haciz yolu ile gitmeleri , bireysel olmaktan öte tüm ekonomik
dengeleri etkileyecek ve istikrar ortamını bozacak bir gelişme olacaktır.
Başını sokacağı, çoluk çocuğu ile huzurlu bir şekilde oturabileceği bir
konutun özlemini çekenlerin, gelir durumlarını ve diğer faktörleri dikkate
almaksızın hesapsız bir şekilde mortgage sistemine dahil olmaları durumunda
bırakın konut edinmeyi sahip oldukları değerleri de kaybedebileceklerini göz
önünde bulundurmaları gerekir. Mortgage sistemi ile konut edinmeyi düşünen
ticari kazanç sahipleri ise, kredi taksit ödemelerinin aksatılmasının kendileri
için sadece konuta sahip olamama değil
bunun yanında finans kuruluşunca başlatılan haciz işleminin bir sonucu olarak
ticari faaliyetin sona ermesi riskini de
taşıdığını unutmamaları gerekir.
|