|
Muharrem ÖZDEMİR
Gelir İdaresi
Başkanlığı
Vergi Denetmeni
Denetmen47@yahoo.com
KUR FARKINDAN KAYNAKLANAN GELİRİN KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN İRDELENMESİ
(*)
I.GİRİŞ:
Kur, iki milli
para arasındaki değişim oranıdır. Diğer bir ifade ile yabancı paranın milli
para cinsinden fiyatıdır([1]).
Milli paranın yabancı para cinsinden değerini belirlemede ekonomide bir çok unsur
etkili olmakla birlikte ülke vatandaşlarının dövize talebi bunda en önemli
etkendir. Ülke insanlarının kendi paralarına olan güvensizlikleri döviz talebini
artıracaktır. Dövize olan bu yoğun talep 2001 Şubat krizinde yaşanan olumsuzluk
da olduğu gibi dolar paritesinin aşırı yükselmesine ve dolayısıyla milli paramız
aleyhine gelişme göstermesine sebep olacaktır().
Paranın para kazandığı, yabancı para çılgınlığının yaşandığı o günler çok uzak değil. 1999 yılında %64.3 olan tüketici fiyat endeksi 2004 yılına
gelindiğinde %12.87 gerilemiş ve 2005 yılında tek haneli enflasyon rakamları
konuşulur olmuştur. Tek haneli enflasyon beklentileri ve bu yöndeki ekonomik
göstergeler insanların alışverişlerini, borçlanmalarını ve hertürlü ticari işlemlerini TL cinsinden yapmasına sebep
olacak ve bu sayede kur sorununun olumsuz
etkileri asgari düzeye inecektir. Ancak bilinmelidir ki gelişmiş ülkelerde bile
sıfıra yakın seyreden enflasyon oranına rağmen kur sorununun yaşanmadığı anlamı
çıkarılamaz. Enflasyonun asgari anlamda da olsa varlığı kur sorununun yaşanmasına
sebep olacaktır. Ülkemizde de son yıllarda yaşanan düşük enflasyon sorununa
rağmen dövize endeksli borçlanmalar varlığını devam ettirmekte ve dolayısıyla
enflasyondan kaynaklanan kur
farklarının vergilendirilmesi sorunu da mali literatürde tartışma konusu
olmaktadır.İşte bu noktada dövize endeksli veya bedelin döviz cinsinden ifade
edildiği vadeli satışlarda ortaya çıkan kur farkı gelirinin vergilendirilip
vergilendirilmeyeceği hususu Katma Değer Vergisi Kanunu açısından irdelenerek
iş bu makale kaleme alınmıştır.
II.KUR FARKLARININ VERGİLENDİRİLMESİ VE
MEVZUAT:
Dövize endeksli yurt içi teslimlerinde alıcının ödemeyi gerçekleştirdiği
tarihteki döviz kurunun satış tarihindeki kurdan daha yüksek gerçekleşmesi
satıcı lehine bir geliri oluşturacaktır. Satış tarihi ile ödeme tarihi
arasındaki bu kur farkı nasıl vergilendirilecektir. 3065 sayılı Katma Değer
Vergisi Kanununun()10’uncu
maddesinin (a) fıkrasında “Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi
veya hizmetin yapılması” ile vergiyi doğuran olayın meydana geleceği
belirtilmiş, 20’inci maddesinde de katma değer vergisi matrahının teslim ve
hizmet işlemlerinin karşılığını teşkil eden bedel olduğu;bedel deyiminin,
alıcının ödediği veya borçlandığı para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve
para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği
açıklanmıştır. Tüm bu kanuni düzenlemeler yanında hizmet kavramının neyi ifade
ettiği ise aynı kanunun 4’uncü maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre Hizmet “Teslim
ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir. Bu
işlemler; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak,
temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi
yapmamayı taahhüt etmek gibi, şekillerde gerçekleşebilir”denmektedir. Aynı Kanunun 24’uncü maddesinin (c) bendinde Matraha Dahil Unsurları sıralamıştır. Bu
unsurlar Vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan
hertürlü menfaat, hizmet ve değerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı kanunun
26’ıncı maddesi ise “Döviz İle Yapılan
İşlemler” başlığını taşımaktadır. Buna göre” Bedelin döviz ile hesaplanması
halinde döviz, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden
Türk parasına çevrilir. Cari kuru belli olmayan dövizlerin Türk parasına
çevrilmesine ilişkin esasları Maliye Bakanlığı belirler” denilmiştir. Diğer
taraftan, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 35’inci maddesinde,“Malların iade
edilmesi, işlemin gerçekleşmemesi, işlemden vazgeçilmesi veya sair sebeplerle
matrahta değişiklik vukubulduğu hallerde, vergiye tabi işlemleri yapmış olan
mükellef bunlar için borçlandığı vergiyi; bu işlemlere muhatap olan mükellef
ise indirme hakkı bulunan vergiyi değişikliğin mahiyetine uygun şekilde ve değişikliğin
vukubulduğu dönem içinde düzeltir. Şu kadar ki, iade olunan malların fiilen
işletmeye girmiş olması ve bu girişin defter kayıtları ile beyannamede
gösterilmesi şarttır.” hükmü mevcuttur. Bedeli döviz veya dövize endeksli
olarak (TL) cinsinden tespit edilen satışlarda teslime ilişkin faturanın
düzenlendiği tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında kurlarda meydana
gelen dalgalanmalar sonucunda satıcı lehine veya aleyhine oluşan kur farkı,
Kanunun 35’inci maddesi gereğince “sair
sebeplerle matrahın değişmesi” olarak değerlendirilmesi gerekir.
Bu değerlendirme ve
kanuni düzenlemeler ışığında en dikkat çeken ve tartışma konusu olan düzenleme
matraha dahil unsurların sayıldığı benddir. Kanun koyucu sözkonusu bentte Vade farkı,
fiyat farkı, faiz, prim gelirleri tadadi olarak saymış ve matraha dahil olduğu
belirtmiştir. Matraha dahil bu unsurlar yanında kanun koyucu “gibi”
demek suretiyle benzeri çeşitli gelirlerin de bu kapsamda değerlendirilmesi
gerektiğini belirtmiştir. Vergi mevzuatımızda buna benzer birçok düzenleme
mevcuttur().
Gerçekten de vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim vb.kavramlar birbirine yakın
ve birbiri ile örtüşen kavramlardır. Vade
farkı, milli para cinsinden vadeli olarak yapılan satışlarda geçerli iken,Kur Farkı, yabancı para cinsinden
yapılan vadeli satışlarda döviz kurunun yükselmesinden kaynaklanan bir gelirdir.
Görüleceği üzere vade farkında işleyen mekanizma ile kur farkında işleyen
mekanizma aynı olup tek değişen vadeli satıştaki para biriminin adıdır. Kanun
koyucu birbirine bu kadar benzeyen bir konuda düzenleme yapmak yerine “gibi”
demek suretiyle aynı anlamda değerlendirmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Ancak
yapılan bu vurguya rağmen kur farkının vergilendirilip vergilendirilmeyeceği
noktasında farklı yaklaşımlar mevcuttur. Gelir idaresi ağırlıklı olarak kur
farkının vergilendirilmesi noktasında görüşler belirtmektedir.Bu bağlamda İstanbul
Defterdarlığı Beyoğlu Vergi Dairesi
Başkanlığının mükellefe verdiği bir özelgede()”Malın teslim edildiği veya
hizmetin ifa edildiği tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasındaki cari alış
kurlarındaki farklılık sonucunda satıcı lehine oluşan kur farkları için,
başlangıçta yani malın teslim edildiği veya hizmetin ifa edildiği tarihte
düzenlenen faturaya atıfta bulunularak kur farkı üzerinden (kur farkı geliri +
KDV) şeklinde fatura düzenlenmesi ve faturadaki katma değer vergisinin alıcıdan
tahsil edilmesi gerekmektedir.Ancak, işlem bedeli başlangıçta katma değer
vergisi dahil tutar olarak belirlenmiş ise verginin toplam kur farkı üzerinden
iç yüzde yoluyla hesaplanması gerekmektedir.Ayrıca, düzenlenen bu faturadaki
katma değer vergisinin, söz konusu işlemin tabi olduğu oran üzerinden
hesaplanacağı tabiidir” demektedir. Gelirler Genel Müdürlüğünün 14 No’lu
Katma Değer Vergisi Sirkülerinde de ([6])
kur farklarının vergilendirilmesi yönündeki bu görüşünü devam ettirmiş ve İstanbul
defterdarlığı tarafından verilen Özelgeyi desteklemiştir. Sözkonusu Sirkülerde
yurtiçi dövize endeksli teslimlerde satıcı
aleyhine-alıcı lehine oluşan kur farklarının vergilendirilmesine dair açıklamalar
mevcuttur. Buna göre” katma değer vergisi toplam bedelin dövize endeksli olarak
belirlenmesi durumunda vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarih ile ödeme
tarihi arasında ortaya çıkan aleyhe kur farklarına ait katma değer vergisinin,
kur farkı bedeline iç yüzde oranı uygulanmak suretiyle, dövize endeksli toplam
bedele katma değer vergisinin dahil edilmemesi durumunda vergiyi doğuran olay
ile ödeme tarihi arasında ortaya çıkan aleyhe kur farkları üzerinden katma
değer vergisi hesaplanarak ilgili dönemde her iki mükellef tarafından genel
usul ve esaslar çercevesinde işlem yapılacaktır” demektedir. Bu durum yani satıcı aleyhine oluşan kur farkı Türk
Lirasının yabancı paralar karşısında değer kazanmasına bağlı olarak ortaya
çıkabilmektedir. Mali idare satıcı aleyhine/alıcı lehine oluşan kur farklarının(alıcı
oluşan kur farkı nedeniyle fatura tanzim edecek kur farkı tutarı üzerinden KDV hesaplayacaktır)
vergilendirilmesine
ilişkin yapmış olduğu bu düzenlemeyi mefhum-u muhaliften yola çıkarak satıcı
lehine oluşan kur farkı dolayısıyla elde edilen gelirin de aynı usul ve esaslarla vergilendirileceği anlamı
çıkarabiliriz.Mali idarenin kur farkından kaynaklanan gelirin vergilendirilmesi
yönündeki bu görüşe karşın Yargının aksi yönde kararları mevcuttur. Danıştay
9.Dairesinin()sözkonusu
kararında Katma Değer Vergisi Kanununun 4,10,26,20 ve 24/c maddelerini
sıraladıktan sonra özetle;”Hizmetin
yapılması ile vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi ve hizmetin karşılığını ve
verginin matrahını teşkil eden bedelin döviz olarak ödenmesi halinde,ödenen
döviz,vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihteki cari kur üzerinden muhasebeleştirilerek
gelir kaydedilmesi zorunlu olup zaman içinde oluşan kur farkının da hizmetin
karşılığını oluşturan bedel içinde kabulü ve matraha dahil edilmesi mümkün
değildir.Bu değerlendirme ve tespitler ışığında kur farkının hizmetin yapıldığı
4’üncü maddesi kapsamında müstakil bir hizmet olarak kabul edilemeyeceği, 24/c
maddesinde düzenlenen vade farkı ile aynı anlama gelmeyeği ve kanun koyucunun
kur farkının katma değer vergisine tabi olmasını amaçlamadığı sonucuna
varılmıştır”demektedir.
Yurti içi Dövizle endeksli satışlarda satıcı lehine oluşan kur
farkının vergilendirilmesi yönündeki farklı görüşler mevcut iken İthalat
İşlemlerinde Ortaya Çıkan Kur Farkının vergilendirilmesinde aynı sorun
yaşanmamaktadır. Çünkü Katma Değer Vergisi Kanununun 21/c maddesindeki
düzenleme nettir. Sözkonusu madde göre;Gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar
ortaya çıkan kur farkları vergilendirilecek, bu tarihten sonra hangi nedenle
olursa olsun ortaya çıkan kur farkları”matraha dahil edilmeyecek ve dolayısıyla
vergilendirilmeyecektir. Aynı şekilde satıcıların Katma Değer Vergisi Kanununun
11/1-a kapsamındaki ihracat teslimleri
istisna kapsamında olduğundan bu teslimler dolayısıyla fiili ihracat tarihi ile ihracat bedeli dövizin
yutiçine giriş tarihi arasında lehte oluşan kur farkları da istisna kapsamında
değerlendirilecektir.
IIII.SONUÇ:
Makalemizin ikinci bölümünde ayrıntılı
olarak açıklandığı üzere; malın teslim edildiği veya hizmetin ifa edildiği
tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasında satıcı lehine oluşan kur farklarına
tekabül eden tutarın katma değer vergisine tabi olduğu, kanun koyucunun bu
yöndeki iradesini Katma Değer Vergisi Kanununun 24/c maddesinde “gibi”demek
suretiyle ortaya koyduğu buna parelel Gelir İdaresinin Katma Değer Vergisi 14 No’lu Sirkülerinde
yaptığı açıklamalarla bu düşünceyi
desteklediği kanaatini taşımaktayım.
(*)
Bu makale
Maliye ve Sigorta Yorumları Dergisinin 453’ncü sayısında yayınlanmıştır.
|