|
Veysi SEVİĞ
Kurumlar Vergisi
Yasası'nın 16. maddesinde yapılan tanımlamadan anlaşılacağı üzere "Kurumların
aralarında vasıtalı, vasıtasız bir şirket münasebeti veya devamlı ve sıkı bir
iktisadi münasebet bulunan gerçek ve tüzel kişilerden yaptıkları istikrazlar,
teşebbüste devamlı olarak kullanılır ve bu istikrazlarla kurumun özsermayesi
arasındaki nisbet, emsali kurumlarınkine nazaran bariz bir fazlalık gösterirse
mezkur istikrazlar örtülü sermaye sayılır."
Yasal
tanımlamadan da anlaşılacağı üzere herşeyden önce kurum tarafından yapılan
borçlanmanın "sermaye"nin yerine ikame edilmiş olması halinde örtülü sermayenin
varlığından bahis edilebilir. Bir başka anlatımla "...ortak ve sahiplerinden
(veya kanunda belirtilen ilişkiler içinde bulunan diğer gerçek ve tüzel
kişilerden) alınan borç, örtülü yoldan konmuş bir sermaye karakteri kazandığı
anda" söz konusu borçlanma önem kazanmaktadır.
Örtülü
sermayenin varlığı açısından aşağıdaki özellikler önem arzetmektedir.
* Borç ve alacak
ilişkisi olan kurumların arasında dolaylı veya dolaysız bir şirket ilişkisi
olacaktır.
* Borçlanmanın
gerçek veya tüzel kişilerden yapılmasındaki neden mevcut sıkı bir iktisadi
ilişkiden kaynaklanmış olacaktır.
* Yapılan
borçlanma ile kurum özsermayesi arasındaki oran benzer kurumlara nazaran bariz
bir fazlalık gösterecektir.
* Söz konusu
borç kurum tarafından devamlı kullanılır olacaktır.
Örtülü
sermayenin oluşumundaki temel amaç söz konusu sermayeyi sağlayanların, daha
açıkçası örtülü sermaye sahiplerinin farklı gelir (kazanç) sağlama
beklentileridir.
Örtülü
sermayeden yararlanma mekanizması çeşitli şekillerde oluşabilir. Temel avantaj
şu şekilde ortaya çıkar. Bir şirketler grubunda (ana şirket bir ülkede şube ya
da diğer grup şirketi diğerlerinde) şubenin kârları ana şirkete faiz biçiminde
aktarılırsa, faiz ödemeleri şube açısından vergi matrahından indirilebilir
olduğundan, kâr transferi biçimindeki aktarmadan daha avantajlıdır. (Kızılot
Şükrü "Türk Vergi Hukukunda Örtülü Kazanç ve Örtülü Sermaye" Yaklaşım Yayınları
2002. Ankara Sf:105)
Kurumlar Vergisi
Yasası'nın 15/1. maddesi uyarınca özsermaye, 15/2. maddesi uyarınca da örtülü
sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler kurum kazancının tespitinde
kanunen kabul edilmeyen giderdir.
Gerçekte,
özsermaye yürütülecek faizlerin matrahtan indirilemeyeceği esası, örtülü sermaye
faizi ile tamamlanmadıkça, kurum ortak ve sahiplerinin, sermaye payı olarak
koymaları gereken meblağı borç olarak verip, bu kaynağın değerlendirilmesi ile
kurum bünyesinde doğacak kârdan, kurumlar vergisi ödenmeksizin, faiz adı ile pay
almaları imkanı doğmuş olur. (Özbalcı Yılmaz "Kurumlar Vergisi Kanunu Yorum ve
Açıklamaları" Oluş Yayıncılık, Ocak 2001 Sf:427)
Örtülü
sermayenin belirlenmesi açısından borçla özsermaye arasındaki oranın emsal
kurumlarınkine nazaran açık bir fazlalık göstermesi konusunda, emsali kurumun
hangi yöntemlerle tespit edileceği hususunda Kurumlar Vergisi Kanunu'nda açıklık
yoktur. Bu bağlamda emsali kurum olarak borç verilen kurumla aynı veya benzer iş
kolunda faaliyet gösteren kurumlar dikkate alınabilir. Ancak, söz konusu
karşılaştırmalar her zaman doğru sonuç vermeyebilir. Burada önemli olan husus,
örtülü sermaye sayılabilecek borçlanmalarla, kurum sermayesi (özsermaye)
arasındaki oranı analiz etmek, kurumun aktif yapısının, diğer yabancı
kaynaklardan sağlanan finansman yöntemlerinin ve vade dağılımının
değerlendirilmesidir.
(Beyanname
Düzenleme Kılavuzu 2002, HUD Yayınları Sf:576)
"Aynı holdinge
bağlı bir bankadan özsermayeye oranla çok yüksek oranda kredi alınması ve yüksek
tutarlarda faiz ödenmesi ve kredilerin aynı gruba dahil bir firmanın hisse
senetlerinin alımında kullanılarak ve bu hisse senetlerinin yine aynı gruba
dahil bir firmaya daha düşük bedelle satılarak zarar edilmesi ve sermaye ile
orantılı olmayan bir şekilde borçlanılmasını örtülü sermaye niteliğinde olduğu
kabul edilir. "Danıştay 4. Daire, E.No:1999/5731, K.No:2000/2013)
Örtülü
sermayenin belirlenmesi aşamasında, kullanılan kredinin veyahutta yapılan
borçlanmanın gerçek anlamda Kurumlar Vergisi Yasası'nın 16. maddesinde yer alan
özelliklerle tam olarak örtüşüp örtüşmediğini saptamak gerekmektedir.
Kurum
ortaklarının, kuruma vermiş oldukları borçlar için de Kurumlar Vergisi
Yasası'nın 16. maddesinde yer alan tanımlama geçerli bulunmaktadır. Eğer kurum
ortağı tarafından şirkete (kuruma) verilen borç yasa maddesinde öngörülen
özelliklerle örtüşüyorsa, bu takdirde örtülü sermayenin varlığından bahis
edilecek, dolayısıyla söz konusu ilişkinin sağladığı menfaat varsa, ayrıca
dikkate alınacaktır.
Yaklaşım
Dergisi/Ekim 2002 Sayısından İktibas Edilmiştir.
|