|
Ankara,
15 Haziran 2005
Rüknettin
Kumkale
YMM
ruknettin@kumkale.tr.tc
BİLİRKİŞİLİK VE MALİ MÜŞAVİRLİK MESLEĞİ
1.
Hukukumuzda
Bilirkişilik
Hukuk Usulü
Muhakemeleri Yasasının 275. Maddesine göre, Bilirkişi, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi
gerektiren hallerde başvurulan kişidir. Ancak hakimlik mesleğinin gerektirdiği
genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye baş
vurulmaz.
Ceza Usulü Muhakemeleri Yasasının 66. Maddesinde de Bilirkişi, Hukuk Usulü Muhakemeleri
Yasasının 275. maddesindeki kelimelerle
açıklanmaktadır.
Bu hükümler ışığında, bilirkişi hakimin teknik ve özel
bilgisi ile çözemediği konularda ve hakimin kendisine verdiği görev
çerçevesinde inceleme yaparak ulaştığı sonucu düzenleyeceği “ Bilirkişi Raporu “ ile sunar.
Bilirkişi, Yasa maddelerinde de belirtildiği gibi
Hakimin “ Uzman Danışmanı” niteliğinde dir. Sayın Prof. Dr. Kudret Güven
bilirkişiyi “ Hakimin Dürbünü” olarak tanımlamaktadır.
Bilirkişinin görevini ister “ Uzman Danışman”, ister “
Hakimin Dürbünü” veya bazı Yargıtay
kararlarındaki açıklaması ile “ Hakime Yardımcı Olmak” şeklinde
tanımlayın, bilirkişi konusunda Ehliyetli, Özen Gösteren, Dürüst ve Tarafsız
bir kişiliğe sahip olmak zorundadır.
2.
Bilirkişinin
Nitelikleri
HUMK’nun amir hükmü, bilirkişinin niteliklerine
açıklık getirmiştir.
2.1.
Ehliyet Sahibi
Olmak
- Teknolojik Olanakların Gelişmesi,
-
Ekonomik Hareketlerin Ön Plana Çıkması,
-
Ekonomik Dalgalanmaların Sık Yaşanır Olması,
gibi
başlıklarla kısaca sınıflandırabileceğimiz gerek Dünya üzerinde, gerekse bunun doğal yansıması olarak
yurdumuz toplum hayatında oluşan gelişmeler, bundan önce var olmayan yeni iş
kollarının dolayısıyla yeni uzmanlık alanlarının doğmasına yol açmıştır.
Artan bu
uzmanlık alanları ile ilgili olarak taraflar arasında doğan anlaşmazlıkların yargıya intikal etmesi halinde
Hakim’in bu konularda uzman kişilere danışma ihtiyacı duyması da çok doğaldır.
Diğer bir anlatımla Hakim önündeki davada kendi genel
ve hukuki bilgisi ile çözümleyemeyeceği konularda, o konuda uzmanlığı “ tescil”
edilmiş olan bir kişiyi bilirkişi olarak atayacak ve onun vermiş olduğu rapor
yardımı ile davayı çözümleme yoluna gidecektir.
Burada dikkati çeken “Uzmanlık” kelimesinin altında
yatan anlam, bilirkişinin rapor vereceği alanda ehliyetli – uzman kişi olduğunun
tescilli olmasıdır.
Tescillilik tabii ki sadece konu ile ilgili bir okuldan
mezun olmayı yeterli kılmamaktadır. Çünkü Hakim Adalet dağıtmaktadır. Adil
olmak zorunluluğundadır. Davanın taraflarından hiç birisinin mağdur olmamasına
özen göstermektedir. Geniş anlamı ile düşündüğümüzde toplum hayatımıza yön
vermektedir. Bilirkişi de Hakimin kararına kendi uzmanlık alanı çerçevesinde
yardımcı olduğundan, görevlendirilecek bilirkişinin alanında gerçekten
ehliyetli – uzman kişi olmasında adeta bir zorunluluk bulunmaktadır.
2.2.
Özen Gösterme
Zorunluluğu
Bir
bilirkişinin aklından çıkarmaması gereken en önemli noktalardan birisi,
bilirkişilik görevini özen göstererek yapmak zorunda olduğudur.
Hakim size uzmanlık alanınız içindeki bir konu
hakkında danışmaktadır. Altına imza attığını raporunuz davanın
neticelenmesinden sonra Yargıtay’a gidecek ve siz imzanızın sorumluluğunu en az
iki – üç yıl belki de daha uzun süre taşıyacaksınız. Diğer bir yaklaşımla,
raporu teslim etmekle sorumluluğunuz
bitmemektedir.
Attığınız imza ile isminizi, mesleğinizi ve
giderek mesleki unvanınız ile temsil ettiğiniz topluluğu mükellefiyet altına
sokmaktasınız.
2.3.
Dürüst Olma
Zorunluluğu
-
Dürüstlük,
adalete yardımcı olan kimse için vazgeçilmez bir erdem olmalıdır.
-
Hazırlanacak
olan rapor hiçbir etki altında kalınmadan düzenlenmelidir.
-
Zaten
dürüstlük prensibinden uzak hazırlanan bir rapor kendini hemen belli
edecektir. Şurası unutulmamalıdır ki, bir davanın
davacı ve davalı olarak iki tarafı, bunların Avukatları ile en önemlisi
bilirkişiyi denetleyen ve ömrünü Hukuk dünyasında geçirmiş bir Hakim
bulunmaktadır.
Raporunuz bu üç köşe tarafından kelimesi
kelimesine okunmakta, her cümlenin anlamı kendi açılarından değerlendirilmekte,
yorumu yapılmaktadır. Yani kısaca bir bilirkişi raporu imzalanmakla, mesleki
bilgi ve becerileri mercek altına
alınmış demektir.
Bütün bunların yanında bilirkişilerin
cezalandırılması ile ilgili olarak 5237
Sayılı (Yeni) Türk Ceza Yasasının “
Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik ve Tercümanlık” başlıklı 276. Maddesi şu hükümleri
içermektedir.
“Gerçeğe aykırı
bilirkişilik veya tercümanlık
MADDE 276. - (1) Yargı mercileri veya suçtan dolayı
kanunen soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip
bulunan kişi veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı
mütalâada bulunması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına
hükmolunur.
(2) Birinci fıkrada belirtilen
kişi veya kurullar tarafından görevlendirilen tercümanın ifade veya belgeleri
gerçeğe aykırı olarak tercüme etmesi hâlinde, birinci fıkra hükmü uygulanır.”
2.4.
Tarafsız Olma
Zorunluluğu
Bir Bilirkişi,
ancak kendi mesleki bilgileri açısında taraf olma durumundadır. Bunun dışında tamamen bağımsız hareket
etmek zorunluluğunda olup, raporunda belirttiği görüş, ilgili ilgisiz herkezin katılacağı nitelikte
olmalıdır.
Bilirkişi, raporunu siyasi düşüncelerden arınmış
olarak, tarafsız, bağımsız, tarafların telkin ve görüşlerinden uzak objektif
bir şekilde hazırlamak zorundadır.
Tarafsızlık ilkesinin en önemli unsurlarından birisi,
bilirkişinin davanın taraflarından birisi ile akrabalık veya menfaat
ilişkisinin olup olmadığı hususudur. Mali Müşavirlik mesleğini serbest olarak
yapan bizler, uzun zaman içerisinde birçok kişi ile mükellef meslek mensubu
ilişkisi içinde bulunmaktayız. Bu sebeple Mahkeme tarafından atandıktan sonra taraflar arasında geçmişte
veya halen menfaat ilişkisinde bulunulmuş kişi veya kuruluşların bulunup
bulunulmadığının kontrol edilmesi ve böyle bir durum var ise sebebinin
mahkemeye izah edilerek dosyadan çekilinmesi en olumlu hareket olacaktır.
3.
Mali
Müşavirlerin Bilirkişi Olarak Görev Almaları
Mesleğimizin
kaidelerini düzenleyen 3568 sayılı Yasanın “Yasaklar” başlıklı 45. Maddesi bilirkişiliği, “Meslekle bağdaşmayan işlerden sayılmaz”
olarak nitelemiştir. Bu açıdan 3568 sayılı Yasa çerçevesinde unvana sahip
meslek mensuplarından olan “ Serbest Muhasebeci” , “Serbest Muhasebeci Mali
Müşavir” ve “Yeminli Mali Müşavir” ler
meslekleri ile ilgili olarak bilirkişi görevi alabilmektedirler.
Meslek Mensubu, HUMK’nun 275. Maddesinde bulunan “ Mahkeme çözümü özel ve teknik bir bilgiyi
gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir”
hükmü uyarınca bilirkişi olarak atanmaktadır.
Çünkü, yaptığımız iş gerçekten özel ve teknik bilgiyi
gerektirmektedir.
Bir meslek mensubu,
-
Muhasebe Hukuku’na
-
Muhasebenin Temel Kavramları’na
-
Mali Tabloların İlkeleri’ne
göre
incelemesini yapmak ve senelerin süzgecinden geçerek oluşan tecrübelerini de katarak raporunu hazırlamak
durumunda dır.
Diğer bir anlatımla Mahkeme bizi, görevimizi bu
çerçevede yapacağımızı düşünerek atamaktadır.
3.1.
Muhasebe Hukuku
Hukuk, “ Toplumda
kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen ve Devlet gücüyle kendisine uyulması yaptırıma bağlı kılınmış kurallar bütünüdür. “
(Prof.Dr. Ejder Yılmaz. Hukuk Sözlüğü. Yetkin Yayınları Ankara 2001)
Muhasebe ise, “Hesapsal
kişiliğin önce kendisi, sonra da bunlarla ilişkili olanların hak ve
sorumluluklarını belirlemek amacıyla varlık ve sermayelerine zaman içinde
bunlardaki değer değişimlerine, yani masraf, hasılat ve kazançlarına ilişkin iş
olgularını Yasaları, kurallara, ilkelere ve kurumlara uygun olarak belgeler
üzerinde saptayarak hesap adı verilen çift yanlı çizgilere işleyen, izleyen,
bunlarla varılan sonuçları çizelge ve raporlarla ortaya koyan, yorumlayan
belgeleme ve araç olma özelliği taşıyan bir bilimdir” (Mehmet Yazıcı.
Muhasebe Tümleri ve Örgütlenmesi eserinden, Prof. Dr. Oktay Güvemli. Muhasebe
Tarihi. İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası Yayını 1. Cilt. İstanbul 2000)
Bu iki tanımı bir arada ele aldığımızda muhasebenin
uyması gereken hukuk kaideleri ortaya çıkmaktadır.
Muhasebe;
-
Vergi Usul Yasası ve Diğer Vergi Yasaları ile Türk Ticaret
Yasası ve Sermaye Piyasaları’nı oluşturan Yasa’larda gösterilen hükümler
çerçevesinde,
ve
-
Muhasebenin düzeninin yaratılması için çıkartılan Muhasebenin
Temel Kavramları ile Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkeleri
çerçevesinde
oluşturulmaktadır.
Mahkeme bizden
bu Yasa ve Kaideler ışığında bilirkişilik görevimizi yerine getirmemizi istemektedir.
3.2. Muhasebe’nin Temel Kavramları
Hepimizin
bildiği gibi Muhasebenin Temel Kavramları 12 Maddeden oluşmaktadır. Bilirkişi
Raporunu hazırlarken karşılaşılacak muhasebe düzeninin bu temel kavramlar
açısındaki uygunluğuna dikkat etmek gerekmektedir.
Çünkü, bu temel kavramlara uygun olan muhasebe düzeni
ve Mali Tablolar o işletmenin gerçek durumunu yansıtacak, dolayısıyla
Mahkeme’nin istediği çözümü sunacaktır. Diğer bir anlatımla, kayıtların bu
temel kavramlar çerçevesinde yaratılmamış olması o işletmenin gerçek durumunu
yansıtmayacaktır. Bunun bilirkişilik ile görevlendirilmiş bir meslek mensubu
tarafından tespit edilmesi gerekmektedir.
3.3. Mali Tablolar İlkeleri
İşletmelerin
Mali Tabloları düzenlenirken uymak zorunda oldukları kuralları içeren bu ilkeler yine bir Bilirkişi Raporu
düzenlenirken dikkat edilmesi gereken noktaları göstermektir.
4.
Bilirkişi
Raporu Hazırlanırken Dikkat Edilecek Noktalar
4.1.
Mahkeme’nin Atama
Kararı
Bilirkişilerin seçiminde tek yetki sahibi kişi
hakim’dir. Hakim, önünde bulunan davada konunun bilirkişi tarafından
incelenmesi gerektiğini düşünüyor ise bilirkişinin seçimini yaparak kararını
verir. Taraflarında bilirkişi
incelemesini isteme haklarının bulunduğunu unutmamak gerekmektedir. Ancak son
söz hakimindir.
Bunların yanında,
Hakim, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 276/1 maddesinde bulunan “ Ehlivukuf, iki taraf ittifak etmedikleri
halde tahkikat hakimi tarafından intihap olunur “ hükmü çerçevesinde
tarafların bilirkişi seçimi konusunda anlaşamamaları ve kendi düşündükleri
bilirkişileri mahkemeye bildirmedikleri takdirde bilirkişi seçimini kendisi
yapar. Hakim bilirkişi seçim kararında,
bilirkişilerin kaç kişi olması gerektiğinide belli eder.
Hakim, HUMK’nun 279. Maddesindeki “ Hakim, iki tarafın ifadesini istimadan sonra ehlivukufa sorulacak sualleri tayin eder. “
hükümleri çerçevesinde bilirkişi atama kararında bilirkişiden isteyeceklerini
de belli eder. Diğer bir anlatımla Mahkemenin bilirkişi görevlendirme kararında
bilirkişinin görevleri de açıklanmıştır. Bilirkişiler Mahkeme’nin bilirkişi
atama kararında belli ettiği görevleri yerine getirmekle yükümlüdürler. Sayılan
görevlerin dışında bir hareket yapamazlar. Mahkeme kararında defter ve
belgelerin incelenmesi yetkisi verilmiş ise, defterlerin incelenmesini
yapabilme olanağı bulunmaktadır. Hakim Defterlerin mahkemeye ibraz edilmesini
veya tarafların işyerlerinde incelenmesine karar verebilir. Bilirkişi bu
kararlar doğrultusunda hareket ederek raporunu düzenlemek durumundadır.
Çok rastlanmasa
da Hakim bilirkişinin defter ve belgelerin işyerinde incelenmesi sırasında tarafların da hazır bulunmasına karar
verebilir. Bu durumda Bilirkişinin ilgili işyerini ziyaretinde tarafların veya vekillerinin burada bulunuyor
olmasına dikkat etmesi, incelemesini bu heyet huzurunda yapması gerekmektedir.
4.2.
Tarafların Defter
ve Belgelerinin İncelenmesi
Bir Mali Müşavir olarak genellikle bizlerden istenilen
Bilirkişilik görevi içinde taraflardan birisinin veya her ikisinin defter ve
belgelerinin incelenmesi de bulunmaktadır. Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi bu
yetki Mahkemenin bilirkişi atama kararında bulunuyor ise ancak tarafların
defter ve belgelerinin incelenmesi yapılabilecektir.
4.2.1.
Defterlerin Noter Tasdikleri
Türk Ticaret Yasasının 66. maddesi ve sonra gelen
hükümlerine göre; Hükmi Şahıs Tacirler, Yevmiye
Defteri, Defter-i Kebir, Envanter
Defteri, Karar Defteri, Hakiki Şahıs
Tacirler ise Yevmiye Defteri,
Defter-i Kebir, Envanter Defteri veya işletmenin mahiyeti ve önemine göre
sadece işletme defteri tutmak mecburiyetindedir.
Vergi Usul Yasası Açısından ise Bilanço
Esasına Göre defter tutan Mükellefler,
Vergi Usul Yasası'nın 182 ve sonraki maddeleriyle getirilen hükümlere göre,
Yevmiye Defteri, Defter-i Kebir, Envanter Defteri, İşletme Hesabı Esasına Göre defter tutan Mükellefler, Vergi Usul
Yasası'nın 193. maddesi hükümleri ışığında, İşletme Hesabı Defteri ve Envanter
Defteri tutmak mecburiyetindedirler. Ayrıca bütün mükellefler işyerinin ve işin
özelliklerine ve mükellefiyetin derecesine göre ek defterlerde tutmaktadır.
Yasal
defterlerin tasdik zamanı ile ilgili
hükümler Vergi Usul Yasasının 221. maddesinde yer almıştır.
Buna
göre,
a. Şirketlerin kuruluş aşamasında kullanılacak olan
defterler, kullanılmaya başlanmadan önce tasdik edilmek üzere ticaret sicili
memurluğuna veya neter'e ibraz edilir. (TTY. Md. 69, VUY. Md. 223)
b. Öteden beri işe devam etmekte olanlar, defterin kullanılacağı yıldan
önce gelen son ay içinde,
c. Hesap dönemi Maliye Bakanlığı tarafından tespit
edilenler, defterin kullanılacağı hesap döneminden önce gelen son ay içinde,
d. Yeniden işe başlayanlar,
sınıf değiştirenler ve yeni bir mükellefiyete girenler, işe başlama, sınıf
değiştirme ve yeni mükellefiyete girme tarihinden önce; vergi muafiyeti
kalkanlar, muaflıktan çıkma tarihinden başlayarak on gün içinde,
e. Tasdike tabi defterlerinin dolması nedeni ile
veya sair sebeplerle yıl içinde yeni defter kullanmaya mecbur olanlar, bunları
kullanmaya başlamadan önce,
defterlerini tasdik ettirmek
mecburiyetindedirler.
Ticari hayatımızda uygulaması pek görünmemekle birlikte
Türk Ticaret Yasında bulunuyor olmasından
ve Noterlerin bazı seneler istemiş olmasından dolayı, Türk Ticaret
Yasasının 69. Maddesindeki hükümlerden söz etmek gerekmektedir. Bu hükümlere
göre, Tasdik için notere başvurmadan
önce, bağlı bulunulan Ticaret Sicili Memurluğundan sicil tasdiknamesinin
alınması ve bu tasdiknamenin notere ibraz edilmesi gerekmektedir. Ayrıca gene
aynı maddeye göre yasal defterlerin tacirin lehine delil olarak kabul
edilebilmesi için tacirler tutmaya mecbur oldukları diğer defterlerle tutmak
istedikleri defterlerin her birinin nev’i ve mahiyetleriyle sayfa sayılarını
gösteren iki nüsha beyannameyi bu defterleri kullanmaya başlamadan önce sicil
memuruna vermeye mecburdurlar. Ticaret Sicili Memurluğu bu beyannamelerden
birisini tasdik ederek tacire geri verir.
Yasal defterlerini ertesi yılda da kullanmak isteyenler,
Vergi Usul Yasasının 222. maddesi hükümlerine göre kullanacakları yılın Ocak
ayı içinde, hesap dönemleri Maliye Bakanlığı’nca tespit edilen mükellefler, bu dönemin
ilk ayı içinde eski defterlerindeki tasdiki yeniletmek mecburiyetindedirler.
Kapanış tasdikine tabi defterler,
yevmiye defterleri ve envanter defterlerinden ibarettir. Defter-i kebir için
kapanış tasdiki mecburiyeti getirilmemiştir. Türk Ticaret Yasasının 70.
maddesinin son fıkrasına göre yevmiye defterinin yeni senenin en geç Ocak ayı
sonuna kadar notere ibraz edilip son kaydın altına noterce (görülmüştür) sözü
yazılarak mühür ve imza ile tasdik ettirilmesi gerekmektedir. Türk Ticaret Yasasının
72. maddesinde de envanter defteri ile ilgili hükümlere yer verilmiş olup
ayrıca noter tarafından yapılacak muameleler hakkında Yevmiye Defterinin konu
edildiği 70. maddeye atıf yapılmıştır. Envanter defterinin iş yılı bitiminden
itibaren geçen üç ayı izleyen birinci ayın sonuna kadar kapatılması ve kapanış
tasdikinin yapılması gerekmektedir. Ayrıca diğer mevzuatlarda da kapanış
tasdiki ile ilgili olarak hiçbir mecburiyet getirilmemiştir.
4.2.1.1. Defterleri Süresi İçinde
Açılış Tasdiklerinin Yaptırılmamasının Sonuçları
Tasdiki mecburi olan defterlerin
süresi içinde tasdik ettirilmemesi sonucunda doğacak cezalar Vergi Usul
Yasasının 352. maddesinde gösterilmiştir. Bu hükümlere göre;
a.
Yasal sürenin sonundan
başlayarak bir ay geçtikten sonra tasdik ettirilen defterler hiç tasdik
ettirilmemiş kabul edilmekte ve birinci derecede usulsüzlük cezası
kesilmektedir.
b.
Tasdiki mecburi olan
defterlerden herhangi birinin tasdik muamelesinin, yasal sürenin sonundan
başlayarak bir ay içinde yaptırılmış olması halinde ikinci derecede usulsüzlük
cezası kesilmektedir.
4.2.1.2.
Kapanış Tasdiki Yaptırılmamasının Türk Ticaret Yasası Açısından Sonuçları
a.
Türk Ticaret Yasasının
82, 83/1, 85. ve 86. maddeleri ile tacirlerin tutmakta oldukları defterlerin
kendi lehlerine delil olarak kullanılması ile ilgili hükümlere yer vermiş
bulunmaktadır. Ancak bu hükümlere göre defterlerin, tacirlerin kendi lehlerinde
delil olabilmesi için Yasaya uygun olarak tutulması zorunluluğu bulunmaktadır.
Defterlerin Yasaya uygun olarak tutulması tabirinin içinde defterlerin
yasalarda gösterildiği şekilde düzgün tutulmasının yanında açılış ve kapanış
tasdiklerinin de yasalarda gösterildiği şekilde yapılmış olması gereği de
bulunmaktadır. Bu nedenle tasdike tabi defterlerin kapanış tasdikinin
yapılmaması halinde bu defterlerin tacirlerin kendi lehlerinde delil olarak
kullanılabilmesine olanak bulunmamaktadır.
b. Türk Ticaret Yasasının
68. maddesinin son fıkrası, tacirlerin saklamakla mükellef oldukları defterleri,
yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi afetler sebebiyle kaybetmeleri
halinde tacirin bu durumu öğrenmesinden itibaren 15 gün içinde mahkemeden zayi
belgesi alabilmesine olanak sağlayıcı hükümler ifade etmektedir. Ancak Yargıtay
11. Hukuk Dairesinin 20.11.1992 Tarih ve esas: 1991/3729, Karar: 1992/10671 Sayılı Kararı gereğince ticari
defterlerini onaylatmayan tacirlerin Türk Ticaret Yasasının 68/4 maddesinde
sözü edilen zayi belgesini alma imkânları bulunmamaktadır. Türk Ticaret Yasası
hükümlerine göre tasdik mecburiyeti açılış ve kapanış tasdiklerini
kapsadığından kapanış tasdiki bulunmayan defterler içinde zayi belgesi alma
olanağı bulunmamaktadır.
c. Türk Ticaret Yasasının
67. maddesinin 3 ve 4. bentlerinde defterlerin tutulması ile ilgili cezaî hükümler açıklanmıştır. Bunlara göre Türk Ticaret
Yasasının 66. maddesinin 1 ilâ 3. bentlerinde tutulması mecburiyeti bulunan defterlerin
Yasaya uygun şekilde yerine getirilmemesi halinde bu
konudan sorumlu olanlar yüz liradan bin liraya kadar ağır para cezası ile
cezalandırılırlar. Ayrıca diğer yasalarda bulunan cezaî hükümler saklı bulunmaktadır. (Türk
Ticaret Yasası Md. 67/3). Hakimler, noterler, sicil memurları ve diğer memurla, resmi
muameleler dolayısıyla bir tacirin defter tutma mükellefiyetine aykırı hareket ettiğini
öğrenince keyfiyeti savcılığa bildirmek zorundadırlar. (Türk Ticaret Yasası
Md. 67/4)
4.2.1.3. Kapanış Tasdiki
Yaptırılmamasının İcra İflas Yasası Açısından
Sonuçları
a. İcra
İflas Yasasının 310. maddesinin 5. fıkrasındaki “Ticaret Yasasının 66. maddesinin birinci fıkrasının 1 ilâ 3.
bentlerinde sayılan defterleri hiç veya Yasanın emrettiği şekilde tutmamış ise”
hükmü kendisinde bulunan kimsenin iflas etmesi halinde taksirli sayılacağını
açıklamakta ve bunların Türk Ceza Yasasına göre cezalandırılacağını
bildirmektedir. Bu durumda kapanış tasdiki yaptırmamış bir tacirin iflas etmesi
halinde “taksirli müflis” sayılacak
ve Türk Ceza Yasası hükümlerine göre cezalandırılacaktır.
b.
İcra
İflas Yasasının 285. maddesi Konkordato talebinde bulunan bir tacirin, tetkik
merciine defterlerinin vaziyetini bildiren bir cetvel vermesi mecburiyetini
getirmiştir. Bu maddede “Bu cetvelde,
bilhassa Ticaret Yasasının 66. maddesi hükmünce tutulması mecburi defterlerin
hepsinin tutulmuş olup olmadıkları gösterilir” hükmü yer almaktadır.
Defterlerin tutulmuş olup olmamasına yukarıdaki maddelerde de açıklandığı üzere
defterlerin açılış tasdiklerinin yapılmış olması gereğinin yanında kapanış
tasdikinin de yapılmış olması gereği bulunmaktadır. Defterlerin kapanış tasdiki
yapılmamışsa tetkik mercii tacirin konkordato talebini reddedebilmektedir.
4.2.2.
Belgelerin
Kayıtlarla Uyumlu Olması
Yasal
Defterlere yazılı bulunan muhasebe kayıtlarından çoğunlukla sonuca ulaşacak bilgileri alabilme olanağı
bulunmamaktadır. Örneğin bir alacak davasında mahsup fişlerinde Alıcılar veya
Satıcılar hesaplarının tek kalem halinde detay yapılmadan yazılması durumunda
bu alacak ve borç ilişkisini çözmenin olanağı bulunamamaktadır. Bu veya bunun gibi durumlarda defterlere
yazılan bilgilerin dayanağı olan belgelerin, diğer bir anlatımla Muhasebe
Fişlerinin incelenerek sonuca ulaşılması gerekmektedir.
Belgelerin incelenmesinde bundan sonraki bölümde
sözünü ettiğimiz “Belgelerin Yasalar
Karşısındaki Durum” un dışında
önemli bir nokta, Muhasebe fişlerinin altındaki belgelerin muhasebe
fişinin muhteviyatı ile tutarlı olup olmadığı hususudur. Ayrıca taraf
kayıtlarının tevsiki açısından muavin kayıtlarında incelenmesi ve yevmiye
defteri ve muhasebe fişi muhteviyatı çerçevesinde mutabakatlarının yapılarak
konunun aydınlatılmasına dikkat edilmesi gerekmektedir.
4.2.3.
Belgelerin Yasalar
Karşısındaki Durumu
Belge kelimesi, Türk Dil Kurumu
sözlüğünde, “Bir gerçeğe tanıklık eden
yazı, fotoğraf, resim, film vb, vesika, doküman” olarak tanımlanmaktadır.
Vergi yasalarının uygulanması açısından “Belge”,
tutulan defter ve kayıtların ispatı, tevsiki, açıklanması için gerekli olan her
türlü vesikalardır.
Maliye Bakanlığı, kullanılması ve bulundurulması gereken
belgeleri, bu belgeler üzerinde yazılı olması gereken bilgileri tespit etmeye
yetkili bulunmaktadır. Vergi Usul Yasası’nın kayıtlarının
tevsiki bölümündeki, ispat edici kayıtlar başlıklı 227. Maddesi,
bu konuya açıklık getirmektedir.
Tasdiki zorunlu belgeler ile ilgili
açıklamalara, çok uzun olacağından dolayı konumuzu dağıtacağı düşüncesi burada
yer verilmemiştir. Ancak Tasdiki zorunlu belgeler içinde Fatura’nın ayrı bir
yeri bulunmaktadır. Çünkü fatura, ticari hayatımızda en çok
kullanılan belge özelliğini taşımaktadır.
4.2.4.
Fatura ve Önemi
Fatura, Türk Ticaret Yasasının 23 maddesinde
ve Vergi
Usul Yasasının 229 ilâ 232 maddelerinde konu edilen, müşteri ile satıcı
arasında meydana gelen ticari ilişkiyi belgelendirmeye yarayan bir araçtır.
Türk Ticaret Yasası ile Vergi Usul
Yasasındaki fatura ile ilgili hükümleri bir arada düşünmemiz ve buna göre Mali ve
Hukukî açıdan faturayı tanımlamamız gerekmektedir.
4.2.5. Sair Belgelerin
İncelenmesi
Muhasebenin
dayanağı olan Muhasebe fişleri ve bunların altındaki belgelerin yanında bu
belgelerin oluşumuna kadar geçen safhada tarafların kullandıkları sözleşme,
karşılıklı mektuplar, senet, çek gibi birçok belgede konunun aydınlatılması
açısından önem taşımaktadır.Bu belgelerin incelenmesi ve elde edilen bilgilerin
rapora yazılması gereklidir.
4.3.
Bilirkişi Raporu
Yazılırken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
4.3.1.
Genel Görünüm
Bilirkişi
Raporunun anlaşılır, rahat okunur ve karışık olmaması gerekmektedir. Görünüm açısından düzgün olması,
rahat ve kolay okunabilmesi için Bilirkişi Raporunda numaralama yoluyla
tasnifinin yapılması uygun olacaktır.
Bu açıdan;
- Konular açıklanırken mesleğimiz ile ilgili teknik ifadelerin
kullanılması yerine bunları açıklayıcı ifadelerin
kullanılması yararlı olacaktır. Bir doktor’un tıbbi açıklamalarından bir anlam
çıkarmakta nasıl zorlanıyorsak, bizim raporumuzu okuyan tarafların ve
Mahkeme’nin açıklamalarımızı anlamasına yardımcı olmamız gerekmektedir. Örneğin
bir hesap ile ilgili olarak “borç bakiyesi veriyor” tanımlaması yerine, o
hesabın borç bakiyesi vermesinin taraflar ve muhasebe açısından anlamını
yazmakta yarar vardır.
- İncelenen defterlerin Açılış
Noter Tasdik bilgilerinin ve kapanış tasdiki varsa bununla ilgili noter tasdik
bilgisinin, kapanış tasdiki yoksa bunun açıklamasının rapora yazılması
gerekmektedir. Bu noter tasdik bilgilerinde Yasalara göre normal olmayan bir
durumun olması halinde de bunun yasal ifadesi ile raporda bulunması
gerekmektedir.
-
Mahkeme’nin bilirkişi atama kararında belirttiği unsurlara
harfiyen uymak zorunludur. Bu kararın dışında
bir inceleme yapılmamalı veya bu kararda bulunan bir nokta incelemesiz
bırakılmamalıdır. Mahkemenin kararında bulunan bir husus inceleme dışı bırakılmış
ise bunun açıklamasının raporda yapılması gereklidir.
-
Faiz Hesaplanması istenmiş ise, hesaplama ile ilgili
açıklamaların, faiz oranlarının yasal dayanaklarının
yapılması açıklık açısından yararlı olacaktır.
-
İncelenen belgelerin nitelikleri, yasal olup olmadıkları
açıklanmalı, yapılan yorumların her halükarda yasal
zemine oturmasına özen gösterilmelidir.
-
İncelenen belgelerin kayıtlara ve dolayısıyla defterlere intikal
ettirilip ettirilmediği denetlenmeli burada dikkati çeken noktalar raporda
açıklanmalıdır.
4.3.2.
Rapor İlk
Duruşmadan Önce Mahkemeye Teslim Edilmelidir.
Düzenlenecek Bilirkişi Raporu davalı ve davacı tarafından
beklenilmektedir. Bunun yanında Mahkemelerimizin Dava yükünün ağır olduğu
hepimizce malumdur. Bu sebeplerden dolayı bilirkişi raporunun hazırlanarak ilk
duruşmaya yetiştirilmesi en ideal olanıdır. Bu nokta mesleğimizin ciddiyeti ve
işe özenle yaklaşılması açısından da
önemli bir noktadır. Bazı durumlarda, örneğin defter ve belgelerin alınamaması
gibi sebeplerden dolayı raporun ilk duruşmaya yetişmesine olanak
bulunamayabilir. Bu gibi durumlarda raporun gecikmesinin sebebini açıklayan bir
yazının Mahkeme’ye sunulmasında yarar vardır.
4.3.3. Bilirkişi Kurulunun
Diğer Üyeleri ile Birlikte Çalışmak.
Mahkeme ihtiyaca göre, bir çok zamanlarda
birden fazla bilirkişi atama yoluna gitmektedir. Bu durumda
bilirkişiler bir kurul oluşturmaktadırlar. Kurulda ki herkezin ayrı ayrı
meslekleri olmasına karşın müştereken bir rapora imza atmakta, dolayısıyla bu
raporun sorumluluğunu birlikte taşımaktadırlar. Bu nedenle kurulu oluşturan
kişilerin birlikte çalışmaları biribirilerine rapor ile ilgili kendi meslekleri
açısından açıklamalar yapmalarında sonsuz yarar bulunmaktadır.
5.
Mali
Müşavirlerden Bilirkişi Olarak İstenebilecek Rapor Çeşitleri
5.1.
Ayın olan
Sermayenin ve Devir Alınacak İşletmenin Değerinin tespiti
Türk Ticaret
Yasası’nın 293 ve 303 maddesi hükümlerine göre Anonim Şirketlerin ayın olan sermayenin
ve devir alınacak işletmelerin değerlendirilmesi ile ilgili olarak bilirkişi
incelemesi istenilmektedir.
5.2.
Borçların Sermayeye
İlavesinde Yapılacak Tespit
Sermaye
şirketlerinde bulunan borçların sermayeye ilavesi isteniyorsa bunların tutarının tespiti için bilirkişi
raporu istenmektedir.
5.3.
Bilanço Usulü
Defter Tutan Mükelleflerin İşletmelerini Sermaye Şirketine Dönüştürmeleri
Gelir
Vergisi Yasasının “Vergilendirilmeyecek Diğer Kazanç ve İratlar”
başlıklı 81. Maddesi hükümlerine göre Kazancı Bilanço esasına göre tespit
edilen ferdi bir işletmenin Sermaye Şirketine dönüşmesinin istemesi halinde
Bilançonun Öz Sermayesinin tespiti için
Bilirkişi Raporu İstenilmektedir.
5.4.
Şirket
Birleşmelerinde Yapılacak Tespit
Sermaye
şirketlerinin birleşme kararı almaları halinde birleşecek şirketlerin öz sermayelerinin tespiti için
bilirkişi raporu istenmektedir.
5.5.
Faaliyet Tespiti
Anasözleşmelerindeki
süre maddesine göre süresi biten şirketlerin faaliyete devam etmeyi istemeleri halinde
durumun tespiti için bilirkişi raporu istenmektedir.
5.6.
Tasfiye için Tespit
Türk Ticaret
Yasasının tefsiye ile ilgili hükümleri çerçevesinde ortakların istemeleri halinde şirketin bu
şartları taşıyıp taşımadığının tespiti için bilirkişi raporu istenmektedir.
|