02
Haziran 2005
Rüknettin
Kumkale
YMM
ruknettin@kumkale.tr.tc
FATURANIN DÜZENLENMESİNDE
SORUMLULUK
Faturanın düzenlenmesinde yasalar tarafından gösterilen usul
ve esaslara uyulmaması vergi suçunu doğurmaktadır. Bu nedenle faturanın
düzenlenmesinde bir sorumlunun bulunması doğaldır. Sorumluluk çeşitli yasalarla, mükelleflere verilmiştir. Bu
hükümler, Vergi Usul Yasasında, Türk Ticaret Yasasında bulunmaktadır. Bundan
ayrı olarak kooperatifler ile ilgili sorumluluk 1163 sayılı kooperatifler
yasası ile, dernekler ve vakıflar ile ilgili sorumluluklar ise gene kendi
yasalarında konu edilmiştir.
Faturanın düzenlenmesinde ki sorumluluk olgusunu, genel
olarak, Vergi Usul Yasasında hüküm altına alınmış olan sorumluluktan aynı
düşünmenin olanağı yoktur.
Vergi Usul Yasasındaki sorumluluk ile ilgili
hükümleri şu şekilde gösterebiliriz.
Mükellef ve vergi
sorumlusu
Madde 8- Mükellef, vergi
kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden (terettüp etmek: ödev
olarak üzerine düşmek) gerçek veya tüzel
kişidir.
Vergi sorumlusu,
verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan
kişidir.
Vergi kanunlariyle
kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi
sorumluluğuna mütaallik özel mukaveler vergi dairelerini bağlamaz.
Bu kanunun mütaakıp
maddelerinde geçen “mükellef” tabiri vergi sorumlularına da şamildir.
(Ek: 24.06.1994 – 4008/1 md., Değişik: 25.05.1995 – 4108/1 md.) Türkiye Cumhuriyeti tabiyetinde bulunan her
gerçek kişi ile tüzel kişilere bir vergi numarası verilir. Bu hükmün
uygulanmasına ilişkin usul ve esasları tespit etmeye ve vergi numarasının kamu
kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce yapılacak işlemlerle ilgili
kayıtlarda ve düzenlenecek belgelerde kullanılması mecburiyetini getirmeye
Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Vergi ehliyeti:
Madde 9- Mükellefiyet ve
vergi sorumluluğu için kanuni ehliyet şart değildir.
Vergiyi doğuran olayın
kanunlarla yasak edilmiş bulunması mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu
kaldırmaz.
Kanuni temsilcilerin ödevi:
Madde 10- Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların.
Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya
vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri,
tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların
temsilcileri tarafından yerine getirilir.
(Değişik: 03.12.1988 – 3505/2
md.) Yukarıda yazılı olanların bu
ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının
varlığında tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni
ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de
bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır.
Temsilciler veya
teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için, asıl mükelleflere
rücu edebilirler.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye
edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiye giriş tarihinden önceki
zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.
Cezalar:
Madde 331- (Değişik: 30.12.2365/58 md.)
Vergi
kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler, bu kitapta yazılı vergi cezaları
(vergi zıyaı (...) ve usulsüzlük cezaları) ve diğer cezalar ile cezalandırılır.
Küçüklerin ve kısıtlıların ceza muhatabı olmadığı haller:
Madde 332- Velayet ve vesayet altında bulunanlar veya
işlerinin idaresi bir kayyıma tevdi edilmiş olanlar, kendilerine izafeten veli
vasi veya kayyımın vergi kanunlarına aykırı hareketlerinde dolayı cezaya
muhatap tutulmazlar. Bu hallerde cezanın muhatabı, veli, vasi veya kayyımdır.
Tüzel kişilerin sorumluluğu:
Madde 333- Tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde Vergi
Kanununa aykırı hareketlerden tevellüt vergi cezaları tüzel kişiler adına
kesilir.
Tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin vergi
sorumluluğu hakkındaki bu kanununun 10. maddesi hükmü vergi cezaları hakkında
da uygulanır.
(Ek:
30.12.1980 – 2365/59 md.; Değişik : 22.07.1998 – 4369/81 md.) Bu Kanunun 359.
maddesinde yazılı fiillerin işlenmesi halinde bu fiiller için 359 ve 360.
maddelerde öngörülen cezalar bu fiilleri işleyenler hakkında hükmolunur.
Gerçek kişilerde sorumluluk, 213
sayılı Vergi Usul Yasasının 8/1 maddesindeki “Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden
gerçek veya tüzel kişidir” hükmüne göre, gerçek kişinin kendisidir.
Diğer bir anlatımla gerçek bir kişi işlerini vekaletname ile
yetkili kıldığı başka kişiler aracılığıyla yürütüyor olsa bile, vergi idaresi
açısından sorumluluktan kurtulmasına olanak yoktur.
Ancak, ceza hukukundaki “cezaların şahsiliği” ilkesinden
dolayı, gerçek bir kişinin işlerini vekaletname ile yürüten kişi tarafından bir
vergi suçu işlenmesi halinde, bu durumda oluşacak cezanın muhattabı mükellef
değildir, suçu işleyen kişidir.
Bir şahsın işlerini vekaletname ile yetkili kıldığı bir
başka kişiler aracılığıyla yürütmesinde dikkati çeken noktalar bulunmaktadır.
- Her şeyden önce şunu belirtmemiz gerekmektedir ki,
şahsen cezai sorumluluktan kurtulabilmesi için işlerinin yürütülmesinin başka
kişilere devredildiğinin yasalar önünde açık olarak ispatlanabilmesi gerekmektedir.
Diğer bir anlatımla kişinin, vekaletname vermeksizin işlerini yürüten kişiye
cezai sorumluluk yüklemekte zorluk vardır. Yani, mükellefin “bu faturayı ben
tanzim etmedim, yanımda çalışan x kişi tarafından düzenlenmiştir” ifadesi, sözü
edilen kişiye vekaletname verilmemiş ise ortada kalacaktır.
- Mükellef
tarafından verilen vekaletnamenin süresi bittiği tarihten itibaren,
sorumlulukta vekalet verene geri gelecektir. (Burada sözü edilen cezai sorumluluktur.
Çünkü vergisel sorumluluk mükelleften ayrılamamaktadır) Bu sebeple sorumluluk
belli edilirken verilen vekaletnamenin süresi önemlidir.
Vergi Usul Yasasının 10. maddesinde bulunan, “... tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin
mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni
temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri iade edenler ve varsa bunların
temsilcileri tarafından yerine getirilir” hükmüne göre adi ortaklıkları
idare edenler bunlara düşen ödevleri de yerine getirirler.
Adi ortaklıklar, ortaklığı oluşturan ortaklar
tarafından idare edilebileceği gibi idare ortaklar tarafından vekaletname ile
belirlenen bir kişiye de bırakılabilir.
Vergi Usul Yasasının “kanuni
temsilcilerin ödevi” başlıklı 10. maddesinin 1 fıkrasında bulunan “tüzel kişiler (...) mükellef veya vergi
sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler, kanuni temsilcileri (...)
tarafından yerine getirilir” hükmüne göre; ve “tüzel kişilerin sorumluluğu” başlıklı 333. maddede bulunan “Tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde vergi
kanununa aykırı hareketlerden tevellüt (tevellüt: doğan) edecek vergi cezaları tüzel kişiler adına
kesilir.
Tüzel kişilerin kanuni
temsilcilerinin vergi sorumluluğu hakkında bu kanunun 10. maddesi hükmü vergi
cezaları hakkındada uygulanır.
Bu kanunun 359. maddesinde yazılı fiillerden
işlenmesi halinde bu fiiller için 359 ve 360. maddelerde ön görülen cezalar bu
fiilleri işleyenler hakkında hükmolunur.”
Hükümlerine göre,
sorumluluk, tüzel kişileri yasal olarak temsil eden kişilere aittir.
Türk Ticaret Yasasının, anonim şirketlerde sorumluluğu hüküm
altına alan 317, 319 ve 321. maddeleri konuya açıklık getirmek açısından
aşağıya alınmıştır.
Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere, Anonim şirketler
yönetim kurulu tarafından temsil ve idare olunmaktadır, diğer bir hükme göre
ise (Md: 319) anasözleşme ile idare ve temsil görevinin yönetim kurulu üyeleri
arasında paylaştırılıp paylaştırılmayacağı ve paylaştırılacaksa bunun ne
şekilde yapılacağı tespit olunur.
Anasözleşme ile şirketin temsil yetkisi ile idare işlerinin
hepsinin veya bir kısmının yönetim kurulu üyesi olan murahhaslara veya pay
sahibi olmaları zorunlu bulunmayan müdürlere bırakılabilmesi için genel kurula
veya yönetim kuruluna yetki verilebilir.
Ancak anasözleşmesinde şirketin temsil yetkisi ile ilgili
yukarıda sözü edilen açıklamalar yoksa yani şirketin temsil yetkisi yönetim
kurulu dışında ki kimseye verilmemiş ise Türk Ticaret Yasasının 317. maddesi
hükümlerine göre şirket, yönetim kurulu tarafında idare ve temsil olunacaktır.
Madde 317- Anonim şirket
idare meclisi tarafından idare ve temsil olunur.
Madde 319- Esas
mukavelede idare ve temsil işlerinin idare meclisi azaları arasında taksim
edilip edilemeyeceği ve taksim edilecekse bunun nasıl yapılacağı tespit olunur.
İdare meclisinin en az bir azasına şirketi temsil selahiyeti verilir.
Esas mukavele ile
temsil selahiyetinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi
azası, olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere
bırakabilmek için umumi heyete veya idare meclisine selahiyet verilebilir. Bu
gibi kayıtlar bulunmadığı taktirde 317.madde hükmü tatbik olunur.
Madde 321- Temsile
selahiyetli olanlar şirket maksat ve mevzuuna dahil olan her nevi işleri ve
hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler.
Temsil selahiyetinin
tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez. Ancak
temsil selahiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine hasrolunduğuna
veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilan edilen tahditler muteberdir.
Anonim şirket adına
tanzim edilecek evrakın muteber olması için, aksine esas mukavelede hüküm
olmadıkça temsile selahiyetli olanlardan ikisinin imzası kafidir.
Temsile selahiyetli
olanlar tarafından yapılan muamelenin esas mukaveleye veya umumi heyet kararına
aykırı olması, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahısların o muameleden dolayı şirkete
müracaatına mani olamaz.
Temsile veya idareye
selahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız
fiillerden anonim şirket mesul olur. Şirketin rücu hakkı mahfuzdur.
Limited şirketlerde sorumluluk aksi kararlaştırılmadıkça,
ortakların tamamına müdür sıfatı ile verilmektedir. Bu hüküm Türk Ticaret
Yasasının 540. maddesine göre verilmiştir. Şirket anasözleşmesi veya genel
kurul kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya bir kaçına
bırakılabilir. Ayrıca anasözleşme veya ortaklar kurulu kararı ile şirketin
idare ve temsili ortak olmayan kimselere de bırakılabilir.
Türk Ticaret Yasasının bu konu ile ilgili maddeleri şu
şekildedir.
Madde 540- Aksi
kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket
işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar.
Şirket mukavelesi veya
umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına
bırakılabilir.
Kuruluştan sonra
şirkete giren ortaklar, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararı olmadıkça,
idare ve temsile mezun ve mecbur değildirler.
Limitet şirketin
temsilcileri arasında bir hükmi şahıs bulunduğu takdirde, ancak o hükmi şahıs
adına limitet şirketin temsil ve idaresini üzerine almış bulunan hakiki şahıs
limitet şirketin temsilcisi olarak tescil ve ilan edilir.
Madde 541- Şirketin
mukavelesi veya umumi heyet kararıyla şirketin idare ve temsili, ortak olmayan
kimselere de bırakılabilir. Bu gibi kimselerin selahiyet ve mesuliyetleri
hakkında ortak olan müdürlere ait hükümler tatbik olunur.
Madde 542- Müdürlerin
haiz oldukları temsil selahiyetinin şümul ve tahdidi hakkında, anonim şirketin
idare meclisine dair olan 321.madde hükmü tatbik olunur.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkında Yasanın
1998 yılında çıkartılan 4369 sayılı Yasanın 21.maddesi ile değiştirilen
35.maddesinin yeni hükümlerine göre “Limited
şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye
hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu yasa hükümleri
gereğince takibe tabi tutulurlar”
Bu yasa hükmüne göre, Limited Şirkette bütün pay
sahipleri şirketin amme borcundan dolayı doğrudan doğruya, yani bütün varlıklarıyla
sorumlu olmaktadırlar.
Şirketin amme borcunun dışında kalan borçlarından dolayı
şirket ortaklarının ne şekilde sorumlu olacakları hakkında 6183 sayılı yasaya
getirilen bu yeni hükümde bir açıklık bulunmamaktadır.
Örneğin,
5.000,- YTL. sermayeli bir limited şirketinin 25.000,- YTL.
amme borcu olduğunu düşünelim Bu limited şirketin iki ortağının pay oranları da
%99 ve %1’dir.
%1 paya sahip olan ortak, şirkete 50,- YTL. vererek ortak
olmuştur. Ancak 6183 sayılı Amme Alacaklılarının Tahsil Usulü Hakkında Yasanın
yukarıda sözü edilen hükümlerine göre şirketin 25.000,- YTL. olan borcundan
dolayı %1 payı oranında sorumlu olacaktır.
Buna göre, şirkete 50,- YTL. vererek ortak olan %1 paya
sahip kişi, 250,- YTL amme borcundan sorumlu olmaktadır.
Türk Ticaret Yasası’nın kollektif şirketlerde sorumluluk
konularını işlediği 160, 175 ve 176. maddeleri şu şekildedir.
Madde 160- Ortaklardan
her biri ayrı ayrı şirketi idare hak ve vazifesini haizdir. Şu kadar ki; şirket
mukavelesiyle veya ortakların ekseriyeti ile idare işleri, ortaklardan birine
veya birkaçına yahut hepsine verilebilir.
Ticari mümessiller ve
diğer ticari vekiller hakkındaki hükümler mahfuzdur.
Madde 175- Şirketi
ortaklara ve üçüncü şahıslara karşı temsil selahiyet ve vazifesi, tescil ve
ilan edilen mukavelede aksine hüküm olmadıkça, 160.madde gereğince şirket
işlerini idare hak ve vazifesini haiz olanlara aittir.
Madde 176- Şirketi
temsile selahiyetli olan kimse, şirketin gayesine dahil olan her nev’i iş ve
hukuki muameleleri şirket namına yapmak ve şirketin unvanını kullanmak
selahiyetini haizdir. Bu selahiyeti tahdit eden her şart, hüsnüniyetle hareket
eden üçüncü şahıslara karşı hükümsüzdür.
Ancak şirket
mukavelesinin tescil ve ilan edilmiş olan kısmına göre şirketin ilzam
edilebilmesi için müteaddit ortakların imzası şart kılınmışsa, bu şart, üçüncü
şahıslara karşı da muteberdir.
Türk Ticaret Yasası’nın komandit şirketlerde sorumluluk
konularını işlediği 256 –257 maddeleri şu şekildedir.
Madde 256- Şirket ve
ortakların üçüncü şahıslarla olan münasebetlerinde, bu kısımdaki hususi
kaideler mahfuz kalmak şartıyla kolektif şirkete dair 174-184. maddelerinde hükümleri tatbik olunur.
Madde 257- Komandit
şirketlerin idare ve temsili komandite ortaklara aittir. İdare hakkının ve
temsil selahiyetinin hududu kollektif şirketler hakkındaki hükümlerle
muayyendir.
Komanditer ortaklar,
şirketi temsil ve idare selahiyetini haiz değildirler. Şu kadar ki, şirket
mukavelesinde aksine hüküm olmamak şartıyla komanditer ortak, yalnız ticari
mümessil, ticari vekil veya ticari memur olarak tayin edilebilir.
Sanığın temyiz dilekçesindeki açıklamaları ve ekindeki Ankara
12. Noterliğince düzenlenmiş 25.3.1991 gün ve 11993 yevmiye no.lu mesul
müdürlük anlaşmasından tutanaklara konu işyerinin ortaklarından ……. tarafından
işletildiği, idare ve temsil sorumluluğunun bu şahısta olduğu anlaşıldığından
sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, yasaya aykırıdır. [1]
(Y. 9 CD. 13.04.1993 – 1025/1892)
Vergi Usul Kanununun
10.maddesinde “Tüzel kişilerle küçüklerin ... mükellef veya vergi sorumlusu
olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, ........ tarafından
yerine getirilir” hükmüne 3.12.1988 tarihinde yapılan değişiklikle eklenen 3505
sayılı yasanın 2.maddesinde “Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine
getirmeleri yönünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından
tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri
yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır” denilmiş ancak anılan Kanunun
332.maddesinde de “Velayet veya vesayet altında bulunanlar... kendilerine
izafeten veli, vasi veya kayyumun vergi kanunlarına aykırı hareketlerinden
dolayı cezaya muhatap tutulmazlar. Bu hallerde cezanın muhatabı veli, vasi veya
kayyumdur” şeklinde düzenlenmiş olmasına göre, 18 yaşını ikmal etmediği
anlaşılan vergi mükellefi sanığın ödeme kaydedici cihaz alıp kullanmamaktan
dolayı velisinin sorumlu tutulacağı ve küçüğün cezai sorumluluğunun bulunmadığı
gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmiş olunmasında isabet
görülmediğinden bahisle, CMUK’un 343.maddesi gereğince bozulması lüzumu Yüksek
Adalet Bakanlığının 12.1.1996 gün ve 000916 sayılı yazılı emrine atfen, C.
Başsavcılığının 17.1.1996 gün ve Y.E. 96004844 sayılı tebliğnamesi ile daireye
ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelendi.
Yazılı emre atfen düzenlenen
tebliğname kapsamı incelenen dosya içeriği itibariyle yerinde görüldüğünden
temyiz edilmeksizin kesinleşen Elbistan Asliye Ceza Mahkemesinin 10.11.1994 gün
ve 1993/371 esas, 1993/373 karar sayılı kararının CMUK’un 343.maddesi gereğince
bozulmasına, hükmedilen erteli cezanın kaldırılmasına ve kararın infaz
edilmemesine, dosyanın gereği için mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.
Başsavcılığına TEVDİİNE, oybirliğiyle karar verildi. [2] (Y. 9. CD.
22.01.1996 – 228/182)
Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin 1993 ve
1994 yıllarında düzenlendiğinin iddia olunmasına ve sanığın şirketteki
hissesini 22.1.1993 tarihinde devrederek şirket temsilciliği görevinin sona
erdiği anlaşılmasına göre, sanığın hangi tarihte düzenlenen sahte belgelerden
sorumlu tutularak mahkumiyeti cihetine gidildiği belirlenip, karar yerinde
açıklanmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır.
[3]
(Y. 9. CD. 26.10.1999 – 6135/7130)
1. TTK’nın 540/1-2 maddesi hükmü dikkate alınarak sanıkların şirket
işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur olup olmadıkları keyfiyeti
şirket mukavelesi ve varsa heyet kararı getirtilip incelenmek suretiyle kuşkuya
yer vermeyecek bir biçimde tespit edilmeden sanıkların beyanlarına itibar
edilerek eksik araştırmayla hüküm tesisi,
2. Tarhiyat öncesi uzlaşma talebi üzerine
belirlenen uzlaşma gün ve saatinin mükellefe usulen tebliğ edilip edilmediği
araştırılmadan mahkumiyet kararı verilmesi, yasaya aykırıdır. [4]
(Y. 9. CD. 10.04.2000 – 1104/1252)
Sanığın suça konu limited
şirketin ortağı olduğunun anlaşılmasına ve şirketin kayıt üzerinde ortağı
olmaktan öte sevk ve idaresi ile ilgili bir faaliyetinin olmadığını şirketin
diğer sanık Ö.E tarafından idare edildiğini savunmasına, Çankaya Vergi Dairesi
Müdürlüğünün 16.01.1998 gün ve 919, 23.01.1998 gün ve 1364 sayılı yazılarında
da şirket müdürünün ….. olduğunun belirtilmesine göre suça konu faturaların
düzenlendiği tarihlerde, TTK.nun 540/1-2. ve 541. maddeleri uyarınca Şirketin
idare ve temsilinin kim veya kimlere ait olduğu şirket ana sözleşmesi
getirtilip ticaret sicili memurluğundan da sorularak tespiti ve Yargıtay Ceza
Genel Kurulunun 17.12.1990 gün ve 312/340 sayılı kararı da dikkate alınarak
hukuki durumun takdir ve tayini gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü
tesisi, yasaya aykırıdır. [5] (Y. 9. CD.
12.04.2000 – 900/1265)
Bozmaya uyulmasına rağmen, sanığın defter ve belgeleri istenen
TTK’nın 317 ve devamı maddeleri uyarınca idari ve temsilcisi olup olmadığı
araştırılıp, tespit edilmeden ve bozma sonrası dosyaya ibraz edilen Hatay 2.
Vergi Mahkemesi kararlarının kesinleşip, kesinleşmediği araştırılmadan, eksik
tahkikatla yazılı şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır. [6]
(Y. 11. CD. 26.04.2000 – 1718/1674)
Suça konu faturalardan bir
kısmının sahte olarak düzenlendiği ve bir kısım sahte faturanın da
kullanıldığı, sanığın anlatımları, vergi inceleme raporu içeriği ve dosyadaki
belge ve bilgilerden anlaşılıp sübuta erdiği, bu faturaların; hastanede yattığı
sırada bilgisi dışında işçisi tarafından düzenlendiğine dair sanığın savunması
hastaneden de usulen araştırılıp değerlendirilmek ve işçisi …… adında bir kişi
olup olmadığı hangi tarihlerde çalıştığı, sahte faturaları kullanmakta bir
çıkar olup olmadığı da belirlenerek sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken soyut
savunmaya değer verilerek beraatine karar verilmesi, yasaya aykırıdır. [7] (Y. 11. CD.
06.06.2001 – 5490/6353)
Türk Ticaret Kanununun 317.
maddesinin “Anonim Şirket, İdare Meclisi tarafından idare ve temsil olunur”;
319. maddesinin “Esas mukavelede idare ve temsil işlerini idare meclisi azaları
arasında taksim edilip edilmeyeceği ve taksim edilecekse bunun nasıl yapılacağı
tespit olunur. İdare Meclisinin en az bir azasına şirketi temsil selahiyeti
verilir. Esas mukavele ile temsil selahiyetinin ve idare işlerinin hepsini veya
bazılarını idare meclisi azası olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları
zaruri bulunmayan müdürlere bırakabilmek için umumi heyete veya idare meclisine
selahiyet verilebilir. Bu gibi kayıtlar bulunmadığı taktirde 317. madde hükmü
tatbik olunur” şeklindeki hükümleri karşısında anonim şirketin esas mukavelesinin
onaylı bir örneği getirilip incelenerek ve Ticaret Sicil Müdürlüğünden
sorularak sanıkların müsnet suçtan cezai sorumluluklarının olup olmadığının
tespiti ve sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken Vergi Müdürlüğünün yazısına
dayanarak sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi, yasaya aykırıdır. [8] (Y. 11. CD.
20.06.2001 – 3350/7004)
Sanığın; hakkında inceleme yapılan ……….. San. Tic. Ltd. Şti’nin
ortağı ve temsilcisi olmadığına dair savunması üzerinde durularak, adı geçen
şirketle ilgisinin bulunup bulunmadığı ve suç tarihinde şirketi temsil ve
idareye kimlerin yetkili olduğu araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi
gerektiğinin gözetilmesi, yasaya aykırıdır. [9]
(Y. 11. CD. 26.06.2001 – 6676/7294)
Sahte olduğu iddia edilen faturanın 29.3.1996 tarihli olduğu ve
1996 yılı Mart döneminde kullanılıp, katma değer vergisinde indirim konusu
yapılmadığı, sanığın şirketi temsile yetkili kılındığı tarihin ise 18.7.1996
olduğu anlaşılmasına göre, sanığın faturanın kullanıldığı dönemde de şirketi
temsile yetkili olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre hüküm tesisi
gerektiği gözetilmeden, faturanın 1998 döneminde kullanıldığından bahisle
mahkumiyetine karar verilmesi, yasaya aykırıdır. [10]
(Y. 11. CD. 07.07.2001 – 5806/7528)
Davaya konu fiilin, özel gider indiriminde kullanılmak üzere
yanıltıcı fatura düzenlemek niteliğinde ortaya çıkıp TCK’nın 345. maddesindeki
suçu oluşturduğu, vergi denetmeni tarafından düzenlenen 17.7.1996 tarihli
inceleme tutanağında yer alan işin yapılmasının devrine dair vekaletnamenin
onaylı bir örneği getirtilip, faturalara tarihleri itibariyle uygunluğu
araştırılarak ve gerektiğinde faturalardaki yazı ve imzaların sanığın el ürünü
olup olmadığı konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak delillerin kül
halinde takdiri gerekirken fiilin devre ilişkin vekaletname gereğince sanığın
kardeşi R.U. tarafından düzenlendiğinden bahisle beraat kararı verilmesi,
yasaya aykırıdır. [11]
(Y. 11. CD. 11.07.2001 – 5335/7807)
Dairemizin süreklilik gösteren içtihatları ve Ceza Genel
Kurulunun 22.5.2000 gün 99/104, 12.6.2001 gün 114/123 sayılı kararlarında
açıklandığı üzere; sanıklara yüklenen defter ve belgeleri gizlemek suçunun
oluşmasında soyut (mefruz) vergi ziyaının yeterli olduğu, somut (gerçek) vergi
ziyaı aranmayacağı ve müsnet suçun tüm unsurları ile oluştuğu, tarhiyat öncesi
uzlaşma talebinin 213 Sayılı Kanunun Ek 11.maddenin uygulanması için yeterli
olmayacağı, ayrıca uzlaşma sağlanması gerektiği de dikkate alınarak taraflar
arasında uzlaşmaya varılıp varılmadığı araştırıldıktan ve Ceza Genel Kurulunun
17.12.1990 gün 312/340 sayılı kararında açıklandığı gibi suç ve suçlular
arasındaki illiyet bağı ile temsil yetkisinin bölüşümündeki ağırlık ve sınırlar
belirlendikten sonra cezai sorumluluğun takdiri ve sanıkların hukuki durumunun
tayini yerine bilirkişinin yetersiz raporuna dayanılarak vergi ziyaı olmadığı
ve tarhiyat öncesi uzlaşma talep edilerek vergi dairesi ile ihtilafın sona
erdiğinden bahisle beraatlarına hükmolunması, yasaya aykırıdır.[12]
(Y. 11. CD. 19.09.2001 – 6621/8352)
|