|
01
Ekim 2003
Şadi Çetin YMM
sadicetin@turmob.org.tr
İHRACATÇI KAN AĞLIYOR.
"Bugünkü kurlarla ihracatçıların
ihracatı devam ettirmesi, büyük fedakârlıktır." Bu sözü bu ülkenin
bir Bakanı söylüyor. Tek taraflı fedakârlık olmaz, artık bıçak kemiğe
dayanmıştır. İhracatçılar tek tek kepenk kapatmaya başlamıştır.
Türkiye'de uygulanan para politikaları sonucu şu anda ihracatçı
faaliyetini devam ettiremez duruma gelmiştir. Ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası
yetkilileri bu manzarayı mutlaka görüyor, ancak seyirci kalıyor. Çünkü dalgalı
kur sistemine sıkı sıkıya bağlanmışlardır. İçinde bulunduğumuz şartlarda dalgalı
kur sisteminden vazgeçmek mümkün olmadığına göre; ihracatımızın ve
ihracatçımızın hali ne olacak?
İhracatçılar uzun yıllardır savaş vererek
kazandığı pazarları kaybetmemek için cepten yemeye başlamışlardır. Dolar 1
milyon 700 bin iken alınan siparişlerin ödemeleri 1 milyon 400 bin sınırından
tahsil edilmiştir. Bu gerileme hâlâ devam etmektedir. Üretim yapmak,
üretilenleri pazarlamak her geçen gün anlamsızlaşmakta ve imkânsızlaşmaktadır.
Şu anda üretim için gereken finansal şartlar maalesef yoktur.
Mevcut kur
değerleri, bir taraftan ihracatı zora sokarken, diğer taraftan ithalat patlaması
nedeniyle yeni bir krizin tetikleyicisi olabilecektir. Gerçi dış ticaret
açığının gayri safi milli hasılaya oranı henüz % 3'ler seviyesindedir.
Ancak önlem alınmadığı takdirde bu oran % 5'ler seviyesine geldiğinde
iş işten geçmiş olacaktır.
İhracatçılara girdilerini gözden geçirerek
maliyetlerini düşürmeleri tavsiye edilmektedir. Özellikle emek yoğun sektörlerde
maliyetlerin gözden geçirilmesi kalmamıştır. Çünkü en önemli girdi emektir. Türk
üreticisinin ve ihracatçısının dayanma ve direnme gücü çok tehlikeli bir eşiğe
gelmiştir.
Türkiye'nin tekstil ve konfeksiyon ihracatında euro,
dolar ve sterlinin önemli bir yeri vardır. Bu paraların TL karşısındaki değer
oluşumu, maliyet faktörlerindeki gelişmelerle birlikte sektörün rekabet gücünü
etkilemektedir. TC Merkez Bankası'nın ilan ettiği gösterge
niteliğindeki kurların altışar aylık ortalamaları itibarıyla, 2002 yılının 6
aylık ilk dönemi ile 2003 yılının 6 aylık ilk dönemi arasında euro TL karşısında
% 40 değer kazanmıştır. Aynı koşullarda dolar sadece % 14, sterlin ise % 27 değer
kazanmıştır. Euro/Dolar paritesi ihracatçıyı zorlayan en önemli faktörlerden
biridir. Euro'nun Dolar karşısında değer kazanması hazır giyim
ihracatının dolar olarak hesaplanan meblağında bir şişkinlik yaratmaktadır. Tek
başına rakamlara bakılmamalıdır. Rakamlar bazen insanı yanıltabilir. İhracat,
Euro/Dolar paritesi nedeniyle olduğundan yüksek görünmektedir. 2002 Yılının
Ocak-Haziran döneminde 1 euro ortalama olarak 0,8972 dolardan işlem görmüştür.
2003 yılının Ocak-Haziran döneminde ise 1 euro ortalama olarak 1,047 dolardan
satılmıştır. İki dönem arasında, euro dolar karşısında % 23 oranında değer
kazanmıştır. Bunun anlamı, euro cinsinden yapılan ihracatta dolar bazında
görülen artışın % 23'lük bir kısmı gerçek bir artış değil, parasal bir
şişkinlik demektir. Örneğin, 2003 yılının ilk yarısında AB ülkelerine yapılan
tekstil ihracatı, 2002 yılının karşılık gelen dönemindeki 673 Milyon Dolarlık
seviyesinden % 20,8 artışla 814 Milyon Dolara çıkmıştır. Euro, Dolar karşısında
% 23 değer kazandığına göre, % 20,8 oranındaki ihracat artışının tamamının bu
nedenden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Hatta AB ülkelerine yönelik tekstil
ihracatının % 2,2 oranında azaldığından söz etmek gerekir.
Bugünkü döviz
kurlarıyla ihracatçının TL cinsinden geliri azalırken, gideri artmaktadır.
Özellikle emek yoğun sektörlerde işçilik maliyetleri önemli bir yer tutmaktadır.
2003 Yılı için yıllık olarak tespit edilmiş olan asgari ücret 2004 başı
itibariyle yeniden belirlenecektir (2004'de işçilik maliyetleri daha
da artacak). Bugün brüt 306 milyon lira olarak uygulanmakta olan asgari ücretin
işverene toplam maliyeti 427.275.774.-liradır. Asgari ücretle çalışan bir
işçinin işverene maliyeti işçiye verilen net ücretin yaklaşık iki katıdır.
Bilindiği üzere; ülkemizde brüt asgari ücret ile SSK primi alt sınırı
birbirinden farklı tutarlar olarak uygulanmaktadır. Bu haksız ve yanlış bir
uygulamadır. Herkes tarafından bilinen bir gerçek vardır ki işçi aldığı net
ücrete bakmakta, işveren de yüklendiği toplam maliyeti hesaplamaktadır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın, elektrik
fiyatlandırmasında maliyetleri esas alan "tarife farklılığı" üzerinde çalışma
yaptığı bilinmektedir. Ancak tekstil ve konfeksiyon gibi emek yoğun sektörlerde
elektrik harcamalarının payı son derece düşüktür. İhracatçıya gerçekten bir
destek sağlanmak isteniyorsa, özellikle işçilik maliyetlerini azaltacak bir çare
bulunmalıdır. Bu çare işçinin eline geçen ücreti azaltmak olamaz. Zira işçinin
eline geçen ücret zaten son derece düşük ve yetersizdir. Çare vergi ve SSK
primlerinde aranmalıdır. Ücretin işverene maliyeti içindeki vergi ve SSK yükünün
azaltılması üzerinde çalışılmalıdır. SSK taban matrahı uygulaması kesin olarak
terk edilmelidir. Ücretten alınan vergi ve SSK primleri (özellikle işveren payı)
azaltılmalıdır. Yoksa emek yoğun sektörlerdeki ihracatçılar kapıya kilit vurmak
üzere. Haberiniz
olsun...
|