|
İzmir,
17.10.2003
Şadi Çetin
YMM
sadicetin@turmob.org.tr
VERGİ MAHREMİYETİ ABARTILIYOR.
Vergi mahremiyeti, 213 sayılı
Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu madde ile
yapılan düzenleme özetle aşağıdaki gibidir. -Vergi muameleleri ve
incelemeleri ile uğraşan memurların; -Vergi mahkemeleri, bölge idare
mahkemeleri ile Danıştay'da görevli olanların; -Vergi kanunlarına göre
kurulan komisyonlara iştirak edenlerin; -Vergi işlerinde kullanılan
bilirkişilerin; görevleri dolayısıyla, mükellefin ve mükellefle ilgili
kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine,
servetlerine veya mesleklerine müteallik olmak üzere öğrendikleri sırları veya
gizli kalması gereken diğer hususları ifşa edemezler ve kendilerinin veya üçüncü
şahısların nef'ine kullanamazlar. Mükelleflerle ilgili olup vergi dairelerinde
gizli kalması gereken hususların yukarıda belirtilen kişiler tarafından ifşa
edilmemesi kanun hükmünden doğan bir zorunluluktur.
Aynı kanunun aynı
maddesine 4369 sayılı Kanunla eklenen 4'ncü fıkrada ise; ".kamu görevlilerince
yapılan adli ve idari soruşturmalarla ilgili olarak talep edilen bilgi ve
belgeler verilebilir. Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge
düzenledikleri veya kullandıkları vergi inceleme raporuyla tespit olunanların,
kanunla kurulmuş mesleki kuruluşlara ve 3568 sayılı kanunla kurulan birlik ve
meslek odalarına, bildirilmesi vergi mahremiyetini ihlal sayılmaz. Bu takdirde
kendilerine bilgi verilen kişi ve kurumlarda bu maddede yazılı yasaklara uymak
zorundadırlar." hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan 6183 Sayılı
Kanunun 107. maddesinde; "Bu kanunun tatbikinde vazifeli bulunan kimseler, bu
vazifeleri dolayısıyla amme borçlusunun ve onunla ilgili kimselerin şahıslarına,
mesleklerine, işlerine, muamele ve hesap durumlarına ait öğrendikleri sırlarla
gizli kalması gereken diğer hususları ifşa ettikleri takdirde 2 aydan 6 aya
kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. Bu sırları kendileri veya başkaları
için menfaat temini maksadı ile ifşa edenler beş aydan iki seneye kadar hapis
cezası ile cezalandırılır ve bu suçun failleri ile birinci fıkradaki suçun
mükerrirlerinin bir daha devlet hizmetinde kullanılmamalarına karar verilir. Bu
Kanunun 41 inci maddesine göre amme alacağını tahsil yetkisi verilen
kuruluşlara, yapacakları tahsile yönelik bilgilerin verilmesi sırrın ifşaı
sayılmaz. Bu bilgilerin verilmesine ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca
belirlenir." Hükmü yer almaktadır.
Yukarıdaki düzenlemelere hiç kimsenin
bir itirazı yoktur. Elbette ki kamu görevlileri görevleri ile ilgili sırları
uluorta ifşa etmemelidir. Ancak tam anlamıyla sır sayılmayacak bazı bilgiler de
bir sistem dahilinde kamunun bilgisine sunulmalıdır. Bilindiği üzere, 4982
sayılı "Bilgi Edinme Hakkı Kanunu" TBMM Genel Kurulu'ndan geçmiştir. Bu Kanun
ile; herkesin bilgi edinme hakkını kullanabilmesine imkan sağlanmıştır. Bilgi
edinme hakkının kullanılmasında kurum ve kuruluşların ne şekilde hareket
etmeleri gerektiği belirli usul ve sürelere bağlı tutulmuştur. Bilgi edinme
hakkının kullanılmasına yönelik başvuruların Devlet sırrı veya Devletin ekonomik
menfaatlerine ilişkin bilgi veya belgelerden olması nedeniyle reddedilmesi
hâlinde ilgililerin Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna itiraz etmesine ilişkin
düzenleme getirilmiştir. Ayrıca, bilgi edinme başvurusu reddedilen başvuru
sahibi, genel hükümler uyarınca idarî yargıda dava açabilecektir. Bilgi edinme
hakkının sınırları belirlenmiş ve açıklanması hâlinde kamunun zarar görebileceği
bilgi veya belgeler ile kişilerin zarar görebileceği bilgi veya belgeler, bu
kanun kapsamı dışında tutulmuştur. Peki mükelleflerin vergi beyanlarına ilişkin
bilgi ve belgeler; kişilerin zarar görebileceği bilgi ve belgelerden mi
sayılacaktır? İçinde yaşadığımız toplum; etrafında olup biten her şeyi
sorgulayan, birbirini kontrol eden ve olması gerekenin takipçisi olan bir yapıya
sahip olmalıdır. Belki bilgi edinme hakkı bize bu yolu açabilir. Ticari sır
sayılmayan ve servet düşmanlığına yol açmayacak bazı masum bilgilerin herkes
tarafından bilinmesinde ne sakınca olabilir?...
Türk vergi sisteminin en
büyük zaafı kayıt dışı ekonomi ve belge düzeninin bir türlü yerleştirilememiş
olmasıdır. Bunun en önemli göstergesi faturasız satışlardır. Maliye yetkilileri
2004 yılında vergi güvenlik önlemlerini (hayat standardı vb.) yeniden getirmek
zorunda olduklarını anlatırken; bazı meslek gruplarında komik denecek seviyede
beyan edilen matrahları gerekçe göstermektedirler. Vergi yükünün adaletli ve
dengeli dağılması gerekirken; kayıt dışı mükellefler hiç vergi ödememekte,
kayıtlı mükelleflerin önemli bir kısmı da maalesef kazançları ile orantılı vergi
ödememektedirler. Anayasamıza göre; herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere,
malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlü değil midir? Mevcut durumda herkesin
mali gücüne göre vergi ödediğini tam olarak bilmek mümkün müdür? Vergi
levhalarını karşılaştırmak için tek tek dükkanların dolaşılması gerekecektir.
Halbuki bugün internet diye kolaylık bir iletişim imkanı vardır. Herkesin mali
gücüne göre vergi ödeyip ödemediği toplumun bilgisine ve takdirine sunulmalıdır.
Vergide adaletin sağlanmasına yetecek kadar vergide şeffaflık şarttır.
Birbirinin durumunu bilen, tanıyan insanlar birbirini daha kolay
denetleyebilir.
Bilindiği üzere Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi Dairesi
Tam Otomasyon Projesi'ni (VEDOP) başarıyla yürütmektedir. Fakat maalesef bu
değerli birikimler vergi mahremiyeti engeli nedeniyle toplumla yeteri kadar
paylaşılamamaktadır. Devletin vergi toplama konusundaki etkinliğini artırmak
amacıyla, uygulamaya konulan vergi dairesi tam otomasyon projesinin, toplumun
daha geniş kesimleriyle paylaşılması gerekmektedir (internet vergi dairesi çok
önemli bir hizmettir, fakat sadece mükellefin kendisiyle sınırlıdır). VEDOP
öncelikle ve en kısa zamanda; mükelleflerin beyannamelerini hazırlayan veya
tasdik eden 3568 Sayılı Kanun uyarınca belge almış meslek mensuplarının "salt
okunur" olarak yararlanabileceği bir hale getirilmelidir (meslek mensuplarına
verilecek şifrelerle bu hemen sağlanabilir). Bu durumda hem daha sağlıklı
beyannameler hazırlanacak, hem de vergi dairelerinden Yeminli Mali Müşavirlerin
istemekte oldukları bilgi isteme yazılarına gerek kalmayacaktır.
Vergi
Usul Kanununun vergi mahremiyeti ile ilgili 5. maddesinde; "Vergi güvenliğini
sağlamak amacıyla gelir vergisi mükelleflerinin yıllık gelir vergisi, sermaye
şirketlerinin kurumlar vergisi beyannamelerinde gösterdikleri matrahları (zarar
dahil) ve beyanları üzerinden tarh olunan gelir ve kurumlar vergileri ile
mükelleflerin ad ve unvanları, bağlı oldukları vergi dairelerince
beyannamelerinin verildiği yıl içinde dairenin münasip yerlerine asılacak
cetvellerle ilan edilir. Mükellefin bağlı bulunduğu teşekkül varsa, bu ilan
orada da yapılır. Gelir vergisi mükellefleri (kazancı basit usulde tespit
edilenler dahil) ile sermaye şirketlerinin her yıl Mayıs ayının son gününe kadar
vergi tarhına esas olan kazanç tutarları ile bunlara isabet eden vergi
miktarlarını gösteren levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş
sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak
zorundadırlar" hükmü yer almaktadır. Bu şeffaflığın dozunu biraz daha artırmak
ve toplumun en kolay ve en hızlı yoldan (ör. internet yoluyla) ulaşmasını
sağlayacak bir düzenlemeye kavuşturmak gerekir.
Diğer taraftan vergi
kaçırdığı kesinleşenler de yine aynı yola teşhir edilmelidir. KDV iadelerinde
mükelleflerin mal aldığı kişi ya da firmalar hakkında gereken özeni göstermeleri
istenmektedir. Ancak bunun nasıl yapılacağı tam olarak tarif edilmemektedir.
Eğer mükellefler mal aldıkları kişi veya firmalar hakkında (isim/unvan veya
vergi kimlik numaralarına göre) kolayca bilgi sahibi olabilirlerse (özellikle
KDV beyan bilgileri) mükellefiyetlerini daha sağlıklı yerine getirebilirler.
Mükelleflerin ticaretini doğrudan etkilemeyen (örneğin ticaretle
uğraşan bir mükellefin mal aldığı yerleri ve kaça aldığı gibi bilgiler gizli
kalmalı) bilgi ve beyanların kamuya açıklanabilmesi için Vergi Usul Kanununun
5'inci maddesine bir fıkra daha eklemek gerekir. Bakanlıkça uygun görülen usul
ve yöntemlerle (interneti mutlaka kapsamalı) mükelleflerin beyanname özetleri
ile kesinleşmiş vergi suç ve cezalarının ilan edilmesi sağlanmalıdır. Bu
yapılırken sadece yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyanları değil, aynı
zamanda KDV ve muhtasar gibi aylık beyanlar da dahil
edilmelidir.
İletişim çağını yaşadığımız böyle bir dönemde; mükelleflerin
(örneğin aylık KDV, muhtasar, yılık gelir ve kurumlar gibi) beyanname
özetlerinin Gelir İdaresinin web sayfasında (www.gelirler.gov.tr adresinde)
yayımlanması vergi mahremiyetinin bütünüyle ihlali anlamına gelmemelidir.
Mükelleflerin beyanname özetlerinin yanı sıra kesinleşmiş vergi suç ve cezaları
ile belli sınırları ve süreleri aştığı halde ödenmeyen vergi borçları da
toplumun bilgisine açılmalıdır. Bu yolla birbirini daha iyi kontrol eden,
gördüklerini sorgulayıp yorumlayan ve vergi gelirlerinin artışına katkı sağlayan
bir toplum ortaya çıkabilir. Belki bazı mükellefler utanma korkusuna gerçeğe
yakın beyanlarda bulunmak ve vergi borçlarını vadesinde ödemek zorunda
kalabilirler. Vergi mahremiyeti biraz abartılıyor galiba ne
dersiniz?...
|