|
23
Şubat 2006
Ö. Alparslan ARİTE
VERGİ GEVEZELİĞİNDEN VERGİ
BİLİNCİNE
-I-
İşbölümü ve
dayanışmanın zorunlu kılmasıyla "toplum" halinde yaşayan insanlar bireysel
tüketimin ötesinde ortak hizmet ve mallara gereksinim duyarlar ki bunlar
kamusal hizmetlerin ürünüdür. Tarihin her döneminde kamusal hizmetlerin
üreticisi ve paylaştırıcısı devlet ya da devlet benzeri hukuk yaratıcısı ve meşru güç kullanma
tekeline sahip kurumlar, organizasyonlar olmuştur.
Demokratik
sosyal hukuk devletinin ayırıcı vasfı, kamusal mal ve hizmet üretiminin ve
bunların toplumun bireyleri arasında
dağıtılmasına ilişkin kuralların
meşruiyet temelinin toplumsal mutabakata dayalı olmasıdır. Yine bu tür
devletlerde, milletin temsilcilerinden
oluşan meclislerce vazedilen yasalarla,
bu hizmetlerin “ne, ne kadar ve nasıl”lığı ile finansmanı kurallara bağlanmış;
kamusal hizmetlerin yarattığı refahın bölüşümünün hakkaniyete uygun olması
gerektiği “sosyallik” kavramıyla
kurallaştırılmıştır.
Devletler,
kamusal mal ve hizmetleri üretmek için ekonomik varlıkların dönüşümü sürecine
girerek emek, sermaye ve diğer iktisadi unsurları kullanır, yeniden üretirler.
Örneğin güvenlik hizmeti vermek için güvenlik görevlisi istihdam eder yani emek
satın almak zorundadır, güvenlik görevlilerinin kullanacağı alet ve cihazları
satın alır ya da üretir.
Serbest piyasa
ekonomisinde, mülkiyetin ve emeğin özgürlüğü esastır. Devlet mutlak servet
sahibi değildir. Devlet, kamu hizmetlerini bu hizmetleri tüketen
vatandaşlarının gelir ve servetlerinden
adalet ilkelerine göre oluşturulmuş ilkeler muvacehesinde pay almak suretiyle
finanse eder.
İşte burada
verginin tanımı ortaya çıkmaktadır. Vergi: devletin kamu hizmetlerini
karşılamak üzere kamu gücüne dayanarak geri vermemek ve ödeyen kişiye bireysel
fayda sağlamak koşulu olmaksızın aldığı parasal değerlerdir.
Vergiyi, "vatandaşların devlete can, mal, namus ve
akıl güvenliğini sağlamasına karşılık
ödediği bedel" ya da “vatandaşların
devlete : ben toplum halindeki
geleceğimizi bireysel olarak kurma imkanından yoksunum, devlet olarak
sen bu değerleri topla ve yasal araçlarınla geleceğimizi kur ve koru mesajı”
olarak ta tarif edebiliriz.
Vergiyi,
ödeyenin devlete “ben şehrin varoşlarında ya da
yüzlerce kilometre ötede adını, sanını bilmediğim ama ulusumun üyesi
olan hangi şartların sonucu olursa
olsun mazlum, garip kalmış insanların canını, mülkünü koru” mesajı olarak ta
algılayabiliriz.
-II-
Monarşik
devlet yapılarından demokratik parlamenter sistemlere geçişin tarihi halkın
siyasi iktidarın vergi koyma yetkisini sınırlandırmasının tarihidir. İngiltere’de Manga Carta ile başlayan bu
süreç, vergiyi, siyasal iktidarın yani kralın, padişahın,
aristokratik oligarşinin ya da ruhban sınıfının keyfi zoralımı olmaktan
çıkarmıştır.
Bizde de aynı
süreç Osmanlı döneminde 1808 yılında bağıtlanan Senedi İttifak’la başlamıştır
ve Kanun-u Esasi’den bu yana tüm anayasalarımızda "verginin yasallığı" ilkesi
yer almıştır.
Günümüz
serbest piyasa ekonomilerinde, devletin bireysel özgürlüklerin özüne dokunmadan
piyasada sonuna kadar müdahil olduğu bir döneme geçilmiştir. Devletler ya
da
daha geniş anlamıyla kamu otoriteleri, toplumun ortak aklı ve ortak gücü
sıfatıyla, ulusal refahların maksimize edilmesi için ekonomik değerlerin akım
yönünü tayin etmek amacıyla yönlendirici, teşvik edici veya caydırıcı
etki edecek politikalar yürütmektedir. Ekonomi politikasının
araçlarından en önemlisi maliye politikası, maliye politikasının da en önemli aracı
ise vergi politikasıdır.
Vergilerin
yalnızca kamu giderlerini finanse etmekle kalmayıp ekonomik büyümeyi teşvik
etmesi, istihdamı, sanayileşmeyi özendirmesi, tasarrufları ve sermaye
birikimini sağlaması günümüz makroekonomik politikalarının unsurlarındandır.
-III-
Türkiye
Cumhuriyeti devletinin kurucu felsefesi: Türk Milletinin, Misak-ı Milli sınırları dahilinde; milletler
ailesinin onurlu bir üyesi olarak milli birlik
ve bütünlük içerisinde çağdaş uygarlığın gereklerine ulaşmış, müreffeh
ve huzurlu yaşamasını sağlamak olarak tecelli etmiştir.
Bu gereğin
anayasal ifadesi Türkiye Cumhuriyeti
sosyal hukuk devletidir olarak
tanımlamıştır.
Anayasamızın
siyasi haklar ve ödevler bölümünde yer alan 73. maddesinde "Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere
mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.
Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal
amacıdır. Vergi resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur,
değiştirilir ve kaldırılır . Vergi resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin kanunun belirttiği
yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kuruluna
verilebilir ." hükmü mevcuttur.
Anayasamızın
sistematiği de içeriği kadar önemlidir; vergi ödevinin siyasi haklar ve ödevler
arasında (seçme ve seçilme hakkı, kamu hizmetine girme hakkı, askerlik ödevi
vd.) sayılması verginin siyasi olduğunu, siyasi sistemi meşru görmekle, sisteme
katılmakla ilgili olduğunu gösterir.
-IV-
Toplumuzun oranla
ifadesi zor olan kâhir
ekseriyeti, eylemleri ile
ağzında gevelediği değerler arasındaki uçurumu fark edebilecek ahlak düzeyine
ya da eylemlerinin gerekçesini Türkçe
ifade edebilecek dil yeteneğine sahip olmadığından, dibine doğru ilerlediği
ahlâki erozyondan bihaberdir.
Başta medyada olmak üzere tüm toplumsal iletişim ortamlarında
ilk sıralardaki gevezelik konularından biri "vergi"dir.
En popüler vergi gevezeliği: akil adam titrine sahip
kişilerce Türk Vergi Sisteminin sözümona çelişkilerini gündeme getirmekten
nemalanma gevezeliğidir. Bu gevezelik, toplumun bilinç altındaki suçluluktan kaynaklanan eziklik duygusunu
bastırma işlevi görmektedir ve gevezeler halktan bolca iltifat almaktadırlar.
Akil ve Yetkili
adamların başka tür bir gevezeliği de: içi boş sloganlarla vergilendirme
sürecini polisiye bir vakıaya indirme gevezeliğidir. Bu türden gevezeliklerde
tek sorun denetimin sayısal ifadelendirmeleridir. Görünen özü öyle bir aşar ki,
kim hangi taraftadır belli olmaz.
Bir de kıraathane gevezelikleri vardır. Burada ana kural vergi alınsın ama benden değil
ilkesidir. Hangi fiş kime geçerle başlayan bu gevezelikte, bilgi ve mâlumat eksikliği asla koskoca çamları
devirmenin "mani"si olamaz.
-V-
Ülkemiz için sorun, vergi ödememek değil vergi bilincine
sahip olmamaktır.V ergi ödemek, hukuki bir zorunluluktur; ödemeyen ya
da ödemek
istemeyenlerle vergi idaresinin hukuki çelişkisi bir şekilde sürdürülür. Ancak
vergi bilinci, devletin ve dolayısıyla milletin geleceğini nerede gördüğümüze
ilişkin bir bilinç/ahlak sorunudur.
Gevezelik etmeden Türk vergi sisteminin aksayan yönlerini,
vergi idaresinin yeteneğini, maliye - bütçe idaresinin yetkinliğini, hükümeti,
ekonomi yönetimini eleştirebilirsiniz ama eğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
iseniz, devlet vergi almasın, gitsin
nereden kaynak buluyorsa bulsun diyemezsiniz. Dünya Bankası, Uluslararası Para
Fonu, Deutche Bank, Citibank bize vergi vermez, borç verir ya da bağış yapar.
Borç ve bağış ise bağımlılık demektir.
Vergi, devlete
bağış ya da borç değildir. Sözleşmeden doğan bir bedeldir. Misak-ı Milli, sosyal
kontrat, toplumsal uzlaşı vs. ne dersek diyelim Türk Milletinden olmak Türkiye
Cumhuriyetinden yana taraf olmak
demektir. Devletsiz millet, zillet
içindedir.
Konuşalım, tartışalım; Türk Milletinin daha iyi bir
geleceğe taşınması için nasıl bir vergi politikası, nasıl bir vergi idaresi vs.
tüm bunlar milli iradenin tecellisi ile ortaya çıkar. Ama önce şu gevezelikleri
deşifre edelim.
|