|
15
Şubat 2006
Hüseyin
İrfan FIRAT
Personel ve
İnsan kaynakları Yönetimi Danışmanı
hifirat@insangucu.com.tr
ÜCRET GERÇEK DEĞERİNDEN GÖSTERİLMEZSE
NE OLUR ?
( işçi bakımından haklı fesih
nedenimidir )
Çalışma
hayatımızda sorun yaratan önemli konulardan biri de işçinin ücretinin gerçek
tutarı üzerinden gösterilmemesidir. İşverenlerimizin ücretler üzerindeki yüksek
işveren payı ve fonları gerekçe göstererek başvurdukları bu uygulama ülkemizde
son derece yaygındır.
Konuyla ilişkin Türk Sanayicileri ve
İşadamları Derneği (TÜSİAD) "Türkiye'de İşgücü Piyasasının Kurumsal Yapısı
ve İşsizlik" başlıklı raporunun bir bölümünde aşağıdaki bilgi ve görüşler
aktarılmaktadır ;
“ Yine de dolaylı
verileri kullanarak bir tahminde bulunabiliriz. 2003 yılında özel kesimde
SSK'ya kayıtlı ücretli sayısı yaklaşık 5 milyon 400 bindi. Bu toplamda 3 milyon
175 bin kişi, toplamın yüzde 58,7'si asgari ücretten (15.267.196 TL) beyan
edilmişti. Bu olağanüstü yüksek oranın çok sayıda eksik beyanı gizlediği
açıktır. İdari (cezai) önlemlerin öncelikle bu tür uygulamalara mensup
firmalara yönelmesi istihdam açısından tercih edilmelidir. Yine de yüksek
işgücü maliyetlerinin eksik beyan uygulamalarını teşvik ettiği unutulmamalıdır.
İşgücü maliyetlerinde yapılacak dikkate değer bir indirimin kısmen kayıt
dışılığı daraltarak, eksik beyanı da büyük ölçüde gerileterek vergi ve sosyal
güvenlik kuruluşlarının gelir kayıplarını önemli ölçüde telafi etmesi
olanaklıdır. İşgücü maliyetlerinde yapılacak indirimlerin istihdamı artırıcı
etkisi de dikkate alındığında, kamuda gelir kaybı endişesinin yersiz olduğu
iddia edilebilir. “
Evet ,
Sosyal sigortalar
kurumumuzun içinde bulunduğu bugünkü koşullara baktığımızda istihdamda kayıt
dışılığın ve/veya kısmi kayıt dışılığın bu olumsuz koşullarda önemli rolü
olduğunu biliyoruz. Ayrıca Devletin bu kayıt dışılıklardan dolayı uğradığı
vergi kayıpları da şüphesiz ki küçümsenemeyecek boyutlardadır.
İşin ilginç yanı
ülkemizdeki kayıt dışı ve hatta istihdam eksikliği sorununa en önemli neden
olarak gösterilen ücret üzerindeki
vergi ve fon yükleri konusunda tüm kesimlerin (Devlet-İşçi-işveren ) ortak
görüş birliği varken bu soruna çözüm getirilmesi konusunda yıllardan beri
atılmış ciddi bir adım yoktur.
Biz sorunun bu boyutunu
kısaca ortaya koyduktan sonra dilerseniz konunun iş yaşamımıza yansımalarına
bakalım.
Öncelikle bilindiği gibi
kayıt dışı istihdamın iki boyutu var. Birincisi tamamen kayıt dışı istihdam. Yani
işçiyi SSK’ya hiç bildirmeden çalıştırmak. İkincisi ise kısmi kayıt dışı
dediğimiz işçiyi ay içinde eksik çalışmış gibi göstermek ya
da ücretini gerçek
değeri üzerinden göstermemek. Uygulamada genellikle bu eğilim yaygındır ve
işçinin ücreti resmi kayıtlarda gerçek ücreti üzerinden değil asgari ücret
üzerinden beyan edilir.
Biz bu yazımızda tamamen
kayıt dışılığın değil de yazımızın başlığından da anlaşılacağı kısmi kayıt
dışılık üzerinde duracağız.
Konuyu öncelikle işçinin
bu uygulamadan dolayı uğrayacağı kayıplar yönünden ele alalım.
SSK ve İşsizlik sigortası yönünden kayıplar
İşçi bordroda düşük
ücretten gösterildiğinde her şeyden önce bu emeklik dönemi geldiğinde alacağı
emekli maaşına olumsuz yansıyacaktır. Bilindiği üzere son uygulamada artık SSK
emekli maaşı saptarken genel ortalamayı (tüm çalışma süresi) esas almaktadır.
Ayrıca İşçinin SSK’dan
hastalık ve raporlu olunan dönem süresince alacağı geçici iş göremezlik ödeneği
ve işsiz kaldığında (hak kazanırsa) T. İş kurumu’ndan alacağı işsizlik
sigortasından alacağı işsizlik sigortası da bordroda beyan edilen ücret
üzerinden yapılmaktadır. Dolayısıyla ücreti düşük gösterilen işçinin tüm bu
ödemeleri bu düşük ücretten yapılacağından ortaya ciddi bir kayıp çıkmaktadır.
Keza işçinin çalışma gün
sayısının eksik beyan edilmesi de benzer kayıplara yol açacaktır. Her şeyden
önce emeklilik ve SSK prim gününe bağlı olarak kazanılan bazı haklar bakımından
işçi önemli kayıplara uğrayacaktır
bunlardan en önemlilerini ve gerekli olan prim ödeme gün sayılarını sayacak
olursak;
- Viziteye çıkmak, 90 gün
- Geçici iş göremezlik ödeneğine haz kazanmak 120 gün,
- Eş, çocuk anne ve babaya sağlık karnesi ve 6 aylık vizite kağıdı
çıkartmak 120 gün,
- Malülen emekliliğe hak kazanmak, (1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı
olup,sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün
malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak)
- Geride kalanların dul yetim aylığından yararlanması için (1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı
olup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün
malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak )
- İsteğe bağlı sigortalı olmak 1080 gün prim ödemiş olmak.
- Emeklilik 5000 ila 5975 gün arasında değişmektedir.
İşsizlik sigortasına hak
kazanabilmek yönünden
Hizmet
akitlerinin sona ermesinden önceki son üç yıl içinde en az 600 gün sigortalı
olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş ve işten ayrılmadan önceki son
120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olmaları kaydıyla işsizlik
ödeneği almaya hak kazanılır.
Kıdem ve ihbar tazminatı yönünden
İşçi
bakımından önem arz eden bir konuda iş sözleşmesinin sona eriş biçimine bağlı
olarak kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanılmasıdır. Bu durumda gerek eksik gün
gösterilmesi ve gerekse ücretin düşük gösterilmesi ayrı
ayrı sorunlara neden
olacaktır. Eksik gün gösterildiğinde işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak
kazanabilmesi bakımından gerekli olan süreye ulaşması güçleşebileceği gibi
tazminata esas ücreti de etkilenecektir.
Diğer
taraftan ücret düşük gösterilirse yine kıdem ve ihbar tazminatı brüt ücret ve
eklentileri baz alınarak hesaplandığından ortaya önemli kayıplar çıkacaktır. Bu
arada halen tasarı aşamasında olan KIDEM TAZMİNATI FONU yasalaştığında işçi kıdem
tazminatını ancak emekli olduğunda alabileceğinden eksik gün beyanında
emeklilik süresine erişmesi güçleşecek ve ortalama kazancı düşük olacaktır.
Düşük ücretten gösterilmesi sonucunda da emeklilik sonucunda hak kazanacağı
kıdem tazminatı ve yine emekli maaşı olumsuz yönde etkilenecektir.
Evet
görülebileceği gibi bu konunun yaratacağı olumsuzluklar saymakla bitmiyor. Peki
ama işçi acaba bu durum karşısında ne yapabilir? Hemen belirtmeliyiz ki istihdamın
bu denli sorun olduğu ülkemizde iş bulduğuna sevinen çalışanlarımız
sigortalılık konusunu ne yazık ki yeterince önemsemiyor. Ülkemizde sigortalılık
zorunlu bir kavram olmasına karşın işverenle işe giriş esnasında pazarlık yapıp
"sigortaya ödeyeceğin parayı bana ver" diyen pek çok bilinçsiz çalışan olduğunu
da biliyoruz.
Ancak tüm
çalışanlarda bu tür tepki vermiyor tabi ki konuya itiraz eden ve bu nedenle iş
sözleşmesini HAKLI nedene dayanarak sona erdiren ve hatta konuyu yargıya
taşıyan çalışanlarımızda var.
Öncelikle
konuya iş yasamız açısından baktığımızda gerçektende 4857 sayılı yasamızın işçiye haklı nedenle derhal
fesih hakkı tanıyan 24. maddesinin e
fıkrası[1]
İşçinin bu nedenle işten derhal ayrılmasına ve birikmiş kıdem tazminatını da
talep etmesine olanak sağlar.
Yüksek
mahkeme benzer bir olayda verdiği bir kararında aşağıdaki gibi hüküm kurmuştur.
KARAR:
Davacının yeni sezon başında verilen işi kabul etmemesi
ve dolayısıyla çalışmak istememesinin sigorta
primlerinin gerçek ücreti üzerinden
ödenmemesi ve çok kısa süre prim ödemiş
olması iddiasına dayandığı anlaşılmaktadır. Gerçekten
davacının çalıştığı süreye ait sigorta primleri
tamamen ödenmemiş veya gerçek ücretine
göre noksan ödenmiş ise, davacı işi kabul
etmemekte ve iş akdini feshetmekte haklı olur. Böyle
olunca da ihbar tazminatı alamaz ise de, kıdem tazminatına
hak kazanır. O halde bu husus üzerinde durulup
gerekli araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre
bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde kıdem tazminatının
reddedilmiş olması doğru değildir. [2]
Görüleceği
üzere yüksek yargıda konuyla ilgili işçinin lehinde karar vermiştir.
Bu konuda
işverenlerin yapacağı itirazlar ve sunacakları belgelerinde çoğu kez
geçerliliği kabul edilmemektedir. Yerleşmiş Yargıtay kararlarından bunu
kolaylıkla anlayabiliyoruz. Mahkeme işçinin ücretinin sunulan belgelerden
ziyade yaptığı işe ve işçinin pozisyonuna bağlı olarak değerlendirmekte ve
gerekirse meslek odalarından o mesleğin
piyasa rayici olan ücretleri isteterek buna göre karar oluşturmaktadır.
İşverenin asgari ücret iddiasına ilişkin bir başka Yargıtay kararı aşağıdaki gibidir.
Davacının Veteriner Hekim ve teknik müdür olarak davalı şirkette 07.06.1991
-18.09.1995 tarihleri arası çalıştığına dair taraflar arasında anlaşmazlık yoktur. Uyuşmazlık ücret miktarı üzerinde toplanmaktadır. Dosya içeriğindeki ücret bordroları imzasız olup delil özelliği yoktur. İşverenin Sosyal Sigortalar Kurumu'na verdiği
prim tahakkuk cetveli ise işverenin tek taraflı tuttuğu bir belgedir. Taraflar tarafından imza altına alınmış
bulunan teknik personel hizmet sözleşmesi 2 Temmuz 1993 tarihli olup fesihden çok öncesi bir tarihte düzenlenmiştir. Belediye Başkanlığı'nın 12.11.1996 tarihli yazısında
ise fesih tarihinde 657 sayılı Yasaya tabi olarak çalışan Veterinerlerin aylık
net ücreti 18.860.000. TL olarak belirtilmiştir. Mahkemece de dinlenen davacı tanıkları davacının 13 Milyon lira net ücret aldıklarını ifade etmişlerdir. Bu değer aynı zamanda davacının dava dilekçesinde bildirdiği miktardır. Dinlenen davalı tanıkları ise halen çalışan işçilerdir. Dört yılı aşkın veteriner hekim olup aynı zamanda teknik müdür olarak çalışan davacının asgari ücretle çalışması hayatın olağan akışına uygun değildir.
Mahkemece dosya içerisinde bulunan 14.04.1997
tarihli ek raporda belirtilen 13 Milyon lira
netin brütü üzerinden kıdem tazminatına
hükmetmek gerekirken aksi düşünce ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.[3]
Sonuç
olarak taraflar bakımından özellikle de işçi ve Devlet bakımından önemli
kayıplara yol açan bu uygulamanın yine Devlet tarafından alınacak istihdamı
teşvik edici önlemlerle önüne geçilmelidir. Aksi halde konu kanayan yara olmaya
devam edecektir.
|