|
01/07/1995
TAHSİLAT GENEL
TEBLİĞİ (SERİ NO: 387)
2.6.1995 gün ve 22301 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 4108 sayılı Kanun ile 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna yeni bir madde eklenmiş
ve bazı maddelerinde değişiklikler yapılmıştır. Bu düzenlemelerle ilgili olarak
aşağıdaki açıklamaların
yapılmasına gerek
görülmüştür.
I — KANUNÎ TEMSİLCİLERİN
SORUMLULUĞU
4108 sayılı Kanunun 11 inci
maddesi ile 6183 sayılı Kanuna 35 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki
mükerrer 35 inci madde eklenmiştir.
"Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu
Mükerrer Madde 35- Tüzel kişilerle küçüklerin ve
kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin
mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği
anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun
hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs
veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzel kişilerin tasfiye haline
girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş
tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare
edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme
borçulusuna rücu edebilirler."
Madde Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlüğe
girmiştir.
Madde başlığında yer alan ve bu
Tebliğde geçen, "kanuni temsilciler" ifadesi; tüzel kişilerin, küçüklerin ve
kısıtlıların kanuni temsilcilerini, tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare
edenleri, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessillerini
kapsamaktadır.
Bilindiği gibi, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinde, Kanunun 1 ve 2
nci maddeleri kapsamına giren alacaklar amme alacağı olarak tanımlanmış, amme
borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki
ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilcilerini veya mirasçılarını ve vergi
mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar
temsilcilerini ifade ettiği hükme bağlanmıştır.
6183 sayılı Kanunun amme borçlusu
saydığı kanuni temsilciler; gerçek ya da tüzel kişileri veya tüzel kişiliği
olmayan teşekkülleri kanunen temsil etmeye yetkili olan kişiler olup, bu
kişilerin kimler olduğu ve sorumluluklarının şekli Türk Medeni Kanunu, Borçlar
Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta belirlenmiştir.
Buna göre, bu mevzuatta
belirlenen tüzel kişiliği haiz kuruluşlar için ayrıca Ticaret Siciline tescil ve
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmelerinde ve bu
sözleşmelerde aynı usulle yapılan değişikliklerde tayin edilen kanuni
temsilciler, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi ile amme alacağının
ödenmesinden de sorumlu tutulmuşlardır.
Kanunun 54 üncü ve müteakip maddelerine
göre yapılan takip sonucunda
amme borçlusunun mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya
tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, yukarıda belirtildiği şekilde
tayin olunan kanuni temsilcilerin mal varlığından tahsili cihetine
gidilecektir.
Maddede yer alan "... mal
varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen amme alacakları ..." hükmü,
amme borçlusu hakkında 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takip muameleleri
sonucunda; amme borçlusunun haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması,
haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin
amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını
ifade etmektedir.
Amme borçlusunun mal varlığından
"... tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları..." ifadesi ise amme
borçlusunun yapılan tüm araştırmalara rağmen bulunamaması, amme borçlusunun
haczedilen mal varlığına 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerleme
sonucu tespit edilen değerlerin amme alacağını karşılamaması, borçlunun iflas etmiş olması halinde iflas idaresi ile kurulan irtibat
sonucu amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi
nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerine rağmen amme
alacağının amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği
kanaatinin oluştuğu halleri kapsamaktadır.
Buna göre, amme borçlusu nezdinde
sürdürülen takip muameleleri sonucunda yukarıda belirtilen hallerden herhangi
birinin varlığı halinde kanuni temsilciler hakkında takip yapılabilmesi için
yeterli şartların oluştuğu kabul edilecek ve takip muamelesine kanuni
temsilciler adına 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre tanzim edilecek
ödeme emri tebliği suretiyle başlanılacaktır.
Amme borçlusunun birden fazla
kanuni temsilcisi bulunduğu takdirde, ilgili kanunlara göre kanuni temsilcilerin
sorumluluk şekline bakılacak ve müşterek ve müteselsil sorumlu olanlar hakkında
tahsil edilemeyen amme alacağının tamamı için herbirine ayrı ayrı ödeme emri
düzenlenmek suretiyle takibe geçilecektir.
Diğer taraftan, yeterli şartlar
oluştuğu takdirde anılan Kanunun "Amme alacaklarının korunması" başlıklı ikinci
bölümünde yer alan teminat isteme, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve diğer
korunma hükümlerinin amme borçlusunun yanısıra amme borçulusu sayılan kanuni
temsilciler hakkında da uygulanması cihetine
gidilecektir.
Kanuni temsilciler hakkında
sürdürülecek takip muamelesinde yukarıda açıklanan hususların yanısıra, kanuni
temsilci sıfatı olmayan şahıslar hakkında mükerrer 35 inci madde gereğince takip
yapılmamasına özellikle dikkat
edilecektir.
II — ÖZEL ÖDEME ŞEKİLLERİNDE
ÖDEME TARİHİ
4108 sayılı Kanunun 12 nci
maddesi ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 44 üncü
maddesinin birinci fıkrası;
"41 inci maddeye göre yapılan
ödemelerde çekin tahsil dairesine veya bankaya verildiği, paranın bankaya veya
postaneye yatırıldığı, münakale emri üzerine paranın tahsil dairesi hesabına
geçtiği gün ödeme yapılmış sayılır." şeklinde değiştirilmiştir.
Değişiklik hükmü Kanunun yayımını
izleyen ikinci ayın başı olan 1 Ağustos 1995 tarihinde yürürlüğe
girecektir.
Bilindiği gibi, 6183 sayılı
Kanunun 41 inci maddesinde "Çizgili çek kullanılmak suretiyle ödeme" özel ödeme
şekilleri arasında sayılmış ve Maliye Bakanlığının uygun görmesi halinde, ödeme
sistemi olarak kullanılacağı hükme bağlanmıştır.
Bakanlığımızca muhtelif
tarihlerde yayımlanan genel tebliğlerle, yurdun her yerinde çizgili çekle ödeme
yapılabileceği ve çeklerde bloke şartı aranmıyacağı yönünde düzenlemeler
yapılmıştır.
Kanunun 44 üncü maddesinde yapılan düzenleme, çekle yapılan
ödemelerde çekin postaya
verildiği tarihin ödeme tarihi olarak kabul edilmeyeceğine yöneliktir.
Buna göre, çekle ödeme sistemi
devam etmekte ancak, çekle yapılan ödemelerde çekin tahsil dairesine veya
bankaya verildiği gün ödeme yapılmış sayılmaktadır.
1 Ağustos 1995 (bu tarih dahil)
tarihinden itibaren çeklerin posta yoluyla tahsil dairesine gönderilmesi halinde
ise postaya verildiği tarih yerine tahsil dairesi kayıtlarına intikal ettiği
tarih ödeme tarihi olarak kabul edilecektir.
Bu itibarla, posta yoluyla tahsil
dairelerine gönderilen çeklerin tahsil dairelerine hangi tarihte intikal
ettiğini gösteren kayıtlar tutularak dikkatle izlenmesi gerekmektedir.
Anılan maddede yapılan bir diğer
değişiklik ise münakale suretiyle yapılan ödemelerde ödeme tarihinin paranın
tahsil dairesi hesabına geçtiği gün olarak kabul edileceğine ilişkin olmakla
birlikte 6183 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye
istinaden münakale suretiyle ödeme sistemine ilişkin düzenlemeler bilahare yapılacaktır.
III — GECİKME ZAMMI TATBİK EDİLMEYEN AMME
ALACAKLARINDA TECİLİN İHLALİ HALİNDE ÖDENEN TECİL FAİZİ HAKKINDA YAPILACAK
İŞLEMLER
4108 sayılı Kanunun 13 üncü
maddesi ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci
maddesinin son fıkrasına aşağıdaki hüküm eklenmiştir.
"Tecil edilen amme alacağının
gecikme zammı tatbik edilmeyen alacaklardan olması halinde, ödenen tecil
faizleri iade veya mahsup edilmez."
Madde Resmi Gazete'de
yayımlandığı gün yürürlüğe girmiştir.
Buna göre, tecil edilen ancak
tecil şartlarına uygun ödenmeyen amme alacağının gecikme zammı uygulanmayan
alacaklardan oluşması halinde bu alacaklar için tecilin bir bedeli olarak
ödenmiş bulunan tecil faizi borçlulara red ve iade edilemeyeceği gibi borçlarına
da mahsup edilmeyecektir.
Ancak, tecil edilen amme
alacağının bir kısmının gecikme zammı uygulanabilecek, bir kısmının da gecikme
zammı uygulanamıyacak alacaklardan oluşması ve bu tür tecillerin ihlal edilmiş
olması halinde, ödenen tecil faizlerinden, gecikme zammı uygulanabilecek alacağa
isabet eden kısmı ödenmesi gereken gecikme zammından mahsup edilecektir.
ÖRNEK : Gelir (Stopaj) Vergisinden 400.000.000 TL., Kurumlar Vergisinden
1.000.000.000 TL. ve Gecikme Zammından 600.000.000 TL. olmak üzere toplam
2.000.000.000 TL. borç tecil edilmiş, ancak belli bir süre geçtikten sonra tecil
ihlal edilmiştir. Bu borçlara karşılık tecil süresince 400.000.000 TL. tecil
faizi tahsil edilmiştir.
Bu durumda, mahsup edilecek tecil
faizi miktarı aşağıdaki şekilde
hesaplanacaktır.
|