|
21
Şubat 2005
Talha APAK
Yeminli Mali Müşavir
t.apak@superonline.com
MAL VEYA HİZMET TESLİMİNE BAĞLI OLARAK
“LEHE VE ALEYHE OLUŞAN KUR FARKI” NIN
KDV AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
I. GİRİŞ
Kur farkı; belli bir miktar yabancı para biriminin yerel para
birimi ile değiştirilmesi sırasında oluşan alış ve satış kurları arasındaki
farktır. Bir yabancı paranın yerel para üzerinden satın alma değerini gösteren
kur; bazen ekonomide iki ayrı değer bazında işlem görebilir. Bu farklılığın
nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
a) Alış ve satış fiyatları arasındaki fark: Yabancı
paraların alışında (yabancı paranın TL’ye dönüştürülmesi) daha düşük, satışında
(TL’nin yabancı paraya dönüştürülmesi) ise daha yüksek yerel para karşılığı
üzerinden işlem yapılmasından kaynaklanır. Bu kur farkı ve bunun büyüklüğü
yetkili merciin kararıyla belirlenir.
b) Yapılan devalüasyonlar sonucunda da eski ve yeni
kurlar arasında bir fark ortaya çıkar.
c) İthalat ve ihracat işlemlerinde malın siparişi ile
mal bedelinin ödenmesine kadar geçen sürede uygulamadan kaynaklanan çeşitli kur
farkları ortaya çıkar.
d) Yurtdışından sağlanan kredilerin alındığı tarih ile
kredi tahsil ve faizlerinin geri ödendiği tarih arasında da kur farkı ortaya
çıkmaktadır.
e) Serbest piyasada bazen yabancı paraların yetkili
merciler tarafından saptanan kurlardan fazla fiyatla alınıp satıldığı
görülmektedir.
Kendi
kurlarını kendi belirleyen son şık dışında, ortaya çıkan kur farklarına
uygulanacak işlemler, izlenen ekonomik politika ve kur farkının kaynaklandığı
işlem türüne göre, 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanununa ilişkin
karar ve tebliğler ile belirlenmektedir.
Yazımızın
konusu; mal ve hizmetin teslimi nedeniyle sözleşmeden ayrı olarak sonradan
ortaya çıkan lehe ve aleyhe oluşan kur farkının Katma Değer Vergisine tabi
tutulup tutulamayacağı, vergilenecekse hangi usul ve oranlar üzerinden vergilenmesi gerektiğidir.
II. KUR FARKININ KATMA DEĞER VERGİSİ AÇISINDAN
DEĞERLENDİRİLMESİ
A. Genel Olarak
Bilindiği gibi Katma Değer
Vergisi Kanununun 20’nci maddesinde teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu
işlemin karşılığını teşkil eden bedel şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddede
bedel deyimi, "malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar
adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun
alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para
ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade eder."
Yine,
KDV Kanunu’nun 24’üncü maddesi ile;
a) Teslim alanın gösterdiği yere kadar satıcı
tarafından yapılan taşıma, yükleme ve boşaltma giderleri,
b) Ambalaj giderleri, sigorta, komisyon ve benzeri
gider karşılıkları ile vergi, resim, harç, pay, fon karşılığı gibi unsurlar,
c) Vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli
gelirler ile servis ve benzer adlar altında
sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerler,
matraha
dahil olan unsurlar olarak sayılmıştır.
Yukarıdaki
yasal tanımlar ışığında kur farkı adıyla satıcının alıcıdan talep edeceği
paranın KDV karşısındaki durumu netleştirilmiş değildir.
Türkiye’de
vergi hukuku alanında öteden beri tartışılmakta olan vade farkı ve kur farkı
kavramlarının KDV kapsamına girip girmediği konusunda terimlerin anlamından
hareketle sonuca varılmak istenmiştir. Müşteriden alınan para kur farkı ise
matraha dahil değildir, vade farkı ise, matraha dahildir yönündeki ayrımın
nasıl yapılacağı tartışma konusu olmuştur. Kur farkının tanımı için dövizle
yapılması zorunlu olan işlemlerden hareket edildiğinde, bu kriterin gerçeği
kavramadığı anlaşılmıştır. Örnek vermek gerekirse ihraç edilen bir malın bedeli
ile ilgili kur farkı da, kabul kredili ithalatta; ithalatçı tarafından satıcıya
ödenen tutara ilişkin kur farkı da dövizle yapılması zorunlu işlerden sayılıp,
KDV matrahına dahil edilmeyecek denirse, bunlardan bir tanesi yanlış olacaktır.
İhracatla ilgili kur farkı KDV matrahına dahil değilken kabul kredili ithalata
ödemeden doğan kur farkının matraha dahil edilmesi gerektiği tartışmasızdır.
Örnekten anlaşılacağı gibi kur farkı kavramı KDV matrahının belirlenmesinde
etken değildir.
Objektif
görünen gerçek; bir işlemin (mal veya hizmet) tabi olduğu vergileme kuralı ne
ise, kur farkı, fiyat farkı ve vade farkı adıyla alınan paralarda aynı kurala
tabidir. İhraç edilen bir mal, ihraç
malı olduğu için KDV’den istisnadır. Dolayısıyla, ihracat işleminden
kaynaklanan kur farkı da, KDV’den istisnadır.
Öte
yandan başka bir görüşe göre de; vade farkı, fiyat farkı ve kur farkı’nın
finansmanın bir sonucu ve tamamlayıcı unsuru olan faiz olarak algılanmalı ve bu
durumda konunun KDV karşısındaki durumu farklı değerlendirilmeli ve
tartışılmalıdır. Bazı hallerde BSMV’ne tabi olan bir işlemin KDV’ye tabi
olmaması gerektiği gibi.
Vergiyi
doğuran olay meydana geldikten sonra ortaya çıkan farkların da, doğdukları anda
işlemin tabi olduğu esaslar çerçevesinde vergilendirilmesi gerekir. Bu durumda,
bedelin ödenmemesi nedeniyle sonradan ortaya çıkan farklar ile ilgili olarak,
mal teslimi veya hizmet ifasına ilişkin düzenlenen ilk faturaya atıfta
bulunarak ikinci bir fatura düzenlenmesi ve asıl mal ya da hizmetin tabi olduğu
Katma Değer Vergisi oranı üzerinden verginin hesaplanması gerekir.
Vadeli
olarak satılan mal veya hizmet bedellerinin TL. olarak belirlenmesi ile yabancı
para cinsinden tespit edilmesi arasında temel fark, TL. cinsinden yapılan
vadeli satışlarda bedele ilave olarak ‘vade
farkı’ adı altında bir bedelin istenmesi,
yabancı para cinsinden yapılan vadeli satışlarda ise bedele ilave olarak
“kur farkı” adı altında bir bedel
istenmesidir.
Yabancı
para üzerinden veya yabancı paraya endekslenmiş şekilde yapılan işlemlerde,
ilgili yabancı paranın TL. karşısındaki değerinin (kurun) değişmesi nedeniyle
doğan kur farklarının prensip olarak KDV’ye tabi olmaması gerekir. Çünkü kur
farkı bir işlem sonucu olarak değil tarafların iradesi dışında ekonomik
nedenlerle taraflardan biri veya diğeri lehine doğan ve genellikle fiktif
karakter taşıyan bir unsurdur.
Maliye
İdaresinin değişik zamanlarda verdiği bir çok mukteza ile, dövizle yapılması mutat olan işlemlerle ilgili kur farkının KDV’ye tabi
olmayacağı görüşünü ifade etmiş olup yurt dışından sağlanan hizmetler,
Maliye İdaresince dövizle yapılması mutat işlem olarak kabul edilmektedir.
Maliye İdaresinin bu yerleşmiş anlayışı da dikkate alındığında, yurt dışından
sağlanan hizmetlerle ilgili KDV sorumluluğu tahakkuka bağlı olarak yerine
getirildikten sonra meydana gelen kur farklarının KDV sorumluluğu
gerektirmeyeceği sonucuna varmak mümkündür.
Danıştay’ın
da yabancı paraların Türk Lirası karşısındaki değer artışlarının
vergilendirilemeyeceği yolundaki bir çok kararı bulunmaktadır. Örnek vermek
gerekirse, ‘Kur farkı faiz değil, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki
değer kaybetmesinden kaynaklanan bir artıştır. Bu sebeple döviz tevdiat
hesabının açtığı tarih ile kapatıldığı tarihlerdeki döviz kurları arasındaki fark faiz sayılamaz.
B. Konunun Kambiyo Mevzuatı Açısından
Değerlendirilmesi;
Türk
Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara göre;
a) Türkiye’ye döviz ithali serbesttir. Türkiye’de
yerleşik kişilerin beraberinde döviz bulundurmaları, bankalar, özel finans
kurumları, yetkili müesseseler, PTT ile Kıymetli maden aracı kuruluşlarından
döviz satın almaları, dövizleri bankalarda açacakları döviz hesaplarında
tutmaları, efektif olarak kullanmaları, bankalar ve özel finans kurumları
vasıtasıyla yurt içinde ve yurt dışında tasarruf etmeleri serbesttir.
b) Türkiye’de yerleşik kişilerin; dışarıda yerleşik
kişilerden, Türkiye’de yapacakları işlemler nedeniyle döviz kabul etmeleri
serbesttir.
c) Dışarıda yerleşik kişiler; bankalar, özel finans
kurumları, yetkili müesseseler, PTT ve kıymetli maden aracı kuruluşlarından
döviz satın alabilirler.
d) Türkiye’de yerleşik kişiler ile dışarıda yerleşik
kişilerin, bankalar ve özel finans kurumları vasıtasıyla yurt dışına döviz
transfer ettirmeleri serbesttir. (50.000 USD veya eşitine kadar)
e) Yolcular 5.000 ABD Doları veya eşitine kadar
efektifi beraberlerinde yurt dışına çıkarabilirler.
Türkiye’deki
kambiyo mevzuatına göre ödemenin yabancı parayla veya TL. ile yapılması
mümkündür. Yabancı parayı efektif olarak kullanmalarının serbest olması bu para
ile alışveriş de yapabilecekleri anlamına gelmektedir. Ancak, bu konuda farklı yorum veya görüşler
olduğu gibi, yargı kararlarında da verilmiş farklı karar ve görüşlere rastlamak
mümkündür.
C. Kur Farkının Mahiyeti ve Kur Farkı –
Vade Farkı İlişkisi:
Kur
farklarının KDV’ye tabi olup olmayacağını belirlerken söz konusu kur
farklarının KDV Kanunu hükümleri açısından mahiyetinin ne olduğunun ve Kanunun
hangi hükümlerine tabi tutulabileceğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde
genel olarak insanlar iki nedenle döviz cinsinden işlem yapmaktadır. Türk
parası olarak yapılan vadeli işlemlerde peşin satış bedeline ilave edilen vade
farkları, döviz cinsinden yapılan işlemlerde ortaya çıkan kur farkları ile aynı
özellikleri taşımaktadır.
Borç
verme işlemlerinde ya hiç faiz hesaplanmayarak verilen yabancı para aynen geri
alınmakta ya da Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlere nazaran düşük bir faiz
belirlenmektedir. Türk Lirası cinsinden borçlanmanın karşılığı faiz olarak
sağlanmakta iken döviz cinsinden verilen borçlarda bu beklenti kısmen kur
yoluyla giderilmektedir. Yani, insanlar dövizin fiyatında meydana gelen
artışlarla reel olarak TL. cinsinden paraların değerini koruyabilmektedirler.
Aksi halde TL. cinsinden borç para verme işlemindeki faiz oranı ile döviz
cinsinden verilen borçlar için belirlenen faiz oranı arasındaki farkın hiçbir
mantıklı izahı olmayacaktır.
D. Bedelin Taksitle Tahsil Edilmesi Halinde
Kur Farkı ve KDV’nin Hesaplanması:
Bu
gibi durumlarda, her bir taksitin tahsil tarihinde tahsil edilen bedele isabet
eden kur farkları belirlenerek bu tutar üzerinden yukarıda açıklanan esaslar
doğrultusunda KDV hesaplanacaktır. Henüz tahsil edilmeyen taksit tutarlarına
isabet eden kur farklarının bu tarihlerde hesaplanması söz konusu olmadığından,
bu tutarlar için herhangi bir vergide hesaplanmayacaktır. Bu tutarlara isabet
eden kur farkı ve KDV, ancak belirlenen vadelerde taksitlerin fiilen tahsil
edilmesi anında hesaplanacaktır.
Başlangıçta
avans olarak tahsil edilen yabancı para cinsinden işlemlerde, işlem bedelinin
tamamen veya kısmen avans olarak ödemesi ileride yapılacak bir işe karşılık
yapıldığından, henüz yapılmış bir teslim veya hizmetin karşılığını teşkil
etmediğinden KDV’ye tabi olmayacaktır. Bu ödeme karşılığında fatura düzenleme
zorunluluğu da yoktur.
E. İthalat İşlemlerinde Ortaya Çıkan Kur
Farkı:
Gümrük
beyannamesinin tescil tarihine kadar ortaya çıkan kur farkları malın matrahına
dahil edilerek, vergilendirilecek, bu tarihten sonra herhangi nedenle olursa
olsun ortaya çıkan kur farkları ise matraha dahil olmayacak ve
vergilendirilmeyecektir.
İthalatta
kur farklarının vergilendirilmesi konusunda esas sorun hizmet ithalatına konu
işlemlerden kaynaklanmaktadır. Hizmet
ithalatına konu işlemler, mallar gibi fiziki bir unsura dayanmadığından ithalat
tarihinin tespiti çok kolaylıkla yapılamamaktadır.
Özellikle
hizmet ithalatında verginin tespiti ve ödenmesinde yaşanan güçlükler nedeniyle
Maliye Bakanlığı Kanunun 9/1. maddesinde verilen yetkiye istinaden ithal edilen
hizmetlere ilişkin verginin bu işlemi yapanlar tarafından sorumlu sıfatıyla 2
No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilerek ödenmesi gerektiği yolunda düzenleme
yapılmıştır.
Hizmet
ithalatına ilişkin işlemlerin tahakkuk tarihine kadar ortaya çıkan kur
farklarının ithalat bedeli içinde mütalaa edilerek vergiye tabi tutulması, bu
tarihten sonra ödemenin geç yapılması nedeniyle ortaya çıkan kur farklarının
ise vergilendirilmemesi gerekir’
F. İhracatçı ve İmalatçılar Arasındaki Kur
Farkları:
İhracatçıların
mal satın aldığı firmalara ödeyeceği kur farkı, vergi iadesi, kaynak kullanımı
destekleme primi gibi unsurlar, Kanunun 20. ve 24. maddeleri uyarınca malın
bedeli içinde mütalaa edildiğinden vergiye tabi bulunmaktadır. Dolayısıyla
ihracatçının başlangıçta KDV ödeyerek satın aldığı mallar nedeniyle satıcı
firmaya yansıttığı kur farkları dolayısıyla satıcı firma düzenleyeceği faturada
genel esaslara göre KDV hesaplayacaktır. İhracatçıda bu faturalarda gösterilen
vergiyi genel esaslara göre indirim ve iade konusu yapabilecektir.
Döviz
cinsinden aldığı çek veya senedi ciro eden firmanın, bu tarihten sonra söz
konusu işlemle bir bağlantısı kalmamaktadır. Dolayısıyla bu tarihten sonra
ortaya çıkan kur farkının bu firmayla bir ilişkisi olmayacak yani söz konusu
firma bu işlemle ilgili ayrıca bir vergi hesaplamayacaktır.
G. Türk Lirası’nın Değer Kaybı Sonucu
Aleyhte Oluşan Kur Farkı:
Uygulamada kur farkları genellikle işlem yapan (satıcı)
firma lehine oluşmakta ve buna göre değerlendirilmektedir. Ancak; zaman zaman
Türk Lirasının yabancı paralar karşısında değer kazanmasına bağlı olarak
satıcı firma aleyhine kur farkı
hesaplanması da mümkün olabilmektedir. Özellikle son dönemlerde bu olguya sıkça
rastlanabilmektedir. Bu şekilde ortaya çıkan kur farklarının ne şekilde işleme
tabi tutulacağı da uygulamada tereddüt yaratmaktadır. Bunun üzerine idarece
31.07.2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5228 sayılı Kanun’un 59. md. ile 3065
sayılı KDV Kanunu’nun 11/1-c Md. altıncı paragrafındaki “İhracatçılara mal teslim eden imalatçılara iade edilecek Katma Değer
Vergisi, ihraç edilen mala ilişkin imalatçı satış bedeline göre hesaplanan
vergiden imalatçı aleyhine matrahta meydana gelen değişikliğe ilişkin verginin
düşülmesinden sonra kalan tutardan fazla olamaz” hükmü getirilmiştir.
Yabancı
para cinsinden yapılan bir satış işleminden sonra ödeme tarihindeki döviz
kurunun satış tarihindeki kurdan düşük olması halinde satıcı aleyhine kur farkı
ortaya çıkacaktır. Bu durumda işlem tarihinde düzenlenen fatura üzerinde yer
alan satış bedeli yani KDV matrahında değişiklik meydana gelmekte ve matrahın
bu değişikliğin mahiyetine uygun şekilde düzeltilmesi gerekmektedir. Bu
düzeltme işleminin ise normal olarak işleme muhatap olan alıcı tarafından
düzenlenecek fatura ile yapılması gerekmektedir.
Başlangıçta
yapılan işlem KDV’ye tabi işlem ise söz konusu düzeltme işleminin de KDV’ye
tabi olması gerekeceği işin doğal sonucudur. Yani bu durumda alıcı firma
düzenleyeceği faturada yer alan kur farkı tutarı üzerinden KDV de hesaplayıp
beyan edecektir.
Yabancı
para cinsinden veya yabancı paraya endeksli olarak yapılan işlemler nedeniyle
ortaya çıkan kur farklarının, Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerde
uygulanan vade farkı veya faizden bir farkı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, söz
konusu kur farklarının, işlem bedelinin bir unsuru olarak matraha dahil
edilmesi ve Katma Değer Vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Bu sonuç,
vergileme ilkeleri, işin gerçek mahiyeti ve nihayet KDV Kanunu hükümleri
açısından zaruridir
H. Yurt İçi
Teslimler İle İhraç Kayıtlı Teslimlerde Aleyhe Oluşan Kur Farkları
05.05.2004
tarihinde Yayımlanan KDV-14/2004-14 Sayılı, Katma Değer Vergisi Sirküleri ile “Yurt İçi Teslimler İle İhraç kayıtlı Teslimlerde Aleyhe Oluşan Kur
Farkları” na ilişkin son açıklamalar aşağıdaki gibi düzenlenmiştir.
Bakanlığımıza intikal eden olaylardan, yurt
içi teslimler ile ihraç kayıtlı teslimlerde aleyhe oluşan kur farklarının Katma
Değer Vergisine tabi tutulup tutulmayacağı konusunda tereddüde düşüldüğü
anlaşılmaktadır.
Katma Değer Vergisi Kanunun 1.maddesinde
verginin konusunu teşkil eden işlemler sayılmış, 11/1-c maddesinde ise ihraç
edilmek üzere ihracatçılara tapılan teslimler üzerinden hesaplanan Katma Değer
Vergisinin ihracatçılar tarafından ödenmemesi, ödenmeyen bu verginin de
imalatçılar tarafından ilgili dönem beyannamesinde tecil ve ihracatın
gerçekleşmesini müteakip terkin edilmesi öngörülmüştür.
Aynı Kanunun;
- 20.maddesinde, Katma Değer Vergisi matrahının
teslim ve hizmet işlemlerinin karşılığının teşkil eden bedel olduğu; bedel
deyiminin, alıcının ödediği veya borçlandığı para, mal ve diğer şekillerde
sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını
ifade ettiği,
-
24/c maddesinde, vade farkı, fiyat farkı, faiz vb.
unsurlarının matraha dahil bulunduğu,
- 26.maddesinde, bedelin döviz ile hesaplanması
halinde, dövizin vergiyi doğuran olayın
meydana geldiği andaki
kur üzerinden Türk parasına çevrileceği,
- 35.maddesinde ise matraha değişiklik vukubulduğu
hallerde, vergiye tabi işlemleri yapmış olan mükelleflerin bunlar için
borçlandığı vergiyi; bu işlemlere muhatap olan mükellefin ise indirim hakkı
bulunan vergiyi değişikliğin mahiyetine uygun şekilde ve değişikliğin
vukubulduğu dönemlerde düzelteceği,
hüküm altına alınmıştır.
Yurt
İçi Dövize Endeksli Teslimlerde Aleyhe Oluşan Kur Farklarının
Vergilendirilmesi: Teslime konu mal yurt içinde Katma Değer Vergisi
uygulanmak suretiyle satın alınmışsa malı satın alan mükellef tarafından
düzenlenecek faturada;
-
Katma değer Vergisi dahil toplam bedelin dövize
endeksli olarak belirlenmesi durumunda vergiyi doğuran olayın meydana geldiği
tarih ile ödeme tarihi arasında ortaya çıkan aleyhe kur farklarına ait Katma
Değer Vergisinin, kur farkı bedeline iç yüzde oranı uygulanmak suretiyle,
-
Dövize endeksli toplam bedele Katma değer
Vergisinin dahil edilmemesi durumunda vergiyi doğuran olay ile ödeme tarihi
arasında ortaya çıkan aleyhe kur farkları üzerinden Katma Değer Vergisi
hesaplanarak,
ilgili dönemlere her iki mükellef
tarafından genel usul ve esaslar çerçevesinde işlem yapılacaktır.
İhraç
Kayıtlı Dövize Endeksli Teslimlerde Aleyhe Oluşan Kur Farklarının Vergilendirilmesi:
Kanunun
11/1-c maddesi hükmü gereğince tecil-terkin uygulanmak suretiyle satın alınan
mallara ait bedelinin dövize endeksli olarak belirlenmesi durumunda, vergiyi
doğuran olayın meydana geldiği tarih ile ödeme tarihi arasındaki ortaya çıkan
aleyhe kur farkları ihracatçı tarafından düzenlenecek fatura ile
belgelendirilecek ve kur farkı üzerinden Katma Değer Vergisi hesaplanmak
suretiyle ihracatçı tarafından beyan edilerek ödenecektir. Söz konusu
hesaplanan Katma Değer Vergisi imalatçı tarafından genel hükümler çerçevesinde
indirim konusu yapılacaktır. Denilmektedir.
Ancak,
iş bu sirkülerin son bölümü daha önceki uygulama veya görüşlere ters
düşmektedir. Şöyleki; tecil/terkin işlemi bir istisna değildir, kur farkı bir
matrah düzeltmesi ise lehe kur farkındaki uygulama aleyhe kur farkı için de
aynı paralelde değerlendirilmelidir.
III. SONUÇ :
Gerek
mal ve hizmet teslimi esnasında dövize bağlı olarak düzenlenen faturada,
gerekse daha sonra düzenlenecek ikinci bir faturada gösterilen kur farkının KDV
karşısında durumunu değerlendirirken teslim konusu mal ve hizmetin teslim
anında KDV karşısındaki durumu dikkate alınması en uygun çözüm olacaktır.
Kur
farkı, mal veya hizmetin tesliminden sonra veya bunun bir sonucu olarak ortaya
çıkmış ise bunun nedeni; mal veya
hizmet bedelinin geç tahsil edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu kapsamda talep edilen veya ödenen kur
farkı da söz konusu mal veya hizmetin tesliminin bir sonucudur. KDV Kanunu’nun
20’inci maddesinde “teslim ve hizmet
işlemlerinde matrah, bu işlemin karşılığını teşkil eden bedeldir” şeklinde
tanımlama konuyu çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Yine bu kapsamda
ödemenin yabancı para ile yapılması halinde; talep edilen veya ödenen kur farkı
“matrahın düzeltilmesi” işlemidir.
Mal
teslimi ve hizmet ifası hallerinde vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarih
ile ödemenin yapıldığı tarih arasında geçen sürede kurlardaki artışlar veya
azalışlar nedeniyle satıcı lehine veya aleyhine oluşan kur farkları, bir teslim
veya hizmetin karşılığını oluşturmamakta ve tarafların iradesine bağlı olarak
ortaya çıkmamaktadır. Bu nedenle, bir teslim veya hizmetin karşılığını
oluşturmayan kur farklarının Katma
Değer Vergisine tabi tutulmaması gerektiğini aşağıdaki gibi özetleyerek
sıralamak mümkündür..
-
Olayın özünde enflasyon faktörü
vardır. Döviz kurlarındaki artışların veya azalışların ana kaynağı
enflasyondur. KDV’nin konusu ise enflasyon değildir.
- Kur farkları ne faize ne de
vade farkına benzetilemez. Zira kur farkları, mal bedelinin uzantısı yada
finansman hizmetinin bedeli değil, işlemi yapanların iradesi dışında, para
değerinin değişmesinden kaynaklanan ve işlem bedelini etkilemeyen bir unsurdur.
- KDV Kanununda, kur farklarının
vergiye tabi olduğu yolunda hiçbir hüküm yoktur. Kanunun 24.maddesinde kur
farklarının sayılmamış olması, kur farklarının vergilendirilemeyeceğinin açık
bir göstergesidir.
- KDV’nin konusu, bir mal teslimi
veya hizmetin ifası karşılığında alınan veya alacaklanılan bedeldir. Kur
farkları ise herhangi bir mal teslimi veya hizmet ifasının karşılığını teşkil
eden bedel değil, tarafların iradesi dışında Türk Lirası ile yabancı paralar
arasındaki parite değişmesinden kaynaklanan bir farktır.
- Farklarının KDV Kanununda yer
almaması doğaldır. Çünkü kur farkı gelir olabildiği gibi gider de
olabilmektedir. Ayrıca, Kur farkları devamlılık göstermediği ve arızi
nitelikteki bir gelir veya Kur gider olduğundan KDV’ye tabi tutulması da doğru
değildir.
|