|
İstanbul, 10 Aralık 2004
Talha APAK
Yeminli Mali Müşavir
t.apak@superonline.com
TASFİYE HALİNDE VE TASFİYE SONUNDA KURUMLARIN VERGİLENDİRİLMESİ
TASFİYE
HALİNDEKİ KURUMLARIN, ÖNCEKİ YILLARA AİT KARLARI İLE TASFİYE DÖNEMİ KARININ
KURUMLAR VERGİSİ VE STOPAJ KARŞISINDAKİ DURUMU
I. GİRİŞ
Bir
tüzel kişiliğin sona ermesi halinde, malvarlığının akıbetini düzenleyen işlem
ya da işlemlerin tümüne tasfiye denilmektedir.
Ticaret ortaklıklarında da her ortaklığın tasfiye biçimi ayrı ayrı olarak TTK’
nda düzenlenmiştir. Ayrıca tüzel kişiliği olmamasına rağmen, terekenin (miras
bırakanın ölümü ile birlikte mirasçılarına geçen malvarlığı) de belli hallerde
resmi tasfiyesi söz konusu olabilir.
Sermaye
şirketlerinin sona ermeleri (tasfiyesi); infisah ve fesih olarak iki
şekilde gerçekleşmektedir. Bu iki
durumun sonucunda ise şirketler tasfiye sürecine girmektedir. (1)
İnfisah; yasada veya esas sözleşmede öngörülen sebeplerden
birinin gerçekleşmesi ile, herhangi bir karar alınmasına veya itibarda
bulunulmasına gerek olmaksızın şirketin kendiliğinden sona ermesidir.
Fesih; yasada veya esas sözleşmede yer alan sebeplerden
birine dayanarak bu yetkiye sahip olanlar tarafından şirketin sona
erdirilmesidir.
Tasfiye ise; şirketin malvarlığının paraya çevrilmesi,
alacaklarının tahsil edilmesi, borçlarının ödemesi ve olumlu bir bakiye varsa
bunun tasfiye payı hükümlerince pay sahiplerine dağıtılması ve şirketin
kaydının sicilden silinmesi işlemlerinin tümüdür.
Kurumlar,
kuruluş işlemlerine başlarken belli bir amaç doğrultusunda ana sözleşmelerini
hazırlar, bu durumu tescil/ilan ettirerek tüzel kişilik kazanır ve
faaliyetlerine başlarlar. Çoğu zaman bu ticari amaçlar bazı nedenlerden dolayı
gerçekleşmez veya kesintiye uğrar. Bu gibi durumlarda tüzel kişilik yetkili
organlarınca ticari faaliyete son vermek için tasfiye kararı alınır.
Mevzuatımızda bir sermaye şirketinin tasfiye işlemleri kimi zaman kuruluş
işlemlerinden daha zor ve karmaşık olmaktadır. Bu nedenle bu yazımızda sermaye
şirketlerinin tasfiyesi ve vergilendirilmesi süreci açıklanmaya
çalışılmıştır.
II. TASFİYE ŞİRKETİNİN TÜRK
TİCARET KANUNU KARŞISINDAKİ DURUMU
Türk
Ticaret Kanunu’nun “Tasfiye” başlıklı 552. maddesinin: “Anonim şirketin, tasfiye memurlarının tayin ve azilleri, tasfiyenin
yürütülmesi, ticaret sicilindeki kaydın silinmesi ve ticari defterlerin
saklanması hakkındaki hükümleri, limited şirketlerde de uygulanır.” hükmü
gereğince, tasfiye konusuyla ilgili olarak anonim şirket hakkındaki
açıklamalar, limited şirketleri de kapsamaktadır.
Şirketin
tasfiye haline girmesiyle, amacında değişiklik olur. Şirket işletme konusunun
gerektirdiği faaliyetler durur. TTK’nın genel hükümleri gereği şirket, pay
sahipleri ve üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde tüzel kişiliğini, hukuki
ehliyeti tasfiye amacı ile sınırlı olarak muhafaza eder. Tasfiye halindeki
şirketlerin, tasfiyeden önce başlanmış olup da henüz neticelendirilmemiş olan
işleri dışında (TTK m. 430), sadece tasfiye amacına yönelik işlemlerde
bulunabilecekleri öngörülmüştür. Bu amacın dışında kalan iş ve muameleler,
hukuki ehliyet dışında kaldıklarından, şirketi ilzam etmez.
Tasfiye
haline giren şirketin ünvanına, şirketle hukuki işlemlerde bulunacakları
uyarmak amacıyla “tasfiye halinde” ibaresi ilave edilir. (TTK m. 439/2)
Kat’i
bilançonun genel kurulca onaylanarak kesinleşmesinden sonra, tasfiye paylarının
dağıtılması imkanı doğar. Alacaklılara üçüncü davetten itibaren bir yıl
geçmedikçe, kural olarak kalan mevcut dağıtılamaz. Ancak hal ve duruma göre
alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme bir yıl geçmeden
de dağıtmaya karar verebilir. TTK m. 447/2
Tasfiye
işlemleri tamamlandıktan sonra tasfiye memurları son bilançoyu düzenleyerek
genel kurula verirler. Tasfiyenin uzun sürmesi halinde memurlar her yıl sonu
için bir, ara bilançoyu yapmak zorundadırlar. Bilanço neticesinde şirket
borçlarının şirket mevcudundan fazla olması halinde tasfiye memurları keyfiyeti
derhal mahkemeye bildirip, mahkemece iflasın açılmasına karar verilmesi gerekir.
Son ve kat’i bilanço genel kurul tarafından tasdik olunduktan ve tasfiye
payları hissedarlara ödendikten sonra, tasfiye memurları şirket ünvanının
ticaret sicilinden silinmesi için ilgili ticaret sicil memurluğuna müracaat
ederler.
Tasfiye
halinde bulunan anonim şirketin borçları ödedikten sonra kalan mevcudu
sözleşmede aksine bir hüküm olmadıkça pay sahipleri arasında ödedikleri
sermayeler oranında dağıtılır. Sözleşmede tasfiye payının dağıtılması hakkında
hüküm bulunduğu takdirde sözleşme gereğince dağıtım yapılır. Ana sözleşmede ve
genel kurul kararında aksine hüküm bulunmadıkça dağıtım para olarak yapılır. (2)
III. TASFİYE ŞİRKETİNİN KURUMLAR
VERGİSİ KARŞISINDAKİ DURUMU
Tasfiye
şirketinin kurumlar vergisi dönemi ve beyanı, KVK.nun 21’inci ve 30/2’inci
maddelerinde aşağıdaki gibi düzenlenmiş bulunmaktadır.
K.V.K. Md. 21: “Kurumlar
Vergisi beyannamesi, hesap döneminin kapandığı ayı takip eden dördüncü ayın
onbeşinci günü akşamına kadar mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine verilir”.
K.V.K. Md. 30/2: “Tasfiye dönemi
kurumun tasfiye haline girdiği tarihten başlar, bu tarihten aynı takvim yılı
sonuna kadar olan dönemi ile bu dönemden sonraki her takvim yılı müstakil bir
tasfiye dönemi sayılır”.
Kurumlar
vergisi mükelleflerinin mükellefiyetlerinin sona ermesi tasfiye suretiyle
olmaktadır. Tasfiyeye giren kurumlarda “hesap dönemi” yerine “tasfiye
dönemi” esas alınır. Tasfiye işlemlerinin başladığı dönem ayrı ve özellik
arzeden bir dönemdir. Bu dönemde şirket mal varlıkları elden çıkartılır,
borçlar ödenir ve sonuçta eğer şirket aktifinden bir artık kalmış ise bu artık
ortaklara dağıtılır.
Şirketin
tasfiyeye girdiği, tescil tarihinden itibaren bir ay içerisinde vergi dairesine
bildirilir. Hesap dönemi başı ile tasfiyenin başladığı tarih arasındaki dönem,
kıst vergilendirme dönemi kabul edilerek bu döneme ait kurumlar vergisi
beyannamesi tanzim edilir tasfiyeye giriş tarihini takip eden dördüncü ayın 15’ine
kadar bağlı bulunulan vergi dairesine verilir. Bu döneme ilişkin verginin
de aynı sürede ödenmesi gerekir. Tasfiyenin başladığı tarih ile hesap döneminin
sonuna kadarki süre ilk tasfiye dönemi ve diğer hesap dönemleri (yılları) ayrı
ayrı tasfiye dönemleri kabul edilir.
Tasfiyeye
giren ve tasfiye ile ilgili işlemleri sona eren şirketlerin tasfiyenin sona
erdiği tescil edilmedikçe mükellefiyeti devam edecektir. Tasfiyenin bitim
tarihinin ortaklar kurulu ya da genel kurul kararına göre değil şirketlerin
ticaret ünvanının ticaret sicilinden terkinin tescil edildiği tarih olarak
kabul edilmesi gerekir. Dolayısıyla vergi mükellefiyeti devam eden şirketin
tasfiyeye ilişkin işlemlerinin sona erdiği tarihte tasfiye sonu beyannamesi
vermesi mümkün değildir. (3)
Bu
durumda, tasfiye sonuna ait beyannamenin şirkete ait ticaret ünvanının sicilden
terkinine ilişkin ilanın yapılmasından itibaren 15 gün içinde şirketin bağlı
bulunduğu vergi dairesine vermesi gerekmektedir. Tasfiye edilen kurumdan alınan
tasfiye payının sair kazanç ve irat olarak düşünülerek vergilemeye tabi
tutulması gerekmektedir.
Tasfiye
memurlarının vergi sorumluluğu ise KVK’nın 34. maddesinde aşağıdaki gibi
düzenlenmiştir.
“Tasfiye memurları kurumun tahakkuk etmiş
vergileri ile tasfiye beyannamelerine göre hesaplanan vergileri ödemeden
veyahut bu vergilerle diğer itirazlı tarhiyat için karşılık ayırmadan,
İcra ve İflas Kanunu’nun 206’ncı
maddesinin 6’ncı sırasında yazılı alacaklılara ödeme ve ortaklara paylaştırma
yapamazlar. Aksi taktirde bu vergilerin asıl ve zamlarından ve vergi
cezalarından şahsen ve müteselsilen sorumlu olurlar.”
Öte
yandan tasfiye memurları, VUK m. 162 ve 6183 sayılı Kanun’un 33. maddesi gereği
tasfiye işlemlerinin bittiğini ilgili vergi dairesine bildirmek zorundadırlar.
IV. TASFİYE ŞİRKETİNİN GELİR STOPAJ KARŞISINDAKİ DURUMU
Tasfiye
halindeki kurum, yapmış olduğu ödemeler nedeniyle Gelir Vergisi Kanunu’nun 94.
maddesi uyarınca tasfiye döneminde de vergi tevkif ederek muhtasar beyanname
ile beyan eder. Tasfiye durumunun vergi sorumluluğuna etkisi bulunmamaktadır. Gelir
Vergisi Kanunu’nun 94/6-b maddesinde yapılan söz konusu değişiklik 4842 sayılı
kanunun yayım tarihi olan 24.04.2003 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, istisna
kazançlar ve kâr paylarının geçiş döneminde ne şekilde vergilendirileceği
hususu da anılan Kanun ile Gelir Vergisi Kanununa eklenen Geçici 62. maddede
düzenlenmiştir.
Konu ile ilgili, İstanbul
Defterdarlığı, Vasıtasız Vergiler Genel Müdürlüğü’nün, 11.11.2004 tarih,
15595 sayılı yazısı aşağıdaki gibidir;
Kurumlar
Vergisi mükelleflerinin;
31.12.1998 ve daha önceki tarihlerde sona eren
hesap dönemlerinde elde edilmiş kârlarının dağıtımı halinde, bu kâr payları
üzerinden tevkifat yapılmayacaktır. Aynı şekilde 01.01.1999 ve 31.12.2002
tarihleri arasındaki hesap dönemlerinde elde edilen kurumlar vergisinden
istisna kazançlar ile Gelir Vergisi Kanununa 4842 sayılı Kanunla eklenen Geçici
61. madde kapsamında tevkifata tabi tutulacak olan kazançların dağıtılması
halinde de bu kâr payları üzerinden ayrıca tevkifat yapılmayacaktır.
Diğer taraftan, 01.01.1999 – 31.12.2002
tarihleri arasındaki hesap dönemlerine ilişkin normal kazançların dağıtımına
tabi tutulması halinde ise dağıtılan bu kâr payları üzerinden; 24.04.2003
tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren, 03.05.2003 tarihli ve 2003/5590
sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki Karar ile kâr dağıtımına ilişkin tevkifat
oranı %10 olarak belirlenmiştir.
Bu durumda, anılan Kanun’un 94/6-b maddesinin
(i) ve (ii) alt bentlerinde yazılı kâr paylarının 24.04.2003 tarihinden önce
nakden veya hesaben dağıtılmış olması halinde, dağıtılan kâr payları üzerinden
Gelir Vergisi Kanunu’nun 4842 sayılı Kanunla değişmeden önceki hükümleri
gereğince, 99/13230 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde, halka açık
anonim şirketlerce %5, diğer şirketlerce %15 oranında gelir vergisi tevkifatı
ve bu verginin de % 10’u oranında fon payı kesintisinin yapılmış olması gerekir.
kâr dağıtımının 24.04.2003 – 31.12.2003 tarihleri arasında yapılması halinde
ise dağıtılan kâr payları üzerinden % 10 oranında gelir vergisi ve fon payı tevkifatının
yapılması, 01.01.2004 tarihinden sonra dağıtılacak kârın, ister tasfiye
kârından ister normal kârdan olsun yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak
tevkifata tabi bulunması halinde % 10 gelir vergisi tevkifatı yapılacaktır.
Görüldüğü
üzere; 1999 yılına kadar elde
edilmiş kârların dağıtımı halinde dağıtılan bu kâr payları üzerinden tevkifat
yapılmazken, 1999 yılından itibaren elde edilen kazanç dağıtımının tevkifata
tabi tutulması kurumların normal kazançları gibi tasfiye sonrası oluşan
kazançlarının da kurum kazancı gibi değerlendirildiğini göstermektedir.
V. SONUÇ
Tasfiye,
herhangi bir nedenle faaliyetine son veren, yönetim ya da sahip değiştiren bir
teşebbüsün tüm hesaplarının kesin ve nihai olarak kapatılmasıdır. Bir işletmeyi
tasfiye etmek aktifi paraya çevirmek, borçları da ödemek anlamına gelmektedir.
Bir şirketin tasfiye edilmesi, ortaklığın son bulması ve sonra da kalan
değerlerin ortaklar arasında paylaştırılması anlamına gelmektedir.
Tasfiye
işlemi ile kurum üzerindeki hakların kaybolmadan hak sahiplerine adilane bir
şekilde dağıtılması amaçlanmış olduğundan gerek tasfiye dönemi ve gerek tasfiye
sonundaki bütün işlemler Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Gelir Vergisi
Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunundaki tasfiye hükümlerine göre yerine
getirilmektedir.
Tasfiyeye
giren şirketten, ortaklar gibi devletin ve bu şirketten alacaklıların da
beklentileri vardır. Ortakların hedefi pay almak, devletin hedefi ise vergi
almaktır. Farklı faaliyet ve işlemlerin sonucu oluştukları için, kanımızca bu
iki kazancın ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Diğer bir ifade ile; tasfiye
öncesi kârların vergilendirilmesinde bir sorun bulunmamaktadır ancak, tasfiye
dönemi kârları kurumlar vergisine tabi tutulduğu halde, bu kârın normal kâr
dağıtımı sayılıp ayrıca stopaja tabi tutulmasının yerinde olmadığı
düşüncesindeyiz.
DİPNOT VE KAYNAKLAR
(1) Mehmet
MAÇ, İSMMMO, Mali Çözüm Dergisi, Sermaye Şirketlerinde Tasfiye, Sayı 64,
Temmuz-Ağustos-Eylül 2003
(2) Şükrü KIZILOT-Saygın EYÜPGİLLER, Yaklaşım Yayınları,
Şirketler Muhasebesi Vergilendirilmesi Hukuku ve Mevzuatı,
(3) İsmail Hakkı GÜNEŞ, Tesmer Yayınları-21, Anonim
Şirketlerde Tasfiye ve Tekdüzen Hesap Planı Uygulaması, Ankara-1999
|