TBB, EKONOMİ ÇALIŞMA GRUBU, MAKRO EKONOMİ ALT ÇALIŞMA GRUBU DEĞERLENDİRMESİ     

Sitemizi Tavsiye Etmek İster misiniz?

 

 

Türkiye Bankalar Birliği

Ekonomi Çalışma Grubu

Makro Ekonomi Alt Çalışma Grubu Değerlendirmesi (1)

27 Nisan 2005

 

Son dönemde piyasalarda yaşanan dalgalanmalar

 

Mart ayında gerek döviz kurlarında, gerekse bono-tahvil piyasası faiz oranlarında yükseliş yaşanmıştır. Bu yükseliş sonrasında Nisan ayında da, finansal piyasalarda dalgalanma sürmüş ve kur ve faiz oranlarında düşüş durmuştur. Bu gelişmede ana neden, ABD Merkez Bankası’nın faiz oranlarını mevcut trendinden daha hızlı yükselteceği ve bunun, gelişmekte olan ülkelerden ve Türkiye’den yabancı çıkışlarını artıracağı beklentisini güçlendirmesidir. Gerçekte, bu dönemde kur ve faiz oranlarında yaşananlar büyük ölçüde, 2005 başından sonra kaydedilen hızlı gerileme sonrasında gerçekleşen bir düzeltmedir. Nitekim, 3 Mayıs’ta yapılan FOMC toplantısı sonrasında FED’in ölçülü faiz arttırımlarına devam edeceği beklentisi yurtdışı piyasalarda olduğu gibi, yurtiçi piyasalarda da tedirginliği yatıştırmıştır. 

 

Bundan başka, Türkiye piyasalarını etkileyen bir başka dışsal faktör de, Fransa’da Mayıs sonunda yapılacak AB Anayasası ile ilgili referandumda “red” kararı çıkması durumunun Türkiye’nin üyeliğini güçleştireceği beklentisi olmuştur. Ancak, Mayıs ayı başında, “kabul” yönünde eğilimlerin güçlenmesiyle birlikte döviz kuru ve faiz oranları yeniden gerilemiştir.

 

Bu bağlamda, önümüzdeki dönem dışsal faktörler yurtiçi piyasaları etkilemeye devam etse de, makroekonomik alanda kaydedilen olumlu performans, dışsal gelişmelerin olası olumsuz etkilerini sınırlayacaktır.

           

Türkiye’de makroekonomik gelişmeler

 

Türkiye ekonomisi 2004 yılında, 1990 yılından bu yana en yüksek GSYİH büyümesi performansını göstermiş, bu yıl içinde GSYİH’nın dolar değeri 303 milyar dolara, kişi başına GSYİH ise 4.187 dolara yükselmiştir. Harcamalar tarafında yılın son çeyreğinde özel tüketim harcamalarındaki büyümenin önemli derecede hız kestiği görülmektedir. Özel sektörün yatırım harcamalarındaki artış hızında da ilk üç çeyreğe göre yavaşlama söz konusudur. Ertelenmiş talebin kısmen doyması ve ithal mallara olan talebi kısmaya yönelik önlemler tüketim talebini yavaşlatırken, yatırımlarda da 2004 yılında belirgin bir doygunluğa ulaşılması yatırım harcamalarının artış hızını düşürmüştür. Ancak, gerek Şubat ayı sanayi üretim verileri, gerekse Mart ayına ilişkin sektörel bazda veriler ve ithalata ilişkin göstergeler sanayi üretiminin güçlü seyrinin devam ettiğine işaret etmektedir.

 

Otomobil sektöründe geçen yıl oldukça hızlı artan üretim, bu yılın ilk iki ayında önemli ölçüde gerilemişti. Ancak, Mart ayında otomobil üretimi tekrar artarak, 2004 yılının ikinci yarısındaki aylık üretim seviyelerine ulaşmıştır. Söz konusu sektörde özellikle ihracata yönelik üretimin hızla arttığı, iç pazara yönelik üretimin ise bir miktar toparlanmakla birlikte geçen yıla kıyasla düşük kaldığı dikkat çekmektedir.

 

Benzer şekilde, beyaz eşya sektöründe de, geçen yılın ikinci yarısından bu yılın Ocak ayına kadar gerileyen üretimin Şubat’tan itibaren, çok hızlı olmasa da, artış eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu sektörde, iç satışlardaki durgunluğun sona erdiğine dair kuvvetli bir işaret bulunmamaktadır. Dolayısıyla, üretimde gözlenen artışın ihracat büyümesinden kaynaklandığı dikkat çekmektedir.

 

İhracata yönelik üretim güçlü seyrini sürdürürken tekstil gibi bazı sektörlerde üretim yavaşlamıştır. Ekonominin geneline bakılacak olursa, toplam sanayi üretiminin zayıfladığını ima eden önemli bir veri bulunmamaktadır.

 

Tüketim tarafında, Ocak ve Şubat aylarına ilişkin veriler, ekonomide özellikle 2004’ün ikinci yarısında hissedilen yavaşlamanın bu yılın ilk aylarında da sürdüğüne işaret etmektedir. Ancak, Mart ayı verileri, önceki iki aydan oldukça farklı bir şekilde, tüketimde bir toparlanma eğilimi göstermektedir.

 

Kredilerle ilgili Mart ve Nisan ayı gelişmeleri de, Şubat sonrası dönemle ilgili olarak tüketimdeki hareketlenmeyi teyit eder niteliktedir. Tüketici kredilerinin Şubat ve Mart aylarında hızlandığı ve Nisan ayının ilk haftalarında da benzer eğilimin sürdüğü dikkat çekmektedir. Şubat ayı artışı, Ziraat Bankası’nın ileride yapılacak nema ödemeleri karşılığında açtığı kredilerden kaynaklanmış ve bu daha çok kredi kartı borçlarının ödenmesinde kullanılmıştı. Ancak, Mart ayındaki hızlanma, bu etkinin ötesinde bir artıştır. Daha ayrıntılı incelendiğinde, Mart ayında ve Nisan ayı başlarındaki konut kredilerindeki artışın, konut sektörünün diğer sektörlerle bağlantıları nedeniyle, iç talebi arttıracak yönde etkili olacağı söylenebilir. Bundan başka, 2005 başından itibaren tüketici kredileri faiz oranlarının düşmesi tüketimin finansmanında kredilerin payını arttırmıştır. Kredilerle ilgili önemli bir diğer nokta, şimdiye kadar önemli bir artış kaydetmeyen ticari kredilerin Mart ayında reel olarak artmaya başlamasıdır.

 

Enflasyon gelişmeleri incelendiğinde, petrol fiyatları kendini hem tüketici hem de üretici fiyatlarında hissettirse de, yılsonu TÜFE hedefi açısından şimdilik riskli bir durum gözlenmemektedir. Maliyetleri etkileyen bir diğer unsur olan ÜFE’nin bileşeni elektrik-gaz ve su sektörü fiyatlarında yıllık artış hala çok düşük bir seviyededir. Döviz kurlarının görece düşük seyretmesi, birim işçilik maliyetlerinin düşüklüğü ve iç talebin hala fiyatlar üzerinde baskı yaratacak kadar canlı olmaması gibi etkenler, enflasyon üzerindeki maliyet baskısını sınırlamaktadır. Ancak, bundan sonraki dönemde petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkilerinin izlenmesi gerekmektedir.

 

Cari işlemler açığının 2005 yılında da, 2004 yılındaki gibi beklenenden yüksek gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Ancak, 2005 yılında bu açığın finansmanı konusunda önemli bir risk görülmemekte; yine de, cari açığın küçültülmesinin dışsal şoklara karşı önemli bir güvence kaynağı olacağı düşünülmektedir.

 

Bütçe finansmanı ve borç dinamikleri konusunda, stokun kur ve faiz oranlarına karşı duyarlılığı sürse de, 2005 yılında önemli risk görülmemektedir. Faiz oranları gerilemiş, ancak, enflasyonun da hızlı bir biçimde gerilemesi nedeniyle 2005 yılında da reel faiz oranları görece yüksek seviyede kalmıştır. Bu durum, 2005 yılındaki sermaye girişleri için de önemli bir motivasyon oluşturmaktadır

 

Sonuç

 

Yılın ilk çeyreğine ilişkin veriler, üretimdeki güçlü artışın sürdüğüne işaret etmektedir. Üretim artışının özellikle ihracat kaynaklı olduğu, iç pazara yönelik üretimin ise 2004 yılına kıyasla yavaşladığı dikkat çekmektedir. 2005 yılına ilişkin çeşitli veriler ise, bu yılın ilk çeyreğinde tüketim harcamalarındaki bu duraklamanın sürdüğünü göstermektedir. Ocak ve Şubat ayları için tüketime ilişkin veriler önemli bir yavaşlama gösterirken, Mart ayından itibaren tüketimde belirgin bir artış olduğuna işaret eden veriler bulunmaktadır. Ancak, tüketimdeki bu hızlanma 2004 yılındaki kadar büyük boyutlara ulaşmamıştır. 

 

Önümüzdeki dönemde, AB ile ilişkiler ya da FED faiz oranlarına ilşkin beklentiler yurt içi piyasalarda dalgalanma yaratabilir. Ancak, bu dalgalanmanın -IMF ile anlaşmanın tamamlanması ve ekonomik reformların sürdürülme kararlılığına bağlı olarak- çok büyük boyutlu olmayacağı tahmin edilmektedir. Ekonomideki en önemli sorunlardan biri olarak, işsizlik görülmektedir. Ekonomik büyümenin istihdam yaratamaması, önümüzdeki dönem ekonomik reform süreci açısından zorlayıcı olabilir. TL’nin değerlenmesi, benzer yapısal dönüşüm geçiren ülkelerin çoğunda yaşanan gelişmelere paralellik göstermektedir.

 


1 Makroekonomi Alt Çalışma Grubunun 27.04.2005 tarihli Ekonomi Çalışma Grubuna yaptığı sunuma ilişkin değerlendirmedir. Üye görüşleri alınarak 11 Mayıs 2005 tarihinde nihai hale getirilmiştir.