|
17402
14/07/1981
143 SIRA NO'LU VERGİ USUL KANUNU
GENEL TEBLİĞİ
Bilindiği üzere, 213 Sayılı Vergi
Usul Kanununda değişiklik yapan 2365 sayılı Kanunun yayımı ve yürürlüğe
girmesini takiben 141 sıra numaralı Genel Tebliğimizle yeni ihdas edilen defter
ve belgeler konusunda ve 142 sıra numaralı Genel Tebliğimiz ile de vergi ilanı
ve vergi levhası konusunda açıklamalar yapılmıştır.
Diğer yandan, 2365 sayılı Kanunun
yayımından sonra, Vergi Usul Kanununun bazı maddelerinde yeniden değişiklikler
yapan 1/5/1981 tarihli ve 2455 sayılı Kanun 5/5/1981 tarihli ve 17331 sayılı
Resmi Gazete'de yayımlanarak 1/1/1981 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe
girmiştir.
Bu defa, Vergi Usul Kanununda her
iki kanunla yapılan değişikliklere ilişkin hükümler, konularına göre ayrılan
başlıklar altında aşağıda açıklanmıştır.
I – VERGİ KANUNLARININ
UYGULANMASI VE İSPAT :
A – Uygulama :
2365 sayılı Kanunun 1 inci
maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin madde başlığı ve
metni değiştirilerek (A) bendinin ilk fıkrasında "Vergi Kanunu" tabirinin
açıklanmasına ilişkin eski hüküm yeni metinde de aynen yer almış, ancak söz
konusu bendin ikinci fıkrasında, daha önce Vergi Usul Kanununda yer almayan,
kanun maddelerinin ne yolla anlaşılması ve uygulanması gerektiği hususuna
ışık tutan bir hükme yer verilmiş
bulunmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer verilen
bu hükümle vergi hukukumuza, yorum ve uygulama konusunda "Bilimsel Yorumlama
Metodu" esası getirilmiş bulunmaktadır.
Madde metninde, "Vergi kanunları
lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder." denildiğine göre, uygulamalarda ilk olarak
olaya ilişkin metin hükmü nazara alınacaktır. Öngörülen yorum metoduna göre,
olaya ilişkin kesin bir lafzın kanunda mevcut bulunmaması halinde, olay için
uygulanacak işlem tayin edilirken veya bir çözüm yolu aranırken, önce vergi
kanununun konuda takibettiği maksat, hükümlerin kanun yapısındaki yeri ve diğer
maddelerle bağlantısı nazara alınmak suretiyle bir sonuca varılması ve bu sonuca
göre hükümlerin uygulanması gerekecektir.
Diğer yandan, kanun hükümlerinin
kanuna hakim olan hakuki düşüncenin sınırlarını aşacak şekilde genişletilerek
yorumlanmaması ve kıyas yolu ile başka hadislere teşmil edilmemesi gerekir.
Kanunda diğer bir hükme atıf yapıldığı durumda bile kanunun öngördüğü sınırlar
içinde kalınmalıdır. Ayrıca, kanun hükümlerinin açık olmaması veya kanunda
birbiriyle çelişen hükümlerin bulunması halinde, objektif hüsnüniyet kuralı
gözönünde tutularak yorum yapılması esastır. Kanunda hüküm bulunmayan hallerde
ise, hüküm koyacak kanun boşluklarının doldurulması kuralı vergi hukukunda
kullanılamaz.
B – İspat :
Vergi Kanunlarımız gelir
kaynaklarını yeterli şekilde kavramakla beraber, vergi usul hukukumuzda
ispatlama, şekli delil sistemine dayanıldığı için vergiyi doğuran olayın
tespitinde büyük güçlüklerle karşılaşıldığı ve bu güçlüklerin önemli ölçüde
vergi kaybına neden olduğu gözönüne alınarak, aynı maddenin (B) bendi ile vergi
usul hukukumuza, vergiye tabi olayların tespitinde kullanılan ispatlama
araçlarının esasları, diğer bir deyimle delil sistemine ilişkin genel kaideler
getirilmiştir. Öngörülen delil sistemi ile vergi kanunlarının vergi güvenliğini
ve vergi adaletini geçekleştirecek şekilde uygulanmasını temin etmek üzere,
vergiye tabi olayların tespitinde bu olaylara ilişkin her türlü delilin
serbestçe kullanılmasına ve ekonomik açıdan değerlendirilmesine imkan
sağlanmıştır.
Bu amaca uygun olarak söz konusu
bendin ilk fıkrasında, vergilendirmede vergiyi doğuran olayın ve bu olaya
ilişkin işlemlerin gerçek mahiyetinin esas alınacağı ilkesi açıklanmaktadır.
Bu hüküm, uygulama yönünden
herhangi bir yenilik getirmemekle beraber, vergi uygulamalarında herşeyden önce
olayın gösterildiği şekilde değil gerçek yönüyle ele alınması ve buna göre işlem
yapılması gereğini belirtmektedir.
İkinci fıkrada ise, vergiyi
doğuran olay ve muamelelerin gerçek mahiyetinin her türlü delille
ispatlanabileceği hükmüne yer verilmek suretiyle şimdiye kadar olduğu gibi
ispatlamanın sadece defter ve belge gibi maddi ve biçimsel delillerle değil, her
türlü delil ile yapılabileceği kabul edilmiştir. Ancak, defter, kayıt ve belge
gibi maddi deliller yardımıyla tesbit olunan matrah farklarına ait verginin
ikmalen, bunlar dışında kalan delillerle gerçekliği ispatlanan farklara ait
verginin ise re'sen tarh yolu ile tamamlanması gerekmektedir.
İkinci fıkrada yer alan diğer
hükme göre de, şahit ifadesinin ispatlama aracı olarak kullanılabilmesi için
vergiyi doğuran olayla ilgisinin tabii ve açık olması gerekmektedir.
Fıkra hükmüne göre, iktisadi,
ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad
olmayan bir durumu iddia eden tarafın bu iddiasını ispat etmesi icap etmektedir.
Örneğin, maddenin ikinci
fıkrasında belirtilen delillere müsteniden, ekonomik, ticari ve teknik icaplara
uygun olarak yapılan bir tarhiyata karşı, mükellefin itiraz etmesi halinde ispat
külfeti mükellefe ait olacaktır.
II – TARHİYAT HÜKÜMLERİNDEKİ
DEĞİŞİKLİKLER
A – İkmalen Vergi Tarhına İlişkin
Değişiklikler :
Vergi Usul Kanununun
değişiklikten önceki 29 uncu maddesinde yer alan "maddi delillere" deyimi
metinden çıkarılmış, yerine "defter, kayıt ve belgelere" deyimi konulmuştur. Bu
suretle ikmalen yapılacak tarhiyatta ispatlama araçlarının defter, kayıt ve
belgeler olduğu açıkça belirtilmiştir. Değişikliğinin getirdiği yenilik sadece
maddi delil kavramına açıklık kazandırmaktan ibaret olup, söz konusu madde hükmü
gereğince ötedenberi uygulandığı gibi ikmalen tarhiyat yapılması için önceden
her ne şekilde olursa olsun bir verginin tarh edilmiş olması şartının da
aranacağı tabiidir.
B – Re'sen Vergi Tarhına İlişkin
Değişiklikler :
Vergi Usul Kanununun re'sen vergi
tarhına ilişkin 30 uncu madde bir ve ikinci fıkralarındaki değişiklik, 29 ncu
maddede yapılan değişikliğe paralel olarak "maddi delil" deyimi yerine "defter,
kayıt ve belge" deyiminin kullanılmasıdır. Diğer değişiklik, anılan maddeye 6
numaralı bent olarak "tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen
beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunursa" hükmünün ilave
edilmesi suretiyle önemli bir takdir nedeninin ihdas edilmesidir.(1)
Bilindiği üzere, değişiklikten
önceki re'sen tarh hükümlerinde takdir sebepleri kısıtlı ve biçimsel olarak
sayılmış olup defter ve beyannamelerin gerçek durumu yansıtmamış olması gibi çok
önemli bir takdir sebebi yer almamıştı. İlave edilen önce bent hükmü ile bu
noksanlık giderilmiş ve yeni getirilen yorum ve ispat müessesesine de işlerlik
kazandırılmıştır. Böylece şekli bakımından kanuni usullere uygun olmakla
beraber, gerçek durumu yansıtmayan defter kayıtları veya beyannameler
dolayısıyla re'sen tarh yoluna gidilebilecektir.
III – VERGİLERİN İLANI VE VERGİ
LEVHASI :
Bu konudaki değişiklikler ve yeni
ihdas edilen hükümler hakkında daha önce yayımlanan 142 sıra numaralı Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliğinde gerekli açıklamalar yapıldığından, burada tekrarına
gerek görülmemiştir.
Ancak, söz konusu Genel Tebliğde
şekli ve ölçüleri belirtilen Vergi Levhasında, beyan olunan matrah ve tahakkuk
eden verginin gösterilmesine ilişkin olarak, mükellefin birden fazla gelir
unsurunun bulunması halinde her biri için beyan olunan vergiye tabi gelirler ile
bunlara isabet eden vergi miktarlarının ayrı ayrı mı yoksa gelir unsurlarının
toplamından oluşan matrah ile tahakkuk eden vergi tutarının tamamının mı
gösterileceği hususunda bazı vergi dairelerinde tereddütlerin doğmuş olduğu
öğrenilmiştir.
Vergi Levhasının şekli ve
ölçüleri gözönüne alınarak daha ayrıntılı bilgilere yer verilmesi imkanı
bulunmadığından, sadece beyan olunan toplam matrahın ve tahakkuk eden verginin
söz konusu levhada gösterilmesi yeterli bulunmaktadır.
Bununla beraber, Gelir Vergisi
Kanunu gereğince, aile reisi beyanına dayanılarak tarh olunan gelir vergisinden,
eşlerin ve çocukların adlarının hizasında herbirinin hissesine isabet eden
miktarın vergi dairelerince asılacak ilan cetvellerinde ayrı ayrı gösterilmesi,
keza aile reisi beyanı ile ilgili olarak eşlerden birinin veya her ikisinin
işyeri bulunması nedeniyle Vergi Levhası asma mecburiyeti ortaya çıktığında, bu
levhalarda sadece işyeri ile ilgili eşin kendi gelirinden doğan matrah ve buna
isabet eden verginin gösterilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, l42 sıra numaralı
Genel Tebliğin "B-III/e" bölümünde açıklanan Taşıt İşletmelerinin taşıtlarına da
vergi levhası asması yükümlülüğünün, diğer iş kollarında faaliyet gösteren
mükelleflerin taşıtlarına da teşmili suretiyle uygulamanın yanlış yürütüldüğü
Bakanlığımıza intikal eden müracaatlardan anlaşılmaktadır.
Taşıt işletmesi deyimi, ücret
karşılığında yolcu veya eşya taşımacılığını ifade ettiğinden, yapılan kontroller
sırasında düzenlenen tutanaklara göre işlem yapılmadan önce, ilgili vergi
dairesince mükellefin faaliyet konusunun araştırılması ve bu araştırma sonunda
faaliyetin Taşıt İşletmeciliği olmadığının tesbiti halinde, mükellef adına ceza
uygulanmaması gerekmektedir.
Ayrıca gezici olarak veya pazar
takibi suretiyle bir iş yeri açmaksızın faaliyet gösteren mükelleflerin vergi
levhası asma zorunluluğu bulunmamaktadır.
Mükelleflerin iş merkezleri
dışında muhtelif şube, satış mağazası, kat ve reyonların bulunması halinde, her
biri için vergi levhası asılmasının zorunlu olduğu 142 sıra numaralı Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliğinde açıklanmıştır. Ancak, levhaların her yıl tasdiki
zorunluluğu da dikkate alındığında, çok şubeli firmalar için her levhanın ayrı
ayrı tasdik ettirilmesinin yaratacağı güçlük nedeniyle merkez için tasdik
ettirilen levhanın baskı suretiyle matbaada çoğaltılan örneklerinin kullanılması
uygun görülmüştür.
IV – ZİRAİ KAZANÇ ÖLÇÜLERİ VE
TESBİTİNE İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLER :
A – Ölçüler ve
Tarifleri:(2)
2455 sayılı Kanunun 1 nci maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul
Kanununun 45 nci maddesinin 2 numaralı bendi, Gelir Vergisi Kanunundaki
değişikliğe paralel olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklikle, götürü gider
emsali büyük ve küçükbaş hayvanlar (Kümes hayvanları dahil) ile kara ve su
avcılığı için % 80; diğer zirai ürünler için % 70 olarak tesbit edilmiştir.
B – Zirai Kazanç Ölçülerinin
Tesbitine İlişkin Değişiklik :
2455 sayılı Kanunun 2 nci maddesi
ile Vergi Usul Kanununun 2365 sayılı Kanunla değişik 46 ncı maddesinin son iki
fıkrası yukarıda belirtilen değişikliğin tabii bir sonucu olarak kaldırılmıştır.
V – KOMİSYONLARA İLİŞKİN
DEĞİŞİKLİKLER
A – Komisyonların Kuruluşlarının
Düzenlenmesi
Ortalama Kar Hadleri Merkez ve
Özel Komisyonları ile Zirai Kazançlar İl Komisyonu ve Takdir Komisyonlarının
bünyelerinde yapılan değişiklik, üye sayısı itibariyle idarenin çoğunlukta
olması şeklindedir.
Ayrıca, İlçe Takdir
Komisyonlarının kuruluşu ile ilgili olarak Vergi Usul Kanununun 72 nci
maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve yeni ihdas edilmiş olan parantez içi
hükmüne göre, Takdir Komisyonu, müstakil vergi dairesi olan ilçelerde ilgili
vergi dairesi müdürünün veya tevkil edeceği memurun başkanlığında kurulacaktır.
Şayet müstakil vergi dairesi yoksa ötedenberi olduğu gibi yine Malmüdürü İlçe
Takdir Komisyonunun başkanlığını yapacaktır.(3)
Bilindiği üzere, değişiklikten
önceki anılan madde hükmünde bu şekilde bir ayırım yapılmamış, Takdir Komisyonu
başkanlığı görevi ilçede müstakil vergi dairesi bulunsun veya bulunmasın
malmüdürüne verilmişti.
Diğer yandan, madde metninde,
"İlgili vergi dairesi müdürünün" ibaresi yer aldığından, ilçede birden fazla
müstakil vergi dairesi bulunması halinde, her vergi dairesi için ayrı bir geçici
Takdir Komisyonu kurulması zorunlu bulunmaktadır.
B – Komisyonların Yetkilerine
İlişkin Değişiklikler
Takdir Komisyonunun yetkilerini
belirleyen 75 nci maddenin değişik ikinci fıkrası ile servetleri, sınai hakları
ve telif haklarını imtiyazları, madenleri, mücevheratı, eski eserleri ve sanat
eserlerini değerlemede Takdir Komisyonunun bilirkişiye müracaat etmesi
mecburiyeti kaldırılmış olup, komisyona bu görevleri dolayısiyle bilirkişiye
müracaat etmesi konusunda ihtiyarilik tanınmıştır.
C – Yeni Kurulan Komisyonlar
:(4)
Vergi Usul Kanununa 86 ncı
maddeden sonra gelmek üzere eklenen mükerrer 86 ncı madde ile gelir vergisi
kanununun mükerrer 117 nci maddesinde yer alan gerçek usulde gelir vergisine
tabi ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabının peşin ödemeye ilişkin
mükellefiyet, derecelerini tesbit etmek üzere Özel Komisyonlar kurulmuştur.
Özel Komisyonlar, merkez, il ve
ilçeler olmak üzere üçlü bir ayrıma tabi tutularak tedvin edilmiş ve
komisyonların kuruluş, görev ve yetkileri bu ayrım doğrultusunda düzenlenmiştir.
"Gelir Vergisinde Peşin Ödeme
Esaslarının Tesbiti Hakkında Yönetmelik" 11/3/l981 tarih ve 17276 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanmış, 129 ve 132 seri numaralı Gelir Vergisi Genel
Tebliğlerinde de gerekli açıklamalar yapılmıştır.
D – Toplantı ve Karar Nisabına
İlişkin Değişiklik :
Vergi Usul Kanununun Dördüncü
Kısmında yer alan komisyonlar için uygulanacak nisap hükümlerini belirten 89
uncu maddesinde yapılan değişiklik ile komisyonların üye tam sayısının çoğunluğu
ile toplanabilmeleri ve çoğunlukla karar verebilmeleri imkanı sağlanmıştır.
E – Ücretler :
92 nci maddede yapılan
değişiklik, bu maddenin birinci fıkrası kapsamına giren komisyonlarda görev
alanlara verilerek aylık ücretin tavanının 200 liradan 5000 liraya çıkarılması
ve Merkez Özel Komisyonunun madde metnine dahil edilmesinden ibarettir.(5)
VI – TEBLİĞ HÜKÜMLERİ İLE İLİŞKİN
DEĞİŞİKLİKLER :
A – Tebliğ Yapılacak Kimselere
İlişkin Değişiklikler :
Tebliğ yapılacak kimseleri
belirleyen 94 üncü maddenin sonuna eklenen bir fıkra ile kendisine tebligat
yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya
işyerlerinde memur ya da müstahdemlerinden birine tebliğ yapılabilecektir.
Ancak, muhatap yerine bu şekilde kendisine tebliğ yapılacak kimsenin, görünüşüne
nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması
gerekmektedir.
B - İlanen Tebliğin Şekline
İlişkin Değişiklik :
104 üncü maddenin İstanbul
Belediye sınırları dışındaki yerlerde ilan yolu ile yapılan tebliğlere ilişkin 3
numaralı bendindeki on bin liralık had bir milyon liraya çıkarılmıştır. Bu hükme
göre, İstanbul Belediye sınırları dışındaki yerlerde ilan yolu ile yapılan
tebliğin konusu bir milyon lirayı aşan vergi veya vergi cezasına taalluk ettiği
takdirde, ilan ayrıca Ankara ve İstanbul'da çıkan birer gazete ile yayınlanacaktır.
C – Memur Vasıtasıyla Yapılacak
Tebliğe İlişkin Değişiklik :
Vergi Usul Kanununun
değişiklikten önceki memur vasıtasiyle tebliğe ilişkin 107 nci maddesinde,
Maliye Bakanlığının tebliğleri posta yerine memur vasıtasıyla yaptırma yetkisi;
posta ile tebliğ yapılması müşkül veya faydasız görülen hal ve yerler ile özel
veya acele hallere inhisar etmekte idi. Anılan maddenin birinci fıkrası "Maliye
Bakanlığı tebliğleri posta yerine memur vasıtasıyla da yaptırtmaya yetkilidir."
şeklinde değiştirilmek suretiyle bu yolla tebliğ için bir kısıtlamaya tabi
olmaksızın Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.
Bakanlığımız memur vasıtasiyle
tebliğe ilişkin yeni esaslar tespit edilinceye kadar vergilendirme ile ilgili
vesikaların özellikle acele ve zamanaşımlı hallerde vakit geçirilmeksizin memur
eliyle tebliği yoluna gidilmesi, keza Vergi Usul Kanununun 4, 71, 98 sıra
numaralı Genel Tebliği ile 256 sıra numaralı Tahsilat Genel Tebliğinde
belirtilen esaslara göre memur eliyle tebligata devam olunması uygun
görülmüştür.
Değişikliğin söz konusu olmadığı
anılan maddenin ikinci fıkrası hükmü gereğine, memur eliyle yapılacak
tebliğlerde de Vergi Usul Kanununun birinci kitabının beşinci kısmında yer alan
tebliğ esaslarına uyulacağı tabiidir.
VII – YOKLAMA VE İNCELEMEYE
İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLER :
A – Yoklama Memurlarının Yetkisi
:
Vergi Usul Kanununun 127 nci
maddesinde yapılan değişiklik ile yoklama memurlarına vergi Kanunlarının
uygulanmasıyla ilgili olarak nakil vasıtalarında bulunması gerekli ve yeni ihdas
edilen yolcu listeleri ve nakliye irsaliyelerinin muhtevasını, taşınan yolcu ve
malların miktar ve mahiyetini tespit etme yetkisi de verilmiştir.
B) Vergi İncelemesinden Maksat :
Vergi Usul Kanununun
değişiklikten önceki 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında vergi incelemesinin
tanımı, dar bir anlayıştan hareketle sadece defter, hesap ve kayıtlara
dayandırılmıştı. Yapılan değişiklik ile söz konusu fıkrada yer alan "Defter,
hesap ve kayıtlara dayanılarak" şeklindeki sınırlayıcı ifade madde metninden
çıkarılmak suretiyle vergi incelemesinin kapsamı genişletilmiştir.
Yeni hüküm ile incelemeye yetkili
olanlar, defter ve belge ile kısıtlı olmaksızın, ödenmesi gereken verginin
tespitine yönelik çalışmalarında, ekonomik gerçekleri de dikkate almak suretiyle
her türlü delili değerleme yetkisine sahip kılınmışlardır.
VIII – DEFTER, BELGE VE KAYIT
NİZAMINA İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLER :
Daha önce yayımlanan 141 sıra
numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde, yeni ihdas edilen hükümlere göre
tutulacak defterler, kullanılacak fatura ve diğer belgeler konusunda açıklamalar
yapılmıştı. Ancak, belirtilen konularda bazı tereddütlerin bulunduğu
Bakanlığımıza yapılan müracaatlardan anlaşılmaktadır. Bu nedenle, gerek beliren
tereddütlerin giderilmesi amacıyla gerekse Vergi Usul Kanununa eklenen mükerrer
257 nci maddenin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak tesbit edilen
esasların açıklanmasına lüzum hasıl olmuştur.
A – Fatura Kullanma Mecburiyeti
:
Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi
Usul Kanununun fatura kullanma mecburiyetine ilişkin 232 nci maddesinde,
"Birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler
:
1. Birinci ve ikinci sınıf
tüccarlara; 2. Serbest
meslek erbabına; 4.
Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere; 5. Vergiden muaf esnafa;
Sattıkları emtia veya yaptıkları
işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak
mecburiyetindedirler.
Yukarıdakiler dışında kalanların,
birinci ve ikinci sınıf tüccarlardan ve defter tutmak mecburiyetinde olan
çiftçilerden satın aldıkları emtia veya onlara yaptırdıkları iş bedelinin bin
lirayı geçmesi veya bedeli bin liradan az olsa dahi istemeleri halinde emtiayı
satanın veya işi yapanın fatura vermesi mecburidir." hükmü yer almış, olup,
anılan madde metninde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.
Bu hüküm gereğince, birinci ve
ikinci sınıf tüccarlarla, defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler, maddede
beş bent halinde sayılanlara sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura
vermek ve bunlarda fatura istemek ve almak zorundadırlar. Keza, müstehlike
yapılan satışlar ve yapılan işlerin bedelinin bin lirayı geçmesi veya bin
liradan az olsa dahi müşterinin istemesi halinde, satan veya işi yapan
tarafından fatura verilmesi mecburidir.(6)
Ancak, Vergi Usul Kanununa
eklenen mükerrer 257 nci
maddenin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak 141 seri numaralı Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliğinde de belirtildiği üzere, münhasıran müstehlike yapılan ve
tutarı on bin lirayı aşmayan satışlar için 232 nci maddenin son fıkrası
gereğince düzenlenecek
faturaların tarih taşıması kaydıyla sadece, satılan malın nevi, miktarı ve
tutarına ait bilgileri ihtiva etmesi yeterli görülmüştür.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere, satışlar ve yapılan işlerin bedelinin bin lirayı geçmesi veya bin liradan
az olsa dahi müşterinin istemesi halinde fatura kesilmesi kanun hükmü gereği
olup, 141 seri numaralı tebliğ ile, münhasıran müstehlike yapılan ve tutarı on
bin lirayı geçmeyen satışlar veya işler dolayısıyla düzenlenecek faturalarda,
müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi ve varsa vergi dairesi hesap numarasına
ilişkin bilgilerin yer almasından sarfınazar edilmiştir.
B – Sevk İrsaliyesi :
230 uncu maddenin yeni ihdas
edilen 5 inci bent hükmüne göre, malın faturanın düzenlenmesinden önce teslim
edildiği veya bir mükellefin birden çok işyerleri ile şubeleri arasında
taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncuya veya diğer bir aracıya
gönderildiği hallerde, teslim edilen malların satıcı tarafından bir sevk
irsaliyesine bağlanması şarttır.
Ancak, yurt çapında gazete ve
mecmua dağıtımındaki özel durum ve fiili imkansızlıklar nazara alınarak,
dağıtım, işiyle uğraşan kurum ve şahıslarca baş bayi ve tali bayilere yapılan
sevkiyatlarda, ana ulaşım hatları dışında kalması dolayısıyla taşımanın mahalli
vasıtalarla tamamlandığı hallerde, taşımaya bir bayinin aracılık edememesi
nedeniyle taşımayı yapacak aracın plaka numarası ve şoförün adının önceden
bilinememesi durumunda, ana sevk merkezince düzenlenmiş bulunan sevk
irsaliyesinin geçerli sayılması uygun görülmüştür.
C – Perakende Satış Vesikaları
:
Vergi Usul Kanununun 233 üncü
maddesinde, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde
olan çiftçilerin fatura vermek mecburiyetinde olmadıkları satışlarını tevsik
edici belgeler sayılmış ve bu konudaki açıklama 141 sıra numaralı Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliğinde yapılmıştır. Ancak, Bakanlığımıza yapılan müracaatlardan
tereddüt konusu olduğu anlaşılan hususlar aşağıda ayrıca açıklanmıştır.
1. Değişiklikten önce 233 üncü
maddenin 4 numaralı bendinde yer alan el defteri yeni değişiklikle madde
metninden çıkarılmış olduğundan, bu defter perakende satışların tevsikinde
kullanılmayacaktır. Keza ikinci sınıf tüccarların işletme defterinden ayrı
olarak tutmak zorunda oldukları Günlük Perakende Satış ve Hasılat
Defteri el defteri
mahiyetinde olmadığından, bu deftere yapılan kayıtların, 233 üncü maddede
sayılan ve daha önceki tebliğimizde belirtilen esaslar dahilinde tevsiki
zorunludur.
2. Diğer yandan, 141 sıra
numaralı Genel Tebliğimizde belirtilen özelliklere sahip olmayan makinalı kasa
kullanan mükelleflerin de fatura vermek mecburiyetinde olmadıkları satışları
için perakende satış fişi kullanmaları gerekmektedir.
Perakende satış fişleri kopyalı
veya dip koçanlı olmak üzere iki nüsha olarak düzenlenip bir nüshası müşteriye
verilecek, diğer nüshası ise satıcı tarafından muhafaza edilecektir.
Bu fişlerin seri ve sıra numarası
dahilinde teselsül ettirilmesi gerekli olup, fişlerde satılan malın cins ve
miktarının gösterilmesi zorunlu değildir. Sadece alınan bedelin gösterilmesi
gerekmektedir.
3. Ayrıca, muamele, miktarı fazla
veya satış süratleri yüksek bazı emtia türlerinde, perakende satış fişi
kullanmasındaki güçlükler ile bu satışların diğer belgelerle tevsiki imkanının
bulunması nazara alınarak;
Tütün, sigara, kirbit, pul,
piyango bileti, alkollü içki ve alkolsüz meşrubatın perakende satışını yapanlar
ile gazete ve ekmek bayilerinin mübayaa ettikleri bu tür emtiayı mübayaa gününde
elde mevcut vesikalarına dayanarak mübayaa bedeli üzerinden giriş, aynı miktar
emtiayı aynı tarihte, Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinin son fıkrası
gereğince düzenleyecekleri faturalara dayanarak satış bedeli üzerinden çıkış
kaydetmeleri,
Fırın işletmelerinin toptan
satışları için fatura kullanmaları tabii olup, perakende satışlarını ise, imale
sevk edilen un miktarından hareketle hesaplanacak üretim miktarını dikkate almak
suretiyle ve 232 nci maddenin son fıkrası gereğince düzenleyecekleri faturalarla
tevsik etmeleri,
Kahvehanelerde ve çay ocaklarında
garsonlara marka verilmesi suretiyle satış yapılması halinde, müşteriler için
ayrı ayrı fiş kesilmesi yerine, garsonlara verilen her parti marka için Vergi
Usul Kanununun 232 nci maddesinin son fıkrası gereğince fatura
düzenlenmesi,
uygun görülmüştür.
Ancak, söz konusu satışlar
dolayısıyla yukarıda açıklandığı şekilde fatura düzenlenmemesi halinde bu
satışların Vergi Usul Kanununun 233 üncü maddesi hükümlerine göre tevsik
edilmesi gerekeceği tabiidir.
IX – DEĞERLEME HÜKÜMLERİNDE
YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER :
A – Rayiç Bedel :
Vergi Usul Kanununun kapsamına
giren bütün vergilerdeki değerleme ölçülerinin gösterildiği 261 inci maddede
yapılan değişiklikle, madde metninde rayiç bedel ölçüsüne de yer verilmiş
bulunmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan
değerleme ölçülerine yeni dahil edilen "rayiç bedel" ölçüsünün tarifi, vergi
mevzuatımıza uygun olarak, yeni eklenen mükerrer 266 ncı maddede yapılmıştır.
Buna göre rayiç bedel, bir iktisadi kıymetin değerleme günündeki normal alım
satım değeridir.
B – Vergi Değeri :
Vergi Usul Kanununun 261 inci
maddesinde bir değerleme ölçüsü olarak sayılan ve aynı Kanunun 268 inci
maddesinde tarifi yapılan, ancak Emlak Vergisi Kanununun yürürlüğe girmesiyle
geçerliliğini kaydeden, "Vergi değeri" ölçüsü, yapılan değişiklikle mevzuata
uygun hale getirilmiş ve ne şekilde tesbit edileceği hükme bağlanmıştır.
Yeni tarife göre vergi değeri,
bina ve arazinin rayiç bedeli olup bir bedel Emlak Vergisi Kanununun 29 uncu
maddesi ile aynı maddede belirtilen tüzük hükümlerine uygun olarak tesbit
olunacaktır.
C – Emlak Alım ve Taşıt Alım
Vergilerinin Maliyet Bedeline İthali veya Genel Gider Yazılması :
Gayrimenkullerde maliyet bedeline
giren giderleri belirten 270 inci maddenin son fıkrasında yapılan değişiklikle,
Emlak Alım ve Taşıt Alım Vergilerinin de, noter, mahkeme, kıymet takdiri,
komisyon ve tellaliye giderlerinde olduğu gibi maliyet bedeline ithal edilmesi
veya genel giderler arasında gösterilmesi hususunda mükelleflere tercih hakkı
tanınmıştır.
D – Motorlu Kara Nakil
Vasıtalarında Belli Bazı Giderlerin Maliyet Bedeline Eklenmesi :
Gayrimenkullerde maliyet bedeline
eklenmesi gereken giderleri belirleyen 272 nci maddenin parantez içi hükmünde
yapılan değişiklik ile gemilerde olduğu gibi, motorlu kara nakil vasıtalarında
da belli ölçüdeki bir yenilemeye veya kullanılış bakımından değişikliğe yol açan
giderlerin maliyet bedeline ilave edileceği hükmü vazedilmek suretiyle
uygulamaya açıklık getirilmiştir. Madde metnine göre, bir motorlu kara nakil
vasıtasının kasa veya motorunun yenisiyle değiştirilmesi veya alımında mevcut
olmayan yeni bir tertibatın eklenmesi için yapılan giderler maliyet bedeline
eklenmesi gereken giderlerdendir. Örneğin, bir kamyonun kısmen veya tamamen itfa
edilmesinden sonra motor veya karoserinin yenisi ile değiştirilmesi yahut bazı
değişiklikler yapılarak tanker haline getirilmesi durumunda yapılan giderlerin
maliyet bedeline dahil edilmesi gerekmektedir.
E – İmal Edilen Emtia Maliyetinin
Basit Usulle Tesbiti
İmal edilen emtianın maliyet
bedelinin ihtiva edeceği unsurları ve tesbit usullerini belirleyen 275 inci
maddenin, bazı sınai müesseselerin imal ettikleri mamullerin maliyet bedelini
daha basit usullerle tesbit edebilmelerine imkan tanıyan son fıkrası, günün
iktisadi şartları nazara alınarak ve maliyet bedelini tesbit usulünde birliği
sağlamak amacı ile kaldırılmıştır.
F – Bina ve Arazi Değerlemesinde
Ölçü :
Daha önce belirtildiği gibi vergi
değeri, rayiç bedel ölçüsüne dönüştürüldüğünden, 297 nci maddenin son iki
fıkrası madde metninden çıkanlmıştır.
G – Servetlerin Değerlemesinde
Yetki :(7)
Servetlerin değerlendirilmesinde
Takdir Komisyonunca yapılacak tesbitlerle ilgili 298 nci maddede yapılan
değişiklik, daha önceki hükümde Takdir Komisyonunca tesbit edilmesi belirlenen
değerler arasına "rayiç bedellerin" de dahil edilmesinden ibarettir.
Bu durumda, Veraset ve İntikal,
Emlak Alım ve Gayrimenkul Kıymet Artışı Vergilerinde eskiden olduğu gibi rayiç
bedelin tesbiti Takdir Komisyonlarınca yapılacaktır. Takdir Komisyonları bina ve
arazinin rayiç bedelini, değişik 268 nci madde gereğince, Emlak Vergisi
Kanununun 29 uncu maddesi ile aynı maddede belirtilen tüzük hükümlerine uygun
olarak tespit edeceklerdir.
H – Amortismana Tabi Tutmada
İhtiyarilik :
Bilindiği gibi, Gelir Vergisi
Kanununun son değişiklikten önceki 40 ıncı maddesinin 7 numaralı bendinde,
değeri bin liranın altında kalan peştemallıklar ile işletmede kullanılan ve keza
değeri bin lirayı aşmayan alet ve demirbaşların amortismana tabi tutulmayarak
doğrudan doğruya gider kaydedilmesini mümkün kılan bir hüküm yer almakta
idi.
2361 sayılı Kanunla bu hüküm, "Vergi Usul Kanunu
hükümlerine göre ayrılan amortismanlar," şeklinde değiştirilmiş olduğundan,
anılan hüküm doğrultusundaki bir hükme, Vergi USul Kanununun "Amortisman mevzuu"
başlıklı 313 üncü maddesinde yer verilmiştir. Ancak, yeni fıkra hükmüyle bir
taraftan daha önce bin lira olan had beş bin liraya yükseltilmiş diğer taraftan
bu haddin altında kalmak şartıyla gider kaydedilebilecek iktisadi kıymetler
grubuna "edevat ve mefruşat" da dahil edilmiştir. Ayrıca, fıkrada sözü edilen
kıymetlerin iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük teşkil ettikleri durumlarda,
beş bin liralık haddin topluca dikkate alınması öngörülmüştür.(8)
I – Şüpheli Alacaklar :
Vergi Usul Kanununun 323 üncü
maddesinde değişiklik yapılmadan önceki uygulamada da, karşılık ayrılmak
suretiyle zarara intikal ettirilecek olan alacağın, ticari ve zirai kazancın
elde edilmesi veya idame ettirilmesi ile ilgili olması gerektiği ön şart olarak
aranmışsa da, bu nitelikte olmamakla beraber madde metninde açıklanan diğer
şartları taşıyan alacaklar için de karşılık ayrılabileceği iddialarının
önlenmesi için anılan maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle bu şart
madde metninde açık olarak belirtilmiştir.
Diğer yandan, maddenin birinci
fıkrasının 2 ve 4 üncü bend hükümleri kaldırılmak ve 3. bend hükmü değiştirilmek
suretiyle karşılık ayırma imkanı sadece dava veya icra safhasında bulunan
alacaklar ile yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine
rağmen borçlusu karafından ödenmemiş bulunan dava ve icra masrafına değmeyecek
derecedeki küçük alacaklara inhisar ettirilmiştir.
K – Amortismana Tabi Malların
Satılmasına İlişkin Değişiklikler :
Değişiklikten önceki 328 inci
madde amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde, hasıl olacak kar
ve zararın sonuç hesaplarına intikal ettirilmesi, bilanço ve işletme hesabı
esasında defter tutan ticari kazanç sahipleri için öngörülmüş fakat serbest
meslek erbabı için bu konuda bir hükümler almamıştı.
Anılan maddenin birinci
fıkrasında yapılan değişiklik ile serbest meslek erbabının işinde kullandığı
sabit kıymetlerin satışından doğan farkın da kar ve zarar hesabına intikal
ettirilmesi sağlanmış bulunmaktadır.
Diğer yandan, aynı maddenin
değişiklikten önceki dördüncü fıkrasında, amortisman konusu iktisadi kymetlerin
satışından doğan karın belli şartlarla ve üç yıl süreyle pasifte geçici bir
hesapta tutulabileceği fakat her ne sebeple olursa olsun bu süre içinde
kullanılmayan karın üçüncü yılın vergi matrahına ekleneceği hükme bağlanmış ise
de, üç yıllık bekleme süresinden önce işin terki, devri veya işletmenin
tasfiyesi halinde yapılacak işlem hakkında bir hüküm yer almamaktaydı. Esasen
belirtilen hallerde, karın geçici hesapta bekletilmesi için kanunen aranan
şatlar ihlal edilmiş olmakta, dolayısıyla geçici hesaptaki karın, devir, terk ve
tasfiyenin vukuu bulduğu yılın vergi matrahına eklenmesi gerekmektedir. Ancak,
muhtemel anlaşmazlıkların önlenmesi için bu hususa madde metninde açıkça yer
verilmiştir.
L – Amortismana Tabi Malların
Sigorta Tazminatına İlişkin Değişiklikler :
Değişiklikten önceki 329 uncu
maddede, belli haller sonucu, ziyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetler
için alınan sigorta tazminatının ikdisadi kıymetin mukayyet değerini aşan
kısmının, satış halinde olduğu gibi geçici bir hesaba alınabileceği belirtilmiş
ise de, yenileme halinde, bu suretle doğan karın, yeni değerler üzerinden
ayrılacak amortismanlara mahsup edileceğine dair bir hükme yer verilmemişti.
Satış ila zarar dolayısıyle tazminat alma arasında mahiyet farkı olmadığından,
bu iki durum arasında paralelliği sağlamak amacıyla 329 uncu maddenin sonuna bir
fıkra eklenmiştir. Fıkra hükmüne göre, yeni değerlerin iktisabında kullanılan
tazminat fazlası, bu değerler üzerinden ayrılacak amortismanlara mahsup
edilerek, mahsup tamamlandıktan sonra itfa edilmemiş olarak kalan değerlerin ise
amortismanına devam olunacaktır. Ayrıca, satış halinde olduğu gibi, bekleme
süresi dolmadan işin terki, devri veya işletmenin tasfıyesi halinde, tazminat
fazlasının o yılın vergi matrahına ekleneceği hükme bağlanmıştır.
X – CEZA HÜKÜMLERİNDE YAPILAN
DEĞİŞİKLİKLER :
A – Vergi Cezaları :
Bilindiği üzere, değişiklikten
önce Vergi Usul Kanununda cezalar; kaçakçılık, kusur, usulsüzlük ve ceza
mahkemelerince hükmedilecek cezalar olmak üzere dört ana grupta toplanmakta idi.
331 inci maddede yapılan değişiklik ile suç ve cezaların yeniden
kademeleştirilmesi yoluna gidilmiş, kaçakçılıkla kusur arasında ağır kusur fiil
ve cezası ihdas edilmiştir.
Ceza hükümlerinde yapılan
değişiklikler madde sıralarına göre aşağıda açıklanmıştır
1. Tüzel Kişilerde Vergi Suçuna
Giren İşlemler Dolayısıyla Ceza Mahkemelerinde Hükmolunacak Cezaların Muhatabı :
333 üncü maddede değişiklik
yapılmadan önce, ceza mahkemelerinde yargılanacak suçlar dolayısiyle yapılacak
takibat ve hükmedilecek cezaların tüzel kişilerde ne şekilde yürütülüp infaz
edileceği hususunda Vergi Usul Kanununda bir açıklık yoktu.
Bu defa, 333 üncü maddenin sonuna
eklenen "Bu Kanunun 344 (1 - 6 numaralı bentlerine giren fiiller) ile 358 ve 361
inci maddelerinde yazılı fiillerin işlenmesi halinde, bu fiiller için 359, 360
ve 361 inci maddelerinde öngörülen cezalar tüzel kişilerin kanuni temsilcileri
adına hükmolunur." şeklindeki bir fıkra ile belirtilen hallerde kimlerin
takibata ve cezaya muhatap olacağı açıklığa kavuşturulmuş bulunulmaktadır.
Ancak, bu fıkra gereğince tüzel
kişilerin kanuni temsilcileri adına ceza hükmolunabilmesi için, aşağıdaki
hususların açıklanmasında yarar görülmüştür.
Bilindiği üzere, genel ceza
hukukunun başta gelen prensiplerinden biri, cezaların gerçek kişiler adına
düzenlenmiş olmasıdır. Ayrıca cezanın, suçu bilfiil işleyen kimseye çektirilmesi
de cezada şahsilik prensibinin gereğidir. Yapılan düzenlemede bu prensibe sadık
kalınarak, tüzel kişiliği ceza sorumlusu tutmak gibi bir anlayışa yer
verilmemiştir.
Fakat, genel ceza hukukunun
prensiplerine uyum sağlamak için yapılan bu düzenlemedeki esas amaç, suçun şekil
ve sorumlusu olan kanuni temsilcilerin değil; suçun ayrıntılarını bilen ve
oluşumunda rolü olan temsilcileri cezalandırmaktır.
Bu nedenle, cezaya muhatap olacak
kanuni temsilcinin; suç ve suçlu arasındaki illiyet bağlı dikkate alınmak ve
temsil yetkisinin bölüşümündeki ağırlık ve sınırlar araştırılmak suretiyle
tayini gerekmektedir.
Öte yandan, suça katılanların,
suçluya yardım edenlerin ve suçluyu suç işlemeye azmettirenlerin iştirak, yardım
ve teşvik suçlarından ayrıca cezalandırılmalarının gerekeceği ise tabiidir.
2. Vergi Usul Kanununda İhdas
Edilen Yeni Hükümlere veya Diğer Vergi Kanunlarına Uygunluğu Sağlayıcı
Düzenlemeler :
334 üncü maddenin başlığı ve
madde metni Damga Vergisi Kanununu da kapsamına alacak şekilde değiştirilmek
suretiyle ceza sorumluluğu bakımından iki vergi arasında paralellik
sağlanmıştır. 335, 336, 337, 339 ve 340 ıncı maddelerde yapılan değişiklik
anılan madde metinlerine "ağir kusur'' deyiminin ilavesinden, 338, 346, 347 nci
maddelerde yapılan değişiklikler ise; hileli vergi suçu ve hileli vergi suçuna
teşebbüs suçu kaldırıldığından bu deyimlerin madde metninden çıkarılmasından
ibarettir.
3. En Az Ceza Haddi :
Kesilecek vergi cezasının asgari
haddini gösteren 343 üncü madde de yapılan değişiklikle, Damga Vergisi ve Damga
Resmi için asgari ceza miktarı on liraya, diğer vergiler için yüz liraya
çıkarılmıştır(9)
Madde hükmüne göre, Damga Vergisi
ve Damga Resminde hesaplanan ceza on liranın altında ise, on liraya iblağ
edilerek kesilecektir. Diğer vergilerde ise, yüz lirayı bulmayan vergi cezaları
kesilmeyecek, sadece vergi aslının salınması ile yetinilecektir.
4. Kaçakçılığın Tarifi :
Vergi Usul Kanununun kaçakçılık
ile ilgili 344 üncü maddesinde yapılan değişiklik ile kaçakçılık sayılan fiiller
objektif ölçülere bağlanmak suretiyle yeniden tesbit edilmiştir.
Maddenin yeni şeklinde 9 bent
halinde sayılan bu fiillerden bir ila 6 numaralı bentlerde yer alan haller vergi
usul kanununun değişiklikten önceki 357 nci maddesinde hileli vergi suçu sayılan
fiillere tekabül etmektedir.
7 numaralı bentte belirtilen hal
ise, değişiklikten önceki 344 üncü maddenin 3 numaralı bendinde de kaçakçılık
sayılmıştı. Ancak, değişiklikten önceki hükümde götürü ve gerçek usulde
vergilendirilen ticari ve mesleki kazanç sahipleri arasında bir ayırım
yapılmamış ve zirai kazanç sahipleri bu bendin kapsamı dışında bırakılmıştı.
Yapılan değişiklik ile zirai kazanç sahipleri de kapsama alınmak suretiyle ticari, zirai veya mesleki
faaliyetin vergi dairesinin ittılaı dışında bırakılması sebebiyle kaçakçılık
cezası uygulanması, sadece gerçek usulde vergilendirilenlere inhisar ettirilmiş,
götürü ticari ve mesleki kazanç sahipleri ile götürü gider usulüne tabi
çiftçilerin aynı mahiyetteki fiillerinden doğacak vergi ziyaı için ise ağır
kusur cezası uygulanması öngörülmüştür.
8 numaralı bent hükmü,
değişiklikten önceki 1 numaralı bent hükmü ile paralellik arzetmektedir. Ancak,
evvelki hükümdeki 10.000 liralık ve 2.000 liralık hadler sırası ile 150.000 ve
30.000 liraya çıkanlmıştır. Ayrıca bu bende, vergi matrahının para birimi
dışındaki diğer birimlere göre tespiti halinde, mezkur hadlerin tayininde, bu
kanunun değerleme hükümlerine göre bulunacak tutarların
esas alınacağına dair bir fıkra hükmü ilave edilmiştir.(10)
1 ila 8 numaralı bentlerde yer
alan fiiller, kanunen kaçakçılığın objektif ölçüleri olarak kabul edildiğinden,
bu fıillerden herhangi biriyle vergi ziyaına sebep olunduğunun tesbiti halinde,
kasıt unsurunun varlığı aranmaksızın kaçakçılık cezası uygulanması
gerekmektedir.
Diğer yandan, maddeye eklenen 9
uncu bent hükmüyle, ilk 8 bentte sayılan hallerin hiç birine uymamakla beraber,
vergi ziyaına sebebiyet verilmesinde açık bir kasıt unsuru bulunduğunun tesbiti
halinde de kaçakçılık cezanın uygulanması öngörülmüştür.
Maddenin son fıkrasında ise, 1-6
numaralı bentlerde belirtilen hallerde, 8 numaralı bentte yer alan had ve
miktarların aranmıyacağı hükme bağlanmıştır.(11)
5. Kaçakçılıkta Ceza :
Kaçakçılıkta asgari ceza
hadlerini belirleyen 345 inci maddede yapılan değişiklik, evvelce 2500, 1000 ve
100 lira olarak tespit edilen hadlerin sırasiyle 50.000, 20.000 ve 10.000 lirayı
çıkarılmasından ibarettir.(12)
Diğer yandan, önceden olduğu gibi
hesaplanan kaçakçılık cezasının maddede belirtilen hadlerin altında kalması
halinde, mükellef grubuna göre belirtilen miktarlara tamamlanmak suretiyle
kesileceği tabiidir.
6. Ağır Kusurun Tarifi :
Vergi Usul Kanununun ceza
hükümlerinde yapılan önemli değişikliklerden birisi de, kaçakçılık ile kusur
fiilleri arasında ağır kusur fiilinin ihdas edilmiş olmasıdır.
Vergi Usul Kanununun 347 nci
maddeyi takiben eklenen "Ağır kusurun tarifi" başlıklı mükerrer 347 nci maddede,
ağır kusur sayılan fiiller kaçakçılıkta olduğu gibi objektif esaslara bağlanmak
suretiyle tesbit edilmiştir.
Maddenin 1 numaralı bendine göre,
miktar ve beyan edilen matrahın yüzdesi itibariyle belli bir haddi aşan matrah
farkının tesbiti halinde, fiil, ağır kusur sayılacaktır. Bu şekli ile bent hükmü
344 üncü maddenin 8 inci bent hükmüne paralellik göstermektedir. Ancak, miktar
itibariyle tespit edilen had kaçakçılık için tespit edilen haddin altında
kalmaktadır.
Kaçakçılık suçu ile ilgili
açıklamalar sırasında da değinildiği gibi maddenin 2 numaralı bendinde, götürü
ticaret ve götürü serbest meslek erbabının kazançları ile ilgili faaliyetlerini,
3 numaralı bendinde de götürü gider usulüne tabi çiftçilern zirai faaliyetlerini
vergi dairesinin ıttılaı dışında bırakmaları ağır kusur olarak kabul
edilmiştir.
Maddenin 4 üncü bent hükmüne
göre, gayrimenkul ve menkul sermaye iradı ile sair kazanç ve iratların vergi
dairesinin ıttılaı dışında bırakılması da ağır kusur fiili sayılacaktır.
Bilindiği gibi, bu tür gelir elde eden kimselerin önceden vergi dairesine,
bildirimde bulunmak mecburiyetleri olmayıp, vergi daireleri ile ilişkileri
beyannamelerinin tevdiinden sonra başlamaktadır. Bu nedenle, gayrimenkul ve
menkul sermaye iradı ile sair kazanç ve iratları dolayısıyle, beyanname verme
süresi ve ek süre geçtiği halde beyanname verilmemiş olması fiili ağır kusurun
objektif bir ölçüsü olarak kabul edilmiştir.
5 inci bentte ise, "Ticari, zirai
ve mesleki kazanç sahiplerinin, faaliyetlerini vergi dairesine bildirmekle
beraber, beyanname verme süresi ve ek süre geçtiği halde beyanname vermemeleri" hali ağır kusur fiili
sayılmıştır. Ancak, 344 üncü maddenin 8 inci bendinin üçüncü fıkrası hükmü
gereğince, 30 ncu maddenin 1 ve 2 nci bentlerinde yazılı sebeplerle yapılan
re'sen takdirlerde, takdir edilen matrahın yıllık beyannamelerde 150.000,
diğerlerinde 30.000 lirayı geçmesi halinde fiil için kaçakçılık cezası kesilmesi
gerekmektedir.(13)
Maddenin 6 numaralı bendinde de,
Emlak Alım Vergisi ve Gavrimenkul Kıymet Artışı Vergisi beyannamelerinin kanuni
ve ek süreler içinde verilmemiş olması hali ağır kusur fiili olarak kabul
edilmiştir.
7. Ağır Kusurda Ceza :
Yapılan değişiklikle 349 uncu
maddede ağır kusurda uygulanacağı vergi cezası belirtilmiş ve ağır kusurda ceza,
ziyaa uğratılan verginin bir katı olarak tesbit edilmiştir. Kusurda ceza ise,
mükerrer 349 uncu maddede % 50 nisbeti aynen muhafaza edilmek suretiyle yer
almıştır.
8. Usulsüzlük Dereceleri ve
Cezaları :
Vergi Usul Kanununun 352 nci
maddesinde yapılan değişiklikle, önceki metinde yer alan usulsüzlük fiilleri
esas itibariyle aynen muhafaza edilmiş, ancak bu fiiller dört yerine iki
derecede toplanmıştır.
Bu konuda yapılan diğer bir
değişiklik de kanuna bağlı usulsüzlük cezalarına ait cetvelin usulsüzlük
dereceleri, ceza tutarları ve ihtar hükümleri yönünden yeniden düzenlenmesidir.
Yapılan değişiklikle, usulsüzlük fiil ve cezaları 352 nci maddede yapılan
değişikliğe paralel olarak iki derecede toplanmış ve ceza miktarları
yükseltilmiştir. İhtar hükümlerinde ise, bu güne kadar tereddütlere yol açan
bazı hususların açıklığa kavuşturulmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır.
9. Özel Usulsüzlükler ve Cezalar
:
Özel usulsüzlük cezaları ile
ilgili değişiklikler madde sıralarına göre aşağıda açıklanmıştır.
a) Fatura ve benzeri evrak
vermeyen ve almayanlara uygulanacak özel usulsüzlük cezası ile ilgili 353 üncü
madde, yeni ihdas edilen belgeleri de kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Maddenin 1 inci bendinde yapılan
değişiklikler, serbest meslek makbuzu almayanların da cezaya muhatap tutulmasına
ve asgari ceza haddinin yükseltilmesine ilişkindir.
Maddenin 2 nci
bendinde,.perakende satış vesikaları ile taşıma irsaliyesi, sevk irsaliyesi,
yolcu listesi ve müşteri listesinin kullanılmaması, ayrıca irsaliye ve yolcu
listesinin taşıtta bulundurulmaması öıel usulsüzlük cezası ile cezalandırılması
gereken fiiller olarak kabul edilmiştir. Bu bentte yer alan belgelerle ilgili
"kullanmama" deyimi, bunların düzenlenmemiş olmalarını ifade
etmektedir.((14)
Maddenin 3 üncü bendinde de,
serbest meslek kazanç defteri ile yeni ihdas edilen günlük kasa defteri ve
günlük perakende satış ve hasılât defterlerinin iş yerinde bulundurulmaması veya
bu defterlere yazılması gereken işlemlerin günü gününe kayıt edilmemesi yahut
incelemeye yetkili olanlara ibraz edilmemesi halleri özel usulsüzlük fiilleri
arasında sayılmıştır.
4 üncü bentte ise, Vergi Usul
Kanununun 5 inci maddesinde yazılı esaslara göre levha asmayan mükelleflere her
tesbit için 5.000 lira özel usulsüzlük cezası kesileceği belirtilmiştir.
Diğer yandan, eski madde metninde
de yer alan, bu maddede yazılı usulsüzlükler sonucunda vergi ziyaı da meydana
geldiği takdirde, bu ziyaın gerektirdiği vergi cezalarının ayrıca kesileceği ve
bu cezalar hakkında 336 ncı madde hükmünün uygulanmayacağına dair hükme maddenin
son fıkrasında yer verilmiştir.
Bu arada, günlük kasa, günlük
perakende satış ve hasılat defterleri ile serbest meslek kazanç defterine
kaydedilmesi gereken işlemlerin günü gününe yazılmadığının tesbiti halinde
uygulancak ceza yönünden 352 nci maddenin I inci derecede usulsüzlükler
fıkrasının 6 numaralı bendinin mi, yoksa 353 üncü maddenin 3 numaralı bendinin
mi nazara alınacağı konusunda tereddütlerin bulunduğu anlaşıldığından bu konuda
aşağıdaki açıklamaların yapılmasında yarar görülmüştür.
Kayıt nizamına ilişkin usulsüzlük
cezasını belirleyen 352 nci maddenin söz konusu bend hükmü genel nitelikte bir
hüküm olup, 353 üncü maddenin 3 numaralı bendi ile kayıt zamanına ilişkin 219
uncu maddenin (c) bendi için özel bir hüküm vazedilmiş bulunduğundan, hakkında
özel hüküm bulunan hallerde, genel hükmün uygulanmaması gerektiği ilkesinden
hareketle "işlemlerin günü gününe deftere kayıt edilmemesi" fiili için 353 üncü
maddenin 3 numaralı bend hükmünün uygulanacağı tabiidir.
b) Veraset ve İntikal Vergisinde
kesilecek özel usulsüzlük cezalarına ilişkin 354 üncü madde kaldırılmıştır. Bu
durumda, Veraset ve İntikal Vergisine ilişkin usulsüzlüklerde, 342 ve 352 nci
maddelerle Usulsüzlük cezalarına ait cetvelin 2 numaralı ihtar hükümleri
gereğince işlem yapılması gerekmektedir.
c) Damga Vergisinde özel
usulsüzlük cezalarına ilişkin 355 inci maddede yapılan değişiklik ise, madde
metninin Damga Vergisi Kanunundaki deyimlere uygun hale getirilmesinden
ibarettir.
d) Bilgi vermekten çekinenler ile
257 nci madde hükmüne uymayanlar için vergi dairesince uygulanabilecek bir
müeyyideye kanunda yer verilmesi amacıyla Vergi Usul Kanununa 355 inci maddeyi
takiben mükerrer 355 inci madde eklenmiştir.
Bu madde hükmü gereğince, çekinme
sebebi olmaksızın bilgi vermeyenlerle 257 nci maddede yazılı görevleri yerine
getirmeyen mükellefler hakkında (Kamu İdare ve Müesseseleri hariç) girdikleri
mükellef grubu itibariyle 3 bent halinde gösterilen özel usulsüzlük cezalarından
birisi kesilecektir.
Maddenin son fıkrasında ise,
bilgi isteminde uyulacak esaslar belirtilmiştir.
B – Ceza Mahkemelerince
Yargılanacak Suçlar ve Cezaları :
2365 sayılı Kanunla ceza
mahkemelerinde yargılanacak suçlar ve cezalarına ilişkin maddelerde, önemli
değişiklikler yapılmıştır.
344 üncü madde ile ilgili
açıklamalarda da belirtildiği üzere, daha önce 357 nci maddenin 1 - 6 ncı
bentlerinde yer alan fiiller küçük değişikliklerle kaçakçılık sayılan fiiller
arasında alınmış ve bu değişikliğe ilişkin olarak müteakip maddelerde de gerekli
düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerle daha önce hileli vergi suçuna teşebbüs, hileli vergi
suçunda ceza ve hileli vergi suçuna teşebbüsün cezası başlıklı 358, 359 ve 360
ıncı maddeler başlıklarıyla birlikte kaçakçılığa teşebbüs, kaçakçılıkta hapis ve
meslekten men cezası ve kaçakçılığa teşebbüsün cezası olarak değiştirilmiş, bazı
maddelere ise yeni hükümler eklenmiştir. Bu konuda yapılan değişiklikler madde
sıralarına göre aşağıda açıklanmıştır.
1. Kaçakçılığa Teşebbüs :
Değişik 358 inci madde hükmüne
göre, 344 üncü maddenin 1-6 numaralı bentlerinde yazılı fiillerin veya bir hesap
dönemi içinde ayrı tarihlerde en az iki defa fatura, taşıma irsaliyesi, sevk
irsaliyesi, müstahsil makbuzu, gider pusulası veya serbest meslek makbuzu
düzenlememe fiillerinin verginin tarhı için kanunlarında belli edilen sürenin
girmesinden önce meydana çıkarılması ile vergi daireleri veya vergi incelemesi
yapanlarca vaki yazılı talebe rağmen servet beyanında bulunulmaması, bu
fiillerin vergi zıyaına mucip olup olmayacağına bakılmadan kaçakçılığa teşebbüs
suçu sayılmıştır.
Ayrıca, vergi levhası asma
mecburiyetine bir hesap dönemi içinde üç defa uyulmadığının tesbiti de
kaçakçılığa teşebbüs suçu sayılmıştır. Ancak, bu suçun oluşması için ikinci
tesbit tarihinden sonra en az 15 gün geçmiş olması gerekmektedir.
Kaçakçılığa teşebbüs suçunun
cezası ise, değişik 360 ıncı maddede, 1 aydan 1 yıla kadar hapis, bu kadar süre
ticaret, sanat ve meslek icrasından mahrumiyet ve hükmün ilanı olarak
belirtilmiştir.
2. Kaçakçılıkta Hapis ve
Meslekten Men Cezası :
359 uncu madde hükmünde eskiden hileli vergi suçunun
cezası olarak yer alan 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile bu kadar süre
ticaret, sanat ve meslek icrasından mahrumiyet ve hükmün ilanı hükümleri, 344 ve
357 nci maddede yapılan değişikliklere paralel olarak "Kaçakçılıkta hapis ve
meslekten men cezası" şekline dönüştürülmüştür.
344 üncü madde ile ilgili
açıklamalar sırasında da değinildiği gibi 357 nci madde hükmü kaldırılmış ve bu
maddede yer alan fiiller 344 üncü madde kapsamına alınmıştır.
Bu durumda, 344 üncü maddenin 1-6
numaralı bentlerinde sayılan fiillerle vergi ziyaına neden olunması halinde, 345
inci maddede öngörülen vergi cezası kesilmekle beraber, vergi ziyaına neden
olsun veya olmasın bu fiilleri işleyenler hakkında 359 uncu maddede belirtilen
cezaların da ayrıca uygulanması gerekmektedir.
3. Bilgi Vermekten Çekinenler ile
257 nci Madde Hükmüne Uymayanlar Hakkında Cezaya Hükmolunması :
Mükerrer 355 inci maddeye ilişkin
açıklamalar sırasında belirtildiği üzere, bilgi vermekten çekinenler ile 257 nci
madde hükmüne uymayanlar için (Kamu İdare ve Müesseseleri hariç) özel usulsüzlük
cezası kesileceği öngörülmüştür.
Aynı başlık altında yer alan 361
inci madde hükmünde ise, bilgi vermeme ve 257 nci madde hükmüne uymama fiilleri
için diğer bir cezai müeyyide olarak bazı şartlarla hapis cezası ve kamu idare
ve müesseselerinden istenilen bilgileri çekinme sebebi olmaksızın vermeyenler
ile kanunda yazılı bildirme mecburiyetini yerine getirmeyenlere de para cezası
hükmolunacağı belirtilmek suretiyle bilgi vermeme fiili ile ilgili cezalar ayrı
bölümlerde ve değişik iki ayrı maddede yer almıştır.
Değişik 361 inci madde, önce özel
usulsüzlük cezası kesileceği esasına göre düzenlenmiştir. Bilindiği gibi
değişiklikten önceki metinde, mahkemece evvela para cezasına hükmolunacağı, buna
rağmen mükellefiyetlerini yerine getirmeyenlere üç aya kadar hapis cezası
verileceği hükme bağlandığı halde; yapılan değişiklikte, daha önce vergi
dairesince özel usulsüzlük cezası kesilmiş olacağı dikkate alınarak, mahkemece
verilecek cezanın bir aydan üç aya kadar hapis cezası olması öngörülmüştür.
Kamu İdare ve müesseselerinde 148
ve 149 uncu maddeler gereğince istenilen bilgileri çekinme sebebi olmaksızın
vermeyenler ile 150 nci maddenin 1 - 3 numaralı bentlerinde yazılı olanlardan
bildirme mecburiyetine uymayanlar için ise, 2500 liraya kadar para cezasına
hükmolunabilecektir.
4 - Bazı Kaçakçılık Suçlarının
Cezalandırılmasında Usul :
Değişiklikten önce "Hileli vergi
suçlarının cezalandırılmasında usul" başlığını taşıyan 367 nci madde başlığı 357
ve 358 inci maddelerde yapılan değişiklik nedeniyle "Bazı kaçakçılık suçlarının
cezalandırılmasında usul" şeklinde değiştirilmiş ve madde metni de buna göre
yeniden düzenlenmiştir. Ayrıca, maddenin yeni şekline göre, Maliye Müfettişleri
ve Hesap Uzmanları ile bunların muavinlerince olduğu gibi Gelirler
Kontrolörlerince tespit edilecek olan kaçakçılık ve kaçakçılığa teşebbüs
suçlarının da doğrudan doğruya Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi
gerekmektedir.
C – Cezaların Ödenmesi ve
Kalkması :
1. Vergi Cezalarının Ödenme Zamanı :
368 inci maddenin değişiklikten
önceki 2 numaralı bendine göre, ihtilaflı vergi cezalarının, Temyiz Komisyonu
kesin kararının ilgiliye tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesi
gerekmekteydi. Bu defa anılan bentte yapılan değişiklik nedeniyle bu tür
cezaların, İtiraz Komisyonu kararı üzerine vergi dairesince düzenlenecek
ihbarnamenin ilgiliye tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesi
gerekecektir. Böylece, cezaların tahakkuk zamanı ile verginin tahakkuk
zamanı paralel hale
getirilerek aralarındaki çelişkili durum ortadan kalkmış
bulunmaktadır.(15)
Cezaya itiraz edilmemiş olması
halinde ise, maddede ödeme zamanına ait bir değişiklik söz konusu olmadığından,
eskiden olduğu gibi cezanın, itiraz süresinin bittiği tarihten başlanarak bir ay
içinde ödeneceği tabiidir.
2. Yanılma :
Değişiklikten önceki 369 uncu
maddede, yetkili makamların mükellefe yazı ile yanlış izahat vermiş olmaları
veya bir hükmün uygulanma tarzı hususunda yetkili makamların görüş ve kanaatini
değiştirmiş yahut bu hükme ait bir içtihatın değişmiş olması halinde, kusur ve
usulsüzlük sebebiyle ceza kesilmeyeceği hükme bağlanmıştı. Maddenin bu. tedvin
tarzından, belirtilen hallerde uygulanmayacak cezaların sadece kusur ve
usulsüzlükten ibaret olduğu, dolayısiyle kaçakçılık cezasının kesilebileceği
anlamı çıkmaktaydı. Bu konuya açıklık getirmek amacıyla anılan maddenin birinci
fıkrasında, "aşağıda yazılı hallerde vergi cezası kesilmez" şeklinde değişiklik
yapılmak suretiyle, yukarda belirtilen hallerde kusur ve usulsüzlükten başka
kaçakçılık ve vergi cezaları arasına yeni giren ağır kusur cezasının da
uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Ayrıca 1 numaralı bentte yapılan
değişiklik ile de yalnız "Mükellefin kendisine yazı ile yanlış izahat" verilmiş
olması yanılma kapsamına alınmış olduğundan, üçüncü şahısların bu hükümden
yararlanmaları imkanı ortadan kaldırılmış bulunmaktadır.
3. Pişmanlık ve İslah :
371 inci maddede yapılan
değişiklik ile kaçakçılık ve kusur cezaları ile hirlikte, yeni ihdas olunan ağır
kusur cezasının da pişmanlık hükmü kapsamına alınması sağlanmıştır ve hileli
vergi suçu kaldırılmış olduğundan, bu deyime madde metninde yer verilmemiştir.
Ayrıca, maddenin sonuna eklenen
bir fıkra hükmü gereğince, pişmanlık ve ıslah hükmünün Emlak Vergisinde
uygulanmaması öngörülmüştür.
4. Ceza Kesmede Zamanaşımı :
Ceza kesmede zamanaşımına ilişkin
374 üncü madde, ağır kusur cezasına da kapsayacak şekilde yeniden
düzenlenmiştir.
Yapılan bu düzenleme ile ağır
kusur cezasında zamanaşımı süresi beş yıl olarak belirlenmiş, ceza zamanaşımında
ceza nevileri itibariyle ayrıcalığı ortadan kaldırmak amacıyla kusur cezasında
ve maddede belirtilen özel usulsüzlük cezalarındaki zamanaşımı süresi de beş
yıla çıkarılmıştır.
Birinci bendin parantez içi
hükmüyle de, Takdir Komisyonuna başvurulması halinde, 114 üncü madde gereğince
vergi aslında olduğu gibi, ceza için de zamanaşımının durması sağlanmıştır.
Diğer yandan, ceza hükümlerinin
ve ceza kesmede zamanaşımı süresinin uygulanması bakımından, Ek geçici 1 ve 2
nci maddeler gereğince, fiilin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan hükümler
esas alınacaktır.
5. Vergi Cezalarında İndirim :
376 ncı maddede yapılan
değişiklikler, ağır kusur cezasının madde başlığı ve madde metnine dahil
edilmesine ve özel usulsüzlük cezalarında indirim uygulanmamasına ilişkin
bulunmaktadır.
XI – UZLAŞMA HÜKÜMLERİNDE YAPILAN
DEĞİŞİKLİK :
Yeni düzenlemelerde, Vergi Usul
Kanununda Ek 10 madde halinde yer alan uzlaşma hükümlerinin esaslarına ilişkin
bir değişiklik yapılmamıştır. Ancak, Uzlaşma komisyonları başlıklı Ek 3 üncü
maddenin sonuna bir fıkra eklenmek suretiyle, mahalli komisyonların miktar
itibariyle yetkilerini aşan vergi ve cezalarda uzlaşma yapmak üzere Maliye
Bakanlığına merkezi uzlaşma komisyonları kurma yetkisi
verilmiştir(16)
Merkezi Uzlaşma Komisyonlarına
ilişkin esaslar ayrıca tesbit ve ilan olunacaktır. Bu nedenle, yeni bir tebliğe
kadar, mahalli komisyonların, 134 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği
esaslarına göre uzlaşma uygulamalarını yürütmeye devam etmeleri gerekmektedir.
XII – VERGİ İHTİLAFLARINA İLİŞKİN
HÜKÜMLERDE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER :
1. İtirazın Tahsilata Tesiri :
389 uncu maddenin birinci
fıkrasında yapılan değişiklikle, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerinden
hesaplanan vergilere yapılan itirazların tahsilatı durdurmayacağı hükme
bağlanarak, ihtirazi kayıtla beyanname verme müessesesi disiplin altına
alınmıştır.(17)
2. Temyiz Edilemiyecek Kararlar
İtiraz Komisyonlarının her türlü
vergi, resim ve harçlarda miktar itibariyle kesin kararlarını belirleyen 392 nci
maddenin 3 numaralı bendindeki 500 liralık had yapılan değişiklikle 2500 liraya
yükseltilmiştir(18)
3. Danıştaya Başvurma :
Yapılan değişiklikle, miktar
itibariyle aleyhine Danıştay'da dava açılamıyacak Temyiz Komisyonu kesin
kararlarını belirleyen 406 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki otuz bin ve üç bin
liralık hadler, sırasiyle altmış bin ve on bin liraya
yükseltilmiştir.(***)
Tebliğ olunur.
(1)
VUK'nun 30'uncu
maddesinin birinci fıkrası 2791 sayılı kanunla değişikliğe uğramıştır. Yapılan
değişikliğin konusu 149 numaralı VUK'nu genel tebliğinde açıklanmıştır. Kısaca
değinmek gerekirse, inceleme elemanlarının raporlarının takdir komisyonuna
gönderilmesi işlemine son verilmiştir. (2) Madde 1.1.1981 tarihinden
geçerli olmak üzere 2686 sayılı kanunla değişikliğe uğramış ve ziraat makine ve
aletleriyle banka çiftçilerin zirai istihsal işlerinin yapılması karşılığında
alınan ücretler için de % 70 götürü gider emsali uygulanması
öngörülmüştür. (3)
2686 sayılı kanun
29.6.1982 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere arsalara ait asgari ölçüde
birim değerlerin tespiti sırasında ise vergi dairesi memurlarından biri yerine
tapu sicil muhafızı veya tevkil edeceği bir memur'un komisyonda yer almasını
öngörmüştür. (4)
Gelir vergisinde peşin ödemeyi saptayan özel komisyonlar 2686 sayılı kanunla
29.6.1982 tarihinden itibaren kaldırıldığı için açıklamaların uygulama olanağı
kalmamıştır. (5)
VUK'nun 92'nci
maddesi 2686 sayılı kanunla yeniden değişmiş ve ücretlere ilişkin asgari, azami
sınırlar kaldırılmıştır. (6) Fatura kesme zorunluluğuna ilişkin 1.000.– liralık sınır
devamlı değişmektedir. (7) VUK'nun 298'inci maddesi 2686 sayılı kanunla ve 29.6.1982
tarihinden itibaren geçerli olmak üzere değişikliğe uğramıştır. Maddede bulunan
"rayiç bedel" ibaresi çıkarılmıştır. (8) Gider yazılabilme haddi devamlı
değişmektedir. (9)
Asgari ceza miktarları devamlı değişmektedir. (10) 1.1.1983 tarihinde yürürlüğe
giren 2791 sayılı kanuna göre VUK'nun 344'üncü maddesinin 8'inci bendinde
sayılan hadleri on kat artırmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Aynı durum
VUK'nun mükerrer 347'nci maddesinde belirtilen 50.000 ve 10.000 liralık sınırlar
için de geçerlidir. (11)
2686 sayılı kanun VUK'nun 344 üncü maddesinin 7'nci bendinde bahsedilen
eylemlere hi bir had aranmaksızın kaçakçılık cezasının uygulanacağı madde
metnine dahil etmiştir. Değişiklik 29.6.1982 tarihinden itibaren yürürlüğe
girmiştir. (12)
Hadler sürekli
değişmektedir. (13)
Hadler değişmiştir. (14)
Ceza miktarı çeşitli Kanun değişiklikleri ile artırılmıştır. (15) İtiraz ve temyiz komisyonunun
işlevlerine 1982 yılında son verilmiş bunların yerine vergi mahkemeleri ile
bölge idare mahkemeleri kurulmuştur. Bu nedenle 368'inci maddenin metninde
değişiklik yapılmıştır. (16) 2791 sayılı kanunla 1.1.1983 tarihinden geçerli olmak
üzere Maliye Bakanlığına birden fazla muvazzaf ve gayrimuvazzaf komisyonlar
teşkil etme yetkisi verilmiştir. (17) 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu ile VUK'nun 389.
maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, 2577 sayılı Kanunun 27. maddesinde;
ihtirazi kayıtla verilen beyannamelerin tahsilatı durdurmayacağına ilişkin hüküm
yer almaktadır. (18)
Davaya itiraz ve
Danıştay'a başvurma koşulları 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda
belirtilmiştir
|