5432 sayılı Vergi
Usul Kanununun bazı maddeleri ile kanuna bağlı cetvelde değişiklik yapılmasına
ve bu kanuna bazı maddeler ve fıkralar eklenmesine dair olan 18/7/1951 tarihli
ve 5815 sayılı Kanun Resmî Gazete'nin 24/7/1951 tarihli nüshasında
yayınlanmıştır.
Bu kanunun tedvin sebebi ile Usul
Kanununun maddeleri üzerinde yapılan değişikliklerin sebep ve mahiyetleri,
Hükümet gerekçesinde "Umumi Gerekçe" ve "Maddelere ait gerekçe" başlıklı iki
kısımda izah edilmiş olmakla beraber, gerek Büyük Millet Meclisi Geçici
Komisyonunda, gerekse Kamutayda yapılan müzakereler sırasında kanunun bazı
maddeleri üzerinde değişiklik yapılmış olduğu cihetle tatbikatta herhangi bir
yanlışlığa ve tereddüde mahal verilmemek üzere yapılan bu değişiklikler de
nazara alınmak suretiyle maddelere taallûk eden izahatın yeniden tafsili lüzumlu
görülmüştür.
Sözü edilen kanunda ilk defa,
Vergi Usul Kanununun hükümleri tamamen değiştirilmiş olan maddeleri; bundan
sonra, yine Usul Kanununun bazı maddelerine eklenen fıkralar; mütaakıben de,
kanuna yeniden eklenmesine lüzum görülen hükümleri ihtiva eden maddeler yazılmak
suretiyle bir tertip şekli takip edilmiş olduğundan, bu husustaki izahat da bu
tertip şekline ve madde sıralarına göre verilmiştir.
I – Usul kanununun hükümleri
tamamen değiştirilen maddeleri
5815 sayılı Kanunun 1 inci
maddesiyle Vergi Usul Kanununun 314, 318, 324, 325, 332, 333, 346 ve 351 inci
maddeleri değiştirilmiş bulunmaktadır. Bu değişikliğin yapılmasını gerektiren
sebepler aşağıda sırasiyle izah edilmiştir.
1. (Muaddel madde 314) Bu
maddenin evvelki şekline göre, tüzelkişilerin idare ve tasfiyesinde vergi
kanununa aykırı hareketlerin cezasının tüzelkişiler adına kesilmesi
gerekmekteydi. Halbuki 5815 sayılı Kanunla, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre
zıyaa uğratılan verginin yüzde muayyen bir miktariyle veya misliyle ifade edilen
ve vergi zıyaı mevcut olmadığı takdirde de maktu şekilde tâyin olunan vergi
cezalarından başka, hapis cezası ve bu ceza müddeti kadar ticaret, sanat veya meslekten memnuiyet gibi
sadece gerçek kişiler hakkında tatbiki kabil cezalar da kabul edilmiş ve bu
vaziyette tüzelkişiler adına kesilecek cezanın ancak vergi dairelerince
kesilebilecek olan malî mahiyetteki vergi cezalarından ibaret olması icap
eylediğinden, maddenin birinci fıkrası buna göre tadil edilmiştir.
Bu itibarla mezkûr kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten sonra tüzelkişilerin idare ve tasfiyesinde ancak
Vergi Usul Kanununun dördüncü kitabının ikinci kısmının dördüncü bölümünde
yazılı suçlar dışında işlenmiş olan Vergi Kanununa aykırı hareketler için vergi
cezası kesilmesi lâzımgelir.
Bundan başka, Vergi Usul
Kanununun 10 uncu maddesinde, tüzelkişilerin kanunî temsilcilerinin kasıt veya
ihmallerinden dolayı vergilendirme ile ilgili ödevlerini yerine getirmemeleri
sebebiyle mükellefin varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi
alacaklarının kanunî temsilcilerinden alınabileceği hakkında bir hüküm mevcut
olduğu halde, aynı sebeplerle alınamayan vergi cezalarının kanunî
temsilcilerinden alınacağına dair ceza hükümleri arasında bir hüküm bulunmadığı
için bu maddeye mezkür maddedeki hükme mütenazır olarak ikinci bir fıkra
eklenmiş bulunmaktadır.
Binaenaleyh, bu fıkraya göre
tüzslkişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olarak üzerlerine düşen ödevlerin
kanunî temsilcilerin kasıt veya ihmalleri sebebiyle yerine getirilmemesi
yüzünden tüzelkişilerin varlıklarından tamamen veya kısmen tahsil edilemiyen
vergi cezalarının da, vergi ile birlikte bunların kanunî temsilcilerinden
aranması ve alınması icap eder.
2. (Muaddel madde 318) Fiil
ayrılığı halinde kesilecek cezalara mütedair olan bu maddenin değiştirilmezden
evvelki şekline göre, aynı takvim yılı içinde aynı neviden birden fazla
usulsüzlük yapıldığı takdirde bunların hepsi için tek bir ceza kesilmekte ve bu
cezaya usulsüzlüklerin birden fazlasının her biri için cezanın dörtte biri
eklenmekte idi.
Vergi Usul Kanununun 333 - 337
nci maddeleri mucibince usulsüzlük cezaları; gelir, kurumlar, esnaf, muamele,
istihlâk, nakliyat, bina ve arazi vergileri için maktu, veraset ve intikal,
hayvanlar vergileriyle damga resmi için özel usulsüzlükler namiyle nisbi olmak
üzere iki kısma ayrılmıştı.
Maktu olan usulsüzlük cezaları,
aynı nevi fiil dolayısiyle aynı miktarda kesileceği için bir takvim yılı içinde
birden fazla işlenen usulsüzlüklerde yukarki hükmün tatbiki mümkün idiyse de,
cezaları nisbi olarak tâyin edilen vergilerle ilgili usulsüzlüklerde, kanuna
aykırı fiiller aynı olmasına rağmen ceza miktarı daima değişebileceğinden bu
fiillere ait cezanın kesilmesinde, hangi fiile ait ceza miktarının esas
alınacağı ve dörtte bir nispetinde yapılacak eklemelerin hangi cezanın dörtte
birini teşkil edeceğinin tâyini mümkün olamamakta idi. Bu sebeple bu maddedeki
dörtte bir nispetinde kesilecek cezanın ancak 333 üncü maddede zikredilen
vergilere ait usulsüzlük cezalarına tatbik edileceği tasrih olunmuş ve aynı
takvim yılı içinde aynı neviden işlenen birden fazla usulsüzlüklerden dolayı
hesaplanacak cezanın toplamının o usulsüzlük nevi için kanunda gösterilen
cezanın iki katından fazla olamıyacağı hakkındaki hüküm de madde metninden
çıkarılmıştır.
Binaenaleyh, bundan sonra 333
üncü maddede yazılı vergilerle ilgili olarak aynı takvim yılı içinde aynı
neviden birden fazla işlenecek kanuna aykırı fiillerin birden fazlasının her
biri için birinci fiile ait cezanın dörtte biri kesilecek ve bu cezalar miktar
bakımından başka bir tahdide tabi tutulmıyacaktır. Meselâ, gelir ve muamele
vergilerine tabi ve sermayesi 100.000 liradan aşağı olan bir sınaî müessesenin
1951 yılı Ocak, Şubat ve Mart aylarına ait muamele vergisi beyannameleriyle 1951
yılı Mart ayı içinde verilmesi lâzımgelen 1950 takvim yılına ait yıllık gelir
vergisi beyannamesini, keza aynı müessesenin 1951 yılı Haziran, Temmuz, Ağustos
ayları içinde Gelir Vergisi Kanununun 80 inci maddesi mucibince yaptığı
ödemelerden tevkif ettiği gelir vergisine ait muhtasar beyannamelerini süresinin
sonundan başlayarak 15 gün içinde vermek suretiyle aynı takvim yılı içinde aynı
neviden 7 usulsüzlük işlediği tesbit olunsa, Vergi Usul Kanununun muaddel 333
üncü maddesine göre 2 nci derecede usulsüzlük sayılan bu fiillerin birincisi
için kanuna bağlı cetvel mucibince 50 lira ve ondan sonraki usulsüzlüklerin her
biri için de 12,5 liradan 75 lira ki ceman 125 lira usulsüzlük cezasının
kesilmesi icap eder.
Keza, aynı takvim yılı içinde
birden fazla kaçakçılık yapıldığı takdirde bunların hepsinin 325 inci maddede
yazılı en az cezanın hesaplanması bakımından bir fiil sayılacağı hakkındaki
hüküm de madde metninden çıkarılmış olduğu cihetle, bu kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten sonra işlenmiş olan ve kaçakçılık sayılan fiillere ait cezanın
hesaplanmasında, 325 inci madde mucibince cezanın en az miktarını tâyin
bakımından, bu hareketlerin bir fiil sayılması keyfiyeti de mevzuubahis
olmayacak ve kaçakçılığın her biri için kesilecek ceza miktarı, mezkûr maddede
yazılı en az ceza miktarından aşağı olmayacaktır. Meselâ, nakliyat vergisine
tabi birinci sınıf bir tüccarın nakleylediği eşyaya ait olarak bir takvim yılı
içinde müşterilerinden iki defada aldığı ceman 1000 lira nakliye ücretini
nakliyat vergisi defterine kaydetmemek ve bu vergiye ait aylık beyannamelere
ithal eylememek suretiyle noksan bildirimde bulunduğu tesbit edilse, ayrı ayrı
işlenmiş olan ve Usul Kanununun 5815 sayılı kanunla değiştirilen 324 üncü
maddesinin 1 numaralı fıkrasına göre kaçakçılık sayılan bu fiillerden her birisi
için kesilecek ceza miktarı, 325 inci madde mucibince, % 10 nispetindeki
nakliyat vergisinin 3 katı olan 300 liradan ibaret ise de, aynı maddenin 1
numaralı fıkrasına göre kaçakçılık cezası 2500 liradan aşağı olamıyacağı ve ayrı
ayrı yapılmış olan kaçakçılıktan dolayı ayrı ayrı ceza kesileceği için, iki
defada işlenen bu suçlardan dolayı 5000 lira ceza kesilecektir.
Bundan başka, 318 inci maddenin
değiştirilen birinci bendindeki aynı takvim yılı içinde aynı neviden işlenmiş
olan usulsüzlük cezalarına mütaallik olarak vazedilmiş bulunan hükümden maksadın
ne olduğunun tâyininde tereddüde mahal verilmemek üzere bir tarif yapılmış ve
maddenin ikinci bendini teşkil eden bu tarif çok vazıh olduğundan, bu hususta
ayrıca izahat verilmesine lüzum görülmemiştir.
3. (Muaddel madde 324)
Kaçakçılığın tarifine taallûk eden bu maddenin 5815 sayılı kanunla
değiştirilmezden evvelki şekline göre, mükellefin veya sorumlunun vergiyi
kaçırmak kasdı ile madde metninde 8 fıkra halinde tadat ve tâyin edilen fiilleri
işlemek suretiyle vergi ziyaına sebebiyet vermesi, kaçakçılık sayılmakta idi.
Değişik maddenin birinci bendine göre ise, mükellef veya sorumlu tarafından her ne suretle olursa
olsun kasten vergi ziyaına sebebiyet verilmesi, kaçakçılık sayılmıştır.
Bu yeni tarife göre, vergi
kanunlarına aykırılığı tesbit edilen bir fiile kaçakçılık cezasının
uygulanabilmesi için; mükellef veya sorumlunun,
A – Bu fiilî kasden yaptığının
anlaşılmış olması,
B – Bu fiil ile bir vergi ziyaına
sebebiyet verilmiş bulunması, lâzımdır. Vergi ziyaı, Vergi Usul Kanununun 321
inci maddesinde tarif olunmuş ve bu tabirin nevi ifade ettiği hakkında Vergi
Usul Kanunu ve İzahları adlı kitabın 493-494 üncü sahifelerinde gerekli
açıklamalarda bulunulmuştur.
Vergi kanunlarına aykırılığı
görülen fiilde kasıt unsurunun mevcut olup olmadığı keyfiyetine gelince; bunu
fiilin şekline, mahiyetine ve ika tarzına göre tâyin ve tespit etmek mümkündür.
Ancak vergi cezasını kesecek olan vergi dairelerinin yetkili memur ve âmirleri,
vergi zıyaının mevcut olduğunu tesbit ettikleri fiilde, mükellef veya sorumlunun
kasdi hareketinin mevcut olduğuna kanaat etmiş ve bu kanaatı teyit ve takviye
eden deliller ve vesikalar mevcut bulunmuş olsa dahi kaçakçılık cezasının
kesilebilmesi için kanunun 342 nci maddesi mucibince takdir komisyonundan karar
istihsal edilmesi meşrut bulunduğundan, olayın evvel emirde takdir komisyonuna
intikal ettirilerek kaçakçılık kararı alınması icap eder.
Bununla beraber, sözü edilen 324
üncü maddenin ikinci bendile bazı hallerde vergi zıyaına sebebiyet verilmiş
olması, kasıt aranmaksızın kaçakçılık sayılmıştır. Binaenaleyh madde metninde 4
fıkrada tadat ve tâyin edilmiş olan hallerde kasıt aranmayacak ve hâdisede
yalnız vergi zıyaının mevcut olduğu anlaşıldığı takdirde, kaçakçılık cezası
kesilecektir. Ancak Usul Kanununun 342 nci maddesi hükmü mutlak olduğundan, bu 4
fıkrada zikredilen hallerde de kaçakçılık cezasının kesilmesi için, takdir
komisyonundan karar alınacaktır. Kasıt aranmaksızın kaçakçılık sayılan haller ve
hususlar hakkında aşağıda bazı misaller verilmek suretiyle açıklamalarda
bulunulması faydalı görülmüştür.
a) Değişik 324 üncü maddenin 1
numaralı fıkrası mucibince, beyannamede noksan veya hakikata aykırı bildirmede
bulunulması suretiyle vergi zıyaına sebebiyet verilmesi hali, kasıt aranmaksızın
kaçakçılıktır.
Fıkranın açık ifadesinden de
anlaşılacağı üzere bu hüküm, beyana dayanan ve mükellef veya sorumlu tarafından
beyanname verilmek suretiyle tahakkuk ettirilen vergilere aittir. Beyana dayanan
bir vergi olmakla beraber bildirmeleri beyanname ile yapılmadığı için hayvanlar
vergisi bu fıkranın şümulü haricinde kalmakta ve fakat aynı maddenin 2 numaralı
fıkrası şümulüne girmektedir.
324 üncü maddenin 1 numaralı
fıkrasiyle beyana dayanan ve bildirmeleri beyanname ile yapılan vergiler için
beyannamede noksan veya hakikata aykırı bildirmede bulunulması hali, kasıt
aranmaksızın kaçakçılık sayıldığı halde beyanname verilmemiş olması keyfiyeti
meskût bırakılmıştır. Bunun sebebi, beyanname vermemek halinin kaçakçılık
sayılmamış olmasından değil, ancak bu halin mükellef veya sorumlunun kasdî bir
hareketinden tevellüt etmiş bulunup bulunmadığının tetkikına imkân bırakılmasının, kanun vazıınca iltizam
edilmiş olmasından ileri gelmektedir.
Binaenaleyh beyanname hiç
verilmemiş veya 322 nci maddede yazılı süreden sonra verilmiş olduğu takdirde
bunun kasden yapılmış olup olmadığı tetkik ve tesbit edilecek ve kasdın
mevcudiyeti anlaşılırsa takdir komisyonundan da karar alınmak suretiyle
kaçakçılık hükümleri tatbik olunacaktır. Aksi halde kusur cezasının
uygulanmasiyle iktifa edilecektir.
Ancak verilen bu izahat
dairesinde hareket olunabilmesi için değişik 324 üncü maddenin 3 üncü
fıkrasındaki mektum kalma halinin de mevcut olmaması lâzımdır. Aksi takdirde
bahsedilen 3 üncü fıkra mucibince yine kasıd aranmaksızın kaçakçılık cezası
uygulamak icap eder.
Sözü edilen 1 numaralı fıkranın
sonunda parentez içindeki ibare ile iki ayrı hüküm daha vazedilmiştir. Bunlardan
birinci hükme göre, mükellef veya sorumlunun beyanname vermekle beraber
beyannamesini boş olarak vermiş yani beyannamenin taallûk ettiği mükellefiyet
devresine ait ne matrah ne de vergi miktarı itibariyle hiç beyanda bulunmamış ve
yapılan inceleme neticesinde vergiye tabi bir matrah tesbit edilmiş olduğu
takdirde, beyan edilmiyen vergiden dolayı kesilecek ceza için de kasıt unsurunun
aranmasına lüzum ve mahal yoktur. Bu hükmün tesisiyle, mükellef veya sorumlunun
boş olarak verdiği beyannamenin, kaçakçılık hükümlerinin tatbikına mani
bulunduğu yolundaki iddia ve tereddütlere mahal verilmemesi maksadının istihdaf
edildiği şüphesizdir.
Parantez içindeki ikinci hükümle
ise, verilen beyannamelerin tetkiki neticesinde kanunun 30 uncu maddesinin 2 ve
3 numaralı fıkraları mucibince Vergi Usul Kanununa göre tutulması mecburi olan
defterlerin hepsi veya bir kısmının tutulmamış veya ibraz edilmemiş olması veya
defter kayıtları ve bu kayıtlarla ilgili vesikaların sıhhatlı bir vergi
incelemesinin yapılmasına, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tesbitine
imkân vermiyecek derecede noksan, usulsüz veya karşılık bulunması sebepleriyle
vergi matrahının resen takdirine lüzum görüldüğü ve takdir komisyonunca da
beyannamelerde bildirilen miktardan fazla bir matrah takdir edilmiş olması
haline bu fazla matrahın da, noksan beyan hükmünde olduğu ve binnetice 1
numaralı fıkraya göre hâdisenin kasıt aranmaksızın kaçakçılık sayılacağı kabul
edilmiştir.
b) Değişik 324 üncü maddenin 2
numaralı fıkrasiyle, beyana dayanmakla beraber, bildirimleri beyanname ile
yapılmıyan vergilendirmelerde, hiç beyanda bulunulmaması veya noksan veya
hakikata uymıyan beyanda bulunulması, kasıt aranmaksızın kaçakçılık sayılmıştır.
Binaenaleyh, mezkûr fıkraya göre
beyana dayanmakla beraber bildirimi beyanname ile yapılmayan vergilerde meselâ,
hayvanlar vergisi mevzuunda hayvan sahipleri tarafından hayvanlarının kayıt
defterlerine hiç kaydettirilmemiş veya noksan veya hakikata aykırı (Bilfarz,
koyunların merinos veya kıl keçilerin tiftik keçi) olarak kaydettirildiğinin
yoklama ile veya ihbar üzerine yapılan tetkikat neticesinde anlaşılmış olması
halinde de, kasıt aranmıyacak ve hâdise kaçakçılık sayılacaktır.
c) Değişik 324 üncü maddenin 3
numaralı fıkrasiyle "vergilendirme dönemi geçtiği halde iş ve teşebbüsün veya
beyan esasına dayanan vergilerde muaflıktan mükellefiyete intikal hallerinin
vergi dairesinin ittılaı haricinde bırakılması" halleri de, kasıt aranmaksızın
kaçakçılık sayılmıştır.
Bu fıkrada mevzuubahis olan
vergilendirme döneminin ne olduğu hakkında gelir (Madde 95), kurumlar (Madde
28), esnaf (Madde 11, 24) vergileri kanunlarında sarih hükümler var ise de Usul
Kanununun şümulüne giren diğer vergi kanunlarında böyle açık bir hüküm mevcut
değildir. Bu itibarla vergilendirme dönemi hakkında kanunlarında özel hüküm
bulunmıyan vergi ve resimlerde bu fıkra hükmünün şu suretle tatbiki icap eder.
aa) Muamele vergisinde : Muamele
Vergisi Kanununun 23 ve 68 inci maddeleri mucibince sınaî müesseseler bir ay
içindeki teslimatını, banka ve bankerlerle sigorta şirketleri bir ay içinde
vergiye tabi muameleleri dolayısiyle aldıkları paraların nevi ve miktariyle
bunlar üzerinde alınacak vergi miktarını ertesi ayın 15 inci günü akşamına kadar
bir beyanname ile bağlı oldukları varidat (vergi) dairesine bildirmeğe mecbur
oldukları cihetle, bu vergide vergilendirme döneminin, sınaî müesseseler için
teslimatın yapıldığı, banka ve bankerlerle sigorta şirketleri için vergiye tabi
muamelelerden aldıkları paraların, alındığı ay olarak kabul edilmesi lâzımgelir.
Ancak bu müesseseler için vergi mevzuuna giren bu iş ve teşebbüslerin vergi
dairesine bildirilmesi hususunda vaz edilmiş hüküm ve mecburiyet, Vergi Usul
Kanununun 943, 159 ve 160 ıncı maddelerine göre, işe başlamanın bir ay içinde
yazı ile bildirilmesinden ibaret bulunduğundan, Muamele Vergisi Kanununun
yukarda zikredilen 23 ve 68 inci maddeleri mucibince teslimatın veya vergiye
tabi muamelelerden alınan paraların alındığı ay hitam bulduğu ve işe başlama
tarihinden itibaren bir ay geçtiği halde bu iş ve teşebbüs hakkında mükellef
tarafından vergi dairesine bildirmede bulunulmadığı ve bu müddet zarfında
keyfiyete gerek yoklama gerekse sair suretlerle yapılan incelemelerde vergi
dairesince de ittila hâsıl edilmediği takdirde olaya bu fıkra hükmünün
uygulanması gerekir.
bb) Nakliyat ve dahilî istihlâk
vergileriyle damga resminde : Bu vergilerde de olay, muamele vergisindeki olayın
aynıdır. Çünkü 472 sayılı Nakliyat Vergisi Kanununa ek 2030 sayılı kanunun 1
inci maddesi mucibince nakliyat müesseseleri tarafından bir ay zarfında tahsil
olunacak nakliyat resminin o ay nihayetinden itibaren 45 gün içinde (Devlet
Demiryolları ve Denizyolları için bu müddet 75 gündür.) malsandığına teslim
edilmesi lâzım gelmektedir.
Keza 1718 sayılı Dahilî İstihlâk
Vergisi Kanununun 6 ncı maddesi mucibince, istihlâk vergisine tabi şeker ve
glikozla dâhilde istihsal edilen ham petrol ve sair mayi madenî mahrukatın
vergileri, bu maddelerin fabrika ve imalâthanelerle depolardan satıldığı anda
tahakkuk etmekte ve müstahsil de bir aylık satışına ait vergileri ertesi ayın 15
ine kadar vergi dairesine tediyeye mecbur bulunmaktadır.
Yine 1324 sayılı Damga Resmî
Kanununun 24 ve 39 uncu maddelerinde, sigorta şirketlerinin tahakkuk
ettirdikleri damga resminin malsandıklarına teslim müddeti taallûk ettiği ayı
takip eden ayın 15 inci günü ve nakliyat müesseselerinin ise tahsilâtın vuku
bulduğu ayı takip eden ayın birinci gününden başlamak üzere Devlet Demiryolları
ve Devlet Denizyolları haricindeki gerçek ve tüzel kişiler ve müesseseler için
45 gün olduğu tasrih edilmiştir.
Bu itibarla gerek nakliyat ve
dâhilî istihlâk vergilerinde gerekse sigorta şirketleri ve nakliyat müesseseleri
tarafından tahakkuk ettirilerek tahsil olunan damga resminde vergilendirme
dönemi, bu vergileri tahsile ve malsandığına yatırmağa mecbur olan müesseselerce
tahsilâtın yapıldığı birer aylık devrelerden ibaret bulunduğundan bu vergiler
hakkında da yukarda muamele vergisine dair verilen izahata göre işlem yapılması
icap eder.
Vergilendirme dönemi geçtiği
halde iş ve teşebbüsün vergi dairesinin ittilâı haricinde bırakılmış olması
sebebiyle bu fıkra hükmüne göre ceza uygulanırken dikkat edilecek noktalardan
birisi de, kesilecek cezanın, mükellefin vergi mevzuuna giren iş ve teşebbüse
başladığı tarihten bu iş ve teşebbüsü bildirdiği veya her hangi bir suretle
vergi dairesince ittilâ hâsıl edildiği ve vergilendirme dönemine takaddüm eden
dönem veya dönemlere taallûk eden vergilere tatbik edilmesi keyfiyetidir. Bu
itibarla mükellef tarafından bahsedilen bildirimin yapıldığı veya vergi
dairesince haber almanın rastladığı dönem ile mütaakıp dönemler için böyle bir
ceza tatbikı mevzuubahis olmadığı gözönünde tutulmalıdır.
Bundan başka 3 numaralı fıkranın
sonunda parantez içinde yazılı hükme göre, kazançları götürü olarak tesbit
edilen serbest meslek erbabı ile sabit işyeri olan esnaf hakkında bu fıkra
hükmünün uygulanması için, mükellefin vergi mevzuuna giren iş ve teşebbüsünün,
vergilendirme dönemi değil, tarh zamanı geçtiği halde vergi dairesinin ittilâı
haricinde bırakılmış olması icap etmektedir.
Bilindiği üzere kazançları götürü
olarak tesbit edilen serbest meslek erbabının tarh zamanı, Gelir Vergisi
Kanununun 96 ncı maddesinin 3 numaralı fıkrası ve sabit işyeri olan esnafın tarh
zamanı da, Esnaf Vergisi Kanununun 10 ve 11 inci maddeleri mucibince, her bütçe
yılının ilk ayı olup bu maddelere göre mükelleflerin geçmiş takvim yılına ait
vergilerinin mütaakıp bütçe yılının ilk ayı içinde tarhı icap eder. Binaenaleyh
sözü edilen mükellefler, vergi mevzuunda bulunan iş ve teşebbüslerini, Vergi
Usul Kanununun 159 uncu maddesi ile tâyin edilen süre içinde bildirmedikleri
gibi bu müddetin geçmesinden sonra yukarda zikredildiği veçhile bu iş ve
teşebbüsün yapıldığı takvim yılını takip eden bütçe yılının ilk ayı sonuna kadar
da bildirmedikleri veya bu müddet içinde vergi dairesince her hangi bir suretle
keyfiyete ittilâ hâsıl edilmediği takdirde haklarında 324 üncü maddenin 3
numaralı fıkrası hükmünün uygulanması yani kasıt aranmaksızın kaçakçılık
cezasının tatbiki gerekir.
324 üncü maddenin 3 numaralı
fıkrasındaki "iş ve teşebbüs" tabirinden, mükelleflerin ticarî ve meslekî iş ve
teşebbüslerinin anlaşılması lâzım gelir. Binaenaleyh bina, arazi, hayvanlar,
veraset ve intikal vergileri ile gelir vergisinde ticarî ve meslekî olmıyan
işler haricinde temin edilen iratlarda, bir iş ve teşebbüs mahiyeti mevcut
bulunmadığından, bu vergiler ve iratlarla ilgili mükellefiyetlerin vergi
dairesinin ittilâı haricinde bırakılması halinde, bu fıkra hükmünün tatbikına
mahal ve imkân yoktur.
d) Değişik 324 üncü maddenin 4
numaralı fıkrası hükmüne gelince: Bilindiği üzere gelir vergisinde en az geçim
indiriminden faydalanmak istiyenler Vergi Usul Kanununun 231 ve 233 üncü
maddeleri mucibince vergi karnesi almağa mecbur olup, medenî hal ve aile durumu
hakkında vergi karnesine yazılmış olan bilgilerin ve bunlarda vâkı olan
değişikliklerin mükellefin ikâmet ettiği veya çalıştığı mahallenin muhtarına
tasdik ettirilmesi gerekmekte ve aynı kanunun 234 üncü maddesine göre de vergi
karnelerine yazdıkları bilgilerin doğruluğundan mükellefler; iş verenler
tarafından bu karnelere ilâve olunan kayıtlardan da iş verenler sorumlu
bulunmaktadırlar.
Usul Kanununun vergi cezasına
taallûk eden hükümleri muvacehesinde bu sorumluluğun müeyyidesi olarak, vergi
zıyaı halinde ilgililere ancak kusur cezasının kesilmesi icap etmekte ise de
tatbikatta bu müeyyidenin kifayetsizliği anlaşılmış ve bu sebeple sözü edilen 4
numaralı fıkra ile şahsî, medenî haller veya aile durumu hakkında gerçeğe
uymıyan şekilde tanzim edilmiş vesikadan faydalanmak suretiyle vergi zıyaına
sebebiyet verilmesi keyfiyeti, kasıt aranmaksızın kaçakçılık sayılan fiiller
arasına ithal edilerek bu hususta daha müessir cezai müeyyide vazedilmiştir.
Ancak gelir vergisinde en az
geçim indiriminin tatbiki mevzusunda mükellefler; medenî hallerini veya aile
durumlarını tevsik bakımından çeşitli muamelelere tabi olup yukarda bahsedildiği
üzere bu indirimden faydalanmak isteyenler, esas itibariyle Usul Kanununun 231
inci maddesinin 3 numaralı fıkrasına göre vergi karnesi almağa mecbur
bulunmakta, mezkûr maddenin müteakıp fıkralarında tadat edilmiş olan
müesseselerin kadro dâhili memurları ise, karne yerine Bakanlıkça tertip ve
tabettirilen bir soru kâğıdını imlâ ve imza eylemek ve Gelir Vergisi Kanunu
mucibince yılllık beyanname verenler de, aile durumlarını yıllık beyannamede
göstermek suretiyle bu durumlarını tevsik etmektedirler.
Binaenaleyh, gerek vergi karnesi
gerekse bahsedilen şekilde soru kâğıdı veya yıllık beyanname ile şahsî, medenî
hallerini veya aile durumlarını tevsik etmiş olanların ibraz edecekleri bu
vesikalar gerçeğe uymayan şekilde tanzim edilmiş ve bundan faydalanmak suretiyle
vergi zıyaına sebebiyet verilmiş bulunulduğu takdirde bu kimselerin bir kısmı
hizmet erbabı vaziyetinde olsa dahi noksan alınan vergi ve bu vergi dolayısiyle
325 inci madde mucibince kesilecek kaçakçılık cezasının sözü geçen 4 numaralı
fıkra hükmüne göre bu vesikalardan faydalananlar adlarına kesilmesi ve bu yanlış
vesikalara müsteniden noksan vergi tevkifatı yapmış olan iş verenlere, bu
bahiste malî bir mesuliyet tevcih edilmemesi icap eder.
4. (Muaddel madde 325) Kaçakçılık
halinde kesilecek ceza miktarına taallük eden bu madde ile kaçakçılık cezası,
evvelce olduğu gibi kaçırılan verginin üç katı olarak tâyin edilmiştir. Ancak bu
maddenin değişmezden evvelki şekline göre, vukuu tesbit edilen kaçakçılığın,
mükelleflerin ticarî ve meslekî işlerinden dolayı tabi oldukları veya sorumlusu
bulundukları vergilere taalluk etmesi halinde kesilecek olan üç kat
tutarındaki ceza, birinci
sınıf tüccarlar için 500, ikinci sınıf tüccarlarla serbest meslek erbabı için
250 ve diğer mükellefler için 50 liradan az olduğu takdirde bu miktarlara iblâğ
edilir ve ticarî ve meslekî işlerle ilgili olmıyan vergilerde ise en az ceza
mevzuu bahis olmaksızın yalnız kaçırılan verginin üç katı tutarında ceza
kesilmekle iktifa olunurdu.
5815 sayılı Kanunla, bu madde ile
mevzuu hükümler hem kaçakçılık cezasının en az miktarı, hem de en az cezanın
uygulanacağı vergiler bakımından değiştirilmiş bulunmaktadır.
Değiştirilen bu hükümlere göre,
ticarî ve meslekî işlere taallûk etsin etmesin veraset ve intikal vergisiyle
hayvanlar vergisi hariç olmak üzere, Usul Kanununun şümulüne giren bütün
vergilerde tesbit edilecek kaçakçılıklar için ceza kesilmesi gerektiği ve zıyaa
uğratılan verginin üç katı tutarında hesap edilecek olan bu cezanın miktarı;
1. Birinci sınıf tüccarlarla
serbest meslek erbabı için 2500,
2. İkinci sınıf tüccarlar için
1000,
3. Yukarıdaki 1 ve 2 numaralı
fıkralar dışında kalan
mükellef ve sorumlular için 100,
Liradan az olduğu takdirde, bu
miktarlara iblâğ edilecektir.
Ancak değişik 325 inci maddenin
ikinci bendinde parantez içindeki hükümle veraset ve intikal vergisiyle
hayvanlar vergisi en az ceza miktarını tâyin bakımından vazedilen hükümden hariç
bırakıldıkları için bu iki nevi vergi ile ilgili olarak kesilecek kaçakçılık
cezaları kaçırılan verginin yalnız üç katından ibaret olacaktır.
Bundan başka aynı maddenin 1
numaralı fıkrasında parantez içinde yazılı hükümlere göre, kazançları götürü
olarak tesbit edilen serbest meslek erbabı bu fıkra hükmünden hariç tutulduğu
için bu nevi mükellefler adına kaçakçılık dolayısiyle kesilecek olan gelir
vergisi cezası, aynı maddenin 3 numaralı fıkrası mucibince 100 liradan az
olmıyacaktır.
Usul Kanununun 168 inci
maddesinin 5 numaralı fıkrası gereğince işletme hesabına göre defter tutmalarına
Bakanlıkça muvafakat edilen kurumların kaçakçılıktan mütevellit en az ceza
miktarı ise 2500 liradan aşağı olmıyacaktır.
Kaçakçılıkta en az ceza miktarını
tâyin eden 325 inci maddenin 1 ve 2 numaralı fıkralarında yazılı ceza
miktarları, bu fıkralara dâhil tüccarlarla serbest meslek erbabının gerek
mükellefi gerekse vergi sorumlusu durumunda bulundukları vergiler dolayısiyle
uygulanacak bütün cezalara şamil olduğundan, bu maddenin 3 numaralı fıkrasına
göre ceza kesilirken bu cihetin gözönünde bulundurulması ve mezkûr fıkra
hükmünün, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla beyan esasında vergilendirilen
serbest meslek erbabı dışında kalan mükellef ve vergi sorumluları hakkında
uygulanması icabeder.
5. (Muaddel madde 332) Vergi Usul
Kanununun 332 nci maddesinde, "usulsüzlük, vergi zıyaına sebebiyet verilmeksizin
vergi kanunlarına aykırı harekette bulunulmasıdır." şeklinde tarif edilmişti.
5815 sayılı Kanunun gerekçesinde de açıklandığı üzere usulsüzlük, vergi zıyaı
olan hallerde de vâkı olabilen ve cezalandırılması gereken bir fiildir. Meselâ,
vergi beyannamelerinin verilmemiş olması, sözü edilen kanunun 333 üncü maddesine
göre, usulsüzlük cezasının kesilmesini istilzam eder. Şayet mükellef bu beyannameyi vergi mevzuuna giren
bir kazanç veya iradı veya taallûk ettiği vergi nevine göre yine vergi mevzuuna
giren bir muamele veya teslimatı mevcut olduğu halde vermemişse, bu vaziyette
beyanname vermemekle aynı zamanda vergi zıyaına da sebebiyet vermiş olduğundan,
317 nci madde hükmü de nazara alınmak suretiyle, zıya keyfiyetinin vukuu şekline
ve mahiyetine göre usulsüzlük cezasından başka kaçakçılık veya kusur cezalarının
da tatbiki icabeylediğinden, bu gibi hallerde bu madde hükmünün işleyebilmesi ve
tatbikatta iltibas ve tereddütlere mahal verilmemesi için sözü edilen kanunla
mezkûr madde değiştirilmiş ve "vergi zıyaına sebebiyet verilmeksizin" ibaresi
metinden çıkarılmak suretiyle madde daha vazıh bir hale getirilmiştir.
Binaenaleyh Usul Kanununun 333
üncü maddesinde dört dereceye ayrılmak suretiyle bu derecelerin muhtelif
fıkralarında tadat ve tâyin edilen ve vergi kanunlarının şekle ve usule
mütaallik hükümlerine riayet edilmemek suretiyle vukua getirilmiş olan
usulsüzlüklerle, aynı zamanda bir vergi zıyaına da sebebiyet verilmişse, 332 nci
maddenin değişik şeklindeki tarif veçhile bu usulsüzlükler için kanuna bağlı
cetvele göre usulsüzlük cezası ve zıyaa uğratılan vergi nispetinde de kaçakçılık
veya kusur cezaları uygulanacak, yalnız bu suçlar tek fiil ile işlenmiş olduğu
için 317 nci madde hükmü nazara alınarak bu cezalardan en ağırı miktar
itibariyle en fazlası kesilecektir.
6. (Muaddel madde 333) 5815
sayılı Kanunla bu maddede yapılan değişiklik, maddenin birinci bendinin sonuna
bir fıkra ilâvesinden ve II nci derecenin I, IV üncü derecenin 2 numaralı
fıkralarında yazılı usulsüzlüklerin derece sıralarının değiştirilmiş olmasından
ibarettir.
Maddenin birinci bendinin sonuna
eklenen fıkraya göre, usulsüzlük fiilî resen takdiri gerektirirse, kanuna bağlı
cetvelde yazılı cezalar iki kat olarak kesilecektir. Bilindiği üzere 333 üncü
maddede yazılı usulsüzlük fiillerinden bir kısmı ve maddenin değişik şekline
göre I inci derece usulsüzlük sayılan fiiller, Usul Kanununun 30 uncu maddesi
mucibince resen takdiri gerektiren fiillerdendir. Bu itibarla bu nevi fiillere
ait usulsüzlük cezalarının cetvelde yazılı miktarın iki katında kesilmesi ve bu
fiillerle bir vergi zıyaına da sebebiyet verilmişse, bu zıya dolayısiyle
kaçakçılık veya kusur cezaları kesilirken, 317 nci maddeye göre en ağır cezanın
tâyini bakımından yapılacak mukayesede, bu iki kat cezanın nazara alınması
icabeder.
Ancak sözü edilen 5815 sayılı
Kanun, yayımlandığı tarihten bir ay sonra yani 24/8/1951 tarihinde yürürlüğe
girdiği cihetle gerek bu maddenin birinci bendine eklenen fıkra mucibince iki
kat olarak kesilecek usulsüzlük cezasının, gerekse bu kanunla derece sıraları
değiştirilmiş olan usulsüzlükler için dâhil oldukları yeni derecelere göre
kesilecek cezanın mezkûr tarihten sonra işlenecek usulsüzlüklere tatbikının
gözönünde tutulması lâzımdır.
7. (Muaddel madde 346) kaçakçılık
dışındaki vergi suçlarından ceza kesilmiyecek yanılmalara taallûk eden bu
maddenin 5815 sayılı Kanunla değişmezden evvelki 3 ve 4 numaralı fıkralarına
göre ikinci sınıf tüccarlarla esnaftan bilgi seviyesi düşük olması sebebiyle
kanun hükümlerini veya bunları uygulamasını bilmiyenlerin veya müphem ve yoruma
mütehammil bulunan hususlarda mükelleflerin yanılmış olmaları halinde
vergi cezası kesilmemekte
idi.
Kanunun gerekçesinde de
açıklandığı üzere, bahsedilen haller, tâyin ve teşhisi müşkül ve hükmü
uygulayacak kimselerin kanaat ve takdirlerine dayanarak çeşitli tatbikatta
bulunmalarına sebebiyet verecek ve aynı zamanda mükelleflerin de mücerret
iddialarına mesnet teskil edecek mahiyette bulunduğu gibi, esasen Usul Kanununun
390 ıncı maddesinde, mükelleflerin Maliye Bakanlığından veya Maliye Bakanlığının
bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulaması
bakımından müphem ve tereddüdü mucip gördükleri hususlar hakkında izahat
isteyebilecekleri, yetkili makamların yazı ile istenecek bu izahatı en kısa bir
zamanda cevaplamak mecburiyetinde oldukları ve alacakları cevaplara göre hareket
eden mükelleflerin cezayı müstelzim muameleleri hakkında bu kanunun yanılma
hükmünün uygulanacağı tasrih edilmiş ve mükelleflerin izahat istemeye lüzum
görmedikleri hususlarda müphem ve yoruma mütehammil bir durumun mevcudiyetinin
de mevzubahis olmaması tabii bulunduğundan, bu iki fıkra madde metninden
çıkarılmıştır.
Maddenin birinci bendindeki
değişiklik ise, bir ifade değişikliğinden ibaret olduğundan, bu hususta
açıklamayı gerektiren bir cihet görülmemiştir.
8. (Muaddel madde 351 ) Ceza
kesmede zamanaşımını tâyin eden bu maddenin değişmezden evvelki şekline (1 ve 2
numaralı fıkralar) göre kaçakçılık veya kusur cezaları, cezanın bağlı olduğu
vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden
başlayarak 5 ve 3 yıl, usulsüzlük cezaları ise, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci
gününden başlayarak 2 yıl içinde kesilebilirdi.
Kaçakçılık ile kusur cezalarını
müstelzim fiiller, tatbikatta ekseriyetle aradan bir kaç yıl geçtikten sonra
ihbar vesair suretlerle meydana çıkmakta ve bu fiillerin usulsüzlük ile
birleşmesi ve miktar itibariyle en ağır cezayı usulsüzlük cezası teşkil etmesi
halinde, 317 nci madde hükmü muvacehesinde kaçakçılık veya kusur cezaları
kesilemiyeceği gibi usulsüzlük cezasının da 2 yıldan ibaret bulunan tarh
zamanaşımı süresinin geçmesi sebebiyle kesilmesine imkân olmadığından, tek
fiille işlenen çeşitli suçlara munhasır olmak üzere usulsüzlük cezasının
kesilmesi gereken hallerde bu cezanın birlikte işlenilen kaçakçılık veya kusurun
tabi bulunduğu zamanaşımı süresine tabi olması kanun vazıınca uygun görülmüş ve
mezkûr madde bu sebeple tadil edilmiştir.
Binaenaleyh, 5815 sayılı Kanunun
yürürlüğe girdiği 24/8/1951 tarihinden sonra cezayı istilzam eden tek bir fiille
kaçakçılık ve usulsüzlük birlikte işlenilmiş ve usulsüzlüğe ait ceza kaçakçılığa
ait cezadan miktar itibariyle daha fazla bulunmuş olursa bu usulsüzlük
cezasının, cezanın bağlı bulunduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip
eden yılın birinci gününden başlayarak 5 yıl ve küsur ile usulsüzlüğün
birleşmesi halindede 3 yıl içinde kesilmesi icabeder.
Kaçakçılık veya kusur ile
birleşmiyen usulsüzlüklere ait cezanın zamanaşımı süresinin ise, evvelce olduğu
gibi mezkûr maddenin 2 numaralı fıkrasına göre hesap ve tâyini lâzım gelir.
II – Usul Kanununun bazı bent
ve fıkraları değiştirilen maddeleri
5815 sayılı Kanunun 2, 3, 4 üncü
maddeleriyle Vergi Usul Kanununun 336, 337, 338 inci maddelerinin bazı bent ve
fıkralarında da değişiklik yapılmış olup bunların sebep ve mahiyetleri aşağıda
izah edilmiştir.
9. (Madde 336 muaddel a bendi) Damga resmi mevzuuna giren
kâğıtlarla ilânlara yapıştırılan pullar, Damga Resmî Kanununun belli ettiği
şekilde iptal edilmediği takdirde kesilmesi gereken cezaları ve bundan istisna
edilen kâğıt ve ilânları tadat ve tâyin eden bu maddenin (a) işaretli bendinin
değişmezden evvelki şelkine göre, resmî daireler veya noterlerce tanzim ve
tasdik edilmiş olan kâğıtlara yapıştırılan pulların, Damga Resmî Kanununun belli
ettiği şekilde iptal edilmemiş olması halinde ceza kesilmesi mümkün değildi. Bu
bendin ikinci fıkrasındaki istisnai hükmün vazından maksat, fıkrada adları
zikredilen daire ve müesseselerin, kendilerine gönderilen veya ibraz edilen
kâğıtlara yapıştırılan pulları iptal etmek yetkilerinin mevcut olmasından ve bu
gibi pulları iptal edilmemiş kâğıtların pullarını iptal etmeden muameleye
koyanlara Usul Kanununun mütaakıp 337 nci maddesinin 1 numaralı bendiyle beher
kâğıt için elli kuruştan ibaret maktu usulsüzlük cezasının kesilmesi yolunda
ayrı bir hüküm vaz edilmiş bulunmasından ileri gelmişti. Ancak ibraz ve tevdi
edilen kâğıtlara ait pulların iptali için kendilerine yetki verilmiş olanlardan
resmî dairelerle noterlerin bizzat tazmin ve tasdik ettikleri kâğıtlar
dolayısiyle kabul edilmiş olan bu istisnai hükmün devam ettirilmesi uygun
görülmemiş ve bu sebeple sözü edilen ikinci fıkradaki " . . . . . veya resmî
daireler veya noterlerce tanzim ve tasdik edilmiş olan" ibaresi madde metninden
çıkarılmıştır.
Bu itibarla, sözü edilen kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten sonra resmî daireler veya noterlerce tanzim ve tasdik
edilmiş olan kâğıtlara yapıştırılan pulların kanunun belli ettiği şekilde iptal
edilmediği görüldüğü takdirde (Damga Resmi Kanununun 11 inci maddesinin 38 inci
fıkrasındaki evrak hariç) 336 ncı maddenin (a) işaretli bendinin birinci fıkrası
mucibince iptal edilmemiş olan pulların kıymeti üzerinden maktu resimlerde % 50
ve nispî resimlerde % 10 vergi cezası kesilmekle beraber bu kâğıtların, tanzim
ve tasdik eden resmî daire ve noterden başka 337 nci maddenin 1 numaralı
bendinde yazılı daire, noter veya müesseselere ibraz ve tevdii halinde üzerine
yapıştırılan pullar iptal edilmeden muameleye konduğu takdirde muameleye
koyanlar adına da mezkür madde hükmüne göre ayrıca her kâğıt için 50 kuruş
usulsüzlük cezası kesilmesi icabeder.
10. (Madde 337 muaddel bent 4) Vergi Usul Kanununun 230 uncu
maddesinin ikinci bendi ile damga resmi mükelleflerine, bu resme ait kanunda
saklanacağı beyan olunan kâğıtlarla belgeleri ve ilânları havi kolleksiyon
nüshalarını muhafaza hüsusunda tahmil edilen mecburiyet için, mezkûr kanunda cezai bir müeyyide mevcut
olmadığından 337 nci maddenin işbu 4 numaralı bendi mezkûr maddenin de
müeyyidesini teşkil edecek şekilde değiştirilmiş ve damga resmindeki defter ve
kayıt nizamı ile ilgili usulsüzlüklere ilâveten muhafaza ve ibraz ödevlerine ait
usulsüzlüklerde de 333 üncü madde hükmünün uygulanması kabul edilmiştir.
Bilindiği gibi, Damga Resmi
Kanununun tahakkuk zamanaşımı süresi icinde saklanmasını emrettiği kâğıtlar ve
belgeler bu kanunun 34 üncü maddesinin 3 üncü bendinde zikredilen ve Türkiye'de
tanzim edilip doğrudan doğruya yabancı memleketlere gönderilen evrak ile çekilen
telgrafların Türkiye'de kalan kopyalarından ve bir de aynı kanunun 43 üncü
maddesi mucibince damga resmine tabi ilânların münderiç bulunduğu gazete ve
mevkut risalelerin kolleksiyona mahsus nüshalarından ibarettir.
Binaenaleyh bu kâğıt ve belgeler
ve ilâmları havi kolleksiyon nüshaları tahakkuk zamanaşımı süresi içinde
saklanmadığı veya ilgili memurların vaki talebi üzerine ibraz olunmadığı
takdirde sözü edilen değişik 4 numaralı fıkra delâletiyle 333 üncü maddeye göre
1 inci derecede usulsüzlük cezası kesilmesi icabeder.
11. (Madde 338 muaddel bent 1 )
Vergi Usul Kanununun 138, 139 ve 140 ıncı maddelerinin müeyyidesini teşkil eden
bu bendin değiştirilmezden evvelki şekline göre, mezkûr maddeler gereğince
üçüncü şahısların vergileriyle ilgili olarak istenilen defter ve vesikaları
ibraz etmiyenler veya istenilen bilgileri vermiyenlerden hükmen 200 liraya kadar
para cezası alınması icabetmekte idi. Vergi kanunlarının tatbikı konusunda önemli bir keyfiyet teşkil
etmekte olan bilgi verme mecburiyetine riayet etmiyenler hakkında bu madde
hükmüne göre uygulanacak olan cezanın kifayetsizliği müşahede edildiğinden, 5815
sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle Vergi Usul Kanununa eklenen 2 nci maddenin B
bendi mucibince nıükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan gerçek ve
tüzelkişilerden 138 inci maddeye göre istenilen bilgileri vermiyenlerin bu
hareketleri, hileli vergi suçları arasına alınmak suretiyle, daha ağır cezai
müeyyideye bağlanmış, ancak kamu idare ve müesseselerinden Usul Kanunun 138 ve
139 uncu maddelerine göre istenilen bilgileri vermiyenlerle 140 ıncı maddedeki
bildirme mecburiyetlerini yerine getirmiyenler hakkında bu bent hükmüne
istinaden hükmen para cezası alınması esası kabul olunmuştur.
Usul Kanununun 138, 139 ve 140
ıncı maddelerine göre verilecek bilgilerin mahiyetleri hakkında Vergi Usul
Kanunu ve İzahları adlı kitabın 305-309 uncu sahifeleriyle Malî İstihbarat
Arşivi Yönetmeliğinde yeter derecede izahat mevcut bulunduğundan bu hususta
yeniden izahat verilmesine lüzum görülmemiştir.
III – Vergi Usul Kanununun
bazı maddelerine eklenen fıkralar
5815 sayılı Kanunun 5, 6, 7 ve 8
inci maddeleriyle Usul Kanununun 128, 131, 137 nci maddelerine ve 333 üncü
maddeye bağlı cetvelin ihbar kısmına bazı fıkralar eklenmiş olup eklenen bu
fıkralar hakkında da aşağıdaki izahatın verilmesine lüzum görülmüştür.
12. (Madde 128) Vergi Usul
Kanununun 128 inci maddesinin ikinci fıkrasında, vergi incelemesinin tahakkuk
zamanaşımı süresi içinde her zaman yapılabileceği tasrih edilmiştir. Ancak bu
hükmün, mevcudiyetine rağmen her hangi bir mükellefin muayyen bir vergilendirme
dönemi ile ilgili defter ve muameleleri üzerinde bir defa inceleme
yapıldıktan sonra tahakkuk zamanaşımı süresi içinde
gerek ihbar gerekse sair sebep veya muameleler dolayısiyle bu mükellefin aynı
vergilendirme dönemine ait defter ve kayıtlarının yeniden incelenip
incelenmiyeceği tatbikatta tereddüdü mucip olduğundan bu gibi tereddütlere mahal
kalmamak üzere 5815 sayılı Kanununun 5 inci maddesiyle Usul Kanununun 128 inci
maddesine bir fıkra eklenmiş ve bu fıkrada, evvelce inceleme yapılmış veya
matrahın resen takdir edilmiş olmasının yeniden inceleme yapılmasına ve
gerekirse tarhiyatın ikmaline mâni olmadığı tasrih edilmiştir.
Eklenen bu fıkra hükmüne göre,
bir mükellefin her hangi bir vergilendirme dönemine ait defter ve muameleleri
incelendikten sonra aynı vergilendirme dönemi ile ilgili olarak yeniden bir
inceleme yapılmasına lüzum görüldüğü takdirde, tahakkuk zamanaşımı süresi
geçmemiş olmak şartiyle bu inceleme tekrar yapılabilecek ve ilk defa yapılan
inceleme neticesinde tesbit edilen matraha göre bir matrah farkı veya mükellefin
vergi matrahı evvelce resen takdir yoliyle tesbit edildiği ve yeniden yapılan
incelemede de resen takdir sırasında evvelce tesbit edilememiş veya noksan
tesbit edilmiş bir vergi matrahı meydana çıkarıldığı takdirde, bu matrah
farkları üzerinden ikmalen vergi tarh edilebilecektir.
Binaenaleyh, yeniden
yapılacabilecek olan bu incelemelerin 5815 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce incelenmiş olan hesap ve muamelelere de teşmil edilmesi lâzım
gelir.
13. (Madde 131 ) (Usul Kanununun
131 inci maddesinde, normal vergi incelemeleri yapıldığı sırada lüzum görülen
hallerde, vergilendirme ile ilgili olaylar ve hesap durumlarının tutanakla
tesbit edilebileceği zikredilnıiş ve fakat mükellefin nezdinde bırakılması
mahzurlu olan defter ve vesikaların vergi dairesine getirileceği hakkında arama
neticesinde elde edilen
defter ve vesikalarda olduğu gibi bir hüküm mevcut olmadığından, üzerlerinde
hileli vergi suçlarının işlendiği inceleme sırasında görülen defter ve
vesikaların vergi dairesine getirilmesi mümkün bulunmamıştır.
Halbuki bu gibi hallerde
mükellefin, bilhassa 5815 sayılı Kanunla kabul edilen hükümlere göre hileli
vergi suçlarının istilzam ettiği hapis cezasiyle bu cezaya müteferri cezalardan
kurtulmak maksadiyle ve bir tutanakla tesbit edilmiş olsa dahi her hangi bir
mülâhaza ile nezdinde bırakılan defter ve vesikaları yok etmesi muhtemel
bulunduğundan arama suretiyle elde edilenlerde olduğu üzere inceleme sırasında
üzerinde hileli vergi suçu işlendiği görülen defter ve vesikaların, yine usulü
dairesinde düzenlenecek tutanaklarla tesbit edildikten sonra, vergi dairesine
getirilmesi ve bunlardan suç delili mahiyetinde olanların mahkemeye tevdi
edilmek üzere alıkonulabilmesi için 5815 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle Usul
Kanununun sözü edilen 131 inci maddesinin birinci bendinde "vergi hileleri ile
ilgili defter ve vesikalar 133 üncü maddedeki esaslar dahilinde incelemeyi yapan
memur tarafından alınıp daireye getirilebilir ve suç delili mahiyetinde olanlar
mahkemeye tevdi edilmek üzere alıkonulabilir." şeklinde bir fıkra eklenmiştir.
Binaenaleyh, mükellefler nezdinde
vergi incelemeleri yapıldığı sırada incelenen defter ve vesikalar üzerinde 5815
sayılı Kanunla Usul Kanununa eklenen 2 nci maddenin muhtelif bent ve
fıkralarında tadat ve tâyin edilen hileli vergi suçlarının yapıldığı görüldüğü
takdirde suç delili olan bu defter ve vesikaların, ilgililer tarafından imha
veya bilâhara ibrazından imtina edilmesine mahal verilmemek üzere, incelemeyi
yapan memur tarafından vergi dairesine getirilmesi ve tesbit edilen bu suç
dolayısiyle yargılama yapacak olan mahkemeye tevdi edilmek üzere alıkonulması
icabeder.
14. (Usul Kanunu Madde 317)
Bilindiği üzere Vergi Usul Kanununun 317 nci maddesi, cezayı istilzam eden tek
bir fiil ile kaçakçılık ve usulsüzlük veyahut kusur ile usulsüzlük birlikte
işlenmiş olursa cezaların sadece en ağırının kesileceği hükmünü muhtevidir.
Mükellef veya sorumlunun bu
şekilde kanuna aykırı hareketlerinin tesbiti halinde bu cezalardan usulsüzlük
cezasının derhal kesilmesi mümkün ise de kaçakçılık veya kusur, vergi zıyaı ile
ilgili olup vergi ziyaının mevcut olup olmadığının ve miktarının tâyini,
ekseriyetle vergi incelenmesi yapılmasına tevakkuf etmekte ve inceleme ise, bir
çok hallerde bir müddet devam etmektedir. Tek fiil ile işlenen çeşitli suçlarda
cezanın en ağırı kesileceğine göre bu suçlara ıttıla hasıl edilmesini mütaakıp,
her hangi bir vergi incelemesi yapılmadan kesilmesi mümkün olan, maktu
usulsüzlük cezasının derhal kesilmesi, sonradan yapılacak vergi incelemesi
neticesinde, hâdisede vergi zıyaı da mevcut olduğu ve bu zıyaı dolayısiyle
kesilecek kaçakçılık veya kusur cezası evvelce kesilen usulsüzlük cezasından
fazla bulunduğu takdirde, evvelce kesilen cezaya nazaran noksan kesilen cezanın
ikmali veya bidayeten zıyaa uğratılan verginin miktarının tâyini mümkün olup da
buna göre kesilmiş olan cezanın bilâhare ihbar veya sair sebeplere müsteniden
yeniden yapılan incelemeler dolayısiyle artırılması gerekirse aradaki farkın
kesilebilmesi ve bu mevzuda tatbikatta her hangi bir tereddüt ve ihtilâfa mahal
verilmemesi için 5815 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle sözü edilen maddeye
"usulsüzlük cezası kesilen bir fiil ile vergi zıyaına da sebebiyet verildiği
sonradan anlaşıldığı takdirde evvelce usulsüzlük cezasının kesilmiş olması, bu
cezanın zıyaa uğratılan vergiden dolayı kesilmesi gereken kaçakçılık veya kusur
cezası ile mukayesesine ve noksan kesilen cezanın ikmaline mâni değildir."
şeklinde bir fıkra eklenmiştir.
Binaenaleyh, bundan sonra,
mükellef veya sorumlunun usulsüzlük cezası kesilmesini gerektiren bir hareketi
görüldüğü ve bu fiil ile zıyaa uğratılan vergi miktarının tesbiti mümkün
olmadığı takdirde, usulsüzlük cezasının derhal kesilmesi ve bilâhara vergi zıyaı
bakımından yapılacak inceleme neticesine göre 317 nci madde mucibince usulsüzlük
cezasına nispeten miktar itibariyle daha ağır olan kaçakçılık veya kusur
cezasının da kesilmesi gerekirse aradaki farkın ikmal edilmesi icabeder.
15. 5815 sayılı Kanununun 8 inci
maddesiyle Vergi Usul Kanuna bağlı usulsüzlük cezalarına ait cetvelde de bazı
değişiklikler yapılmıştır.
Bilindiği gibi bu cetvelin
mükellef gruplarını gösteren 4 üncü sırasında "götürü usulde gelir vergisine
tabi olan gezici esnaf" diye bir mükellef grubu mevcut bulunmaktadır.
Halbuki gezici esnaf, götürü
usulde gelir vergisine değil gündelik ücret üzerinden esnaf vergisine tabi
olduğundan ve bu grubun "götürü usulde gelir vergisine tabi olanlarla gezici
esnaf" şeklinde yazılması icabeylediğinden ibare bu şekilde tadil ve tashih
edilmiştir.
Bundan başka cetvelin
incelenmesinden de anlaşılacağı üzere 333 üncü madde de zikredilen gelir,
kurumlar, esnaf, muamele, istihlâk, nakliyat, bina ve arazi vergileri
mükellefleri hakkında uygulanacak olan usulsüzlük cezalarının tatbiki için
mükellefler, sermaye esasına göre bir tasnife tabi tutulmuş, ikinci sınıf
tüccarlarla sermaye ile ilgili olmıyan sabit ve gezici esnaf ve bina ve arazi
vergileri mükellefleri hakkında cetvel zirinde (ihtar) başlığı altında bazı
hükümler vazedilmiş bulunmaktadır.
Ancak sermaye unsuru bulunmıyan
kamu idare ve müesseseleriyle, dernekler, vakıflar ve tesislerine vergi
sorumluluğundan doğan mükellefiyetleri dolayısiyle kesilmesi gereken usulsüzlük
cezalarının bu cetveldeki mükellef gruplarından hangisine göre kesileceği tâyin
edilememekte olduğundan, bu hususu teminen cetvelin ihtar kısmına 4 numarayı
teşkil etmek üzere bir fıkra eklenmiştir.
Eklenen bu fıkraya göre, sermaye
esası üzerinden ceza tâyini mümkün olmıyan kamu, idare ve müesseseleri ile
dernek tesis ve vakıfların yaptıkları usulsüzlükler için cetveldeki mükellef
grupları sütununun 2 nci sırasına göre ceza kesilmesi lâzım gelir. Yalnız
bahsedilen müesseselerle dernek, tesis ve vakıfların iktisadî işletmelerinin
sermaye hesaplarının mevcut olması tabii bulunduğundan parantez içine alınan bir
hükümle bu işletmeler mezkûr fıkra hükmünden hariç tutulmuş olduğundan,
tatbikatta bu cihetin gözönünde bulundurulması icabeder.
IV – Vergi Usul Kanununa
eklenen maddeler
5815 sayılı Karıunun 9 ve 11 inci
maddeleriyle Vergi Usul Kanununa yeniden bazı maddeler eklenmiş ve 10 uncu madde
ile de dördüncü kitabın ikinci kısmının dördüncü bölüm başlığı değiştirilmiştir.
Eklenen maddelere ait izahat aşağıdadır.
16. (Ek Madde 1) Usul Kanununun
dördüncü kitabının ikinci kısmının üçüncü bölümüne eklenmiş olan bu madde fatura
cezası başlığını ihtiva etmektedir.
Bilindiği gibi Vergi Usul
Kanununun 221, 224, 225 inci maddeleri ile emtia alım ve satımı hakkında fatura
vermek ve almak ve müstahsilden alınacak mahsuller için müstahsil makbuzu tanzim
etmek ve bazı hallerde el defteri tutmak ve serbest meslek erbabı için de bazı
şartlarla makbuz vermek ve bu makbuzların bir örneğini muhafaza etmek
mecburiyeti vazedilmiştir.
Fatura verilmemesi veya
alınmaması veya müstahsil ve serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, vergi
tatbikatı bakımından, normal olarak vergi zıyaını mucip olan hareketlerdendir.
Bu sebeple, Usul Kanunda fatura verilip alınmaması veya müstahsil veya serbest
meslek makbuzu verilmemesi hususlarında ayrıca usulsüzlük cezası konulmamış ve
bu hadiseler vergi zıyaına bağlı olan genel hükümler yani kaçakçılık veya kusur
fiilleri içinde mütalâa edilmiştir. Bu sebepten dolayı meselâ, gelir vergisi
tatbikatında vergi zıyaı, ancak takvim yılı sonunda belli olacağı için senesi
içinde tesadüf ve tesbit edilen faturasız ve makbuzsuz muameleler hakkında bir
şey yapılamamakta, sene sonunda verilecek beyanname ve buna müsteniden yapılacak
tetkikatın neticesi beklenilmekte idi.
Fiiliyatta bu hal mükellefleri
kayıtsızlığa ve ihmale sevketmiş ve keyfiyet umumî fatura nizamını bozacak bir
şümul ve ehemmiyet iktisap eylediğinden bu mevzuda da bir usulsüzlük cezasının
ihdası zaruri görülmüş ve sözü edilen 1 numaralı ek madde bu maksatla tedvin
olunmuştur.
Mezkûr madde metni pek sarih
hükümleri muhtevi bulunduğu cihetle bu hususta ayrıca izahat verilmesine lüzum
görülmemiş yalnız tatbikatta herhangi bir tereddüde ve yanlışlığa mahal kalmamak
üzere maddenin ikinci fıkrası hükmü ile ilgili bir noktanın açıklanması ile
iktifa edilmiştir.
Bahsedilen ikinci fıkra hükmüne
göre, birinci fıkra mucibince verilmesi ve alınması lâzım gelen faturaları
vermeyenler veya almayanlarla müstahsil veya serbest meslek makbuzunu
vermeyenler veya 224 üncü maddede yazılı el defterine kaydı gereken malları
kaydetmeyen veya noksan kaydedenlerin bu hareketleri, vergi zıyaını da mucip
olduğu takdirde bu fıkrada yazılı % 3 nispetindeki usulsüzlük cezasından başka
zıyaın mahiyetine göre ayrıca kaçakçılık veya kusur cezaları da kesilecek ve
cezayı istilzam eden bu suçlar tek bir fiil ile işlenmiş olmasına rağmen bu
cezalar arasında bir mukayese yapılmayacak, yani 317 nci madde hükmü
uygulanmıyacaktır.
17. (Ek madde 2) Bu madde ile
hileli vergi suçlarının nelerden ibaret olduğu tâyin ve tasrih edilmektedir. Bu
maddede bu suçlar evvelâ (A) ve (B) bentleri altında iki kısma tefrik edilmiş
olup (C) bendi ile de (A) bendinde yazılı hareketlerin verginin tahakkuku için
kanunda belli sürenin hulûlünden önce tesbit edilmek keyfiyeti de (bu
hareketlerin vergi ziyaını mucip olup olmıyacağına bakılmaksızın) yine ayrı bir
hileli vergi suçu sayılmıştır.
A bendinde 7 nevi altında tadat
olunan fillere ceza tertip edilebilmesi, suç sebebile verginin zamanında
tahakkuk ettirilememesine veya noksan tahakkuk ettirilmesine sebebiyet verilmesi
şartlarının mevcudiyetine bağlı olduğu halde, (C) bendinde ayni fiillerin hileli
vergi suçu olarak kabul edilmesi için verginin ziyaını mucip bir halin
mevcudiyeti şartı aranmamış ve mutlak surette ister zıya vakı olsun, ister
olmasın fiili ika edenlerin hareketleri verginin tahakkuku için kanunda belli
edilen sürenin hulûlünden önce tesbit edildiği takdirde, hileli vergi suçu
olarak alınmıştır. Ancak ek üçüncü maddenin tetkikinde görüleceği üzere, ek
ikinci maddenin işbu A bendinde sayılan fiillerin mahiyeti itibariyle verginin
ziyaına sebebiyet vermek gibi daha ağır ve tesirli bir netice tevlit edici
olması kanun vazı'ını işbu fıkradaki fiilleri işleyenlerin daha ağır ceza ile
tecziye edilmelerini iltizam sevketmiş ve verginin tahakkuku için kanunda belli
edilen sürenin hulûlünden önce suçun meydana çıkmış bulunması keyfiyeti, tesiri
bakımından daha hafif görülerek ayni fiillerin daha hafif bir ceza ile
cezalandırılması yolu tercih olunmuştur.
B bendine gelince : Bu bentde de
mükellef ve mükelleflerle muamelede bulunan gerçek ve tüzel kişilerden (kamu
idare ve müesseseleri hariç) Vergi Usul Kanunu mucibince istenilen bilgileri,
idareyi ve incelemeyi yetkili olanları yanıltacak şekilde, yalan veya eksik
vermek veya tayin edilen süre içinde vermemek hileli vergi suçu olarak tavsif
edilmiştir.
Ancak bu fiilin suç teşkil
edebilmesi için bir unsur da, beyana davet olunacaklara yapılacak tebliğde,
bilginin verilmesi için tayin edilen süre ile, süresinde cevap verilmemesinin
veya yanıltıcı şekilde yalan veya eksik cevap verilmesinin, suç teşkil
edeceğinin yazı ile bildirilmesi keyfiyetidir. Bu itibarla, yanıltıcı şekilde yalan veya eksik beyanda bulunan veya
istenen malûmatı süresi içinde vermiyenler aleyhinde takibat yapılabilmesi için,
beyana davet edilen şahıslara evvelemirde yazılı olarak maddenin bu bendi
hükmünün tebliğ edilmesinin ehemmiyetle nazara alınması icabetmektedir.
Bu madde ile hileli vergi suçu
sayılan haller Usul Kanununun 324 üncü maddesinin değiştirilmezden evvelki
şekline göre kaçakçılık sayılan fiillere bazı tadiller ve tavzihler hariç olmak
üzere metin itibariyle tekabül ve tenazur etmekte ise de aşağıda ek 4 numaralı
madde hakkında verilen izahat sırasında da belirtildiği veçhile gerek bu
fiillere ait cezaları kesecek makam ve merci gerekse cezalandırılmak konusunda
takibedilecek usul itibariyle her iki madde hükümleri arasında esaslı farklar
mevcut bulunmaktadır. Bu farkların nelerden ibaret olduğu madde hükümlerinin
tetkik ve tahlili dolayısiyle aşağıda verilen izahattan da kolayca
anlaşılabilir.
Sözü edilen ek 2 numaralı
maddenin (A) bendine göre hileli vergi suçu sayılan haller şunlardır.
1. Çift defter kullanmak : 324
üncü maddenin değiştirilmesinden önceki 1 numaralı fıkrasında aynen münderiç
bulunan bu hüküm dolayısiyle Vergi Usul Kanunu ve İzahları adlı kitabın 497 nci
sahifesinde verilen izahat sırasında, çift defter kullanmaktan maksat, vergi
kaçırmak maksadiyle kanunda gösterilen defterler dışında gizli olarak başka
defterlerde kullanmak şeklinde tarif edilmişti. Hükmün bu suretle izahındaki
sebep, 324 üncü maddede yazılı fiillerin kaçakçılık sayılması için bu fiillerin
vergiyi kaçırmak kastiyle
yapılmış olmasının madde metninde tasrih edilmiş olmasından ileri gelmekte idi.
Halbuki tetkik mevzuumuz olan ek 2 numaralı maddede böyle bir hüküm
bulunmadığından hileli vergi suçu sayılan hallerin tesbitinde ilgililerin
vergiyi kaçırmak kastının mevcut olup olmadığını aramağa lüzum ve mahal yoktur.
Bununla beraber, ek 2 numaralı
maddenin 1 numaralı fıkrasında parantez içinde "bu kanuna göre tutulması mecburi
olan defterlere kaydı gereken hususların, vergi matrahının azalmasını tevlit
edecek tarzda diğer defter ve evrakta toplanması, çift defter kullanmaktır"
şeklinde tarif ve tavzih edilmiş olduğundan, bundan sonra bu hükmün bu tarif
dairesinde tetkik ve tatbiki icabeder.
2. Sahte veya muhteviyatı
itibariyle yanıltıcı vesikalar tanzim etmek veya bunları bilerek kullanmak : Bu
fıkradaki hüküm, 324 üncü maddenin değiştirilmezden önceki şeklinde 2 numaralı
fıkrayı teşkil eden hükme tekabül etmekle beraber mezkûr fıkraya göre, yalnız
sahte vesika tanzim etmek veya bilerek kullanmak, kaçakçılık addedilmiştir.
Sözü edilen fıkra hükmünü
açıklayan Vergi Usul Kanunu ve izahları adlı kitabın 497 nci sahifesinde de izah
edildiği üzere, sahte vesika tabiriyle, vergi muamelelerinde kullanılan ve
gerçek bilgiler yerine hakikata uymayan yanlış bilgileri ihtiva eden vesikalar
ifade edilmiş bulunmaktadır.
Sahtelik, Türk Ceza Kanununun 339
ve müteakip maddelerinde mevzubahis olduğu veçhile, bir kimsenin menfaati
umumiye veya şahsiye için bir zarar husule getirebilecek surette kasten yazı ile
hakikatı tahrif etmesinden ibarettir. Evrakta sahtelik biri, zahiri bir muayene
ile anlaşılabilecek surette silinti, ilâve gibi doğrudan doğruya evrak üzerinde
maddî olarak hakikatın tahrifi yoliyle, diğeri, maddeten bozulmamış olan evrak
münderecatında doğru olmayan isimler, mahal, zaman ve vakayi kaydedilmek
suretiyle iki şekilde icra edilir.
Fıkra metninde yapılan
değişiklikle vergi muamelelerinde kullanılan vesikalar üzerinde yukarda
bahsedilen şekillerden birincisinde olduğu gibi yalnız silinti ve ilâve yapmak
suretiyle değil, bu vesikalar münderecatında doğru olmayan isimler, mahal, zaman
ve vakayi kaydedebilmek suretiyle muhteviyat itibariyle yanıltıcı vesika tanzim
edilmesi veya bunların bilerek kullanılması halleri de hileli vergi suçu olarak
kabul edilmiştir. Ancak bu suretle sahte veya muhteviyat itibariyle yanıltıcı
vesika tanzim edilmiş veya bunların bilerek kullanılmış olmasından dolayı ceza
kesilebilmesi için, madde metnine göre, hâdisede aynı zamanda bir vergi zıyaının
da mevcut olması icabeylediğinden tatbikatta bu cihetin de gözönünde
bulundurulması gerekir.
3. Vesikaları tahrif etmek veya
tahrif edilmiş vesikalarla asıllarına uygun olmayarak tanzim edilmiş vesika veya
suretleri bilerek kullanmak : Tahrif, doğru olarak tanzim edilmiş evrak ve
vesika üzerinde silinti ve ilâve yapılmak suretiyle veya sair şekillerle
hakikatın değiştirilmesini ifade eder. Binaenaleyh vergi muamelelerinde
kullanılan vesikaların bir kimse tarafından bu suretle tahrif edildiği veya
tahrif edilmiş vesikalarla asıllarına uygun olmayarak
tanzim edilmiş vesika veya suretlerin bilerek kullanılmak suretiyle bir vergi
ziyaına sebebiyet verildiği takdirde bu fıkra hükmüne göre, bu hallerin hileli
vergi suçu sayılması ve ilgilileri haklarında ona göre ceza kesilmesi icabeder.
4. Ek 2 nci maddenin (A) bendinin 4, 5, 6 numaralı fıkraları
esas itibariyle evvelce 324 üncü maddenin aynı numaralı fıkralarını teşkil eden
hükümlere tekabül etmekte olup bu fıkralarda münderiç hükümler hakkında Vergi
Usul Kanunu ve İzahları adlı kitabın 499 - 500 üncü sahifelerinde icabeden izahat mevcut
bulunmaktadır. Ancak bu fıkralarda evvelce bu kanuna yani Usul Kanununa göre
tutulması mecburi tasdikli defterlerden bahsedildiği halde 5815 sayılı Kanunla
yapılan tadilâtta, vergi kanunlarına göre tutulması mecburi olan defterler ibaresi kullanılmış ve bu suretle
Vergi Usul Kanunundan maada vergi kanunları ile diğer bir defterin daha
tutulması mecburiyeti vazedildiği takdirde bu defter üzerinde yapılacak
tahrifler ve fıkra metninde zikredilen sair haller de, hileli vergi suçu
sayılmıştır.
Bundan başka vergi kanunlarına
göre tutulması ve muhafazası mecburi olan defter veya vesikaların gizlenmesi
halinin tayin ve tesbitinde tereddüde mahal verilmemek üzere altıncı fıkranın
sonunda parantez içinde yazılı hükümle, gizlemenin tarifi yapılmış
bulunmaktadır. Bu tarife göre, mevcudiyeti sabit olan her hangi bir defter veya
vesikanın vergi incelemesine yetkili olan kimselere inceleme için ibraz
edilmemesi, gizleme sayılmış olduğundan, bu gibi hallerde kasıt aranmaksızın
kaçakçılık cezasının kesilmesi icabeder. Binaenaleyh bidayeten inceleme için
yetkili kimselere ibraz edilmemiş olan defter ve vesikaların bilâhare takdir
veya itiraz komisyonlarına veya bilirkişilere ibraz edilmesi, bidayeten kesilmiş
olan kaçakçılık cezasının kaldırılması için bir sebep teşkil etmez.
5. Ek 2 nci maddenin (A) bendinin
7 numaralı fıkrasına göre, bir vergilendirme dönemi içinde 5000 lirayı aşan
satış bedeli veya 2500 lirayı aşan ücret, komisyon, faiz, iştirak hissesi, kira
bedeli gibi hasılatın bu kanuna göre tutulması mecburi olan defterlerin hiç
birinde veya beyannamede gösterilmemesi hali de hileli vergi suçlarından
sayılmıştır.
Vergilendirme dönemi tabirinin
neyi ifade ettiği bu genel yazının 3 üncü maddesinde verilen izahat sırasında
açıklanmış bulunmaktadır. Binaenaleyh taallûk ettikleri vergi kanunlarına göre
bir takvim yılı veya bir yıldan ibaret hesap dönemi veya birer aylık
mükellefiyet devrelerini ihtiva eden vergilendirme dönemi içinde 5000 lirayı
aşan satış bedeli veya 2500 lirayı aşan komisyon, faiz, iştirak hissesi, kira
bedeli gibi hasılatın Usul Kanununa göre tutulması mecburi olan defterlerden hiç
birinde veya beyannamede gösterilmediği takdirde bu fıkra hükmünün tatbiki
gerekir.
Aynı fıkranın sonunda parantez
içindeki hüküm mucibince; sözü edilen hasılatın defter ve beyannameden birinde
gösterilmiş olması halinde, bu fıkra hükmünün uygulanması mümkün olmadığı gibi,
bu hasılatın defter tutmak mecburiyetinde olmayanlar -geliri münhasıran
gayrimenkul veya menkul sermaye iradından ibaret olan ve gelirini beyanname ile
bildirmesi gereken gelir vergisi mükellefleri gibi- tarafından elde edilmesi
halinde yalnız beyannamede gösterilmiş bulunması, kâfi olup, bu takdirde de yine
bu fıkra hükmü tatbik edilmez.
Bununla beraber bu fıkra hükmünün
tatbik edilebilmesi için; defter ve beyannamede gösterilmeyen veya noksan
gösterilen hasılat dolayısiyle aynı zamanda verginin zamanında tahakkuk
ettirilmemesi veya noksan tahakkuk ettirilmesi keyfiyetinin de vücut bulması
lâzımdır. Bu itibarla fıkra metninde yazılı miktarlarda hasılat, defter ve
beyannamede gösterilmemiş olmakla beraber, mükellefin hesabı zararla kapatılmış
ve bu noksan hasılat bu zararı kapatacak miktarda bulunmamış ise verginin
zamanında tahakkuk ettirilmemesi gibi bir hal mevzuubahis olmıyacağından bu
takdirde bu fıkra hükmünün de tatbikine mahal olmıyacağı şüphesizdir.
Ek 2 numaralı maddenin (B) bendi
Usul Kanununun 138 inci maddesindeki bilgi verme mecburiyetinin bir müeyyidesi
olarak tedvin edilmiş ve yukarda 11 inci maddede işaret olunduğu veçhile 138
inci maddeye göre bilgi vermeye mecbur olan kamu idare ve müesseselerinden bu
bilgiyi vermiyenlerin, Usul Kanununun 338 inci maddesinin değişik 1 No. lu
bendine göre cezalandırılması gerektiğinden parantez içinde yazılı hükümle, kamu
idare ve müesseseleri bu bende göre uygulanacak cezadan hariç tutulmuştur.
Maddenin (C) bendi, (A) bendinin
1-7 fıkralarında yazılı hareketleri, verginin tahakkuku için kanunda belli
edilen sürenin hululünden önce tesbit edilenlerin bu hareketlerinin, vergi
zıyaını mucip olup olmıyacağına bakmaksızın hileli vergi suçu işlemiş olacakları
hükmünü ihtiva etmektedir
Bu hükümlere göre, bu fiilleri
işleyenler bir yıldan üç yıla ve üç sinin mevcudiyeti, taallûk ettiği vergi
nevine göre vergilendirme dönemi içinde tesbit edilecek olursa bu hareketlerin
bir vergi ziyaını mucip olup olmıyacağı keyfiyeti nazara alınmıyacak ve durum
usulü dairesinde tesbit edilerek ek 3 üncü maddenin 2 numaralı fıkrasına göre
ilgililerin yargılanması ve cezalandırılması için gerekli muamele yapılacaktır.
18. (Ek madde 3) Hileli vergi
suçları hakkında tertip olunacak cezaya dair olan bu madde, ek 2 nci maddede
tâyin ve tasrih olunan suçları işleyenler hakkındaki cezaların nevi ve miktarını
bildirmektedir.
Bu hükümlere göre, bu filleri
işleyenlere bir yıldan üç yıla ve üç aydan bir yıla kadar hapis cezasiyle
tecziye olunacakları gibi, fer'i ve mütemmim mahiyette olarak da ceza müddeti
kadar ticaret, san'at ve meslekten memnuiyet cezalariyle tecziye olunacaklardır.
Hileli vergi suçlarının tüzel
kişilerin muamelâtı vesilesile tahaddüs etmesi haline gelince : Cezanın hakikî
şahıslara tertip edilmesi, ceza nazariyatının esas prensiplerinden biridir.
Filhakika, bunun hilâfına mevzuatımızda tüzel kişilerin de ceza sorumluluğunu
derpiş eden bazı ahkâma tesadüf edilmektedir. Ancak bu kanunda, kanun vazıınca
cezanın şahsiliği prensibi kabul edilmiş ve hakikî şahıslara ceza tertip
olunmuştur. Bu noktaî nazarı kanunun cezai mesuliyeti, fiili ika edenlere tahmil
yolundaki alıkâmı teyit etmekte ve kanun hükümleri arasında mükellef ve
sorumlulara bu cezanın tevcihini gerektiren bir hüküm ve sarahat da
bulunmaktadır. Kaldıki memnuiyet mukabili vazolunan bu ceza tamamile hapis
cezası gibi cismanî ve hakikî şahıslara tatbiki mümkün bir ceza olup mütemmim ve
fer'i cezanın da yine bu mahiyette olduğu nazarı itibare alındığı takdirde tüzel
kişilerin bu madde hükümlerine göre tecziyelerine mahal olamıyacağı bedihidir.
Şu izahattan anlaşılacağı üzere
tüzel kişilerin muamelâtı vesilesiyle ika edildiği bir suretle tesbit olunan bu
fiillerin failleri ile suça iştirak edenlerin bahis mevzuu olan hükümler
dairesinde aleyhlerine amme davası açılmak üzere ve haklarında kanunî muamele
ifası zımnında keyfiyetin ek 4 üncü madde hükümleri dahilinde mahallî Cumhuriyet
Savcılıklarına intikal ettirilmesi icabetmektedir.
Ve yine yukarda izah edildiği
üzere hileli vergi suçları hakkında 5815 sayılı Kanunla tesbit edilmiş olan
cezaî mesuliyet, fiili ika edenlere tahmil edilmiş olup bu cezanın münhasıran
mükellef veya sorumlulara tevcihini gerektiren bir hüküm de sevkedilmemiş olduğu
cihetle, kanunda yazılı hileli vergi suçunu her kim ika etmiş ise faili aslî
olan işbu şahıs ile failin fiiline iştirak edenler (Türk Ceza Kanununun 64 ve 65
inci maddelerinde müsarrah, suça azmettirenler suç işlemeğe teşvik ve suç
işlenmezden evvel veya işlendiği sırada muavenet ve müzaheret suretiyle suçun
icrasını kolaylaştıranlar) ın fiilleri ceza tehdidi altındadır.
Bu itibarla, mükellef ister tüzel
kişi olsun, ister gerçek kişi olsun hileli vergi suçunu her kim işlemişse; bu
şahsa cezaî sorumluluk tevcih olunacağı gibi faili suç ikaına azmettiren, teşvik
veya müzaheret suretiyle suç işlemesine muavenet edenlere de Türk Ceza Kanununun
10 uncu maddesi delâletiyle cezaî sorumluluk tevcih olunacağı şüphesizdir.
Binaenaleyh, hileli vergi
suçlarını işledikleri veya bu suçun ikaına iştirak eyledikleri takdirde
mükellef, sorumlu, müdür, muhasebeci, vergi müşaviri gibi kimselerin haklarında
cezaî takibat yapılması icap etmektedir.
19. (Ek Madde 4) Hileli vergi suçlarının
cezalandırılmasındaki usulü tayin eden bu maddenin birinci bendinde, (yaptıkları
inceleme sırasında hileli vergi suçunu tesbit eden Maliye müfettişleri veya
hesap uzmanları ile muavinleri tarafından doğrudan doğruya veya vergi
incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili vergi dairesinin
bağlı bulunduğu defterdarlığın mütalâasiyle keyfiyetin yetkili Cumhuriyet
Savcılığına bildirilmesi mecburidir.) denilmektedir.
Bu hükme göre, mükellefler
nezdinde yapılan inceleme sırasında hileli vergi suçunun işlendiği görüldüğü
takdirde bu suçun mahiyeti ve ne suretle işlendiği usulü dairesinde tesbit
edilmekle beraber bu inceleme Maliye müfettişleri ve hesap uzmanları ile
muavinleri tarafından yapılmış ise bunlar tarafından doğrudan doğruya, şayet
bunların haricinde yani Usul Kanununun 125 inci maddesinde yazılı olduğu veçhile
mahallin en büyük malmemuru ile kontrolör, kontrol memuru veya vergi
dairelerinin âmirleri tarafından yapılmışsa bunlar tarafından ilgili vergi
dairesinin bağlı bulunduğu defterdarlığa haber verilerek defterdarlığın
mütalâasiyle keyfiyet yetkili Cumhuriyet Savcılığına bildirilecek ve bu hususta
tanzim edilen tetkik raporiyle tesbit edilen suç delillerini ihtiva eden evrak
savcılığa tevdi olunacaktır.
Hileli vergi suçu sayılan
hallerin işlendiğine yukarda bahsedilen incelemeler haricinde herhangi suretle
Cumhuriyet savcılığınca re'sen ıttıla hâsıl edildiği takdirde bu maddenin 2 nci
ve 3 üncü bendleri mucibince savcılık âmme davası açılmasına başlamadan
keyfiyetten hemen ilgili vergi dairesini haberdar ederek inceleme yapılmasını
isteyecek ve âmme davasının açılması, bu hususta yapılacak inceleme neticesinin
yine ilgili vergi dairesinin bağlı olduğu defterdarlık mütalâasıyla savcılığa
bildirilmesine talik olunacaktır.
Ek 4 üncü maddenin 4 üncü
bendinde, hileli vergi suçundan dolayı ek 3 üncü maddede yazılı cezaların
kesilmesi; kaçakçılık, kusur veya usulsüzlük cezalarının ayrıca uygulanmasına
mâni olmadığı tasrih edilmiştir.
Bu hükme göre, meselâ çift defter
kullanılmak suretiyle vergi matrahının bir kısmını noksan beyan ettiği tesbit
edilen bir mükellefin ek 2 nci maddenin 1 numaralı fıkrası delâletiyle ek 3 üncü
maddenin 1 numaralı fıkrasına göre hapis cezası ve bu ceza ile birlikte ceza
müddeti kadar ticaret, sanat veya meslekten memnuiyet cezasının hükmedilmesi
icabettiği gibi mükellefin bu hareketiyle vergi zıyaına da sebebiyet vermiş
olmasına mebni hareketine tevafuk eden değişik 324 üncü maddenin 1 numaralı
fıkrası delâletiyle değişik 325 inci madde mucibince kaçakçılık cezasının
kesilmesi icabeder.
Sözü edilen maddenin son
bendindeki hükme göre, ceza mahkemesinden sâdır olacak kararların Vergi Usul
Kanununun dördüncü kitabının ikinci kısmının 1 - 3 üncü bölümlerinde yazılı olan
vergi cezalarının kaçakçılık, kusur ve usulsüzlük cezaları uygulayacak makam ve
mercilerin yani vergi cezalarını kesmeğe yetkili olan vergi daireleriyle bu
cezalar dolayısiyle mükellefle vergi daireleri arasında tahaddüs eden ihtilâfı
tetkik ve karara bağlamağa yetkili olan İtiraz ve Temyiz Komisyonlariyle
Danıştayın muamele ve kararlarına müessir olmadığı gibi, bu makam ve mercilerce
ittihaz edilecek kararlar da ceza yargıcını bağlamıyacağı cihetle gerek adlî
gerekse idarî kazanın tetkik mevzuuna giren bu gibi hileli vergi suçlarının
tesbitinde hem vergi cezasının kesilmesi ve hem de ek üçüncü madde mucibince
hapis ve buna müteferri cezaların tatbik edilebilmesi için yapılacak
incelemelere ait raporlarla düzenlenecek tutanak vesair evrakın bir nüshası
vergi cezasını kesecek vergi dairesine ve diğer nüshası da Cumhuriyet
Savcılığına tevdi edilmek üzere daima ikişer nüsha olarak tanzim edilmesi ve
idarî kaza mercilerince de tetkikine lüzum görülmesi muhtemel bulunan ve fakat
suç delili teşkil etmesi sebebiyle Cumhuriyet Savcılığına aynen tevdii zarurî
olan evrak ve vesikalardan istinsahı mümkün bulunanların istinsah ve asıllarına
mutabakatının incelemeyi yapanlar tarafından tasdik edildikten sonra teşkil
edilecek tetkikat dosyası meyanına konulması icabeder.
V – Kaldırılan Hükümler
20. 5815 sayılı Kanunun 12 nci
maddesiyle Vergi Usul Kanununun bazı hükümleri yürürlükten kaldırılmış
bulunmaktadır. Bu hükümler, pişmanlık halinde mükellef veya sorumlunun
kaçakçılık veya kusur mahiyetindeki kanuna aykırı hareketlerinden dolayı ceza
kesilmiyeceğine dair olan 348 inci maddesiyle bu maddeye atıf yapan aynı kanunun
328 inci maddesinin son fıkrası hükümleridir.
Ancak sözü edilen 12 nci maddede
bu hükümlerin, kanunun yayımlandığı tarihten iki ay sonra yürürlükten kalkacağı
tasrih edildiği ve 5815 sayılı Kanun 24/7/1951 tarihli Resmî Gazete'de
yayımlanmış bulunduğu cihetle 24/9/1951 tarihine kadar yürürlükte kalacak olan
mezkûr hükümlere göre kaçakçılık veya kusur mahiyetindeki hareketlerini, ilgili
makamlara kendiliğinden haber veren mükellefler hakkında 348 inci maddedeki
diğer şartlar da mevcut olduğu takdirde bu tarihten evvele ait olan muameleler
için kaçakçılık veya kusur cezası kesilmiyecek ve fakat bu tarihten evvelki
muamelelere taallük etse dahi mezkûr maddenin yürürlükten kalktığı tarihten
sonra tesbit edilecek kanuna aykırı hareketler dolayısiyle pişmanlık talep ve
iddiaları nazara alınmıyacaktır.
Gereğinin bu esaslar dahilinde
yapılması rica olunur.