Site icon Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri

Yatırım İndirimi Geri (mi) Geliyor?

Yrd.Doç.Dr.Özgür BİYAN
ozgurbiyan@hotmail.com
  1. GİRİŞ

İnsan gereksinmelerini karşılayan mal ve hizmetlerin ortaya çıkarılması, miktar ve faydalarının artırılarak ekonomik malların kıtlığının azaltılması yönündeki çabalar üretim olarak adlandırılır. Zamanımızda insanlar fakirliğe rıza göstermemekte, sahibi olduklarıyla da yetinmemektedirler. Bu durum kıt malları artırmayı, yani daha fazla üretimi gerekli kılmaktadır. Üretim sürekli bir süreçtir. Zira, insan gereksinmeleri süreklilik arz etmektedir. Bu yüzden tüm mal ve hizmetlerin sürekli bir şekilde üretilmesini gerekmektedir.  Üretim de yeni yatırımlar yapmakla genişletilebilir ve artırılabilir.

Dolayısıyla bir ülkenin ekonomik kalkınmasının önemli unsurlarından biri üretimdir ve bunun doğrultusunda yatırımlardır. Aynı zamanda yatırımlarla sadece kalkınma hamlesini gerçekleştirmekle kalınmamakta, akabinde istihdam yaratma, katma değer yaratma, gelir yaratma vb. ölçütler çerçevesinde çok yönlü artılar elde edilmektedir. Daha yüksek bir refaha da böylelikle ulaşılmış olunacaktır.

Diğer yandan yatırımın artması için uygun imkanlar yaratmak devlet otoritesinin elindedir. Bu yüzden özel sektöre yönelik teşvik uygulamaları bu imkanların başında gelmektedir. Alt yapı hazırlanması ve yatırımları cesaretlendirici teşvikler alınması üretimi ve akabinde yatırımları körükleyici bir unsur olacaktır.

Bu yazımızda yıllarca vergi sistemimizde yer alan yatırım indirimi uygulamasının bir teşvik aracı olarak önemine değinerek amacı doğrultusunda temel yapısını ele almaya çalışacağız. Daha sonra uygulamadan kaldırılan bu önemli teşvik aracının yeniden getirilmek istenmesine yönelik düzenlemelerin nedenlerine yer vermeye gayret edeceğiz.

  1. TEŞVİKLERİN GEREKLİLİĞİ

Belirli ekonomik faaliyetlerin diğerlerine oranla daha fazla ve hızlı bir şekilde gelişmesini sağlamak amacıyla, kamu tarafından çeşitli yöntemlerle verilen maddi ve/veya gayri maddi destek, yardım ve özendirmeler, teşvik olarak tanımlanabilir.[i]

Teşvik, geniş anlamlı bir sözcük olup koruma, bazen vergi muafiyeti ve istinası, bazen Devlet yardımı şeklinde aynı amacı sağlamak üzere kullanılmaktadır. Özel amortisman, vergi iadesi, indirimli navlun tarifesi, düşük faizli kredi, fon ödemesi, vergi taksitlendirilmesi gibi çeşitli adlar altında teşvik araçları vardır.[ii]

Devletin, toplum hayatını düzenleyici görevi zamanımızda çok artmıştır. Devletin bu düzenleyici rolü, karma ekonomi sistemini kabul etmiş bulunan memleketlerde daha fazla ve ileri safhadadır. Benimsenen ekonomik sistem ne olursa olsun, hür demokratik rejimlerde özel teşebbüsün bir yeri vardır. İktisadi hayatı düzenleyen veya bu rolü yanında bizzat iktisadi hayata üretici olarak giren devlet, ister uzun veya kısa vadeli planlarla, isterse yıllık bütçe kanunlarıyla faaliyetlerini belirli bir doğrultuda yürütür ve tespit ettiği bir hedefe varmak için çalışır. İktisadi hayatta, özellikle kalkınmada aynı veya farklı ağırlıkta görev almış bulunan özel sektörün de yapılan planlarda yeri ve hedefleri belirtilir. Kamu ve özel sektörün üzerine düşen görevleri eksiksiz yapmaları halinde plan hedefleri gerçekleştirilebilir ve dolayısıyla kalkınma hamlesi başarı ile devam eder. Ancak, hür ve demokratik düzen içinde devletin özel sektöre de aynı emredicilikle görev yaptırması mümkün değildir.[iii]

Hür demokratik rejimden vazgeçmeden planlı bir kalkınmayı gerçekleştirmek, özel sektörün de kalkınma planlarında gösterilen hedeflere varmasını sağlamak için bulunan en etkili demokratik çözüm, teşvik tedbirleri uygulamalarıdır. Teşvik tedbirleri, özel teşebbüsün bulunduğu demokratik kalkınmış, kalkınmakta olan ve geri kalmış her memlekette vardır. Ekonomik, sosyal ve kültürel yapısına göre şekli, şiddeti ve nitelikleri değişik olabilir.[iv]

Vergi kanunlarında yer alan teşvik ve koruma önlemleri çeşitli indirim, istisna ve ertelemelerle sağlanır. Bu özelliği ile teşvik ve koruma önlemleri ilk bakışta vergi gelirlerinin azalmasına yol açan araçlar olarak görülebilir. Görünüş böyle olmakla beraber, uygulamada sonuç tamamen farklı yürüyebilir.

Gerçekten amaca uygun olarak, rasyonel ve selektif genel bir plan uygulandığı takdirde vergi teşvikleri, milli tasarrufun artan bir kısmının verimli yatırımlara özellikle sınai yatırımlara kanalize ettiği, dolayısıyla üretim ve verimliliğin artışını sağladığı, iş ve çalışma alanlarının genişlemesine yol açtığı ölçüde vergi geliri kaybını fazlasıyla telafi ettiği gibi, uzun vadede vergi gelirlerinin önemli ölçüde artmasını sağlayabilmektedir.[v]

Büyük sermayeli yatırımlar, yatırım yapanların “kâr” güdüsü çerçevesinde gerçekleştirilir. Bu esas durum olmakla birlikte söz konusu yatırım kararları verilirken yararlanılabilecek diğer unsurlarda göz önüne alınır. Yatırım yapılacak sahanın verimliliği, ne miktarda sermaye gerektirdiği vb. faktörler yanında nereye, nasıl bir yatırım yapılacağı da dikkate alınan konular arasında bulunmaktadır. Bu aşamada farklı bölgelerde (ülkelerde) mevcut düzenlemeler, yani teşvikler rol oynamaya başlar. Yatırımların gerçekleşmesi ve motivasyonu açısından, vergi düzenlemelerinden hukuksal yapıya kadar pek çok faktör önemli bir paya sahiptir.[vi]

Vergi koruma önlemlerinin amacı hiçbir şekilde fiskal değildir ve bu koruma önlemlerinin gerekliliği ve sonuçları vergi gelirlerinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.[vii]

III. YATIRIM İNDİRİMİNİN VERGİ SİSTEMİMİZDEKİ KISA TARİHİ SÜRECİ

Yatırım indirimi, vergi mevzuatımıza 1963 yılında dahil edilmiştir. Batı ülkelerinde planlamanın yapıldığı, iktisatçıların yeni planlama teknikleri geliştirdiği bu yıllarda; ülkelerin başarısı, büyüme hızının yüksekliği ve sanayileşmeyle ölçülüyordu. Türkiye açısından da söz konusu dönem; planlı-denetimli ekonomi, hesaplı sermaye girişi ve istikrarlı büyümenin başlangıç dönemidir. Planlar kamu yatırımları için “zorunlu hedefler”, özel kesim yatırımları için ise “yol gösterici hedefler” gösteriyordu. Bu hedefler mali teşvikler ve koruma politikasının düzenlenmesiyle özendiriliyordu. Anayasal bir kurum olarak örgütlenen Devlet Planlama Teşkilatı ise, özel yatırımların bu teşvikleri alıp alamayacağı konusunda karar verecekti. Dönemin dış ticaret politikası, temelde tarımı ve imalat sanayiini geliştirme hedeflerine göre düzenlendi. İç piyasayı yerli üretime açık tutmak amacıyla, üretim düzeyi yeterli miktara ulaşan malların ithalatı yasaklanıyor; denetimli kambiyo rejimiyle mal ve hizmet, ithalat ve ihracat hareketi denetlenirken, kur sistemiyle serbest piyasa fiyatlarının etkenliği iyice sınırlanıyordu.[viii]

“İthal İkamesi” adı verilen bu politikalar, 202 Sayılı Kanun’la “Yatırım İndirimi” adı altında G.V.K.’na eklenen 6 ek maddeden oluşan ve 1.1.1963 tarihi itibariyle yürürlüğe giren bir vergisel teşvik paketi ile de destekleniyordu. Kanunun gerekçesinde bu düzenlemenin amacı “genel kalkınma planları ve yıllık uygulama programlarında ön görülmüş bulunan sahalara, yapılacak yatırımları özendirmek ve kalkınmayı hızlandırmak” olarak ifade edilmiş olup; bu teşvik müessesesinin işleyiş esası ise, gerçekleştirilecek yatırımların belirli bir yüzdesine tekabül eden kazancı, gelir veya kurumlar vergisinden istisna etmekti.[ix]  Bu şekilde mükellefe vergi tasarrufu sağlanarak söz konusu yatırımın net maliyeti düşürülmüş olmaktadır ki, bu mükellefe verilen sübvansiyonla aynı niteliktedir.[x]

Yatırım indirimi sistemi yürürlüğe girdiği 1963 yılından 18 yıl sonra ilk kez 2361 sayılı kanunla[xi] 1.1.1981 tarihinden geçerli olmak üzere değişikliğe uğramıştır. Yatırımlara ilişkin bu vergisel teşvik hükümleri, bu ilk değişiklikten sonra bir kaç kez daha değişiklik yaşamıştır. Bu değişikliklerin önemli bir bölümünü; indirimden yararlanacak en az yatırım tutarlarının küçük ve orta ölçekli yatırımlar aleyhine arttırılması, ithal edilen kullanılmış eski makine ve tesislerin yeni addolunmasına daha fazla imkan sağlamak suretiyle kendi ülkelerinde kullanımı kârlı olmaktan çıkmış makine donanımı ile eski teknolojinin getiri süresinin bu ülkeler yararına uzatılması ile yatırım indirimi belgesinin müracaat, tasdik ve vize edilmesine ilişkin bürokratik işlemlerin arttırılmasına yönelik olmuştur.[xii]

O dönem uygulamalarında genel indirim oranının % 100 olduğu fark edilmekte, belli niteliklere sahip yatırımlar için ise % 200 oranının yürürlükte olduğu görülmektedir.

Günümüze doğru geldiğimizde ise en son ve köklü değişikliklerin 24.04.2003 tarihli 4842 sayılı kanunla[xiii] yapıldığını görüyoruz.

  1. YATIRIM İNDİRİMİ İSTİSNASININ AMACI NE İDİ?
  2. a) 4842 sayılı Kanun Öncesine Göre

19.12.1963 gün ve 202 sayılı Kanunla Türk Vergi Sistemi içerisinde yerini almış olan yatırım indirimi müessesesi, genel kalkınma planları ile yıllık programlarda belirlenen sektör ve konularda yapılacak yatırımlarla ilgili harcamaların belirli bir tutarının, vergiye tabi matrahın tespitinde indirim konusu yapılması suretiyle, yatırımların teşvik edilmesi ve böylece kalkınmanın hızlandırılması amacıyla ihdas edilmiş bulunmaktadır. Bu özelliği ile yatırım indirimi, bir yandan anılan Kanun’la Gelir Vergisi Kanunu kapsamına alınarak, şartlar dahilinde yapılan harcamaların devlet tarafından, vergiden istisna tutulmak suretiyle finanse edilmesini sağlarken, diğer yandan da yatırım maliyetine etkide bulunarak, yatırımın kârlılığını artıran bir teşvik tedbiri olarak ortaya çıkmaktadır.[xiv]

Diğer bir ifadeyle yatırım indirimi istisnasının amacı, genel kalkınma planlarında ve yıllık programlarda öngörülmüş bulunan alanlara, özel sektör tarafından yapılacak yatırımları teşvik etmektir.[xv] Bunun yanında yurdun sosyal, ekonomik ihtiyacına ve kalkınma planına uygun bir yönde yatırım yapılmasına hız kazandırılması amacı güdülmüştür. Günümüz vergi politikası mali amacı yanında gelecekte daha güçlü ve verimli bir vergi kaynağı yaratılmasını hedef almaktadır.[xvi]

Söz konusu müessese ile; Gelir Vergisi Kanunu’nda yazılı düzenlemeler çerçevesinde yapılacak yatırımlarla sadece yatırımcılara bir nevi finansman sağlamanın yanı sıra;[xvii]

– İstihdam olanaklarının artırılması,

– Yatırımların belirli bölgelere gitmesinin sağlanması suretiyle bölgesel gelişmişlik farklılıklarının, çarpık kentleşmenin ve çevre kirliliğinin önlenmesi,

– Uluslararası rekabet üstünlüğü olan sektörlerde verimli yatırımların yapılması amacıyla yatırımların belli sektörlere kanalize edilmesi,

– Yabancı sermayenin ve gelişmiş teknolojinin teşviki amaçlanmaktadır.

Tüm bunlara ilaveten, 09.07.2002 tarihli ve 24810 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olan 2002/4367 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinde, Avrupa Birliği normlarına ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak tasarrufları, katma değeri yüksek, ileri ve uygun teknoloji kullanan yatırımlara yönlendirmek suretiyle yatırımların desteklenmesinin sağlanması da yine sözü edilen amaçlar kapsamında mütalaa edilmiştir.

  1. b) 4842 sayılı Kanun Sonrasına Göre

4842 sayılı kanun ile G.V.K. m. 19’da yeniden düzenlenen yatırım indirimi müessesesinin amacına bakıldığında söz konusu kanunun genel gerekçesinde ilgili açıklamalar bulunmaktadır. Buna göre, yatırım indiriminin yeniden düzenlendiği, istisnanın teşvik belgesi olmaksızın otomatik işler hale getirildiği, bölgesel ve sektörel ayrımlara son verildiği, teşvikin daha dar kapsamlı ancak daha etkin ve basit hale getirilmesinin amaçlandığı belirtilmektedir.[xviii]

Salt bu amaç göz önüne alınırsa yatırım indirimi müessesesinin görevini yerine getirdiği kesin olarak açıktır. Diğer bir deyişle bürokrasi olmadan, herhangi bir kurum veya kişi onayı olmaksızın her mükellef yatırım indirimi konusuna giren harcamalar dahilinde yatırım indirimi müessesesinden yararlanabilmektedir.

Ayrıca yine açıkça belirtilebilir ki uygulama basitlik kazanmış, daha anlaşılabilir düzeye inmiş ve pek çok mükellef tarafından kullanılabilir duruma gelmiştir. Bu amaçlar ışığında, başka deyişle 4842 sayılı kanun amacına uygun, yani amacına ulaşmış bir yatırım indirimi müessesesi gerçekleşmiştir denebilir.

Ancak yukarıda da belirtildiği gibi uygulama bir teşvik aracı olmaktan çıkmıştır. En önemli eleştirilerden biri olan hızlandırılmış amortisman yöntemine benzemekte, tabir yerinde ise bir defalık kullanılmak üzere düzenlenmiş bir itfa yöntemini andırmaktadır. Buna tek ve genel oran uygulaması da ilave edilirse teşvik aracı niteliğini kaybettiği çok daha iyi anlaşılabilmektedir.

Bunun yanında vergi kanunlarında uzun yıllardır yer alan selektif bir maliye politikası aracı olan yatırım indirimi müessesesi piyasa mekanizmasının işleyişine bırakılmıştır. Diğer yandan 4842 sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile hiçbir ayrım yapılmadan, gerek sektör ve miktar gerekse bölge ayrımı yapılmaksızın genel mahiyete büründürülmesi teşvik aracı niteliğini bozmuştur. Halbuki Türkiye dahilindeki bölgeler arası dengesizliklerin ortada olduğu açıktır. Öncelikli sektörlerin de belirlenmemesi kanımızca gerekli gereksiz yatırımlara neden olabilecek bir durum yaratmıştır.

  1. KALDIRILAN YATIRIM İNDİRİMİ GERİ Mİ GELİYOR?

Yukarıda kısaca açıklamaya ve amacı hakkında bilgi vermeye çalıştığımız yatırım indirimi istisnası uygulamasının 01.01.2006’da kaldırılmasının ardından vergi sistemi önemli bir teşvik aracını kaybetmiştir. Gündeme pek çok hukuksal sorunla beraber oturan yatırım indiriminin kaldırılması, kazanılmış hakları dikkate almayan, hukuk devleti ilkelerini göz ardı eden, eşitlik gibi esaslı bir ilkeyi dikkate almayan bir düzenleme ile yapılmıştır ki bu da ayrı bir çalışma ve tartışma konusudur. Ancak yatırım indiriminin kaldırılması ileriki günlerde daha pek çok tartışmanın konusu olacağa benzemektedir.

Yatırım indiriminin önceki uygulaması bir çok eksiğine rağmen, 24.04.2004 tarihinde yürürlüğe giren 4842 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklere nazaran daha yerinde, daha hedefi belirgin ve ülke gerçekleri ile daha uyumlu bir yapıya sahipti. Ancak GVK’nun 19. maddesinde yapılan düzenleme yatırım indirimi ekstra bir amortisman usulü haline bürümüş, basit ve genel görünüm kazandırma amacı altında amacından çıkan neye hizmet ettiği belli olmayan bir hale gelmiştir.

Elbette ki amacına hizmet etmeyen ve yatırım kavramının içeriğinden ziyade amortismana tabi iktisadi kıymet alımını teşvik eden ekstra amortisman yöntemi olarak da adlandırılabilecek yeni rejim, vergi kaybından başka bir fayda getirmemiştir. Kamu gelirleri “kamu yararı” gözetilmeden sübvanse edilir hale gelmiştir.

Vergi kanunlarımızın yeniden yazıldığı şu günlerde nedendir bilinmez önce Kurumlar Vergisi Kanunu yürürlüğe konulmuş, ardından Gelir Vergisi Kanunu çalışmaları hızlandırılmıştır. Akabinde Vergi Usul Kanunu beklenmektedir.

Kurumlar Vergisi Kanunu yürürlüğe girdiğinde Yatırım indirimi istisnası uygulaması kaldırılırken yerine ikame uygulamalar düşünüldüyse ve tartışıldıysa da herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Ancak Gelir Vergisi Kanunu’nun yeniden yazılma çalışmalarında, basından takip edebildiğimiz kadarı ile, yatırım indirimini ikame edecek uygulamaların düzenlenmesi konusunda açık bir girişim bulunduğu farkedilmektedir. Belli rakamlardaki yatırımlara ve özellikle KOBİ’leri hedef alan yatırımlara yönelik indirim uygulamaları sisteme dahil edilmek istenmektedir[xix].

Basın yoluyla elde edilen bilgilere göre, Gelir Vergisi reformu üzerinde çalışmalarını sürdüren Vergi Konseyi, yatırım indiriminin tekrar vergi sistemine girmesi ve nasıl uygulanabileceği üzerinde detaylı bir çalışma başlatmış bulunmaktadır.

“Hedefli teşvik sistemi”[xx] ile özellikli sektörlere büyük miktarlı yatırımlar yapıldığı takdirde, daha düşük oranda vergi ödenmesi öngörülmekte ve bu sektörlerin otomotiv, madencilik, yazılım, Ar-Ge, elektrik-elektronik hatta tarım gibi alanları kapsaması planlanmaktadır.

Küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) ise büyük yatırımlarla ortak proje üreterek veya tek başlarına teşvik sisteminden yararlandırılması düşünülmektedir. Ayrıca KOBİ’lerin teşvikten yararlanması için alt sınırın 2 milyon dolar olarak öngörülmekte olduğu ifade edilmektedir. Düzenleme, Meclis’te kabul edilirse 2 milyon dolar yeni yatırım yapan KOBİ yüzde 20 değil, yüzde 16 vergi ödeyecektir. Teşvik sadece yapılan yeni yatırımlar için geçerli olacaktır.

Yatırım yapan KOBİ’nin 4 puan indirimle yüzde 16 vergi ödemesi ve kademeli şekilde oran indirimine devam etmesiyle ilgili çalışmanın sürdüğü, son önerilerde oranın yüzde 16’dan başlayarak 14, 12, 10, 8 ve yüzde 2’ye kadar inen kademeli bir modelin gündeme gelebileceğinin öngörüldüğü ifade edilmektedir.

Özellikle kurumlar vergisi mükelleflerine yönelik büyük yatırımların teşvik edilmesi için yeni yatırım şartının yanı sıra istihdam ve ihracat şartı da getirilmesi planlanmaktadır. Büyük yatırımlarda oranın yüzde 20’den yüzde 2’lere kadar indirilmesi tartışılmaktadır. 500 milyon doların üstündeki yatırımların kapsama girebileceği öngörülmektedir.

  1. SONUÇ

Peki yatırım indirimini kaldıran ardından da yeniden çeşitli isimler altında yeniden getirmeye çalışan zihniyet ne oldu da bu şekilde hareket etmektedir.

Yatırım indiriminin vergi sistemimizden kaldırılması kanımızca düşünülmeden ve gerekli analizler yapılmadan yapılmış bir düzenlemedir. Üstelik ikame uygulamaların getirilmemesi de ayrı bir hatadır. Kaldırılmasının henüz tartışma aşamasında olduğu dönemlerde dahi ısrarla ifade etmeye çalıştığımız gibi yatırım indirimini kaldırmak ekonomik ihtiyaçlarımıza kulak vermemek, göz ardı etmektir. Bu ülkenin istihdama dolayısıyla yatırımlara ciddi anlamda ihtiyacı vardır.

Anlaşılmıştır ki bir çok dünya ülkesinde benzer uygulamalara sahip olan yatırımlara yönelik teşvik vergi sisteminde varolmak durumundadır. Üstelik bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerde üretime yönelik istihdam yaratan teşvikler “olmazsa olmaz”dır. Umarız yapılan hata bir an evvel telafi edilerek ve amacına uygun, belirli sektör yada konuları hedefleyen, bölgeler arasındaki ekonomik gelişim düzeyini dikkate alan ciddi bir teşvik aracı yürürlüğe girecektir.

[i] Sabahattin BENLİKOL-Hilal MÜFTÜOĞLU; Avrupa Birliği Ülkelerinde Vergi Sistemlerindeki Teşvik ve İstisnalar, İstanbul Ticaret Odası, Yayın no: 1997-7, s. 6

[ii] BENLİKOL- MÜFTÜOĞLU, a.g.e., s. 6

[iii] O. Orhan BALİ; Yatırımların ve İhracatın Teşviki ve Kredilendirilmesi, Mevzuat ve Uygulama Esas Usulleri, Ankara 1977, s. 7

[iv] BALİ, a.g.e., s. 8

[v] Vergi Reforn Komisyonu Raporları, C.1, İstanbul 1969, s. 30; Recep BIYIK – Aydın KIRATLI; Vergi Teşvikleri ve Korumaları, Maliye Hesap Uzmanları Derneği, 2.b. Temmuz 2001, s. 7

[vi] Norman F. KAISER, Macroeconomics, 2nd ed., Random House Inc., 1975, s. 118

[vii] BIYIK-KIRATLI, a.g.e., s. 8

[viii] Gülten KAZGAN, Tanzimat’tan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul 1999, s. 111-114

[ix] Nevzat SAYGILIOĞLU, “Yatırım İndirimi Uygulamasının Gelişimi ve Öneriler”, Yaklaşım, S. 24, s. 19

[x] Yusuf İLERİ; “Yatırım İndirimindeki Kırılmaların Ekonomiye Etkileri”, Vergi Dünyası, S. 267, Kasım 2003, s. 175

[xi] 27.12.1980 tarih ve 17203 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[xii] İLERİ, a.g.m., s. 176

[xiii] 24.04.2003 tarih ve 25088 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

[xiv] Ayhan ÜNGÖRMÜŞ-Burçin GÖZLÜKLÜ, “Yatırım İndirimi Konusunda Özellik Arz Eden Hususlar”, Vergi Dünyası, S.256, Aralık 2002, ss. 80-100

[xv] Mehmet CEYLAN, “Yatırım İndirimi Uygulaması Yönünden Teşvik Belgesi Kapsamındaki Yatırım Mallarının Elden Çıkarılması”, Yaklaşım, S.113, Y.10, Haziran 2002, ss.210-217

[xvi] H. Fevzi KARAGÖZOĞLU-Samet TAMER; Gelir Vergisi Kanunu ve Uygulaması, Vergi Hukuku Yayınları, 4-5, Mart 1976, Ankara, s. 186

[xvii] ÜNGÖRMÜŞ-GÖZLÜKLÜ, a.g.m., s. 80

[xviii] Akın TAVUZ, “Yatırım İndirimine Tabi İktisadi Kıymetlerin Satışı ve Devri İle Diğer Özellikli Durumlar”, Vergi Dünyası, S. 264, Ağustos 2003, ss. 109-114

[xix] “Yatırım indirimi şeklini değiştiriyor”, Bkz. 12.09.2006 tarihli Referans Gazetesi.

[xx] Hedefli sistemle amaçlanan belli sektörler ve belli bölgelerdir. Diğer deyişle yatırım indirimi uygulamasının 2003 yılından önceki haline benzer bir düzenleme farklı bir isimle yeniden getirilmek istenmektedir. Aslında uygulamanın esası değişmemekle beraber daha nice farklı isimler telaffuz edilecektir.

Exit mobile version