Site icon Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri

Genel Müdürün Hizmet Akdiyle Çalışması ve Gerçek Ücretin İspatı – Yargıtay Kararı

T.C.
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2020/2096
Karar No: 2021/8949
Karar Tarihi: 24.06.2021

İÇTİHAT METNİ

Bölge Adliye Mahkemesi: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
İlk Derece Mahkemesi: … 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Dava, hizmet tespiti ile prime esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı şirket ve davalı Kurum vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince; davalı şirketin istinaf başvurusunun kabulüne, davalı … Başkanlığı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, … 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinden verilen 22.11.2017 tarihli, 2013/539 Esas ve 2017/629 Karar sayılı kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.

… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

I. İSTEM

Davacı vekili; davacının, davalı işverene ait işyerinde 03.09.2007-31.03.2009 tarihleri arasında hizmet akdiyle, üç ayda bir brüt ücret tutarında ikramiye ve aylık 13.333,00 TL ücretle çalıştığının tespitini istemiştir.

II. CEVAP

Davalı … Başkanlığı vekili, Kurum kayıtlarında davacının dava konusu dönemde çalışmasına rastlanılmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.

Davalı Tasfiye Halinde … Gay. İnş. Tur. Tic. A.Ş. vekili; davacının müvekkili şirkette 09.11.2007-31.10.2008 tarihleri arasında vekâlet sözleşmesiyle genel müdür olarak çalıştığını, müvekkili şirkette çalışan bütün personelin primlerinin gerçek maaşları üzerinden hesaplanıp yatırıldığını, davacının primlerinin ödenmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.

III. MAHKEME KARARI

A. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece yapılan yargılama sonunda;

“Davanın kabulüne,

Davacının, davalı … Homes işyerinde 03.09.2007-31.03.2009 tarihleri arasında kesintisiz hizmet akdiyle, Kuruma bildirilmeyen 13.333,00 TL brüt maaşla sigortasız çalışmasının bulunduğunun tespitine,”

karar verilmiştir.

İstinaf Sebepleri

İstinaf kanun yoluna başvuran davalı Kurum vekili; eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulduğunu, Kurumun fer’î müdahil olduğunu, davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması gerektiğini beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İstinaf kanun yoluna başvuran Tasfiye Halinde … Gay. İnş. Tur. Tic. A.Ş. vekili; davacının çalışma süresi ve ücretinin hatalı hesaplandığını, davacının genel müdür olarak vekâlet akdiyle çalıştığını, işçilerin bildirimlerinin ve banka talimatlarının davacının imzasıyla yapıldığını, sunulan iş sözleşmesinin sonradan oluşturulduğunu, kesin ispat koşulunun yerine getirilmediğini, ilk derece mahkemesince verilen kararın hukuka aykırı olduğunu beyanla kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

B. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince;

“Her ne kadar davacı tarafından 03.09.2007 tarihli iş sözleşmesi ibraz edilerek 03.09.2007-31.03.2009 tarihleri arasında hizmet akdiyle, üç ayda bir brüt ücret tutarında ikramiye ve aylık 13.333,00 TL ücretle çalıştığının tespiti talep edilmiş ise de; 11.10.2007 tarihli ve …4 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin 306. sayfasında davalı şirketin tescil tarihinin 20.09.2007 olduğu, davacı ile davalı şirket arasında noterde 09.01.2008 tarihli ve 1065 yevmiye numaralı vekâlet sözleşmesi tanzim edildiği, … 34. Noterliğinin 1065 ve 40869 yevmiye numaralı imza sirküleri ile 43504 yevmiye numaralı yönetim kurulu kararına göre davacının C grubu imza yetkilisi genel müdür olduğu, yönetim kurulu üyesi ve şirkette pay sahibi (hissedar) olmadığı, değer ve mahiyetine bakılmaksızın 10.000 YTL’ye kadar şirket adına yapılacak muamelelerde, akit ve taahhütlerde, evrak ve senetlerde, bunların imzalanmasında, bankalarda kredilerin imzalanmasında, kefalet ve teminat mektubu verilmesinde C grubu imza yetkililerinin münferit imzasıyla işlem yapılabileceğinin belirtildiği; 03.09.2007 tarihli iş sözleşmesinde davacı ile davalı şirketin yönetim kurulu üyesi …’nin imzalarının bulunduğu; davacının eşi Arzu Bozdağ ile dava dışı bir kısım kişilere ödeme yapılmasına ilişkin banka talimatlarında, şirketin avukatıyla yapılan sözleşmede ve Sosyal Güvenlik Kurumuna ibraz edilen bildirgelerde davacının yetkili olarak imzalarının bulunduğu görülmektedir.

Davalı şirketin ticaret sicili kayıtlarına göre tescil tarihinin 20.09.2007 olduğu, sunulan iş sözleşmesinin şirket kurulmadan ancak şirket kaşesiyle ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla yapılmış olduğu, sözleşme tarihi itibarıyla bu olanağın bulunmadığı ve taraflar arasındaki ilişkinin vekâlet ilişkisi olduğu hususunun 09.01.2008 tarihli ve 1065 yevmiye numaralı vekâlet sözleşmesiyle belirgin bulunduğu gözetildiğinde, davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne dair verilen ilk derece mahkemesi kararının yerinde olmadığı belirgindir.”

gerekçesiyle davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, davalı … Başkanlığı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, … 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinden verilen 22.11.2017 tarihli, 2013/539 Esas ve 2017/629 Karar sayılı kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.

IV. TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ

Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacı vekili; davacının genel müdür yardımcısı sıfatıyla işçi olarak çalıştığını, hizmet akdinin mevcut olduğunu, şirkette pay sahibi olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

V. İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME

Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanun’un 79. ve 80. maddeleridir. Anılan Kanun’un 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “Sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.

Bilindiği gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502. maddesinde vekâlet akdi, “Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.” şeklinde tanımlanmış olup bu tanıma göre vekil, sözleşme uyarınca kendisine yüklenen işin yürütülmesini veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanır. Vekâlet akdinde bir tarafta vekil, diğer tarafta iş sahibi vardır. Vekil, iş sahibine ait işin idaresini veya bir hizmetin görülmesini üzerine alan kişi olup vekilin hizmetin görülmesindeki bağlılığı, hizmet akdinde olduğu gibi zorunlu değildir. Vekâlet akdinde ücret kanunen şart olmayıp sözleşme veya teamül varsa vekil ücrete hak kazanabilir.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda ve 1475 sayılı İş Kanunu’nda hizmet akdinin tarifi yapılmamış olup 506 sayılı Kanun’un 2. maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanun’a göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra; 3. maddesinde bu Kanun’un uygulanmasında sigortalı sayılmayacak kimseler ile bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı kimseler açıklanmış, 4. maddesinde bu Kanun’un uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6. maddesinde de çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır.

Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi ve 3. maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır.

Bununla birlikte hizmet sözleşmesi, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu’nun 393. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış; aksine hüküm bulunmadıkça sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş; ücretin zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır.

Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de 506 sayılı Kanun’un sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir.

Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimiyle ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir.

Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve yukarıda açıklanan zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği çalışmaya başlanmasıyla edinilir.

Bu çerçevede somut olayda; uyuşmazlık konusu dönemde yönetim kurulu üyesi olduğu ihtilafsız olan kişiyle davacı arasında hizmet sözleşmesinin varlığı, sözleşmede kararlaştırılan ücretin davacının eşinin şirketle hiçbir bağı olmamasına rağmen şirket tarafından düzenli olarak onun hesabına gönderilmesi, davacının hizmetlerinin tespitini talep ettiği dönemlerde genel müdür sıfatıyla çalıştığının ihtilafsız olması ve bu faaliyetini şirket yönetim kurulu emrinde sürdürmesi nedeniyle zaman ve bağımlılık unsurlarının mevcut olduğu anlaşılmaktadır.

Şirket tarafından davacıya verilen vekâletnameyle belli bir limit dâhilinde birtakım işlerin yapılmasının tevdi edildiği, vekâletnamenin geçmişe yönelik işleri kapsamamakla beraber kapsamış olsa dahi şirket bakımından vekâlet akdi kabul edilse de söz konusu işlerin davacı bakımından yerine getirilmesinin, davacı yönünden hizmet akdi olma niteliğini ortadan kaldırmayacağı anlaşılmakla; mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme sonucu aradaki çalışma ilişkisinin vekâlet akdi olduğu belirtilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Ayrıca davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte, Hukuk Genel Kurulunun 2005/21-409 E., 2005/413 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır.

Ücret miktarı, HMK’nın geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK’un 288. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları gibi delillerle, sigortalının imzasını taşıyan ücret bordrolarıyla veya hizmet sözleşmesinde yazılı olan ücretin gerçek olmadığının kanıtlanması mümkündür.

Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için yine HMK’nın geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK’un 289. maddesi gereğince tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile, varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür.

Eldeki dosyada, ücrete yönelik olarak bu ilkeler kapsamında araştırma yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir.

O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır.

SONUÇ

… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Exit mobile version