Site icon Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararı E: 2023/1368 – K: 2024/5761

T.C.

YARGITAY

10. HUKUK DAİRESİ

Esas No: 2023/1368

Karar No: 2024/5761

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/2620 E., 2022/839 K.

KARAR : Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 53. İş Mahkemesi

SAYISI : 2021/47 E., 2022/404 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde özetle; davalı iş yeri tarafından yurt dışında yapılacak bir işin yapımında görevlendirilen müvekkilinin 14.11.2012 günü Kazakistan’ın Astana şehrine gittiğini, iş yerinin diğer bazı sigortalıları ile birlikte 15.11.2012 tarihinde gece saat 03:45 sıralarında havaalanına iniş yapıldığı ve işin yapılacağı yere sürücüsü ve plakası belli olmayan Kazakistan uyruklu sürücünün kullandığı minibüs ile Türkiye’den uçak ile giden 14 işçi ile işyerine götürülmekte iken, araç sürücüsünün buzlu ve kaygan yolda aracının direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yapmış olduğu tek taraflı trafik kazasında birden çok işçi ile birlikte işçi müvekkilinin yaralanması ile neticelenen bir trafik iş kazası olayı yaşandığını, müvekkilinde sürekli iş göremezlik derecesinin %23 (yüzde yirmi üç) olarak tespit edildiğini, iş kazası nedeniyle maruz kalınan iş gücü kaybı nedeniyle 500,00 TL tedavi gideri, 176.103,92 TL maddi tazminat ile birleşen dava yolu ile 200.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taleplerin zamanaşımına uğradığını, olayın trafik kazası olduğunu, iş kazası olmadığını, kazaya karışan aracın müvekkiline ait olmadığını, kiralanmadığını, hatta davacı tarafından temin edildiğini, Mahkemenin yargı yetkisi olmadığını, husumet itirazlarının bulunduğunu, aracın sahibi ve şoförünün davalı olarak taraf olması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda dava dışı 3. kişinin %70 davalı işverenin %30 oranında kusurlu olduğu, davacının sürekli iş göremezlik oranının %23 olduğu kabulünden hareketle davacının sürekli iş göremezliğe uğramadığından bahisle asıl davanın kısmen kabulü ile 176.103,92 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, tedavi giderine yönelik talebin reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile 75.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerçekleşen trafik kazasına ilişkin hiçbir belgenin dosyada olmadığını, davacı tarafça iddiasını ispatlar nitelikteki hiçbir belgenin temin edilmediğini, müvekkiline kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, toplu taşım aracı niteliğinde olup personel tarafından sağlanan aracın kaza yapması sebebi ile müvekkiline kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin sağlamadığı ulaşımı gerçekleştiren araç sahibinin sorumluluğunda kazanın meydana geldiğini, araç sürücüsünün ağır kusuru sonucunda gerçekleştiği zannedilen kazanın vuku bulduğunu, Türk Mahkemelerinin yargı yetkisinin de tartışmalı olduğunu, başka bir ülkede gerçekleşen trafik kazası ile ilgili Türkiye’de delil toplanmasının mümkün olmadığını, dosyada mübrez 18.01.2021 ve 29.03.2021 tarihli heyet bilirkişi raporlarında müvekkili şirketin kusursuz olduğu ve illiyet bağının bulunmadığına dair rapor düzenlendiğini, davacı ve davalı müvekkili arasında davacı işçinin geçici görevlendirmesinin içeriği ile ilgili olarak “Geçici Görev Belgesi” imzalandığını, bu sözleşmeye göre uçak masraflarının davalı müvekkili tarafından karşılanacağını, uçaktan iniş sonrası servis aracının ise davacı personel tarafından temin edilmesinin kararlaştırıldığını, tarafların sözleşme özgürlüğü kapsamında serbestçe kararlaştırdıkları işbu koşullar uyarınca Kazakistan’da ulaşımı sağlayacak servis aracını, durumun niteliklerine uygun bir biçimde seçme sorumluluğunun davacıya ait olup müvekkil şirket tarafından kiralanmış bir aracın söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin sorumluluğu dışında olduğunu, işçi lehine yorumlama ilkesinin ölçüsüz ve sınırsız genişletilmesi ile işverenin hakkının ihlal edilmesi sonucunun doğduğunu, Mahkemece söz konusu raporlar dikkate alınmaksızın davalı lehine rapor tanzimine kadar kusur raporu alındığını, üçüncü kişinin ağır kusuru sebebi ile illiyet bağının kesildiğini, işverenin sorumluluğu kalmadığını, mevzuat gereği işverenin meydana gelen bir trafik kazasında kusurlu atfedilebilmesi için; işverence sağlanan araçta gerçekleşmesi, aracı kullanan ya da yolcu olarak bulunan işçiye verilmesi gereken eğitimlerin verilmemiş olması ve/veya kazanın işçinin çalıştırılma şartlarından ve varsa işyeri sahası içinde bulunan yoldan (tesisten) kaynaklanması gerektiğini, ancak huzurdaki davaya konu olaya bakıldığında yukarıda sayılan unsurlardan hiçbirinin gerçekleşmediğini, kazaya konu aracı davacı işçinin kendisi ayarlamış olup müvekkil şirket tarafından yalnızca uçak masraflarının karşılandığını, aracın hakimiyetinin de kimliği belirlenemeyen Kazak sürücünün kontrolünde olup, söz konusu kazanın üçüncü kişi olan Kazak sürücünün ağır kusuru sebebi ile gerçekleştiğinin zannedildiğini, kazanın davacı tarafça ayarlanan dava dışı üçüncü kişi olan Kazak sürücünün kusuru nedeniyle yahut yol yahut hava sebebiyle kaza gerçekleşmiş olup, dosyada mevcut heyet bilirkişi raporlarında da sürücünün %100 kusurlu olduğunun açıkça anlatıldığını, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 03.04.2014 tarihli, 2013/14785 E. 2014/7744 K. sayılı emsal kararında 60 yaşın sonrasında pasif dönem için zarar hesabı yapılmaması gerektiğinin belirtildiğini, bilirkişi raporundaki hesaplamaların davacının olayın gerçekleştiği tarihte yaşlılık aylığını almakta olduğundan hareketle 2012-2022 yılları arasındaki dönem pasif dönem olarak nitelendirilip asgari ücret üzerinden yapıldığını, kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının olayın gerçekleştiği tarihte 54 yaşında olduğu, 2018 yılında 60 yaşına girdiği gözetildiğinde ve SGK tarafından meslekte kazanma gücü kayıp oranının %23 olduğu gözetilerek davacının 75 yaşına kadar çalışacakmış gibi hesaplama yapıldığını, eksik ve mesnetsiz olarak tanzim edilmiş rapora istinaden hüküm kurulmuş olmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrıca faizin olay tarihinden itibaren işletilmesinin de hatalı olduğunu, birleşen dosya yönünden Mahkeme tarafından gerekli araştırma ve yargılama işlemleri yapılmadan karar verildiğini, hükmedilen manevi tazminat bedelinin fahiş surette hesaplandığını, faizin hatalı belirtildiğini belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu‘nun 77 nci maddesi

3. Değerlendirme

Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; Merkezi “… Sok. No:54/D Siteler Altındağ Ankara” adresinde bulunan davalı “… Tasarım San. İnş. ve Tic. Ltd. Şti.” ünvanlı işyeri tarafından yurt dışında (Kazakistan Astana Borabay Kasabası) bir otelde mobilya montaj işinin yapımında görevlendirilen işyeri çalışanı davacı … 14.11.2012 günü saat 18.40 hareketli Türk Hava Yollarının TK 354 sefer sayılı uçuşu ile Kazakistan’ın Astana şehrine gittiği, davacının işyerinin diğer bazı çalışanları ile birlikte 15.11.2012 tarihinde gece saat 03:45 sıralarında havaalanına iniş yaptığı, işveren vekilinin denetmen raporundaki beyanından ve dosya kapsamından anlaşılacağı üzere kazalı işin yapılacağı yere sürücüsü ve plakası belli olmayan Kazakistan uyruklu sürücünün kullandığı minibüs ile Türkiye’den uçak ile giden 14 işçi ile birlikte Kazakistan-Astana … Havaalanından işyerine götürülmekte iken, araç sürücüsünün buzlu ve kaygan yolda aracının direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu, yapmış olduğu tek taraflı trafik kazasında birden çok işçi ile birlikte davacının da yaralandığı, dava konusu iş kazası olayına ilişkin Mahkemece aldırılan 09.11.2021 tarihli kusura ilişkin bilirkişi raporunda işverenin güvenli şekilde işçilerin çalışacakları yere götürülmelerini sağlamadığı gerekçesiyle %30 oranında, dava dışı araç sürücüsüne %70 oranında kusur verildiği, Mahkemece anılan raporun hükme esas alındığı anlaşılmıştır.

İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun’un 77 nci ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37 nci maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.

Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4 üncü maddesinde:

“İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;

a) Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.

b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.

c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.

ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.

d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:

a)Risklerden kaçınmak,

b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,

c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,

ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,

d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,

e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,

f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,

g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,

ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.

Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.

Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.

İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.

Davacının davalıya ait yurt dışında alınan iş nedeniyle uçakla ülke dışına gönderildiği hava alanından işin yapılacağı yere işçilerin götürülmesi için davalı şirket yetkililerince dava dışı kişilere ait araç ile yabancı uyruklu şoför temin edildiği, dava dışı şoförün aracı yol ve hava koşullarına uygun sevk etmediği ve aracın hızlı kullanılması nedeniyle direksiyon hakimiyetinin kaybedilip aracın tek taraflı kaza yapması sonucu davacının ve diğer işçilerin yaralandığı anlaşılmakla meydana gelen olayda davalı işverenin işe uygun araç temin etmediği yönünde iddia ve ispat bulunmadığına göre davalı işverene davaya konu iş kazası sebebiyle kusur izafe edilmesi hatalı olmuştur. Davalı işverenin meydana gelen kazada kusurunun bulunmamasına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle,

Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

22.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Exit mobile version