Dünya Ekonomik Forumu’nun ‘2026 tarihli Küresel Riskler Raporu’ndaki Temel Bulgular*
Yavuz AKBULAK
SPK Başuzmanı
yavuz.akbulak@spk.gov.tr
Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum) 2026 tarihli Küresel Riskler Raporu, bu yıllık raporun 21. baskısı olup, çalkantılı bir on yılın ikinci yarısını işaret etmektedir. Raporda, karar vericilerin mevcut krizler ve uzun vadeli öncelikler arasında denge kurmalarına yardımcı olmak için küresel riskler üç zaman dilimi üzerinden analiz edilmektedir. Bölüm 1’de, dünya çapında bin 300’den fazla uzmandan elde edilen içgörüleri yakalayan bu yılki Küresel Risk Algısı Anketi’nin (Global Risks Perception Survey) bulguları sunulmakta ve riskler, mevcut veya yakın vadede (2026’da), kısa ve orta vadede (2028’e kadar) ve uzun vadede (2036’ya kadar) olmak üzere incelenmektedir. Bölüm 2’de, seçilen altı temanın derinlemesine analizi yoluyla bu risklerin ve birbirleriyle olan bağlantılarının etkileri incelenmektedir.
Aşağıda, anılan raporda üç zaman dilimi boyunca risk görünümünün karşılaştırıldığı temel bulgular yer almaktadır.
2026 yılı küresel risk görünümünün belirleyici teması belirsizliktir (uncertainty). Küresel Risk Algısı Anketi’nin katılımcıları hem kısa hem de uzun vadeli küresel görünümü olumsuz değerlendirmiş olup, katılımcıların yüzde 50’si önümüzdeki iki yıl içinde çalkantılı veya fırtınalı bir görünüm beklerken, bu oran önümüzdeki 10 yıl için yüzde 57’ye yükselmektedir.
Katılımcıların sırasıyla yüzde 40 ve yüzde 32’si, iki ve on yıllık zaman dilimlerinde küresel görünümü istikrarsız olarak değerlendirirken, her iki zaman diliminde de sakin bir görünüm bekleyenlerin oranı sadece yüzde 1’dir.
Küresel riskler ölçek, bağlantı ve hız açısından artmaya devam ederken, 2026 yılı rekabet çağı olarak işaretlenmektedir. İşbirliği mekanizmaları çökerken, devletler çok taraflı çerçevelerden geri çekilirken, istikrar kuşatma altındadır. Çatışmanın işbirliğinin yerini aldığı ve işbirliğinin para birimi olan güvenin değerini kaybettiği çekişmeli çok kutuplu bir ortam ortaya çıkmaktadır.
Bu yılki Küresel Risk Algısı Anketi’nin bulguları, geçen yıla kıyasla kısa vadeli endişelerin arttığını göstermektedir ki; önümüzdeki iki yıl için çalkantılı veya fırtınalı bir görünüm seçen katılımcıların oranında yüzde 14’lük bir artış yaşanmıştır. Buna karşılık, geçen yıla kıyasla, bu iki kategoride önümüzdeki 10 yıl içinde yüzde beşlik bir iyileşme görülmüş (geçen yıl yüzde 62 iken bu yıl yüzde 57’ye yükselmiştir), sakin veya istikrarlı bir görünüm seçen katılımcıların sayısında (yüzde üç artış) veya istikrarsız bir görünüm seçenlerin sayısında (yüzde iki artış) ise hafif bir yükseliş yaşanmıştır.
Çok taraflılık geriliyor (…)
Çok taraflı sistem baskı altındadır. Azalan güven, azalan şeffaflık ve hukukun üstünlüğüne saygı, artan korumacılıkla birlikte, uzun süredir devam eden uluslararası ilişkileri, ticareti ve yatırımları tehdit etmekte ve çatışma eğilimini artırmaktadır. Jeoekonomik çatışma (geoeconomic confrontation), katılımcıların en çok aklında olan konudur ve katılımcıların yüzde 18’i tarafından 2026 yılında önemli bir küresel krizi tetikleme olasılığı en yüksek risk olarak seçilmiş olup; bu oran geçen yıla göre iki sıra yükselmiştir.
Bunu, katılımcıların yüzde 14’ü tarafından seçilen devlet temelli silahlı çatışmalar (state-based armed conflict) takip etmektedir.
Zaten artan rekabetler, istikrarsız tedarik zincirleri ve bölgesel yayılma riski taşıyan uzun süreli çatışmalarla zayıflamış bir dünyada, bu tür çatışmalar sistemik, kasıtlı ve geniş kapsamlı küresel sonuçlar doğurarak ülke kırılganlığını artırmaktadır. Jeoekonomik çatışmanın küresel riskler ortamındaki merkezi rolü 2026 ile sınırlı değildir; katılımcılar bunu iki yıllık zaman diliminde (2028’e kadar) de en önemli risk olarak seçmiş ve bu da geçen yıla göre sekiz sıra yükselmiştir.
Jeoekonomik çatışma, anılan raporda daha ayrıntılı olarak incelendiği gibi, birbirine bağlı küresel ekonominin özünü tehdit etmektedir.
Ekonomik riskler yoğunlaşıyor (…)
Ekonomik riskler, toplu olarak ele alındığında, geçen yılki nispeten düşük sıralamalardan da olsa, önümüzdeki iki yılda sıralamada en büyük artışı göstermektedir. Ekonomik durgunluk ve enflasyon (economic downturn and inflation) her ikisi de sekiz sıra yükselerek sırasıyla 11. ve 21. sıraya yerleşirken, varlık balonu patlaması (asset bubble burst) da benzer şekilde yedi sıra yükselerek 18. sıraya yerleşmiştir.
Ekonomik gerileme, jeoekonomik çatışmanın ardından geçen yılki bulgulara kıyasla şiddet puanında en büyük artışlardan birini göstermiştir. “Ekonomik bir hesaplaşma” (an economic reckoning) başlığı altında, önümüzdeki iki yıl içinde, artan jeoekonomik çatışma bağlamında, potansiyel ekonomik balonlarla birleşen artan borç sürdürülebilirliği endişelerinin, toplumları ve işletmeleri daha da istikrarsızlaştırabilecek yeni bir oynaklık dönemine nasıl yol açabileceği incelenmektedir.
Teknolojik riskler büyük ölçüde kontrolsüz bir şekilde artıyor (…)
Teknolojik gelişmeler ve yeni inovasyonlar, sağlık ve eğitimden tarım ve altyapıya kadar geniş potansiyel faydalar sağlayan fırsatları yönlendirirken, aynı zamanda işgücü piyasalarından bilgi bütünlüğüne ve otonom silah sistemlerine kadar çeşitli alanlarda yeni risklere de yol açmaktadır. Yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ile siber güvenlik (misinformation and disinformation and cyber insecurity), iki yıllık görünümde sırasıyla 2. ve 6. sırada yer almaktadır. Yapay zekânın olumsuz sonuçları (adverse outcomes of artificial intelligence-AI-), zaman içinde sıralamada en büyük yükselişi gösteren risk olup, iki yıllık görünümde 30. sıradan 10 yıllık görünümde 5. sıraya yükselmiştir. Genel olarak yapay zekâ (AI at large) başlığı altında, önümüzdeki on yılda yapay zekânın işgücü piyasalarını, toplumları ve küresel güvenliği nasıl etkileyebileceği incelenmektedir. Buna karşılık, iki yıllık sıralamada 33. sıradan 10 yıllık sıralamada 25. sıraya yükselen sınır teknolojilerinin olumsuz sonuçları (adverse outcomes of frontier technologies), genel olarak nispeten düşük kalmaktadır. Kuantum sıçramaları (quantum leaps) başlığı altında ise, kuantum teknolojilerindeki ivmenin, iklim ve hava modellemesinin doğruluğu ve hızını artırmaktan yeni ilaçların keşfine kadar toplumlar ve ekonomiler için nasıl önemli fırsatlar sunabileceği incelenmektedir.
Ancak kuantum alanındaki gelişmeler, stratejik rekabetin, ekonomik ayrışmanın ve siyasi kutuplaşmanın bir başka yönü haline gelme riskini de taşımaktadır.
Toplumlar uçurumun kenarındadır (…)
Yükselen toplumsal ve siyasi kutuplaşma, aşırı uç sosyal, kültürel ve siyasi hareketlerin kurumsal direnci ve kamu güvenini zorlamasıyla demokratik sistemler üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmaktadır. “Sokaklar ve elitler” (streets versus elites) anlatılarının giderek yaygınlaşması, geleneksel yönetim yapılarına duyulan hayal kırıklığının derinleşmesini yansıtıyor ve birçok vatandaşı siyasi karar alma süreçlerinden dışlanmış hissettiriyor ve politika yapımının geçim kaynaklarında somut iyileştirmeler sağlayabileceğine dair giderek daha şüpheci hale getiriyor. Eşitsizlik (inequality), ikinci yıl üst üste en çok bağlantılı küresel risk olarak katılımcılar tarafından seçilmiş, bunu ekonomik durgunluk yakından izlemiştir.
Paralel olarak, jeoekonomik çatışmanın (geoeconomic confrontation) ardından iki yıllık zaman diliminde ikinci sırada yer alan yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon, küresel ölçekte ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Servet az sayıda kişinin elinde yoğunlaşmaya devam ederken, yaşam maliyeti baskıları yüksek kalmaktadır ki; bu durum, kalıcı K şeklinde ekonomiler riskini artırmakta ve sosyal sözleşmeyi ve finansmanını sorgulamaktadır. “Savaş Halindeki Değerler” (values at war) başlığı altında, teknolojinin günlük hayata daha fazla entegre olması ve jeoekonomik gerilimlerin devam etmesiyle birlikte, toplumsal ve siyasi kutuplaşmanın önümüzdeki iki yıl içinde nasıl derinleşebileceği, artan dijital güvensizlik ve sosyo-çevresel ilerlemenin sulandırılması risklerini nasıl artırabileceği incelenmektedir.
Kısa vadede çevresel kaygılar öncelik sıralamasında geri plana atılmıştır (…)
Küresel Risk Algısı Anketi’nin bulguları, önceki yıllara kıyasla çevresel olmayan risklerin çevresel risklere göre daha fazla önceliklendirildiğini göstermektedir. Önümüzdeki iki yıla ilişkin görünümde, çevresel risklerin büyük çoğunluğunun sıralamasında düşüş yaşanmış, aşırı hava olayları (extreme weather events) 2. sıradan 4. sıraya, kirlilik ise 6. sıradan 9. sıraya gerilemiştir. Dünya sistemlerinde kritik değişiklikler (critical change to earth systems) ve biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü (biodiversity loss and ecosystem collapse) de sırasıyla yedi ve beş sıra gerileyerek, iki yıllık görünümde risk listesinin alt yarısında yer almaktadır. Tüm çevresel riskler, geçen yılki bulgulara kıyasla iki yıllık zaman dilimi için şiddet puanlarında da düşüş göstermiştir. Başka bir deyişle, sıralamaları diğer risk kategorilerine göre düşmekle kalmamış, aynı zamanda çevreye ilişkin endişelerden tamamen uzaklaşma da yaşanmıştır. Önümüzdeki 10 yılda, çevresel riskler en ciddi riskler olarak sıralamalarını korumuş, aşırı hava olayları en büyük risk olarak belirlenmiş ve ilk 10 riskin yarısı çevresel nitelikte olmuştur.
Bu yılki Küresel Risk Algısı Anketi’nde, katılımcılara küresel görünüm hakkındaki algıları risk kategorilerine göre de sorulmuştur: toplumsal, teknolojik, çevresel, ekonomik ve jeopolitik. Önümüzdeki on yılda, çevresel riskler, ankete katılan tüm risk kategorileri arasında en kötümser algılanan risk kategorisi olmuş; katılımcıların yaklaşık dörtte üçü çalkantılı veya fırtınalı bir görünüm seçmiştir.
“Tehlike Altındaki Altyapı” (infrastructure endangered) başlığı altında, kısmen, devam eden aşırı hava koşulları ve iklim değişikliğinin yaşlanan altyapı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Tedarik zinciri darboğazlarından elektrik şebekelerindeki gerilimlere kadar, kritik altyapı yeniden dikkat gerektirmekte ve mevcut riskler zaten küresel olarak toplumları etkilemektedir.
Yeni bir rekabetçi düzen ortaya çıkıyor (…)
Bu jeoekonomik dönüşüm döneminde, ittifaklar yeniden şekillenmekte ve 1944 tarihli Bretton Woods Konferansı’ndan doğan piyasaların ve kurumların dayanıklılığı test edilmektedir. Koruyuculuk, stratejik sanayi politikası ve devletlerin kritik tedarik zincirleri üzerindeki aktif etkisi, giderek daha yoğun bir şekilde rekabetçi hale gelen bir dünyaya işaret etmektedir. Bu yılki Küresel Risk Algısı Anketi’nde, katılımcıların yüzde 68’i önümüzdeki 10 yıl içindeki küresel siyasi ortamı “orta ve büyük güçlerin bölgesel kuralları ve normları belirlediği ve uyguladığı çok kutuplu veya parçalı bir düzen” olarak tanımlamaktadır ki; bu, geçen yıla göre dört puanlık bir artış anlamına gelmektedir.
Ankete katılanların yalnızca yüzde 6’sı, önceki tek kutuplu, kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden canlanmasını beklemektedir.
Giderek daha içe dönük ve çatışmacı politikalara doğru kayma, çok taraflılığın geleceği konusunda daha fazla belirsizlik yaratmaktadır. Uluslar giderek ulusal çıkarları kolektif eylemin önüne koyarken, uluslararası toplumun iklim değişikliği, küresel sağlık ve ekonomik istikrar gibi ortak zorluklarla başa çıkma kapasitesi ve ayrıca iç refah ve istikrar için gerekli yerel büyümeyi yaratma kapasitesi hakkında acil sorular ortaya çıkmaktadır. Bu gelişen ortamda, küresel liderlik ve uluslararası işbirliğinin bir sonraki aşamasını destekleyecek değerler, kritik olarak çözülmemiş sorunlar olarak kalmaktadır.
Ancak tarih bize, ulusların rekabet ortamında bile stratejik işbirliğini seçmeleri halinde düzenin yeniden kurulabileceğini anımsatmaktadır. Gelecek tek ve sabit bir yol değildir, her biri küresel bir topluluk olarak bugün aldığımız kararlara bağlı olan bir dizi olası yörüngeden oluşmaktadır. Küresel Ekonomik Planlama Stratejisi’nde vurgulanan zorluklar -jeopolitik şoklar, hızlı teknolojik değişim, iklim istikrarsızlığı, ekonomik belirsizlik ve bunların toplumlar üzerindeki toplu etkileri- hem karşı karşıya olduğumuz risklerin boyutunu hem de geleceği şekillendirme konusundaki ortak sorumluluğumuzu vurgulamaktadır.
* Bu derleme çalışmada yer alan görüşler ‘Dünya Ekonomik Forumu’na (World Economic Forum) ait olup derleyenin çalıştığı kurumu bağlamaz, derleyenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Derleme çalışmadaki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler derleyene aittir. Bu derleme çalışmada yer alan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve herhangi bir konuda hukuki ve/veya finansal tavsiye olarak yorumlanmamalıdır.
Finansal Destek: Bu derleme çalışmanın yazarı Yavuz Akbulak, bu çalışmanın araştırılması, yazarlığı veya yayınlanması için herhangi bir finansal destek almamıştır.
Yazarın Katkısı: Bu derleme çalışma yalnızca yazar tarafından hazırlanmıştır.
Çıkar Çatışması/Ortak Çıkar Beyanı: Yazar, derleme çalışmanın içeriğiyle ilgili herhangi bir çıkar çatışması olmadığını beyan eder.
Yapay Zekâ Kullanımı: Yazar, bu derleme çalışmanın oluşturulmasında hiçbir yapay zekâ aracı kullanılmadığını beyan eder.
İşbu derleme çalışmanın dayandığı kaynağın künyesi şöyledir: “Global Risks Report 2026, 21st Edition (Insight Report), The World Economic Forum, Published: 14 January 2026, < https://reports.weforum.org/docs/WEF_Global_Risks_Report_2026.pdf > Erişim Tarihi: 21 Ocak 2026”.
[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”juicy_pink”] Sorumluluk Beyanı ve Hukuki Haklarımız [/vc_message][vc_column_text]
