Site icon Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri

Uluslararası Bakış Açısıyla ‘Hissedar Sözleşmeleri’ Rehberi – Yavuz AKBULAK, SPK Başuzmanı

Uluslararası Bakış Açısıyla ‘Hissedar Sözleşmeleri’ Rehberi*

Yavuz AKBULAK
SPK Başuzmanı
yavuz.akbulak@spk.gov.tr

Giriş

Hissedar sözleşmesi, esasen bir şirketin hissedarları arasında yapılan bir anlaşma olup şirketin işleyişi ve hissedarlar arasındaki ilişkiye ilişkin hükümler içerir. Hissedar sözleşmesi, aynı zamanda ortaklık sözleşmesi olarak da bilinir.

Hissedar sözleşmesi, hem işletmeyi hem de hissedarları korumak amacıyla oluşturulur. Hissedarların adil bir şekilde muamele görmesini sağlar. Bu sözleşmeler, ayrıca, genellikle işletme faaliyetleri üzerinde sınırlı kontrole sahip olan azınlık hissedarlar için de faydalı olabilir.

Anılan sözleşme, hissedarlar için, hak ve yükümlülüklerinin neler olduğunu ve hisselerin nasıl dağıtılabileceğini veya satılabileceğini özetler. İşletme için ise, şirketin nasıl işletileceğini ve önemli kararların nasıl alınacağını açıklar.

Şirket kurulurken veya ilk hisseler ihraç edilirken hissedar sözleşmesinin hazırlanması en uygunudur. Bu, girişimcilerin veya yatırımcıların işletmeye ne sağlamayı ve işletmeden ne almayı bekledikleri konusunda ortak bir anlayışa varmalarına yardımcı olur. Yatırımcılar, temel anlaşmazlıkları çözmekte ve hissedar sözleşmesi konusunda fikir birliğine varmakta zorlanırlarsa, işbirliği ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri gerekebilir.

Yatırımcılar daha sonraki bir tarihte de hissedar sözleşmesi hazırlayabilir; ancak işletme faaliyet gösterdikçe beklentileri daha da farklılaşabilir. Bu durum, fikir birliğine varmayı daha da zorlaştırabilir.

Genellikle, bazı konularda işlem yapılmadan önce tüm yöneticilerin/hissedarların onayını gerektiren hükümler bulunur; örneğin, herhangi bir yöneticinin maaşının değiştirilmesi, önemli ticari sözleşmelerin imzalanması veya yasal işlemlerin başlatılması gibi.

Genellikle şirketin temettü politikasının ne olması gerektiğine dair bir madde bulunur ve vergi sonrası kârın hangi yüzdesinin her yıl hissedarlara ödenmesi gerektiği ve şirketin temettü ödemek zorunda olmadığı durumlar (örneğin, şirketin borçlarını ödeyemeyeceği durumlar) için hükümler getirilebilir. Ayrıca, örneğin, bir hissedarın yönetici ve/veya çalışan olmaktan çıkması ancak hissedar olarak kalması halinde, kârın belirli bir yüzdesinin temettü olarak dağıtılmasını istemesi de belirtilebilir.

Bazen “eşlik etme” hakkı da eklenir yani, ayrılan hissedarın, kalan hissedarların hisselerini, kendi hisseleri için aldığı şartlardan daha az elverişli olmayan şartlarla üçüncü bir alıcıya satmayı teklif etmesi gerekebilir. Tersine, azınlık hissedarları böyle bir teklifi kabul etmek zorunda kalabilir (yani, “sürükleme” hakkı). Üçüncü bir alıcının şirketin tüm hisselerini satın almak istemesi muhtemeldir. Bu, çoğunluk hissedarları için faydalıdır, zira diğer tüm hissedarları satmaya ikna etmek zorunda kalmadan şirketten ayrılabilmelerini sağlar.

Genellikle, şirketin örneğin, uygunsuz davranış sergileyen bir yöneticiye karşı dava açmasına olanak tanıyan bir madde bulunur ki; bu durum, söz konusu kişi çoğunluk hissedarı olsaydı ve yönetim kurulunu kontrol etseydi mümkün olmayabilirdi.

Genellikle hissedarların şirketin işleriyle rekabet etmesini engelleyen kısıtlayıcı sözleşmeler bulunur. Genel olarak, hissedarlar arasındaki kısıtlayıcı sözleşmelerin uygulanması, işveren ve çalışan arasındaki sözleşmelere göre daha kolaydır.

Şirketin ihtiyaç duyması halinde hissedarların şirkete ilave fon sağlaması ve bu fonun hangi şekilde sağlanacağının belirtilmesi yükümlülüğünü getirmek de istenebilir.

Hissedarlardan herhangi birinin şirketin yükümlülükleri ve borçları için kefalet vermesi durumunda, genellikle uygulanan bir hüküm şudur: Bu kefaletlerin yerine getirilmesi gerektiğinde, hissedarlar maliyeti kendi hisse oranlarına göre paylaşır.

Şirketin denetçilerinin ve bankacılarının kimler olacağı, kayıtlı merkezinin nerede bulunacağı ve muhasebe referans tarihinin ne olacağı konusunda anlaşmaya varılması ve oybirliği sağlanmadıkça bu hususların değiştirilmemesi olağan bir uygulamadır.

Dikkate alınması gereken en önemli konulardan biri, bir hissedarın şirketten ayrılmak istemesi durumunda ne olacağıdır. Hissedar sözleşmesinde böyle bir madde yoksa ayrılan bir hissedar hisselerini herhangi birine satabilir ve kalan hissedar/hissedarlar şirketi tanıdığı biriyle yönetebilir veya diğer hissedarlar hissedarın hisselerini satmasına izin vermeyi reddedebilir. Bu nedenle, hisselerin nasıl satılacağına dair belirlenmiş bir yol haritasına sahip olmak önemlidir. Öncelikle, hisselerin önce kalan hissedarlara teklif edilip edilmeyeceğine karar verilmelidir. Bu yaygın ve çoğu durumda en pratik seçenektir. Bu şekilde, hissedarlardan biri şirketten ayrılmak isterse, diğer hissedar/hissedarlar ondan hisseleri satın alma seçeneğine sahip olacaktır.

Çoğu anlaşma, ayrılan hissedarın hisselere bir değer biçmesini öngörür; fiyat konusunda anlaşmaya varılamaması durumunda, makul bir değerin belirlenmesi için bağımsız bir uzmana (örneğin denetçilere) başvurulur.

Bir sonraki karar, kalan hissedarın/hissedarların ayrılan hissedarın hisselerini satın almakla yükümlü olup olmayacağıdır. Bunu istemeyebilirler veya karşılayamayabilirler; bu durumda, onlara bir seçenek sunulup sunulmayacağına karar verilmesi gerekir. Satın almakla yükümlü olmaları durumunda, satın alma işleminin finansmanı açısından sorunlar ortaya çıkabilir ve bu ideal olmayabilir.

Hissedar payları satın almayı reddederse, hisselerin şirkete teklif edilmesi ve şirketin yeterli nakit/banka imkânı olması durumunda bunları geri satın alması yönünde bir hüküm her zaman konulabilir.

Hisselerin üçüncü bir tarafa satılıp satılamayacağı da değerlendirilmek istenebilir, ancak bu da kendi sorunlarını beraberinde getirebilir. Bununla birlikte, bu durum, şirkete “bağlı” kalmış mutsuz bir hissedara sahip olmaktan daha az zahmetli olabilir. Hissedar sözleşmesi, hisselerin satışı veya devrine ilişkin net bir yapı belirleyerek, bu tür sorunların ortaya çıkmadan önce çözülmesine yardımcı olur.

Eğer hissedarlık yapısından çıkış için belirli bir yol yoksa veya hissedarlar ya da yöneticiler arasında herhangi bir konuda çıkmaz yaşanıyorsa, hissedar sözleşmesi “çıkmaz” durumunda ne olacağını düzenleyebilir; bu, bir hissedarın şirkete “kilitlendiği” yukarıdaki durumu da içerebilir. Bir uzman durumu inceleyerek hissedarların izlemesi gereken bir eylem planı önerecektir. Çıkmaz hükümleri genel olarak tüm sözleşmeler için önemlidir, ancak hisselerin yüzde 50’sine sahip iki hissedar olduğunda daha da önemli olabilir, çünkü bu durumda çıkmaz durumlar daha sık meydana gelebilir.

Şirket yöneticilerinden herhangi birinin şirket için o kadar önemli olup olmadığını ve o kişinin kaybının şirketin işleyişine zarar verip vermeyeceğini değerlendirmek gerekir. Bu gibi durumlarda, şirketin buna karşı bir tür sigortası, örneğin kilit personel sigortası yaptırması mümkün müdür? Bu sigortanın maliyeti, sağlayacağı faydalarla orantılı mıdır?

Bir diğer son derece önemli husus ise, hissedarlardan birinin ölmesi durumunda ne olacağıdır. Eğer bir anlaşma yoksa örneğin şu gibi bir dizi istenmeyen durum ortaya çıkabilir:

1. Pratik Hukuk Açısından Hissedar Sözleşmesi

Hissedar sözleşmesi, bir şirketin hissedarları ve bazı durumlarda şirket arasında yapılan bir anlaşmadır. Bu anlaşma birçok durumda ortaya çıkabilir:

2. Hukuki Açıdan Hissedar Sözleşmeleri

Hissedar sözleşmesi[2] (shareholders’ agreement), bir şirketin hissedarları veya ortakları arasında yapılan bağlayıcı bir sözleşmedir. Pratikte, bir ortaklık sözleşmesine veya şirket esas/ana sözleşmesine (partnership agreement) benzer. Hissedar sözleşmesinin avantajları vardır: şartları ihlal edilirse sözleşmesel bir çözüm sağlar ve kurumsal varlığın kamuoyuna açık olmamasını ve gizliliğini korumasına yardımcı olabilir. Bununla birlikte, üçüncü taraflar (özellikle devralanlar ve hisse alıcıları) üzerindeki sınırlı etkisi ve bir sözleşmenin şartlarının değiştirilmesinin zaman alıcı olabilmesi gibi dikkate alınması gereken bazı dezavantajları da vardır.

Katı hukuk teorisinde, hissedarlar arasındaki ve hissedarlar ile şirket arasındaki ilişkiler, şirketin kuruluş sözleşmesi[3] (constitutional documents) ile düzenlenir. Bununla birlikte, yeni kurulan bir girişim/şirket (startup company) gibi nispeten az sayıda hissedarın bulunduğu durumlarda, hissedarların kuruluş sözleşmesini tamamlaması (veya geçersiz kılması) uygulamada oldukça yaygındır. Hissedarların şirketin kuruluş sözleşmesini bu şekilde tamamlamak (veya geçersiz kılmak) istemelerinin çeşitli nedenleri vardır:

Bazı ülkelerde hissedar sözleşmesinin yürürlüğe konulmasıyla ilişkili belirli riskler de mevcuttur.

Hissedar sözleşmesi, bir şirketin hissedarları arasında haklarını, sorumluluklarını ve şirketin nasıl yönetileceğini özetleyen yasal olarak bağlayıcı bir sözleşme olduğundan, şirketin esas/ana sözleşmesini, orada ayrıntılı olarak belirtilmeyen pratik ve finansal düzenlemeleri kapsayarak tamamlar.

Bu sözleşme özünde, iş ilişkisi için temel kuralları belirler: Kararların nasıl alınacağından ve kârın nasıl paylaşılacağından, bir hissedarın hisselerini satmak istemesi veya şirketin daha fazla sermayeye ihtiyaç duyması durumunda ne olacağına kadar her şeyi kapsayabilir.

Hissedar sözleşmesinin temel özellikleri şunlardır:

3. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ) Bakımından Hissedar Sözleşmesinin Gerekliliği

3.1. Şeffaflık ve anlaşmazlıkların önlenmesi: İyi bir hissedar sözleşmesi, her hissedarın rollerini, haklarını ve nelerin izin verilip verilmediğini açıkça ortaya koyar. Kuralları önceden (herkes birbiriyle iyi geçinirken) kararlaştırarak, daha sonra ortaya çıkabilecek yanlış anlamalar ve çatışmalar azaltılabilir. Örneğin, sözleşme kararların nasıl alındığını veya kârların nasıl dağıtıldığını açıkça belirtebilir, böylece bu durumlar ortaya çıktığında herhangi bir tartışma olmaz. Ayrıca, anlaşmazlıkların büyümeden önce çözülmesine yönelik mekanizmalar da sağlar; bu da anlaşmazlıkların pahalı yasal mücadelelere dönüşmesini engeller.

3.2. Azınlık hissedarların korunması: Bir şirkette azınlık hissesine sahip birileri varsa, hissedar sözleşmesi genellikle en iyi koruma yöntemidir. Şirketler hukuku ve standart esas/ana sözleşme, önemli kararlarda kişilere fazla söz hakkı vermeyebilir. Özel olarak hazırlanmış bir hissedar sözleşmesiyle, azınlık koruma hükümleri müzakere edilebilir; örneğin, belirli büyük kararlar için kişinin onayını gerektirmek gibi. Bu, çoğunluğun kritik konularda sizinle görüşmeden sizi geçersiz kılamayacağı anlamına gelir. Örneğin, yeni hisse senedi çıkarmak, büyük borçlar üstlenmek veya ana iş kolunu değiştirmek, oy birliğiyle onay veya yüksek bir eşik gerektirebilir ve azınlıkları, asla kabul etmedikleri temel değişikliklerden veya hisse seyreltmesinden koruyabilir. Uygulamada, bu korumaların yazılı olması çok önemlidir, aksi takdirde çoğunluk hissedarı yasal olarak azınlık hissedarlarını ciddi şekilde etkileyen kararlar alabilir (azınlığı zorlu bir mahkeme mücadelesinden başka çaresi kalmaz).

3.3. İşletme için istikrar: Şirket açısından bakıldığında ise, hissedar sözleşmesi istikrar ve süreklilik sağlar. Bir hissedarın ayrılmak istemesi, iflas etmesi veya hatta vefat etmesi durumunda ne olacağını belirler. Bir sözleşme olmadan, bu tür olaylar bir işletmeyi kargaşaya sürükleyebilir. Örneğin, ortaklardan biri şirketten aniden ayrılırsa, diğerlerinin hisselerini satın alma hakkı olacak mı? Bu hangi fiyattan olacak? Hissedar sözleşmesi bu soruları önceden yanıtlayabilir. Bu tür bir planlama, işletmenin asgari aksama ile devam etmesini sağlar. [İyi hazırlanmış bir hissedar sözleşmesinin bir şirketin hayatını kurtarabileceğini söylemek abartı olmaz.]

3.4. Maliyetli hukuki sorunların önlenmesi: Hissedar sözleşmesinin yokluğunda, ciddi anlaşmazlıklar ortaya çıkarsa, hissedarlar genel yasal yollara başvurmak zorunda kalabilir. Örneğin, Birleşik Krallık hukukunda bu tür bir yol, 2006 tarihli Şirketler Yasası’nın 994. maddesi[4] uyarınca “haksız zarar” dilekçesi verilmesidir; burada azınlık hissedarı, şirketin işlerinin kendilerine haksız bir şekilde yürütüldüğü gerekçesiyle mahkemeden yardım ister. Bu koruma mevcut olsa da, kullanılması ağır ve maliyetli bir araçtır. Mahkemeye gitmek zaman alıcı, pahalı ve sonucu belirsizdir. Buna karşılık, hissedar sözleşmesi bir tür kendi kendine çözüm yoludur: tüm tarafların imzaladığı, üzerinde anlaşılmış anlaşmazlık çözüm adımlarını ve açık kuralları içerebilir ve böylece mahkemelere başvurma ihtiyacını tamamen ortadan kaldırabilir.

3.5. Gerçek hayattaki ‘anlaşmazlık’ kâbusundan kaçınmak: Buna örnek vermek için gerçek bir vakayı ele alalım[5]. Azınlık hissedarı, bir ortağıyla birlikte kurduğu bir işletmeye birikimlerini yatırdı. Hiçbir zaman hissedar sözleşmesi imzalanmadı. İlişkileri bozulunca, biri, karar alma süreçlerinden ve hatta şirket banka hesabından dışlandı. Anlaşmalı bir çıkış planı olmayan azınlık hissedarı olarak, sınırlı bir etkiye sahipti yani çoğunluk hissedarı yönetim kurulunu ve finansal işleri kontrol ediyordu. Sonuç olarak, avukatlar, çıkışını müzakere etmek ve yatırımını geri almak için genel şirketler hukukunu (güven sorumluluğunun ihlali, haksız zarar vb.) uygulamak zorunda kaldı. Bu süreç, ilgili herkes için stresli ve maliyetliydi. Açıkça anlaşılan sonuç şudur ki, hakları ve bir çıkış stratejisini özetleyen bir hissedar sözleşmesi olsaydı, bu acıların çoğu önlenebilirdi. Ne yazık ki, bu tür senaryolar yaygındır, bundan dolayı iyimser başlayan iş ortakları anlaşmazlık yaşayabilir ve önceden bir anlaşma olmadan, sonuçlar felaket olabilir.

3.6. Yatırımcı gereksinimi: Dışarıdan yatırım aranıyorsa, hissedar sözleşmesi genellikle pazarlık konusu değildir. Profesyonel yatırımcılar, yatırım yapmanın bir koşulu olarak bu sözleşmede ısrar eder. Şirketin nasıl yönetileceği ve nihayetinde nasıl çıkış yapabilecekleri (örneğin satış yoluyla) konusunda resmi güvenceler isterler. Sadece bir veya iki arkadaşla fonlar bir araya getiriliyor olsa bile, bir sözleşmeye sahip olmak, şirketin iyi yönetildiğine ve anlaşmazlıkların en aza indirildiğine dair herkese (borç verenler veya işletmenin potansiyel alıcıları dâhil) güven verebilir. [Hissedar sözleşmesi olmadan da şirket yönetilebilir, ancak bunu yapmak risklidir. Hissedar sözleşmesi esasen bir sigorta poliçesi ve kurallar kitabının birleşimidir; zorlu görüşmeleri erken aşamada yapmaya zorlar, böylece daha sonra telaşa kapılmak veya dava açmak zorunda kalınmaz. Başlangıçta kurallar üzerinde anlaşmak, daha sonra bir karmaşayı çözmek için avukatlara para ödemekten çok daha ucuzdur.]

4. Sık Yapılan Hatalar ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

İyi niyetli bir hissedar sözleşmesi bile, özenle hazırlanıp sürdürülmediği takdirde ters gidebilir. Aşağıda, kaçınılması gereken bazı yaygın hatalar özetlenmektedir:

4.1. Hiçbir sözleşme yapmamak (veya ‘sonra halledilir’ bakış açısı): En büyük hata, yapılması gerektiği halde bir hissedar sözleşmesi yapmamaktır. Bir şirketin başlangıcında iyimser olmak kolaydır, ancak birçok iş ortağı, güven ve iyi niyetle başlamalarına rağmen, büyük ölçüde anlaşmazlığa düşmüştür. Eğer bir sözleşme yoksa varsayılan yasa ve ana sözleşmedeki temel hükümlerle baş başa kalınır ki; bunlar genellikle gerçek dünyadaki anlaşmazlıkları yeterince kapsamaz. Örneğin, varsayılan Model Ana Sözleşme[6], hissedar çıkmazlarını çözmek için hiçbir hüküm içermez ve birçok önemli korumayı atlar. Bunlar kasıtlı olarak minimaldir, bu da korumaların özel bir Ana Sözleşme veya hissedar sözleşmesi yoluyla eklenmesi gerektiği anlamına gelir.

4.2. Anlaşma olmamasının (veya çok yüzeysel bir anlaşma yapmanın) sonuçları ciddi olabilir: Kurucular çıkmazda kalabilir ve çıkış yolu bulamayabilir, azınlık yatırımcılar önemli kararlarda söz sahibi olmadıklarını fark edebilir veya değerli bir ortak ayrılıp, edindiği bilgi birikimini kullanarak rakip bir şirket kurabilir. Aslında, en sık karşılaşılan hissedar anlaşmazlıklarından bazıları, önceden bir anlaşma olmaması ve tarafların ilişkiler bozulduktan sonra çıkış için müzakere veya dava yoluyla çok zaman ve para harcamak zorunda kalmaları durumunda ortaya çıkar. Bu nedenle, şirketin birden fazla sahibi varsa, mümkün olan en kısa sürede bir hissedar sözleşmesi oluşturmak çok önemlidir. Adil kuralları önceden belirlemek, bir anlaşmazlık ortaya çıktıktan sonra belirlemekten çok daha kolaydır.

4.3. Genel geçer, “tek beden herkese uyar” şablonu kullanmak: Tüm işletmeler aynı değildir, hissedarları da aynı değildir. Ancak yaygın bir hata, internetten hazır bir hissedar sözleşmesi şablonu indirmek veya başka bir şirketten kopyalamak ve bunu kendi durumuna uyarlamamaktır. Örneğin, bu sözleşmeler alakasız maddeler içerebilir ve önemli olanları atlayabilir. Belki de tüm hissedarların aynı zamanda yönetici olduğunu varsayar, ancak sizin durumunuzda bazı yatırımcılar yönetici değildir; bu da belirli yönetim maddelerinin anlamsız olacağı manasına gelir. Veya hissedarlık dağılımını veya sektör düzenlemelerini yansıtmayabilir. Birçok genel şablon, tarafların gerçek niyetlerini de yansıtmaz. Buradaki risk, kapsamlı görünen ancak gerçek bir sorun ortaya çıktığında işe yaramayan bir anlaşmayla sonuçlanmadır.

4.4. Belgenin tozlanmasına izin vermek: İşletmeler gelişir yani yeni ortaklar edinebilir, iş modelini değiştirebilir veya örneğin 3 hissedardan 10 hissedara çıkılabilir. Sık karşılaşılan bir hata, bu değişiklikleri yansıtacak şekilde hissedar sözleşmesini güncellemeyi unutmaktır. Güncelliğini yitirmiş bir sözleşme hızla alakasız hale gelebilir, hatta ters etki yaratabilir. Örneğin, belki de anlaşma, iki kurucunun her birinin yüzde 50 hisseye sahip olduğu bir dönemde yazılmıştır. Şimdi sermaye artırıldı ve farklı paylara sahip örneğin beş hissedar var: bu eski “yüzde 50/yüzde 50” mekanizmaları artık mantıklı olmayabilir veya yeni konular (örneğin bir yatırımcı için imtiyazlı hisseler) kapsam dışında kalabilir. Bu nedenle, hissedar sözleşmelerini periyodik olarak gözden geçirmek önemlidir. İyi bir kural, yılda bir veya önemli bir olay olduğunda gözden geçirmektir. Ayrıca, her yeni hissedar katıldığında, mevcut belgeyi resmen kabul etmeleri sağlanmalı veya gerekirse onları kapsayacak şekilde sözleşme güncellenmelidir.

4.5. Şirket Ana Sözleşmesi ile uyumu göz ardı etmek: Şirket Ana Sözleşmesi ve hissedar sözleşmesi aynı madalyonun iki yüzüdür. Çelişmeleri kafa karışıklığına veya hatta yasal sorunlara yol açabilir. Örneğin, Şirket Ana Sözleşmesi “bir yönetici atamak için yalnızca yüzde 51 çoğunluk yeterlidir” derken, hissedar sözleşmesi “bir yönetici atamak için en az yüzde 75 veya oybirliği gereklidir” diyorsa, bir tutarsızlık vardır. Genel olarak, Şirket Ana Sözleşmesi şirketin dışarıdakilere karşı resmi işlemlerini düzenlerken, hissedar sözleşmesi tarafları içsel olarak bağlar. Üçüncü bir taraf (veya henüz sözleşmenin tarafı olmayan yeni bir hissedar) Şirket Ana Sözleşmesinin ne dediğine güvenebilir. Mahkemeler, şirketin esas sözleşmesine uyması gerektiğine hükmetmiştir, ancak bir hissedar şirketin hareket etmesine neden olan özel anlaşmayı ihlal ederse, diğer hissedarlara karşı da sorumlu tutulabilir. Hissedarlar, hissedar sözleşmesinde herkesin onayı olmadan yeni hisse çıkarılmaması konusunda anlaşmışlarsa, bunu şirketin esas sözleşmesinde de yansıtarak, yeni hisselerin yalnızca özel bir karar veya oybirliği gibi daha yüksek bir hissedar onayı seviyesiyle çıkarılabileceği belirtilebilir. Bunun nedeni, hissedar sözleşmesinin mevcut hissedarları bağlaması, esas sözleşmenin ise daha sonra hissedar olan herkesi bağlamasıdır. Bununla birlikte, “Russell v Northern Bank Development Corp Ltd [1992] 1 WLR 588”[7] davasında, şirketin hisse çıkarma hakkını tamamen elinden almanın mümkün olmadığı açıkça ortaya koyulmaktadır. Yapılabilecek şey, onay eşiğini yükselterek bunu daha zor hale getirmektir; yani güç elden alınmıyor, sadece yeterli sayıda hissedarın onaylaması durumunda kullanılabileceğinden emin olunuyor.

4.6. Sorunlu hissedarların zorla çıkarılması için bir mekanizmanın yokluğu: Eğer bir hissedar ciddi bir sorun haline gelirse (örneğin bir suçtan hüküm giyerse, kararlaştırılan rolde aşırı derecede düşük performans gösterirse veya işletmenin itibarını zedelerse), şirketin iyiliği için onu zorla çıkarmanın bir yoluna ihtiyaç olabilir. Herhangi bir mekanizma olmadan, zehirli bir ortakla süresiz olarak sıkışıp kalınabilir. Birçok sözleşme, özellikle bazı hissedarlar aynı zamanda çalışan veya yönetici olduğunda, “iyi niyetli ayrılan/kötü niyetli ayrılan” maddeleri içerir. Bu, birisi iyi niyetle ayrılırsa (istifa, emeklilik, hastalık yani iyi niyetli ayrılan), şirket veya diğerlerinin hisselerini adil bir değerden satın alabileceği anlamına gelir. Ancak kötü niyetli ayrılan biri ise (nedenli işten çıkarılma veya sözleşmeyi ihlal ederek rekabet etme), sözleşme, hisselerinin indirimli fiyattan (veya orijinal maliyetten) satın alınmasına izin verebilir ve böylece kötü davranışı cezalandırabilir.

4.7. Hisse devirleri ve yeni sermaye: Örnek Ana Sözleşme, hisse devirleri ve yeni hisse senedi çıkarılması konularını çok sınırlı bir şekilde ele almakta ve çoğu hissedarın beklediği güvenceleri sağlamamaktadır. Bu durum, daha fazla kural üzerinde anlaşmaya varılmadığı takdirde hissedarları savunmasız bırakabilir. Kısıtlama olmaksızın, çoğunluk hissedarları kendilerine veya müttefiklerine yeni hisseler çıkararak diğerlerinin paylarını sulandırabilir. Tersine, azınlık hissedarlarına aşırı engelleme hakları verilirse, hayati önem taşıyan fon toplama faaliyetlerini engelleyebilir. Olağan çözüm, yeni hisse senedi ihraçlarında öncelik haklarını ve devir kısıtlamalarını şirket ana sözleşmesine veya hissedar sözleşmesine dâhil etmektir.

5. Hissedar Sözleşmelerinin Uygulanmasına İlişkin Yakın Tarihli Örnek Bir Dava

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, yakın zamanda, tamamen çıkmaza girmiş iki kişinin eşit ortaklığıyla kurulan bir emlak şirketinin tasfiyesine karar vermiştir.

“Dosanjh v. Balendran & Webb Estate Developments Ltd [2025] EWHC 507 (Ch)”[8] davasında, iki hissedar (aynı zamanda yöneticiydiler) yıllarca birlikte iş yapmışlardı, ancak ilişkileri ciddi şekilde bozulmuştu. Biri diğerini satın almayı teklif etmişti, ancak şartlarda anlaşamadılar ve güven ortadan kalktı. Davacı Dosanjh, mahkemeden şirketin tasfiyesini talep ederek, esasen “artık bu şirketi birlikte yönetemeyiz” demiştir.

Bu vakıada, Mahkeme, ödeme gücü olan bir şirketin tasfiyesinin son çare olduğunu vurgulamıştır. 1986 tarihli Birleşik Krallık İflas Yasası’nın 125. maddesi[9] uyarınca, mahkeme başka bir çözümün mevcut olup olmadığını ve davacının tasfiye kararı istemekte makul davranıp davranmadığını değerlendirmelidir. Bu davada, hâkim eşiğin karşılandığına kanaat getirmiştir zira hem yönetimi felç eden işlevsel bir çıkmaz hem de geri dönülmez bir güven kaybı söz konusuydu. Bir hissedarın diğerini satın alması gibi alternatif bir çözüm, bu koşullar altında uygulanabilir değildi. Bu nedenle şirketin tasfiyesine karar verilmiştir.

Söz konusu dava, bir çıkmazın ne kadar yıkıcı olabileceğini göstermektedir. Değeri korumak yerine, tasfiye, şirketin varlıklarının satılması ve işletmenin sona ermesi anlamına geliyordu. Çıkmaz çözüm maddesi veya alım-satım mekanizması içeren sağlam bir hissedar sözleşmesi olsaydı, taraflar mahkemeye gitmekten kaçınabilir ve daha fazla değer koruyabilirdi. Örneğin, sözleşme, bağımsız bir değerleme ve çıkmazın ilk belirtisinde zorunlu bir satın alma işlemi gerektirebilirdi. Bu karar ayrıca, mahkemelerin genellikle tarafların tasfiye yoluna başvurmadan önce gerçekçi alternatifleri araştırmalarını bekleyeceğini de göstermektedir.

6. Hissedarların Açık Onayının Gerekli Olduğu Konular

6.1. Genel olarak

Yasalarda, şirket esas sözleşmesinde veya içtihatlarda belirtilen yasal hükümler dışında, bir hissedarın şirketin günlük yönetimine katılma, bilgi alma veya şirketin stratejik yönünü belirleme hakkı yoktur. Sonuç olarak, hissedarlar yasal haklarını tamamlamak için, örneğin aylık yönetim hesaplarını almalarına veya yöneticilerle bir iş planı üzerinde anlaşmalarına olanak tanıyan bir bilgi sözleşmesi gibi bir hissedar sözleşmesi kullanabilir.

Şirketin günlük işleyişini idareciler yönetse de, şirketin sahipleri hissedarlardır. Hissedarlara belirli kararlar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak ve azınlık hissedarlarının korunmasını sağlamak amacıyla, genellikle hissedar onayı adı verilen bir mekanizma dâhil edilir.

Örneğin Birleşik Krallık’ta 2006 tarihli Şirketler Yasası, bir şirketi etkileyen en önemli kararların hissedarlara ait olduğunu belirtir; bunlar arasında esas sözleşmenin değiştirilmesi (hisselerin en az yüzde 75’inin onayı gerekir), şirket unvanının/adının değiştirilmesi (en az yüzde 75’inin onayı gerekir) veya hissedarların öncelik/rüçhan haklarının kaldırılması gibi kararlar sayılabilir.

Bu yasal haklar, hissedarların onayını gerektiren kararları daha ayrıntılı olarak belirten hissedar sözleşmesinde güçlendirilebilir. Hissedar onayı (shareholder consent), genellikle Hissedar Sözleşmesinde tanımlanmış bir terimdir ve genellikle bir yüzde olarak tanımlanır; örneğin, belirli eylemler için hissedarların yüzde 100’ünün onayı gereklidir. Onay için gereken hissedar yüzdesi konusundaki karar, azınlık hissedarlarına (veya bir grup azınlık hissedarına) Birleşik Krallık özelinde 2006 tarihli Şirketler Yasası kapsamında korunan haklarının ötesinde önemli haklar verebileceği için ciddi olarak düşünülmesi gereken bir konudur.

Hissedar onayı gerektirebilecek konulara ilişkin yaygın örnekler şunlardır:

Hissedar onayının sağlanması için gereken hissedar yüzdesi dikkatlice değerlendirilmelidir.

6.2. Bir hissedarın ölmesi

Bu, sıklıkla göz ardı edilen ancak önemli bir husustur. Hissedar Sözleşmesinde bir hissedarın ölümüyle ilgili hükümler yoksa bir dizi sorun ortaya çıkabilir; örneğin, kalan hissedarlar aniden hisseleri miras yoluyla devralan ancak işletme hakkında hiçbir şey bilmeyen yeni bir hissedarla karşı karşıya kalabilir.

Hissedarın vefatı durumunda hisselerin nereye gideceğinin kontrol edilebilmesi, hissedar sözleşmesinde aşağıdaki hususların belirtilmesiyle sağlanabilir:

6.3. Halka kapalı bir şirkette 50:50 hisse paylaşımı

İki kurucu tarafından kurulan birçok halka kapalı şirket ve küçük işletme, “yüzde 50-yüzde 50” sahiplik dengesine ilgi duymaktadır. Ancak, bu koruma önlemlerinin, çıkmaza girme riskiyle dengelenmesi gerekir.

Hissedar Sözleşmesine, bir çıkmaz durumunda ne olacağını özetleyen maddeler eklenebilir ve bu, sorunun görüşülmesi gibi bir dizi aşamayı içerebilir; ancak sorun çözülmezse arabuluculuk (ki, genellikle yasal olarak bağlayıcı değildir) ve bu da başarısız olursa bir uzmana/bilirkişiye yönlendirme (ki, genellikle yasal olarak bağlayıcıdır) söz konusu olabilir.

Çözülemeyen bir çıkmaz durumunda, hissedar sözleşmesi, hissedarların diğer hissedarları satın alabileceğini öngörebilir; ancak burada sorun, hisselerin hangi değerden satın alınacağı ve hangi hissedarın diğer hissedarı satın alabileceği olacaktır. Bu, karmaşık bir durum olabilir ve bu sorunu çözmek için bazı yeni yöntemler kullanılır; bunlardan en yaygın kullanılan ikisi “Rus ruleti” ve “Teksas atış oyunu”dur (Russian roulette and Texas shoot-out).

Her iki madde de, çıkmazı aşmanın bir yolu olarak hisse sahipliğinde bir değişiklik yapmayı amaçlar; eğer bir taraf hisselerini satın alırsa, artık oylamayı engelleyemez ve şirket ilerleyebilir.

Ayrıca, bu tür durumlarla başa çıkmak için çeşitli seçenekler sunan bir çıkmaz hükmü eklemek de mümkündür; bunun avantajı, her sorun çıktığında karşıt hissedarı satın almaya başvurmak yerine, anlaşmazlığın büyüklüğüne uygun bir çözümün bulunabilmesidir. Çıkmazın yol açabileceği riskler şunlardır:

7. Hissedar Sözleşmesinde Dikkate Alınması Gereken Temel Unsurlar

Hissedar sözleşmeleri her bir hissedarlık yapısına özel olarak uyarlanmış olsa da, çoğu Hissedar Sözleşmesinde tipik olarak kullanılan bir dizi madde vardır:

7.1. Oy kullanma (voting): Şirket sahipleri olarak hissedarlar genellikle şirketi ilgilendiren daha büyük kararlarda söz sahibi olmak ister. Bu tür kararlar normalde olağan veya özel kararlar yoluyla alınır ve her ikisinin de geçmesi için belirli bir oranda hissedar onayına ihtiyaç duyulur. Bir Hissedar Sözleşmesi, bir kararın geçmesi için gereken hissedar onayının yüzdesini belirleyebilir (yüzde yasal sınırdan daha yüksek olmak şartıyla).

7.2. Hisse senedi çıkarma, devretme ve satma (issuing, transferring and selling shares): Normalde, yeni hisse senedi çıkarılmasını veya mevcut hisse senetlerinin devredilmesini veya satılmasını belirleyen maddeler yer alacaktır. Hisse senedi değerlemeleri ve yasal öncelik hakkı (yeni hisse senetlerini başka bir yerde teklif edilmeden önce satın alma veya reddetme hakkı) gibi haklar bu maddelerde yer alacaktır. Bu maddeler normalde yandakileri kapsayacaktır: (i) Öncelikli alım hakkı (pre-emption rights): Hisselerin devrinde, hisseler öncelikle diğer hissedarlara teklif edilir veya şirkete de teklif edilebilir (şirket bunları geri satın alabilir). (ii) İzin verilen devirler (permitted transfers): Bu, bir hissedarın hisselerini genellikle diğer hissedarların rızası olmadan eşine veya çocuklarına devretmesine olanak tanıyabilir. (iii) Zorunlu devir (compulsory transfer): Devir, genellikle belirli durumlarda, örneğin bir hissedarın ölümü, fiziksel veya zihinsel yetersizliği veya şirketten ayrılması durumunda tetiklenir.

7.3. Temettü (dividends): Şirket kârının hissedarlara temettü olarak dağıtılacak yüzdesini belirten bir madde olabilir. Ayrıca, bir şirketin ne zaman hiç temettü ödemek zorunda olmadığını detaylandıran bir madde de olabilir (en olası senaryo, şirketin o anda temettü ödemelerini karşılayamayacak durumda olmasıdır).

7.4. Yönetim kurulu üyeliği/çalışan hakları (directorship/employee rights): Belirli kişilerin şirketin yönetim kurulu üyesi ve/veya çalışanı olma hakkına veya belirli sayıda yönetim kurulu üyesi atama hakkına ilişkin maddeler yer alabilir.

7.5. Şirket finansmanı (company financing): Şirketin nasıl finanse edileceğine dair maddeler olabilir; örneğin, daha fazla yatırım veya finansmana ihtiyaç duyulması durumunda bunun nasıl sağlanacağı (banka kredisi, hissedarlardan yatırım yoluyla) ve şirketin varlıkları üzerinde teminat sağlanıp sağlanamayacağı (veya teminat verilmesine ilişkin herhangi bir kısıtlama olup olmadığı) gibi hususlar belirtilebilir.

7.6. “Eşlik etme” ve “sürükleme” (tag along and drag along): Bir hissedar tarafından hisse satışı teklif edildiğinde, Hissedar Sözleşmesi, diğer hissedarların (genellikle azınlık hissedarlarının) hisselerini de satmalarını (sürükleme) veya hissedarların alıcının teklifinin kendi hisselerini de kapsamasını (eşlik etme) şart koşabilir.

7.7. Rekabet etmeme ve müşteri kazanma yasağı (non-compete and non-solicitation): Ayrılan bir hissedarın rakip bir işletme kurmasını ve/veya ayrılırken çalışanlarını veya müşterilerini yanında götürmesini kısıtlayan maddelere sıkça rastlanır.

7.8. Çıkmaz (deadlock): Hissedarlar veya hissedarlar ile yöneticiler arasında bir çıkmaz olduğunda, Hissedar Sözleşmesi bu çıkmazı çözmek için bir mekanizma sağlayabilir. Bu, ihtilaf çözümü maddeleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

7.9. Gizlilik (confidentiality): Şirket ana sözleşmesini değiştirmek yerine hissedar sözleşmesi kullanmanın başlıca nedenlerinden biri, içeriğin gizliliğini korumaktır; genellikle tarafların sözleşmenin içeriğinin, ticari sırların ve şirketle ilgili diğer gizli bilgilerin gizliliğini korumasını gerektiren bir gizlilik maddesi bulunur.

7.10. Hissedar ayrılması (shareholder departure): Hissedarın ayrılmayı seçmesi, ayrılmaya zorlanması veya ölmesi durumunda ne olacağını özetleyen maddelere sıkça rastlanır. Bu maddeler ayrıca, ayrılan hissedarın hisseleriyle ilgili prosedürü, bunları kimin satın alabileceğini ve değerlerini; genel kurul (hissedarlar) toplantısı için gerekli çoğunluğu ve genel kurul toplantısının çağrısına ilişkin bildirimin ne zaman ve nasıl yapılacağını da ele alır.

7.11. Uyuşmazlık çözümü (dispute resolution): Hissedarlar arasında ortaya çıkan herhangi bir uyuşmazlığın nasıl ele alınacağına dair bir madde genellikle bulunur. İlk etapta hissedarların arabuluculuğu değerlendirmelerini ve daha sonra uyuşmazlıkların, düzenlemelerin gizliliğini korumak amacıyla, ihtilaflı konuya ilişkin yasal olarak bağlayıcı bir çözüm üretmek üzere bir uzmana/bilirkişiye havale edilmesi önerilmektedir. Bu konular, çıkmaz maddeleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Yukarıdaki bu liste kapsamlı değildir ve her hissedar sözleşmesi, tarafların istedikleri maddeleri içerecek veya hariç tutacak şekilde özel olarak hazırlanabilir. Bunlar özel sözleşmeler olduğundan, genellikle uygulanacak hukuk ve yargı yetkisi, üçüncü taraf hakları (veya yokluğu), devir ve değişiklik maddeleri gibi diğer standart sözleşme maddelerini de içerecektir.

Kutu 1: Özel Olarak Hazırlanmış Hissedar Sözleşmesinde / Şirket Esas-Ana Sözleşmesinde Yer Alması Gereken Ortak Maddelere İlişkin Liste
Şirket cenahında;

·         Unvan/Ad.
·         Şirketin faaliyet alanı nelerden oluşmaktadır?
·         En güncel tüzük ve kuruluş sözleşmesinin kopyalarının edinilmesi.
·         Şirket ana sözleşmesinde değişiklik yapılması gerekiyor mu?
·         Asgari/azami yönetici sayısı?
·         Yönetim kurulu başkanının eşitlik durumunda belirleyici oyu bulunmaktadır.
·         Hisselere bağlı hakların değiştirilmesi.
·         Şirket ana sözleşmesinde değişiklik yapılması gerekiyor mu?
·         Şirketin amaçlarında değişiklik var mı?
·         Kayıtlı sermayenin artırılması.
·         Yönetim kuruluna hisse tahsis etme yetkisi verilmesi (şirketlere ilişkin yasa uyarınca).
·         Yasa uyarınca rüçhan/öncelik haklarının kaldırılması.

Hissedarlar cenahında;

·         Şirketin sermayesi (pay türleri/sınıfları, nominal değeri ve kayıtlı/çıkarılmış tutar).
·         Hissedarların isimleri.
·         Her bir hissedarın sahip olduğu hisse miktarı.
·         Tüm hissedarlar hissedar sözleşmesini imzalayacak mı?
·         Bir hissedar ayrılmak isterse ne olur? (i) Hisselerini kalan hissedarlara teklif etmek zorunda mı? Onlar da kabul etmek zorunda mı? (ii) Diğer hissedarlar reddederse şirket hisseleri geri satın almak zorunda mı? (iii) Hisseler üçüncü bir tarafa teklif edilebilir mi?
·         Bir hissedarın ölümü durumunda ne olur? (i) Hayat sigortası poliçeleriyle bağlantılı çapraz seçenekler var mı? (ii) Hisseler diğer hissedarlara teklif edilirse ve satın alınmadığı takdirde, mirasçıların bunları serbestçe devretme hakkı mı var mı? (iii) Başka hangi seçenekler var mı?

Yöneticiler cenahında;

·         Yönetim kurulu üyelerinin isimleri, adresleri ve varsa iş pozisyonları nedir?
·         Çalışan yöneticilerin hizmet sözleşmeleri var mı veya bunlara ihtiyaç duyuyorlar mı?
·         Sabit yöneticiler var mı? (yani bir hissedarın/belirli bir hissedar grubunun bir yönetici atama hakkına sahip olduğu sürece)

Hisseler cenahında;

Şirketteki hisselerin herhangi birine aşağıdaki haklardan herhangi biri eklenecek mi (ve eğer eklenecekse, her bir hisse için hangi hakların geçerli olduğu/hangi hakların geçerli olmasının istendiği belirtilmelidir):

·         Hisseleri geri satın alma hakkı (yani şirketin hisseleri satın almasını talep etme hakkı ki; bu tür haklara sahip hisseler şirkete verilen bir krediye benzer).
·         Oy kullanma (örneğin, hissedarlık durumuna bakılmaksızın belirli ağırlıklı oy hakları).
·         Temettü hakkı [örneğin, diğer hissedarlardan önce (sabit) bir temettü alma hakkı].

Yönetim kurulu toplantıları bakımından;

·         Bu toplantıların düzenliliği (kim toplantı yapılmasını talep edebilir)?
·         Toplantılar için genel olarak gerekli olan yeter sayı (asgari katılımcı sayısı) nedir?
·         Çıkmazı önlemek için toplantı yeter sayısı ile ilgili koruma hükmü var mı?
·         Özel onay gerektiren [örneğin tüm yöneticilerin oybirliğiyle/yüzde 75 çoğunlukla onaylanması gereken veya hissedarların tamamının onayını gerektiren (hissedarların yöneticilerden farklı olması muhtemel ise, örneğin yöneticiler kendileri değil, hissedarların adayları ise)] özel konulara karar verilmesi. Bunlar şunları içerebilir:

o    Çalışanların işten çıkarılmasına ilişkin kısıtlamalar.
o    Şirketin unvanının/adının değiştirilmesi.
o    Herhangi bir banka veya diğer kredili mevduat veya borçlanma olanağına girilmesi veya bunların değiştirilmesi.
o    Hissedarlardan herhangi biriyle uzun vadeli veya olağan dışı bir sözleşme imzalanması veya olağan iş akışı içinde gerekli olanlar dışında herhangi bir yükümlülük üstlenilmesi.
o    Şirketin tamamının veya önemli bir bölümünün ya da varlıklarının tamamının satılması veya elden çıkarılması.
o    Temettü: Aksi oybirliğiyle kararlaştırılmadıkça, asgari bir kâr düzeyinin temettü olarak dağıtılmasını öngören bir temettü politikası gerekli midir?
o    Hisselerin devredilebilirliği: örneğin (tüm) yöneticilerin onayı olmadan (belki de vergi amaçlı eşe veya vakfa devirle ilgili istisnalar hariç).
o    Şirket ana sözleşmesinde veya tüzüğünde yapılacak değişiklikler veya bu belgelerle tutarsız etkiye sahip olacak şekilde alınan kararlar.
o    Olağan ve uygun iş akışı dışında sabit veya değişken teminat oluşturulması.
o    Belirli bir miktarın üzerinde borç alınması veya borç verilmesi
o    Belirli bir miktarı aşacak sermaye harcaması yapılması veya sermaye varlıklarının realize edilmesini içeren bir sözleşme imzalanması.
o    Çalışanların, yıllık olarak kararlaştırılan oranın üzerinde bir ücretle işe alınması.
o    Ücret seviyesinin belirli bir oranın üzerine çıkarılması.
o    Bir bağlı/yan kuruluş oluşturulması veya satın alınması.
o    Şirketin tasfiyesine yol açabilecek herhangi bir eylemin gerçekleştirilmesi veya yapılmasına izin verilmesi.
o    Yeni hisselerin tahsisi, yürütülen işin niteliği vb. gerektiği gibi.
o    Şirket tarafından veya şirkete karşı açılan herhangi bir davanın veya tahkim sürecinin, belirlenen miktarların üzerinde bir tutarı çözmek veya sonuçlandırmak için başlatılması.

Genel olarak;

·         Şirketin denetçileri kimler olacak?
·         Şirket sekreteri kim?
·         Şirketin bankacıları kimler?
·         Kayıtlı (müseccel) merkez nerede?
·         Önceki 3 maddede belirtilen hususlardan herhangi birini değiştirmek için hangi onaylar (yönetici ve/veya üye) gerekecektir?

Kaynak: Louise Hebborn, A guide to shareholders’ agreements, Stephensons Solicitors LLP, 12 June 2025, < https://www.stephensons.co.uk/site/blog/commercial-blog/a-guide-to-shareholders-agreements > Erişim Tarihi: 03 Ocak 2026.

8. Hissedar Sözleşmelerinin Farklı Türleri

Şirketler hukuku genellikle, halka açık bir şirkette hissedarların yönetim kurulundan ayrı olduğu ve tek bir hissedarın veya hissedar grubunun kontrolüne sahip olmadığı bir dizi holdingden oluştuğu durumlara uygundur. Bu gibi durumlarda, şirketin işlerini kendi adlarına yönetmek üzere hissedarlar tarafından gerekli uzmanlığa sahip yöneticiler görevlendirilir. Yöneticilerin şirkette hisseleri olsa bile, en büyük tek hissedarın çıkarlarını temsil etmekten ziyade, hissedarların tamamının çıkarlarını gözetmeye motive olmaları muhtemeldir.

Bu durum halka kapalı şirketlerde her zaman böyle olmayabilir. Genellikle küçük halka kapalı şirketlerde az sayıda hissedar bulunur ve hissedarlar çoğu zaman şirketin yöneticileridir. İşte bu noktada hissedar sözleşmesi faydalı hale gelir çünkü azınlık hissedarları, çoğunluk hissedarları ve hisseleri eşit olarak elinde bulunduranlar, haklarının korunmasını sağlamak ister ki; bu haklar genellikle şirketin esas sözleşmesinde yer almayan şekillerde güvence altına alınır.

8.1. Azınlık veya eşit hisse sahipliği

Hissedar sözleşmeleri, azınlık hissedarlarını [yani şirketin ödenmiş/çıkarılmış sermayesinin (issued share capital) yüzde 50’sinden azına sahip olan herhangi bir kişi/kişiler] veya eşit hisseye sahip olanları (örneğin, hisselerin her birinin yüzde 50’sine sahip 2 hissedar veya hisselerin her birinin 1/3’üne sahip 3 hissedarı olan bir şirket) korumayı amaçlayan hükümler içerecek şekilde tasarlanabilir.

Halka kapalı bir şirkette azınlık hissedarı olmak özellikle savunmasız bir durumdur. Bunun nedeni kısmen, bu şirketlerde hissedar sayısının genellikle çok daha az olmasıdır. Bu da şirketin kontrolünün bir veya iki kişi tarafından ele geçirilme olasılığının daha yüksek olduğu anlamına gelir. Halka kapalı şirketlerin hisseleri için genellikle bir piyasa yoktur ve şirketin yönetilme biçiminden memnun olmayan bir hissedarın bu hisseleri satma seçeneği de bulunmamaktadır. Kontrolün bir veya iki hissedarda yoğunlaşması ise, hiçbir hissedarın çoğunluk hissesine sahip olmadığı durumlarda bile, güç istismarına yol açabilir.

Örneğin, hissedar sözleşmesi olmadan, aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan bir hissedar, diğer hissedarların sadece yüzde 50’sinin oyuyla yönetim kurulu üyeliğinden uzaklaştırılabilir. Bu durum ona çok az güvenlik sağlar ve şirkette artık hiçbir yönetim hakkına sahip olmadığı bir hisse senediyle kalmasına neden olur. Aşağıda bunun bir örneği verilmiştir:

“X” şirketi, A, B ve C olmak üzere üç hissedarı olan bir şirkettir (A – 20 hisse; B – 35 hisse ve C – 45 hisse). Hepsi şirketin yönetim kurulu üyesidir. Yönetim kurulu üyeleri, maaşlarına ek olarak, hissedar sıfatıyla yıllık temettü almaktadır. Eğer A ve B gelecekte herhangi bir nedenle C ile iş yapmak istemezlerse veya örneğin, mantıksız bir şekilde onunla çalışmak istemediklerine karar verip C’yi yöneticilikten çıkarmak isterlerse, bunu yapabilirler. Bunu, hissedarlar olarak, olağan bir karar (yüzde 50’den fazla çoğunluk gerektiren bir karar) alarak yapabilirler. C en büyük hisseye sahip olmasına rağmen, bu kararın geçmesini engelleyemez. C, şirketin yönetiminde yer alma hakkını kaybetmiştir. C’nin A veya B’den hisselerini satın almasını talep etme hakkı yoktur ve şirket dışından kimsenin de ondan hisse satın almakla ilgilenmesi olası değildir.

Şirketlere ilişkin yasalarda azınlık hissedarlara yönelik bu tür haksız davranışları önlemeye yönelik bazı çözüm yolları mevcut olsa da, bu çözüm yolları kesin sonuç vermeyebilir ve son derece maliyetli olabilir. Durumun baştan önlenmesi çok daha iyidir. İşte bu noktada azınlık koruma hissedar sözleşmesi ve azınlık koruma esas sözleşmesi devreye girebilir.

8.2. Çoğunluk hissedarlarının anlaşmaları

Hissedar sözleşmeleri sadece şirkette yüzde 50’den az hisseye sahip hissedarlar için tasarlanmamıştır. Birçok durumda bu tür sözleşmeler çoğunluk hissedarı için hazırlanır. Çoğunluk hissedarı, yönetim kurulunda çoğunluk temsiline sahip değilse veya işletmenin yönetimine aktif olarak katılmıyorsa, yöneticilerin yetkilerini kısıtlamak isteyebilir.

Alternatif olarak, çoğunluk hissedarı azınlık koruma hükümlerini dâhil etmek istemeyebilir, ancak şirketi satın alacak bir alıcı ortaya çıktığında, şirketteki tüm hisseleri satarak diğer hissedarları da hisselerini satmaya zorlayabilme olanağına sahip olmak isteyebilir. Bu, azınlık hissedarı tarafından rehin alınmasını önleyecektir. Ayrıca, uygun rekabet etmeme ve gizlilik sözleşmeleri ile diğer hissedarlardan finansal katkı gerektiren hükümleri de değerlendirmek isteyebilir. Şirkete azınlık hissedarları (çalışanlar veya diğer hissedarlar) katmayı düşünen her hissedarın bir hissedar sözleşmesi yapması akıllıca olur.

9. Hissedar Sözleşmelerinin Avantajları

Daha önce de belirtildiği gibi, eğer bir hissedar sözleşmesi yoksa hissedarlar/yöneticiler arasındaki herhangi bir anlaşmazlık, şirket esas sözleşmesinde yer alan hükümler uyarınca çözülmelidir.

Şirket esas sözleşmesi (“esas sözleşme”), bir şirketin kurucu (anayasal) belgesidir. Esas sözleşme, bir şirketin nasıl yönetileceğine dair kuralları belirler; örneğin hissedarlar ve yöneticiler arasındaki güç dağılımını ve her birinin sahip olacağı hakları belirler.

Hissedar sözleşmesi, şartlarının ihlal edilmesi durumunda sözleşmesel bir çözüm yolu sağlarken, şirket esas sözleşmesi olayın baştan önlenmesini sağlayabilir.

Hissedar sözleşmesi olmaması ve sadece standart şirket ana sözleşmesine güvenilmesi durumunda ortaya çıkabilecek bazı sorunlar şunlardır:

Bu nedenle, hissedar sözleşmesinde bu tür konuları kapsayacak ayrıntılı hükümlerin yer alması oldukça tercih edilebilir bir durum olabilir.

Kutu 2: Seçilmiş Bazı Ülke Örnekleri
Fransa

Hissedar anlaşmaları (“pacte d’associés veya pacte d’actionnaires” olarak bilinir) Fransa’da yaygındır. Fransa’da hissedar sözleşmeleri genellikle özel belgeler yoluyla yazılı olarak yapılır. Fransız hukukuna göre, bu tür bir sözleşmenin yürütülmesi veya hissedar sözleşmesinin geçerliliğinin sağlanması için herhangi bir özel formaliteye (örneğin, bildirim, tescil/kayıt veya noter tasdiki vb.) uyulması gerekli değildir. Bununla birlikte, borsada işlem gören şirketlere ilişkin hissedar sözleşmelerinin bazı özel durumlarda (örneğin, tercihli koşullara göre hisse devrini veya belirli oy kullanma anlaşmalarını öngören hissedar sözleşmeleri) Fransız finans piyasaları düzenleyici otoritesine (Autorité des Marchés Financiers) bildirilmesi gerekmektedir. Prensip olarak, Fransız sözleşme hukukuna göre, hissedar sözleşmeleri yalnızca bu sözleşmeleri imzalayan taraflar için bağlayıcıdır; zira bir sözleşme yalnızca sözleşmenin ilgili tarafları için yükümlülük ve ödev yaratır. Bu nedenle, hissedar sözleşmeleri üçüncü şahıslara karşı uygulanamaz. Bununla birlikte, hissedar sözleşmelerinde, hisse devrinin alıcının hissedar sözleşmesine uymasına bağlı olması oldukça yaygındır. Hissedar sözleşmeleri genellikle sınırlı bir süre için, pratikte on ila on beş yıl arasında, yenilenebilir şekilde imzalanır. Hissedar sözleşmeleri genellikle yöneticilerin kurumsal görevine ilişkin hükümler içerir (atama, görev süresi, yetki kapsamı vb.). Fransa’da, şirket esas sözleşmesinin hazırlanması büyük ölçüde ilgili şirketin tüzel kişiliğine bağlıdır. Anonim şirketlerin esas sözleşmeleri nispeten standarttır, çünkü bu tür şirketlere uygulanan zorunlu yasal rejim oldukça kapsamlıdır.

Kaynak: International Bar Association, IBA Guide on Shareholders’ Agreements, France (2024),

< https://www.ibanet.org/medias/France-CHGBEC-2024.pdf?>.

Norveç

Hissedar sözleşmeleri Norveç’te, özellikle halka kapalı şirketlerde, ancak bir ölçüde halka açık şirketlerde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yaygın kullanımın nedeni, şirketlere ilişkin Norveç yasalarının genel olarak uygun olabilecek, ancak söz konusu şirket veya kooperatif için özel olarak uygun olmayan bir dizi varsayılan kurala dayanmasıdır. Norveç’te hisselere dayalı iki farklı sınırlı sorumlu şirket türü vardır: Şirket unvanlarında “AS” eki bulunan halka kapalı şirketler için Halka Kapalı Sınırlı Sorumlu Şirketler Yasası (1997) kapsamındaki şirketler ve şirket unvanlarında “ASA” eki bulunan halka açık şirketler için Halka Açık Sınırlı Sorumlu Şirketler Yasası (1997) kapsamındaki şirketler. Norveç’te hissedar sözleşmesinin taraflarının uyması gereken belirli bir formalite yoktur ve sözlü anlaşmalar yazılı anlaşmalar kadar bağlayıcıdır. Bu nedenle, bir hissedar sözleşmesi sadece sözlü bir oy kullanma anlaşmasıyla sınırlı olabilir ve hatta örneğin hisse satın alma sözleşmesi gibi başka bir isimle bir belgeye dâhil edilebilir. İkincisi, 2018 yılındaki bir davada (Nordic wildfish) iddia edilmişti; hisse satın alma sözleşmesinde, “eşlik etme ve sürükleme yükümlülükleri ile ilgili olarak bir hissedar sözleşmesi imzalandığı” belirtilmişti, ancak Temyiz Mahkemesi bu iddiayı reddederek, bunun sadece bir hissedar sözleşmesi imzalama niyeti olduğunu değerlendirmişti. Norveç’te, hissedar sözleşmesi yalnızca sözleşmenin tarafları için bağlayıcıdır. Muhtemelen ihtiyati tedbir yoluyla da uygulanabilirler, ancak bunun farklı durumlarda ne ölçüde geçerli olduğu tartışmalıdır. Geleneksel ve baskın görüş, bir şirketin genel kurulunda alınan kararların, bazı hissedarların sözleşmesel yükümlülüklerini ihlal ederek oy kullanmış olmalarına bakılmaksızın geçerli olduğudur, ancak hukuk içtihatlarında bunun geçerli olup olmadığı konusunda bazı şüpheler bulunmaktadır. Hissedar sözleşmesinin içeriği veya koşullarına ilişkin yasal bir tanım bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu akitler şirket dışı konuları da içerebilir. Norveç’te hissedar sözleşmelerinin süresine ilişkin herhangi bir sınırlama yoktur. Bir yöneticinin mütevelli sorumluluğu, belirli bir hissedara değil, şirkete karşıdır. Bu durum, yöneticinin belirli bir hissedar tarafından atanmış olması halinde bile geçerlidir. Dolayısıyla, yönetim kurulu üyesi, hissedar sözleşmesiyle bağlı olmayan bir yönetim kurulu üyesidir.

Kaynak: International Bar Association, IBA Guide on Shareholders’ Agreements, Norway (2024),

< https://www.ibanet.org/medias/Norway-CHGBEC-2024.pdf?>.

Hollanda

Hollanda’da, sınırlı sorumlu şirket (“besloten vennootschap met beperkte aansprakelijkheid”-BV) sermayesindeki hisselerin birden fazla hissedar tarafından tutulması durumunda, hissedar sözleşmeleri sıklıkla kullanılmaktadır. Hollanda hukuku, hissedar sözleşmelerine ilişkin özel yasal hükümler içermemektedir. Bu nedenle, Hollanda hukukunun sözleşme özgürlüğü (contractsvrijheid) ilkesi, hissedar sözleşmelerinin içeriğini belirleyen temel ilkedir. Hollanda sözleşme hukukunun genel kuralları hissedar sözleşmelerine de uygulanır. Sonuç olarak, bir hissedar sözleşmesinin (veya akdedilmesinin) yapılmasıyla ilgili olarak, genel olarak sözleşmelere uygulanan (ve taraflar arasında üzerinde anlaşılan hususlar konusunda mutabakatla sınırlı olan) formalitelerin dışında, uyulması gereken herhangi bir formalite (örneğin, kayıt veya format) bulunmamaktadır. Hissedar sözleşmeleri yalnızca taraflar arasında bağlayıcıdır. Bu nedenle, alıcılar veya halefler prensip olarak hissedar sözleşmesine bağlı değildir. Yukarıdakilere halel getirmeksizin, hissedar sözleşmeleri genellikle hisse devirlerine uygulanacak katılım prosedürlerini öngörür; bu prosedürlere göre, satan hissedar, yeni hissedarın hissedar sözleşmesine taraf olmasını sağlamalıdır. Hollanda yasaları, hissedar sözleşmelerinin şirket dışı konuları düzenlemesini engellemez. Hollanda yasalarına göre hissedar sözleşmelerinin süresine ilişkin herhangi bir sınırlama yoktur. Hollanda yasalarına göre, hissedar sözleşmelerinde yönetim kurulu üyelerinin eylemleriyle ilgili hükümler prensipte geçerlidir. Bununla birlikte, hissedar sözleşmeleri yalnızca taraflar arasında bağlayıcı olduğundan, bu hükümler yönetim kurulu üyeleri için (doğrudan) bağlayıcı olmayacak ve üçüncü şahıslara karşı uygulanamayacaktır. Yönetim kurulu üyeleri genellikle yönetim kurulunun iç kuralları veya iş akitleri ya da yönetim sözleşmeleri aracılığıyla hissedar sözleşmesine dolaylı olarak bağlıdırlar.

Kaynak: International Bar Association, IBA Guide on Shareholders’ Agreements, The Netherlands (2024),

< chrome- https://www.ibanet.org/medias/Netherlands-CHGBEC-2024.pdf?…>.

Japonya

Japonya’da hissedar sözleşmeleri sıklıkla kullanılmaktadır. Halka açık şirketlerin hissedarları arasında bazen yapılsa da, hissedar sözleşmeleri çoğunlukla halka kapalı şirket bağlamında kullanılmaktadır. Japon yasalarına göre hissedar sözleşmeleri için herhangi bir formalite şartı bulunmamaktadır. Genel olarak, hissedar sözleşmeleri yalnızca taraflar arasında sözleşmesel bir ilişki yaratır ve bu nedenle yalnızca bu tarafları bağlar. Bu nedenle, hisse satın alanlar ve halefleri, bu tür hissedar sözleşmelerine taraf olmadıkları sürece bunlarla bağlı değildir. Bununla birlikte, hissedar sözleşmeleri genellikle, bir tarafın hisselerini ancak potansiyel alıcının, hisselerin devredildiği sırada devreden tarafın hissedar sözleşmesi kapsamındaki haklarını, yükümlülüklerini ve konumunu devralmayı taahhüt etmesi durumunda devredebileceğini öngören bir madde içerir. Bu, devreden hissedar için yalnızca sözleşmesel bir yükümlülük yaratırken, şirket esas sözleşmesinde herhangi bir hisse devrinin genel kurul toplantısında onaylanmasını gerektirdiğini belirterek kalan hissedarların konumu güçlendirilebilir. Japon yasaları, hissedar sözleşmelerinin şirket dışı içerikleri düzenlemesini engellemez. Japon yasalarına göre hissedar sözleşmelerinin süresine ilişkin herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Japon hukukuna göre, hissedar sözleşmelerindeki yöneticilerin eylemleriyle ilgili hükümler prensipte geçerlidir. Bununla birlikte, hissedar sözleşmeleri yalnızca tarafları bağladığı için, bu hükümler yöneticileri (doğrudan) bağlamaz ve üçüncü şahıslara karşı (sözleşmenin tarafları olmadıkları sürece) uygulanamaz. Ancak, şirketteki hisselerin çoğunluğuna veya tamamına sahip olan hissedarlar arasındaki sözleşmelerde sıklıkla rastlanan bir durum, tarafların hissedar haklarını yöneticilerin belirli eylemleri yapmasına veya yapmamasına neden olacak şekilde kullanma yükümlülüğüdür.

Kaynak: International Bar Association, IBA Guide on Shareholders’ Agreements, Japan (2018),

< https://www.ibanet.org/LPD/Corporate_Law_Section/Clsly_Held_Growing_Busi_…>.

ABD (Delaware eyaleti)

Hissedar sözleşmeleri, halka kapalı sermayeli ABD şirketleri için oldukça yaygındır. Özellikle, bu sözleşmeler genellikle girişim sermayesi finansmanı belgelerinin bir parçası olarak yer alır. ABD girişim sermayesi finansmanında sektör standardı olan Ulusal Girişim Sermayesi Birliği tarafından hazırlanan örnek yasal belgeler, tipik olarak bir hissedar sözleşmesinde ele alınan şartları Yatırımcı Hakları Sözleşmesi; Oy Kullanma Sözleşmesi ve Öncelikli Satın Alma Hakkı ve Ortak Satış Sözleşmesi’nde kapsamaktadır. Hissedar sözleşmeleri, halka açık ABD şirketleri için ise oldukça nadirdir; en yaygın olarak kurucular veya büyük hissedarlar tarafından kullanılır ve halka arz (açılma) veya önemli bir iş birleşmesiyle bağlantılı olarak yürürlüğe konulur. Hissedar sözleşmesi, özel bir sözleşme türüdür ve bu nedenle geleneksel sözleşme hukuku kurallarına tabidir. Bu sözleşme, hissedar sözleşmesi olması nedeniyle herhangi bir özel formaliteye tabi değildir. Bununla birlikte, hissedar sözleşmesine tabi olan hisse senetlerinde, sözleşmede yer alan belirli hükümlerin varlığı belirtilmelidir. Genel bir sözleşme hukuku ilkesi olarak, hissedar sözleşmesi yalnızca sözleşmenin taraflarını bağlar. Bununla birlikte, bir hissedar sözleşmesi genellikle, sözleşmeyi imzalayan hissedarların devralanlarını da bağladığını belirtir. Buna göre, bir hissedar sözleşmesi genellikle, yeni hisse senedi çıkarılması veya şirketin hisse senedi kayıtlarına hisse devrinin kaydedilmesi şartı olarak, şirketin şunları talep etmesi gerektiğini öngörür: (1) her yeni hissedar veya devralan, hissedar sözleşmesine katılım belgesini imzalamalıdır ve (2) hisse senetlerinde, hissedar sözleşmesinin varlığı ve devralanlar üzerindeki bağlayıcı etkisi hakkında bilgi veren bir ibare bulunmalıdır. Ayrıca, hissedar sözleşmeleri, üçüncü tarafların şirket veya hissedarlarıyla olan ilişkilerinde sahip oldukları yetkiyi kısıtlayan veya başka şekilde etkileyen pratik etkiye sahip hükümler içerebilir (örneğin, ilk teklif hakkı, ilk ret hakkı veya ortak satış hakkı). Uygulamada, hissedar sözleşmeleri genellikle şirketin yönetimi ve idaresiyle ilgili konuları ve hissedarların şirket ve diğer hissedarlar karşısındaki hak ve yükümlülüklerini düzenler.

Kaynak: International Bar Association, IBA Guide on Shareholders’ Agreements, The USA (Delaware) (2024),

< https://www.ibanet.org/medias/US-CHGBEC-2024.pdf?

10. Hissedar Sözleşmesi Anlaşmazlıkları Önleyebilir mi?

Hissedarlar arasındaki ilişkide onarılamaz bir kopma meydana gelirse ve ticari görüşmeler başarısız olursa, durumun çözülmesinin tek yolu, şirketin “adil ve hakkaniyetli” bir şekilde tasfiyesi için Mahkemeye başvurmaktır. Yasal masraflara ilave olarak, bu durum stresli ve potansiyel olarak ticari açıdan maliyetli olabilir; ayrıca, geçerli bir neden olmadıkça Mahkemenin karar vereceğinin de garantisi yoktur. Başka bir deyişle, bir Hissedar Sözleşmesi yoksa ve hissedarlar arasında bir anlaşmazlık varsa, hissedarlar anlaşmazlığı çözmek için önemli maliyetlere ve zamana katlanmak zorunda kalacaklardır.

Sonuç

Hissedar sözleşmesi, bir şirketteki tüm hissedarlar veya bazı hissedarlar arasında yapılan bir anlaşmadır. Hissedarlar arasındaki ilişkileri, şirketin yönetimini, hisselerin sahipliğini ve hissedarların korunmasını düzenler. Ayrıca şirketin nasıl yönetileceğini de belirler.

Genellikle, hissedar sözleşmesinin kullanımı, bir şirket için özel olarak hazırlanmış bir ana sözleşmeyle birlikte kullanılır. Hissedar sözleşmeleri, (diğer hususların yanı sıra) “işler ters giderse” ne olacağını düzenleyebildiği için, genellikle bir güvence ve hissedarlara koruma sağlamak amacıyla kullanılır.

Bir anlaşma, şirketin finansmanı, şirket yönetimi, temettü politikası, hisse devrinde izlenecek prosedür, çıkmaz durumlar ve hisselerin değerlemesi dâhil olmak üzere birçok olası durumu kapsayabilir. Hissedarlar sözleşmesinin olmaması, hissedarlar arasında anlaşmazlık ve uyuşmazlık potansiyeli yaratır. Hissedar sözleşmeleri, uyuşmazlıkları önleyen ve uyuşmazlıkların nasıl ele alınacağına dair uygun yollar belirleyen hükümler içerir.

İnsanlar çoğu zaman arkadaşları ve akrabalarıyla şirket kurarlar ve çok geç olana kadar şirket içindeki çıkarlarını korumayı düşünmezler. Şirketin esas sözleşmesi, hissedara tam koruma sağlamayabilir.

İyi hazırlanmış bir hissedar sözleşmesi sadece bir formaliteden ibaret değildir. İşletme için pratik bir güvencedir. Özellikle ilişkilerin ve güvenin çoğu zaman işleri bir arada tutan yapıştırıcı olduğu KOBİ’ler için, koşullar değiştiğinde netlik, istikrar ve koruma sağlar. Önceden net kurallar belirleyerek, anlaşmazlık riskini azaltır, azınlık ve çoğunluk çıkarlarını korur ve şirkete büyüme için sağlam bir temel kazandırır.

Birden fazla hissedarı olan her şirket, sorunlar ortaya çıkmadan önce hissedar sözleşmesini erken bir aşamada oluşturmayı dikkatlice düşünmelidir. Başlangıçta adil şartlar üzerinde anlaşmak, daha sonra bir anlaşmazlığı çözmekten çok daha kolay ve ucuzdur.

* Bu çalışmada yer alan görüşler yazarına ait olup yazarın çalıştığı kurumu bağlamaz, yazarın çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Çalışmadaki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler yazara aittir. Bu çalışmada yer alan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve herhangi bir konuda hukuki ve/veya finansal tavsiye olarak yorumlanmamalıdır.

Finansal Destek: Bu çalışmanın yazarı Yavuz Akbulak, bu çalışmanın araştırılması, yazarlığı veya yayınlanması için herhangi bir finansal destek almamıştır.

Yazarın Katkısı: Bu çalışma yalnızca yazar tarafından hazırlanmıştır.

Çıkar Çatışması/Ortak Çıkar Beyanı: Yazar, çalışmanın içeriğiyle ilgili herhangi bir çıkar çatışması olmadığını beyan eder.

Yapay Zekâ Kullanımı: Yazar, bu çalışmanın oluşturulmasında hiçbir yapay zekâ aracı kullanılmadığını beyan eder.

Kaynaklar:

İşbu çalışma için yararlanılan başlıca kaynaklar şunlardır:

Dipnotlar:

[1] Bunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 124. maddesi bağlamında ‘kolektif’ ve ‘adi komandit şirket’ olarak anlamak gerekir.

[2] Bu sözleşmeler, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) bazen ortaklık sözleşmesi (stockholders’ agreement) olarak da anılır. Türk hukukunda ise bunlara ‘esas sözleşme’ (anonim şirketlerde) ve/veya ‘ana sözleşme’ (limited şirketlerde) denilir.

[3] Tüzel kişilerle ilgili olarak, kuruluş belgeleri (bazen tüzük belgeleri olarak da adlandırılır), bir tüzel kişiliğin varlığını tanımlayan ve bu tüzel kişiliğin ve üyelerinin yapısını ve denetimini düzenleyen belgelerdir. Kuruluş belgelerinin kesin biçimi, anonim şirketler veya özel birlikler (corporations or private associations) gibi tüzel kişilik türüne bağlıdır. Geleneksel olarak, çoğu müşterek hukuk sisteminde (ABD, Birleşik Krallık, Avustralya vb.) şirketlerin kuruluş belgeleri ikiye ayrılır: (i) Şirket Esas/Ana Sözleşmesi [memorandum of association (bazı ülkelerde şirket sözleşmesi -articles of incorporation- olarak da adlandırılır)] birincil belgedir ve genellikle şirketin dış dünya ile olan faaliyetlerini, örneğin şirketin amaçlarını ve yetkilerini düzenler. (ii) Şirket Tüzüğü [articles of association (bazı ülkelerde şirket iç tüzüğü -by laws- olarak da adlandırılır)] ise ikincil belgedir ve genellikle şirketin iç işlerini ve yönetimini, örneğin yönetim kurulu toplantıları prosedürlerini, temettü haklarını vb. düzenler. Birçok ülkede yalnızca birincil belge arşivlenir ve ikincil belge gizli kalır. Diğer ülkelerde ise her iki belge de arşivlenir yani beyan edilir. Medeni hukuk sistemlerinin geçerli olduğu ülkelerde ise, şirket sözleşmesi genellikle tek bir belgede ve şirket ana sözleşmesi olarak adlandırılan bir belgede mündemiç edilir.

[4] Bkz. < https://www.legislation.gov.uk/ukpga/2006/46/section/994 >.

[5] Bkz. < https://emlaw.co.uk/case-studies/shareholders-dispute-case-study/…

[6] Bkz. < https://www.gov.uk/guidance/model-articles-of-association-for-limited-companies >.

[7] Bkz. < https://uk.practicallaw.thomsonreuters.com/D-000-5174?transitionType=Default&contextData…

[8] Bkz. < https://www.selbornechambers.co.uk/wp-content/uploads/2025/03/…

[9] Bkz. < https://www.legislation.gov.uk/ukpga/1986/45/section/125 >.

[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”juicy_pink”] Sorumluluk Beyanı ve Hukuki Haklarımız [/vc_message][vc_column_text]

Exit mobile version