Site icon Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri

Pedagojik Bir Vergi: Zenginlerin Neden Aşırı Vergilendirilmesi Gerektiği – Yavuz AKBULAK, SPK Başuzmanı

Pedagojik Bir Vergi: Zenginlerin Neden Aşırı Vergilendirilmesi Gerektiği*

Yavuz AKBULAK
SPK Başuzmanı
yavuz.akbulak@spk.gov.tr

Yazan: Branko Milanovic

[Türkçe Çeviri: Yavuz Akbulak-SPK Başuzmanı]

Şimdiye kadar (daha önce) önerilen Zucman vergisini tartışmadım. Genel olarak, her gelir veya servet eşitsizliği sorununu vergilendirme yoluyla çözmeye çalışmanın büyük bir hayranı değilim. Ancak son iki gelişme beni tekrar düşünmeye ve Zucman vergisini[1] güçlü bir şekilde desteklemeye, hatta belki de daha da zorlaştırılması gerektiğini savunmaya yöneltmiştir.

Bu verginin gerekçesi, zenginlerin servetini önemli ölçüde azaltacağı ya da büyük gelirler elde edeceği değildir. Ama bu bir mesaj iletecekti. Bu, açgözlülüğe karşı bir vergi; pedagojik[2] bir vergi (a pedagogical tax).

Beni tekrar düşünmeye sevk eden son iki olay neydi?

İlk olarak Andrea Capussela’nın Büyük Küresel Dönüşüm (The Great Global Transformation: National Market Liberalism in a Multipolar World) adlı çalışmam hakkındaki değerlendirmesi yer alıyor. Bu durum, kitabımın “Milliyetçilik, açgözlülük ve mülkiyet” (Nationalism, greed and property) başlıklı son bölümüne dikkatimi yeniden çekmiştir. Andrea bu konuda oldukça fazla şey yazmış ve tartışmayı daha da genişletmiştir. [Andrea’nın eleştirisinin başlığı “Dünyamızın kusursuz ve kabul edilemez bir portresi”dir (Impeccable, and unacceptable portrait of our world). Okumanızı öneririm.] İlginçtir ki, bu aynı zamanda Martin Wolf’un Financial Times’taki kısa eleştirisinde de kitabın ele aldığı tek bölümüdür.

Kitabım (ya da kitabımın yüzde 95’i) başka konularla ilgili olduğu için, bir bakıma bunu tamamen unutmuş durumdayım. Son bölüm sadece beş veya altı sayfa uzunluğundadır. Ancak burada açgözlülük (greed-pleonexia) önemli bir rol oynuyor. (Pleonexia, David Lay Williams’ın yakın zamanda yayımlanan “The Greatest of all Plagues” -En Büyük Bela- adlı kitabında da çok güzel bir şekilde ele alınmıştır.) Pleoneksi, üst sınırı olmayan bir açgözlülüktür. Mal ve hizmet tüketiminden elde edilen içsel zevke dayanmaz. Faydası başka bir yerden, başkalarına duyulan hayranlıktan gelir yani dışsaldır. İşte “Büyük Küresel Dönüşüm” kitabında (bu konuda) yazdıklarım:

Eşya, sahiplerinin zenginlik ve güç imajını başkalarına ilettikleri için dolaylı bir faydaya sahiptir. Zenginlik ve güç imajı yukarıdan sınırlı olmadığı için -yani, örneğin belirli bir süre içinde tüketilebilecek yiyecek veya giysinin aksine- fiziksel bir sınırı olmadığı için, yaygın olarak açgözlülük, Platon ve Yunanlıların pleoneksisi, her şeyi tüketen ve asla yatıştırılamayan açgözlülük olarak adlandırılan şeye dönüşür. Açgözlülük dışsaldır. İçeriden tespit edilemez veya yargılanamaz; yani, belirli bir sınırın üzerindeki mal sayısının artmasının ilave bir fayda getirmediğini objektif olarak iddia edemezsiniz. Getirdiği fayda, sahip olduğumuz şeylerin farkına varan veya bunları kabul eden, bunları doğrulayan, bize faydalı olduklarını teyit eden ve daha fazlasına sahip olmak istememizi sağlayan dışsal bir gözlemciden gelir; böylece doğrulama daha da güçlü olur. Hayattaki en önemsiz aktivitelerin veya olayların fotoğraflarını çekmek için akıllı telefonların yaygın kullanımı bu işlevi yerine getirir: zamanı metalaştırır ve bu yeni meta, ancak başkalarına gösterildiğinde, yani dışsal olarak değer kazanır. Kendi öğle yemeklerimizin veya ormanda yaptığımız yürüyüşlerin fotoğraflarını çekip kendimize saklamak israftır. Aktivitenin kendisinden elde edilen potansiyel zevke ek olarak hiçbir şey getirmez ya da neredeyse hiçbir şey getirmez. Ancak bunu başkalarıyla paylaşmak, kişinin zenginliğinin veya belki de daha önemlisi mutluluğunun tanınmasını sağlar. Mutluluğun başkaları tarafından onaylanması, açgözlülüğün özelliklerinden biridir. Zevk artık aktivitenin veya iyiliğin kendisinde değil, aktivitenin veya iyiliğin bize getirdiği varsayılan mutluluğun başkaları tarafından takdir edilmesinde bulunur. İşler daha da ileri gidebilir: hiçbir fayda sağlamayan veya hatta angarya olan, ancak mutluluk olarak sunulabilen aktiviteler, değerlerini, içsel bir nitelikten değil, tam olarak bu sunumdan alırlar. Klasik müzik dinlemekten nefret edebilir veya aşırı derecede sıkılabilirim, ancak önemli veya pahalı bir performansa katıldığımı (ve görünüşte mutsuz olsam bile mutlu olduğumu) gösteren bir fotoğraf gönderebilirsem, başkalarının beni mutlu olarak gördüğüne dair inancın verdiği fayda, performansın kendisi sırasında duyduğum sıkıntıyı bastıracak kadar güçlü olacaktır. Açgözlülük, mülkiyete olan takıntımızı yönlendiren (adeta bir) ‘motor’dur; çünkü mülkiyet edinimi, yalnızca verdiği hazcı zevk nedeniyle değil, aynı zamanda bireyin değerini gösterdiği için de nihai amaç olarak görülmektedir. Açgözlülük, Marx’ın tanımladığı gibi, ‘soyut hazcılık’tır (abstract hedonism).

Açgözlülükle mücadeleye dair pedagojik bir vergi, aşırı zenginlerin servetini az da olsa azaltarak, toplumun aşırı açgözlülüğe ve bu tür zenginliğin beraberinde getirdiği güç ve kibre tamamen kayıtsız veya ilgisiz olmadığını ve bu zenginliğe sahip olanları (yersiz) bir hayranlık nesnesi haline getirdiği mesajını verecektir.

Ve onlara cezasızlık duygusu verilmelidir. İşte beni tekrar düşünmeye sevk eden ikinci olay şudur: Epstein meselesi. Zenginlerin sergilediği cezasızlık hali, (ne kadar zayıf olursa olsun) bir tür toplumsal kısıtlamayı gerektirir. Zucman vergisi, bu tür mütevazı bir kısıtlama olabilir.

Bunun da ötesinde, tüm milyarderler için bir toplumsal kredi sistemi (social credit system) düşündüm. Belirli şeyleri iyi yaparsanız daha az vergi ödersiniz ama korkunç şeyler yaparsanız (görünüşte yasal olsalar bile), verginiz artar.

Sosyal kredi sistemi, son derece zenginlerin davranışlarını sosyal denetime tabi tutmanın etkili bir yolu olurdu. Artık Davos’ta servetlerini hayır kurumlarına “bağışladıklarına” dair anlamsız açıklamalar ve benzeri sahte ve uygulanamaz planlar olmazdı. Mark Zuckerberg servetinin yüzde 99’unu bağışlamadı mı? Bu “bağış”tan (pledge), yapıldığı ve medyada haber yapıldığı günden sonra hiç haber aldık mı?

Burada, toplumsal kredi sistemi gerçek olurdu. Asgari düzeyde (de olsa) düzgün davranın, yoksa vergilendirilirsiniz. Bu, pedagojik bir araç olurdu. Buna “Epstein karşıtı toplumsal kredi sistemi” diyelim.

* Bu çeviride yer alan görüşler Makale Yazarı ‘Branko Milanovic’e ait olup çevirenin çalıştığı kurumu bağlamaz, çevirenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Çevirideki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler çevirene aittir. Bu çeviride yer alan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve herhangi bir konuda hukuki ve/veya vergi amaçlı tavsiye olarak yorumlanmamalıdır. İşbu çeviriye konu makalenin İngilizce orijinalinin künyesi şöyledir: “Branko Milanovic, A pedagogical tax: Why the rich should be uber-taxed, Feb 12, 2026, < https://branko2f7.substack.com/p/a-pedagogical-tax > Erişim Tarihi: 12 Şubat 2026”.

Finansal Destek: Bu çeviriyi yapan Yavuz Akbulak, bu çalışmanın araştırılması, çevirisi veya yayınlanması için herhangi bir finansal destek almamıştır.

Çevirenin Katkısı: Bu çeviri yalnızca çeviren tarafından hazırlanmıştır.

Çıkar Çatışması/Ortak Çıkar Beyanı: Çeviren, çalışmanın içeriğiyle ilgili herhangi bir çıkar çatışması olmadığını beyan eder.

Yapay Zekâ Kullanımı: Çeviren, bu çalışmanın oluşturulmasında hiçbir yapay zekâ aracı kullanılmadığını beyan eder.

Çeviren, bu yazının İngilizce orijinalini kendisine gönderen eski Sermaye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan KARACAN beyefendiye özel teşekkür eder.

[1] Bu, Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley ve Paris Ekonomi Okulu’nda profesör olan Fransız ekonomist Gabriel Zucman’ın kendi adını taşıyan önerisinin ardındaki kavramdır. Ona göre, serveti 100 milyon avronun üzerinde olan haneler, tüm varlıklarının değerinin en az yüzde 2’si oranında vergilendirilmelidir [< https://www.lemonde.fr/en/politics/video/2025/10/16/the-zucman-tax-explained_6746471_5.html# >].

[2] Bu ibareyi ‘hizaya getirici’, ‘eğitici’ olarak anlamak gerekir.

[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”juicy_pink”] Sorumluluk Beyanı ve Hukuki Haklarımız [/vc_message][vc_column_text]

Exit mobile version