Ticari Olarak Makul Çaba Gösterme: [Kavramın] Anlamı, Kullanılması ve İspatı*
Yazan: Steven L. Schwarcz
Yavuz AKBULAK
SPK Başuzmanı
Ticari olarak makul çaba gösterme (commercial reasonableness) kavramı, çoğu ticaret, finans ve diğer ticari işletme hukuku uyuşmazlıklarının merkezinde yer alır veya en azından bunların gölgesinde kalır. Çoğu zaman, mahkemenin kararı, tarafların ticari olarak makul bir şekilde hareket edip etmediklerine tamamen veya kısmen bağlıdır. Ticari olarak makul olmayan bir işlem, uygulanamaz olabilir. Ancak, mahkemelerin bu standardı ne zaman uygulaması gerektiği veya bu standardın nasıl kanıtlanması gerektiği, hatta ne anlama geldiği konusunda nadiren net bir sınır vardır. “Ticari Olarak Makul Çaba Gösterme” (Commercial Reasonableness) başlıklı makalede, bu konuda gerekli açıklık sağlanmaya çalışılmaktadır.
Ticari olarak makul çaba gösterme ne anlama gelir?
(Amerika Birleşik Devletleri) Tekdüzen Ticaret Yasası (Uniform Commercial Code) gibi bazı kaynaklar, mahkemelerin ticari olarak makul çaba gösterme standardını uygulamasına izin verir veya bunu zorunlu kılar. Tekdüzen Ticaret Yasası’nda, “ticari” ve ‘makul’ terimleri, çeşitli şekillerde bir araya gelerek, genel olarak makul olma kavramından ayrı tutulması amaçlanan bir standart oluşturmaktadır ki; bu kavram, üzerinde çok çalışılmış olsa da, temelde farklıdır. Tekdüzen Ticaret Yasası’na ilişkin Resmi Yorumlarda ise, makul olmanın “yasal standartlardan ziyade ticari standartlarla tanımlanması” gerektiği belirtilmektedir.
Tekdüzen Ticaret Yasası’nın geçerli olmadığı ticari işlemlerde, ticari olarak makul çaba gösterme standardı genellikle diğer yasalardan, sözleşme metinlerinden veya örf ve adet hukukundan kaynaklanır. Bu farklı kaynakların varlığı, ticari olarak makul çaba göstermenin ne anlama geldiği konusundaki kafa karışıklığını daha da artırmaktadır.
Belirli bir bağlam dışında, ticari olarak makul çaba göstermenin anlamı belirsiz olabilir. Taraflar bazen sözleşmelerde ticari olarak makul çaba göstermeye atıfta bulunurlar. Sözleşmelerde nadiren bu terim daha ayrıntılı olarak tanımlandığından, anlamı bağlamdan türetilebilir ve bu da sözleşmenin kapsadığı işlem türüne bağlı olabilir. Örneğin, gelecekte mal satışı için yapılan sözleşmelerde taraflar, satın alma fiyatının ticari olarak makul bir fiyat olacağı konusunda anlaşabilirler.
Sözleşmelerde ticari olarak makul çaba göstermeden açıkça bahsedilmese bile, örf ve adet hukuku ya da müşterek hukuk, sözleşme hukukunun temel bir ilkesi olarak iyi niyet yükümlülüğünü öngörmektedir. İş dünyası bağlamda, mahkemeler giderek artan bir şekilde, iyi niyet bulgusunu, yerleşik sektör uygulamalarına dayalı ticari olarak makul çaba göstermenin kanıtlarıyla birleştirerek, ticari olarak makul çaba göstermeyi, uzman ve sektör kanıtları tarafından yönlendirilen veya yerleşik sektör ölçütlerine veya genel kabul görmüş ticari uygulamalara uygun olan, gerçeklere dayalı bir araştırma olarak nitelemektedir. Ticari olarak makul çaba göstermeye atıfta bulunan yasa ve yönetmelikler, bu kavramın anlamının ilgili pazardaki geçerli ticaret uygulamaları açısından değerlendirilmesi gerektiğini de öngörmektedir.
Özetle, ticari olarak makul çaba gösterme, ilgili sektördeki gerçek ticaret gelenekleri ve uygulamalarıyla karşılaştırılarak bağlamdan anlam kazanır. Kabul etmek gerekir ki, bu pratik tanım, en azından Tekdüzen Ticaret Yasası bağlamında, normatif tutarlılıktan yoksun olduğu gerekçesiyle eleştirilebilir; yani belirli bir ticari uygulamanın makul olmasının, uygulamanın varlığına göre belirlenmemesi gerektiği savunulmuştur. Mezkûr makalede daha sonra bu eleştiriye ayrıntılı olarak yanıt verilmektedir.
Ticari olarak makul çaba gösterme nasıl kullanılmalıdır?
Ticari olarak makul çaba göstermenin tespiti, iyi niyetin varlığını gösterirken; ticari olarak makul çaba göstermenin yokluğu iyi niyetin eksikliğini göstererek işlemi geçersiz kılabilir. Örneğin, bir eyaletin Yüksek Mahkemesi, zımni iyi niyet sözleşmesinin, bir ev sahibinin ‘ticari olarak makul çaba gösterme’ itirazları dışında kira sözleşmesinin devrine onay vermeyi reddetmesini engellediğine karar vermiştir. Bir işletme tarafının ticari olarak makul bir şekilde hareket ettiği veya etmediği yönündeki yargısal bir tespit, iyi niyetin varlığını veya yokluğunu belirleyerek sorumluluğu ortaya koyabilir.
Ticari olarak makul çaba gösterme, bir sözleşmeyi veya bir tarafın eylemlerini yorumlayarak belirsizliği çözmede de önemli bir yardımcı olabilir. Örneğin, bir davada, bir davacı, rakibinin bir terime ilişkin yorumunun doğru olamayacağını, çünkü ticari olarak makul çaba gösteren hiçbir tarafın buna razı olmayacağını başarıyla savunmuştur. Başka bir davada ise mahkeme, ilgili ortamda ticari bir ilişkiye sahip olmanın ticari olarak makul bir davranış olmadığı gerekçesiyle bir anlaşmayı uygulamayı reddetmiştir.
Yasal düzenlemeler sıklıkla uyumu veya çözüm yollarını ticari olarak makul çaba göstermeye bağlar ve bu standardı sorumluluk ve zarar dağılımına açılan bir kapı haline getirir. Örneğin, Tekdüzen Ticaret Yasası’nda, çeşitli ticari olarak makul çaba gösterme koşulları getirmektedir. Bu koşulların karşılanmaması, bağlama bağlı olarak bir dizi çözümleyici sonuç doğurur.
Federal vergileri en aza indirmek veya bunlardan kaçınmak için ticari işlemlerin kullanılmasının meşruiyeti, ticari olarak makul çaba göstermeyi de içerebilir. En azından Amerika Birleşik Devletleri’nde, vergi meşruiyeti genellikle ticari amaç doktrinine bağlıdır, yani işlemin vergiden kaçınma dışında gerçek bir ticari amacının olup olmadığı. Mahkemeler, bu doktrine uyumu değerlendirirken, genellikle işlemin ticari açıdan makul olup olmadığını inceler.
Ticari olarak makul çaba gösterme nasıl ispatlanmalıdır?
Ticari olarak makul çaba göstermenin anlamı, ilgili sektörde yaygın olarak kabul görmüş fiili ticaret geleneklerine ve uygulamalarına bağlı olduğundan, varlığı nadiren hukuki bir mesele olarak belirlenmelidir. Mahkemeler genellikle bu gelenek ve uygulamaların gerçekliğine dair kanıt isterler.
Mahkemeler, delil incelemesini genellikle olgusal verilere dayalı olarak ele alır ve tarafların fiili davranışlarını, bildirim içeriği ve zamanlaması, reklam ve teklif kanalları, teklif havuzunun bileşimi, satış yeri ve yöntemi, mevcut likidite koşulları ve fiyatın bilinen piyasa kotasyonlarıyla veya karşılaştırılabilir fiyatlarla uyumlu olup olmadığı gibi faktörleri dikkate alır. Bu tür bir inceleme, uzman tanıklığı (da) gerektirebilir.
Ancak uzman tanıklığına güvenmek, yukarıda belirtilen normatif eleştiriyi gündeme getirir, yani fiili bir ticari uygulamanın varlığı, uygulamanın makul olduğunu mutlaka doğrulamaz. Profesörler Alan Schwartz ve Robert Scott bu nedenle, “belirli bir ticari uygulamanın ‘ticarette adil muamele için makul ticari standartlara uyulması’nı (the observance of reasonable commercial standards of fair dealing in the trade) yansıtıp yansıtmadığı sorusunun, uygulamanın varlığıyla cevaplanamayacağını” savunmaktadır. Değerlendiricinin, hangi uygulamaların “makul” ve “adil” (reasonable and fair) olduğuna karar verebilmesi için, uygulamadan bağımsız olarak türetilmiş bazı ahlaki ölçütlere sahip olması gerekir.
Bunun aksine, bazıları normların olgulara dayalı ve gerçekliğe bağlı olması gerektiğini, özellikle de temel normun kâr maksimizasyonu olduğu bir ticaret ortamında bunun daha da belirgin olduğunu savunmaktadır. Dahası, ‘müşterek/paylaşılan gerçeklik teorisi’[1] (shared reality theory), insanların deneyimleri ve olayları kolektif olarak değerlendirdiğini ve bu değerlendirmelerden yola çıkarak çeşitli konularda görüşler oluşturduğunu veya doğruladığını, bunun da siyasi, ahlaki veya dini inançlarda fikir birliğine yol açtığını göstermektedir. Ortak deneyim, fikir birliğini teşvik ederek istikrarlı normlar yaratır ve güçlendirir. Bu nedenle, rasyonel, kâr maksimizasyonunu hedefleyen taraflar arasındaki bir sektör uygulaması, uygulamanın rekabet eden ticari amaçları ve kısıtlamaları makul bir şekilde uzlaştırdığına dair esas/temel, sosyal olarak doğrulanmış bir yargıyı kanıtlayabilir. Ayrıca, mahkemeler, örneğin ifade edilen görüşler metodolojik olarak sağlam değilse, güvenilir bir temele sahip değilse veya başka bir şekilde ikna edici değilse, uzman tanıklığını dikkate almama veya dışlama yetkisine sahip olabilir.
Söz konusu makalede, geriye kalan normatif eleştirileri ele almak için, uzmanların yalnızca geçerli ticaret uygulamalarının varlığını göstermenin ötesine geçebilecekleri çok adımlı bir yaklaşım önerilmektedir. İlk adımda, mahkeme, gerçek bir ticaret uygulaması veya geleneğinin varlığına ilişkin uzman tanıklığını dinleyecektir. Bu varlığı ve ilgili tarafın buna uyumunu kanıtlayan tanıklık, söz konusu tarafın ticari olarak makul davrandığına dair güçlü bir varsayım oluşturmalıdır. Bununla birlikte, karşı taraf, uygulamadan bağımsız olarak türetilen ölçütlere dayalı uzman tanıklığı sunarak, mahkemeyi bu uyumun koşullar altında ticari olarak makul bir davranış olarak değerlendirilmemesi gerektiğine ikna etmeye çalışabilir. Anılan makalede ayrıca, bu çok adımlı yaklaşımı en azından dolaylı olarak destekleyen yargısal emsaller de ele alınmaktadır.
* Bu derleme çalışmada yer alan görüşler ‘Steven L. Schwarcz’a ait olup derleyenin çalıştığı kurumu bağlamaz, derleyenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Derleme çalışmadaki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler derleyene aittir. Bu derleme çalışmada yer alan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve herhangi bir konuda hukuki ve/veya finansal tavsiye olarak yorumlanmamalıdır.
Finansal Destek: Bu derleme çalışmanın yazarı Yavuz Akbulak, bu çalışmanın araştırılması, yazarlığı veya yayınlanması için herhangi bir finansal destek almamıştır.
Yazarın Katkısı: Bu derleme çalışma yalnızca yazar tarafından hazırlanmıştır.
Çıkar Çatışması/Ortak Çıkar Beyanı: Yazar, derleme çalışmanın içeriğiyle ilgili herhangi bir çıkar çatışması olmadığını beyan eder.
Yapay Zekâ Kullanımı: Yazar, bu derleme çalışmanın oluşturulmasında hiçbir yapay zekâ aracı kullanılmadığını beyan eder.
İşbu derleme yapılan kaynağın künyesi şöyledir: “Steven L. Schwarcz (Stanley A. Star Distinguished Professor of Law & Business at Duke University School of Law and Senior Fellow of the Centre for International Governance Innovation), Commercial Reasonableness, The Oxford Business Law Blog, 3 February 2026, < https://blogs.law.ox.ac.uk/oblb/blog-post/2026/02/commercial-reasonableness > Erişim Tarihi: 03 Şubat 2026” [Ayrıca bkz. “Steven L. Schwarcz, Commercial Reasonableness, Duke Law School Public Law & Legal Theory Series No. 2025-57, 24 Pages, SSRN, Posted: 14 Nov 2025 Last revised: 9 Dec 2025< https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=5744465 >”].
Dipnot:
[1] Müşterek/Paylaşılan gerçeklik teorisi (shared reality theory), bireylerin sosyal etkileşim yoluyla dünyayı nasıl ortak bir anlayışla birlikte inşa ettiklerini açıklar. Bu kolektif algı, grup davranışlarını ve karar alma süreçlerini önemli ölçüde yönlendirir.
[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”juicy_pink”] Sorumluluk Beyanı ve Hukuki Haklarımız [/vc_message][vc_column_text]
