Nesne ve İşlev Olarak ‘Para’*
Yazan: David Fox
Türkçe Çeviri: Yavuz AKBULAK
SPK Başuzmanı
1. Giriş
Hukukçular, en temel kavramların bile evrensel tanımlarını vermekten çekinirler. Para bunun en iyi örneğidir. Para kavramının, hukukta para olarak kabul edilen ve edilmeyen her şeyi kesin olarak belirlememizi sağlayacak nitelikli bir tanımı yoktur. Hukukçuların para olarak değerlendirdikleri şeylerin (eşya) kapsamına dair bir görüşleri varsa, bu görüş, paranın yaygın olarak belirtilen ekonomik işlevlerinden kaynaklanmaktadır[1]. Ekonomistler genellikle “para, paranın yaptığı şeydir”[2] (money is what money does) görüşünü benimserler[3]. Dolayısıyla ders kitaplarındaki ekonomi tanımları genellikle paranın bir değişim aracı ve bir hesap birimi olduğunu söyler. Bunlardan, değer saklama aracı ve ertelenmiş ödeme standardı gibi diğer ikincil işlevler de ortaya çıkar[4].
Bu yazının amacı, ekonomistlerin parayı anlama konusunda benimsedikleri işlevsel yaklaşımın, hukukçular için de doğru yaklaşım olduğunu öne sürmektir. Hukukta para, yasal olarak tanınan işlevlerin bir toplamıdır. Bir tür bileşik varlıktır. En önemli işlevleri, belirli sayıda parasal değer biriminin varsayımsal taşıyıcısı olarak hizmet etmek ve borçları ödemektir. Bu işlevler yasa tarafından belirli şeylere (madeni paralar, banknotlar veya likit banka hesapları -coins, banknotes or liquid bank balances- gibi) atfedilirken, bu şeyler onlara atfedilen daha büyük yasal işlevlerin altında kalır. İşlevler, şeyin kendisinden daha önemli hale gelir.
Bu yazının geri kalanında ise, parayı bileşik bir varlık olarak ele alma fikri geliştirilmektedir. Parayı bileşik terimlerle açıklamamıza yol açan bazı giriş gözlemleriyle başlıyoruz (bölüm 2). Ardından, para da dâhil olmak üzere belirli “kurumsal gerçekler”in (institutional facts) insanlığın kolektif niyetiyle nasıl yaratılabileceğini açıklamak için bir teori geliştiren sosyal ontoloji felsefecisi John Searle’ın yazılarından yararlanıyoruz (bölüm 3). Son olarak, parayı bileşik bir varlık olarak analiz etmenin bazı sonuçlarını ortaya koyuyoruz (bölüm 4).
2. Açılış gözlemleri
Hukuki işlemlerde para olarak kullanılan şeylerin çeşitliliğini incelediğimizde, bunların her birinin, nesne olarak ele alındığında, özellikleri bakımından çok farklı olduğunu ve mülkiyet hukukunun farklı bölümlerinde sınıflandırıldığını görüyoruz. Örneğin, madeni paralar standart baskılarla basılmış metal diskler olup mülkiyet hukukunda maddi taşınır mal olarak sınıflandırılırlar. Banknotlar da, ihraççı bankadan ödeme alma hakkını somutlaştıran kıymetli evraktır. Mülkiyet açısından, bunlar bir tür melezdir ve hamilin fiziki belge üzerindeki hakkı, onun maddi olmayan ödeme hakkını temsil eder[5]. Banka parası ise, müşterinin para ödemesine ilişkin sözleşmeye dayalı bir borcu tahsil etme ve bankayı müşterinin adına hesaptan ödeme yapmaya yetkilendirme hakkından oluşur. Müşterinin maddi bir para ödemesi alma hakkı (customer’s right to payment of some corporeal form of money), pratikte paranın kendisi haline gelir. Mülkiyet açısından, banka parası tamamen maddi olmayan bir varlık olarak sınıflandırılır.
Bu durum, parayı dikkate değer bir şekilde değiştirilebilir şey/varlık hale getirir. Doğal dünyada değiştirilebilen hiçbir şey bu kadar çeşitli biçimler gösteremez, ancak yine de söz konusu birimin temsilcilerinden biri olduğu aynı genel türe aittirler. Birçok melez buğday çeşidi, muhtelif yağ kaliteleri olabilir ve günümüzde en azından Ford otomobilleri birçok renkte boyanmaktadır. Ancak çeşitlilikleri ne olursa olsun, tüm bu şeylerin doğal özellikleri yine de onları nasıl sınıflandırdığımızı sınırlar ve belirler. Hâlâ buğday, yağ ve Ford otomobili olarak sınıflandırılırlar. Buna karşılık, hukukun para olarak tanıdığı şeylerin doğal özellikleri, örneğin 100 adet 1 sterlinlik madeni paranın, iki adet 50 sterlinlik banknotun ve 100 sterlinlik tek bir kredi bakiyesinin, hukukta neden para olarak ele alınması gerektiği konusunda bize çok az şey söyler. Mülkiyet hukukundaki eşya statüleri, hukukun onları para olarak tanımasıyla neredeyse tesadüfi görünmektedir. Onları tek bir türün öğeleri olarak birbirine bağlayan tek şey, belirli sayıda para birimini taşıma ve parasal borçları ödeme aracı olarak hizmet etme gibi yasal olarak tanınan işlevleridir.
Para nesnelerini yasal olarak atfedilen işlevleri açısından nitelendiren bu görüşe meydan okunmuştur. İsveçli hukuk kuramcısı Karl Olivecrona, para biriminin hukuki doğasına ilişkin araştırmasına, paranın işlevleri açısından yeterince açıklanabileceği fikrine doğrudan karşı çıkarak başlamıştır: “Belirli özelliklere haiz kesin bir nesneye sahip olmadan bir nesnenin işlevlerinden nasıl bahsedebiliriz?”[6] Doğal dünyadaki nesneler, örneğin “bir kalem, bir otomobil, bir iğne veya bir paraşüt”, insanların onları kullandığı işlevlerden önce ve ayrı olarak belirli bir tür nesne olarak tanımlanabilir. Olivecrona, parayı işlevleriyle tanımlama girişiminin yalnızca bir kısır döngüye yol açacağını da eklemiştir[7]: “Paranın belirli işlevlerinin neler olduğunu bilmek için öncelikle paranın ne olduğunu bilmek gerekir. Dolayısıyla para kavramı, paranın tanımında varsayılmaktadır.”[8]
Olivecrona’nın bu argümanındaki sorunlardan biri, insanların doğal dünyada buldukları veya ürettikleri nesnelere uyguladıkları pratik işlevleri, nesnelere hukuki işlevler atfeden çok farklı süreçlerle karıştırması olabilir. Hukuk, kendi soyut hukuki ilişkiler ağlarını oluşturur ve uygular. Çeşitli farklı şeyler, tam olarak bu işlevler hukuk marifetiyle onlara verildiği için parasal işlevler yerine getirebilir. Bunlar, şeylerin doğal özelliklerine bağlı değildir ki; bu da mülkiyet hukukunda farklı şey kategorileri arasında yer alabilecekleri anlamına gelir. İğnenin sivri ucu, dokuma kumaştan iplik geçirmeyi mümkün kılar, ancak yalnızca hukuki bir atıf kuralı, parasal bir borcu ortadan kaldıran şeylerin türlerini tanımlayabilir. Bunun nedeni, hem borcun hem de borcun ortadan kaldırılmasına ilişkin hukuki işlemin hukukun kurguları olmasıdır.
Bu şekilde bakıldığında, para yasal olarak tanınan işlevlerin bir ağı haline gelir. Elbette, bu bileşimin merkezinde bazı maddi veya maddi olmayan şeyler bulunur, ancak bu şey, bütünleşik varlıkla karıştırılmamalıdır. Tıpkı bir iğneyi bir ucunda sivri bir nokta bulunan ince bir metal nesne olarak açıklamanın eksik olacağı gibi, parayı da damgalanmış bir metal disk veya baskılı bir polimer levha olarak açıklamanın eksik olacağı açıktır. Hatta açıklamanın yetersizliği para için iğneye göre daha da büyük olacaktır. Nesnelere yasal işlevler atfeden süreçler, insan kullanımı için tasarlanmış araçlar olan iğneler gibi maddi nesnelerde bile mümkün olandan daha çok, nesneleri kendi işlevlerinin içine alma eğilimindedir.
3. Kurumsal gerçekler ve nesnelere işlev atfetme
Paraya dair bu karma görüş, John Searle’ın Toplumsal Gerçekliğin İnşası (1995) başlıklı eserinde ortaya koyduğu kurumsal olgular teorisinin daha genel bir yasal uygulamasıdır[9]. Searle, toplumsal dünyadaki birçok olgunun kolektif insan niyetiyle nasıl üretildiğini göstermiştir. Bu toplumsal olgulara örnek olarak mülkiyet ve evlilik gibi insan kurumları verilebilir ve para muhtemelen onun en sevdiği örnektir[10]. Searle özellikle, doğal dünyadaki maddi nesnelerin insan anlaşmasının bir sonucu olarak nasıl yeni bir statü kazanabileceğini göstermiştir[11]. Örneğin, bir taş yığını, artık aralarında fiziksel bir engel oluşturmasa bile, düşman komşular tarafından kontrol edilen topraklar arasında bir sınır belirleyebilir. Basılı banknotlar, insanlar onları para olarak ele almayı seçtikleri için para haline gelebilir (ve Searle burada Olivecrona’nın sorguladığı döngüselliği kabul eder). Her durumda, nesneler daha sonra doğal dünyadaki nesneler olarak içsel özelliklerinden dolayı mümkün olmayan belirli işlevleri yerine getirebilir hale gelir. Bu işlevlerden bazıları yasal önem kazanır. Searle’ın “ham olgular” (brute facts) dediği şeyden daha fazlası haline gelirler. Dolayısıyla, her basılı polimer levha parasal bir borcu ortadan kaldıramaz; yetkili bir ihraççı tarafından üretilmiş ve ödemeler için geçerli olması gerekir. Geçerli bir banknot, özündeki nesneye ilave olarak maddi olmayan özellikler de içerir.
Searle, hukukun kurumsal olguların yaratılmasındaki özel önemini fark etmiştir. Bazı kurumsal olguların, kendisinin dediği gibi, “kodlandığını” belirtmiştir[12]: Bunlar daha genel sosyal tanınmadan ziyade, özel yasal tanınmanın konusu haline gelirler. Bu bakış açısından, Searle’ın kurumsal olgular teorisi, paranın hukuktaki statüsü ve işlevi hakkındaki uzun süredir var olan “şartname (kâğıt)” teorileri (chartal theories) ile iyi bir uyum içindedir. Bunlar, yirminci yüzyılın başlarındaki para teorisyeni Georg Knapp’ın eserlerinde en güçlü ifadesini bulmaktadır. Knapp’ın Paranın Devlet Teorisi (State Theory of Money; 1905, 1924), simgesel nesnelere ödeme aracı statüsü atfetmede hukukun rolünü teyit etmiş ve şöyle yazmıştır[13]: “Paranın ruhu, madeni paraların maddesinde değil, kullanımını düzenleyen yasal mevzuattadır.” [14]Tüm ödeme yöntemleri bir dereceye kadar “şartname” niteliğindeydi. Knapp bu terimi, “bilet” veya “simge/amblem” (a ticket or token) anlamına gelen Latince “carta” kelimesinden ödünç almıştır. Paranın tamamı, hukukun parasal borçları ödeme işlevini atfettiği bir simgeydi. Bu atıftan, para birimlerinin fiziki bileşiminin, eskiden olduğu gibi, içsel olarak değerli metallerden basıldığı zamanlarda sanıldığı gibi, işlevlerini belirleyici olamayacağı sonucu çıkmıştır. Paranın artık belirli bir maddeden veya belirli bir tür nesneden yapılması gerekmiyordu. Bir nesneye ödeme aracı statüsü atfedildiğinde, önemli olan tek şey, nesnenin kendisinin yasa tarafından öngörülen veya tanınan biçimde olmasıydı.
4. Çıkarımlar
Parayı, yasanın bir nesneye (örneğin madeni para veya banknot) veya önceden var olan hukuki bir ilişkiye (örneğin bir bankanın müşterisine olan borcu) işlevler atfettiği, bileşik bir varlık olarak ele almanın sonucu nedir?
Bu analiz, ilk olarak, Knapp’ın nesnenin fiziki/maddi özünün, ödeme aracı olarak hukuki işlevleriyle yalnızca rastlantısal bir ilişkiye sahip olduğu gözlemini doğrulamaktadır. Prensip olarak, maddi veya maddi olmayan, her türlü nesneye, yasa onu para olarak ele alma yönündeki kolektif insan niyetini tanıdığı anda parasal işlevler atfedilebilir. Para olarak hizmet edebilecek nesnelerin yelpazesi potansiyel olarak sınırsızdır. Kripto paralar gibi tamamen fikri varlıkların parasal statüsünü tanıma kararı, yeni para türlerinin geliştirilmesinde atılacak bir sonraki kolay adım olacaktır. Searle ve Knapp’ın argümanlarının mantığı, bir madeni para veya banknot kadar, tokenleştirilmiş bir merkez bankası dijital para birimine de uygulanacaktır.
İkinci olarak, bu analiz bize belirli türdeki varlıkların (diğerlerinin değil) parasal işlevlerin atfedildiği şeyler olarak seçilmesinin nedenlerini hatırlatmaktadır. Prensip olarak her türlü nesneye parasal işlevler atfedilebilirken, deneyimler bunun böyle olmadığını göstermektedir. Günümüzde insanlar (veya yasama organı) ayrım gözetmeksizin tek tek sığırları, demir çubukları, dizüstü bilgisayarları veya Searle’ın Toplumsal Gerçekliğin İnşası başlıklı eserinin basılı kopyalarını parasal borçları ödeme gücüne sahip şeyler olarak seçmiyor. Bunun yerine, doğal, yasal veya dijital özellikleri, kendilerine uygulanan özel parasal işlevleri en iyi şekilde yerine getirmelerini sağlayan nesneleri seçiyoruz. Homojen, bölünebilir ve kolayca devredilebilir eşya/varlık türlerini seçmeye yönelik güçlü bir toplumsal tercih vardır[15].
Bu, parasal nesnelerin evrim yolunun neden değiştirilebilir, kaydileştirilmiş varlıklara (dematerialised entities) doğru ilerlediğini açıklar. Banka kredileri, parasal birimin kesirleri kadar bölünebilir soyut talepleri temsil eder. Banka hesabındaki her 1 sterlinlik birim, 1 penilik alt birimlere bölünebilir. Teknik olarak verimli bir ödeme ağıyla birlikte, bu taleplerle temsil edilen birimler kolayca transfer edilebilir hale gelir. Sermaye yeterliliği ve ödeme gücü düzenlemeleri, “A” Bankası’ndaki bir hesabın “B” Bankası’ndaki farklı bir hesap kadar likit ve değerli olmasını sağlar.
Dijitalleştirilmiş token’lar, bir biriminin diğerinden ayırt edilmesini sağlayabilecek maddi özelliklere sahip olmadıkları için aynı homojenlik ve bölünebilirlik olasılığını sunarlar. Doğaları gereği maddi madde/cisim sınırlamalarından muaftırlar. Prensip olarak, tek bir token ile ilişkili miktar birimleri, sistemin teknik tasarımının izin verdiği ölçüde bölünebilirdir. Örneğin, tek bir bitcoin birimi, bir milyon kesirli alt birime (ki, her biri ‘satoshi’ olarak adlandırılır) bölünebilir. Dijital tasarım, madeni paraların doğal olarak değerli metallerden basıldığı zamanlarda metalurjik olarak zor olan şeyi artık başarabilmektedir. Eskiden gümüş paraları, onlara atfedilen çok küçük parasal değerlere karşılık gelecek kadar küçük yapmak zordu; paralar ya o kadar inceydi ki kırılıyorlardı ya da o kadar küçüktü ki kolayca kayboluyorlardı. Bununla birlikte, dijital para birimlerinin bulunduğu blok zinciri sistemlerinin, şu anda rekabet ettikleri geleneksel banka ödeme sistemleri kadar hızlı ve ucuz çalışacak şekilde tasarlanıp tasarlanamayacağı henüz belli değildir. Bu, bunların para olarak kullanılması ve tanınmasının önündeki en büyük engellerden biri olabilir.
Üçüncüsü ve son olarak, paranın bu işlevsel analizi bizi, ödeme aracı olarak kullanılan şeylere (eşyaya) veya haklara mülkiyet hukukunun uygun olup olmamasına dair konuya geri getirmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, şeylerin veya hakların mülkiyet sınıflandırması, onlara atfedilen işlevlere bağlı olsa da, parayı bir tür varlık/eşya olarak tanımak için hâlâ geçerli nedenler mevcuttur. Mülkiyet hukuku, bu şeylere veya haklara atfedilen temel parasal işlevleri belirli bir kişiye bağlar. Bunlara sahip olan kişi, mülkiyet rejiminin özelliği olan dışlayıcı koruma rejiminden yararlanır[16]. Bu mülkiyet bağlantısı olmadan, borçları ödeme yasal gücü, mülkiyet hukuku tarafından mümkün kılınan münhasır tahsis rejiminin dışında kalan değerli bir kaynak türü olurdu. Para bizim için buna izin veremeyecek kadar önemlidir. Bu nedenle, para ne kadar kaydi (dematerialised money) hale gelirse gelsin, özünde yasal olarak tanınan bir şey veya hak olması gerekir.
Bu mülkiyet statüsünün tanınması, özel hukukun paranın genel işlevlerine yaptığı ayırt edici katkılardan biridir. Doğru, paranın işlevleri esasen ekonomik nitelikte olabilir, ancak mülkiyet hukuku, ekonomistler tarafından kabul edilenlerin ötesinde, kendi tahsis edici ve koruyucu işlevlerine de sahiptir. Bunlar da bütünün parçalarıdır.
* Bu çeviride yer alan görüşler Makale Yazarı ‘David Fox’a ait olup çevirenin çalıştığı kurumu bağlamaz, çevirenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Çevirideki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler çevirene aittir. Bu çeviride yer alan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve herhangi bir konuda hukuki tavsiye olarak yorumlanmamalıdır. İşbu çevirinin dayandığı İngilizce orijinal çalışmanın künyesi şöyledir: “David Fox (Professor of Common Law, University of Edinburgh), Money as Thing and Money as Functions, Edinburgh Private Law Blog, 17th November 2025, < https://blogs.ed.ac.uk/private-law/2025/11/17/money-as-thing-and-money-as-functions/ > Erişim Tarihi: 23 Şubat 2026”.
Finansal Destek: Bu çeviriyi yapan Yavuz Akbulak, bu çalışmanın araştırılması, çevirisi veya yayınlanması için herhangi bir finansal destek almamıştır.
Yazarın Katkısı: Bu çeviri çalışma yalnızca çeviren tarafından hazırlanmıştır.
Çıkar Çatışması/Ortak Çıkar Beyanı: Çeviren, çalışmanın içeriğiyle ilgili herhangi bir çıkar çatışması olmadığını beyan eder.
Yapay Zekâ Kullanımı: Çeviren, bu çalışmanın oluşturulmasında hiçbir yapay zekâ aracı kullanılmadığını beyan eder.
Dipnotlar:
[1] “Charles Proctor, Mann on the Legal Aspect of Money (8th edn, OUP 2022) paras 1.07-1.17”.
[2] Bu ifade, paranın işlevsel doğasını vurgular; yani özünün, bir ekonomi içinde yerine getirdiği rollerde yattığını belirtir.
[3] Bkz. “The quotations gathered in Karl Olivecrona, The Problem of the Monetary Unit (Macmillan 1957) 11”.
[4] Örneğin, “Gregory Mankiw and Mark P Taylor, Economics (6th edn, Cengage 2023) 538-39”.
[5] Bu nedenle Profesör Goode’un onlara verdiği anlamlı isim: “belgeye dayalı maddi olmayan varlıklar” (documentary intangibles). Bkz. “Ewan McKendrick, Goode and McKendrick on Commercial Law (6th ed, Penguin) para 2.16”.
[6] “Karl Olivecrona, The Problem of the Monetary Unit (Macmillan 1957) 9”.
[7] Ibid 9.
[8] Ibid 11.
[9] “John R Searle, The Construction of Social Reality (Penguin 1995) chs 1-2; 4 (Searle)”. Searle’ın düşüncesinin tohumları, Neil MacCormick’in hukukun kurumsal teorilerinde geliştirilmiştir. Bkz. “Neil MacCormick Institutions of Law: An Essay in Legal Theory (OUP 2007)”, bilhassa bölüm 1-2.
[10] Searle 37-43.
[11] Ibid 39.
[12] Ibid 87-90.
[13] “Georg Knapp, The State Theory of Money (trans by J Bonar and H M Lucas, Macmillan 1924)”.
[14] Ibid 2.
[15] Bu görüş, Avusturya iktisat okulunun geliştirdiği paranın toplumsal teorilerinde vurgulanmaktadır: örneğin, “Carl Menger, On the Origin of Money (1892) 2 Economic Journal 239, 252-55”.
[16] Örneğin, “Thomas Merrill, “Property and the Right to Exclude” (1998) 77 Nebraska LR 730”.
