Çanakkale Zaferi’nin 111. Yılı Kutlu Olsun
Çanakkale; imanla, cesaretle, fedakârlıkla ve vatan sevgisiyle yazılmış eşsiz bir destandır. Milletimizin birlik ve beraberlik ruhunu tüm dünyaya gösterdiği bu büyük zaferin 111. yılında, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatan uğruna can veren aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Çanakkale’de ortaya konulan kahramanlık, yalnızca bir savaşın kazanılması değil; aynı zamanda bir milletin bağımsızlık iradesinin, sarsılmaz inancının ve vatan sevgisinin en güçlü göstergesi olmuştur. “Çanakkale Geçilmez” sözü, milletimizin hafızasında daima yaşayacak büyük bir onurun ve kararlılığın sembolüdür.
Bugün bizlere düşen görev; ecdadımızın emaneti olan bu kutsal vatanı korumak, birlik ve beraberlik içinde geleceğe taşımak ve onların aziz hatırasını daima yaşatmaktır.
Çanakkale Zaferi’nin 111. Yılı Kutlu Olsun
Bu toprakları bizlere vatan kılan tüm kahramanlarımızı ve aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.
(Çanakkale Savaşı)
Türkiye’nin Gururu / Türk Askerleri
(fotoğraf, Herman Schueffler)
“Onlar mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşları’nın kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer, Türk vatan ve milletinin mukadderatını çizmiştir.”
M. Kemal Atatürk
Çanakkale Şiiri
…
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
