Site icon Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri

Gider Var, Vergi Avantajı Yok: Kanunen Kabul Edilmeyen Giderleri Anlamak – Aliekber KARTAL, SMMM

Gider Var, Vergi Avantajı Yok: Kanunen Kabul Edilmeyen Giderleri Anlamak

Aliekber KARTAL
SMMM
smmmaliekberkartal@gmail.com

Vergi dünyasında bazı soruların ömrü hiç bitmez. Dosya değişir, mükellef değişir, cümlenin üslup ve tonu değişir ama aynı soru dönüp dolaşıp karşımıza çıkar. Ben bu masrafı gerçekten yaptım, para çıktı, faturası da var, üstelik bankadan da geçti; o halde vergim neden hâlâ bu kadar yüksek? Bu soruyu mart ayında gerçek kişi mükelleflerin beyannameleri hazırlanırken bolca duyduk. Nisan gelince de aynı serzeniş bu kez şirket dosyalarında karşımıza çıkacak gibi görünüyor. 2025 takvim yılına ait gelir vergisi beyannameleri 1–31 Mart 2026 arasında uzatma yapılmadan verildi. 2025 hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannameleri ise 1–30 Nisan 2026 arasında verilecek. Kurumlar vergisi mükellefleri açısından kanunen kabul edilmeyen her gider kalemi gündeme gelecek, tartışılacak ve sorun çıkmaması ince eleyip sık dokunacak. Vergi denetimlerinin dijital izler ile yol aldığı bu günlerde yapılan her hesap hatası ya da kanun kabul etmediği halde indirilen her tutar mükellefler açısından risk teşkil etmeye devam edecek.

Bu konu üzerine konuşulurken mükelleflerin aklı çoğu zaman harcamada kalır ama vergi hukuku harcamanın niteliğine bakar. Mükellef çocuğunun okul taksidini ya da servis ücretini şirketten geçirmek ister müşavir bu şirket gideri olmaz, ama şartları varsa GVK 89 kapsamında yıllık beyannamede indirim konuşabiliriz der. Bir başka mükellef sağlık harcamasını doğrudan ticari gider gibi görür müşavir, bu kalem şirket bünyesinde gider değil, doğru kapı beyanname indirimi olabilir diye frene basar. Ya da hayırsever bir mükellef bağış ve yardım tarafında her bağışı doğrudan gider olarak düşünür, müşavir ise bazı bağışların önce KKEG olarak dikkate alındığını, sonra ancak kanundaki şartlar sağlanıyorsa beyannamede ayrıca indirilebildiğini anlatmak zorunda kalır. Mükellef güzel hayal ve isteklerle aldığı binek otomobile ilişkin her giderin ve ödediği KDV’nin vergiyi düşüreceğini umar ama sonuç hayal kırıklığı olur. Giyim, gıda ve demirbaş harcamalarına ilişkin mükelleflerin gider gösterme talepleri ile müşavir ile nasıl mücadeleye girdikleri kısmına girmiyorum bile.

Bu sebeple kanunen kabul edilmeyen gider dediğimiz alan, sanıldığı gibi birkaç yasak kalemin sıralandığı bir başlık değil. Muhasebe ile vergi hukukunun aynı harcamaya aynı gözle bakmadığı, biraz mayınlı, biraz da yanlış kapı çalındığında can yakan bir alan. Defterde gider gibi duran bir kalem, vergi matrahında aynı rahatlıkla yürüyüp karı ve haliyle de vergiyi azaltmaz. Gelir vergisinde bu konunun ana hattı GVK md. 40 ve 41’de, kurumlar vergisinde ise KVK md. 11’de karşımıza çıkar. Bu yazıda hem mükelleflerin zihnini uzun süredir meşgul eden bu gider ayrımına açıklık getirmek hem de kurumlar vergisi döneminde gözden kaçmaması gereken özellikli durumların altını çizmek istiyorum.

Faiz ödedim niye tamamı düşmedi?

Faiz gideri, vergi mükelleflerinin kendilerini en çok haklı hissettiği kalem. Çünkü kredi gerçekten kullanılmıştır, banka gerçekten tahsilât yapmıştır, faiz gerçekten ödenmiştir. İlk itiraz madem bu kredi iş için kullanıldı, o halde bunun tamamı neden gider olmuyor şeklinde gelir. Oysa vergi hukuku burada sadece paranın çıkıp çıkmadığına bakmıyor. Bu faizin neyin karşılığı olduğuna, kime ödendiğine ve işletmenin nasıl finanse edildiğine de bakıyor. Bundan ötürü de faiz gideri defterde göründüğü kadar masum durmaz. İçeriği oluşturan her tutarı filtreden geçirmek gerekir.

Öncelikle netleştirmemiz gerek kısım; herkesin bildiği banka faizi ile kanunun açıkça reddettiği faiz aynı şey değil. GVK md. 41 kapsamında özellikle işletme sahibinin işletmeye koyduğu sermaye için faiz yürütülmesi ve teşebbüs sahibinin, eşinin ya da küçük çocuklarının işletmedeki cari hesap veya benzeri alacakları üzerinden faiz hesaplanması gider kabul edilmiyor. Yani mükellef kendi işine koyduğu sermayeye sonradan faiz giydirip bunu gider yapamıyor. Aynı şekilde, işletmede bıraktığı parayı kendi alacağı gibi görüp bunun üzerinden faiz yürütmesi de vergi matrahında karşılık bulmuyor. Kanun bize açıkça söylediği öz kaynak başka şeydir, dışarıdan alınan borç başka şeydir. İkisini birbirine karıştırıp gider üretemezsin.

Kurumlar vergisi mükelleflerinde de mantık farklı değil sadece dayanak maddesi değişiyor. Gerçek kişi ticari kazançta GVK md. 41 nasıl öz kaynak ile dışarıdan sağlanan borcu birbirinden ayırıyorsa, kurumlar vergisinde de KVK md. 11’de aynı yöndedir. Şirketin kendi öz sermayesi üzerinden faiz hesaplaması ve kurum kazancından indirmesi mümkün değil. İş bununla da kalmıyor; ortağın veya ilişkili kişinin şirkete kullandırdığı borç bazı şartlarda örtülü sermaye sayılabiliyor ve bu borç üzerinden ödenen faiz, kur farkı ve benzeri giderler de KKEG’ye dönüşebiliyor. Bunun dışında ilişkili kişilerle emsale aykırı faizli işlemler varsa, bu kez transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı riski devreye giriyor. Aslında kurumlar vergisinde de vergi hukuku aynı şeyi söylüyor ama biraz daha teknik boyutu var. Şirketin kendi öz kaynağına faiz giydirip gider üretilmesine ya da ortak-şirket ilişkisini sıradan bir kredi ilişkisi gibi göstererek matrahın aşındırmasına izin verilmiyor.

Bu kısımda değinilmesi gereken hususlardan biri işletme veya şirket aktifine alınan konut ve işyerlerinin finansmanında kullanılan kredi faizleridir. Bunlar baştan KKEG sayılmaz; ticari faaliyetle ilgisi kurulduğu sürece bu faizler prensip olarak kazancın tespitinde dikkate alınabilir. Ancak faiz doğrudan gider mi yazılacak, yoksa gayrimenkulün maliyetine mi eklenecek sorusu devrededir. Vergi uygulamasında, özellikle amortismana tabi aktife alınan kıymetlerde ilk iktisap/aktifleştirme dönemine ilişkin finansman giderlerinin maliyete alınması yaklaşımı güçlüdür. Nitekim kurumlar vergisi genel tebliğindeki örneklerde, ilk yıl maliyete alınan faizlerin finansman gider kısıtlamasına da girmediği açıkça gösterilir. Sonraki dönemlerde doğrudan gider yazılan faizler artık finansman gider kısıtlamasına girmeye başlar. Gerçek kişi ticari işletmelerde de şirketlerde de aktifteki konut ve işyeri için kullanılan kredi faizlerine tek cümleyle tamamı gider ya da tamamı KKEG demek doğru olmaz. Önce faizin maliyete mi alındığına, sonra da yabancı kaynak–öz kaynak dengesine bakmak gerekir. Şirketlerde ayrıca kredinin ortaktan veya ilişkili kişiden gelmesi hâlinde örtülü sermaye ve transfer fiyatlandırması riski de doğar.

Faiz giderlerinde başka önemli filtre de son dönemlerde hayatımıza giren finansman gider kısıtlamasıdır. Bu düzenleme hem ticari kazanç elde eden gerçek kişilerde hem de kurumlar vergisi mükelleflerinde aynı mantıkla çalışır. İşletmenin yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşıyorsa, aşan kısma özel olmak üzere faiz, komisyon, vade farkı, kur farkı ve benzeri finansman giderlerinin belirli bölümü KKEG’ye dönüşebilir. Gelir Vergisi ve Kurumlar vergisi Kanunu’nda bu alan açıkça düzenlenmiş ve yatırımın maliyetine eklenenler hariç ibaresiyle, maliyete alınan finansman giderleri kısıtlama dışında bırakılmıştır. Cumhurbaşkanı kararıyla uygulanmakta olan oran da %10’dur. Kurumlarda örtülü sermaye nedeniyle zaten KKEG sayılan faizlerin, finansman gider kısıtlaması hesabında ikinci kez aynı dikkate alınmaması gerekir.

Binek otomobil bu alanda çok popüler

Binek otomobil giderlerinin vergisel avantaj sağlayıp sağlamadığı konusuna bir önceki yazımızda daha detaylı değinmiştik. Ama konu KKEG olunca son yıllarda ilk akla gelen alanlardan biri binek otomobil olduğu için bu konuya tekrar girmek gerekiyor. Bunun sebebi mükellefin cebinden çıkan gerçek maliyet ile vergi mevzuatının kabul ettiği maliyet arasında ciddi bir fark olması. GİB’in 2026 açıklamalarına göre kiralanan binek otomobillerde aylık kira bedelinin 46.000 TL’yi aşan kısmı gider kabul edilmiyor. Aracın iktisabında doğrudan gider yazılabilecek ÖTV ve KDV toplamında 1.200.000 TL sınırı var. Amortisman tarafında ise, vergilerin gider yazıldığı durumda ÖTV ve KDV hariç ilk iktisap bedeli için 1.380.000 TL; vergilerin maliyete eklendiği veya aracın ikinci el alındığı hâllerde ise 2.600.000 TL sınırı uygulanıyor. Üstelik faaliyet konusu araç kiralama veya çeşitli şekillerde işletilmesi olmayan mükelleflerde, binek otomobile ilişkin cari giderlerin ancak %70’i indirilebiliyor.

Aracı işte kullanıyorum, yakıtını ödüyorum, bakımını yaptırıyorum, kirasını ödüyorum; neden tamamı vergiden düşmüyor soruları ile başlayan bu süreci anlatmak ve yönetmek meslek mensupları hayli yoruyor. Çünkü vergi mevzuatı burada işte kullanılıyor cümlesiyle yetinmiyor. Kirada, ÖTV-KDV’de , amortismanda, cari giderlerde ayrı ayrı sınırlar var. Yani araç işletme için gerçek bir maliyet olsa da vergi hukuku bu maliyetin tamamını aynı sıcaklıkla karşılayıp bağrına basmaz. Mükellef toplam harcamaya bakarken, mevzuat kabul edeceği sınırlı alana bakar.

KKEG olarak sayılıp gider tarafında reddedilen bir kalem, KDV tarafında da ayrıca sorun çıkarır genelde. KDV Kanunu’nun 30/d bendine göre, gelir ve kurumlar vergisi kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV de indirilemiyor. Bazı harcamalarda mükellef tek bir kapıdan değil, iki kapıdan birden sınıra takılır. Bu durumun en somut görüldüğü alan binek otomobillerdir. KKEG sadece matraha eklenen bir tutar değil aynı zamanda boşa çıkan bir KDV yükü olarak da karşımıza çıkar. Bu kalemi gider saymıyorum demekle kalmaz vergi hukuku. Kaleme ait KDV’yi de indirim konusu yaptırtmam şeklinde ilerler.

Eğitim-sağlık harcamaları

Eğitim ve sağlık harcamaları en çok soru gelen alanlardan biri. Mükellef çocuğunun özel okul ödemelerini, servis ücretini, özel yurt ödemesini ya da kendi sağlık harcamasını doğrudan şirket gideri gibi görmek istiyor. Müşavirler olarak verdiğimiz cevap ise çoğu zaman bu harcama tamamen boşa gitmiş sayılmaz ama şirketin içinde gider gibi yürütülemez şeklinde olur. Mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin eğitim ve sağlık harcamaları; Türkiye’de yapılması, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olan gerçek ya da tüzel kişilerden alınan belgelerle tevsik edilmesi ve beyan edilen gelirin %10’unu aşmaması şartıyla yıllık beyannamede indirilebilir.

Tabi burada da ayrımı iyi yapmak lazım. Her okul veya sağlık ödemesi indirim doğurmuyor. Eğitim tarafında okul, anaokulu, kreş, kurs, kitap-kırtasiye, okul servis ücreti ve özel yurt/pansiyon ödemeleri kapsama girebiliyor. Buna karşılık okullarda ayrıca faturalanan yemek bedelleri, okul aile birliğine veya okul koruma derneğine yapılan ödemeler, devlet okullarına ödenen harçlar, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmayan kurumlara yapılan eğitim ödemeleri ve yurt dışındaki eğitim kurumlarına yapılan ödemeler bu kapsamda kabul edilmiyor. Bu alanda vakıf üniversiteleri konusu da ayrıca dikkat ister. Burada belirleyici olan sadece ödemenin bir eğitim kurumu için yapılmış olması değil; harcamanın Türkiye’de yapılması ve kanunun aradığı tevsik şartlarını taşımasıdır. Bu yüzden vakıf üniversitesine yapılan ödemelerde peşinen kesin indirilir ya da kesin indirilemez gibi bir sonuca gitmek yerine, faturayı düzenleyen yapının vergisel statüsünü ve belgenin niteliğini ayrıca değerlendirmek daha sağlıklı olur.

Sağlık tarafında ise muayene, tahlil, ameliyat, fizik tedavi, hastane giderleri ile ilaç, sağlık malzemesi, gözlük ve lens alımları kapsamda sayılıyor. Ancak burada belge çok kritik; yazar kasa fişi eğitim-sağlık indirimi için tevsik edici belge kabul edilmiyor. Fatura veya serbest meslek makbuzu aranıyor. Eczaneden alınan ilaç sağlık harcaması olabilir; ama sadece ÖKC fişi varsa indirim hakkı sağlamaz. Son dönemde en çok kafa karıştıran alanlardan biri de estetik operasyonlar. Burada belirleyici olan işlemin adına ameliyat denmesi değildir. Gerçekten teşhis ve tedavi sürecinin parçası olup olmamasıdır. GİB’in eğitim-sağlık rehberi sağlık harcamasını teşhis ve tedavi sürecindeki giderlerle sınırlı ele alıyor. Bu yüzden salt estetik amaçlı botoks, dolgu, saç ekimi veya benzeri işlemlerde indirim yönünden ihtiyatlı olmak gerekir. Bu tür işlemleri, tıbbi zorunluluk taşıyan ve teşhis ya da tedavi sürecinin parçası olan müdahalelerle aynı kategoride değerlendirmemek daha güvenli bir yaklaşımdır.

Sigorta giderleri

Özellikle gerçek kişi mükellefler, kendileri, eşleri ve çocukları için ödedikleri hayat veya şahıs sigortası primlerini çoğu zaman doğrudan ticari gider gibi düşünmeye meyillidir. Oysa burada izin verilen şey şirket gideri değil; yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden yapılabilecek bir indirim. Mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si; ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum, işsizlik ve tahsil gibi şahıs sigorta primlerinin ise %100’ü indirim hesabına girebiliyor. Ancak toplam indirim, beyan edilen gelirin %15’ini ve asgari ücretin yıllık brüt tutarını aşamıyor; indirilemeyen kısım da sonraki yıla devretmiyor. Özellikle bankaların kredi vermek için kestirdiği hayat sigortaları da bu kapsamda değerlendirilmeli. Binek otomobillere ilişkin kasko ve trafik sigortası gibi cari giderlerde, faaliyet konusu araç kiralama veya işletme olmayan mükellefler bakımından %70 sınırlamasının ayrıca dikkate alınması gerektiğine binek oto paragrafında değinmiştik.

Yine bu alanın açıklanmaya değer türü Bağ-kur primleri.  Bu alanda şirket ile şahıs işletmesi ayrımını baştan net koymak gerekiyor. Şahıs işletmesinde, sosyal güvenlik mevzuatına göre ödenmiş Bağ-Kur primleri, beyan edilen ticari kazançla sınırlı olmak üzere yıllık gelir vergisi beyannamesinde indirim konusu yapılabiliyor. Yani burada mükellefin ödediği Bağ-Kur primi boşa gitmiyor; ama bu tutar çoğu zaman işletme içinde sıradan bir gider kalemi gibi değil, beyanname üzerinde dikkate alınan bir indirim gibi çalışıyor. Şirketlerde ise limited şirket ortağının veya anonim şirketlerde kurucu ortak ya da yönetim kurulu üyesi olan ortağın ödediği Bağ-Kur primi, şirketin kurum kazancından indirilecek bir gider niteliği taşımıyor; indirim hakkı, şirket düzeyinde değil, ortağın kendi yıllık gelir vergisi beyanında ve ilgili gelir unsuru ölçüsünde indirilebiliyor.

Hatırlatmak da fayda gördüğüm bir sigorta da BES. En çok karışan nokta kimin ödeme yaptığı ve bunun hangi kanaldan vergiye yansıtılmaya çalışıldığıdır. Gerçek kişinin kendi adına ödediği BES katkı payı, kural olarak ne ticari kazançta gider yazılabilir ne de yıllık beyannamede indirim konusu yapılabilir. Yani vergi avantajı yoktur. Buna karşılık işverenin veya şirketin çalışanı adına ödediği BES katkı payı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak brüt asgari ücret tutarını aşmamak şartıyla gider olarak dikkate alınabilir. Bu sınırlar aşıldığında, aşan kısım artık KKEG niteliği kazanır. Kısacası BES’te temel ayrım kişinin kendisi için ödediği katkı payı vergi matrahında sonuç doğurmazken işverenin çalışan adına ödediği katkı payı limitler içinde gider, aşan kısmı ise KKEG özelliği taşır.

Bağış ve yardımlar

Bağış ve yardım tarafı, yanlış anlamanın en çok olduğu başlıklardan biri. Çünkü mükellef çoğu zaman insani bir yerden bakar bağış yaptım, para çıktı, üstelik iyi bir amaç için verdim; o halde bunu doğrudan gider sayabilmeliyim diye düşünür. Oysa vergi hukuku burada da ayrımlar yapar. Bazı bağışlar beyan edilecek gelirin veya kurum kazancının belirli oranıyla sınırlı olarak indirilebilir, bazıları ise tamamıyla indirilebilir. Gelir vergisi mükelleflerinde genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere, köylere, kamu yararına çalışan derneklere ve Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflara makbuz karşılığı yapılan bağışların yıllık toplamı, kural olarak beyan edilecek gelirin %5’i ile sınırlı olarak indirilebiliyor; kalkınmada öncelikli yörelerde bu oran %10’a çıkıyor. Kurumlar vergisi mükelleflerinde de benzer mantık kurum kazancı üzerinden çalışıyor.

Tamamı indirilebilir bağışlar genel olarak; okul, sağlık tesisi, belirli kapasitedeki öğrenci yurdu, çocuk yuvası, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi gibi tesislerin inşası veya faaliyetinin devamı için ilgili kamu kurumlarına yapılan bağış ve yardımlardır. Cumhurbaşkanınca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni ve nakdi bağışlar; iktisadi işletmeleri hariç Türkiye Kızılay Derneği ile Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağışlar; gıda bankacılığı kapsamında yapılan belirli bağışlar ve bazı özel kanunlar kapsamındaki bağışlar beyan üzerinden tamamı indirilebilecek bağışlara örnek verilebilir. Özellikle şirketler açısından dikkat edilmesi gereken bağışın muhasebe kayıtlarında önce gider gibi görünse de kurumlar vergisi beyannamesinde önce KKEG satırına gönderilmesi gerekliliğidir. Ardından şartlar varsa indirimler kısmında ayrıca gösterilerek indirilebilir.

Öğrencilere verilen burslar ile ilgili de bazı yanlış algılar vardır. Her burs otomatik olarak gider sayılmıyor. Vergi idaresinin yerleşik yaklaşımında, bursun kurum kazancından indirilebilmesi için işle ilgili olması, burs verilen öğrenciyle okul sonrasında işletmede çalışmaya yönelik bir yükümlülük ilişkisinin kurulması, burs verilecek kişilerin objektif ölçütlerle belirlenmesi ve burs tutarının işin önemiyle orantılı olması önem taşıyor. Yani iyi niyetlerle başlanılan bu düşünce her zaman istenilen vergi avantajını sağlamaz. Şirkette tamamen serbest takdirle verilen her bursu doğrudan ticari gider gibi görmek doğru değil. Burada belirleyici kriter, bursun gerçekten işletmenin faaliyet ve personel ihtiyacıyla bağlantılı, ölçülü ve objektif kurallara bağlı bir model içinde verilmiş olması. Eğer şartlar sağlanmadan burslar verilip gider olarak indirildiyse bunun KKEG olarak beyannameye eklenmesi mecburi.

Cezalar, şahsi harcamalar, aile lehine ödemeler

KKEG nedir sorusuna verilecek cevabın başında gelen maddelerdir bunlar. Her türlü para cezaları ve vergi cezaları, teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar, işletmeden çekilen şahsi nitelikli harcamalar, işletme sahibi ile eş ve küçük çocuk lehine ödenen bazı aylık, ücret, ikramiye, komisyon ve tazminatlardır. Gerçek kişi ticari kazançta GVK md. 41; kurumlar vergisinde ise KVK md. 11 ve GİB rehberleri bu alanları açık biçimde sıralar ve sınırlar.

Bu kısımda yapılabilecek önemli hatırlatma her tazminatın otomatik olarak KKEG olmayacağıdır. Uygulamada çoğu kez tazminat ödendi bu gider kabul edilmez şeklinde bir sonuca gidiliyor. Oysa önce ödemenin hangi sebepten doğduğuna bakmak gerekir. Çünkü suçtan doğan tazminat başka, sözleşmede ceza şartı olarak kararlaştırılan tazminat başka şeydir. Vergi mevzuatı, özellikle suçtan doğan tazminatlarda sert davranırken, sözleşmesel ceza şartını aynı kefeye koymaz. Başka önemli bir husus da, özellikle kurumlar vergisi tarafında, sadece para cezaları ve vergi cezalarının değil; gecikme zamları ile gecikme faizlerinin de kabul edilmeyen gider niteliği taşımasıdır.

Ödenmeyen SGK primine dikkat

Personel giderleri içinde mükellefin en az itiraz beklediği kalemlerden biri SGK primidir. Çünkü çalışan vardır, bordro yapılmıştır, prim hesaplanmıştır, gider kaydı atılmıştır. Doğal olarak mükellef de bunu işletmenin sıradan ve meşru bir personel maliyeti olarak görür. Ama vergi hukuku burada yine başka bir yerden bakar. 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesi açıkça kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarları, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamaz der. 2026 Kurumlar Vergisi Beyan Rehberi de aynı şekilde fiilen ödenmeyen sigorta primlerini indirilemeyecek giderler arasında sayar. Yani sorun primin bordroda doğmuş olması değil; SGK’ya gerçekten ödenip ödenmediğidir.

Aslında basit gibi gözükse de bu işin takibini yapmak kolay olmaz ve hataya açık bir alandır. Önce yıl içinde bordroya giren SGK primleri muhasebede normal şekilde tahakkuk ettirilir; ancak dönem sonuna gelindiğinde tahakkuk eden–fiilen ödenen primler ayrı bir listede karşılaştırılır. Sonraki adımda beyanname öncesi ödenmemiş primleri tespit edip bunları KKEG olarak matraha eklemek gerekir. Son aşamada ise bu tutarların dosya bazında izlenmesi ve ödeme gerçekleştiğinde, ödemenin yapıldığı yılın vergi hesabında ayrıca dikkate alınması gerekir. Bu kısımdaki tek istisna aralık ayına ait primlerin ertesi yılın Ocak ayı içinde yani yasal süreci geçmeden ödenmesidir.

Transfer fiyatlandırmasına değinmeden geçmek olmaz

Kurumlar vergisi döneminde KKEG başlığını açıp transfer fiyatlandırmasına uğramadan geçmek eksik kalır. Mesele giderin gerçekten yapılıp yapılmadığından çok, ilişkili kişiyle yapılan işlemin emsale uygun kurulup kurulmadığıdır. KVK md. 13’ün söylediği şey özetle: Bir kurum, ilişkili kişiyle mal veya hizmet alım-satımını emsallere uygunluk ilkesine aykırı bedel veya fiyat üzerinden yaparsa, aradaki fark tamamen ya da kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Üstelik bu alan sadece klasik mal satışından ibaret de değildir; kiralama, kiraya verme, ödünç para alınması ve verilmesi, ücret, ikramiye ve benzeri ödemeler de bu kapsamda değerlendirilir. Kurumlar vergisi rehberi de transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançları açıkça kurum kazancından indirilemeyecek kalemler arasında sayıyor.

Basit bir örnekle açıklamak gerekirse şirket; ortağa ait başka bir firmadan yüksek bedelle danışmanlık hizmeti alıyor; grup şirketine piyasanın altında mal satıyor. Ya da ilişkili kişiden yüksek bedelle araç ya da işyeri kiralıyor; ortağa piyasa koşullarının üstünde faiz ödüyor. Fatura var, sözleşme var, ödeme var; her şey ilk bakışta normal görünüyor. Ama vergi hukuku belge tamam deyip işi bitirmez. Bağımsız iki taraf arasında da bu bedel oluşur muydu? diye başlar soruya. Cevap hayırsa, emsali aşan kısım gider olsa bile matrahta kabul görmeyebilir ve KKEG etkisi doğurur. Hatta şartlar oluştuğunda konu sadece gider reddiyle de kalmaz; işlemin niteliğine ve karşı tarafın durumuna göre bu örtülü kazanç, dağıtılmış kâr payı benzeri vergisel sonuçlar da doğurabilir. Kurumlar vergisi ayında ilişkili kişi faturalarını, grup içi hizmet bedellerini, ortak cari hesaplarını, lisans, kira ve faiz ödemelerini kenarda duran sıradan belgeler ve işlemler gibi görmek olmaz. Genelde asıl risk onların içinde saklıdır.

Kaynakça

— GİB, 2026 Ticari Kazanç Vergi Rehberi.

— GİB, 2026 Kurumlar Vergisi Beyan Rehberi.

— GİB, 2026 Kurumlar Vergisinde Oran Uygulamaları Rehberi.

— GİB, Vergi Mevzuatı Yönünden Bağış ve Yardımlar Rehberi.

— 3065 sayılı KDV Kanunu md. 30/d.

— GİB, 2026 Hayat/Şahıs Sigorta Primleri Rehberi.

Exit mobile version