İşverenlerin işçi ücretinden yaptığı kesintiler; İş Kanunu, vergi mevzuatı, SGK uygulamaları ve idari para cezaları bakımından sıkı kurallara bağlanmıştır. 2026 yılı güncel tutar ve oranlarıyla kapsamlı inceleme.
Özet
İşçi ücretinden yapılan kesintiler Türk iş hukukunda istisnai bir uygulamadır ve kanunla sınırlandırılmıştır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 38. maddesi, işverenin işçiye ücret kesme cezası verebilmesini toplu iş sözleşmesi veya bireysel iş sözleşmesinde açıkça öngörülmüş sebeplerle sınırlamış; kesinti tutarını da bir ayda iki gündelikle sınırlamıştır. Kesilen tutarlar işverende kalamaz; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına aktarılması zorunludur. Bu kurala aykırı davranan işverenlere 2026 yılında 9.943 TL idari para cezası uygulanmaktadır.
Ayrı bir başlık olarak; ücretten yapılan yasal kesintiler (gelir vergisi, damga vergisi, SGK primi, işsizlik sigortası primi) ise disiplin cezası niteliğinde olmayıp, vergi ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan zorunlu kesintilerdir. 2026 yılında brüt asgari ücret 33.030 TL, net asgari ücret 28.075,50 TL olarak belirlenmiş olup, gelir vergisi dilimlerinin ilk basamağı 190.000 TL’ye yükseltilmiştir. Bu çalışmada işçiden kesilen para cezaları; vergi mevzuatı, SGK mevzuatı, idari para cezaları, sosyal güvenlik mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat açısından ayrı başlıklar hâlinde ele alınmaktadır.
Giriş
İşçi ücreti, çalışanın ve ailesinin geçim kaynağı olması nedeniyle Türk hukukunda özel bir korumadan yararlanır. Bu koruma; 4857 sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu başta olmak üzere birçok mevzuat metninde kendini gösterir. Uygulamada işverenler; disiplin sağlamak, zarar tazmini talep etmek veya yasal yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla işçi ücretinden çeşitli kesintiler yapabilmektedir. Ancak bu kesintilerin her biri farklı hukuki temellere dayanmakta ve farklı sınırlara tabi olmaktadır.
Bu araştırmada ‘işçiden kesilen para cezaları‘ kavramı geniş anlamıyla ele alınmış; hem disiplin cezası niteliğindeki ücret kesme cezası hem de vergi ve sosyal güvenlik mevzuatından doğan zorunlu kesintiler ile bu alanlardaki idari para cezaları 2026 yılı güncel rakamlarıyla birlikte incelenmiştir. Amaç, işçi ve işverenlerin bu konudaki hak ve yükümlülüklerini güncel mevzuat çerçevesinde anlamalarına yardımcı olmaktır.
İş Kanunu Açısından Ücret Kesme Cezası
4857 sayılı İş Kanunu’nun ‘Ücret Kesme Cezası‘ başlıklı 38. maddesi, konunun temel yasal dayanağıdır. Maddeye göre işveren, toplu iş sözleşmesinde veya bireysel iş sözleşmesinde gösterilen sebepler dışında işçiye ücret kesme cezası veremez. Bu düzenlemenin amacı, işçinin hangi davranışları nedeniyle ne tutarda bir kesintiye maruz kalabileceğini önceden bilmesini sağlamaktır; ceza hukukundaki belirlilik ilkesinin iş hukukuna yansımasıdır.
Kanun, kesinti tutarına da açık bir sınır getirmiştir: işçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintiler, bir ayda iki gündelikten veya parça başına ya da yapılan iş miktarına göre ödenen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz. Toplu iş sözleşmesiyle daha yüksek bir ceza öngörülmüş olsa dahi (örneğin altı günlük ücret kesintisi), bunun uygulanması ancak birden fazla ayın bordrosuna yayılarak, her ay en fazla iki günlük tutar kesilmek suretiyle mümkündür.
Kesinti yapılmadan önce işçiye, kesintinin sebebi derhal ve yazılı olarak bildirilmelidir. Kesilen tutarlar işverende kalamaz; işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılmak üzere, Bakanlıkça belirlenen banka hesabına, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılması zorunludur. İşveren, bu paraların işyerinde ayrı bir hesabını tutmakla da yükümlüdür. Biriken tutarların nereye ve ne şekilde aktarılacağına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı başkanlığında işçi temsilcilerinin de yer aldığı bir kurul karar vermektedir.
[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”blue”]4857 sayılı Kanun
“Ücret kesme cezası
Madde 38 – İşveren toplu sözleşme veya iş sözleşmelerinde gösterilmiş olan sebepler dışında işçiye ücret kesme cezası veremez.
İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir. İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz.
Bu paralar işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılıp harcanmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına Bakanlıkça belirtilecek Türkiye’de kurulu bulunan ve mevduat kabul etme yetkisini haiz bankalardan birine, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılır. Her işveren işyerinde bu paraların ayrı bir hesabını tutmaya mecburdur. Birikmiş bulunan ceza paralarının nerelere ve ne kadar verileceği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının başkanlık edeceği ve işçi temsilcilerinin de katılacağı bir kurul tarafından karara bağlanır. Bu kurulun kimlerden teşekkül edeceği, nasıl ve hangi esaslara göre çalışacağı çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilir.
Ücret ile ilgili hükümlere aykırılık
Madde 102 – Bu Kanunun
a) ..
b) 37 nci maddesine aykırı olarak ücrete ilişkin hesap pusulası düzenlemeyen veya işçi ücretlerinden 38 inci maddeye aykırı olarak ücret kesme cezası veren veya yaptığı ücret kesintisinin sebebini ve hesabını bildirmeyen 52 nci maddedeki belgeyi vermeyen işveren veya işveren vekiline 9.944 Türk Lirası idari para cezası,
c)…
verilir.” [/vc_message][vc_column_text]
Yargı kararları ve doktrin, kanuna aykırı olarak uygulanan ücret kesme cezalarına karşı işçinin dava açarak kesilen tutarın iadesini talep edebileceğini; ayrıca haksız ücret kesme cezasının işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı doğurabileceğini kabul etmektedir. Ücret kesme cezası ile, işçinin işverene verdiği somut bir zararın Türk Borçlar Kanunu’nun 407. maddesi çerçevesinde ücretten mahsup edilmesi (zarar karşılığı kesinti) birbirinden farklı kurumlardır; ikincisi disiplin cezası olmayıp, kesin bir yargı kararına veya işçinin özgür iradesiyle verdiği yazılı onaya dayanması gerekir.
Vergi Mevzuatı Açısından Değerlendirme
Vergi mevzuatı bakımından işçi ücretinden yapılan kesintiler, disiplin cezası olan ücret kesme cezasından tamamen ayrı bir hukuki temele sahiptir. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu uyarınca ücret gelirleri gelir vergisine tabidir ve bu vergi işveren tarafından stopaj yoluyla kesilip ilgili vergi dairesine beyan edilir. 2026 yılında ücret gelirleri için gelir vergisi tarifesinin ilk dilim sınırı 190.000 TL’ye, ikinci dilim sınırı 400.000 TL’ye yükseltilmiştir; sonraki dilimler kademeli olarak artan oranlarla devam etmektedir. Vergi matrahı, brüt ücretten SGK işçi payı ve işsizlik sigortası işçi payı düşüldükten sonra kalan tutardır ve yıl içinde kümülatif olarak hesaplanır; bu nedenle aynı brüt ücretle çalışan bir işçinin net ücreti, yıl ilerledikçe daha yüksek dilime geçilmesi nedeniyle azalabilir.
2022 yılından bu yana uygulanan asgari ücret istisnası 2026 yılında da sürmektedir: tüm ücretlilerin kazancının brüt asgari ücrete (2026 için 33.030 TL) isabet eden kısmı gelir vergisinden ve damga vergisinden muaf tutulmaktadır. Bu istisna sayesinde asgari ücretle çalışan işçiler fiilen gelir vergisi ödememektedir.
Damga vergisi ise toplam brüt ücret üzerinden %0,759 oranında hesaplanmakta, ancak brüt ücretin asgari ücrete isabet eden kısmı bu vergiden de istisna tutulmaktadır. Ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu’na göre düzenlenen yazılı iş sözleşmeleri damga vergisinden muaftır.
Burada önemle vurgulanması gereken husus şudur: gelir vergisi ve damga vergisi, işçinin ücretinden ‘ceza’ olarak değil, kanunun doğrudan öngördüğü zorunlu mali yükümlülükler olarak kesilir. Dolayısıyla bu kesintiler İş Kanunu madde 38 kapsamındaki ücret kesme cezası ile karıştırılmamalıdır; işveren bu vergileri kesip beyan etmemesi hâlinde vergi mevzuatına özgü yaptırımlarla (vergi ziyaı cezası, gecikme faizi gibi) karşılaşabilir, ancak bu durum ayrı bir vergi hukuku meselesidir ve İş Kanunu’ndaki idari para cezası rejiminden bağımsızdır.
SGK Açısından Değerlendirme
Sosyal Güvenlik Kurumu uygulamaları bakımından işçi ücretinden yapılan kesintiler iki başlıkta incelenebilir: sigorta primi kesintisi ve işverenin SGK’ya yönelik bildirim yükümlülüklerine aykırılığı hâlinde uygulanan idari para cezaları.
Sigorta primi, brüt ücret üzerinden hesaplanır ve işçi ile işveren arasında oranlanarak paylaştırılır. 2026 yılı itibarıyla işçi payı; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası için brüt ücretin %9’u ile genel sağlık sigortası için %5’i olmak üzere toplam %14’üdür; işsizlik sigortası primi işçi payı ise %1’dir. İşveren payı ise malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası için %12 (2026 yılında 7566 sayılı Kanunla 1 puan artırılmıştır), genel sağlık sigortası için %7,5 ve kısa vadeli sigorta kolları için %2,25 olmak üzere teşviksiz toplamda %21,75’tir; işsizlik sigortası işveren payı ise %2’dir. (SGK + işsizlikle birlikte %23,75)
5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin (ı) bendindeki şartları sağlayan işverenler, 2026 yılında imalat sektöründe %5, diğer sektörlerde ise (önceki yıllarda uygulanan 4 puandan düşürülerek) %2 puanlık prim teşvikinden yararlanabilmektedir; bu durumda işveren payı sırasıyla %16,75 veya %19,75’e inmektedir. Sigorta primine esas kazancın alt sınırı asgari ücrettir (günlük: 1.101 TL, aylık: 33.030 TL); üst sınırı ise 7566 sayılı Kanunla 2026 yılı başından itibaren asgari ücretin .7,5 katından 9 katına yükseltilmiş olup günlük: 9.909, aylık 297.270 TL’dir.
SGK mevzuatı bakımından işçi ücretinden kesilen bir “ceza” değil, kanunla öngörülen zorunlu bir prim kesintisi söz konusudur; bu kesinti işçinin emeklilik, sağlık sigortası ve işsizlik ödeneği gibi sosyal güvenlik haklarının finansmanına hizmet eder. İşverenin bu primleri zamanında ve eksiksiz bildirmemesi veya ödememesi hâlinde, 5510 sayılı Kanun çerçevesinde işverene idari para cezası uygulanır; ancak bu cezanın muhatabı işveren olup, işçinin ücretinden ayrıca bir kesinti yapılması söz konusu değildir. İşverenin, çalışanı otuz günden az çalıştırdığını gösteren eksik gün belgelerini Kuruma ibraz etmemesi veya bu belgelerin geçersiz sayılması hâlinde de SGK tarafından resen prim ve hizmet belgesi düzenlenerek ilgili idari para cezaları uygulanabilmektedir.
İdari Para Cezaları Açısından Değerlendirme
İdari para cezaları, yargı kararına gerek olmaksızın doğrudan idare tarafından uygulanan mali yaptırımlardır ve iş hukuku alanında en çok işverenleri muhatap alır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayımladığı 2026 yılı idari para cezaları tablosuna göre, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 38. maddesine aykırı şekilde ücret kesme cezası veren veya kesintinin sebep ve hesabını bildirmeyen işveren veya işveren vekiline, Kanunun 102/b bendi uyarınca 9.943 TL idari para cezası uygulanmaktadır. Bu tutar, yeniden değerleme oranına göre her yıl güncellenmektedir; 2025 yılında 7.924 TL, 2024 yılında 5.506 TL olarak uygulanmıştı.
Bununla bağlantılı diğer bazı idari para cezaları da 2026 yılı itibarıyla şöyledir:
İdari para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde yetkili Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz edilebilir; itiraz edilmeden tebliğ tarihini izleyen on beş gün içinde peşin ödeme yapılması hâlinde cezanın dörtte biri oranında indirim uygulanır. Peşin ödemeden yararlanılmış olması, ayrıca mahkemeye itiraz hakkını ortadan kaldırmaz.
Sosyal Güvenlik Mevzuatı Açısından Değerlendirme
Sosyal güvenlik mevzuatı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nu merkeze alan ve işçi-işveren ilişkisinin kamu düzenini ilgilendiren yönünü düzenleyen bir bütündür. Bu mevzuat çerçevesinde “kesinti” kavramı, İş Kanunu’ndaki disiplin cezası anlamından farklı olarak, sigortalının hak ve yükümlülüklerinin finansmanına yönelik zorunlu katkı payları ile SGK’dan kaynaklanan borçların tahsiline ilişkin düzenlemeleri kapsar.
Nitekim 2025 yılı sonunda yürürlüğe giren 7566 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Ek 24. madde uyarınca, Kurumdan gelir veya aylık alan kişilerin kendi sigortalılıkları veya hak sahibi oldukları kişilerin sigortalılığı nedeniyle oluşan genel sağlık sigortası primi dâhil prim borçları ile bu borçlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammının, belirlenecek bir oranı geçmeyecek şekilde gelir veya aylıklarından kesilerek tahsil edilmesi mümkün hâle gelmiştir. Bu düzenleme, sosyal güvenlik alacaklarının tahsilini kolaylaştırmaya yönelik idari nitelikte bir kesinti mekanizmasıdır ve disiplin hukukuyla ilgisi yoktur.
Ayrıca sosyal güvenlik mevzuatı bakımından, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi iş sözleşmesinin sona ermesinden doğan ödemeler, işçinin fiilen çalışmasının karşılığı olan bir ücret değil, kanundan doğan bağımsız birer tazminat niteliğinde kabul edildiğinden, 5510 sayılı Kanunun 80. maddesi uyarınca sigorta primine esas kazanca dâhil edilmez; buna karşılık fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile ikramiye ve prim gibi ödemeler, işçinin çalışmasıyla bağlantılı ücret niteliğindeki ödemeler olduğundan asıl ücrete dâhil edilerek prime esas kazanç hesaplamasına katılır.
Yıllık ücretli izin süresine ilişkin ücretler bakımından ise, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 61. maddesinde iş kazası ve meslek hastalığı primi hariç tutulmuş olsa da, bu hüküm 506 sayılı mülga Kanun döneminden kalmadır. 5510 sayılı Kanunun 80. maddesindeki “diğer kanunlardaki muafiyet ve istisnaların bu Kanunun uygulanmasında dikkate alınmayacağı” hükmü ile Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2020/20 sayılı İşveren İşlemleri Genelgesi uyarınca, uygulamada yıllık izin ücretinden iş kazası ve meslek hastalığı primi dâhil tüm sigorta primleri normal şekilde kesilmektedir; İş Kanunu’ndaki istisna fiilen uygulanmamaktadır.
Diğer Mevzuat Açısından Değerlendirme
İşçi ücretinden kesinti konusunda İş Kanunu, vergi mevzuatı ve sosyal güvenlik mevzuatı dışında da uygulamada sık karşılaşılan düzenlemeler bulunmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu: 6098 sayılı Kanunun 407. maddesi, işverenin işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemeyeceğini düzenler. Bu maddenin istisnası, işçinin kasten sebebiyet verdiği ve yargı kararıyla sabit olan bir zarardan doğan alacakların, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilmesidir. Buna göre örneğin şirket aracına yazılan bir trafik cezası, kural olarak işverenin sorumluluğunda olup işçinin ücretinden tek taraflı olarak kesilemez; Yargıtay kararları da işçinin açık rızası ve somut, kusura dayalı bir zarar bulunmadıkça ücretten kesinti yapılamayacağını istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.
İcra ve İflas Kanunu: İşçi ücretinin haczi bakımından, ücretin dörtte birinden fazlasının haczedilemeyeceği kuralı geçerlidir; nafaka alacakları bu sınırlamanın dışında tutulur. İşveren, hakkında haciz yazısı gönderilen işçinin ücretinden kesinti yaparken işçinin ayrıca rızasını almak zorunda değildir; yalnızca işçiyi durum hakkında bilgilendirmesi yeterlidir.
Kabahatler Kanunu: 5326 sayılı Kanun, idari para cezalarına itiraz süresi, itiraz mercii ve peşin ödeme indirimi gibi usule ilişkin genel esasları düzenler; İş Kanunu ve 5510 sayılı Kanun kapsamında verilen idari para cezalarına itirazlarda bu Kanunun hükümleri uygulama alanı bulur.
İşçi Ücretlerinden Ceza Olarak Kesilen Paraları Kullanmaya Yetkili Kurulun Teşekkülü ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik: Bu yönetmelik, İş Kanunu madde 38 uyarınca toplanan ceza paralarının hangi amaçlarla ve kime aktarılacağını somutlaştırır. Buna göre bu paralar; işçi sendika ve konfederasyonlarına, işçilerin mesleki eğitimi veya iş sağlığı ve güvenliği alanında faaliyet gösteren kamu kuruluşlarına ya da sosyal hizmet kalitesini artırmaya yönelik projelere aktarılabilir.
Sonuç
İşçiden kesilen para cezaları başlığı altında incelenen düzenlemeler, aslında birbirinden bağımsız fakat birbiriyle bağlantılı dört farklı hukuki rejimi ortaya koymaktadır. İş Kanunu’nun 38. maddesindeki ücret kesme cezası, sıkı şekil şartlarına bağlı bir disiplin müessesesidir ve tutar olarak ayda iki gündelikle sınırlıdır; buna aykırılığın yaptırımı 2026 yılında 9.943 TL idari para cezasıdır. Vergi mevzuatı ve SGK mevzuatı kapsamındaki kesintiler ise disiplin cezası olmayıp, gelir vergisi, damga vergisi ve sigorta primi gibi kanunla öngörülen zorunlu mali yükümlülüklerdir; bunların matrahı ve oranları her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenmektedir.
Sosyal güvenlik mevzuatı, prim borçlarının tahsiline yönelik ayrı kesinti mekanizmaları öngörürken; Türk Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanunu gibi diğer mevzuat, işçi ücretinin tek taraflı ve keyfi kesintilere karşı korunmasını tamamlayıcı nitelikte düzenlemeler içermektedir. İşverenlerin bu beş alanı birbirinden ayırt ederek uygulama yapması, hem işçi haklarının korunması hem de idari ve hukuki risklerin önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”juicy_pink”]FAQ – Sık Sorulan Sorular
İşveren, işçiye hangi hâllerde ücret kesme cezası verebilir? Ancak toplu iş sözleşmesinde veya bireysel iş sözleşmesinde açıkça belirtilmiş sebeplerin varlığı hâlinde ücret kesme cezası verilebilir; sözleşmede yer almayan bir sebeple kesinti yapılamaz.
Ücret kesme cezasının üst sınırı nedir? Kesinti, bir ayda işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz. Daha yüksek bir ceza öngörülmüşse, kalan kısım takip eden ayların ücretinden kesilir.
Kesilen ücret cezası işverende kalabilir mi? Hayır. Kesilen tutarlar, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın belirlediği banka hesabına yatırılmak zorundadır
Yasaya aykırı ücret kesme cezasının idari para cezası 2026 yılında ne kadardır? İş Kanunu’nun 102/b bendi uyarınca 9.943 TL idari para cezası uygulanır.
Gelir vergisi ve SGK primi kesintisi, ücret kesme cezasıyla aynı şey midir? Hayır. Gelir vergisi, damga vergisi ve SGK primi; disiplin cezası olmayıp kanundan doğan zorunlu ve düzenli kesintilerdir. Ücret kesme cezası ise belirli bir disiplin ihlaline bağlı, istisnai bir uygulamadır.
İşveren, işçinin sebep olduğu bir zararı doğrudan ücretinden kesebilir mi? Kural olarak hayır. Türk Borçlar Kanunu md. 407 uyarınca işçinin rızası olmadıkça takas yapılamaz; ancak kasıtlı ve yargı kararıyla sabit bir zarar varsa, ücretin haczedilebilir kısmı kadar mahsup mümkündür.
İdari para cezasına itiraz süresi nedir? Tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yetkili Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz edilebilir; aynı süre içinde peşin ödeme yapılırsa cezada dörtte bir indirim uygulanır.[/vc_message][vc_column_text]
Dipnotlar
1. 4857 sayılı İş Kanunu, madde 38 – Ücret kesme cezası.
2.4857 sayılı İş Kanunu, madde 102/b – İdari para cezaları.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, madde 407 – Ücretin korunması.
4. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, madde 80 ve Ek Madde 24.
5. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, madde 1 ve 103.
6. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, madde 17 ve 27.
7. 2026 yılı brüt/net asgari ücret ve gelir vergisi dilim tutarları, Aile ve Sosyal Hizmetler/Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı duyuruları ile 332 No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği esas alınmıştır.
Kaynakça
— Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “4857 Sayılı İş Kanunu 2026 Yılı İdari Para Cezaları” (csgb.gov.tr).
— Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “İş Kanunu Sıkça Sorulan Sorular” (csgb.gov.tr).
— Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “Ücret Kesme Cezası” (csgb.gov.tr).
— Turkish Law Blog, “Zarar Karşılığı Ücretten Kesinti ile Ücret Kesme Cezasının Yapısal Uygulama Farklılıklarının Değerlendirilmesi” (turkishlawblog.com).
— Sosyal Güvenlik Müşavirleri Derneği, “İşveren İşçiye Ücret Kesme Cezası Verebilir mi?” (sgmd.org.tr).
— Ürey Hukuk Bürosu, “İşçinin Ücretinden Kesinti Yapılabilecek Haller” (urey.av.tr).
— Tes-İş, “SGK Primine Tabi Olan – Olmayan Kazançlar” ve “İşveren İşçinin Borcunu Ücretinden Kesip Ödeyebilir mi” (tes-is.org.tr).
— Alomaliye.com, Murat Yetik, “Ücret Kesme Cezası ve Uygulama Koşulları.”
Not: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki veya mali danışmanlık niteliği taşımaz; somut olaylar için ilgili mevzuatın güncel hâli ve uzman görüşü esas alınmalıdır.
