Mevzuatın Adı: Anayasa Mahkemesinin 13/5/2026 Tarihli ve E: 2025/274, K: 2026/113 Sayılı Kararı
05 Ağustos 2026 Tarihli Resmi Gazete
Sayı: 33331
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2025/274
Karar Sayısı : 2026/113
Karar Tarihi : 13/5/2026
[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”success”]ÖZET:
Anayasa Mahkemesi, parasal sınırı aşmayan ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanmasını öngören düzenlemenin iptali talebini oybirliğiyle reddetti.
Anayasa Mahkemesi, belirlenen parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanmasını öngören Türk Ticaret Kanunu hükmünü Anayasa’ya uygun buldu.
Yüksek Mahkeme, 13 Mayıs 2026 tarihli ve E.2025/274, K.2026/113 sayılı kararıyla düzenlemeye yönelik iptal talebini oybirliğiyle reddetti.
İtiraz Eser Sözleşmesinden Doğan Davada Yapıldı
Anayasa Mahkemesine başvuru, Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından yapıldı.
Başvuruya konu uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan bir alacak davasından doğdu. Davaya bakan mahkeme, Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan basit yargılama usulüne ilişkin düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine vararak iptal başvurusunda bulundu.
İptali istenen düzenleme, miktar veya değeri kanunda belirtilen parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanmasını öngörüyor.
İptali İstenen Düzenleme Neydi?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasında şu düzenleme yer alıyor:
“Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.”
Aynı fıkranın ikinci cümlesine göre bu parasal sınır, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ek 1. maddesi uyarınca her takvim yılı başında yeniden değerleme oranına göre artırılıyor.
Bu nedenle kararda geçen “bir milyon Türk lirası”, kanundaki temel tutarı ifade ediyor. Doğrudan 2026 yılında uygulanacak güncel sınır anlamına gelmiyor.
2026 Yılındaki Parasal Sınır Ne Kadar?
Ticari davalarda basit yargılama usulüne ilişkin sınır, 2025 yılında 2 milyon 280 bin TL olarak uygulanıyordu.
2025 yılı yeniden değerleme oranının yüzde 25,49 olarak belirlenmesi ve hesaplanan tutarın bin TL’nin altındaki bölümünün dikkate alınmaması sonucunda, 2026 yılı sınırı 2 milyon 861 bin TL oldu. Yeniden değerleme oranı, Gelir İdaresi Başkanlığının 585 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile ilan edildi.
Buna göre 2026 yılında miktar veya değeri 2 milyon 861 bin TL’yi geçmeyen ticari davalarda, TTK’nin 4. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca basit yargılama usulü uygulanıyor.
Anayasa Mahkemesi kararı yeni bir parasal sınır belirlemedi. Mahkeme, mevcut sınırın altında kalan ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanmasını öngören kanun hükmünün Anayasa’ya uygun olup olmadığını inceledi.
Başvuruda Hangi Gerekçeler İleri Sürüldü?
Başvuru kararında, basit yargılama usulünün daha kısa ve basit şekilde sonuçlandırılması gereken uyuşmazlıklar için öngörüldüğü belirtildi.
Buna karşılık itiraz konusu düzenlemenin, davanın hukuki veya teknik niteliğini dikkate almadan yalnızca dava miktarı ya da değerini esas aldığı ileri sürüldü.
Başvuruda ayrıca şu gerekçelere yer verildi:
- Aynı nitelikteki bir davanın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi durumunda yazılı yargılama usulünün, asliye ticaret mahkemesinde görülmesi durumunda ise basit yargılama usulünün uygulanabileceği belirtildi.
- Parasal sınırın altında kısmi veya belirsiz alacak davası açan kişi ile sınırın üzerinde dava açan kişi arasında farklılık oluşturulduğu savunuldu.
- Basit yargılama usulündeki dilekçe ve delil sunma sınırlamalarının hak arama özgürlüğünü etkilediği ileri sürüldü.
- Davaların hızlandırılması amacı ile tarafların iddia, savunma ve delillerini sunma imkânları arasında makul denge bulunmadığı iddia edildi.
Bu gerekçelerle düzenlemenin Anayasa’nın hukuk devleti, eşitlik, temel hakların sınırlandırılması, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkına ilişkin hükümlerine aykırı olduğu öne sürüldü.
Basit Yargılama Usulü Ne Anlama Geliyor?
Basit yargılama usulü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316. ve devamı maddelerinde düzenleniyor. Bu usul, daha kısa ve sade bir yargılama süreci öngörüyor.
Yazılı yargılama usulünden farklı olarak basit yargılama usulünde:
- Dilekçe aşaması dava ve cevap dilekçeleriyle tamamlanıyor.
- Cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi aşamaları bulunmuyor.
- Tarafların delillerini dava ve cevap dilekçeleriyle bildirmeleri gerekiyor.
- İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı daha erken başlıyor.
- Ön inceleme ve tahkikat aşamaları daha sade şekilde yürütülüyor.
Anayasa Mahkemesi, bu farklılıkların yargılamanın daha hızlı sonuçlandırılmasını amaçladığını belirtti.
AYM Düzenlemeyi Belirli Buldu
Anayasa Mahkemesi öncelikle düzenlemeyi hukuk devleti ve hukuki belirlilik ilkeleri yönünden değerlendirdi.
Kararda, basit yargılama usulünün uygulanacağı ticari davaların kapsamının ve parasal sınırın hangi yöntemle artırılacağının kanunda açık biçimde düzenlendiği belirtildi.
Parasal sınırın her yıl yeniden değerleme oranında artırılmasını sağlayan yöntemin kanunda gösterildiğine dikkat çeken Mahkeme, düzenlemenin belirsiz olmadığı sonucuna ulaştı.
Yargılamanın Hızlandırılması Kamu Yararı Sayıldı
Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkının unsurlarından birinin de davaların makul sürede sonuçlandırılması olduğunu vurguladı.
Anayasa’nın 141. maddesinde davaların mümkün olan süratle ve en az giderle sonuçlandırılmasının yargının görevi olarak düzenlendiğini hatırlatan Mahkeme, yargılama usullerinin bu amacı sağlayacak şekilde belirlenebileceğini ifade etti.
Kararda, belirli parasal sınırın altında kalan ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanmasının davaların daha hızlı görülmesini amaçladığı ve bu amacın kamu yararına dayandığı belirtildi.
Tarafların Delil Sunma Hakkının Korunduğu Belirtildi
Anayasa Mahkemesi, basit yargılama usulünde yazılı yargılama usulüne göre bazı sınırlamalar bulunduğunu kabul etti.
Bununla birlikte Mahkeme, tarafların dava ve cevap dilekçeleriyle iddia ve savunmalarını ileri sürebildiğini, delillerini sunabildiğini ve karşı tarafın iddialarıyla delillerine karşı çıkabildiğini belirtti.
Kararda, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi aşamalarının bulunmamasının tek başına hakkaniyete uygun yargılanma bakımından katlanılamaz bir sonuç doğurmadığı ifade edildi.
Bu nedenle düzenlemenin, tarafların iddia ve savunma haklarını ortadan kaldırmadığı veya adil yargılanma güvencelerini zayıflatmadığı sonucuna varıldı.
Kanun Koyucunun Takdir Yetkisine Dikkat Çekildi
Anayasa’nın 142. maddesine göre mahkemelerin kuruluşu, görevleri, yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenleniyor.
Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun hangi dava ve işlerde hangi yargılama usulünün uygulanacağını belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu belirtti.
Kararda, belirli değerin altındaki ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanmasının bu takdir yetkisi kapsamında kaldığı ve Anayasa’nın yargılama usullerine ilişkin hükümleriyle çelişmediği kaydedildi.
İptal Talebi Oybirliğiyle Reddedildi
Anayasa Mahkemesi, düzenlemenin Anayasa’nın hukuk devleti ilkesini düzenleyen 2. maddesine, adil yargılanma hakkını güvence altına alan 36. maddesine ve yargılama usullerinin kanunla düzenlenmesini öngören 142. maddesine aykırı olmadığına karar verdi.
Eşitlik ilkesine ilişkin iddiaların diğer maddeler kapsamında değerlendirildiğini belirten Mahkeme, Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmedi.
Mahkeme ayrıca düzenlemenin Anayasa’nın temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin 13. maddesi ve mülkiyet hakkına ilişkin 35. maddesiyle ilgisinin bulunmadığını belirtti.
İptal talebi 13 Mayıs 2026 tarihinde oybirliğiyle reddedildi. Böylece belirlenen parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanmasını öngören düzenleme yürürlükte kaldı.[/vc_message][vc_column_text]
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.” bölümünün Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un 4. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) (Değişik: 28/2/2018-7101/61 md.) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/30 md.) Bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 15/1/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri düzenlenmiştir.
4. Söz konusu fıkrada her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;
– Anılan Kanun’da,
– 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ila 969. maddelerinde,
– 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202. ve 203., rekabet yasağına ilişkin 444. ve 447., yayın sözleşmesine dair 487 ila 501., kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ila 519., komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ila 545., ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ila 554., havale hakkındaki 555 ila 560., saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ila 580. maddelerinde,
– Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,
– Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
– Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde,
Öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı ancak herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia, fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davaların bundan istisna olduğu düzenlenmiştir.
5. 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ticari davalarda deliller ile bunların sunulmasının 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabi olduğu, miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu cümlenin “…miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
6. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde ise fıkrada belirtilen parasal sınırın 6100 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre artırılacağı açıklanmıştır.
7. Söz konusu fıkrada anılan Kanun’un 200., 201., 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan parasal sınırların o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı, bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmayacağı belirtilmiştir.
8. Basit yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un 316. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde; yazılı yargılama usulü dışında kalması gereken, daha kısa ve basit şekilde sonuçlanmasında yarar bulunan dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi tutulmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Buna göre medeni yargılama usulünde yazılı yargılama dışında, anılan maddede ve kanunlarda belirtilen durumlarda basit yargılama usulünün uygulanacağı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda itiraz konusu kuralla miktar veya değeri belirli bir miktarı geçmeyen ticari davalar da basit yargılama usulüne tabi kılınmıştır.
9. Yazılı yargılama usulüne göre basit yargılama usulünde; daha hızlı bir yargılama yapılmasını sağlamak amacıyla tarafların dilekçe sunabilmeleri, delillerin ikamesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı ile ön inceleme ve tahkikat aşamalarına ilişkin olarak bazı kısıtlamalar getirilmiştir (AYM, E.2023/168, K.2025/132, 17/6/2025, § 35).
B. İtirazın Gerekçesi
10. Başvuru kararında özetle; basit yargılama usulünün belirli nitelikteki uyuşmazlıkların basit bir yöntemle çözülmesi için öngörüldüğü ancak itiraz konusu kuralın davaların niteliğine bakılmaksızın sadece miktarı dikkate alınmak suretiyle basit yargılanma usulünün uygulanmasını gerektirdiği, aynı nitelikteki davaların asliye hukuk mahkemesinde görülmesi hâlinde yazılı yargılama usulünün, asliye ticaret mahkemesinde görülmesi durumunda ise basit yargılama usulünün uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, basit yargılama usulünün uygulanması için öngörülen sınırın altında kısmi ve belirsiz alacak davası açan kişi ile bu sınırın üzerinde dava açan kişi arasında da haksız bir farklılığın oluşturulduğu, davanın niteliğine bakılmaksızın parasal sınır ölçütüne göre basit yargılanma usulünün uygulanmasıyla delilleri sunma ve vakıaları ileri sürme imkânına getirilen sınırlamalar ile davaların kısa sürede karara bağlanması amacı arasında makul bir dengenin bulunmadığı, kuralla mülkiyet ve adil yargılanma hakkına getirilen sınırlamanın da meşru bir amacının bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
11. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir.
12. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
13. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesine göre kanuni düzenlemeler, kişiler ve idarece kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek ölçüde açık ve net olmalıdır. Bu bağlamda hukuki belirlilik ilkesi gereğince yasal düzenlemelerin istikrarlı bir şekilde aynı olaylarda benzer sonucu doğuracak şekilde uygulanmaya elverişli olması, hukuka aykırı davranışlar için öngörülen yaptırımlar ile bu kapsamda ilgili mercie tanınan yetkinin kullanımının kişiler ve idarece belirli bir kesinlik içinde yerine getirileceğinin öngörülmesi gerekmektedir. Bu durum aynı zamanda hukuki güvenliğin sağlanmasına da katkı sunmaktadır (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 860).
14. İtiraz konusu kural, miktar veya değeri her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak tespit edilen parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanmasını öngörmektedir. Basit yargılama usulünün uygulanacağı ticari davaların kapsamı ile söz konusu parasal sınırın nasıl tespit edileceğinin kanunda herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirsiz olduğu söylenemez.
15. Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/138, K.2019/94, 24/12/2019, § 7; E.2022/34, K.2024/16, 23/1/2024, § 40).
16. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında ise “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.
17. Anayasa’nın anılan maddesinde güvenceye bağlanan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri de makul sürede yargılanma hakkıdır. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında da “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ile mahkemelerin nicelik ve nitelik bakımından yeterli miktarda insan kaynağı, araç ve gereçlerle donatılması makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir (AYM, E.2025/102, K.2025/182, 10/9/2025, § 21).
18. Hak arama özgürlüğü açısından devletin gerçekleştirmesi gereken pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin bir yargı teşkilatı kurması gerektiği gibi mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, aleni yargılama gibi maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli usule ilişkin güvenceleri, davaların makul bir sürede ve usul ekonomisini gözeterek sonuçlandırılmasını da sağlaması gerekir (AYM, E.2022/89, K.2022/129, 26/10/2022, § 24).
19. Öte yandan Anayasa’nın 142. maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucunun hukuk yargılamasına ilişkin hükümler öngörme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, yapısı, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğu gibi hangi dava ve işlere hangi yargı mercilerinin bakacağını belirleme konusunda da takdir yetkisinin bulunduğu açıktır (AYM, E.2025/92, K.2025/127, 3/6/2025, § 20).
20. Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını öngören Anayasa’nın 141. maddesi ile mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 142. maddesinin Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak mümkün değildir. Bu nedenle Anayasa’da yer alan aynı konuya ilişkin farklı düzenlemelerin bunların birlikte uygulanmasını sağlayacak şekilde yorumlanması gerekir (AYM, E.2025/92, K.2025/127, 3/6/2025, § 21).
21. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik olarak adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerekir (AYM, E.2017/120, K.2018/33, 28/3/2018, § 20; E.2023/60, K.2023/176, 11/10/2023, § 18).
22. Basit yargılama usulünde cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi aşamaları kaldırılmış, delillerin sadece dava dilekçesi ve cevap dilekçesinin sunulması aşamasında ikame edilmesi öngörülmüştür. Yazılı yargılama usulüne kıyasla yargılama usulü süreçlerinde öngörülen bu sınırlamalar esas itibarıyla yargılamanın hızlandırılmasını amaçlamakta ancak tarafların delillerini sunabilmeleri, iddialarını çeliştirebilmeleri bakımından herhangi bir engel oluşturmamaktadır. Başka bir anlatımla bu sınırlamaların tek başına tarafların iddialarını dile getirebilmeleri, delillerini sunabilmeleri ve çeliştirebilmeleri bakımından hakkaniyete uygun yargılanma yönünden katlanılmaz sonuçlar doğurduğu söylenemez (AYM, E.2023/168, K.2025/132, 17/6/2025, § 47). Nitekim 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrasının gerekçesinde de kuralın kapsamı dâhilinde kalan ticari davaların süratle görülüp karara bağlanmasının amaçlandığı belirtilmiştir.
23. Yargılama usullerinin yargılama faaliyetlerinin etkin ve süratli şekilde yerine getirilmesinde doğrudan etkili olduğu dikkate alındığında kanun koyucunun bu kapsamdaki düzenlemelerde geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Kuralın yargılamanın süratle sonuçlandırılmasını amaçladığı, bu amacın Anayasa’nın 141. maddesinde yer alan davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması ilkesine dayandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında miktar veya değeri belirli bir sınırın altında olan ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanmasını öngören kuralın kamu yararı amacı taşıdığı açıktır.
24. Bu itibarla kuralda uygulanması öngörülen basit yargılama usulünde tarafların delillerini sunabilmeleri ve iddialarını dile getirilebilmeleri bakımından yeterli imkânın sağlandığı gözetildiğinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralın yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesine yönelik güvenceleri ortadan kaldırdığı veya zayıflattığı söylenemez. Dolayısıyla kuralda adil yargılanma hakkıyla bağdaşmayan bir yön bulunmadığı gibi davaların kısa sürede sonuçlandırılması ilkesine dayanan kuralın mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerini düzenleyen 142. maddesiyle çelişen bir yönünün de bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
25. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 10. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 36. ve 142. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkanvekili: Basri BAĞCI
Başkanvekili: İrfan FİDAN
Üye: Engin YILDIRIM
Üye: Rıdvan GÜLEÇ
Üye: Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye: Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye: Selahaddin MENTEŞ
Üye: Kenan YAŞAR
Üye: Muhterem İNCE
Üye: Yılmaz AKÇİL
Üye: Ömer ÇINAR
Üye: Metin KIRATLI
Üye: Şaban KAZDAL
[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”juicy_pink”]FAQ – Sık Sorulan Sorular
Anayasa Mahkemesi hangi düzenleme hakkında karar verdi? Mahkeme, Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve belirlenen parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanmasını öngören düzenlemeyi inceledi.
AYM düzenlemeyi iptal etti mi? Hayır. Anayasa Mahkemesi, düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vererek iptal talebini oybirliğiyle reddetti.
Ticari davalarda basit yargılama usulü kaldırıldı mı? Hayır. Karar sonucunda basit yargılama usulüne ilişkin düzenleme yürürlükte kaldı.
Kararda geçen bir milyon TL, 2026 yılında geçerli sınır mı? Hayır. Bir milyon TL, kanunda yer alan temel tutardır. Bu tutar her yıl yeniden değerleme oranına göre artırılmaktadır. 2026 yılında uygulanan sınır 2 milyon 861 bin TL’dir.
Basit yargılama usulünde hangi dilekçeler verilir? Dilekçe aşaması dava dilekçesi ve cevap dilekçesiyle tamamlanır. Yazılı yargılama usulündeki cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi aşamaları bulunmaz.
AYM neden adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verdi? Mahkeme, tarafların iddia ve savunmalarını ileri sürebildiğini, delillerini sunabildiğini ve karşı tarafın delillerine karşı çıkabildiğini belirledi. Basitleştirilen aşamaların adil yargılanma güvencelerini ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaştı.
Düzenlemenin amacı nedir? Düzenlemenin amacı, parasal sınırın altında kalan ticari davaların daha hızlı ve daha sade bir yargılama süreciyle sonuçlandırılmasıdır.[/vc_message][vc_column_text]
