Mevzuatın Adı: Anayasa Mahkemesinin 22/4/2026 Tarihli ve 2020/38884 Başvuru Numaralı Kararı
21 Eylül 2026 Tarihli Resmi Gazete
Sayı: 33377
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MÜKTAT GÜRCÜ ve DİĞERLERİ BAŞVURUSU
Başvuru Numarası: 2020/38884
Karar Tarihi: 22/4/2026
| Başkan | : | Basri BAĞCI |
| Üyeler | : | Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
| Raportör | : | Nur Hilal MERMER |
| Başvurucular | : | 1. Müktat GÜRCÜ
2. Perihan İLEMAN 3. Sadet ALAKUŞ 4. Sevgi GÜVEN |
| Vekili | : | Av. Ozan Meriç ÇELİK |
[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”success”] ÖZET:
Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin ödenmediğine ilişkin iddia ve belgeler değerlendirilmeden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesini mülkiyet hakkının ihlali saydı.
Uyuşmazlık Kamulaştırma Bedelinden Kaynaklandı
Başvuru; taşınmazların usulüne uygun biçimde kamulaştırılmadığı ve kamulaştırma bedelinin ödenmediği iddiasıyla açılan tazminat davasının hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesine ilişkin bulunuyor.
Malatya’nın Yeşilyurt ilçesi İnönü Mahallesi’nde bulunan 1072 ada, 4 ve 17 parsel numaralı taşınmazlar, daha önce 24 parsel olarak kayıtlıydı. Taşınmazlar, başvurucuların murisinin senetsiz malıyken Malatya İl İdare Heyetinin 13 Aralık 1954 tarihli kararı kapsamında Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. tarafından kamulaştırıldı.
Kadastro Tutanaklarında Bedelin Bankaya Yatırıldığı Belirtildi
1973 tarihli kadastro tutanaklarında taşınmazların kamulaştırma sahasında kaldığı için kamulaştırıldığı kaydedildi.
Tutanaklarda kamulaştırma bedelinin 10 Şubat 1955 tarihinde Türkiye İş Bankasındaki 473 numaralı hesaba yatırıldığı ve taşınmazların bu tarihten itibaren Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. tarafından çekişmesiz biçimde kullanıldığı belirtildi.
Başvurucular Kamulaştırmasız El Atma Davası Açtı
Başvurucular, murislerine ait taşınmazların usulüne uygun şekilde kamulaştırılmadığını ve kamulaştırma bedelinin ödenmediğini ileri sürdü.
Bu iddialarla Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. aleyhine Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açıldı.
İlk Derece Mahkemesi Davayı İki Yıllık Süre Nedeniyle Reddetti
Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, taşınmazların 1956 yılından önce kamulaştırıldığını ve işlemin 221 sayılı Kanun kapsamında kaldığını belirtti.
Mahkeme, davanın 221 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 12 Ocak 1961 tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle usulden reddine karar verdi.
Bölge Adliye Mahkemesi On Yıllık Süreyi Uyguladı
Başvurucuların istinaf başvurusu üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırdı.
Bölge Adliye Mahkemesi, bu kez 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasındaki on yıllık hak düşürücü süreyi esas aldı.
Kararda, kadastro tutanaklarının 26 Nisan 1973 tarihinde kesinleştiği ve kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılması için öngörülen on yıllık sürenin geçirildiği belirtildi. Dava bu gerekçeyle reddedildi.
Yargıtay Ret Kararını Onadı
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 15 Ekim 2020 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesinin kararını onadı.
Yargıtay, başvurucuların ileri sürdüğü mülkiyet hakkının kadastro tutanağından önceki bir hukuki sebebe dayandığını ve on yıllık hak düşürücü süreden sonra talepte bulunulduğunu belirtti.
Karar bu şekilde kesinleşti.
Başvurucular Bedelin Ödenmediğinin Araştırılmadığını Savundu
Başvurucular, taşınmazların usulüne uygun biçimde kamulaştırılmadığını ve bedel ödenmeden mülkiyetin idareye geçtiğini ileri sürdü.
Kamulaştırma bedelinin ödenmediğine ilişkin iddialarının derece mahkemelerince araştırılmadığını belirten başvurucular, tapu kayıtlarının oluşturulması sırasında hata yapıldığını da savundu.
Uyuşmazlığın kadastro öncesindeki hukuki sebebe dayalı olmadığını ileri süren başvurucular, on yıllık hak düşürücü sürenin somut olayda uygulanmaması gerektiğini ifade etti.
Bankalarda 473 Numaralı Hesabın Bulunmadığı Bildirildi
Başvurucular, kamulaştırma bedelinin yatırıldığı belirtilen hesabın bulunmadığına ilişkin belgeleri yargılama sırasında mahkemelere sundu.
Türkiye İş Bankasının 2 Kasım 2017 tarihli yazısında, başvurucuların murisi adına kayıtlı olduğu belirtilen 473 numaralı hesabın bulunmadığı açıklandı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının 7 Kasım 2017 tarihli yazısında da aynı yönde bilgi verildi.
AYM Başvuruyu Mülkiyet Hakkı Kapsamında İnceledi
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mahkemeye erişim ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerini mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirdi.
AYM, taşınmazların kamulaştırılmasının mülkten yoksun bırakma niteliğinde olduğunu ve mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğunu belirtti.
Kamulaştırmada Bedelin Ödenmesi Anayasal Güvence
AYM, Anayasa’nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırmanın temel unsurlarını şöyle sıraladı:
- İşlemin devlet veya kamu tüzel kişileri tarafından yapılması,
- Kamu yararının bulunması,
- Kanunda gösterilen esas ve usullere uyulması,
- Taşınmazın gerçek karşılığının kural olarak peşin ve nakden ödenmesi.
Kararda, kamulaştırma bedelinin peşin olarak ödenmesinin Anayasa’nın 46. maddesiyle taşınmaz maliklerine sağlanan özel bir güvence olduğu vurgulandı.
Bedelin Ödenmediği İddiasına Cevap Verilmedi
Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin davayı hak düşürücü süre gerekçesiyle reddettiğini ancak kamulaştırma bedelinin ödenmediğine ilişkin iddiaları değerlendirmediğini belirledi.
Başvurucular tarafından sunulan banka yazılarına rağmen, bedelin gerçekten ödenip ödenmediğinin araştırılmadığı tespit edildi.
AYM, derece mahkemelerinin kararlarında geçerli bir kamulaştırmanın temel unsuru olan bedelin ödenmediği iddiasına cevap verecek yeterli ve uygun bir gerekçe bulunmadığı sonucuna ulaştı.
Mülkiyet Hakkının Usule İlişkin Güvenceleri İhlal Edildi
AYM’ye göre mülkiyet hakkının korunması yalnızca maddi kuralları değil, usule ilişkin güvenceleri de kapsıyor.
Başvurucuların kamulaştırma bedelinin ödenmediğine ilişkin iddiaları ve bu iddiaları desteklemek amacıyla sundukları belgeler incelenmeden karar verilmesi nedeniyle usule ilişkin güvenceler yerine getirilmedi.
Bu nedenle başvurucuların mülkiyet hakkı ile kamulaştırmanın dayandığı kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu belirtildi.
AYM, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna ulaştı.
Mülkiyet Hakkının İhlaline Karar Verildi
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verdi.
İhlalin temel nedeni, kamulaştırma bedelinin ödenmediği iddiası hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadan davanın hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi oldu.
Yeniden Yargılama Yapılacak
AYM, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verdi.
Kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine hükmedildi.
Yeniden yargılamada, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği ilke ve gerekçeler doğrultusunda yeni bir karar verilecek.
AYM Bedelin Ödenmediğini Kesin Olarak Tespit Etmedi
Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin ödenmediğine ilişkin iddianın derece mahkemelerince yeterli ve uygun gerekçeyle değerlendirilmediğini tespit etti.
Kararda, kamulaştırma bedelinin kesin olarak ödenmediği veya taşınmazların kamulaştırmasız el atma kapsamında kaldığı yönünde bir sonuca ulaşılmadı. Bu hususlar yeniden yargılamada ilgili mahkeme tarafından değerlendirilecek.
Tazminat Talepleri Reddedildi
Başvurucular, 21 milyon TL maddi ve 400.000 TL manevi tazminat talebinde bulundu.
AYM, yeniden yargılama yapılmasının ihlalin giderilmesi bakımından yeterli olduğuna karar vererek tazminat taleplerini reddetti.
Başvuruculara 446,90 TL harç ile 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin müştereken ödenmesine hükmedildi.
Ödemenin, kararın tebliğinden sonra başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvurduğu tarihten itibaren dört ay içinde yapılmasına; gecikme durumunda yasal faiz uygulanmasına karar verildi.
Vefat Eden Başvurucu Yönünden Başvuru İşlemden Kaldırıldı
Başvuruculardan Müktat Gürcü’nün bireysel başvurudan sonra 25 Ağustos 2024 tarihinde vefat ettiği belirlendi.
Mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönünde irade bildirdiğine ilişkin bir tespit bulunmadığından Müktat Gürcü yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar verildi.
Mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin inceleme ve ihlal kararı diğer başvurucular yönünden yapıldı.
Kararın Sonucu
Anayasa Mahkemesi oybirliğiyle;
- Müktat Gürcü yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına,
- Diğer başvurucuların mülkiyet hakkına ilişkin iddiasının kabul edilebilir olduğuna,
- Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine,
- İhlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına,
- Tazminat taleplerinin reddine,
- Toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine,
- Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine
karar verdi.[/vc_message][vc_column_text]
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, taşınmazın usulüne uygun olarak kamulaştırılmadığı ve bedelinin ödenmediği gerekçesiyle kamulaştırmasız el atma iddiasına dayanılarak açılan tazminat davasının hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Malatya’nın Yeşilyurt ilçesi, İnönü Mahallesi, 1072 ada, 4 ve 17 parsel numaralı taşınmazlar (daha önce 24 parsel numaralı taşınmaz) başvurucuların murisinin senetsiz malıyken Malatya İl İdare Heyetince alınan 13/12/1954 tarihli kamulaştırma kararı çerçevesinde Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (İdare) tarafından kamulaştırılmıştır. Öte yandan 1973 tarihli kadastro tutanaklarında söz konusu taşınmazların başvurucuların murisinin senetsiz malıyken İdarenin kamulaştırma sahasında kaldığı için kamulaştırıldığı, bedelinin Türkiye İş Bankasındaki 473 numaralı hesaba 10/2/1955 tarihinde yatırıldığı, bu tarihten itibaren taşınmazların davasız ve nizasız olarak İdare tarafından kullanıldığı belirtilmiştir.
3. Başvurucular, kadastro tutanaklarındaki tespitlerden hareketle murislerinin aslen iktisap ettiği taşınmazların usulüne uygun olarak kamulaştırılmadığı ve kamulaştırma bedelinin de ödenmediği iddiasıyla İdareye karşı Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır.
4. Mahkeme; taşınmazların 1956 yılından önce kamulaştırıldığını, kamulaştırma işleminin de 5/1/1961 tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun kapsamında kaldığını, bu çerçevede davanın söz konusu Kanun’un yürürlüğe girdiği 12/1/1961 tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını belirterek usulden reddine karar vermiştir.
5. Karara karşı başvurucuların yaptığı istinaf başvurusu neticesinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) karar kaldırılmış, davanın 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu‘nun 12. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, dava konusu taşınmazların kadastro tutanaklarına göre İdare tarafından 1955 yılında kamulaştırıldığı, bu tarihten itibaren İdare tarafından kullanıldığı, kadastro tutanaklarının 26/4/1973 tarihinde kesinleştiği belirtilmiş; başvurucuların kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açmak için öngörülen on yıllık hak düşürücü süreden sonra talepte bulunduğu ifade edilmiştir.
6. Başvurucuların temyiz başvurusu neticesinde Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 15/10/2020 tarihinde başvurucuların ileri sürdükleri mülkiyet hakkının kadastro tutanağı öncesine dayalı olduğu ve mülkiyet hakları olduğuna ilişkin dava açmak için öngörülen on yıllık hak düşürücü süreden sonra talepte bulundukları anlaşıldığından davanın 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin kararda isabetsizlik bulunmadığı belirtilerek kararın onanmasına karar verilmiş; karar bu suretle kesinleşmiştir.
7. Başvurucular, nihai kararı 11/11/2020 tarihinde öğrendikten sonra 10/12/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Bireysel başvuru tarihinden sonra başvurucu Müktat Gürcü’nün 25/8/2024 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır.
9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Başvurucu Müktat Gürcü Yönünden
10. Anayasa Mahkemesi Abdurrahman Beycur ve diğerleri ([GK], B. No: 2023/76490, 31/7/2025) kararında başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra vefat etmesi hâlinde bireysel başvurudan haberi olmayan mirasçılarının hak kaybına uğramaması için yapılması gerekenler hususunda genel ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi mirasçıların hak kaybına uğramalarını engellemek, bireysel başvuruların neticelendirilmesini sağlamak gerekliliğini birlikte karşılayabilecek bir yol olarak 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 84. maddesinin verdiği yetkiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesinin başvuru tarihinden sonra ölüm hâli için de uygulanabileceği kanaatine varmıştır. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra ölmesi hâlinde bu kişi yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar verilmesinin uygun olacağı sonucuna ulaşmıştır. Bunun yanında vefat eden başvurucunun mirasçısı olduğunu bilgi ve belgeleriyle ispat eden kişilerin ise makul bir süre içinde bireysel başvuruyu takip etme iradesini ortaya koymaları hâlinde -mirasçıların menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurunun incelenmesine devam edilebileceğini belirtmiştir. Bu kapsamda bireysel başvuru yapıldıktan sonra ölen bir başvurucunun mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönündeki taleplerini Anayasa Mahkemesine iletme yükümlülüğünün kendileri üzerinde olduğu kaydedilmelidir. Öte yandan Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra ölmesi durumunda dahi başvurunun incelenmeye devam edilebileceği vurgulanmalıdır. Somut başvuruda başvurucu Müktat Gürcü başvuru tarihinden sonra 25/8/2024 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucu Müktat Gürcü yönünden anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
11. Açıklanan gerekçelerle başvurucu Müktat Gürcü yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.
B. Diğer Başvurucular Yönünden
12. Başvurucular, murislerinin senetsiz malıyken İdarece taşınmazların usulüne uygun olarak kamulaştırılmadığını, taşınmazların bedeli ödenmeksizin mülkiyetlerinin İdareye geçtiğini, bedelin ödenmediğine yönelik iddialarının araştırılmadığını, tapu kayıtları oluşturulduğu sırada bir hata yapıldığını, kadastro öncesi hukuki sebebe dayalı bir durum olmadığını, bu kapsamda on yıllık hak düşürücü sürenin somut olaya uygulanmaması gerektiğini belirterek mahkemeye erişim hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurunun zaman bakımından ve mülkün varlığının ispat edilememesi dolayısıyla konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
14. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
16. Dava konusu taşınmazların başvurucuların murisinin senetsiz malları olduğu ve söz konusu taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucuların taşınmazlarının kamulaştırılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği tartışmasızdır. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazın kamulaştırılması mülkten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32; AYM, E.1988/34, K.1989/26, 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).
17. Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
18. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinin birinci fıkrasında “Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.” denilmektedir. Devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararına ilişkin kanunda gösterilen esas ve usullere uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal ögeleridir (AYM, E.2018/156, K.2019/22, 10/4/2019, § 29). Gerçek karşılığın peşin olarak ödenmesi Anayasa’nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir (Ayşe Erenoğlu ve diğerleri [1. B.], B. No: 2020/24984, 2/4/2024, § 11).
19. Öte yandan Anayasa Mahkemesi Abdullah Akça ([2. B.], B. No: 2020/26382, 17/4/2024) kararında, kamulaştırma bedelinin başvuruculara ödenip ödenmediğine ilişkin olarak yargılama makamlarınca bir değerlendirmede bulunulmadığı, bu bağlamda mahkeme kararlarının başvurucuların geçerli bir kamulaştırmanın temel unsuru olan kamulaştırma bedelinin ödenmediğine yönelik iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli ve uygun bir gerekçe içermediği, mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin yerine getirilmediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Abdullah Akça, §§ 14-16).
20. Başvuruya konu olayda Bölge Adliye Mahkemesince kadastro tutanağının 26/4/1973 tarihinde kesinleştiği belirtilerek dava tarihi itibarıyla 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ancak başvurucuların kamulaştırma bedelinin ödenmediğine dair iddiaları hakkında bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Üstelik başvurucular bu iddialarını yargılama boyunca Türkiye İş Bankasından aldıkları ve içeriğinde murisleri adına kayıtlı olduğu belirtilen 473 numaralı hesabın bulunmadığına yönelik açıklamaya yer verilen 2/11/2017 tarihli cevabi yazı ile yine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından aldıkları aynı mahiyetteki 7/11/2017 tarihli yazı kapsamında dile getirmiştir. Nihayetinde yargı mercilerinin kararlarına bakıldığında başvurucuların geçerli bir kamulaştırmanın temel unsuru olan kamulaştırma bedelinin ödenmediğine yönelik iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli ve uygun bir gerekçe bulunmadığı anlaşılmıştır.
21. Sonuç olarak yargılama makamlarınca başvurucuların iddia ve itirazlarının dayandığı kamulaştırma bedelinin ödenmediği olgusuna ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmaksızın karar verildiği, bu itibarla mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği, başvurucuların bu güvencelerden yararlandırılmadığı görülmüştür. Bu nedenle başvurucuların mülkiyet hakkı ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucular aleyhine bozulmuş olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.
22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
23. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 21.000.000 TL maddi ve 400.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
24. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa’nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
25. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucu Müktat Gürcü yönünden başvurunun İŞLEMDEN KALDIRILMASINA,
B. Diğer başvurucular yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2017/440, K.2018/397) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,
F. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
[vc_row][vc_column][vc_message message_box_color=”juicy_pink”] FAQ – Sık Sorulan Sorular
AYM Hangi Hakkın İhlal Edildiğine Karar Verdi? AYM, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
İhlalin Temel Nedeni Nedir? Kamulaştırma bedelinin ödenmediğine ilişkin iddialar ve bu iddiaları destekleyen banka yazıları değerlendirilmeden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesi ihlalin temel nedenidir.
AYM Kamulaştırma Bedelinin Ödenmediğine Karar Verdi Mi? Hayır. AYM, bedelin ödenmediğini kesin olarak tespit etmedi. Bedelin ödenmediğine ilişkin iddianın derece mahkemelerince araştırılmadığını ve yeterli gerekçeyle karşılanmadığını belirledi.
Kadastro Tutanağında Kamulaştırma Bedeliyle İlgili Ne Yazıyordu? Kadastro tutanağında bedelin 10 Şubat 1955 tarihinde Türkiye İş Bankasındaki 473 numaralı hesaba yatırıldığı belirtiliyordu.
Başvurucular Hangi Belgeleri Mahkemeye Sundu? Başvurucular, Türkiye İş Bankası ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından alınan ve muris adına 473 numaralı hesabın bulunmadığını bildiren yazıları sundu.
Dava Neden Reddedilmişti? İlk derece mahkemesi iki yıllık, Bölge Adliye Mahkemesi ise Kadastro Kanunu’nda düzenlenen on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davayı reddetti. Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesinin kararını onadı.
AYM Tazminata Hükmetti Mi? Hayır. Başvurucuların 21 milyon TL maddi ve 400.000 TL manevi tazminat talepleri reddedildi. Yalnızca toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin müştereken ödenmesine karar verildi.
Yeniden Yargılama Nerede Yapılacak? Yeniden yargılama Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılacak.
Yeniden Yargılama Sonucunda Tazminat Ödenmesi Zorunlu Mu? Hayır. AYM kararı davanın maddi sonucu hakkında kesin bir hüküm içermiyor. Yeni kararı, AYM’nin belirlediği ilkeler doğrultusunda yeniden yargılama yapacak mahkeme verecek.
Müktat Gürcü Yönünden Neden İnceleme Yapılmadı? Müktat Gürcü bireysel başvurudan sonra vefat etti. Mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönünde irade ortaya koyduğuna ilişkin bir tespit bulunmadığından başvuru onun yönünden işlemden kaldırıldı.
Karar Oybirliğiyle Mi Verildi? Evet. Karar, 22 Nisan 2026 tarihinde oybirliğiyle verildi.[/vc_message][vc_column_text]
