Cihangir ÖZKÖK, Yazar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri https://www.alomaliye.com/author/cihangir-ozkok/ Güncel Mevzuat, Muhasebe, Vergi, SGK, Ekonomi Haberleri Sat, 12 Mar 2022 07:46:17 +0000 tr hourly 1 https://www.alomaliye.com/wp-content/uploads/2018/02/cropped-alomaliye-icon-3-32x32.png Cihangir ÖZKÖK, Yazar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri https://www.alomaliye.com/author/cihangir-ozkok/ 32 32 2021 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2022/03/11/2021-yili-gelirlerinin-toplanmasinda-dikkat-edilecek-hususlar/ Fri, 11 Mar 2022 11:24:36 +0000 https://www.alomaliye.com/?p=125694

2021 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini konu edinen Gelir Vergisi Kanununa göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2. maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye […]

Devamı: 2021 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

2021 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com
Yazar Hakkında

Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini konu edinen Gelir Vergisi Kanununa göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2. maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlar olmak üzere yedi gelir unsuru dışındaki hiçbir kazanç veya irat gelir vergisinin konusuna girmemektedir.

Gelir vergisi mükellefleri, yukarıda sayılan kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar için kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının başından yirmi beşinci günü sonuna kadar, bağlı bulunulan vergi dairesine verilir.

414 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde uygulama esasları belirlenen “Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi” ile 2011 ve müteakip takvim yıllarında sadece gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükelleflerin bu iratlarına ilişkin beyannameleri Gelir İdaresi Başkanlığınca önceden doldurulup mükelleflerin onayına sunulmakta iken 2012 yılından itibaren uygulanmakta olan bu sistemin kapsamı 25/02/2016 tarih ve 470 sıra No.lu Tebliğ ile genişletilmiştir. İlgili tebliğde belirtildiği üzere, “Hazır Beyan Sistemi” ile gelirleri sadece ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından veyahut tamamından oluşan mükelleflerin Yıllık Gelir Vergisi beyannameleri önceden hazırlanarak onaylarına sunulmaktadır. Hazır Beyan Sisteminin uygulamasına 1 Mart 2016 tarihi itibari itibariyle 2015 yılı gelirleri için başlanmıştır. Bu sistem 2022 yılında verilecek 2021 yılına ait Gelir Vergisi Beyannamelerinde de, bahsi geçen gelir türlerini kapsamak üzere uygulanacaktır.

GVK’ya göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur. Ancak ekonomik, sosyal, politik ve siyasal nedenlerle bazı gelir unsurları beyanname kapsamı dışında tutulurken, beyannameye dahil edilmeyen kazanç ve iratlardan bir kısmı kesinti yoluyla nihai vergilendirmeye tabi tutulmakta, bir kısmı ise tamamen vergileme dışı bırakılmaktadır.

2021 takvim yılına ilişkin Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesine dahil edilecek gerçek usulde tespit edilen gelirler ile toplama yapılmayan haller ve özellikli hususlara aşağıda maddeler halinde değinilmiştir.

1. Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. (GVK 85) Ancak, gerçek usulde vergilendirilmeyen zirai kazançlar ile gelir vergisinden istisna olan serbest meslek kazançları için beyanname verilmez. (GVK 86) Bu kazançların kesinti yoluyla nihai vergilendirilmesi yapılmaktadır.

2. Tacirler, çiftçiler ve serbest meslek erbabının ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar hariç olmak üzere, kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısmı için beyanname verilmez. Başka gelirlerden dolayı beyanname verilse dahi istisna haddi içinde kalan kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmez. Örneğin, Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 2021 yılı için 7.000- TL’si gelir vergisinden müstesnadır. Bu durumda 7.000-TL ve altında kalan bu tür iratlar dolayısıyla 2021 yılı için 2022 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Ancak; ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek zorunda olanlar ile istisna haddinin üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 190.000-TL’yi aşanlar bu istisnadan faydalanamadıklarından dolayı verecekleri yıllık beyannameye mesken kira gelirlerinin tamamını dahil etmeleri gerekmektedir.

Benzer şekilde, GVK’nın Mükerrer 80. maddesine göre; taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların elden çıkarılmasından doğan kazançların tamamı ile bir takvim yılında elde edilen değer artış kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkartılmasından sağlananlar hariç, 2021 yılı için 19.000-TL’si gelir vergisinden istisnadır. 2021 yılında 19.000-TL’lik tutar sınırının altında elde edilen bu tür kazançlar için 2022 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Diğer gelirler için yıllık beyanname verilse dahi bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

3. GVK’nın mülga olan mükerrer 20. maddesi “Genç Girişimcilerde Kazanç İstisnası” başlığı ile birlikte yeniden düzenlenerek 10/2/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İlgili kanun maddesine göre; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle adlarına ilk defa gelir vergisi mükellefiyeti tesis olunan ve mükellefiyet başlangıç tarihi itibarıyla yirmi dokuz yaşını doldurmamış tam mükellef gerçek kişilerin, faaliyete başladıkları takvim yılından itibaren üç vergilendirme dönemi boyunca elde ettikleri bu kazançlarının 75.000 Türk lirasına kadar olan kısmı, maddede belirtilen şartlarla gelir vergisinden müstesna tutulmuştur. Bu istisna hükmü, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle elde edilen kazançlara uygulandığından dolayı, bu kazançları elde edenler 2021 yılı için GVK’nın 85. maddesi hükmü gereği, zarar veya 75.000-TL’nin altında kazanç elde etmiş olsalar dahi her halükarda Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi vererek bu kazançlarını beyannameye dahil etmeleri gerekmektedir.

4. 7338 Sayılı Kanun’un 1 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen Mükerrer 20/A maddesiyle kazançları basit usule göre tespit edilen mükelleflerin kazançları 01.01.2021 tarihinden geçerli olmak üzere gelir vergisinden istisna edilmiştir. 2021 yılında elde edilen istisna kapsamındaki bu kazançlar için Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi verilmeyecektir.

5. 7338 Sayılı Kanun’un 2 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen Mükerrer 20/B maddesiyle İnternet ortamındaki sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden metin, görüntü, ses, video gibi içerikler paylaşan sosyal içerik üreticilerinin bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar ile akıllı telefon veya tablet gibi mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin elektronik uygulama paylaşım ve satış platformları üzerinden elde ettikleri kazançlar 26.10.2021 tarihinde itibaren geçerli olmak üzere gelir vergisinden istisna edilmiştir.

Bu istisnadan faydalanılabilmesi için Türkiye’de kurulu bankalarda bir hesap açılması ve bu faaliyetlere ilişkin tüm hasılatın münhasıran bu hesap aracılığıyla tahsil edilmesi şarttır. Bankalar, bu kapsamda açılan hesaplara aktarılan hasılat tutarı üzerinden, aktarım tarihi itibariyle %15 gelir vergisi tevkifatı yapacaklardır. Bu tutar üzerinden 94 üncü madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacak olup, bankalarca yapılan %15 gelir tevkifatı, bu kazancı elde edenler açısından nihai vergilendirme olacaktır. Belirtilen bu kazançlara ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecektir.

personel programı

6. 7338 Sayılı Kanun’un 3 üncü maddesi ile Gelir Vergisi Kanununa eklenen Mükerrer 20/C maddesiyle 01.01.2021 tarihinden itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere, Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan tarımsal destekleme ödemeleri gelir vergisinden istisna edilmiştir. Dolayısıyla, Bu tür ödemeler üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmayacağı gibi, bu ödemeleri alan gelir vergisi mükellefleri verecekleri yıllık beyannameye bu gelirlerini dahil etmeyeceklerdir.

7. 7349 Sayılı Kanun’un 2 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen 23/18 inci maddesi ile 01.01.2022 tarihinden itibaren yapılan ücret ödemelerine uygulanmak üzere; hizmet erbabının, ödemenin yapıldığı ayda geçerli olan asgari ücretin aylık brüt tutarından işçi sosyal güvenlik kurumu primi ve işsizlik sigorta primi düşüldükten sonra kalan tutarına isabet eden ücretleri gelir vergisinden istisna edilmiştir.

Bu konu ile ilgili yayımlanan 27.01.2022 tarih ve 319 No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde de belirtildiği üzere, ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde, maaş ödemesinin yanı sıra aynı dönemde yapılan ve ücret olarak değerlendirilen prim, ikramiye, huzur hakkı, mesai ücreti, döner sermaye ücreti, ek ders ücreti gibi ödemeler de dikkate alınmak suretiyle kümülatif matrah esas alınarak vergilendirme yapılmaktadır. İlgili dönemlerde uygulanan indirim ve istisnalar bu ödemelerin toplamına bir kez uygulanmaktadır. Dolayısıyla ilgili ayda yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerin toplamına anılan istisnanın bir kez uygulanması gerekmektedir. 193 sayılı Kanunun 61 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, bu Kanunun uygulamasında ücret sayılan ödemeler düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 62 nci maddesinde, işverenler hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları kapsamında çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler olarak tanımlanmış ve 61 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen ücret sayılan ödemeleri yapanlar da bu Kanunda yazılan ödevleri yerine getirmek bakımından işveren olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla, yönetim ve denetim kurulu üyelerine ödenen huzur hakkı, bilirkişilere, resmi arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine, sporculara yapılan ödemeler gibi ücret sayılan ödemelerin vergilendirilmesinde de asgari ücrete ilişkin istisna hükmü uygulanacaktır. Öte yandan, 1/1/2022 tarihinden itibaren 193 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde düzenlenmiş bulunan asgari geçim indirimi uygulaması kaldırıldığından bu tarihten itibaren yapılan ücret ödemelerinde asgari geçim indirimi uygulanmayacaktır.

8. GVK’nın 75. maddesinin 15 ve 16 numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmeyecektir. İlgili madde bentlerinde tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri tarafından ödenen irat tutarları ile bireysel emeklilik sisteminden çeşitli şekillerde ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarlarının menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiştir. GVK’nın 86. maddesinde ilgili menkul sermaye iratları için beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için verilmesi halinde de bu iratların beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu tür iratlar için GVK’nın 94 üncü maddesinin 15 ve 16 numaralı bentleri gereğince yapılan tevkifatlar nihai vergilendirme niteliğindedir.

9. Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler ile birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerin toplamı, vergi tarifesinin yazılı olduğu GVK’nın 103. maddesindeki ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2021 yılı için 53.000-TL) aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri beyannameye dahil edilmez. Diğer gelirler için beyanname verilse dahi bu ücretler beyannameye dahil edilmez.

» Mükelleflere birinci işvereni seçmede serbestlik tanınmıştır. Bazı durumlarda mükellefler ücret gelirleri için yıllık beyanname vermek isteyebilir. Zira, toplamda düşük vergi diliminde kalan ücret gelirleri için yıllık beyannamede bazı indirimlerin de yapılmasıyla yıl içinde kesilen stopajların bir kısmının iadesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda ücret geliri elde edenler yıllık beyannameyi verebilmek için birinci işveren tercihini, 2021 yılı ücret gelirinin birinci işverenden sonraki toplamının 53.000-TL’yi aşmasını sağlayacak şekilde daha düşük ücret geliri elde ettikleri işveren için kullanabilirler. Ücret geliri elde edenlerin yıllık beyanname vermeleri gerektiği durumlarda, birinci işverenlerden elde ettikleri de dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamını beyannameye dahil etmeleri zorunludur.

» Ücretlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi ile ilgili diğer önemli bir konu ise, mahkemelerce veya devletin diğer yetkili birimlerince bilirkişilere ödenen ücretlerin vergilendirilmesi ve işverenin belirlenmesidir. GVK’nın 62. maddesinde işverenlerin hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden hareketle, bilirkişilerin işverenleri, bilirkişileri atayan ve onlardan uzmanlık alanları ile ilgili bilgi, rapor ve görüş isteyen ve karar yetkisi elinde bulunan ilgili mahkemeler ve devletin yetkili mercileridir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nca verilen 28/09/2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010.GVK-61-4-607 sayılı özelgede, farklı hukuk mahkemeleri tarafından görevlendirilen bilirkişilere ödenen ücretlerin, tek vezneden tahakkuk ettirilip ödenmesi halinde tek işverenden elde edilen ücret olarak değerlendirilmesi, ayrı veznelerce tahakkuk ettirilip ödenmesi durumunda ise ayrı tahakkuk yapan her bir veznenin ayrı bir işveren olarak değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca bilirkişi ücretlerinin doğrudan davacılardan tahsil edilmesi durumunda ise her bir ödemenin, ödemeyi yapan birimler itibariyle ayrı işverenlerden yapılan ücret ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, tahakkuk ve ödemeyi yapan her veznenin bağlı olduğu birimin ayrı bir işveren olarak kabul edilip buna göre işlem yapılması gerekmektedir.

» Ücret gelirlerinin beyanına ilişkin 7194 Sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile 01.01.2020 tarihinden itibaren elde edilen ücret gelirlerine uygulanmak üzere; tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş GVK’nın 103. maddesinde yazılı tarifenin 4. gelir diliminde yer alan tutarı aşan ücretler ile 1. işverenden alınan dahil ücret gelirleri toplamı 103. maddede yazılı tarifenin 4. gelir diliminde yer alan tutarı aşan mükelleflerin bu ücretlerin tamamını Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan zorunluluğu getirilmiştir. Bu düzenleme, 01.01.2020 tarihinden itibaren elde edilen ücret gelirlerine uygulanacak olup, 2021 yılı için 2022/Mart döneminde verilecek Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesine bu ücret gelirleri dahil edilecektir.

10. 7194 sayılı Kanunla yapılan başka bir düzenleme ile; beyannameli mükellefiyetin artırılması ve yüksek gelir gruplarından daha fazla vergi alınması amacına yönelik olarak ve 01/01/2019 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere; Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesi, yeni dilim eklenerek, 2021 takvim yılı için aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

1. Dilim 24.000 TL’ye kadar %15
2. Dilim 53.000 TL’nin 24.000 TL’si için 3.600 TL, fazlası %20
3. Dilim 130.000 TL’nin 53.000 TL’si için 9.400 TL (ücret gelirlerinde 190.000 TL’nin 53.000 TL’si için 9.400), fazlası %27
4. Dilim 650.000 TL’nin 130.000 TL’si için 30.190 TL (ücret gelirlerinde 650.000 TL’nin 190.000 TL’si için 46.390 TL), fazlası %35
5. Dilim 650.000 TL’den fazlasının 650.000 TL’si için 212.190 TL (ücret gelirlerinde 650.000 TL’den fazlasının 650.000 TL’si için 207.390 TL), fazlası %40

Bu düzenleme ile, mevcut tarifenin ilk dört dilimi korunmak suretiyle, 650.000-TL’ye kadar gelir elde eden grupların vergi yüklerinde herhangi bir değişiklik yapılmamış, 650.000-TL üstü gelir elde edenlerin gelir vergisi oranı %40 olarak belirlenmiştir.

11. Vergiye tabi gelir toplamının 103. maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2021 yılı için 53.000-TL) aşmaması koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş olan menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları yıllık beyannameye dahil edilmeyecektir.

Vergiye tabi gelir toplamının içerisine ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşan yedi gelir unsurunun tamamı girmektedir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken konu ücretlerin vergiye tabi gelir toplamının dışında tutulması gerektiğidir. Ücretler, ayrıca değerlendirilecek ve toplama dahil edilmeyecektir. Ancak, birden sonraki işverenden elde edilen ücretler toplamı 103. maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşarsa (2021 yılı için 53.000-TL) tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı ne olursa olsun beyannameye dahil edilecektir. Dolayısıyla, ücretler diğer gelir unsurlarından bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulmasına karşın, birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamının yukarıda bahsedilen tutar sınırını (53.000-TL) aşması halinde tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı 1 TL dahi olsa bu iratların yıllık beyannameye dahil edilmesi zorunluluğunun doğmasına neden olmaktadır.

Gelirin toplanması ile ilgili 53.000-TL’lik beyan sınırının hesabında sadece tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının mı dikkate alınacağı, yoksa bütün gelir unsurlarının mı toplanacağı konusunda tereddütler yaşanmaktadır. GVK 86/1-c’de belirtildiği üzere, bütün gelir unsurları (ücretler hariç) toplama dahil edilecek ve toplamda 53.000-TL’lik tutar sınırının aşılması halinde, tevkifata tabi tutulmuş menkul ve gayrimenkul sermaye iratları beyannameye dahil edilecektir. Örneğin, 55.000-TL serbest meslek kazancı olan bir kişinin 1 TL dahi tevkifata tabi tutulmuş işyeri kira geliri bulunması halinde Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesine işyeri kira gelirini dahil etmesi gerekmektedir. Zira toplamda 53.000-TL’lik beyan sınırı aşılmış bulunmaktadır. Yine, 36.000-TL serbest meslek kazancı, 20.000-TL işyeri kira geliri olan bir kişi için de toplamda 53.000-TL’lik beyan sınırı aşıldığından dolayı işyeri kira gelirinin de serbest meslek kazancı ile birlikte beyannameye dahil edilmesi gerekmektedir.

12. Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 2021 yılı için 2.800- TL’yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için GVK’nın 86/1-d maddesi gereğince yıllık beyannameye verilmeyecek, başka gelirler için beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir. Ancak, 2021 yılı için 2.800- TL’yi aşan tutarda tevkifat ve istisna uygulamasına tabi olmayan menkul veya gayrimenkul sermaye iradı elde edilmesi halinde, beyan sınırı olan 2.800- TL’ye kadar olanlar da dahil edilerek ilgili gelirin tamamı için yıllık beyanname verilmesi gerekmektedir. Bu tür gelirlere, alacak faizleri dolayısıyla elde edilen ve tevkifata tabi olmayan menkul sermaye iratları ile basit usule tabi mükelleflere kiralanan ve tevkifata tabi olmayan işyerleri dolayısıyla elde edilen gayrimenkul sermaye iratları örnek verilebilir.

13. Dar mükellefiyete tabi olanlar, GVK’nın 86/2. maddesi gereğince tamamı Türkiye’de tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret, serbest meslek kazancı, menkul ve gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve irat gelirlerinden elde etmeleri halinde yıllık beyanname vermeyeceklerdir.

14. Her nevi hisse senetlerinin kar payları, iştirak hisselerinden doğan kazançlar ile kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kar payları için kurum bünyesinde %15 stopaj yapılır. Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesi hükmü uyarınca, elde edilen kar payının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın aynı Kanunun 86 ncı maddesinde belirtilen beyan haddini aşması halinde (2021 yılı için 53.000 TL) 2022 yılında beyanı gerekecektir. Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden kurum bünyesinde yapılan %15 oranındaki tevkifatın tamamı mahsup edilecektir.

15. Hisse senetleri alım-satım kazançları GVK Geçici 67. madde kapsamında 27/04/2012 tarih ve 2012/3141 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile %0 oranında tevkifata tabi olup, bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecektir. Ayrıca, tam mükellef kurumlara ait olup, İMKB’de (Borsa İstanbul) işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler tevkifata tabi olmayacağı gibi bu gelirler için Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesi de uygulanmayacağından değer artış kazancı olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmesi de söz konusu olmayacaktır. 1/1/2006 tarihinden önce iktisap edilen hisse senetleri alım-satım kazançları için ise geçici 67 nci madde kapsamında tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler 31/12/2005 tarihinde geçerli olan mevzuat hükümlerine göre vergilendirilecek olup, maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulamasından sonra kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir.

16. Devlet tahvili ve Hazine bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları, 27/09/2010 tarih ve 2010/926 sayılı BKK gereğince GVK Geçici 67. madde (Geçici 67. madde hükümlerinin geçerlilik süresi 31/12/2015 iken, 7256 sayılı Kanun‘la 31/12/2025 olarak yeniden belirlenmiştir.) kapsamında %10 oranında (22.12.2021 tarihli ve 4937 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile GVK’nın Geçici 67. maddesinde yer alan tevkifat oranları hakkındaki 22/7/2006 tarih ve 2006/10731 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın eki Karara geçici 4. madde eklenmek suretiyle 22.12.2021 tarihi ile 31.12.2022 (bu tarih dahil) arasında iktisap edilen Hazine ve Maliye Bakanlığınca [yurt içinde] ihraç edilen devlet tahvili ve hazine bonolarından elde edilen gelir ve kazançlara [faiz/itfa gelirleri ile alım/satım kazançlarına] uygulanacak tevkifat oranı- iktisap edilen kıymetin vade tarihi veya para birimi fark etmeksizin- sermaye şirketleri yanında gerçek kişiler için de %0 olarak uygulanacaktır.) tevkifata tabi olup bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecek ve başka gelirler için verilecek beyannameye de dahil edilmeyecektir. Özel sektör tahviline ilişkin faiz gelirleriyle alım-satım kazançları da GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi olup aynı durumdaki Devlet tahvili/Hazine bonosu gelirleri gibi vergilendirilmektedir.

17. Eurobondlardan (Yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetler) elde edilen faiz gelirleri, ihraç tarihi ne olursa olsun GVK Geçici 67. madde kapsamı dışında ancak GVK 94.madde kapsamında ilgili BKK ile %0 oranında tevkifata tabi olduğundan, 2021 yılına ilişkin beyan haddi olan 53.000-TL’nin aşılması halinde beyan edilecektir. Eurobond alım-satım kazancında ise maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulaması sonucu kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir. Dar mükellefiyete tabi olanların ise, eurobondlardan elde ettikleri gelirler için %0 oranında dahi olsa Türkiye’de tevkifata tabi tutulduğundan GVK 86/2 gereği yıllık veya münferit beyanname vermeleri söz konusu değildir.

18. Mevduat faizleri GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabidir. İlgili Cumhurbaşkanlığı Kararı gereği, döviz tevdiat hesaplarına yürütülen faizler ile mevduat faizleri vadelere göre değişik oranlarda tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir. Katılım bankalarınca döviz katılma hesaplarına ödenen kar payları ile katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları ise yine vadelere göre değişik oranlarda tevkifata tabi olup, bu gelirler için de yıllık beyanname verilmeyecektir.

19. Repo işlemlerinden elde edilen gelirler de GVK Geçici 67. madde uyarınca tevkifat uygulaması kapsamındadır. 2021 yılında elde edilen repo gelirleri % 15 oranında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

20. Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen gelirler GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabidir. Bankalar veya aracı kurumlar, vadeli işlem veya opsiyon sözleşmesinin hükmünden yararlanıldığı anda, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değeri ile işlem fiyatına göre oluşan değeri arasındaki fark üzerinden sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla tevkifat yapacaklardır. Tevkifat oranı, Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında hisse senedi veya hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılan vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri için %0, hisse senedi ve hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılanlar dışında kalan sözleşmelerden elde edilen gelirler üzerinden ise ilgili Bakanlar Kurulu Kararları gereğince %10 oranında uygulanmaktadır. Her iki durumda da bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

21. GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi tutulan gelirlerin ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, bu gelirler ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecek olup ticari kazançlarla ilgili olarak verilen beyannameye dahil edilecektir. Beyan edilen gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden geçici 67. madde hükmü çerçevesinde tevkif edilen vergiler mahsup edilecektir.

22. GVK’nın Geçici 72. maddesi uyarınca, 31/12/2023 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden maddede belirtilen oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılacak olup, bu ödemeler için GVK 94.madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecek ve diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

7194 Sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile;

» 01.01.2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, GVK’nın Geçici 72. maddesine göre en üst liglerdeki sporculara yapılan ücret ödemeleri için geçerli gelir vergisi tevkifat oranı %15’ten %20’ye çıkarılmıştır.

» Kanun maddesinin uygulama süresi 31/12/2023 tarihine kadar uzatılmıştır.

» Ayrıca, sporculara yapılan ödemelerin 103. maddede yazılı tarifenin 4. diliminde yer alan tutarı (2021 için 650.000-TL) aşması halinde bu gelirler için yıllık beyanname verme zorunluluğu getirilmiştir.

23. 23/02/2017 tarihinde kabul edilen 6824 Sayılı Kanunun 4. madde hükmü ile yeniden ihya edilen GVK’nın “Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi” başlıklı Mükerrer 121. Maddesi ile; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden maddede belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’inin, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirim imkanı getirilmiştir.

Düzenlemeye göre, indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1.500.000- Türk lirasından fazla olamayacaktır. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilecek olup, bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmeyecektir. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilmektedir.

7194 Sayılı Kanunun 18. maddesi ile vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan %5’lik vergi indiriminde GVK Mükerrer Madde 121’de yer alan şartlar yumuşatılmış olup, maddenin yeni halinde indirim şartları şu şekilde yer almaktadır:

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) olması,

(1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması,

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla, (1) numaralı bent kapsamındaki vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmiş, ayrıca, vergi aslı (vergi cezaları ile fer’i alacaklar dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması şarttır.

» Eski düzenlemede yer alan “İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması şartı” yürürlükten kaldırılmıştır.

» Yeni düzenlemede, beyannamenin verildiği yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait beyannamelerin kanuni süresinde verilmiş olması bu koşul için yeterli sayılmıştır.

Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeden 2021 takvim yılı gelirleri için faydalanabileceklerdir.

 

Devamı: 2021 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Süresinden Sonra İhtirazi Kayıtla Verilen Düzeltme Beyannamelerinde Dava Açma Hakkı – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2020/08/05/ihtirazi-kayitla-verilen-duzeltme-beyannamelerinde-dava-acma/ Wed, 05 Aug 2020 11:39:41 +0000 https://www.alomaliye.com/?p=101351

İhtirazi Kayıtla Verilen Düzeltme Beyannamelerinde Dava Açma 1-GİRİŞ Vergi Usul Kanununun “Dava Konusu” başlıklı 378 inci maddesine göre mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Aynı maddede vergi hatalarına ait hükümlerin hariç tutulduğu belirtilmiştir. Vergilendirmenin beyana dayanılarak yapılması gereken durumlarda matrahın veya verginin tümüyle ya da kısmen ihtirazi […]

Devamı: Süresinden Sonra İhtirazi Kayıtla Verilen Düzeltme Beyannamelerinde Dava Açma Hakkı – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

İhtirazi Kayıtla Verilen Düzeltme Beyannamelerinde Dava Açma

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com
Yazar Hakkında

1-GİRİŞ

Vergi Usul Kanununun “Dava Konusu” başlıklı 378 inci maddesine göre mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Aynı maddede vergi hatalarına ait hükümlerin hariç tutulduğu belirtilmiştir. Vergilendirmenin beyana dayanılarak yapılması gereken durumlarda matrahın veya verginin tümüyle ya da kısmen ihtirazi kayıtla bildirilmesini öngören bir düzenleme Vergi Usul Kanunu’nda bulunmamasına karşın, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27 inci maddesinin (4) numaralı fıkrasında, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine hesaplanan vergilere yapılan itirazların verginin tahsilini durdurmayacağı belirtilerek, mükelleflerin beyannamelerine ihtirazi kayıt koyabilecekleri ve bu yolla dava hakkına sahip olabilecekleri dolaylı olarak ifade edilmiştir.

Vergi Dairelerinin müeyyide içeren (özel esaslara alma ve/veya incelemeye sevk) sözlü veya yazılı uyarılarına istinaden ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri neticesinde tahakkuk eden vergi ve kesilen cezalara karşı dava açılıp açılamayacağı mükellefin mülkiyet hakkına yapacağı doğrudan etki nedeniyle önem arz etmektedir.

2- İHTİRAZİ KAYITLA BEYAN

Normal koşullarda, İhtirazi kayıtla beyan, süresinde verilen vergi beyannameler için mükelleflerin gelirlerinin istisna ve muafiyet gibi nedenlerden dolayı vergiye tabi olup olmadığı konusunda şüpheye düştükleri matrahlar için başvurdukları bir yoldur. Bu şekilde düzenlenen beyannameye ihtirazi kayıt konulması ile beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmının tahakkuk ettirilmemesi istenerek, ihtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenin tahakkuku yapan vergi idaresi tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarh edilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesini olanaklı kılarak, eksik beyanda bulunulması ve verginin tahakkukunun gecikmesi tehlikesi bertaraf edilmektedir.

Beyannameye konulan ihtirazi kaydın geçerliliğinin süresinde verilen beyannameler için söz konusu olmasına karşın, uygulamada genellikle vergi dairelerinin beyannamelerin düzeltilmesine yönelik müeyyide içeren sözlü veya yazılı taleplerine istinaden süresinden sonra ihtirazi kayıtla düzeltme beyannameleri verilebilmektedir. Bu şekilde verilen düzeltme beyannamelerine ihtirazi kayıt konulmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla, beyanname verilen bir dönem için vergi idaresinin talebi üzerine mükelleflerin daha sonra ilk beyan edilen bilgileri değiştiren ikinci bir beyanname vermeleri ve verecekleri bu beyannamelere ihtirazi kayıt koymaları halinde belli koşullar altında dava açabilme hakları bulunmaktadır.

3- VERGİ İDARESİNİN SÖZLÜ VEYA YAZILI MÜEYYİDE İÇEREN BEYANNAME DÜZELTME TALEPLERİ

Beyan esasına dayanan Türk Vergi Sisteminde hukuki bir ihtilaf içermediği müddetçe işin doğası gereği mükelleflerin kendi beyanlarında bir hata bulunmaması beklenir. Mükelleflerin gelirlerinin indirim, muafiyet, istisna vb. nedenlerden dolayı vergiye tabi olup olmadığı ile ilgili tereddütler içeren hukuki bir ihtilafın bulunduğu durumlarda ise mükelleflere, kural olarak, verdikleri beyannamelere ihtirazi kayıt koymak suretiyle dava açma hakkı tanınmıştır. Süresinden sonra verilen düzeltme beyannameleri genellikle mükellefin kendi iradesinin neticesi olmayıp, vergi idaresinin bu yöndeki talebine dayanmaktadır.

Vergi İdaresinin mükelleflerin beyanname ve defterlerine dönük düzeltme talepleri Vergi Usul Kanunu’nun 15.07.2016 tarihinde yürürlüğe giren “İzaha Davet” başlıklı 370 inci maddesi ile KDV Genel Uygulama Tebliğinin IV/E-3.5. ve IV/E-4.5. bölümlerinde yer alan hükümler çerçevesinde yapılmaktadır.

VUK’un 370 inci maddesinde şu hükümler yer almaktadır:

“a) Vergi incelemesine başlanılmadan veya takdir komisyonuna sevk edilmeden önce verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitler hakkında tespit tarihine kadar ihbarda bulunulmamış olması kaydıyla mükellefler izaha davet edilebilir. Kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler, davet konusu tespitle sınırlı olarak, bu Kanunun 371 inci maddesinde yer alan pişmanlık hükümlerinden yararlanamaz. İzaha davet yazısının tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre içerisinde izahta bulunulması durumunda, yapılan izah değerlendirilerek değerlendirme sonucunu içeren yazı mükellefe tebliğ edilir.

1. Mükelleflerce yapılan izah sonucu vergi ziyaına sebebiyet verilmediğinin idarece anlaşılması hâlinde mükellefler söz konusu tespitle ilgili olarak vergi incelemesine tabi tutulmaz veya takdir komisyonuna sevk edilmez.

2. Mükelleflerce yapılan izahın yeterli bulunmaması hâlinde, değerlendirme sonucunu içeren yazının tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde; hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranında bir zamla aynı sürede ödenmesi şartıyla vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında kesilir. Bu durum vergi incelemesi yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline engel teşkil etmez.

b) (a) fıkrası uyarınca yapılmış ön tespitlerin, verginin bu Kanunun 359 uncu maddesinde yer alan fiillerle ziyaa uğratılmış olabileceğine ilişkin olması hâlinde bu kapsamdaki mükellefler izaha davet edilmez. Şu kadar ki, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarı, bir takvim yılında 100 bin Türk lirasını geçmeyen veya bu tutarı geçse bile ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmayan mükelleflere ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilebilir. Mükelleflerce, haklarında yapılan tespite ilişkin yazının tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde; hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranında bir zamla aynı sürede ödenmesi şartıyla vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında kesilir. Bu durum vergi incelemesi yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline engel teşkil etmez. Bu fıkra kapsamında kendisine ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükellefler, tespitle sınırlı olarak bu Kanunun 371 inci maddesinde yer alan pişmanlık hükümlerinden yararlanamaz.”

KDV Genel Uygulama Tebliğinin IV/E-3.5. ve IV/E-4.5. bölümlerinde özetle şu ifadeler yer almaktadır:

“Haklarında sahte belge (muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge) kullanılmasına yönelik olumsuz tespit bulunan mükellefler kendi durumlarından haberdar edilerek kendilerine 15 gün içinde olumsuzluğu giderebilecekleri bildirilir. Verilen süre içerisinde işlemin gerçekliğini (belgenin işlemi mahiyet ve miktar itibarıyla doğru olarak yansıttığını) bu Tebliğin (IV/E/5) bölümündeki açıklamalara göre ispat eden veya söz konusu belgede yazılı KDV tutarını indirim hesaplarından çıkarmak suretiyle beyanını düzelten mükellefler özel esaslar kapsamına alınmazlar. Kendilerine tanınan 15 günlük süre içerisinde yukarıda belirtildiği şekilde olumsuzluğu gidermeyen mükellefler tespitin yapıldığı tarih itibarıyla özel esaslar kapsamına alınırlar.”      

İzaha davet uygulaması kapsamına girmeyen işlemlerin gerçekliğini ispatta KDV Genel Uygulama Tebliğinin IV-E/5 bölümündeki hükümler uygulanır. Buna göre; sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair vergi inceleme yetkisini haiz kişilerce düzenlenen raporlara istinaden yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarının; her bir belge itibarıyla 100.000 TL’yi aşması ve mükellefin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşması durumunda KDV Genel Uygulama Tebliğinin IV_E/5 bölümündeki hükümlere göre hareket edilir. Bu koşulları taşıyan mükelleflerin izaha davet edilmeleri mümkün değildir. Bu tutarların altında kalan işlemlerde ise izaha davet uygulamasına göre hareket edilecektir. (İzaha Davet ve Ön Tespit’e ilişkin detaylı açıklama 30 Temmuz 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 519 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği’nde yer almaktadır.)

Yukarıda belirtilen bu tutarların altında kalmakla birlikte aynı zamanda mükellefin KDV Genel Uygulama Tebliğinin IV/E-5 bölümünde belirtilen “Özel Esaslar” uygulamasına tabi tutulma durumu mevcutsa, vergi idaresince talep edilen beyan düzeltme isteğine mükellefin vereceği cevap ile defter ve/veya beyan düzeltmelerinin, sonuçları itibarıyla her iki düzenlemeye bakan yönleri bulunmaktadır. Şöyle ki; vergi idaresinin haklarında sahte belge veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanılmasına yönelik olumsuz tespit üzerine işlemin gerçekliğini ispat veya söz konusu belgelerde yazılı KDV tutarlarını indirim hesaplarından çıkarmak suretiyle beyannamelerin düzeltilmesi halinde mükellefin özel esaslar kapsamına alınmayacağına ilişkin bildirimi üzerine, söz konusu belgelerde yazılı KDV tutarlarını indirim hesaplarından çıkarmak suretiyle beyanını düzelten mükellef bu düzeltme neticesinde KDV Genel Uygulama Tebliğinin IV/E-5 bölümü kapsamında “Özel Esaslar” kapsamına alınmayacak ancak ilgili dönemlerde KDV ödemesi çıkması halinde vergi ziyaı cezasına muhatap olacaktır. Bu durumda kesilmesi gereken vergi ziyaı cezasının %100 oranında mı yoksa mükellefin VUK’un 370 inci maddesinde geçen “İzaha Davet” şartlarını sağlamasından dolayı ziya uğratılan verginin %20’si oranında mı olması gerektiği konusunda Kanun’da ve bu konu ile ilgili yayımlanan 519 Sıra Nolu VUK Genel Tebliğinde yeterli açıklık bulunmamaktadır.

4- VERGİ İDARESİNİN MÜEYYİDE İÇEREN BEYANNAME DÜZELTME TALEPLERİ ÜZERİNE İHTİRAZİ KAYITLA VERİLEN DÜZELTME BEYANNAMELERİ NETİCESİNDE TAHAKKUK EDEN VERGİ VE/VEYA CEZALAR İÇİN DAVA AÇMA HAKKI

Mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacakları genel kural olarak VUK’un 378 inci maddesinde hüküm altına alınmıştır. Vergi ihtilaflarında yargısal sürece ilişkin hükümlerin yer aldığı 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27 inci maddesinde ise ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine hesaplanan vergilere yapılan itirazların verginin tahsilini durdurmayacağı belirtilerek, mükelleflerin beyannamelerine ihtirazi kayıt koyabilecekleri ve bu yolla dava hakkına sahip olabilecekleri dolaylı olarak ifade edilmiştir.

Beyannamelerin ihtirazi kayıtla verilmesi genellikle vergi dairelerinin beyannamelerin düzeltilmesine yönelik müeyyide içeren sözlü veya yazılı talepleri neticesinde gerçekleşmektedir. Süresinden sonra olmasına karşın bu şekilde verilen düzeltme beyannamelerine ihtirazi kayıt konulmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla, beyanname verilen bir dönem için vergi idaresinin beyannamenin düzeltilmesine yönelik müeyyide içeren yazılı talebi (VUK’un 378 inci maddesinde yer alan İzaha Davet veya KDV Genel Uygulama Tebliğinin IV/E-3.5. ve IV/E-4.5. bölümleri kapsamında) sonrasında mükelleflerin ilk beyan edilen bilgileri değiştiren ikinci bir beyanname vermeleri ve verecekleri bu beyannamelere ihtirazi kayıt koymaları halinde, ihtilafa ait kısım için dava açma hakları bulunmaktadır. Ancak, vergi idaresinin herhangi bir zorlaması olmaksızın sonradan iradi olarak kendiliğinden verilen düzeltme beyannamelerine ihtirazi kayıt konulması ile dava açma hakkı kazanılması mümkün değildir. Aynı şekilde vergi idaresinin sözlü olarak yaptığı düzeltme talebi üzerine verilen düzeltme beyannamelerine konulan ihtirazi kayıtla da dava açma hakkı kazanılması söz konusu değildir. Zira, mükellefin vergi idaresince sözlü olarak beyan düzeltilmesine zorlandığına ilişkin gerekçesi, soyut ve ispatı imkansız bir iddia olarak kalacaktır.

Süresinden sonra ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri neticesinde tahakkuk eden vergi ve/veya cezalar için dava açma hakkına ilişkin son dönemlerde verilen yargı kararlarından bazılarına aşağıda yer verilmiştir.

Danıştay 4. Dairesinin 2014/1221 Esas No’lu, 09.04.018 tarihli Kararının özetinde şu ifadeler yer almaktadır:

“Yükümlülerin ancak süresi içerisinde verdikleri beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilere karşı ihtirazi kayıt koymak suretiyle dava açabilecekleri, süresinden sonra iradi olarak verilen düzeltme beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilere karşı dava açamayacakları açık olduğundan, davacının yasal beyanname verme süresinden sonra ihtirazi kayıtla verdiği düzeltme beyannamesi üzerine tahakkuk edip ödediği tutarın iadesi istemiyle açtığı davada, kabul kararı veren vergi mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2019/254 Esas No’lu ve 17.04.2019 tarihli Kararının “Hukuki Değerlendirme” başlıklı kısmında şu ifadeler yer almaktadır:

“Vergi dairelerinin, beyanların düzeltilmesine yönelik müeyyideli yazıları üzerine, ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerinden yapılan vergi tarhiyatlarına ve cezalara karşı açılan davaların esası incelenmeden reddedilmeleri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvurular üzerine Anayasa Mahkemesi, 27/02/2019 tarih ve B.No:2015/15100 sayılı kararıyla; başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale teşkil eden vergilendirme işlemlerinin yargı yoluyla denetlenebilmesi imkanına sahip olamadıkları, dolayısıyla derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanunun 378. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, düzeltme beyannamesine ihtirazi kayıt konulmasının dava açma hakkı vermeyeceği şeklinde yorumlamasının -sürecin bütününe bakıldığında- başvurucuların, müdahalenin hukuka aykırı olduğuna yönelik iddia ve itirazlarını etkin bir biçimde sunamaması sonucuna yol açtığı, buna göre somut olayda mülkiyet hakkının öngördüğü usul güvencelerinin sağlanamamasından dolayı müdahalenin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, mülkiyet hakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı amacı arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşıldığı, başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu gerekçesiyle Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere vergi mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Olayda, davalı idarenin beyanlarının düzeltilmesine ilişkin müeyyideli yazılarına istinaden davacı tarafından verilen düzeltme beyannamelerine konan ihtirazi kaydın dava açma hakkı vereceği yönünde Mahkemece yapılan değerlendirme yukarıda değinilen Anayasa Mahkemesi kararında ortaya konulan ilkelere uygundur. Bu nedenle, temyize konu kararın ihtirazi kayıtla beyan üzerine tahakkuk eden katma değer vergileri, hesaplanan gecikme faizleri ile kesilen vergi ziyaı cezalarına karşı dava açılabileceği yolundaki ısrar hükmü Kurulumuzca uygun bulunmuş olup dilekçede ileri sürülen iddialar kararın bu yönden bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.”

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2019/301 Esas No’lu ve 03.07.2019 tarihli Kararında özetle şu ifadelere yer verilmiştir:

Anayasa Mahkemesince mülkiyet hakkının ihlal edildiği yolunda verilen karar, sadece, vergi dairelerinin müeyyideli yazıları üzerine ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannamelerine istinaden tahakkuk eden vergi ve kesilen cezalara karşı açılan davalara yönelik olup, idarenin müeyyideli yazısı olmaksızın süresinden sonra kendiliğinden ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan tahakkuklara karşı açılan davalar bu kapsamda bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacının bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılarak düzeltme beyannamesi vermesi gerektiği yönünde kendisine tebliğ edilmiş bir yazının bulunduğu yönünde bir iddiası bulunmadığı gibi, davalı idarece dosyaya ibraz edilen savunma dilekçesinde davacıya düzeltme beyannamesi vermesi yönünde yazılmış herhangi yazının olmadığı belirtilmiştir.

Bu durumda, bir kısım mükelleflerden alınan faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılması suretiyle kanuni süresinden sonra ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerine tahakkuk eden katma değer vergileri, damga vergileri ve hesaplanan gecikme faizleri ile kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması istemiyle açılan davanın esasının incelenmesi imkanı bulunmadığından davanın reddi yolundaki ısrar kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.”

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2020/191 Esas No’lu ve 11.03.2020 tarihli Kararında şu ifadeler yer almaktadır:

“Uyuşmazlık konusu olayda, davacı, bazı faturalarda yer alan katma değer vergilerinin indirimlerinden çıkarılarak düzeltme beyannamesi vermesi gerektiği yönünde kendisine tebliğ edilmiş bir yazının bulunduğuna ilişkin bir iddia ileri sürmediği gibi, dosyada bu yönde herhangi bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır.

Bu nedenle davacının 213 sayılı Kanun’un 30. maddesi uyarınca ilgili vergilendirme dönemine ait vergi matrahının re’sen takdir edilmesini ve bu takdire dayanılarak adına anılan Kanun’un 344. maddesinin ilk iki fıkrası da gözetilerek vergi ziyaı cezalı vergi tarh edilmesini önlemek ve Kanun’un 30. maddesinin dördüncü fıkrası ile 344. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerinden yararlanmak amacıyla kanuni süresinden sonra beyanname verdiğinin kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla ilgili vergilendirme dönemine ilişkin beyanlarını bu şekilde düzelten davacının, kanuni süresinden sonra verdiği beyannameye koyduğu ihtirazi kaydın, bu beyanname nedeniyle tahakkuk eden vergilere dava açma hakkı verdiğinin kabulüne olanak bulunmamaktadır.”

Anayasa Mahkemesinin 2015/15100 Esas No’lu ve 27.02.2019 tarihli Bireysel Başvuruya ilişkin Kararında aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:

Öte yandan süresinden sonra verilen düzeltme beyannamesine ihtirazi kayıt koyarak dava açmak isteyen başvurucuların durumları, süresinden sonra pişmanlıkla verdiği beyanname üzerine dava açmak isteyen mükelleflerden farklılık arz etmektedir. Pişmanlıkla beyanda bulunan mükellef yukarıda da belirtildiği üzere hatalı davranışını kabul etmiştir ve vergi ziyama yol açan fiilden pişmandır. Bu halde dava açılması bu pişmanlık haliyle bağdaşmamaktadır. Ancak pişmanlık hükümlerinden faydalanma yönünde bir irade göstermeden düzeltme beyanına ihtirazi kayıt koyan mükellefin dava açabilme isteğinin de hukuken korunması gerekir. Bunun nedeni mükellefin pişmanlık iradesinin olmaması ve hala tereddüde düştüğü ya da Vergi İdaresinin düzeltme talebine konu olan hususun hukuken tartışılır hale gelmesini istemesidir. Somut olayda ise başvurucular, herhangi bir hatalı davranışlarının varlığını kabul etmemekle birlikte alımlarına konu faturaların sahte olmadığını ve bu nedenle de söz konusu indirim unsurlarının gerçek olduğunu iddia etmektedir.

Bu durumda pişmanlıkla verilen beyannamelere ihtirazi kayıt konularak dava açılamayacağının ileri sürülmesi pişmanlık kurumunun doğasından kaynaklanan bir sınır oluştursa da aynı iddianın süresinden sonra verilen düzeltme beyannameleri için geçerli olmadığı açıktır. Çünkü bu durumda mükellef pişmanlık beyanında bulunmamıştır. İdari bir yorumla beyanına dahil edilmesi gereken bir matrahın bulunduğunun ya da indirimlerinden çıkarılması gereken bir faturanın olduğunun ileri sürülmesi veya fark edilmesi üzerine vergi mükellefi bu durumun hukuken tartışılır kılınmasını isteyebilmelidir. Başvurucuların idari yorumun aksi yönünde oluşan bir iddiası vardır ve bu iddianın tartışılabilirliğinin hukuken korunması gerekir.

Başvurucuların somut olayda alımlarına konu faturaların sahte olmadığı ve bu nedenle de söz konusu indirim unsurlarının gerçek olduğu düşüncesiyle bu durumu vergi mahkemeleri önünde tartışma konusu yapabilmeleri için düzeltme beyanına ihtirazi kayıt koyma hukuki imkanı dışında bir seçenekleri bulunmamaktadır. Başvurucuların bu yöntemi kullanmak yerine hakkında resen tarhiyat yapılmasını beklemeleri gerektiği de ileri sürülebilir. Ancak öncelikle Vergi İdaresinin başvurucuları düzeltme beyannamesi vermeye yönlendirdiği ve uyuşmazlığı çıkardığı belirtilmelidir. Üstelik Vergi İdaresi başvurucuları, haklarında bazı olumsuz sonuçlara yol açacak yaptırımlar uygulamakla ihtar etmiştir.

Somut olayda Vergi İdaresinin ihtar ettiği kod listesine alınmanın -diğer mükelleflerce bilinebilir hale geldiğinden- ticari satışların bitmesi ve tacirlerin muhasebe döngüsünü sağlama yönünden çok önemli bir unsur olan vergi iadelerinin alınamaması/geç alınması gibi riskli sonuçlarının olduğu görülmektedir. Dolayısıyla başvurucuların Vergi İdaresinden kanunda öngörülen usulü yani incelemeye sevk edilme ve vergi inceleme raporu ya da takdir komisyonu kararına dayalı olarak vergi ziyaı cezalı tarhiyat yapılmasını beklemeleri uygun olmayabilir. Kaldı ki bu halde başvurucular düzenlenecek vergi suçu raporu üzerine adli soruşturma ve kovuşturmaya da tabi tutulabileceklerdir. Ayrıca tarhiyat üzerine dava açılması halinde gecikme faizi bu davanın reddine ilişkin kararın tebliğine göre hesaplanacak ve başvurucular daha fazla gecikme faizi ödeyebileceklerdir. Bu sebeple başvurucular düzeltme beyannamesi vermeyi tercih etmektedir. Bunun da ötesinde idarenin yazısı üzerine düzeltme beyannamesi verilmesine rağmen vergilendirme işlemine karşı dava açılamaması hukuki denetim dışında kalan bir alan oluşmasına yol açmaktadır. Vergilendirme idarenin takdir yetkisinin geniş olduğu bir alandır. Ancak bu geniş takdir yetkisi mülkiyet hakkına vergilendirme yoluyla müdahale bakımından kamu makamlarının mülkiyet hakkının gerekliliklerine uyması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.

Diğer taraftan resen yapılacak vergi incelemesinin, matrah takdirinin ve buna bağlı olarak vergi tarhiyatının ne zaman yapılacağı da belirli olmayıp başvurucuların buna dayalı olarak başlatılacak idari ve yargısal süreç boyunca cezalı vergiyi ödeme baskısıyla karşılaşacakları da açıktır. Davanın mükellef aleyhine sonuçlanması durumunda da cezalı vergi yanında tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden sürecin kesinleştiği tarihe kadar, dava süresini de içerecek şekilde gecikme faizi ödemesi söz konusu olabilecektir.

Başvuru konusu olayda mal ve hizmet alımında bulunduğu firmanın sahte fatura düzenlediği yönünde tespitler bulunmasından dolayı kendilerinin de kod listesine alınma baskısı altında serbest iradelerini yansıtmayan düzeltme beyannameleri vermek durumunda bırakılan başvurucuların bu işleme karşı açtığı davalar vergi mahkemelerince esasları yönünden incelenmemiştir. Bu durumda sahte olduğu ileri sürülen faturalarda yazılı mal ve hizmetlerin gerçekten alınıp alınmadığı, yapılan işin niteliği ve büyüklüğüyle orantılı olup olmadığı araştırılmamış, gerçek durum somut olarak ortaya konulmamıştır.

Sonuç olarak başvurucular, mülkiyet haklarına müdahale teşkil eden vergilendirme işlemlerinin yargı yoluyla denetlenebilmesi imkanına sahip olamamışlardır. Dolayısıyla derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanun’un 378. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, düzeltme beyannamesine ihtirazi kayıt konulmasının dava açma hakkı vermeyeceği şeklinde yorumlaması -sürecin bütününe bakıldığında- başvurucuların, müdahalenin hukuka aykırı olduğuna yönelik olarak iddia ve itirazlarını etkin bir biçimde sunamaması sonucuna yol açmıştır. Buna göre somut olayda mülkiyet hakkının öngördüğü usul güvencelerinin sağlanamamasından dolayı müdahalenin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile müdahalenin kamu yaran amacı arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahale ölçüsüzdür.

Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”

5- GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Süresinde verilen vergi beyannamesine ihtirazi kayıt konulması ile; beyannamede hesaplanan verginin bir kısmının veya tamamının tahakkuk ettirilmemesi istenerek, ihtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenin tarhı yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarh edilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesi olanaklı kılınarak, verginin eksik beyan edilmesi ve/veya geç tahakkuk etmesi önlenmektedir. Bu şekilde zamanında verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergi/cezalar dava konusu yapılabilmekte ve bu konuda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

Süresinden sonra verilen düzeltme beyannamelerinde dava açma hakkı bazı koşullarda mümkündür. Beyanname verilen bir dönem için vergi idaresinin beyannamenin düzeltilmesine yönelik müeyyide içeren yazılı talebi (VUK’un 378 inci maddesinde yer alan İzaha Davet veya KDV Genel Uygulama Tebliğinin IV/E-3.5. ve IV/E-4.5. bölümleri kapsamında) sonrasında mükelleflerin ilk beyan edilen bilgileri değiştiren ikinci bir beyanname vermeleri ve verecekleri bu beyannamelere ihtirazi kayıt koymaları halinde, yukarıda bir kısmı verilen yargı kararlarında belirtildiği üzere, ihtilafa ait kısım için dava açma hakları bulunmaktadır. Ancak, vergi idaresinin herhangi bir zorlaması olmaksızın sonradan iradi olarak kendiliğinden verilen düzeltme beyannamelerine ihtirazi kayıt konulması ile dava açma hakkı kazanılması mümkün değildir.

 

Devamı: Süresinden Sonra İhtirazi Kayıtla Verilen Düzeltme Beyannamelerinde Dava Açma Hakkı – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2019 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2020/03/10/2019-yili-gelirlerinin-toplanmasinda-dikkat-edilecek-hususlar/ Tue, 10 Mar 2020 09:55:29 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=95341

2019 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini konu edinen Gelir Vergisi Kanununa göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2. maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye […]

Devamı: 2019 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

2019 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com
Yazar Hakkında

Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini konu edinen Gelir Vergisi Kanununa göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2. maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlar olmak üzere yedi gelir unsuru dışındaki hiçbir kazanç veya irat gelir vergisinin konusuna girmemektedir.

Gelir vergisi mükellefleri, yukarıda sayılan kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar için kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının başından yirmi beşinci günü sonuna kadar, bağlı bulunulan vergi dairesine verilir.

414 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde uygulama esasları belirlenen “Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi” ile 2011 ve müteakip takvim yıllarında sadece gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükelleflerin bu iratlarına ilişkin beyannameleri Gelir İdaresi Başkanlığınca önceden doldurulup mükelleflerin onayına sunulmakta iken 2012 yılından itibaren uygulanmakta olan bu sistemin kapsamı 25/02/2016 tarih ve 470 sıra no.lu tebliğ ile genişletilmiştir. İlgili tebliğde belirtildiği üzere, “Hazır Beyan Sistemi” ile gelirleri sadece ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından veyahut tamamından oluşan mükelleflerin Yıllık Gelir Vergisi beyannameleri önceden hazırlanarak onaylarına sunulmaktadır. Hazır Beyan Sisteminin uygulamasına 1 Mart 2016 tarihi itibari itibariyle 2015 yılı gelirleri için başlanmıştır. Aynı sistem 2020 yılında verilecek 2019 yılına ait Gelir Vergisi Beyannamelerinde de, bahsi geçen gelir türlerini kapsamak üzere uygulanacaktır.

GVK’ya göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur. Ancak ekonomik, sosyal, politik ve siyasal nedenlerle bazı gelir unsurları beyanname kapsamı dışında tutulurken, beyannameye dahil edilmeyen kazanç ve iratlardan bir kısmı kesinti yoluyla nihai vergilendirmeye tabi tutulmakta, bir kısmı ise tamamen vergileme dışı bırakılmaktadır.

2019 takvim yılına ilişkin Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesine dahil edilecek gerçek usulde tespit edilen gelirler ile toplama yapılmayan haller ve özellikli hususlara aşağıda maddeler halinde değinilmiştir.

1- Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. (GVK 85) Ancak, gerçek usulde vergilendirilmeyen zirai kazançlar ile gelir vergisinden istisna olan serbest meslek kazançları için beyanname verilmez. (GVK 86) Bu kazançların kesinti yoluyla nihai vergilendirilmesi yapılmaktadır.

2- Tacirler, çiftçiler ve serbest meslek erbabının ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar hariç olmak üzere, kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısmı için beyanname verilmez. Başka gelirlerden dolayı beyanname verilse dahi istisna haddi içinde kalan kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmez. Örneğin, Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 2019 yılı için 5.400- TL’si gelir vergisinden müstesnadır. Bu durumda 5.400-TL ve altında kalan bu tür iratlar dolayısıyla 2019 yılı için 2020 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Ancak; ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek zorunda olanlar ile istisna haddinin üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 148.000-TL’yi aşanlar bu istisnadan faydalanamadıklarından dolayı verecekleri yıllık beyannameye mesken kira gelirlerinin tamamını dahil etmeleri gerekmektedir.

Benzer şekilde, GVK’nın Mükerrer 80. maddesine göre; taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların elden çıkarılmasından doğan kazançların tamamı ile bir takvim yılında elde edilen değer artış kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkartılmasından sağlananlar hariç, 2019 yılı için 14.800-TL’si gelir vergisinden istisnadır. 2019 yılında 14.800-TL’lik tutar sınırının altında elde edilen bu tür kazançlar için 2020 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Diğer gelirler için yıllık beyanname verilse dahi bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

3- Gelir Vergisi Kanununun mülga olan mükerrer 20. maddesi “Genç Girişimcilerde Kazanç İstisnası” başlığı ile birlikte yeniden düzenlenerek 10/2/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İlgili kanun maddesine göre; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle adlarına ilk defa gelir vergisi mükellefiyeti tesis olunan ve mükellefiyet başlangıç tarihi itibarıyla yirmi dokuz yaşını doldurmamış tam mükellef gerçek kişilerin, faaliyete başladıkları takvim yılından itibaren üç vergilendirme dönemi boyunca elde ettikleri bu kazançlarının 75.000 Türk lirasına kadar olan kısmı, maddede belirtilen şartlarla gelir vergisinden müstesna tutulmuştur. Bu istisna hükmü, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle elde edilen kazançlara uygulandığından dolayı, bu kazançları elde edenler 2019 yılı için GVK’nın 85. maddesi hükmü gereği, zarar veya 75.000-TL’nin altında kazanç elde etmiş olsalar dahi her halükarda Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi vererek bu kazançlarını beyannameye dahil etmeleri gerekmektedir.

4- GVK’nın 75. maddesinin 15 ve 16 numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmeyecektir. İlgili madde bentlerinde tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri tarafından ödenen irat tutarları ile bireysel emeklilik sisteminden çeşitli şekillerde ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarlarının menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiştir. GVK’nın 86. maddesinde ilgili menkul sermaye iratları için beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için verilmesi halinde de bu iratların beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

5- Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler ile birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerin toplamı, vergi tarifesinin yazılı olduğu GVK’nın 103. maddesindeki ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2019 yılı için 40.000-TL) aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri beyannameye dahil edilmez. Diğer gelirler için beyanname verilse dahi bu ücretler beyannameye dahil edilmez.

Mükelleflere birinci işvereni seçmede serbestlik tanınmıştır. Bazı durumlarda mükellefler ücret gelirleri için yıllık beyanname vermek isteyebilir. Zira, toplamda düşük vergi diliminde kalan ücret gelirleri için yıllık beyannamede bazı indirimlerin de yapılmasıyla yıl içinde kesilen stopajların bir kısmının iadesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda ücret geliri elde edenler yıllık beyannameyi verebilmek için birinci işveren tercihini, 2019 yılı ücret gelirinin birinci işverenden sonraki toplamının 40.000-TL’yi aşmasını sağlayacak şekilde daha düşük ücret geliri elde ettikleri işveren için kullanabilirler. Ücret geliri elde edenlerin yıllık beyanname vermeleri gerektiği durumlarda, birinci işverenlerden elde ettikleri de dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamını beyannameye dahil etmeleri zorunludur.

Ücretlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi ile ilgili diğer önemli bir konu ise, mahkemelerce veya devletin diğer yetkili birimlerince bilirkişilere ödenen ücretlerin vergilendirilmesi ve işverenin belirlenmesidir. GVK’nın 62. maddesinde işverenlerin hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden hareketle, bilirkişilerin işverenleri, bilirkişileri atayan ve onlardan uzmanlık alanları ile ilgili bilgi, rapor ve görüş isteyen ve karar yetkisi elinde bulunan ilgili mahkemeler ve devletin yetkili mercileridir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nca verilen 28/09/2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010.GVK-61-4-607 sayılı özelgede, farklı hukuk mahkemeleri tarafından görevlendirilen bilirkişilere ödenen ücretlerin, tek vezneden tahakkuk ettirilip ödenmesi halinde tek işverenden elde edilen ücret olarak değerlendirilmesi, ayrı veznelerce tahakkuk ettirilip ödenmesi durumunda ise ayrı tahakkuk yapan her bir veznenin ayrı bir işveren olarak değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca bilirkişi ücretlerinin doğrudan davacılardan tahsil edilmesi durumunda ise her bir ödemenin, ödemeyi yapan birimler itibariyle ayrı işverenlerden yapılan ücret ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, tahakkuk ve ödemeyi yapan her veznenin bağlı olduğu birimin ayrı bir işveren olarak kabul edilip buna göre işlem yapılması gerekmektedir.

Ücret gelirlerinin beyanına ilişkin 7194 Sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile 01.01.2020 tarihinden itibaren elde edilen ücret gelirlerine uygulanmak üzere; tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş GVK’nın 103. maddesinde yazılı tarifenin 4. gelir diliminde yer alan tutarı aşan ücretler ile 1. işverenden alınan dahil ücret gelirleri toplamı 103. maddede yazılı tarifenin 4. gelir diliminde yer alan tutarı aşan mükelleflerin bu ücretlerin tamamını Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan zorunluluğu getirilmiştir. Ancak bu düzenleme, 01.01.2020 tarihinden itibaren elde edilen ücret gelirlerine uygulanacak olup, 2019 takvim yılı için 2020/Mart döneminde verilecek Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesine bu ücret gelirleri dahil edilmeyecektir.

6- 7194 sayılı Kanunla yapılan başka bir düzenleme ile; beyannameli mükellefiyetin artırılması ve yüksek gelir gruplarından daha fazla vergi alınması amacına yönelik olarak ve 01/01/2019 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere; Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesi, yeni dilim eklenerek, aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

1. Dilim 18.000 TL’ye kadar %15
2. Dilim 40.000 TL’nin 18.000 TL’si için 2.700 TL, fazlası %20
3. Dilim 98.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL (ücret gelirlerinde 148.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100), fazlası %27
4. Dilim 500.000 TL’nin 98.000 TL’si için 22.760 TL (ücret gelirlerinde 500.000 TL’nin 148.000 TL’si için 36.260 TL), fazlası %35
5. Dilim 500.000 TL’den fazlasının 500.000 TL’si için 163.460 TL (ücret gelirlerinde 500.000 TL’den fazlasının 500.000 TL’si için 159.460 TL), fazlası %40

Bu düzenleme ile, mevcut tarifenin ilk dört dilimi korunmak suretiyle, 500.000-TL’ye kadar gelir elde eden grupların vergi yüklerinde herhangi bir değişiklik yapılmamış, 500.000-TL üstü gelir elde edenlerin gelir vergisi oranı %40 olarak belirlenmiştir.

Bilindiği üzere; Gelir Vergisi Tarifesi ücret gelirlerinde %35’lik dilime geç ulaşılmasını sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; 2019 takvim yılına ilişkin olup, yıllık gelir vergisi beyannamesinde 98.000 TL’yi aşacak şekilde ücretle birlikte diğer gelirlerin de beyan edilmesi durumunda, 98.000 TL’yi aşan tutarın ücret gelirine isabet eden kısmına daha düşük vergi oranının uygulanması gerekmekte olup, ücret geliri nedeniyle eksik olması gereken vergi tutarı aşağıda gösterilen şekilde hesaplanabilecektir.

a) Beyannameye dahil edilen tüm gelirlerin toplamından oluşan vergiye tabi gelir üzerinden, tarifenin ücret dışındaki gelirler için geçerli olan vergi oranları esas alınarak gelir vergisi hesaplanacak,

b) Beyannameye dahil edilen ücret gelirinin, beyan edilen toplam gelir içindeki oranı bulunarak, bu oranın toplam Vergiye Tabi Gelirin (Matrah) 98.000 TL’yi aşan kısmına uygulanması sonucunda ulaşılacak tutara (Bu tutar 2019 yılı için en fazla 50.000 TL olabilecektir.) %8 oranının uygulanması suretiyle, beyan edilen ücret geliri dolayısıyla toplam vergiden indirilecek gelir vergisi tutarı hesaplanacak,

c) Ücret geliri dolayısıyla eksik hesaplanması gereken vergi tutarının, beyannamedeki tüm gelirlerin toplamından oluşan matrah üzerinden hesaplanan vergi tutarından düşülmesi suretiyle, beyannamede gösterilecek hesaplanan gelir vergisi tutarı bulunmuş olacaktır.

Örnek:   Gelir Vergisi mükellefi Ali Bey’in 2019 yılına ilişkin Gelir Vergisi Beyannamesindeki gelirleri aşağıdaki gibidir.

Serbest Meslek Kazancı                                      :  35.000-TL

Gayrimenkul Sermaye İradı                               :  52.000-TL

1.İşverenden Elde Edilen Ücret Geliri             :  48.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

2.İşverenden Elde Edilen Ücret Geliri             :  57.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

————————————————-     ———————————————–

Vergiye Tabi Gelir Toplamı (Matrah)             : 192.000-TL

Buna göre, Gelir Vergisi tutarı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

Vergiye Tabi Gelir Üzerinden Hesaplanan Vergi ((192.000 – 98.000) x 0.35 + 22.760) =    55.660-TL
Ücret Gelirinin Toplam Gelire Oranı 105.000 / 192.000 =    %55
98.000-TL’yi Aşan Matrahın Ücrete Tekabül Eden Kısmı (192.000 – 98.000)  x  %55 =   51.700-TL (50.000-TL’si dikkate alınabilecektir.)
Ücret Geliri Dolayısıyla Eksik Hes. Gelir Vergisi 50.000 x %8 =    4.000-TL
Hesaplanan Gelir Vergisi 55.660 – 4.000 =  51.660-TL

7- Vergiye tabi gelir toplamının 103. maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2019 yılı için 40.000-TL) aşmaması koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş olan menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları yıllık beyannameye dahil edilmeyecektir.

Vergiye tabi gelir toplamının içerisine ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşan yedi gelir unsurunun tamamı girmektedir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken konu ücretlerin vergiye tabi gelir toplamının dışında tutulması gerektiğidir. Ücretler, ayrıca değerlendirilecek ve toplama dahil edilmeyecektir. Ancak, birden sonraki işverenden elde edilen ücretler toplamı 103. maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşarsa (2019 yılı için 40.000-TL) tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı ne olursa olsun beyannameye dahil edilecektir. Dolayısıyla, ücretler diğer gelir unsurlarından bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulmasına karşın, birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamının yukarıda bahsedilen tutar sınırını (40.000-TL) aşması halinde tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı 1 TL dahi olsa bu iratların yıllık beyannameye dahil edilmesi zorunluluğunun doğmasına neden olmaktadır.

Gelirin toplanması ile ilgili 40.000-TL’lik beyan sınırının hesabında sadece tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının mı dikkate alınacağı, yoksa bütün gelir unsurlarının mı toplanacağı konusunda tereddütler yaşanmaktadır. GVK 86/1-c’de belirtildiği üzere, bütün gelir unsurları (ücretler hariç) toplama dahil edilecek ve toplamda 40.000-TL’lik tutar sınırının aşılması halinde, tevkifata tabi tutulmuş menkul ve gayrimenkul sermaye iratları beyannameye dahil edilecektir. Örneğin, 41.000-TL serbest meslek kazancı olan bir kişinin 1 TL dahi tevkifata tabi tutulmuş işyeri kira geliri bulunması halinde Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesine işyeri kira gelirini dahil etmesi gerekmektedir. Zira toplamda 40.000-TL’lik beyan sınırı aşılmış bulunmaktadır. Yine, 26.000-TL serbest meslek kazancı, 14.500-TL işyeri kira geliri olan bir kişi için de toplamda 40.000-TL’lik beyan sınırı aşıldığından dolayı işyeri kira gelirinin de serbest meslek kazancı ile birlikte beyannameye dahil edilmesi gerekmektedir.

8- Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 2019 yılı için 2.200- TL’yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için GVK’nın 86/1-d maddesi gereğince yıllık beyannameye verilmeyecek, başka gelirler için beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir. Ancak, 2019 yılı için 2.200- TL’yi aşan tutarda tevkifat ve istisna uygulamasına tabi olmayan menkul veya gayrimenkul sermaye iradı elde edilmesi halinde, beyan sınırı olan 2.200- TL’ye kadar olanlar da dahil edilerek ilgili gelirin tamamı için yıllık beyanname verilmesi gerekmektedir. Bu tür gelirlere, alacak faizleri dolayısıyla elde edilen ve tevkifata tabi olmayan menkul sermaye iratları ile basit usule tabi mükelleflere kiralanan ve tevkifata tabi olmayan işyerleri dolayısıyla elde edilen gayrimenkul sermaye iratları örnek verilebilir.

9- Dar mükellefiyete tabi olanlar, GVK’nın 86/2 maddesi gereğince tamamı Türkiye’de tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret, serbest meslek kazancı, menkul ve gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve irat gelirlerinden elde etmeleri halinde yıllık beyanname vermeyeceklerdir.

10- Her nevi hisse senetlerinin kar payları, iştirak hisselerinden doğan kazançlar ile kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kar payları için kurum bünyesinde %15 stopaj yapılır. Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesi hükmü uyarınca, elde edilen kar payının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın aynı Kanunun 86 ncı maddesinde belirtilen beyan haddini aşması halinde (2019 yılı için 40.000 TL) 2020 yılında beyanı gerekecektir. Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden kurum bünyesinde yapılan %15 oranındaki tevkifatın tamamı mahsup edilecektir.

11- Hisse senetleri alım-satım kazançları GVK Geçici 67. madde kapsamında 27/04/2012 tarih ve 2012/3141 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile %0 oranında tevkifata tabi olup, bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecektir. Ayrıca, tam mükellef kurumlara ait olup, İMKB’de (Borsa İstanbul) işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler tevkifata tabi olmayacağı gibi bu gelirler için Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesi de uygulanmayacağından değer artış kazancı olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmesi de söz konusu olmayacaktır. 1/1/2006 tarihinden önce iktisap edilen hisse senetleri alım-satım kazançları için ise geçici 67 nci madde kapsamında tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler 31/12/2005 tarihinde geçerli olan mevzuat hükümlerine göre vergilendirilecek olup, maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulamasından sonra kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir.

12- Devlet tahvili ve Hazine bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları, 27/09/2010 tarih ve 2010/926 sayılı BKK gereğince GVK Geçici 67. madde (Geçici 67.madde hükümlerinin geçerlilik süresi 31/12/2015 iken, 6655 sayılı Kanun‘la 31/12/2020 olarak yeniden belirlenmiştir.) kapsamında %10 oranında tevkifata tabi olup bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecek ve başka gelirler için verilecek beyannameye de dahil edilmeyecektir. Özel sektör tahviline ilişkin faiz gelirleriyle alım-satım kazançları da GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi olup aynı durumdaki Devlet tahvili/Hazine bonosu gelirleri gibi vergilendirilmektedir.

13- Eurobondlardan (Yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetler) elde edilen faiz gelirleri, ihraç tarihi ne olursa olsun GVK Geçici 67. madde kapsamı dışında ancak GVK 94.madde kapsamında ilgili BKK ile %0 oranında tevkifata tabi olduğundan, 2019 yılına ilişkin beyan haddi olan 40.000-TL’nin aşılması halinde beyan edilecektir. Eurobond alım-satım kazancında ise maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulaması sonucu kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir. Dar mükellefiyete tabi olanların ise, eurobondlardan elde ettikleri gelirler için %0 oranında dahi olsa Türkiye’de tevkifata tabi tutulduğundan GVK 86/2 gereği yıllık veya münferit beyanname vermeleri söz konusu değildir.

14- Mevduat faizleri GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabidir. İlgili Cumhurbaşkanlığı Kararı gereği, döviz tevdiat hesaplarına yürütülen faizler vadelere göre %20 ve %18 oranlarında; mevduat faizleri de vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir. Katılım bankalarınca döviz katılma hesaplarına ödenen kar payları da vadelere göre %20 ve %18 oranlarında; katılım bankaları tarafından katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları ise yine vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için de yıllık beyanname verilmeyecektir.

15- Repo işlemlerinden elde edilen gelirler de GVK Geçici 67. madde uyarınca tevkifat uygulaması kapsamındadır. 2019 yılında elde edilen repo gelirleri % 15 oranında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

16- Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen gelirler GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabidir. Bankalar veya aracı kurumlar, vadeli işlem veya opsiyon sözleşmesinin hükmünden yararlanıldığı anda, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değeri ile işlem fiyatına göre oluşan değeri arasındaki fark üzerinden sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla tevkifat yapacaklardır. Tevkifat oranı, Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında hisse senedi veya hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılan vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri için %0, hisse senedi ve hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılanlar dışında kalan sözleşmelerden elde edilen gelirler üzerinden ise ilgili Bakanlar Kurulu Kararları gereğince % 10 oranında uygulanmaktadır. Her iki durumda da bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

17- GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi tutulan gelirlerin ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, bu gelirler ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecek olup ticari kazançlarla ilgili olarak verilen beyannameye dahil edilecektir. Beyan edilen gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden geçici 67. madde hükmü çerçevesinde tevkif edilen vergiler mahsup edilecektir.

18- GVK’nın Geçici 72. maddesi uyarınca, 31/12/2019 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden maddede belirtilen oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılacak olup, bu ödemeler için GVK 94.madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecek ve diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

7194 Sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile;

01.2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, GVK’nın Geçici 72. maddesine göre en üst liglerdeki sporculara yapılan ücret ödemeleri için geçerli gelir vergisi tevkifat oranı %15’ten %20’ye çıkarılmıştır.

Kanun maddesinin uygulama süresi 31/12/2023 tarihine kadar uzatılmıştır.

Ayrıca, sporculara yapılan ödemelerin 103. maddede yazılı tarifenin 4. diliminde yer alan tutarı (2020 için 600.000-TL) aşması halinde bu gelirler için yıllık beyanname verme zorunluluğu getirilmiştir. Ancak 2019 takvim yılı gelirleri için 2020 yılında verilecek Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinde bu gelirler beyan edilmeyecektir.

19- 23/02/2017 tarihinde kabul edilen 6824 Sayılı Kanunun 4. madde hükmü ile yeniden ihya edilen GVK’nın “Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi” başlıklı Mükerrer 121. Maddesi ile; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden maddede belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’inin, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirim imkanı getirilmiştir.

Düzenlemeye göre, indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1.400.000- Türk lirasından fazla olamayacaktır. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilecek olup, bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmeyecektir. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilmektedir.

7194 Sayılı Kanunun 18. maddesi ile vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan %5’lik vergi  indiriminde VUK Mükerrer Madde 121’de yer alan şartlar yumuşatılmış olup, maddenin yeni halinde indirim şartları şu şekilde yer almaktadır:

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) olması,

(1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması,

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla, (1) numaralı bent kapsamındaki vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmiş, ayrıca, vergi aslı (vergi cezaları ile fer’i alacaklar dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması şarttır.

» Eski düzenlemede yer alan “İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması şartı” yürürlükten kaldırılmıştır.

» Yeni düzenlemede, beyannamenin verildiği yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait beyannamelerin kanuni süresinde verilmiş olması bu koşul için yeterli sayılmıştır.

01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeden 2019 yılı gelirlerini 2020/Mart döneminde beyan edecek gelir vergisi mükellefleri faydalanabilecektir.

 

Devamı: 2019 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler -3 (Binek Otomobillerde Gider Kısıtlaması) – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2020/01/06/binek-otomobillerde-gider-kisitlamasi/ Mon, 06 Jan 2020 13:23:37 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=93308

Binek Otomobillerde Gider Kısıtlaması 7194 Sayılı “Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 07/12/2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu Kanunla, “Dijital Hizmet Vergisi”, “Konaklama Vergisi”, “Değerli Konut Vergisi” gibi yeni vergi türlerinin ihdas edilmesinin yanı sıra birçok vergi kanununda da önemli değişiklikler ve […]

Devamı: 7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler -3 (Binek Otomobillerde Gider Kısıtlaması) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Binek Otomobillerde Gider Kısıtlaması

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com
Yazar Hakkında

7194 Sayılı “Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 07/12/2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Bu Kanunla, “Dijital Hizmet Vergisi”, “Konaklama Vergisi”, “Değerli Konut Vergisi” gibi yeni vergi türlerinin ihdas edilmesinin yanı sıra birçok vergi kanununda da önemli değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Binek Otomobillerde Gider Kısıtlaması

Mevcut uygulamada, işletme aktifine kayıtlı olup kazancın elde edilmesinde kullanılan binek otomobillere ait giderlerin tamamı (Motorlu taşıtlar vergisi hariç) gelir veya kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak dikkate alınabilmektedir. 7194 Sayılı Kanun gerekçesinde bu duruma işaret edilerek,  uygulamanın suistimal edildiği ve şahsi ihtiyaçlar için kullanılan binek otomobillere ait giderlerin de gelir veya kurum kazancından indirilebildiği belirtilmiştir.

7194 Sayılı Kanunun 13. Maddesi ile ticari kazancın tespitine yönelik “İndirilecek Giderler”in belirlendiği 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. Maddesinin birinci fıkrasının (1), (5) ve (7) numaralı bentlerine sırasıyla aşağıdaki hükümler eklenmiştir.


Gider Kısıtlaması ve Muhasebe Uygulamaları İçin TIKLAYINIZ


“Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerinin her birine ilişkin aylık kira bedelinin 5.500 TL kadarlık kısmı ile binek otomobillerinin iktisabına ilişkin özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi toplamının en fazla 115.000 TL’ye kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilir.”

“Şu kadar ki faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, binek otomobillere ilişkin giderlerin en fazla %70’i indirilebilir.”

“Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç ilk iktisap bedeli 135.000 Türk lirasını, söz konusu vergilerin maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hâllerde, amortismana tabi tutarı 250.000 TL’yi aşan binek otomobillerinin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmı gider yazılabilir. Bu hükmün uygulanmasında binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutar dikkate alınır.”

7194 Sayılı Kanunun 14. Maddesi ile yukarıda bahsi geçen düzenlemenin tamamı, serbest meslek kazancının tespitine yönelik belirlemelerin yer aldığı GVK’nın “Mesleki Giderler” başlıklı  68. Maddesine de eklenmiştir.

01/01/2020 tarihinden itibaren uygulanacak olan bu düzenlemelerin neticesinde, faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere; “Binek Otomobil Gider Kısıtlaması”nın  Gelir/Kurumlar Vergisi ve KDV mevzuatına etkisi gider türleri itibariyle aşağıdaki gibidir.

Amortisman Kısıtlaması:

Yeni uygulamada, iktisap edilen binek otomobil için ayrılan amortismanın gider yazılmasında üst sınır getirilmiştir. ÖTV ve KDV hariç ilk iktisap bedeli 135.000-TL’yi veya bu vergiler dahil 250.000-TL’yi aşan binek otomobillerin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmı gider yazılabilir. Gider yazılmayan kısmın ise, binek otomobilin satıldığı tarihte hesaplanacak taşıt satış kar/zarar hesabında net aktif değerini artıran bir unsur olarak dikkate alınabilmesi mümkündür.

Genel Gider Kısıtlaması:

Binek otomobillere ilişkin giderlerin en fazla %70’i Gelir/Kurumlar Vergisi uygulamasında gider olarak dikkate alınabilecektir. Kalan %30’luk kısım ise kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacaktır.

Binek Oto Kira Gideri Kısıtlaması:

Kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerin her birine ilişkin aylık kira bedelinin 5.500-TL kadarlık kısmı gider kabul edilecek, bu tutarın üstünde kalan kısım ise, kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacaktır.

İlk İktisapta KDV ve ÖTV Kısıtlaması:

Binek otomobillerin iktisabına ilişkin ÖTV ve KDV toplamının en fazla 115.000-TL’ye kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilecektir. Fazlaya ilişkin tutarın ise kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması veya taşıtın maliyetine ilave edilmesi mümkündür. 115.000-TL üstü ÖTV ve KDV’nin binek otomobilin aktif değerine ilave edilmesi mükellefin lehine olacaktır. Zira, böylesi bir tercih, satış esnasında taşıtın maliyetini artıran bir unsur olarak, taşıt satış kar/zarar hesabına doğrudan etki edecektir.

KDV İndirim Kısıtlaması:

7194 Sayılı Kanunda binek otomobillerin giderlerine ilişkin KDV indirimini kısıtlayan herhangi bir hüküm bulunmamasına karşın, 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 30/d maddesindeki “Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı” kuralı gereğince, Gelir/Kurumlar Vergisi uygulamasında indirimi kabul edilmeyen yukarıda belirtilen binek otomobillere ait giderler dolayısıyla ödenen KDV’nin indirimi de mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla, gerek binek araç kiralamalarındaki 5.500-TL’lik tutar sınırını aşan kısma ilişkin yüklenilen KDV, gerekse binek araçlara ait alım ve kiralamalar dışındaki giderlere ilişkin %70’ini aşan kısma ait KDV’nin indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

7194 Sayılı Kanunla 01/01/2020 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi gelir ve kazançları ile Katma Değer Vergisi işlemlerine uygulanmak üzere yürürlüğe giren “Binek otomobillere ilişkin gider ve KDV kısıtlaması” uygulaması, Kanun gerekçesinde belirtilen suistimallerin önlenmesinde belli bir oranda amaca hizmet edebilir. Ancak, suistimallere yönelik spesifik çözümler yerine, toptancı bir anlayışla, dürüst mükelleflerin de dahil olduğu bütün mükellefler için geçerli olmak üzere yürürlüğe giren bu düzenleme ile, vergide adalet ilkesinin zedelenmesinin yanı sıra, kayıt dışılığa yapacağı etki, verginin tabana yayılmasına ve gönüllü uyuma vereceği zarar birlikte değerlendirildiğinde, vergi sistemine faydadan ziyade zarar getireceği tahmin edilmektedir.

Devamı: 7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler -3 (Binek Otomobillerde Gider Kısıtlaması) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler – 2 (Yüksek Ücretlerin Beyanı ve Gelir Vergisinde Yeni Tarife) – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2019/12/23/yuksek-ucretlerin-beyani-ve-gelir-vergisinde-yeni-tarife/ Mon, 23 Dec 2019 03:52:02 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=92308

Yüksek Ücretlerin Beyanı ve Gelir Vergisinde Yeni Tarife 7194 Sayılı “Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 07/12/2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu Kanunla, “Dijital Hizmet Vergisi”, “Konaklama Vergisi”, “Değerli Konut Vergisi” gibi yeni vergi türlerinin ihdas edilmesinin yanı sıra birçok vergi kanununda […]

Devamı: 7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler – 2 (Yüksek Ücretlerin Beyanı ve Gelir Vergisinde Yeni Tarife) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Yüksek Ücretlerin Beyanı ve Gelir Vergisinde Yeni Tarife

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

7194 Sayılı “Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 07/12/2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Bu Kanunla, “Dijital Hizmet Vergisi”, “Konaklama Vergisi”, “Değerli Konut Vergisi” gibi yeni vergi türlerinin ihdas edilmesinin yanı sıra birçok vergi kanununda da önemli değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Yüksek Ücret Gelirlerinin Yıllık Beyanname İle Beyan Edilmesi

Mevcut uygulamada, tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretlerin, tutarının yüksekliğine bakılmaksızın yıllık beyanname ile beyan edilme zorunluluğu bulunmamaktadır. 7194 Sayılı Kanunla getirilen yeni düzenlemede ise, yüksek ücret geliri elde edenlerin matrah ve diğer unsurlarının kontrolünün sağlanmasını teminen, belli tutarın üstü ücret gelirleri için yıllık beyanname ile beyan zorunluluğu bulunmaktadır. 7194 Sayılı Kanunun 15. Maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 86 ıncı maddesinin 1 inci fıkrasının (1) numaralı bendinin (b) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş 103 üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birinciden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı ve birinci işverenden alınan dâhil ücret gelirleri toplamı 103 üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dâhil),”

Yüksek ücret geliri elde edenlerin beyanname zorunluluğuna ilişkin yapılan bu düzenleme ile;

Tek işverenden alınan tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret gelirleri toplamının 103 üncü maddede yazılı tarifenin 4. gelir diliminde yer alan tutarı aşması halinde bu gelirler için,

Birden fazla işverenden tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret geliri elde eden mükelleflerin, birden sonraki işverenden aldıkları ücret gelirleri toplamının, 103 üncü maddede yazılı tarifenin 2. gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması, ancak, bu ücreti ile ilk işverenden alınan ücret geliri toplamının 103 üncü maddede yazılı tarifenin 4. gelir diliminde yer alan tutarı aşması halinde bu gelirler için,

Yıllık beyanname ile beyan zorunluluğu getirilmiştir. Öte yandan, mevcut uygulamada yer alan, “Birden fazla işverenden tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret geliri elde eden mükelleflerin, birden sonraki işverenden aldıkları ücret gelirleri toplamı, 103 üncü maddede tarifenin 2. gelir diliminde yer alan tutarı aşması halinde” bu gelirler için geçerli olan yıllık beyanname ile beyan zorunluluğu, değişiklik sonrası yeni uygulamada da devam etmektedir.

Yüksek ücret gelirlerine ilişkin getirilen yıllık beyanname zorunluluğu 01/01/2020 tarihinden itibaren elde edilen ücret gelirlerine uygulanacaktır. Dolayısıyla, 2019 yılında elde edilen gelirleri için 2020/Mart döneminde verilecek “Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi”nde ücret gelirlerinin beyanı ile ilgili yeni uygulamaya ilişkin hükümler dikkate alınmayacaktır.

Örnek: Gelir Vergisi mükellefi Ali Bey’in 2019 yılına ilişkin gelirleri aşağıdaki gibidir.

X A.Ş. İşvereninden Elde Edilen Ücret Geliri       :  50.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

Y Ltd.Şti. İşvereninden Elde Edilen Ücret Geliri  :  28.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

Bu ücret gelirlerine ilişkin beyanname verme yükümlülüğü şu şekilde olacaktır:

1) Ali Bey’in işverenlerin her birinden almış olduğu ücret, tek başına tarifenin 4. gelir diliminde yer alan 500.000-TL’lik tutar sınırını aşmadığından dolayı yıllık beyanname verilmeyecektir.

2) İşverenlerin her ikisinden alınan ücret gelirleri toplamı, tarifenin 4. gelir diliminde yer alan 500.000-TL’yi aşmadığından dolayı yıllık beyanname verilmeyecektir.

3) Ali Bey’in 1. İşverenden sonraki işverenden almış olduğu ücretlerin toplamı 28.000-TL’dir. (1. İşverenin Ali Bey’in tercihine bağlı olarak en yüksek ücret aldığı X A.Ş. olduğu varsayımıyla) 28.000-TL’lik ücret geliri, tarifenin 2. gelir diliminde ait 40.000-TL’lik tutar sınırını aşmadığından dolayı yıllık beyanname verilmeyecektir. (1. İşverene ilişkin tercih değişikliği halinde ise; 2. İşverenden alınan ücret 50.000-TL olacak ve beyanname verme sınırı olan 40.000-TL aşılmış olacağından dolayı, ücret gelirlerinin tamamının yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekecektir.)

Gelir Vergisinde Yeni Tarife ve Oran

Kanun gerekçesinde belirtilen beyannameli mükellefiyetin artırılması ve yüksek gelir gruplarından daha fazla vergi alınması amacına yönelik olarak ve 01/01/2019 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere; Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesi, yeni dilim eklenerek, aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

1. Dilim 18.000 TL’ye kadar %15
2. Dilim 40.000 TL’nin 18.000 TL’si için 2.700 TL, fazlası %20
3. Dilim 98.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL (ücret gelirlerinde 148.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100), fazlası %27
4. Dilim 500.000 TL’nin 98.000 TL’si için 22.760 TL (ücret gelirlerinde 500.000 TL’nin 148.000 TL’si için 36.260 TL), fazlası %35
5. Dilim 500.000 TL’den fazlasının 500.000 TL’si için 163.460 TL (ücret gelirlerinde 500.000 TL’den fazlasının 500.000 TL’si için 159.460 TL), fazlası %40

Bu düzenleme ile, mevcut tarifenin ilk dört dilimi korunmak suretiyle, 500.000-TL’ye kadar gelir elde eden grupların vergi yüklerinde herhangi bir değişiklik yapılmamış, 500.000-TL üstü gelir elde edenlerin gelir vergisi oranı %40 olarak belirlenmiştir.

Devamı: 7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler – 2 (Yüksek Ücretlerin Beyanı ve Gelir Vergisinde Yeni Tarife) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler -1 (Kanun Yolundan Vazgeçme) – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2019/12/09/kanun-yolundan-vazgecme/ Mon, 09 Dec 2019 09:50:41 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=91847

Kanun Yolundan Vazgeçme 7194 Sayılı “Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 07/12/2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu Kanunla, “Dijital Hizmet Vergisi”, “Konaklama Vergisi”, “Değerli Konut Vergisi” gibi yeni vergi türlerinin ihdas edilmesinin yanı sıra birçok vergi kanununda da önemli değişiklikler ve yeni […]

Devamı: 7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler -1 (Kanun Yolundan Vazgeçme) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Kanun Yolundan Vazgeçme

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

7194 Sayılı “Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 07/12/2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Bu Kanunla, “Dijital Hizmet Vergisi”, “Konaklama Vergisi”, “Değerli Konut Vergisi” gibi yeni vergi türlerinin ihdas edilmesinin yanı sıra birçok vergi kanununda da önemli değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Kanun Yolundan Vazgeçme

7194 Sayılı Kanunun 27. Maddesi ile 213 Sayılı VUK’un mülga olan 379. Maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir:

“Kanun yolundan vazgeçme:

MADDE 379- Vergi/ceza ihbarnamesine karşı süresinde açılan davalarda, vergi mahkemesince verilen istinaf yolu açık kararlar ile bölge idare mahkemesince verilen temyiz yolu açık kararlarda (Danıştayın bozma kararı üzerine verilen kararlar hariç);

Kaldırılan vergi tutarının %60’ı, tasdik edilen vergi tutarının tamamı ile tasdik edilen vergi tutarına ilişkin vergi ziyaı cezasının %75’i,

Bağlı olduğu vergi aslı dava konusu yapılmayan veya 359 uncu maddede yazılı fiillere iştirak nedeniyle kesilen vergi ziyaı cezaları ile usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının kaldırılan tutarının %25’i ve tasdik edilen tutarının %75’i,

mükellef için geçerli olan kanun yoluna başvuru süresi içerisinde, dava konusu vergi ve/veya vergi cezalarının tümü için kanun yolundan vazgeçildiğine ilişkin dilekçenin ilgili vergi dairesine verilmesi şartıyla kanun yolundan vazgeçme dilekçesinin verildiği tarih itibarıyla başkaca bir işleme gerek kalmaksızın tahakkuk eder.

Bu şekilde tahakkuk eden tutarlar tahakkuk tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. Bu maddeye göre tahakkuk eden vergi ve/veya vergi cezalarının %80’inin, hesaplanacak gecikme faizi ile birlikte bu sürede tamamen ödenmesi şartıyla, vergi ve ceza tutarından %20 oranında indirim yapılır. Şu kadar ki, tasdik edilerek tahakkuk eden vergi tutarında indirim yapılmaz. İndirim hükmünden yararlanılabilmesi için dava konusu yapılan ve bu maddeye göre tahakkuk eden vergi ve/veya vergi cezaları ile gecikme faizlerinin birlikte bu fıkra kapsamında ödenmesi şarttır.

Kanun yolundan vazgeçme dilekçesi vergi dairesince ilgili yargı merciine gönderilir ve bu dilekçenin vergi dairesine verildiği tarih kanun yolundan vazgeçme tarihi olarak kabul edilir. Kanun yolundan vazgeçilmesi hâlinde idarece de ihtilaf sürdürülmez. Kanun yolundan vazgeçildiği hâlde istinaf veya temyiz yoluna başvurulması durumunda ise bu başvurular incelenmez.

Kanun yolundan vazgeçilen vergi ve vergi ziyaı cezası için bu maddeye göre yapılan tahakkuktan önce ödenen gecikme faizi ve gecikme zammı da dâhil tutarlar, bu madde hükmüne göre ödenecek tutarlara mahsup edilir.

Bu madde uyarınca istinaf ve temyiz yolundan vazgeçilen davaya ilişkin kararlarda hükmedilen yargılama giderleri, avukatlık ücretleri ve fer’ileri karşılıklı olarak talep edilmez ve bu alacaklar için icra takibi yapılamaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir.”

Bu düzenleme ile Vergi/ceza ihbarnamesine karşı açılan davalarla ilgili vergi mahkemesince verilen istinaf yolu açık kararlar ve bölge idare mahkemesince verilen temyiz yolu açık kararlarda, ilgili mahkemelerin verdiği kararlara (Vergi/cezanın kaldırılması veya tasdik edilmesi) göre değişen oranlarda vergi/ceza indirimi ile birlikte ihtilafın sona ermesi imkanı getirilmiştir. Danıştayın bozma kararı üzerine verilen kararlar bu kapsamda değerlendirilmemektedir.

Kanun Yolundan Vazgeçmenin Şartları ve Uygulama Esasları

Dava açma süresi olan 30 gün içerisinde dava konusu vergi ve/veya cezalarının tümü için mükellefçe kanun yolundan vazgeçildiğine ilişkin dilekçenin ilgili vergi dairesine verilmesi şartıyla, vazgeçme dilekçesinin verildiği tarih itibariyle dava konusu vergi/cezadan, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın, aşağıda belirtilen oranlarda tahakkuk yapılır.

» İlgili mahkeme tarafından verilen kararın verginin kaldırılması şeklinde olması halinde, kaldırılan verginin %60’ı, (Verginin %40’ı ile vergi ziyaı cezasının tamamı iptal edilmektedir.)

» İlgili mahkeme tarafından verilen kararın verginin tasdiki şeklinde olması halinde, tasdik edilen verginin tamamı ile vergi ziyaı cezasının %75’i (Vergi ziyaı cezasının %25’i iptal edilmektedir.)

» Bağlı olduğu vergi aslı dava konusu yapılmayan veya 359 uncu maddede yazılı fiillere iştirak nedeniyle kesilen vergi ziyaı cezaları ile usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının kaldırılan tutarının %25’i ve tasdik edilen tutarının %75’i.

Yukarıda belirtilen şekilde tahakkuk eden tutarların tahakkuk tarihinden itibaren bir ay içerisinde ödenmesi gerekmektedir. Bir ay içerisinde ödeme yapılmaması halinde bu hükümden yine faydalanılır ancak vergi aslına ait tutarlar için ödeme tarihine kadar gecikme zammı hesaplanır.

Ayrıca, tahakkuk eden vergi ve/veya vergi cezalarının en az %80’inin, hesaplanacak gecikme faizi ile birlikte bir ay içinde ödenmesi şartıyla, vergi ve ceza tutarlarından %20 oranında indirim yapılacaktır.

Kanun yolundan vazgeçilmesi ile birlikte mükellef ve vergi idaresi aşağıda belirtilen neticeleri kabul etmiş sayılır:

Kanun yolundan vazgeçilmesi halinde gerek mükellef tarafından gerekse idarece ihtilaf sürdürülemeyecektir. Bu hükme rağmen istinaf veya temyiz yoluna başvurulması halinde ise bu başvurular incelenmeyecektir.

Kanun yolundan vazgeçilen vergi ve vergi ziyaı cezası için 379. Maddeye göre yapılan tahakkuktan önce ödenen gecikme faizi ve gecikme zammı da dahil tutarlar, bu madde hükmüne göre ödenecek tutarlara mahsup edilecektir.

Madde uyarınca istinaf ve temyiz yolundan vazgeçilen davaya ilişkin kararlarda hükmedilen yargılama giderleri, avukatlık ücretleri ve ferileri karşılıklı olarak talep edilemeyecek ve bu alacaklar için icra takibi yapılamayacaktır.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

7194 Sayılı Kanun’la ilk kez uygulamaya giren “Kanun yolundan vazgeçme” düzenlemesi ile mükellef tarafından süresinde açılan davalarda, kararın neticesine göre belirlenen oranlarda yapılacak tahakkuka karşılıklı rıza gösterilmesi ile birlikte hukuki ihtilafın sona ermesi imkanı getirilmiştir. Ancak, bu düzenleme, dava konusu yapılmaksızın tahakkuk eden vergi/cezalar ve Danıştay tarafından verilen kararlar (Danıştayın bozma kararı üzerine verilen kararlar hariç) için söz konusu olmayıp, vergi mahkemesi ve bölge idare mahkemelerince verilen kararlar üzerine mükellefçe başvurulabilecek, idari çözüm yolu niteliğinde, bir nevi uzlaşma yoludur.

Devamı: 7194 Sayılı Kanunla Yapılan Yeni Düzenlemeler -1 (Kanun Yolundan Vazgeçme) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
YMM ve SMMM Hizmetlerinde KDV Açısından Emsal Bedel Sorunu – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2019/06/25/ymm-ve-smmm-kdv-emsal-bedel/ Tue, 25 Jun 2019 05:17:06 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=85395

YMM ve SMMM Hizmetlerinde KDV Açısından Emsal Bedel Sorunu Bilindiği üzere; serbest meslek kazancı niteliğinde olan YMM ve SMMM hizmetlerinde Gelir Vergisi açısından tahsil esası geçerlidir. Tahsilat varsa gelir doğar, aksi durumda, yani tahsilatın gerçekleşmediği durumlarda herhangi bir gelirden söz edilemez. Tahsilat hangi dönemde gerçekleşmişse o dönemin geliri kabul edilir. Tahsilat hiçbir zaman gerçekleşmemişse, gelir […]

Devamı: YMM ve SMMM Hizmetlerinde KDV Açısından Emsal Bedel Sorunu – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

YMM ve SMMM Hizmetlerinde KDV Açısından Emsal Bedel Sorunu

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

Bilindiği üzere; serbest meslek kazancı niteliğinde olan YMM ve SMMM hizmetlerinde Gelir Vergisi açısından tahsil esası geçerlidir. Tahsilat varsa gelir doğar, aksi durumda, yani tahsilatın gerçekleşmediği durumlarda herhangi bir gelirden söz edilemez. Tahsilat hangi dönemde gerçekleşmişse o dönemin geliri kabul edilir. Tahsilat hiçbir zaman gerçekleşmemişse, gelir hiçbir zaman doğmamış demektir. Sebebi ise, Gelir Vergisi Kanununda, serbest meslek kazançları ile ilgili olarak, emsal bedeli uygulamasının bulunmamasıdır.

YMM ve SMMM hizmetlerinde emsal bedelin tespiti açısından KDV mevzuatından kaynaklanan bir karmaşa söz konusudur. Şöyle ki;

3065 sayılı KDV Kanununun “Emsal Bedeli veya Emsal Ücreti” başlıklı 27. Maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bedeli bulunmayan veya bilinmeyen işlemler ile bedelin mal, menfaat, hizmet gibi paradan başka değerler olması halinde matrah işlemin mahiyetine göre emsal bedeli veya emsal ücretidir. Aynı maddenin 5. Fıkrasında, serbest meslek faaliyetleri için ilgili meslek teşekküllerince tespit edilmiş bir tarife varsa, hizmetin bedelinin, bu tarifede gösterilen ücretten düşük olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

3568 Sayılı Kanunun “Ücret” başlıklı 46. Maddesi ise şu şekildedir:

“Ücret meslek mensuplarının hizmetlerine karşılık olan meblağı ifade eder. Ücretin asgarî miktarı tarife ile belirlenir.

Tarifedeki asgarî miktar altında ücret karşılığında iş kabulü yasak olup, aksine hareket disiplin cezasını gerektirir.

Her odanın yönetim kurulu, her yıl ocak ayından geçerli olmak üzere serbest muhasebeci malî müşavirler ve yeminli malî müşavirlerin yapacakları iş ve işlemler karşılığında alacakları ücretleri gösterir birer tarife hazırlayarak Birliğe gönderir.

Birlik yönetim kurulu, oda yönetim kurullarının tekliflerini de gözönüne almak suretiyle çeşitli odaları içine alacak grupları tespit ve gruplarda uygulanacak tarifeleri hazırlayarak Maliye Bakanlığına gönderir.

Maliye Bakanlığı tarifeyi aynen veya gerekli gördüğü değişikliklerle tasdik eder. Tarifeler Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer.

Tarifenin Sahibi Kim?

SMMM ve YMM Ücret tarifesinin meslek odaları veya Birlik (TÜRMOB)’e mi ait olduğu yoksa bu tarifeleri tasdik eden Maliye Bakanlığına mı ait olduğunun tespit edilmesi gerekir. Zira, KDV Kanununun 27. Madde 5. Fıkrasında meslek teşekküllerince (YMM, SMMM Odaları veya TÜRMOB) tespit edilmiş tarifeye işaret edilmektedir. Diğer kurum veya kuruluşlarca tespit edilmiş tarifenin bu madde hükmüne göre emsal bedel hesabı yapılamaz.

3568 Sayılı Kanunun 46. Maddesinde belirtildiği üzere, Odalar ve Birlik ücret tarifelerini hazırlamaktadır. Bu Kurumların tasdik yetkisi bulunmamaktadır. Bu yetki Maliye Bakanlığına aittir. Hatta, Maliye Bakanlığı tarifeyi aynen tasdik edebileceği gibi, gerekli gördüğünde, üzerinde değişiklikler yaparak da tasdik edebilir. Bu durumda YMM, SMMM Odaları ile TÜRMOB’un Kanunda geçen mesleki teşekküller olarak asgari ücret tarifesinin belirlenmesinde, sadece tarifeyi hazırlama görev ve yetkisinin olduğunu, asıl tespit yetkisinin ise tasdik makamı olan Maliye Bakanlığında olduğunu kabul etmek gerekir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme: Serbest meslek kazancı niteliğindeki YMM ve SMMM hizmetlerinden doğan kazançların tespitinde Gelir Vergisi Kanunu açısından emsal bedel uygulaması bulunmamaktadır. KDV Kanunu açısından ise; Kanunun 27. Maddesinin 5. Fıkrasında “Meslek teşekküllerince tespit edilmiş bir tarife varsa” bu tarifede gösterilen ücretten düşük olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

3568 Sayılı Kanuna göre her ne kadar Odaların ve Birliğin (TÜRMOB) ücret tarifesi hazırlama yetkisi bulunsa da, tasdik yetkileri bulunmamaktadır. Ücret tarifesini tasdik etme yetkisi Maliye Bakanlığına aittir. Dolayısıyla ücret tespitini de Maliye Bakanlığı yapmaktadır.

Sonuç olarak; Odalar ve Birliğin YMM ve SMMM hizmetlerine ait ücretlerinin tespitine ilişkin yetkileri Maliye Bakanlığına sunacakları tavsiye seviyesindedir. Bu durumda tarifenin asıl sahibi tarifeyi onaylayan Maliye Bakanlığı olduğundan dolayı KDV Kanununun 27. Maddesinin 5. Fıkrası hükmüne göre YMM ve SMMM hizmetlerinden dolayı KDV açısından emsal bedel uygulamasının yapılmaması gerekmektedir.

Devamı: YMM ve SMMM Hizmetlerinde KDV Açısından Emsal Bedel Sorunu – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2018 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2019/03/01/2018-yili-gelirlerinin-toplanmasi/ Fri, 01 Mar 2019 11:03:34 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=81657

2018 Yılı Gelirlerinin Toplanması Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini  konu edinen Gelir Vergisi Kanununa göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2. maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye […]

Devamı: 2018 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

2018 Yılı Gelirlerinin Toplanması

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini  konu edinen Gelir Vergisi Kanununa göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2. maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlar olmak üzere yedi gelir unsuru dışındaki hiçbir kazanç veya irat gelir vergisinin konusuna girmemektedir.

Gelir vergisi mükellefleri, yukarıda sayılan kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar için kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının başından yirmibeşinci günü sonuna kadar, bağlı bulunulan vergi dairesine verilir.

414 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde uygulama esasları belirlenen “Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi” ile 2011 ve müteakip takvim yıllarında sadece gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükelleflerin bu iratlarına ilişkin beyannameleri Gelir İdaresi Başkanlığınca önceden doldurulup mükelleflerin onayına sunulmakta iken 2012 yılından itibaren uygulanmakta olan bu sistemin kapsamı 25/02/2016 tarih ve 470 sıra nolu tebliğ ile genişletilmiştir. İlgili tebliğde belirtildiği üzere, “Hazır Beyan Sistemi” ile gelirleri sadece ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından veyahut tamamından oluşan mükelleflerin Yıllık Gelir Vergisi beyannameleri önceden hazırlanarak onaylarına sunulmaktadır. Hazır Beyan Sisteminin uygulamasına 1 Mart 2016 tarihi itibari itibariyle 2015 yılı gelirleri için başlanmıştır. Aynı sistem 2019 yılında verilecek 2018 yılına ait Gelir Vergisi Beyannamelerinde de, bahsi geçen gelir türlerini kapsamak üzere uygulanacaktır.

GVK’ya göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur. Ancak ekonomik, sosyal, politik ve siyasal nedenlerle bazı gelir unsurları beyanname kapsamı dışında tutulurken, beyannameye dahil edilmeyen kazanç ve iratlardan bir kısmı kesinti yoluyla nihai vergilendirmeye tabi tutulmakta, bir kısmı ise tamamen vergileme dışı bırakılmaktadır. Yazımızın konusu da yıllık gelir vergisi beyanına dahil edilecek gerçek usulde tespit edilen gelirler ile toplama yapılmayan hallerin incelenmesi olup, 2018 hesap dönemi ile ilgili özellikli hususlara aşağıda maddeler halinde değinilecektir:

1- Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. (GVK 85) Ancak, gerçek usulde vergilendirilmeyen zirai kazançlar ile gelir vergisinden istisna olan serbest meslek kazançları için beyanname verilmez. (GVK 86) Bu kazançların kesinti yoluyla nihai vergilendirilmesi yapılmaktadır.

2- Tacirler, çiftçiler ve serbest meslek erbabının ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar hariç olmak üzere, kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısmı için beyanname verilmez. Başka gelirlerden dolayı beyanname verilse dahi istisna haddi içinde kalan kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmez. Örneğin, Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 2018 yılı için 4.400- TL’si gelir vergisinden müstesnadır. Bu durumda 4.400-TL ve altında kalan bu tür iratlar dolayısıyla 2018 yılı için 2019 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Ancak; ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek zorunda olanlar ile istisna haddinin üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 120.000-TL’yi aşanlar bu istisnadan faydalanamadıklarından, yıllık beyannameye mesken kira gelirlerinin tamamını dahil etmeleri gerekmektedir.

Benzer şekilde, GVK’nın 82. maddesine göre gayrimenkullerin tahliyesi karşılığında elde edilen tazminatlarla ilgili arızi kazancın 2018 yılı için 27.000-TL’si gelir vergisinden istisnadır. 2018 yılında bu tutarın altında elde edilen arızi ticari kazançlar için 2019 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Diğer gelirler için yıllık beyanname verilse dahi bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

3- Gelir Vergisi Kanununun mülga olan mükerrer 20. maddesi “Genç Girişimcilerde Kazanç İstisnası” başlığı ile birlikte yeniden düzenlenerek 10/2/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İlgili kanun maddesine göre; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle adlarına ilk defa gelir vergisi mükellefiyeti tesis olunan ve mükellefiyet başlangıç tarihi itibarıyla yirmi dokuz yaşını doldurmamış tam mükellef gerçek kişilerin, faaliyete başladıkları takvim yılından itibaren üç vergilendirme dönemi boyunca elde ettikleri bu kazançlarının 75.000 Türk lirasına kadar olan kısmı, maddede belirtilen şartlarla gelir vergisinden müstesna tutulmuştur. Bu istisna hükmü, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle elde edilen kazançlara uygulandığından dolayı, bu kazançları elde edenler GVK’nın 85. maddesi hükmü gereği zarar veya 75.000-TL’nin altında kazanç elde etmiş olsalar dahi her halükarda Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi vererek bu kazançlarını beyannameye dahil edeceklerdir.

4- GVK’nın 75. maddesinin 15 ve 16 numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmez. İlgili madde bentlerinde tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri tarafından ödenen irat tutarları ile bireysel emeklilik sisteminden çeşitli şekillerde ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarlarının menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiştir. GVK’nın 86. maddesinde ilgili menkul sermaye iratları için beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için verilmesi halinde de bu iratların beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

5- Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler ile birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerin toplamı, vergi tarifesinin yazılı olduğu GVK’nın 103. maddesindeki ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2018 yılı için 34.000-TL) aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri beyannameye dahil edilmez. Diğer gelirler için beyanname verilse dahi bu ücretler beyannameye dahil edilmez.

Mükelleflere birinci işvereni seçmede serbestlik tanınmıştır. Bazı durumlarda  mükellefler ücret gelirleri için yıllık beyanname vermek isteyebilir. Zira, toplamda düşük vergi diliminde kalan ücret gelirleri için yıllık beyannamede bazı indirimlerin de yapılmasıyla yıl içinde kesilen stopajların bir kısmının iadesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda ücret geliri elde edenler yıllık beyannameyi verebilmek için birinci işveren tercihini, 2018 yılı ücret gelirinin birinci işverenden sonraki toplamının 34.000-TL’yi aşmasını sağlayacak şekilde daha düşük ücret geliri elde ettikleri işveren için kullanabilirler. Ücret geliri elde edenlerin yıllık beyanname vermeleri gerektiği durumlarda, birinci işverenlerden elde ettikleri de dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamını beyannameye dahil etmeleri zorunludur.

Ücretlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi ile ilgili diğer önemli bir konu ise, mahkemelerce veya devletin diğer yetkili birimlerince bilirkişilere ödenen ücretlerin vergilendirilmesi ve işverenin belirlenmesidir. GVK’nın 62. maddesinde işverenlerin hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden hareketle, bilirkişilerin işverenleri, bilirkişileri atayan ve onlardan uzmanlık alanları ile ilgili bilgi, rapor ve görüş isteyen ve karar yetkisi elinde bulunan ilgili mahkemeler ve devletin yetkili mercileridir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nca verilen 28/09/2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010.GVK-61-4-607 sayılı özelgede, farklı hukuk mahkemeleri tarafından görevlendirilen bilirkişilere ödenen ücretlerin, tek vezneden tahakkuk ettirilip ödenmesi halinde tek işverenden elde edilen ücret olarak değerlendirilmesi, ayrı veznelerce tahakkuk ettirilip ödenmesi durumunda ise ayrı tahakkuk yapan her bir veznenin ayrı bir işveren olarak değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca bilirkişi ücretlerinin doğrudan davacılardan tahsil edilmesi durumunda ise her bir ödemenin, ödemeyi yapan birimler itibariyle ayrı işverenlerden yapılan ücret ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın, mükellefin gelirinin Adalet Bakanlığı’na bağlı çeşitli mahkemelerden bilirkişi olarak elde edilen ücret gelirlerinden ibaret olması halinde, bu gelirin tek işverenden elde edilen ücret geliri olarak kabul edilmesi gerektiği şeklinde görüşü de bulunmaktadır. Ancak genel görüş, tahakkuk ve ödemeyi yapan her veznenin bağlı olduğu birimin ayrı bir işveren olarak kabul edilip buna göre işlem yapılması gerektiği şeklindedir.

6- Bilindiği üzere; Gelir Vergisi Kanununun vergi tarifesine ilişkin 103 üncü maddesi, 6009 Sayılı Kanunla ücret gelirlerinde %35’lik dilime geç ulaşılmasını sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. 75 nolu Gelir Vergisi Sirkülerinde konuyla ilgili gerekli açıklamalar yapılmıştır. Gelir Vergi Tarifesi 2018 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere aşağıdaki gibidir:

14.800 TL’ye kadar % 15
34.000 TL’nin 14.800 TL’si için 2.220 TL, fazlası % 20
80.000 TL’nin 34.000 TL’si için 6.060 TL, (ücret gelirlerinde 120.000 TL’nin 34.000 TL’si için 6.060 TL), fazlası % 27
80.000 TL’den fazlasının 80.000 TL’si için 18.480 TL, (ücret gelirlerinde 120.000 TL’den fazlasının 120.000 TL’si için  29.980 TL), fazlası % 35

Buna göre 2018 takvim yılına ilişkin olup, yıllık gelir vergisi beyannamesinde 80.000 TL’yi aşacak şekilde ücretle birlikte diğer gelirlerin de beyan edilmesi durumunda, 80.000 TL’yi aşan tutarın ücret gelirine isabet eden kısmına daha düşük vergi oranının uygulanması gerekmekte olup, ücret geliri nedeniyle eksik olması gereken vergi tutarı aşağıda gösterilen şekilde hesaplanabilecektir:

a) Beyannameye dahil edilen tüm gelirlerin toplamından oluşan vergiye tabi gelir üzerinden, tarifenin ücret dışındaki gelirler için geçerli olan vergi oranları esas alınarak gelir vergisi hesaplanacak,

b) Beyannameye dahil edilen ücret gelirinin, beyan edilen toplam gelir içindeki oranı bulunarak, bu oranın toplam Vergiye Tabi Gelirin (Matrah) 80.000 TL’yi aşan kısmına uygulanması sonucunda ulaşılacak tutara (Bu tutar 2018 yılı için en fazla 40.000 TL olabilecektir.) %8 oranının uygulanması suretiyle, beyan edilen ücret geliri dolayısıyla toplam vergiden indirilecek gelir vergisi tutarı hesaplanacak,

c) Ücret geliri dolayısıyla eksik hesaplanması gereken vergi tutarının, beyannamedeki tüm gelirlerin toplamından oluşan matrah üzerinden hesaplanan vergi tutarından düşülmesi suretiyle, beyannamede gösterilecek hesaplanan gelir vergisi tutarı bulunmuş olacaktır.

Örnek:   Gelir Vergisi mükellefi Ali Bey’in 2018 yılına ilişkin Gelir Vergisi Beyannamesindeki gelirleri aşağıdaki gibidir.

Serbest Meslek Kazancı                             :  25.000-TL

Gayrimenkul Sermaye İradı                       :  38.000-TL

1.İşverenden Elde Edilen Ücret Geliri       :  42.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

2.İşverenden Elde Edilen Ücret Geliri       :  35.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

————————————————————————————————————————————

Vergiye Tabi Gelir Toplamı (Matrah)    : 140.000-TL

Buna göre, Gelir Vergisi tutarı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

Vergiye Tabi Gelir üzerinden hesaplanan vergi           : ((140.000 – 80.000) *0.35 + 18.480)) =  39.480-TL

Ücret Gelirinin Toplam Gelire Oranı                           : (77.000 / 140.000)                                  =   %55

80.000-TL’yi aşan matrahın ücrete tekabül eden kısmı: (140.000 – 80.000) *%55                    =  33.500-TL

Ücret Geliri Dolayısıyla Eksik Hes. Gelir Vergisi       : (38.5000 * %8)                                        =    2.680-TL

Hesaplanan Gelir Vergisi                                           : (39.480 – 2.680)                                  =   36.800-TL

7- Vergiye tabi gelir toplamının 103. maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2018 yılı için 34.000-TL) aşmaması koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş olan menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları yıllık beyannameye dahil edilmez.

Vergiye tabi gelir toplamının içerisine ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşan yedi gelir unsurunun tamamı girmektedir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken konu ücretlerin vergiye tabi gelir toplamının dışında tutulması gerektiğidir. Ücretler, ayrıca değerlendirilecek ve toplama dahil edilmeyecektir. Ancak, birden sonraki işverenden elde edilen ücretler toplamı 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşarsa (2018 yılı için 34.000-TL) tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı ne olursa olsun beyannameye dahil edilecektir. Dolayısıyla, ücretler diğer gelir unsurlarından bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulmasına karşın, birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamının yukarıda bahsedilen tutar sınırını (34.000-TL) aşması halinde tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı 1 TL dahi olsa bu iratların yıllık beyannameye dahil edilmesi zorunluluğunun doğmasına neden olmaktadır.

Gelirin toplanmasında 34.000-TL’lik beyan sınırının hesabında sadece tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının mı dikkate alınacağı yoksa bütün gelir unsurlarının mı toplanacağı konusunda tereddütler yaşanmaktadır. GVK 86/1-c’de belirtildiği üzere, bütün gelir unsurları (ücretler hariç) toplama dahil edilecek ve toplamda 34.000-TL’lik tutar sınırının aşılması halinde, tevkifata tabi tutulmuş menkul ve gayrimenkul sermaye iratları beyannameye dahil edilecektir. Örneğin, 35.000-TL serbest meslek kazancı olan bir kişinin 1 TL dahi tevkifata tabi tutulmuş işyeri kira geliri bulunması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesine işyeri kira gelirini dahil etmesi gerekmektedir. Zira toplamda 34.000-TL’lik beyan sınırı aşılmış bulunmaktadır. Yine, 22.500-TL serbest meslek kazancı, 12.000-TL işyeri kira geliri olan bir kişi için de toplamda 34.000-TL’lik beyan sınırı aşıldığından işyeri kira geliri beyannameye dahil edecektir.

8- Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 2018 yılı için 1.800- TL’yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için GVK’nın 86/1-d maddesi gereğince yıllık beyannameye verilmez. Başka gelirler için beyanname verilmesi halinde de beyannameye dahil edilmez. Ancak, 2018 yılı için 1.800- TL’yi aşan tutarda tevkifat ve istisna uygulamasına tabi olmayan menkul veya gayrimenkul sermaye iradı elde edilmesi halinde, beyan sınırı olan 1.800- TL’ye kadar olanlar da dahil edilerek ilgili gelirin tamamı için yıllık beyanname verilecektir. Bu tür gelirlere, alacak faizleri dolayısıyla elde edilen ve tevkifata tabi olmayan menkul sermaye iratları ile basit usule tabi mükelleflere kiralanan ve tevkifata tabi olmayan işyerleri dolayısıyla elde edilen gayrimenkul sermaye iratları örnek verilebilir.

9- Dar mükellefiyete tabi olanlar, GVK’nın 86/2 maddesi gereğince tamamı Türkiye’de tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret, serbest meslek kazancı, menkul ve gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve irat gelirlerinden elde etmeleri halinde yıllık beyanname vermezler.

10-  Her nevi hisse senetlerinin kar payları, iştirak hisselerinden doğan kazançlar ile kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kar payları için kurum bünyesinde %15 stopaj yapılır. Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesi hükmü uyarınca, elde edilen kar payının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın aynı Kanunun 86 ncı maddesinde belirtilen beyan haddini aşması halinde (2018 yılı için 34.000 TL) izleyen yılda beyanı gerekecektir. Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden kurum bünyesinde yapılan %15 oranındaki tevkifatın tamamı mahsup edilecektir.

11- Hisse senetleri alım-satım kazançları GVK Geçici 67. madde kapsamında 27/04/2012 tarih ve 2012/3141 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile %0 oranında tevkifata tabi olup, bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecektir. Ayrıca, tam mükellef kurumlara ait olup, İMKB’de (Borsa İstanbul) işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler tevkifata tabi olmayacağı gibi bu gelirler için Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesi de uygulanmayacağından değer artış kazancı olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmesi de söz konusu olmayacaktır. 1/1/2006 tarihinden önce iktisap edilen hisse senetleri alım-satım kazançları için ise geçici 67 nci madde kapsamında tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler 31/12/2005 tarihinde geçerli olan mevzuat hükümlerine göre vergilendirilecek olup, maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulamasından sonra kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir.

12- Devlet tahvili ve Hazine bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları, 27/09/2010 tarih ve 2010/926 sayılı BKK gereğince GVK Geçici 67. madde (Geçici 67.madde hükümlerinin geçerlilik süresi 31/12/2015 iken, 6655 sayılı Kanun‘la 31/12/2020 olarak yeniden belirlenmiştir.) kapsamında %10 oranında tevkifata tabi olup bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecek ve başka gelirler için verilecek beyannameye de dahil edilmeyecektir. Özel sektör tahviline ilişkin faiz gelirleriyle alım-satım kazançları da GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi olup aynı durumdaki Devlet tahvili/Hazine bonosu gelirleri gibi vergilendirilmektedir.

13- Eurobondlardan (Yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetler) elde edilen faiz gelirleri, ihraç tarihi ne olursa olsun GVK Geçici 67. madde kapsamı dışında ancak GVK 94.madde kapsamında ilgili BKK ile %0 oranında tevkifata tabi olduğundan, 2018 yılına ilişkin beyan haddi olan 34.000-TL’nin aşılması halinde beyan edilecektir. Eurobond alım-satım kazancında ise maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulaması sonucu kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir. Dar mükellefiyete tabi olanların ise, eurobondlardan elde ettikleri gelirler için %0 dahi olsa Türkiye’de tevkifata tabi tutulduğundan GVK 86/2 gereği yıllık veya münferit beyanname vermeleri söz konusu değildir.

14- Mevduat faizleri GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabidir. İlgili BKK gereği, döviz tevdiat hesaplarına yürütülen faizler, vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; mevduat faizleri de vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir. Katılım bankalarınca döviz katılma hesaplarına ödenen kar payları da vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; katılım bankaları tarafından katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları ise yine vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için de yıllık beyanname verilmeyecektir.

15- Repo işlemlerinden elde edilen gelirler de GVK Geçici 67. madde uyarınca tevkifat uygulaması kapsamındadır. 2018  yılında elde edilen repo gelirleri % 15 oranında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

16- Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen gelirler GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabidir. Bankalar veya aracı kurumlar, vadeli işlem veya opsiyon sözleşmesinin hükmünden yararlanıldığı anda, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değeri ile işlem fiyatına göre oluşan değeri arasındaki fark üzerinden sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla tevkifat yapacaklardır. Tevkifat oranı, Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında hisse senedi veya hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılan vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri için %0, hisse senedi ve hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılanlar dışında kalan sözleşmelerden elde edilen gelirler üzerinden ise ilgili Bakanlar Kurulu Kararları gereğince % 10 oranında uygulanmaktadır. Her iki durumda da bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

17- GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi tutulan gelirlerin ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, bu gelirler ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecek olup ticari kazançlarla ilgili olarak verilen beyannameye dahil edilecektir. Beyan edilen gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden geçici 67. madde hükmü çerçevesinde tevkif edilen vergiler mahsup edilecektir.

18- GVK’nın Geçici 72. maddesi uyarınca, 31/12/2019 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden maddede belirtilen oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılacak olup, bu ödemeler için GVK 94.madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecek ve diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

19- 23/02/2017 tarihinde kabul edilen 6824 Sayılı Kanun’un 4. madde hükmü ile yeniden ihya edilen GVK’nın “Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi” başlıklı Mükerrer 121. Maddesi ile; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden maddede belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’inin, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirim imkanı getirilmiştir.

Düzenlemeye göre,  indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1.200.000- Türk lirasından fazla olamayacaktır. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilecek olup, bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmeyecektir. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilmektedir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için gerekli şartlar şu şekildedir:

a) İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması. (Her bir beyanname itibariyle 250 TL’ye kadar yapılan eksik ödemeler bu şartı ihlal sayılmayacaktır.) Ayrıca, Vergi kanunları gereğince, tecil edilerek belirlenen şartların gerçekleşmesine bağlı olarak terkin edilecek vergilerin, şartların sağlanamaması halinde kanunlarında belirlenen tecil süresinin sonunu takip eden 15. günün bitimine kadar ödenmesi şartıyla bu şart ihlal edilmiş sayılmayacaktır.

b) Yukarıda belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması.

c) İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması.

Ayrıca, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında VUK’un 359. maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenlerin bu düzenlemeden faydalanamayacakları hüküm altına alınmıştır.

01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeden 2018 yılı gelirlerini 2019/Mart döneminde beyan edecek gelir vergisi mükellefleri faydalanabilecektir.

 

Devamı: 2018 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları 4 (Makine ve Teçhizat Teslimlerinde Yeni İstisnalar) Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2018/12/17/makine-techizat-teslimleri-istisnalar/ Mon, 17 Dec 2018 02:25:48 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=78224

Makine Teçhizat Teslimleri İstisnalar 2018 yılında Katma Değer Vergisi Kanununda yapılan değişikliklerden birisi de makine ve teçhizat teslimlerine ilişkin istisna düzenlemeleridir. 7103 ve 7104 Sayılı Kanunlarla bu istisnalara ilişkin belirlemeler yapılmıştır. 21/03/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7103 Sayılı Kanunun 31. Maddesi ile KDV Kanununa eklenen Geçici 39. Maddede  şu hükümlere yer verilmiştir: – “17/4/1957 tarihli ve 6948 […]

Devamı: 2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları 4 (Makine ve Teçhizat Teslimlerinde Yeni İstisnalar) Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Makine Teçhizat Teslimleri İstisnalar

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

2018 yılında Katma Değer Vergisi Kanununda yapılan değişikliklerden birisi de makine ve teçhizat teslimlerine ilişkin istisna düzenlemeleridir. 7103 ve 7104 Sayılı Kanunlarla bu istisnalara ilişkin belirlemeler yapılmıştır.

21/03/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7103 Sayılı Kanunun 31. Maddesi ile KDV Kanununa eklenen Geçici 39. Maddede  şu hükümlere yer verilmiştir:

– “17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanununa göre sanayi sicil belgesini haiz katma değer vergisi mükelleflerine münhasıran imalat sanayiinde kullanılmak üzere yapılan yeni makine ve teçhizat teslimleri ile 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamındaki teknoloji geliştirme bölgesi ile ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde, 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki Ar-Ge ve tasarım merkezlerinde, 3/7/2014 tarihli ve 6550 sayılı Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun kapsamındaki araştırma laboratuarlarında Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde bulunanlara, münhasıran bu faaliyetlerinde kullanılmak üzere yapılan yeni makine ve teçhizat teslimleri 31/12/2019 tarihine kadar katma değer vergisinden müstesnadır.

– Bu kapsamda yapılan teslimler nedeniyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilir. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler, bu Kanunun 32 nci maddesi hükmü uyarınca istisna kapsamında işlem yapan mükellefin talebi üzerine iade edilir.

– İstisna kapsamında alınan makine ve teçhizatın, teslim tarihini takip eden takvim yılının başından itibaren üç yıl içinde; imalat sanayii veya Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetleri dışında kullanılması veya elden çıkarılması hallerinde, zamanında alınmayan vergi alıcıdan, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilir. Zamanında alınmayan vergiler ile vergi cezalarında zamanaşımı, verginin tarhını veya cezanın kesilmesini gerektiren durumun meydana geldiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.

– İmalat sanayiinde kullanılmak üzere istisna kapsamında teslim edilecek makine ve teçhizatı belirlemeye Bakanlar Kurulu, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

6 Nisan 2018 tarihinde yürürlüğe giren 7104 Sayılı Kanunun 4. Maddesi ile KDV Kanununun 13. Maddesinin 1. Fıkrasına (m) bendi eklenmiştir. Bent hükmü şu şekildedir:

– “ 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamındaki teknoloji geliştirme bölgesi ile ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde, 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki Ar-Ge ve tasarım merkezlerinde, 3/7/2014 tarihli ve 6550 sayılı Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun kapsamındaki araştırma laboratuvarlarında Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde bulunanlara, münhasıran bu faaliyetlerinde kullanılmak üzere yapılan yeni makine ve teçhizat teslimleri (İstisna kapsamında alınan makine ve teçhizatın, teslim tarihini takip eden takvim yılının başından itibaren üç yıl içinde, Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetleri dışında kullanılması veya elden çıkarılması hallerinde, zamanında alınmayan vergi alıcıdan, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilir. Zamanında alınmayan vergiler ile vergi cezalarında zamanaşımı, verginin tarhını veya cezanın kesilmesini gerektiren durumun meydana geldiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.),”  

Yukarıda yer verilen 7103 sayılı Kanunla getirilen istisna düzenlemesi 31/12/2019 tarihine kadar geçerlidir. Düzenleme iki ayrı istisna hükmü içermektedir. Birincisi;  Sanayi sicil belgesini haiz KDV mükelleflerine münhasıran imalat sanayinde kullanılmak üzere yapılan yeni makine ve teçhizat teslimlerine ilişkin istisnadır. Diğeri ise; 4691, 5746 ve 6550 sayılı Kanunlar kapsamında, Kanunda belirtilen yerlerde yapılan Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde bulunanlara, münhasıran bu faaliyetlerinde kullanılmak üzere yapılan yeni makine ve teçhizat teslimlerine ilişkin istisna düzenlemesidir.

Sanayi sicil belgesini haiz KDV mükelleflerine yapılan yeni makine ve teçhizat teslimlerine ilişkin istisna hükmü hariç olmak üzere; yukarıda yer verilen 7103 Sayılı Kanunla getirilen geçici mahiyetteki Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde bulunanlara yapılan makine ve teçhizat teslimlerine ilişkin istisna düzenlemesi, aynı hükümlerle 7104 Sayılı Kanunun 4. Maddesinde de yer almaktadır. Dolayısıyla, 7103 Sayılı Kanunun Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde bulunanlara yapılan makine ve teçhizat teslimlerine ilişkin istisna hükmünün herhangi bir anlamı kalmamıştır. Zira, 7104 Sayılı Kanunla bu istisna hükmü kalıcı hale gelmiştir.

7103 sayılı Kanunun Geçici 39. Maddesi ile 31/12/2019 tarihine kadar geçerli makine ve teçhizat teslimlerine ilişkin istisna hükümlerinden faydalanabilmek için; teslimi yapılan KDV mükelleflerinin Sanayi Sicil Belgesine sahip olması ve teslim edilecek makine veya teçhizatın Yeni olması gerekmektedir. Bu kapsamda; 30/4/2018 tarihli ve 2018/11674 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki ile belirlenen sanayi sicil belgesine haiz katma değer vergisi mükelleflerinin münhasıran imalat sanayiindeki kullanımlarına yönelik istisna kapsamında teslim edilecek makine ve teçhizat listesinde yer almayan makine ve teçhizat teslimlerine istisna uygulanmaz. Ayrıca, makine ve teçhizatın aksam, parça, aksesuar ve teferruatları istisna kapsamında değerlendirilmemektedir.

İstisnanın uygulanması ile ilgili olarak KDV Genel Uygulama Tebliğinde şu açıklamalara yer verilmiştir:

“İstisna kapsamında makine ve teçhizat satın almak isteyen mükellefler, sanayi sicil belgelerini ibraz ederek alacakları makine ve teçhizatı imalat sanayiinde kullanacaklarına dair beyanlarıyla birlikte KDV yönünden bağlı oldukları vergi dairesine başvururlar. Bu başvuruyla birlikte istisna kapsamında alınacak makine ve teçhizat listesi elektronik ortamda sisteme girilir.

İlgili vergi dairesi tarafından gerekli kontroller yapıldıktan sonra şartları sağlayanlara elektronik olarak sisteme girilen makine ve teçhizatla sınırlı olmak üzere istisna belgesi (EK:28) verilir.

Vergi dairesinden alınan istisna belgesinin alıcı tarafından onaylanmış bir örneği alıcılar tarafından satıcılara verilir. Bu belge satıcılar tarafından 213 sayılı Kanunun muhafaza ve ibraz hükümlerine uygun olarak saklanır.

Söz konusu istisna belgesi kapsamında satış yapan mükellef düzenlediği faturada makine ve teçhizatın cinsi ile birlikte GTİP numarasını da belirtir. İstisna belgesi ekinin ilgili bölümünü fatura tarihi, numarası, mal miktarı ve tutarını belirtmek suretiyle onaylar ve bir örneğini alır. Teslim gerçekleştikçe alıcı ve satıcı alım/satım bilgilerini elektronik ortamda sisteme girerler.

İstisna uygulanan teslimler nedeniyle yüklenilen KDV, satıcılar tarafından indirim konusu yapılabilir. İndirim yoluyla telafi edilemeyen KDV satıcılara talep edilmesi halinde iade edilir.

İstisna kapsamındaki makine ve teçhizatın ithalat yoluyla temin edilmesi halinde söz konusu belge, ilgili gümrük idaresine ibraz edilir. İstisna belgesindeki istisna kapsamında ithal edilen makine ve teçhizata ilişkin bölüm doldurulduktan sonra ilgili gümrük idaresi tarafından bu bölüm de onaylanır.

Satıcı mükellefin iade talebi istisna belgesi ve elektronik sisteme yapılan alış ve satış girişleri esas alınmak suretiyle, iade için gerekli diğer belgeler de aranarak sonuçlandırılır.”

Son olarak; İstisna kapsamında alınan makine ve teçhizatın, teslim tarihini takip eden takvim yılının başından itibaren üç yıl içinde; imalat sanayii dışında kullanılması, elden çıkarılması veya kiralanması hallerinde, zamanında alınmayan vergi alıcıdan, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecek olup, zamanında alınmayan vergiler ile vergi cezalarında zamanaşımı, verginin tarhını veya cezanın kesilmesini gerektiren durumun meydana geldiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlayacaktır.

2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları 3 (İkinci El Taşıt veya Taşınmaz Ticaretinde Özel Matrah)

2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları – 2 (Arsa Karşılığı İnşaat İşlerinde Yeni Düzenleme)

2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları -1 (Değersiz Alacaklara İlişkin KDV’nin İndirim Hakkı

Devamı: 2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları 4 (Makine ve Teçhizat Teslimlerinde Yeni İstisnalar) Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları 3 (İkinci El Taşıt veya Taşınmaz Ticaretinde Özel Matrah) Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2018/11/06/ikinci-el-tasit-ozel-matrah/ Tue, 06 Nov 2018 07:28:17 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=76916

İkinci El Taşıt Özel Matrah 06 Nisan 2018 tarihinden itibaren yapılan teslimlere uygulanmak üzere yürürlüğe giren 7104 Sayılı Kanunla, Katma Değer Vergisi Kanununda önemli bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan birisi de, ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükelleflerin, KDV mükellefi olmayanlardan alıp vasfında önemli bir değişiklik yapmaksızın sattıkları ikinci el kara taşıtı […]

Devamı: 2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları 3 (İkinci El Taşıt veya Taşınmaz Ticaretinde Özel Matrah) Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

İkinci El Taşıt Özel Matrah

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

06 Nisan 2018 tarihinden itibaren yapılan teslimlere uygulanmak üzere yürürlüğe giren 7104 Sayılı Kanunla, Katma Değer Vergisi Kanununda önemli bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan birisi de, ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükelleflerin, KDV mükellefi olmayanlardan alıp vasfında önemli bir değişiklik yapmaksızın sattıkları ikinci el kara taşıtı veya taşınmazların tesliminde KDV matrahında yapılan değişikliğe ilişkindir. Bu konu ile ilgili Katma Değer Vergisi Kanununun 23. Maddesinin 1. Fıkrasına (e) bendinden sonra gelmek üzere eklenen (f) bendinde şu hükümler yer almaktadır:

“İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükelleflerce, katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dâhil) alınarak vasfında esaslı değişiklik yapılmaksızın satılan ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmazların tesliminde matrah, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutardır.”

Yeni düzenleme ile KDV mükellefi olmayanlardan veya istisna kapsamında KDV ödenmeksizin alınan ikinci el motorlu kara taşıtları ile taşınmazların satışında düzenlenecek faturalarda alış bedeli ile satış bedeli arasındaki fark üzerinden KDV hesaplanacaktır. KDV hesaplanarak alınan ikinci el motorlu kara taşıtları ile taşınmazların teslimlerinde ise özel matrah uygulanmayacak, eskiden olduğu gibi tabi olduğu KDV oranı uygulanacaktır.

İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz teslimlerinde özel matrah uygulaması bütün KDV mükellefleri için söz konusu değildir. Özel matrah uygulaması yalnızca ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükellefler tarafından yapılabilecektir. Söz konusu mükelleflerle ilgili belirlemelerin yer aldığı açıklamalar KDV Genel Uygulama Tebliğinin III/ A-4 Bölümünün sonunda şu şekilde yer almaktadır:

  • İkinci el motorlu kara taşıtı ticareti ile iştigal edenler, 13/2/2018 tarihli ve 30331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik kapsamında işletmesi adına yetki belgesi alan tacirler ile esnaf ve sanatkârlardır. İkinci el motorlu kara taşıtı ticareti ile iştigal etmekle birlikte henüz yetki belgesi almamış olanlar, İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğe göre yetki belgesi alınması için verilen süre ile sınırlı olmak üzere yetki belgesi olmaksızın, özel matrah uygulayabilirler.
  • Taşınmaz ticareti ile iştigal edenler, 5/6/2018 tarihli ve 30442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik kapsamında yetki belgesi alan ticari işletmeler ile esnaf ve sanatkârlardır. Taşınmaz ticareti ile iştigal etmekle birlikte henüz yetki belgesi almamış olanlar, Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğe göre yetki belgesi alınması için verilen süre ile sınırlı olmak üzere yetki belgesi olmaksızın, özel matrah uygulayabilirler.
  • Verilen süre içinde yetki belgesini almamış olanlar ile yetki belgesi almaksızın ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticareti ile iştigal edenlerin ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz teslimlerinde özel matrah uygulanmaz.

Tebliğde geçen, 13/02/2018 tarihli İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğin Geçici 1. Maddesine göre; 13/08/2018 tarihi (yayımından itibaren 6 ay sonrası) itibariyle ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti ile iştigal edenlerin (gerçek veya tüzel kişiler) “Özel Matrah” uygulamasından faydalanabilmesi için bir yıl içerisinde (13/08/2019 tarihine kadar) yetki belgesi alması gerekir.

Aynı şekilde; 05/06/2018 tarihli Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik gereğince, taşınmaz ticareti ile iştigal edenlerin (gerçek veya tüzel kişiler) “Özel Matrah” uygulamasından faydalanabilmesi için Yönetmelik yayım tarihinden itibaren 18 ay içerisinde (05/12/2019 tarihine kadar) yetki belgesi alması gerekir.

Yukarıda bahsi geçen motorlu kara taşıtı ticareti ve taşınmaz ticareti ile iştigal edenler, kendilerine verilen sürenin sonuna kadar, yetki belgesi olmaksızın, bu uygulamadan faydalanabilirler. Ancak, İkinci el motorlu kara taşıtı ticaretine 13/08/2019 tarihinden sonra, taşınmaz ticaretine 05/06/2018 tarihinden sonra başlayanların, yetki belgesi almadan, “Özel Matrah” uygulamasından faydalanması mümkün değildir.

Ayrıca, İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz teslimlerinde özel matrah uygulanabilmesi için, araç veya taşınmazın basit tadil, bakım ve onarım işlemleri dışında vasfında esaslı değişiklik yapılmaması gerekmektedir.

Not:   KDV Genel Uygulama Tebliği’nde yer alan örnekler aynen aşağıda verilmiştir:

Örnek 1:  İkinci el araç alım satım faaliyeti ile iştigal eden (A) Otomotiv Ltd. Şti., KDV mükellefi olmayan Bay (B)’den 32.000 TL’ye ticari araç satın almıştır. (C) Servis A.Ş.den hizmet almak suretiyle, satın alınan aracın yıllık bakımı yaptırılmış ve otomobile çelik jant taktırılmıştır. Bu hizmetin karşılığı olarak (C) Servis A.Ş.ye 5.000 TL+900 TL KDV ödenmiştir. Daha sonra söz konusu otomobil KDV hariç 40.000 TL’ye satılmıştır. KDV mükellefi olmayan Bay (B)’den satın alınan araca yıllık bakım yaptırılması ve çelik jant taktırılması, otomobilin vasfında esaslı bir değişiklik oluşturmadığından, söz konusu aracın satışında özel matrah uygulanacak ve alış bedeli olan 32.000 TL düşülmek suretiyle 8.000 TL özel matrah üzerinden (8.000 x 0,18 =) 1.440 TL KDV hesaplanacaktır. Ayrıca taşıtın yıllık bakımı ile çelik jant takılmasına ilişkin (C) Servis A.Ş.ye ödenen 900 TL KDV, (A) Otomotiv Ltd. Şti. tarafından indirim konusu yapılabilecektir. Söz konusu aracın, KDV oranlarını belirleyen 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (I) sayılı listenin 9 uncu sırasında tanımlanan binek otomobillerinden olması durumunda, özel matrah üzerinden %1 oranında KDV uygulanacağı tabiidir.

Örnek 2:  İkinci el araç alım satım faaliyeti ile iştigal eden Bay (A), KDV mükellefi olmayan Bay (B)’den 1978 model kullanılamaz halde bulunan bir aracı 10.000 TL bedelle satın almıştır. (C) Servis A.Ş.den hizmet almak suretiyle, söz konusu aracın motoru dahil birçok parçası değiştirilmek suretiyle yenilenmiş ve (C) Servis A.Ş.ye 20.000 TL+3.600 TL KDV ödenmiştir. Yenilenen araç Bay (A) tarafından KDV hariç 40.000 TL’ye satılmıştır. Söz konusu aracın motor dahil birçok parçasının değiştirilmek suretiyle yenilenmesi, taşıtın vasfında esaslı bir değişiklik oluşturduğundan söz konusu aracın tesliminde özel matrah uygulanmayacak, toplam satış bedeli olan 40.000 TL matrah üzerinden KDV hesaplanacaktır. Diğer taraftan, aracın yenilenmesine ilişkin (C) Servis A.Ş.ye ödenen 3.600 TL KDV, Bay (A) tarafından indirim konusu yapılabilecektir.

Örnek 3:  Taşınmaz alım satımı ile iştigal eden (A) Emlak Danışmanlık A.Ş. KDV mükellefi olmayan gerçek kişiden almış olduğu işyerinin boyasını ve su tesisatını yenileyerek satmıştır. İşyerinin boyası ve su tesisatının yenilenmesi, işyerinin vasfında esaslı bir değişiklik oluşturmadığından (A) Emlak Danışmanlık A.Ş. tarafından yapılan işyeri tesliminde özel matrah uygulanacaktır.

Örnek 4:  (A) Mobilya İmalat, Turizm A.Ş. 3 yıl önce yatırım amaçlı almış olduğu arsayı (B) Konut Yapı Kooperatifine satmıştır. (A) Mobilya İmalat, Turizm A.Ş.’nin faaliyet konusu taşınmaz ticareti olmadığından arsa tesliminde özel matrah uygulanmayacaktır.

2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları – 2 (Arsa Karşılığı İnşaat İşlerinde Yeni Düzenleme) – Cihangir ÖZKÖK, YMM

 

Devamı: 2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları 3 (İkinci El Taşıt veya Taşınmaz Ticaretinde Özel Matrah) Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları – 2 (Arsa Karşılığı İnşaat İşlerinde Yeni Düzenleme) – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2018/10/09/arsa-karsiligi-insaat-isleri-kdv/ Tue, 09 Oct 2018 07:44:19 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=75983

Arsa Karşılığı İnşaat İşleri KDV 06 Nisan 2018 tarihinden itibaren yapılan teslimlere uygulanmak üzere yürürlüğe giren 7104 Sayılı Kanunla, Katma Değer Vergisi Kanununda önemli bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan birisi de “Arsa Karşılığı İnşaat” işlerine ilişkindir. Bu konu ile ilgili Katma Değer Vergisi Kanununun iki ayrı maddesine yeni hükümler eklenmiştir. Kanunun 2. Maddesine eklenen 5 nolu […]

Devamı: 2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları – 2 (Arsa Karşılığı İnşaat İşlerinde Yeni Düzenleme) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Arsa Karşılığı İnşaat İşleri KDV

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

06 Nisan 2018 tarihinden itibaren yapılan teslimlere uygulanmak üzere yürürlüğe giren 7104 Sayılı Kanunla, Katma Değer Vergisi Kanununda önemli bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan birisi de “Arsa Karşılığı İnşaat” işlerine ilişkindir. Bu konu ile ilgili Katma Değer Vergisi Kanununun iki ayrı maddesine yeni hükümler eklenmiştir. Kanunun 2. Maddesine eklenen 5 nolu fıkrada şu hükümler yer almaktadır:

“Bu Kanunun uygulanmasında arsa karşılığı inşaat işlerinde; arsa sahibi tarafından konut veya işyerine karşılık müteahhide arsa payı teslimi, müteahhit tarafından arsa payına karşılık arsa sahibine konut veya işyeri teslimi yapılmış sayılır.”

Kanunun 27. maddesine eklenen fıkra ise şu şekildedir:

“6. Arsa karşılığı inşaat işlerine ilişkin bedelin tespitinde, müteahhit tarafından arsa sahibine bırakılan konut veya işyerinin, Vergi Usul Kanununun 267. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ikinci sıradaki maliyet bedeli esasına göre belirlenen tutarı esas alınır.”


2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları -1 (Değersiz Alacaklara İlişkin KDV’nin İndirim Hakkı)


Yeni düzenleme ile arsa karşılığı inşaat işlerinde ortaya çıkan ihtilaf; hem arsa sahibine bırakılan konut veya işyerinin emsal bedelinin tespiti, hem de müteahhit ve arsa sahiplerince yapılan karşılıklı teslimlerin mahiyetinin  bizzat Kanunla belirlenmesi ile giderilmiştir.

06 Nisan 2018 tarihinde yürürlüğe giren yeni uygulamada, arsa sahibi tarafından konut veya işyerine karşılık müteahhide arsa payı teslimi ile müteahhit tarafından arsa payına karşılık arsa sahibine yapılan konut veya işyeri teslimi, iki ayrı teslim olarak tanımlanmıştır. Arsanın bir iktisadi işletmeye dahil olması veya arsa sahibinin bu işin ticaretini yapması(sürekli olarak) halinde,  konut veya işyeri karşılığı müteahhide yapılan bu arsa payı teslimleri KDV’ye tabi olacaktır. Aksi halde, arsa sahibinin arsa payını konut veya işyeri karşılığında müteahhide teslimi KDV’nin konusuna girmeyecektir.

Kanunda, müteahhit tarafından arsa sahibine bırakılan bağımsız bölümlerin emsal bedel tespitine ilişkin belirleme yapılarak, bu konuda uzunca yıllardır devam eden tereddütler ortadan kaldırılmıştır. Söz konusu hükme göre; arsa karşılığı inşaat işlerine ilişkin bedelin tespitinde, müteahhit tarafından arsa sahibine bırakılan konut veya işyerinin, VUK’un 267. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ikinci sıradaki maliyet bedeli esasına göre belirlenen tutarı esas alınacaktır.

VUK’un 267. maddesinin ikinci fıkrasına göre, mükellef maliyet bedeli esasında emsal bedeli belli edilecek malın maliyet bedeline, toptan satışlar için %5, perakende satışlar için %10 ilave etmek suretiyle emsal bedelini bizzat belli etmektedir. Belirlenen bu tutar üzerinden yapının durumuna göre KDV uygulanır. KDV Kanunun 27. maddesinin 4. fıkrasına göre, KDV uygulaması bakımından emsal bedelin tayininde genel idare giderleri ve genel giderlerden mamule düşen hissenin bedele katılması mecburi olduğundan, genel idare giderleri ve genel giderlerden konut veya işyerine düşen hissenin arsa karşılığı inşaat işlerine ilişkin bedele dahil edilmesi gerekmektedir.

Yapılan düzenlemede ortaya çıkan en önemli sonuç; arsa sahibine bırakılacak konut veya işyerinin maliyet bedelinin tespitinde arsa payının dikkate alınmayacak olmasıdır. Zira, yeni düzenlemeye göre, arsa sahibine kalacak konut veya işyerlerine ilişkin arsa payının müteahhide devri söz konusu olmadığından, müteahhit tarafından yapılan teslim, arsa payı dışında kalan kısımla sınırlı olacaktır.

Örnek: Toplam inşaat maliyetinin 2.500.000 TL olduğu “Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi”nde  aynı büyüklükteki 10 dairenin arsa sahibine, 15 dairenin de  müteahhide kaldığını kabul ettiğimizde, arsa sahibine bırakılacak dairelerin maliyet ve emsal bedel hesabı şu şekilde olacaktır:

Arsa Sahibine Bırakılacak 1 Dairenin Maliyet Bedeli = 2.500.000 / 25 = 100.000-TL  (Eski uygulamada maliyet bedeli ise, arsa payı da dikkate alınacağından 2.500.000/15 = 166.666,67-TL’dir.)

Bu tutar üzerinden toptan satışlar için %5, perakende satışlar için %10 ilave edilmek suretiyle emsal bedeli bulunacaktır.

Perakende teslim kabul ettiğimizde;

Arsa Sahibine Bırakılacak 1 Dairenin Emsal Bedeli = 100.000 + (100.000* 0.10) = 110.000-TL

Arsa karşılığı inşaat işlerinde genellikle arsa sahibine bırakılan bağımsız bölümlerin KDV’si müteahhitler tarafından tahsil edilememektedir. Bu durum müteahhitleri ciddi miktarlarda KDV maliyeti ile karşı karşıya bırakmaktadır. Yeni düzenleme ile maliyet bedeli hesabının değişerek eski uygulamaya göre daha düşük tutarlarda emsal bedel üzerinden fatura düzenlenmesi, dolayısıyla daha az KDV hesaplanması, müteahhitlerin üzerinde kalan KDV yükünü azaltmıştır.

Devamı: 2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları – 2 (Arsa Karşılığı İnşaat İşlerinde Yeni Düzenleme) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları -1 (Değersiz Alacaklara İlişkin KDV’nin İndirim Hakkı – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2018/09/19/degersiz-alacaklara-iliskin-kdv-indirimi/ Wed, 19 Sep 2018 07:42:45 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=75352

Değersiz Alacaklara İlişkin KDV İndirimi 06 Nisan 2018 tarihinde yürürlüğe giren 7104 Sayılı Kanunla, Katma Değer Vergisi Kanununda önemli bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan birisi de Katma Değer Vergisi Kanununun 29. Maddesine eklenen fıkra ile, 01/01/2019 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere VUK’un 322. Maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin, alacağın […]

Devamı: 2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları -1 (Değersiz Alacaklara İlişkin KDV’nin İndirim Hakkı – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Değersiz Alacaklara İlişkin KDV İndirimi

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

06 Nisan 2018 tarihinde yürürlüğe giren 7104 Sayılı Kanunla, Katma Değer Vergisi Kanununda önemli bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan birisi de Katma Değer Vergisi Kanununun 29. Maddesine eklenen fıkra ile, 01/01/2019 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere VUK’un 322. Maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilmesine imkan veren düzenlemedir.

Bahsi geçen değişiklik sonrası Katma Değer Vergisi Kanununun 29/4. Maddesinde şu hükümlere yer verilmiştir:

  • Vergi Usul Kanununun 322. Maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen katma değer vergisi, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilir. (Şu kadar ki Vergi Usul Kanununun 323. Maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan katma değer vergisinin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması şarttır.)”

Maddede geçen “hesaplanan ve beyan edilen katma değer vergisi” ibaresi, değersiz hale gelen alacağın daha önce yapılan bir satıştan kaynaklanması gerektiğine işaret etmektedir. Dolayısıyla, değersiz olduğu kabul edilen alacağın daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmesi gerekmektedir. Bu kural, sadece değersiz alacakların içerisinde yer alan KDV’nin indirim konusu yapılabilmesine özgü olup, değersiz alacakların gider yazılmasında daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmesi veya herhangi bir satıştan kaynaklanması şartı bulunmamaktadır.

Değersiz alacakların gider yazılmasını düzenleyen VUK’un 322. Maddesine göre; kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacak sayılmıştır. Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve kayıtlı değerleriyle zarara geçirilerek yok edilirler. Kanun maddesinde değersiz alacakların kaynağına yer verilmemiştir. Değersiz alacaklar, satıştan kaynaklanabileceği gibi satıcılara verilen avans ödemelerinden veya diğer ticari işlemlerden kaynaklanabilir.

Bu yeni uygulama ile gider yazılacak “değersiz alacak” tutarında değişiklik olacaktır. Şöyle ki; daha önce KDV de dahil olmak üzere alacağın tamamı değersiz alacak olarak dikkate alınırken, 01/01/2019 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek yeni uygulamada, alacağın içerisinde yer alan KDV “İndirilecek KDV” olarak, geri kalan kısım ise gelir veya kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınacaktır.

Örnek: X A.Ş. 18/05/2018 tarihinde Y Ltd.Şti.’ye 100.000-TL + 18.000-TL KDV = 118.000-TL’lik satış yapmıştır. 31/03/2019 tarihi itibariyle bu alacak değersiz hale gelmiştir. Bu durumda, alacağın 100.000-TL’lik kısmı VUK’un 322. Maddesi gereğinde kurumlar vergisi matrahından indirim konusu yapılmak üzere gider yazılacak, 18.000-TL’lik KDV kısmı ise, KDV Kanununun 29/4. Maddesi gereğince Mart/2019 döneminde KDV beyannamesinde indirim konusu yapılabilecektir.

KDV’nin indirim konusu yapılmasına imkan veren düzenleme değersiz alacakların yanında, aynı şartlarla, şüpheli alacakları da kapsamaktadır. Düzenlemenin yapıldığı KDV 29/4. Maddenin parantez içinde yer alan; “Şu kadar ki VUK’un 323. Maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan katma değer vergisinin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması şarttır.” Hükmü gereğince, daha önce gider olarak dikkate alınan şüpheli alacakların içerisinde yer alan KDV’nin de indirim konusu yapılabilmesi imkan dahilindedir. Bu KDV indirimin yapılabilmesinin şartı ise, gider yazılan şüpheli alacakların içerisinde yer alan KDV’nin bir taraftan KDV indirimi olarak dikkate alınması, diğer taraftan aynı tutarın gelir hesaplarına aktarılmasıdır.

Devamı: 2018 Yılında Yapılan Değişikliklerle Yürürlüğe Giren Yeni KDV Uygulamaları -1 (Değersiz Alacaklara İlişkin KDV’nin İndirim Hakkı – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
7103 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler Sonrası Özel Usulsüzlük Cezalarında Özellikli Hususlar (Soru-Cevap) – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2018/06/04/7103-sayili-kanun-ozel-usulsuzluk-cezalari/ Mon, 04 Jun 2018 00:51:11 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=71875

7103 Sayılı Kanun Özel Usulsüzlük Cezaları Vergi Usul Kanununa göre usulsüzlük, vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir. Türk Vergi Kanunlarında genel usulsüzlük ve özel usulsüzlük olmak üzere iki tür usulsüzlük düzenlemesi yer almaktadır. Genel usulsüzlük cezaları, parasal olarak mükellefleri tehdit edecek boyutlarda olmadığından ve önemsiz etkisi nedeniyle konumuz dışındadır. VUK’un 353, 355 […]

Devamı: 7103 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler Sonrası Özel Usulsüzlük Cezalarında Özellikli Hususlar (Soru-Cevap) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

7103 Sayılı Kanun Özel Usulsüzlük Cezaları

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

Vergi Usul Kanununa göre usulsüzlük, vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir. Türk Vergi Kanunlarında genel usulsüzlük ve özel usulsüzlük olmak üzere iki tür usulsüzlük düzenlemesi yer almaktadır. Genel usulsüzlük cezaları, parasal olarak mükellefleri tehdit edecek boyutlarda olmadığından ve önemsiz etkisi nedeniyle konumuz dışındadır. VUK’un 353, 355 ve mükerrer 355. maddelerinde özel usulsüzlükler ve bu usulsüzlüklere uygulanacak cezalar tek tek sayılmıştır. Özel usulsüzlük cezaları ile ilgili 7103 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikler de dahil olmak üzere uygulamada sıkça karşılaşılan sorular ve cevapları aşağıda belirtilmiştir.

Soru 1: Kesilecek özel usulsüzlük cezalarında üst sınır var mıdır?

Cevap 1: Bazı özel usulsüzlüklerde üst sınır var iken bazılarında ise bulunmamaktadır.

7103 Sayılı Kanunla değişen VUK’un 353.maddesinin 1.fıkrasının 1.bendine göre; elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekenler de dahil olmak üzere, verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması, düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi, bu belgelerin elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekirken Maliye Bakanlığınca belirlenen zorunlu haller hariç olmak üzere kağıt olarak düzenlenmesi ya da bu Kanunun 227. ve 231. Maddelerine göre hiç düzenlenmemiş sayılması halinde; bu belgeleri düzenlemek ve almak zorunda olanların her birine, her bir belge için 240-TL’den (2018 yılı) az olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken meblağın veya meblağ farkının %10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin 1.fıkrasının 2.bendinde ise bir takvim yılı içinde her bir belge nevine ilişkin olarak tespit olunan 1.bentte yazılı özel usulsüzlükler için kesilecek cezanın toplamının 2018 yılı için 120.000-TL’yi geçemeyeceği belirtilerek üst sınır konulmuştur.

Yukarıdaki tutar sınırı 2.bentte sayılan perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihazla verilen fiş, giriş ve yolcu taşıma bileti, sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi ile Maliye Bakanlığınca düzenleme zorunluluğu getirilen belgelerin; düzenlenmediğinin, kullanılmadığının, bulundurulmadığının, düzenlenen belgelerin aslı ile örneğinde farklı meblağlara yer verildiğinin veya gerçeğe aykırı düzenlendiğinin tespiti halinde her bir belge için de geçerli olup, 240-TL olan her bir tespitte uygulanacak özel usulsüzlük cezası her bir tespit için 12.000-TL’yi, bir takvim yılı içinde ise 120.000-TL’yi aşamayacaktır.

alomaliye-program-kutu2Alomaliye.com Personel Bordro Programı Pro+İK
Avans | İcra | İzin | Rapor | Harcırah | Teşvikler | Puantaj | e-Bildirge | e-Beyan

Belge basımı ile ilgili bildirim görevini tamamen veya kısmen yerine getirmeyen matbaa işletmecilerine 353.maddenin 1.fıkrasının 8.bendine göre 900-TL özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Ancak, bu bent uyarınca kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı bir takvim yılı içinde 180.000-TL’yi (2018 için geçerli) aşamayacaktır.

VUK’un mükerrer 355.maddesinin 4.fıkrasında ise; tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere (2018 yılı 1. Sınıf tüccarlar için 1.600-TL, 2. Sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler için 800-TL, bunlar dışında kalanlar için 400-TL) işleme konu tutarın %5’i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceği, ancak bu fıkra uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamının 2018 yılı için 1.200.000-TL’yi geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Yukarıdaki farklı dört durum için geçerli üst sınır hadleri ayrı ayrı uygulanacak olup birleştirme söz konusu olmayacaktır. Örneğin, VUK’un 353.maddesinin 1.fıkrasının 1.bendine göre; verilmesi ve alınması icabeden faturanın verilmemesi, alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi halinde 2018 takvim yılı için en fazla 120.000-TL özel usulsüzlük cezası kesilecek olup, 2.bentte yazılı sevk irsaliyesi için de ayrı olarak 120.000-TL’lik üst sınır uygulanacaktır. Dolayısıyla, bir takvim yılı içinde her iki belge türü için kesilebilecek toplam üst sınır 120.000 + 120.000 = 240.000-TL olacaktır.

Bununla birlikte, bir mükellefin yukarıdaki haller dışında, VUK’un mükerrer 355.maddesinin 4.fıkrasına göre; tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymaması halinde bu fiillerinden dolayı bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 2018 yılı için 1.200.000-TL olacaktır. Aynı mükellefin hem fatura alıp vermeme, hem irsaliye düzenlememe hem de tahsilat ve ödemelerini banka üzerinden yapmama fiillerini aynı takvim yılı içerisinde gerçekleştirmesi halinde, o yıl için kesilebilecek maksimum özel usulsüzlük cezaları belirlenirken, bu üç fiil için belirlenen azami hadler ayrı ayrı uygulanacaktır. Dolayısıyla, belirtilen mükellefe yukarıda sayılan farklı fiillerinden dolayı bir takvim yılı içinde en fazla 120.000-TL + 120.000-TL + 1.200.000-TL = 1.440.000-TL özel usulsüzlük cezası kesilebilecektir.

Soru 2: Özel usulsüzlük cezaları tarhiyat öncesi veya tarhiyat sonrası uzlaşmaya konu edilebilir mi?

Cevap 2: Özel usulsüzlük cezaları 7103 Sayılı yasal düzenlemeden önce sadece tarhiyat öncesi uzlaşmaya konu edilebiliyor iken, bu düzenleme ile birlikte hem tarhiyat öncesi hem de tarhiyat sonrası uzlaşmanın konusu dışında bırakılmıştır. Dolayısıyla, 7103 sayılı Kanunla getirilen düzenlemeye göre, özel usulsüzlük cezaları uzlaşma konusu yapılamamaktadır.

Soru 3:  Kesilen özel usulsüzlük cezaları için gecikme faizi veya gecikme zammı uygulanır mı?

Cevap 3: Özel usulsüzlük cezaları ceza mahiyetinde olduğundan 6183 Sayılı AATUHK’nun 51.maddesi gereğince gecikme zammı tatbik edilmez. Özel usulsüzlük cezaları için Vergi Usul Kanununa göre gecikme faizi de uygulanamaz.

Soru 4: Özel usulsüzlük cezalarında indirim uygulamasının şartları nelerdir?

Cevap 4: 7103 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde VUK’un 376. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezalarının üçte biri indirilebiliyor iken, bu düzenleme ile özel usulsüzlük cezalarının yarısını indirim imkanı getirilmiştir. Bu indirimin uygulanabilmesi için, indirimden arta kalan usulsüzlük cezalarının ihbarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde mükellef veya vergi sorumlusunun ilgili vergi dairesine başvurarak vadesinde veya 6183 sayılı Kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay içinde ödeyeceğini bildirmesi gerekir.

Ayrıca, mükellef veya vergi sorumlusu ödeyeceğini bildirdiği özel usulsüzlük cezasını yukarıda yazılı süre içinde ödemez veya dava konusu yaparsa indirim hakkı ortadan kalkar.

Yukarıda bahsedilen indirim bütün özel usulsüzlük cezaları için geçerlidir. Bu indirim dışında, elektronik ortamda beyanname verilmesi mecburiyetine uyulmaması (Örn.KDV Beyannamesi) halinde kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezasının, beyannamenin kanuni süresinin sonundan başlayarak elektronik ortamda 30 gün içinde verilmesi halinde 1/10 oranında, bu sürenin dolmasını takip eden 30 gün içinde verilmesi halinde ise 1/5 oranında uygulanacağı, yine elektronik ortamda bildirim veya form verilmesi mecburiyetine uyulmaması halinde kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezasının, bildirim veya formların belirlenen sürelerin sonundan başlayarak elektronik ortamda 3 gün içinde verilmesi halinde 1/10 oranında uygulanacağı, ayrıca elektronik ortamda verilme zorunluluğu getirilen bildirim veya formlara (Örn.BA/BS Formu) ilişkin olarak süresinden sonra düzeltme amacıyla verilen bildirim ve formların, belirlenen sürelerin sonundan itibaren 10 gün içinde verilmesi halinde özel usulsüzlük cezası kesilmeyeceği, takip eden 15 gün içinde verilmesi halinde ise kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezasının 1/5 oranında uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Yukarıdaki hallerin her biri için de 376. maddeye göre 1/2 oranında indirim ayrıca uygulanacaktır.

Soru 5: Özel usulsüzlük cezasını gerektiren bir fiil ile vergi ziyaına da sebebiyet verilmesi halinde özel usulsüzlük cezası ile vergi ziyaı cezası ayrı ayrı mı uygulanacaktır?

Cevap 5: Bilindiği üzere, VUK’un 336. maddesi gereğince cezayı gerektiren tek bir fiil ile vergi ziyaı ve usulsüzlük birlikte işlenmiş olursa, bunlara ait cezalardan sadece miktar itibariyle en ağırı kesilir. Genel usulsüzlükler için geçerli olan bu kural, özel usulsüzlük cezaları için geçerli değildir. Zira, VUK’un 353. maddesinin sondan bir önceki fıkrasında, maddede yazılı usulsüzlükler sonucunda vergi ziyaı da meydana geldiği takdirde bu ziyaın gerektirdiği vergi cezalarının ayrıca kesileceği ve bu cezalar hakkında 336. madde hükmünün uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla, özel usulsüzlük cezası ve vergi ziyaı cezası ayrı ayrı uygulanacaktır.

Soru 6: Özel usulsüzlük cezaları gelir veya kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilir mi?

Cevap 6:  Özel usulsüzlük cezaları, vergi kanunlarında sayılan “vergi cezaları” mahiyetinde olduğundan GVK’nın 90. maddesi uyarınca gelir vergisi matrahından, KVK’nın 11.maddesi uyarınca da kurumlar vergisi matrahından indirim konusu yapılamaz.

Soru 7: GVK’nın 98/A maddesinde yer alan “Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi” zorunluluğu ile VUK’un 107/A maddesinde geçen “Elektronik Ortamda Tebliğ”e ilişkin getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilecek midir?

Cevap 7: VUK’un mükerrer 355. Maddesine göre her iki durum da özel usulsüzlük cezası kesilmesini gerektirmektedir. Elektronik ortamda tebliğe ilişkin zorunluluklara uyulmamasına ilişkin ceza hükmü, 7103 Sayılı Kanunla, 27/03/2018 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir. Düzenlemeye göre kesilecek özel usulsüzlük cezası ise; 2018 yılı için 1. Sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.600-TL, 2.sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 800-TL, bunlar dışında kalanlar hakkında 400-TL uygulanacaktır.

Soru 8: Hesap döneminin kapanmasından sonra vergi inceleme raporu ile veya başka bir tespitle saptanan eylemler nedeniyle özel usulsüzlük cezası kesilebilir mi?

Cevap 8: Hesap dönemi kapandıktan sonra, kapanan dönemde gerçekleşen eylemle ilgili olarak özel usulsüzlük cezalarının kesilemeyeceğine dair vergi kanunlarında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Hesap dönemi kapandıktan sonra o dönemle ilgili özel usulsüzlük cezası kesilemeyeceği görüşünde olanların dayanağı ise 213 Sayılı VUK’ta değişiklik yapan 2365 Sayılı Kanun Gerekçesinin özel usulsüzlük cezaları ile ilgili bölümünde yer alan ifadeler olup, ilgili kısım aşağıdaki gibidir:

  • “Vergi güvenliğini sağlayacak tedbirler arasında, vergilendirme döneminin kapanmasından sonra yapılacak incelemelerden çok, cari yıl içinde yapılan maddi kontrollere önem verilmektedir. Suçun işlenmesinden bazen yıllarca sonra yapılmakta olan vergi incelemesi, vergi ziyaı ile ilgili delil ve izlerin çoğunlukla ortadan kalkmış olması nedeni ile ancak belli bir ölçüde etkili olabilmektedir. Oysa anında yapılacak kontrollerle, geliri doğuran olayların maddi bünyesi ile kayıtlar arasında ilişki kurulması mümkün olmakta, vergi ziyaına yol açacak suçların zamanında önlenmesi sağlanmaktadır. Mükellef – idare ilişkilerinin artmasını temin eden bu kontroller bir çok halde vergi idaresinin mükellefe yardımı şeklinde de belirebilmekte böylece mükelleflerin ilerde daha ağır müeyyide ve cezalara maruz kalma ihtimali de büyük ölçüde bertaraf edilmiş olmaktadır. Şüphesiz, anında yapılacak kontrollerin, belirtilen etki ve faydaları sağlayabilmesi, belli bir disiplin içinde yürütülmesi, vergi kanunlarına aykırı harekete yönelme istidadında olanların ihtar mahiyetindeki cezalarla tecziye edilmesi şartına bağlıdır.”

Yukarıda yer verilen madde gerekçesinde her ne kadar özel usulsüzlük cezalarının ilgili bulunduğu hesap dönemi içerisinde kesilmesi gerektiğine yönelik işaretler bulunsa da kanun metninde bu yönde bir hüküm mevcut değildir. VUK’un 3. maddesinde hüküm altına alındığı üzere, vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olduğu hallerde kanun hükümlerinin yorumunda diğer kaynaklara müracaat edilmez. Eğer lafız açık değilse vergi kanunlarının hükümlerinin nasıl uygulanacağı konusunda kanunda belirleme yapılmış olup ilk önce hükmün konuluşundaki maksat göz önünde bulundurulacaktır. Hükmün konuluşundaki maksattan kasıt ise kanun gerekçeleridir. Konu ile ilgili yukarıda belirttiğimiz kanun gerekçesinde özetle; ilgili taslak metninin yasalaşmasıyla vergi güvenliğini sağlayacak tedbirler arasında, vergilendirme döneminin kapanmasından sonra yapılacak incelemelerden çok, cari yıl içinde yapılan maddi kontrollere önem verileceğinden, anında yapılacak kontrollerden, vergi ziyaına yol açacak suçların zamanında önlenmesinden bahsedilmekle, özel usulsüzlük cezalarının ancak içinde bulunulan hesap dönemi içinde kesilebileceği, hesap dönemi kapandıktan sonra kesilen özel usulsüzlük cezalarının ise kanun gerekçesine aykırı olacağı anlaşılmaktadır.

Konu ile ilgili olarak, 19/01/2011 tarih ve 2009/1616 Esas Nolu Danıştay 3.Dairesinin vermiş olduğu kararda özetle; VUK’un 353.maddesinde öngörülen düzenleme ile mükelleflerin vergilendirme dönemindeki işlemlerinin kayıt ve belge düzenine uygun yürütülmesinin sağlanmasının amaçlandığı, mükellef şirketin 2003 takvim yılına ilişkin olarak sahte faturalarla belgelendirilen demirbaşlar için mükellef tarafından fatura alınmadığı neden gösterilerek özel usulsüzlük cezası kesilmiş ise de, hesap döneminin kapanmasından sonra 14/07/2006 tarihinde düzenlenen vergi inceleme raporuyla saptanan eylem nedeniyle 353. maddeye göre özel usulsüzlük cezası kesilmesinin maddenin öngörülüş amacına uygun düşmeyeceğinden bahisle özel usulsüzlük cezasını kaldıran ilk derece mahkeme kararının onanmasına karar vermiştir.

29/06/2011 tarih ve 2010/712 Esas Nolu Danıştay 4.Dairesi tarafından verilen başka bir kararın özeti ise aşağıdaki gibidir:

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun, vergi kanunlarının uygulanması ve ispatı düzenleyen 3’üncü maddesinin (A) bendinde, “Vergi Kanunu” tabirinin bu kanun ile bu kanun hükümlerine tâbi vergi, resim ve harç kanunlarını ifade ettiği kurala bağlandıktan sonra ikinci fıkrada; vergi kanunlarının lâfzı ve ruhu ile hüküm ifade edeceği ve lâfzın açık olmadığı hallerde vergi kanunları hükümlerinin, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanması öngörülmüştür.

Vergi Usul Kanununun vergi cezalarına ayrılmış ikinci kısmının birinci bölümü vergi ziyaı cezasına, ikinci bölümü usulsüzlüklere, üçüncü bölümü ise hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılacak vergi suç ve cezalarına ilişkindir. Fatura ve benzeri evrak verilmemesi ve alınmaması ile diğer şekil ve usul hükümlerine uyulmamasının yaptırıma bağlandığı 353’üncü maddede; bu yaptırımın uygulanmasını gerektiren eylemin, gerçekleştiği vergilendirme döneminden sonraki zaman diliminde ve özellikle eylemin vergi kaybı yaratmasından sonra da uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Her ne kadar maddenin sondan bir önceki fıkrasında; maddede yazılı usulsüzlükler sonucunda vergi ziyaı da meydana geldiği takdirde bu ziyaın gerektirdiği vergi cezalarının ayrıca kesileceği düzenlenmiş ise de; tersine durumlarda ve özellikle takvim yılının kapanmasından sonra belirlenen ve vergi kaybı bulunan her olayda ilgililere ayrıca özel usulsüzlük cezası da kesileceği yolunda bir düzenleme yapılmamıştır.

Vergilendirme döneminin kapanmasından sonra yapılan vergi incelemeleriyle bir kısım hasılatın veya kimi işlemlerin kayıt ve beyan dışı bırakıldığının saptanmasından dolayı, vergilendirme döneminde yasanın şekle ve usule ilişkin kurallarına da aykırı davranılmış olduğu çıkarımıyla özel usulsüzlük cezası kesilmesine olanak bulunup bulunmadığının, yukarıda belirtilen nedenle ve Vergi Usul Kanununun 3. maddesinin (A) bendindeki düzenleme gereğince özel usulsüzlükler ve cezalarının öngörülmüş amacı ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak belirlenmesi gereklidir.

Yukarıda belirtilen ve yasa yapıcı tarafından fatura ve benzeri belgelerin alınıp verilmemesi suretiyle mükelleflerin belge düzenine aykırı davranışlarının vergi kaybı doğup doğmamasına bakılmaksızın ve vergi kaybı doğmasını önleyici biçimde yaptırıma bağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 353. madde, takvim yılının kapanmasından sonra ve zamanaşımı içinde vergi incelemesiyle belirlenen ve vergi kaybı doğuran olaylardan yola çıkılarak, yılı içinde belge düzenine de aykırı davranıldığı yaklaşımıyla ceza kesilmesini öngören bir düzenleme içermemektedir.

2003 vergilendirme dönemine ilişkin işlemleri incelenen davacı adına hesap döneminin kapanmasından sonra düzenlenen vergi inceleme raporunda, “…” isminin kullanım hakkının devri karşılığında fatura düzenlenmediği sonucuna ulaşılarak özel usulsüzlük cezası kesilmesi maddenin getiriliş amacına uygun düşmediğinden özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına karar veren Vergi Mahkemesi kararı sonucu itibarıyla hukuka uygun görülmüştür.”

Yukarıdaki karar, oy çokluğuyla alınmıştır. Bizim de katıldığımız aynı kararın “Karşı Oy” özeti ise şu şekildedir:

  • “Buna göre; özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için öncelikle maddede sayılan belgelerin verilmediğinin ve alınmadığının belirlenmesi ve bu belgeleri vermeyen ve almayanların saptandığına ilişkin hukuken geçerli bir tespitin mevcut olması gerekmektedir. Öte yandan, Kanun’un 353 üncü maddesinde sayılan belgelerin verilmediği veya alınmadığı tespitinin olay anında yapılması gerektiği yolunda bir hüküm bulunmamaktadır. Belge düzenlenmesini gerektiren bir işlemde, idari cezalar için de geçerli olan “cezayı gerektiren fiilin tüm unsurları tamam olmadan failin cezalandırılamayacağı” yolundaki genel ceza hukuku ilkesi gereği belgeyi almayan ve vermeyen tarafın tespit edilmesi şartıyla belge alınmadığının veya verilmediğinin tespiti her zaman yapılabilir ve bu tespite dayanarak da zamanaşımı süresi içinde ceza kesilebilir.

Bu durumda, “…” isminin kullanım hakkının devri karşılığında işlem tarihinden itibaren 10 gün içinde fatura düzenlemediği tartışmasız olan davacı adına 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353/1 inci maddesinde yer alan unsurlar gerçekleştiğinden özel usulsüzlük cezası kesilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

Yukarıda ikisini vermiş olduğumuz Danıştay Kararlarında genel olarak hesap döneminin kapanmasından sonra kesilen özel usulsüzlük cezalarının kanunun getiriliş amacına aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiş olsa da, özetini vermiş olduğumuz “Karşı Oy” yazısında belirtildiği üzere VUK’un 353. maddesinde sayılan belgelerin verilmediği veya alınmadığı tespitinin olay anında yapılması gerektiği yolunda bir hüküm bulunmamaktadır. Zamanaşımı dışında, özel usulsüzlük cezasını gerektiren bir fiil nedeniyle ceza kesilmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla, özel usulsüzlük cezasını gerektiren bir fiil nedeniyle, özel usulsüzlük cezalarının, ilgili hesap dönemi içerisinde veya daha sonraki dönemlerde kesilmesinde, zamanaşımı süresi içerisinde olmak kaydıyla, herhangi bir engel bulunmamakta ve konu ile ilgili kanun hükümlerinin lafzı yeterli açıklıkta olup diğer kaynaklara müracaatı gerektirmemektedir.

Devamı: 7103 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler Sonrası Özel Usulsüzlük Cezalarında Özellikli Hususlar (Soru-Cevap) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2017 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2018/03/06/2017-yili-gelirlerinin-toplanmasi/ Tue, 06 Mar 2018 06:30:19 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=67623

2017 Yılı Gelirlerinin Toplanması Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini  konu edinen Gelir Vergisi Kanunu‘na göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2. maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye […]

Devamı: 2017 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

2017 Yılı Gelirlerinin Toplanması

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini  konu edinen Gelir Vergisi Kanunu‘na göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2. maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlar olmak üzere yedi gelir unsuru dışındaki hiçbir kazanç veya irat gelir vergisinin konusuna girmez.

Gelir vergisi mükellefleri, yukarıda sayılan kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar için kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının başından yirmibeşinci günü sonuna kadar, bağlı bulunulan vergi dairesine verilir.

414 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde uygulama esasları belirlenen “Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi” ile 2011 ve müteakip takvim yıllarında sadece gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükelleflerin bu iratlarına ilişkin beyannameleri Gelir İdaresi Başkanlığınca önceden doldurulup mükelleflerin onayına sunulmakta iken 2012 yılından itibaren uygulanmakta olan bu sistemin kapsamı 25/02/2016 tarih ve 470 sıra nolu tebliğ ile genişletilmiştir. İlgili tebliğde belirtildiği üzere, “Hazır Beyan Sistemi” ile gelirleri sadece ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından veyahut tamamından oluşan mükelleflerin Yıllık Gelir Vergisi beyannameleri önceden hazırlanarak onaylarına sunulmaktadır. Hazır Beyan Sisteminin uygulamasına 1 Mart 2016 tarihi itibari itibariyle 2015 yılı gelirleri için başlanmıştır. Aynı sistem 2018 yılında verilecek 2017 yılına ait Gelir Vergisi Beyannamelerinde de, bahsi geçen gelir türlerini kapsamak üzere uygulanacaktır.

alomaliye-program-kutu2Alomaliye.com Personel Bordro Programı Pro+İK
Avans | İcra | İzin | Rapor Takibi | Teşvikler | Puantaj | SGK e-İşlem | e-Beyan

GVK’ya göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur. Ancak ekonomik, sosyal, politik ve siyasal nedenlerle bazı gelir unsurları beyanname kapsamı dışında tutulurken, beyannameye dahil edilmeyen kazanç ve iratlardan bir kısmı kesinti yoluyla nihai vergilendirmeye tabi tutulmakta, bir kısmı ise tamamen vergileme dışı bırakılmaktadır. Yazımızın konusu da yıllık gelir vergisi beyanına dahil edilecek gerçek usulde tespit edilen gelirler ile toplama yapılmayan hallerin incelenmesi olup, 2017 hesap dönemi ile ilgili özellikli hususlara aşağıda maddeler halinde değinilecektir:

1- Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. (GVK 85) Ancak, gerçek usulde vergilendirilmeyen zirai kazançlar ile gelir vergisinden istisna olan serbest meslek kazançları için beyanname verilmez. (GVK 86) Bu kazançların kesinti yoluyla nihai vergilendirilmesi yapılmaktadır.

2- Tacirler, çiftçiler ve serbest meslek erbabının ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar hariç olmak üzere, kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısmı için beyanname verilmez. Başka gelirlerden dolayı beyanname verilse dahi istisna haddi içinde kalan kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmez. Örneğin, Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 2017 yılı için 3.900- TL’si gelir vergisinden müstesnadır. Bu durumda 3.900-TL ve altında kalan bu tür iratlar dolayısıyla 2017 yılı için 2018 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Ancak, ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek zorunda olanlar ile istisna haddinin üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 110.000-TL’yi aşanlar bu istisnadan faydalanamadıklarından, yıllık beyannameye mesken kira gelirlerinin tamamını dahil etmeleri gerekmektedir.

Benzer şekilde, GVK’nın 82. maddesine göre gayrimenkullerin tahliyesi karşılığında elde edilen tazminatlarla ilgili arızi kazancın 2017 yılı için 24.000-TL’si gelir vergisinden istisnadır. 2017 yılında bu tutarın altında elde edilen arızi ticari kazançlar için 2018 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Diğer gelirler için yıllık beyanname verilse dahi bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

Gelir Vergisi Kanununun mülga olan mükerrer 20. maddesi “Genç Girişimcilerde Kazanç İstisnası” başlığı ile birlikte yeniden düzenlenerek 10/2/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İlgili kanun maddesine göre; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle adlarına ilk defa gelir vergisi mükellefiyeti tesis olunan ve mükellefiyet başlangıç tarihi itibarıyla yirmi dokuz yaşını doldurmamış tam mükellef gerçek kişilerin, faaliyete başladıkları takvim yılından itibaren üç vergilendirme dönemi boyunca elde ettikleri bu kazançlarının 75.000 Türk lirasına kadar olan kısmı, maddede belirtilen şartlarla gelir vergisinden müstesna tutulmuştur. Bu istisna hükmü, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle elde edilen kazançlara uygulandığından dolayı, bu kazançları elde edenler GVK’nın 85. maddesi hükmü gereği, zarar veya 75.000-TL’nin altında kazanç elde etmiş olsalar dahi her halükarda Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi vererek bu kazançlarını beyannameye dahil edeceklerdir.

3- GVK’nın 75. maddesinin 15 ve 16 numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmez. İlgili madde bentlerinde tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri tarafından ödenen irat tutarları ile bireysel emeklilik sisteminden çeşitli şekillerde ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarlarının menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiştir. GVK’nın 86. maddesinde ilgili menkul sermaye iratları için beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için verilmesi halinde de bu iratların beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

4- Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler ile birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerin toplamı, vergi tarifesinin yazılı olduğu GVK’nın 103. maddesindeki ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2017 yılı için 30.000-TL) aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri beyannameye dahil edilmez. Diğer gelirler için beyanname verilse dahi bu ücretler beyannameye dahil edilmez.

Mükelleflere birinci işvereni seçmede serbestlik tanınmıştır. Bazı durumlarda  mükellefler ücret gelirleri için yıllık beyanname vermek isteyebilir. Zira, toplamda düşük vergi diliminde kalan ücret gelirleri için yıllık beyannamede bazı indirimlerin de yapılmasıyla yıl içinde kesilen stopajların bir kısmının iadesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda ücret geliri elde edenler yıllık beyannameyi verebilmek için birinci işveren tercihini, 2017 yılı ücret gelirinin birinci işverenden sonraki toplamının 30.000-TL’yi aşmasını sağlayacak şekilde daha düşük ücret geliri elde ettikleri işveren için kullanabilirler. Ücret geliri elde edenlerin yıllık beyanname vermeleri gerektiği durumlarda, birinci işverenlerden elde ettikleri de dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamını beyannameye dahil etmeleri zorunludur.

Ücretlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi ile ilgili diğer önemli bir konu ise, mahkemelerce veya devletin diğer yetkili birimlerince bilirkişilere ödenen ücretlerin vergilendirilmesi ve işverenin belirlenmesidir. GVK’nın 62.maddesinde işverenlerin, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden hareketle, bilirkişilerin işverenleri, bilirkişileri atayan ve onlardan uzmanlık alanları ile ilgili bilgi, rapor ve görüş isteyen ve karar yetkisi elinde bulunan ilgili mahkemeler ve devletin yetkili mercileridir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nca verilen 28/09/2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010.GVK-61-4-607 sayılı özelgede, farklı hukuk mahkemeleri tarafından görevlendirilen bilirkişilere ödenen ücretlerin, tek vezneden tahakkuk ettirilip ödenmesi halinde tek işverenden elde edilen ücret olarak değerlendirilmesi, ayrı veznelerce tahakkuk ettirilip ödenmesi durumunda ise ayrı tahakkuk yapan her bir veznenin ayrı bir işveren olarak değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca bilirkişi ücretlerinin doğrudan davacılardan tahsil edilmesi durumunda ise her bir ödemenin, ödemeyi yapan birimler itibariyle ayrı işverenlerden yapılan ücret ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın, mükellefin gelirinin Adalet Bakanlığı’na bağlı çeşitli mahkemelerden bilirkişi olarak elde edilen ücret gelirlerinden ibaret olması halinde, bu gelirin tek işverenden elde edilen ücret geliri olarak kabul edilmesi gerektiği şeklinde görüşü de bulunmaktadır. Ancak genel görüş, tahakkuk ve ödemeyi yapan her veznenin bağlı olduğu birimin ayrı bir işveren olarak kabul edilip buna göre işlem yapılması gerektiği şeklindedir.

5-  Bilindiği üzere Gelir Vergisi Kanununun vergi tarifesine ilişkin 103 üncü maddesi, 6009 sayılı kanunla ücret gelirlerinde %35’lik dilime geç ulaşılmasını sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. 75 nolu Gelir Vergisi Sirkülerinde konuyla ilgili gerekli açıklamalar yapılmıştır. Gelir Vergi Tarifesi 2017 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere aşağıdaki gibidir:

13.000 TL’ye kadar % 15
30.000 TL’nin 13.000 TL’si için 1.950 TL, fazlası % 20
70.000 TL’nin 30.000 TL’si için 5.350 TL, (ücret gelirlerinde 110.000 TL’nin 30.000 TL’si için 5.350 TL), fazlası % 27
70.000 TL’den fazlasının 70.000 TL’si için 16.150 TL, (ücret gelirlerinde 110.000 TL’den fazlasının 110.000 TL’si için  26.950 TL), fazlası % 35

Buna göre 2017 takvim yılına ilişkin olup, yıllık gelir vergisi beyannamesinde 70.000 TL’yi aşacak şekilde ücretle birlikte diğer gelirlerin de beyan edilmesi durumunda, 70.000 TL’yi aşan tutarın ücret gelirine isabet eden kısmına daha düşük vergi oranının uygulanması gerekmekte olup, ücret geliri nedeniyle eksik olması gereken vergi tutarı aşağıda gösterilen şekilde hesaplanabilecektir:

a) Beyannameye dahil edilen tüm gelirlerin toplamından oluşan vergiye tabi gelir üzerinden, tarifenin ücret dışındaki gelirler için geçerli olan vergi oranları esas alınarak gelir vergisi hesaplanacak,

b) Beyannameye dahil edilen ücret gelirinin, beyan edilen toplam gelir içindeki oranı bulunarak, bu oranın toplam Vergiye Tabi Gelirin (Matrah) 70.000 TL’yi aşan kısmına uygulanması sonucunda ulaşılacak tutara (Bu tutar 2017 yılı için en fazla 40.000 TL olabilecektir.) %8 oranının uygulanması suretiyle, beyan edilen ücret geliri dolayısıyla toplam vergiden indirilecek gelir vergisi tutarı hesaplanacak,

c) Ücret geliri dolayısıyla eksik hesaplanması gereken vergi tutarının, beyannamedeki tüm gelirlerin toplamından oluşan matrah üzerinden hesaplanan vergi tutarından düşülmesi suretiyle, beyannamede gösterilecek hesaplanan gelir vergisi tutarı bulunmuş olacaktır.

Örnek:

Gelir Vergisi mükellefi Ali Bey’in 2017 yılına ilişkin Gelir Vergisi Beyannamesindeki gelirleri aşağıdaki gibidir.

Serbest Meslek Kazancı                                :  25.000-TL

Gayrimenkul Sermaye İradı                        :  38.000-TL

1.İşverenden Elde Edilen Ücret Geliri       :  42.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

2.İşverenden Elde Edilen Ücret Geliri       :  35.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

Vergiye Tabi Gelir Toplamı (Matrah)    : 140.000-TL

Buna göre, Gelir Vergisi tutarı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

Vergiye Tabi Gelir üzerinden hesaplanan vergi           : ((140.000 – 70.000) *0.35 + 16.150)) =  40.650-TL

Ücret Gelirinin Toplam Gelire Oranı                              : (77.000 / 140.000)                                 =   %55

70.000-TL’yi aşan matrahın ücrete tekabül eden kısmı: (140.000 – 70.000) *%55                   =  38.500-TL

Ücret Geliri Dolayısıyla Eksik Hes.Gelir Vergisi             : (38.5000 * %8)                                     =    3.080-TL

Hesaplanan Gelir Vergisi                                           : (40.650 – 3.080)                             =   37.570-TL

6- Vergiye tabi gelir toplamının 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2017 yılı için 30.000-TL) aşmaması koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş olan menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları yıllık beyannameye dahil edilmez.

Vergiye tabi gelir toplamının içerisine ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşan yedi gelir unsurunun tamamı girmektedir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken konu ücretlerin vergiye tabi gelir toplamının dışında tutulması gerektiğidir. Ücretler, ayrıca değerlendirilecek ve toplama dahil edilmeyecektir. Ancak, birden sonraki işverenden elde edilen ücretler toplamı 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşarsa (2017 yılı için 30.000-TL) tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı ne olursa olsun beyannameye dahil edilecektir. Dolayısıyla, ücretler diğer gelir unsurlarından bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulmasına karşın, birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamının yukarıda bahsedilen tutar sınırını (30.000-TL) aşması halinde tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı 1 TL dahi olsa bu iratların yıllık beyannameye dahil edilmesi zorunluluğunun doğmasına neden olmaktadır.

Gelirin toplanmasında 30.000-TL’lik beyan sınırının hesabında sadece tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının mı dikkate alınacağı yoksa bütün gelir unsurlarının mı toplanacağı konusunda tereddütler yaşanmaktadır. GVK 86/1-c’de belirtildiği üzere bütün gelir unsurları (ücretler hariç) toplama dahil edilecek ve toplamda 30.000-TL’lik tutar sınırının aşılması halinde, tevkifata tabi tutulmuş menkul ve gayrimenkul sermaye iratları beyannameye dahil edilecektir. Örneğin, 31.000-TL serbest meslek kazancı olan bir kişinin 1 TL dahi tevkifata tabi tutulmuş işyeri kira geliri bulunması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesine işyeri kira gelirini dahil etmesi gerekmektedir. Zira toplamda 30.000-TL’lik beyan sınırı aşılmış bulunmaktadır. Yine, 20.000-TL serbest meslek kazancı, 12.000-TL işyeri kira geliri olan bir kişi için de toplamda 30.000-TL’lik beyan sınırı aşıldığından işyeri kira geliri beyannameye dahil edecektir.

7- Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 2017 yılı için 1.600- TL’yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için GVK’nın 86/1-d maddesi gereğince yıllık beyannameye verilmez. Başka gelirler için beyanname verilmesi halinde de beyannameye dahil edilmez. Ancak, 2017 yılı için 1.600- TL’yi aşan tutarda tevkifat ve istisna uygulamasına tabi olmayan menkul veya gayrimenkul sermaye iradı elde edilmesi halinde, beyan sınırı olan 1.600- TL’ye kadar olanlar da dahil edilerek ilgili gelirin tamamı için yıllık beyanname verilecektir. Bu tür gelirlere, alacak faizleri dolayısıyla elde edilen ve tevkifata tabi olmayan menkul sermaye iratları ile basit usule tabi mükelleflere kiralanan ve tevkifata tabi olmayan işyerleri dolayısıyla elde edilen gayrimenkul sermaye iratları örnek verilebilir.

8- Dar mükellefiyete tabi olanlar, GVK’nın 86/2 maddesi gereğince tamamı Türkiye’de tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret, serbest meslek kazancı, menkul ve gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve irat gelirlerinden elde etmeleri halinde yıllık beyanname vermezler.

9-  Her nevi hisse senetlerinin kar payları, iştirak hisselerinden doğan kazançlar ile kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kar payları için kurum bünyesinde %15 stopaj yapılır. Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesi hükmü uyarınca, elde edilen kar payının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın aynı Kanunun 86 ncı maddesinde belirtilen beyan haddini aşması halinde (2017 yılı için 30.000 TL) izleyen yılda beyanı gerekecektir. Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden kurum bünyesinde yapılan %15 oranındaki tevkifatın tamamı mahsup edilecektir.

10- Hisse senetleri alım-satım kazançları GVK Geçici 67. madde kapsamında 27/04/2012 tarih ve 2012/3141 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile %0 oranında tevkifata tabi olup, bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecektir. Ayrıca, tam mükellef kurumlara ait olup, İMKB’de (Borsa İstanbul) işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler tevkifata tabi olmayacağı gibi bu gelirler için Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesi de uygulanmayacağından değer artış kazancı olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmesi de söz konusu olmayacaktır. 1/1/2006 tarihinden önce iktisap edilen hisse senetleri alım-satım kazançları için ise geçici 67 nci madde kapsamında tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler 31/12/2005 tarihinde geçerli olan mevzuat hükümlerine göre vergilendirilecek olup, maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulamasından sonra kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir.

11- Devlet tahvili ve Hazine bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları, 27/09/2010 tarih ve 2010/926 sayılı BKK gereğince GVK Geçici 67. madde (Geçici 67.madde hükümlerinin geçerlilik süresi 31/12/2015 iken, 6655 sayılı Kanun‘la 31/12/2020 olarak yeniden belirlenmiştir.) kapsamında %10 oranında tevkifata tabi olup bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecek ve başka gelirler için verilecek beyannameye de dahil edilmeyecektir. Özel sektör tahviline ilişkin faiz gelirleriyle alım-satım kazançları da GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi olup aynı durumdaki Devlet tahvili/Hazine bonosu gelirleri gibi vergilendirilmektedir.

12- Eurobondlardan (Yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetler) elde edilen faiz gelirleri, ihraç tarihi ne olursa olsun GVK Geçici 67. madde kapsamı dışında ancak GVK 94.madde kapsamında ilgili BKK ile %0 oranında tevkifata tabi olduğundan, 2017 yılına ilişkin beyan haddi olan 30.000-TL’nin aşılması halinde beyan edilecektir. Eurobond alım-satım kazancında ise maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulaması sonucu kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir. Dar mükellefiyete tabi olanların ise, eurobondlardan elde ettikleri gelirler için %0 dahi olsa Türkiye’de tevkifata tabi tutulduğundan GVK 86/2 gereği yıllık veya münferit beyanname vermeleri söz konusu değildir.

13- Mevduat faizleri, GVK Geçici 67.madde kapsamında tevkifata tabidir. İlgili BKK gereği, döviz tevdiat hesaplarına yürütülen faizler, vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; mevduat faizleri de vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir. Katılım bankalarınca döviz katılma hesaplarına ödenen kâr payları da vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; katılım bankaları tarafından katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları ise yine vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için de yıllık beyanname verilmeyecektir.

14- Repo işlemlerinden elde edilen gelirler de GVK Geçici 67. madde uyarınca tevkifat uygulaması kapsamındadır. 2017  yılında elde edilen repo gelirleri % 15 oranında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

15– Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen gelirler GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabidir. Bankalar veya aracı kurumlar, vadeli işlem veya opsiyon sözleşmesinin hükmünden yararlanıldığı anda, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değeri ile işlem fiyatına göre oluşan değeri arasındaki fark üzerinden sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla tevkifat yapacaklardır. Tevkifat oranı, Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında hisse senedi veya hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılan vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri için %0, hisse senedi ve hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılanlar dışında kalan sözleşmelerden elde edilen gelirler üzerinden ise ilgili Bakanlar Kurulu Kararları gereğince % 10 oranında uygulanmaktadır. Her iki durumda da bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

16– GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi tutulan gelirlerin ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, bu gelirler ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecek olup ticari kazançlarla ilgili olarak verilen beyannameye dahil edilecektir. Beyan edilen gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden geçici 67. madde hükmü çerçevesinde tevkif edilen vergiler mahsup edilecektir.

17– GVK’nın Geçici 72. maddesi uyarınca, 31/12/2017 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden maddede belirtilen oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılacak olup, bu ödemeler için GVK 94.madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecek ve diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

18– 23/02/2017 tarihinde kabul edilen 6824 Sayılı Kanun’un 4. madde hükmü ile yeniden ihya edilen GVK’nın “Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi” başlıklı Mükerrer 121. Maddesi ile; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden maddede belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’inin, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirim imkanı getirilmiştir.

Düzenlemeye göre,  İndirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon Türk lirasından fazla olamayacaktır. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilecek olup, bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmeyecektir. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilmektedir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için gerekli şartlar şu şekildedir:

1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması,

2. Yukarıda belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması,

3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması.

Ayrıca, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında VUK’un 359. maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenlerin bu düzenlemeden faydalanamayacakları hüküm altına alınmıştır.

01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeden 2017 yılı gelirlerini 2018/Mart döneminde beyan edecek gelir vergisi mükellefleri de faydalanabilecektir.

2017 Yılında Elde Edilen ve 2018 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri

Doç. Dr. Özgür BİYAN

Devamı: 2017 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Ödenen Vergiler ve Buna Bağlı Zam ve Cezalar İndirim Konusu Yapılabilir mi? – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2018/02/02/vergi-zam-ve-cezalar-indirimi/ Fri, 02 Feb 2018 07:30:58 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=66006

Vergi Zam ve Ceza İndirimi 1.Giriş: Vergi, Devletin kamu hizmetlerini karşılamak amacıyla, bireylerden rızasına bakmaksızın zorla aldığı kamu geliri olarak tanımlanabilir. Verginin, mükellefler açısından katlanmış oldukları diğer gider kalemlerinden herhangi bir farklılığı bulunmamaktadır. Ödenen vergilerin Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı, ödenen veya tahakkuk eden verginin türüne bağlı olarak değişmektedir. Ödenen […]

Devamı: Ödenen Vergiler ve Buna Bağlı Zam ve Cezalar İndirim Konusu Yapılabilir mi? – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Vergi Zam ve Ceza İndirimi

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

1.Giriş:

Vergi, Devletin kamu hizmetlerini karşılamak amacıyla, bireylerden rızasına bakmaksızın zorla aldığı kamu geliri olarak tanımlanabilir. Verginin, mükellefler açısından katlanmış oldukları diğer gider kalemlerinden herhangi bir farklılığı bulunmamaktadır. Ödenen vergilerin Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı, ödenen veya tahakkuk eden verginin türüne bağlı olarak değişmektedir. Ödenen vergilere bağlı zam ve cezalar ise, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının açık hükmü gereğince indirim konusu yapılamamaktadır.

2.Vergi Türleri İtibariyle Değerlendirme:

Vergi türleri itibariyle ödenen veya tahakkuk ettirilen vergilerin ve bunlara bağlı zam ve cezaların Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağına ilişkin değerlendirmelerimiz yasal dayanaklarıyla aşağıdaki gibidir:

2.1. Gelir Vergisi:

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Matrahtan ve gelir unsurlarından indirilmeyecek giderler” başlıklı 90. Maddesi şu şekildedir:

  • Gelir vergisi ile diğer şahsi vergiler ve her ne şekilde olursa olsun vergi cezaları ve para cezaları, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler Gelir Vergisinin matrahından ve gelir unsurlarından indirilemez.”

Kanun maddesinde açıkça belirtildiği üzere, ödenen veya tahakkuk ettirilen Gelir Vergisi, Gelir Vergisi matrahından ve gelir unsurlarından indirim konusu yapılamaz. Ayrıca, bu vergiye veya diğer vergilere bağlı olarak ortaya çıkan vergi cezaları (VUK’a göre kesilen vergi ziyaı cezası, özel usulsüzlük cezaları gibi.) ile gecikme faizleri (VUK’a göre hesaplanan) ve gecikme zamları (AATUHK hükümlerine göre kesilen) da Gelir Vergisi matrahından ve gelir unsurlarından indirim konusu yapılamaz.

2.2. Kurumlar Vergisi:

5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Kabul edilmeyen indirimler başlıklı 11. Maddesi şu şekildedir:

Maddede belirtildiği üzere, hesaplanan kurumlar vergisi, Kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamayacaktır. Ayrıca, her türlü vergi cezası, AATUHK hükümlerine göre tahakkuk eden veya ödenen cezalar ve bunların zamları ile VUK’a göre ödenen gecikme faizleri de Kurum kazancından indirilemeyecektir.

2.3. Katma Değer Vergisi:

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun “Verginin gider kaydedilemeyeceği” başlıklı 58. Maddesi aşağıdaki gibidir:

  • “Mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan Katma Değer Vergisi ile mükellefçe indirilebilecek Katma Değer Vergisi, Gelir ve Kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilmez.”

Madde hükmüne göre hesaplanan KDV hiçbir şekilde Gelir veya Kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılamamaktadır. Aynı durum mükellefçe indirilebilecek KDV için de geçerlidir. Mükellefin indirme hakkı bulunmadığı KDV (İndirilemeyecek KDV) ise, işin mahiyetine göre Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir. Bu hükme, Kanun maddesini tersinden okuyarak yani mefhumu muhaliften istinbat yapılarak ulaşılmaktadır. Ancak, mükellefçe indirilemeyecek KDV’nin Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahlarından indirim konusu yapılabilmesi için, KDV Kanununun 30/d bendinde geçen, “Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen Katma Değer Vergisi” mahiyetinde olmaması gerekir. Dolayısıyla, Gelir veya Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV’nin kazanç tespitinde indirimi söz konusu değildir.

2.4. Özel Tüketim Vergisi:

4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununda ve diğer Vergi Kanunlarında, ÖTV’nin gider yazılamayacağına dair herhangi bir hüküm mevcut değildir. Dolayısıyla, ÖTV’nin gider yazılmasında herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ayrıca, VUK’un “Gayrimenkullerde maliyet bedeline giren giderler” başlıklı 270. Maddesinde, gayrimenkuller ile gayrimenkul gibi değerlenen Kanunda sayılan kıymetlerin iktisabında yüklenilen Özel Tüketim Vergilerini ilgili kıymetin maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükelleflere serbestlik tanınmıştır.

2.5. Damga Vergisi:

Damga Vergisi, kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla, Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilecek bir giderdir. Zira, 488 Sayılı Damga Vergisi Kanununda ve Diğer Vergi Kanunlarında Damga Vergisinin (Vergi Beyannamelerinde yer alan Damga Vergisi dahil) indirimini engelleyen herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

2.6. Harçlar:

Kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesine yönelik olarak ödenen veya tahakkuk ettirilen Kanunda sayılan harçlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilir. Zira, 492 Sayılı Harçlar Kanununda ve diğer Vergi Kanunlarında Harçların kazançtan indirimini engelleyen herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

2.7. Motorlu Taşıtlar Vergisi:

197 Sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun “Gider kaydedilmeme hali” başlıklı 14. Maddesi şu şekildedir:

  • “Bu Kanuna bağlı  (I) ve (IV) sayılı tarifelerde yer alan taşıtlardan (Ticari maksatla kullanılan uçak ve helikopterler ile taşıt kiralama faaliyeti ile uğraşan işletmelerin bu amaçla kiraya verdikleri taşıtlar hariç) alınan vergi ve cezalar ile gecikme zamları gelir ve kurumlar vergilerinin matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilmez.”

Bu hükme göre, (I) Sayılı listede yer alan otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve motosikletler ile (IV) Sayılı listede yer alan uçak ve helikopterlerle ilgili ödenen Motorlu Taşıtlar Vergisi, Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılamaz. Bunların dışındaki tek liste olan (II) Sayılı listede yer alan minibüs, panelvan ve motorlu karavanlar, otobüs ve benzerleri, kamyonet, kamyon, çekici ve benzerleri için ödenen Motorlu Taşıtlar Vergisi ise, kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla, Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilir.

2.8. Emlak Vergisi:

1319 Sayılı Emlak Vergisi Kanununda ve diğer Vergi Kanunlarında Emlak Vergisinin indirimini engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığından, kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla ödenen veya tahakkuk ettirilen Emlak Vergisi, Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilir.

3.Genel Değerlendirme ve Sonuç:

Vergi hukukunda, tahakkuk ettirilen veya ödenen vergilerin gider yazılamayacağına dair genel bir prensip bulunmamaktadır. Vergilerin gider yazılamayacağı ile ilgili yaygın olan görüşün ana nedeni, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Katma Değer Vergisi gibi temel Vergi Kanunlarında bu vergilerin gider yazılmasını engelleyen hükümlerin bulunmasıdır. Bu Kanunlarda yer alan bahsi geçen vergilerin gider yazılamayacağına dair belirlemeler, mali idare, mükellefler ve meslek mensuplarını çoğu zaman toptancı bir anlayışla, bütün vergilerin Gelir veya Kurumlar Vergisi uygulamasında gider yazılamayacağı gibi bir yanlışa götürebilmektedir.

Oysa ki, kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla yapılan bir gider, Kanunda kazançtan veya vergi matrahından indirimini engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığı sürece, Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilir. Yapılan bu giderin “vergi” olması sonucu değiştirmez. Dolayısıyla, kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili yapılan vergi giderlerinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağının tespitinde, ilgili Kanunda belirlenen indirim kalemlerinin içinde yer alıp almadığına değil de, Kanunlarda bu indirimi engelleyen bir hükmün bulunup bulunmadığına bakarak karar vermek isabetli olacaktır.

Gelir Vergisi Kanununun 90. Maddesi, Kurumlar Vergisi Kanununun 11. Maddesi, Katma Değer Vergisi Kanununun 58. Maddesi (kısmen) ile Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 14. Maddesinde (kısmen), ilgili vergilerin Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılmasını engelleyen hükümlere yer verilmiştir. Bu hükümlere uyulması Kanuni bir zorunluluktur. Belirtilen madde hükümlerinin kapsamında bulunmayan ve kazancın elde edilmesine ve idame ettirilmesine yönelik olarak yapılan diğer vergi giderleri ise, Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilir.

Vergilerin indirim konusu yapılıp yapılamayacağından bağımsız olarak, her türlü vergiye ait gecikme zammı, gecikme faizi, vergi ziyaı cezası ile özel ve genel usulsüzlük cezalarının Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahından indirim konusu yapılması, Gelir Vergisi Kanununun 90. Maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 11. Maddesi hükmü gereğince, yasaklanmıştır. Dolayısıyla, vergilere ait bu tür zam ve cezaların matrahtan veya gelir unsurlarından indirimi Kanunen mümkün değildir.

ad

 

Devamı: Ödenen Vergiler ve Buna Bağlı Zam ve Cezalar İndirim Konusu Yapılabilir mi? – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Emtia Değerlemesinde Emsal Bedeli Ölçüsünün Kullanılacağı Haller https://www.alomaliye.com/2017/04/11/emtia-degerlemesinde-emsal-bedeli/ Tue, 11 Apr 2017 08:00:56 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=50252

Emtia Değerlemesinde Emsal Bedeli 1- GİRİŞ 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu‘nun 258.maddesinde; değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespiti olarak tanımlanmıştır. VUK’un “Değerleme” başlıklı 3. kitabının 1.bölümünde değerleme tanımından sonra sırasıyla değerleme günü, değerleme esasları ve değerleme ölçüleri tek tek belirtilmiştir. Aynı kitabın 3.bölümünün başlığı “İktisadi İşletmelere Dahil Kıymetleri Değerleme” olup, her […]

Devamı: Emtia Değerlemesinde Emsal Bedeli Ölçüsünün Kullanılacağı Haller Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Emtia Değerlemesinde Emsal Bedeli

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

1- GİRİŞ

213 Sayılı Vergi Usul Kanunu‘nun 258.maddesinde; değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespiti olarak tanımlanmıştır. VUK’un “Değerleme” başlıklı 3. kitabının 1.bölümünde değerleme tanımından sonra sırasıyla değerleme günü, değerleme esasları ve değerleme ölçüleri tek tek belirtilmiştir. Aynı kitabın 3.bölümünün başlığı “İktisadi İşletmelere Dahil Kıymetleri Değerleme” olup, her biri ayrı maddelerde açıklanan mal ve hakların hangi değerleme ölçüleri ile değerleneceğine dönük belirlemeler yer almaktadır. Değerlemesi yapılacak iktisadi işletmelere dahil mal ve haklardan birisi de emtialardır. Emtia üzerine ticaret yapmayan hizmet işletmeleri ile sipariş usulü çalışan ve dönem sonlarında sıfır stok bulunduran işletmeler hariç olmak üzere, ticari ve zirai kazanç elde eden bütün Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri emtia değerlemesi yapmak durumundadır.

2- EMTİA

VUK’un 186. maddesine göre bilanço günündeki mevcutları kesin bir şekilde ve müfredatlı olarak tespit etmek; saymak, ölçmek ve tartmanın yanında  değerlemeyi de gerektirmektedir. Aynı maddeye göre mevcutlar, alacaklar ve borçlar işletmeye dahil iktisadi kıymetleri ifade etmektedir. Emtialar, işletmeye dahil mevcutlardan dönen varlıklar grubunda yer alan kalemlerden birisidir. Emtianın vergi kanunlarında tanımı yapılmamıştır. Ancak, VUK’un “Emtia” başlıklı 274. maddesi ile “İmal edilen emtia” başlıklı 275. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; emtia, işletmenin ticaret konusunu oluşturan, normal faaliyet döneminde satılacak, tüketilecek veya faaliyetleri içinde değişime uğrayacak ve değerleme gününde henüz işletmenin tasarrufundan çıkmamış olan taşınır nitelikteki maddi mallar olarak tanımlanabilir. Vergi ve muhasebe uygulamalarında iptidai ve ham maddeler (ilk madde ve malzeme), yarı mamul, mamul ve ticari mallar emtia olarak değerlemeye tabi tutulur.

3- EMTİA DEĞERLEMESİ

VUK’un 274.maddesinde belirtildiği üzere, emtia maliyet bedeliyle değerlenir. Aynı şekilde, imal edilen emtia (tam ve yarı mamul mallar) da maliyet bedeliyle değerlenir. Kanun’a göre emtiaları maliyet bedeli ile değerlemenin dışına iki istisnai durumda çıkılabilir. Bunlardan birincisi, emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedelleri %10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde (VUK 274), diğeri de, yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan hallerde emtialar maliyet bedeliyle değerlenmez. Her iki durumda da emsal bedeli ile değerlenir. İktisadi kıymetlerde meydana gelen önemli bir azalış için Kanun’da herhangi bir ölçü verilmemiştir. Bu durumda, iktisadi kıymetlerde meydana gelen değer kayıplarının Kanun’da belirtilen “önemli bir azalış” olup olmadığına, her olay ve iktisadi kıymet kendi koşulları ve özellikleri içinde değerlendirilerek karar verilecektir.

Emtialar için yukarıda sayılan istisnai durumların gerçekleşmesi halinde maliyet bedeli yerine emsal bedeli ölçüsünün geçerli olmasında herhangi bir tereddüt bulunmamasına karşın, VUK’un 267. maddesinde bahsi geçen “Emsal bedeli ve emsal ücreti” ölçüsü, kendi özel yapısından kaynaklanan bir takım uygulama sorunlarını bünyesinde barındırmaktadır. İlgili maddede; emsal bedeli, gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değer olarak tanımlanmaktadır. Emsal bedelin tayini Kanun’da belirtilen esaslara ve sıraya göre yapılır. Sıralama; ortalama fiyat esası, maliyet bedeli esası ve takdir esası şeklinde olup, aksine bir hüküm bulunmadıkça bu sıraya uyulması kanuni zorunluluktur.

Değer kaybına uğrayan emtiaların değerlemesinde, VUK 267. maddesindeki 2.sıra olan “Maliyet bedeli esası” fiilen kullanılamaz. Zira, emtia için katlanılan maliyetler, değer kaybı neticesinde anlamını yitirmiş ve yeni bir ölçüye ihtiyaç duyulmuştur. Maliyet bedeliyle değerlenemeyen emtia için yeni değerleme ölçüsü sırasıyla, VUK’un 267. maddesindeki birinci sıra olan “Ortalama fiyat esası” ile üçüncü sırada yer alan “Takdir esası” dır. Kanun’da sıra belirtildiğinden değerleme ölçülerinde ihtiyarilik bulunmamaktadır. Dolayısıyla, birinci sıra olan ortalama fiyat esası ile değerlenebilecek emtialar için bu ölçü kullanılacak ve takdir esasına gidilmeyecektir. Ancak, ortalama fiyat esasının kullanılabilmesi için aynı cins ve nevideki mallardan sıra ile değerlemenin yapılacağı ayda veya bir evvelki veya bir daha evvelki aylarda satış yapılmış olması ve aylık satış miktarının, emsal bedeli tayin olunacak her bir malın miktarına nazaran %25’ten az olmaması gerekmektedir. Kanun’da geçen aynı cins ve nevideki mallar için %25 oranının tutturulması mümkün olsa dahi, değer kayıplarının her bir emtia için aynı oranda gerçekleşmesi düşük bir ihtimal olduğundan “ortalama fiyat esası” ölçüsünün de fiilen kullanılması hemen hemen imkansızdır. Bu durumda, emsal bedelin tespiti için fiilen geçerli ölçü “takdir esası” olmaktadır. Ayrıca, kaza mercilerinin re’sen biçtikleri değerler de VUK’un 267. maddesi gereğince emsal bedeli yerine geçmektedir. Kanun’da geçen kaza mercilerinden kastedilen  yargı organı, yani mahkemelerdir. Değer kayıplarına ilişkin yetkili mahkeme kararının bulunduğu durumlarda, emsal bedel tespiti için diğer esaslara müracaat edilmesine gerek bulunmamaktadır.

4- EMTİADA MEYDANA GELEN DEĞER KAYIPLARI

Öncelikle belirtmek gerekir ki; işletmenin faaliyetleri sonucunda bir miktar firenin ortaya çıkması beklenen bir durumdur. İşletmenin normal faaliyetleri içerisinde ortaya çıkan ve herhangi bir değer içermeyen olağan fireler için dönem sonlarında herhangi bir değerleme yapılması gerekmez.  Bu fireler, ilgili oldukları malın maliyetine girerek o malla birlikte değerlemeye tabi tutulur. Kanun’da, emtiada meydana gelen değer kayıplarına iki ayrı maddede değinilmiştir. VUK’un 274. maddesinde bahsi geçen, emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedellerinin %10 ve daha fazla bir düşüklük göstermesi hali, emtianın maliyet bedeli yerine emsal bedelle değerlenmesine neden olmaktadır. İlgili maddede, maliyet bedeli yerine emsal bedel ölçüsünün tatbik edileceği değer düşüklüğü için %10 sınırı konulmasına karşın, değer düşüklüğünün nedenleri belirtilmemiştir. Dolayısıyla, değer düşüklüğünün kaynağına bakılmaksızın maliyet bedeline nazaran emtianın satış bedelinin %10 ve daha fazla bir düşüklük göstermesi, maliyet bedeli yerine emsal bedeli ölçüsünün dikkate alınması için yeterli bir sebep olacaktır.

Emtiada meydana gelen değer kayıpları ile ilgili VUK’un 278. maddesinde ise; emsal bedeli ölçüsünün kullanılabilmesi için değer kayıplarına ilişkin “önemli bir azalış” dışında herhangi bir oran belirtilmemesine karşın, hangi hallerdeki değer kayıplarının bu madde kapsamında sayılacağına ilişkin belirlemeler yapılmıştır. İlgili maddede; yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden, veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış meydana gelen emtialardan bahsedilmiştir. Maddede değer kayıpları ile ilgili nedenler sıralanırken “gibi” edatı kullanılması, sayılan durumlarla ilgili olarak bir sınırlama veya tahdit bulunmadığını göstermektedir. Örneğin maddede sayılmayan “hırsızlık sonucu işletmeden çalınan mallar” için, Danıştay 3. Dairesi tarafından verilen Esas No: 1997/4519 ve 16.02.1999 tarihli Kararda da belirtildiği üzere, emsal bedel ölçüsü tatbik edilebilmelidir. Ancak, Maliye İdaresinin görüşü, hırsızlık dolayısıyla uğranılan ziyanın VUK’un 278. maddesine kıyasen gider yazılamayacağı şeklindedir. Bakanlığın vermiş olduğu bu yöndeki muktezaların temel gerekçesi, bu türden azalışların kazancın elde edilmesi ve idame edilmesine yönelik bir harcama olmadığı anlayışına dayanmaktadır.

5- KIYMETİ DÜŞEN MALLARIN DEĞERLEMESİ İLE İLGİLİ YARGI KARARLARI

5.1- Danıştay 4. Dairesi tarafından verilen Esas No: 2004/1765, Karar Tarihi: 10.11.2004 olan Düzeltme Kararı’nın ilgili bölümleri şu şekildedir:

“VUK’un 278. maddesi ile ürün satışı yapan şirketlerde müşterilerden iade alınan ürünler için müşterilere yeni ürünler verilmesi ya da bedelinin iadesi söz konusu olabildiğinden ürünlerin maliyet bedelleri yerine emsal bedelleri üzerinden zarar yazılabilmesine imkan tanınmıştır. Davacı şirket tarafından bayiler aracılığıyla yapılan satışlarla ilgili olarak iade alınan ürünlerin Vergi Usul Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanununda belirtilen şekil ve şartlara uygun olarak iade alındığı, ürünlerin ekonomik değerinin olmaması nedeniyle bir depoda bekletildiği iddia edildiğinden, bu ürünlerin davacı şirketin satışını yaptığı ürünler olup olmadığı, iade alınan ürün bedellerinin kurum kazancından indirilip indirilmediği, iadeye konu malların nitelikleri ve emsal bedelleri konusunda defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi ve ürünlerin bulunduğu depoda keşif yaptırılarak karar verilmesi gerekmektedir. Davacının yıl içinde para iadesi veya ürünün yenisini vermesine karşın bu işlemlerin yapıldığı dönemlerde zarar yazılmaması halinde, iade alınan malların emsal bedelleri üzerinden zarar yazılabilmesi mümkün olmalıdır. Bu itibarla keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak bunun sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, davayı reddeden mahkeme kararında isabet görülmemiştir.”

5.2- Danıştay 3.Dairesi tarafından verilen Esas No: 1997/4519 olan 16.12.1999 tarihli Karar’ın, vergi mahkemesinin kararının belirtildiği kısmın ilgili bölümü şu şekildedir:

“…Söz konusu malların çalındığının mahkeme kararıyla sabit olduğu bu konuda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, bu durumda adi ortaklık tarafından hırsızlık sonucu çalınan malların bedellerinin Vergi Usul kanununun 288. maddesi hükmüne uygun olarak, kayıtlı değerleri üzerinden karşılık ayrılarak izlenmesinde ve bu değerlerin Gelir Vergisi Kanununun 38. maddesine göre öz sermayede olumsuz bir azalmaya neden olması yani zarar niteliği taşıması sebebiyle de tarh döneminde kar-zarar hesabına zarar olarak kaydedilmesinde yasalara aykırılık görülmediği gerekçesiyle kabul ederek tahakkuk işleminin dava konusu vergi ve fon payına ilişkin kısmını iptal etmiştir.” Bu karar, aynı gerekçe ve nedenlerle Danıştay 3. Dairesince de uygun bulunmuş ve onanmıştır.

5.3- Danıştay 3. Dairesi tarafından verilen Esas No: 2007/633 olan 03.06.2009 tarihli Karar’ın ilgili bölümleri şu şekildedir:

” 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 278’inci maddesinde, yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtianın emsal bedeli ile değerleneceği; aynı Yasanın 330’uncu maddesinde ise emtia kıymetinde oluşan zayiat dolayısıyla alınan sigorta tazminatları bunların değerinden fazla olursa bu fazlalığın kara alınacağı, işletme hesabı esasında tutulan defterde bu tazminatın hasılat kaydedileceği kurala bağlanmıştır.

Vergi mahkemesince, 2002 yılı dönem sonu stoku ve yangın tarihine kadar satın alınan emtia miktarı da gözetilerek, yangında zarar gören emtia miktarı ve değeri de belirlendikten sonra, vergilendirmeye esas alınan matrahın hukuka uygun olup olmadığının 213 sayılı Yasanın yukarıda kuralına yer verilen 330’uncu maddesindeki düzenlemeye göre incelenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, böyle bir değerlendirme yapılmaksızın hüküm kurulması hukuka uygun görülmediğinden, vergi mahkemesi kararının yukarıda değinilen hususlar ve davacı iddiaları dikkate alınarak yeniden karar verilmek üzere bozulması gerekmiştir.”

6- GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Emtia değerlemesi, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nda geçen “Değerleme” mevzuu içerisinde sonuçları itibariyle önemli bir yere sahiptir. Emtiaların normal koşullarda değerleme ölçüsü “Maliyet bedeli” olmakla birlikte, yazımızın da konusu olan ve VUK’un 274 ve 278. maddelerinde bahsi geçen emtiada değer kayıpları yaşanması halinde, maliyet bedeli yerine “Emsal bedeli” ölçüsü esas alınacaktır. Değeri düşen malları emsal bedelle değerlemedeki amaç, emtiada meydana gelen fiziki kayıplar nedeniyle yeni değerinin tespiti ve bu değerle maliyet bedeli arasındaki farkın sonuç hesaplarına zarar olarak aktarılmasıdır. Değeri düşen malların dönem içinde satılması halinde ise herhangi bir değerleme söz konusu olmayacaktır.

Emtia değerlemesinde maliyet bedeli yerine emsal bedeli ölçüsünün geçerli olmasını gerektirecek hallerin bulunması halinde karar verilmesi gereken husus, emsal bedelin hangi esaslara göre tayin olunacağıdır. Yukarıda da izah ettiğimiz üzere; emsal bedel tespitinde VUK’un 267. maddesinde belirtilen sıraya uyulması kanuni bir zorunluluktur. Kanun’da geçen 1. sıra  “Ortalama fiyat esası” ve 2. sıra “Maliyet bedeli esası” ölçülerinin kullanımı fiilen imkansız olduğundan geriye 3. sıra olan “Takdir esası” ile bu sıralamadan bağımsız olan “Kaza mercilerinin resen biçtikleri değerler” kalmaktadır. Bu durumda emtialar için emsal bedel tespitinde yeni sıralama şu şekilde olacaktır. Kaza mercilerinin re’sen biçtikleri bir değer mevcutsa (mahkeme kararı) bu değer esas alınacaktır. Mahkeme kararının olmadığı hallerde ise doğrudan takdir yoluna başvurulacaktır.

 

Devamı: Emtia Değerlemesinde Emsal Bedeli Ölçüsünün Kullanılacağı Haller Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2016 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar https://www.alomaliye.com/2017/03/02/2016-yili-gelirlerinin-toplanmasi/ Thu, 02 Mar 2017 07:46:37 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=48000

2016 Yılı Gelirlerinin Toplanması Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini  konu edinen Gelir Vergisi Kanunu‘na göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2.maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları […]

Devamı: 2016 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

2016 Yılı Gelirlerinin Toplanması

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini  konu edinen Gelir Vergisi Kanunu‘na göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2.maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlar olmak üzere yedi gelir unsuru dışındaki hiçbir kazanç veya irat gelir vergisinin konusuna girmez.

Gelir vergisi mükellefleri, yukarıda sayılan kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar için kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının başından yirmibeşinci günü sonuna kadar, bağlı bulunulan vergi dairesine verilir.

18/2/2012 tarihli ve 28208 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 414 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde uygulama esasları belirlenen “Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi” ile 2011 ve müteakip takvim yıllarında sadece gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükelleflerin bu iratlarına ilişkin beyannameleri Gelir İdaresi Başkanlığınca önceden doldurulup mükelleflerin onayına sunulmakta iken 2012 yılından itibaren uygulanmakta olan bu sistemin kapsamı 25/02/2016 tarih ve 470 sıra nolu tebliğ ile genişletilmiştir. İlgili tebliğde belirtildiği üzere, “Hazır Beyan Sistemi” ile gelirleri sadece ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından veyahut tamamından oluşan mükelleflerin Yıllık Gelir Vergisi beyannameleri önceden hazırlanarak onaylarına sunulmaktadır. Hazır Beyan Sisteminin uygulamasına 1 Mart 2016 tarihi itibari itibariyle 2015 yılı gelirleri için başlanmıştır. Aynı sistem 2017 yılında verilecek 2016 yılına ait Gelir Vergisi Beyannamelerinde bahsi geçen gelir türlerini kapsamak üzere uygulanacaktır.

GVK’ya göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur. Ancak ekonomik, sosyal, politik ve siyasal nedenlerle bazı gelir unsurları beyanname kapsamı dışında tutulurken, beyannameye dahil edilmeyen kazanç ve iratlardan bir kısmı kesinti yoluyla nihai vergilendirmeye tabi tutulmakta, bir kısmı ise tamamen vergileme dışı bırakılmaktadır. Yazımızın konusu da yıllık gelir vergisi beyanına dahil edilecek gerçek usulde tespit edilen gelirler ile toplama yapılmayan hallerin incelenmesi olup, 2016 hesap dönemi ile ilgili özellikli hususlara aşağıda maddeler halinde değinilecektir:

1- Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler.(GVK 85) Ancak, gerçek usulde vergilendirilmeyen zirai kazançlar ile gelir vergisinden istisna olan serbest meslek kazançları için beyanname verilmez. (GVK 86) Bu kazançların kesinti yoluyla nihai vergilendirilmesi yapılmaktadır.

2- Tacirler, çiftçiler ve serbest meslek erbabının ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar hariç olmak üzere, kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısmı için beyanname verilmez. Başka gelirlerden dolayı beyanname verilse dahi istisna haddi içinde kalan kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmez. Örneğin, Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 2016 yılı için 3.800- TL’si gelir vergisinden müstesnadır. Bu durumda 3.800-TL ve altında kalan bu tür iratlar dolayısıyla 2016 yılı için 2017 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Ancak, ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek zorunda olanlar ile istisna haddinin üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 110.000-TL’yi aşanlar bu istisnadan faydalanamadıklarından, yıllık beyannameye mesken kira gelirlerinin tamamını dahil etmeleri gerekmektedir.

Benzer şekilde, GVK’nın 82.maddesine göre gayrimenkullerin tahliyesi karşılığında elde edilen tazminatlarla ilgili arızi kazancın 2016 yılı için 24.000-TL’si gelir vergisinden istisnadır. 2016 yılında bu tutarın altında elde edilen arızi ticari kazançlar için 2017 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Diğer gelirler için yıllık beyanname verilse dahi bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

Gelir Vergisi Kanununun mülga olan mükerrer 20. maddesi “Genç Girişimcilerde Kazanç İstisnası” başlığı ile birlikte yeniden düzenlenerek 10/2/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İlgili kanun maddesine göre; ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle adlarına ilk defa gelir vergisi mükellefiyeti tesis olunan ve mükellefiyet başlangıç tarihi itibarıyla yirmi dokuz yaşını doldurmamış tam mükellef gerçek kişilerin, faaliyete başladıkları takvim yılından itibaren üç vergilendirme dönemi boyunca elde ettikleri bu kazançlarının 75.000 Türk lirasına kadar olan kısmı, maddede belirtilen şartlarla gelir vergisinden müstesna tutulmuştur. Bu istisna hükmü, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle elde edilen kazançlara uygulandığından dolayı, bu kazançları elde edenler GVK’nın 85.maddesi hükmü gereği, zarar veya 75.000-TL’nin altında kazanç elde etmiş olsalar dahi her halükarda Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi vererek bu kazançlarını beyannameye dahil edeceklerdir.

3- GVK’nın 75.maddesinin 15 ve 16 numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmez. İlgili madde bentlerinde tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri tarafından ödenen irat tutarları ile bireysel emeklilik sisteminden çeşitli şekillerde ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarlarının menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiştir. GVK’nın 86.maddesinde ilgili menkul sermaye iratları için beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için verilmesi halinde de bu iratların beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

4- Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler ile birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerin toplamı, vergi tarifesinin yazılı olduğu 103.maddedeki ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2016 yılı için 30.000-TL) aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri beyannameye dahil edilmez. Diğer gelirler için beyanname verilse dahi bu ücretler beyannameye dahil edilmez.

Mükelleflere birinci işvereni seçmede serbestlik tanınmıştır. Bazı durumlarda  mükellefler ücret gelirleri için yıllık beyanname vermek isteyebilir. Zira, toplamda düşük vergi diliminde kalan ücret gelirleri için yıllık beyannamede bazı indirimlerin de yapılmasıyla yıl içinde kesilen stopajların bir kısmının iadesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda ücret geliri elde edenler yıllık beyannameyi verebilmek için birinci işveren tercihini, 2016 yılı ücret gelirinin birinci işverenden sonraki toplamının 30.000-TL’yi aşmasını sağlayacak şekilde daha düşük ücret geliri elde ettikleri işveren için kullanabilirler. Ücret geliri elde edenlerin yıllık beyanname vermeleri gerektiği durumlarda, birinci işverenlerden elde ettikleri de dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamını beyannameye dahil etmeleri zorunludur.

Ücretlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi ile ilgili diğer önemli bir konu ise, mahkemelerce veya devletin diğer yetkili birimlerince bilirkişilere ödenen ücretlerin vergilendirilmesi ve işverenin belirlenmesidir. GVK’nın 62.maddesinde işverenlerin, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden hareketle, bilirkişilerin işverenleri, bilirkişileri atayan ve onlardan uzmanlık alanları ile ilgili bilgi, rapor ve görüş isteyen ve karar yetkisi elinde bulunan ilgili mahkemeler ve devletin yetkili mercileridir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nca verilen 28/09/2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010.GVK-61-4-607 sayılı özelgede, farklı hukuk mahkemeleri tarafından görevlendirilen bilirkişilere ödenen ücretlerin, tek vezneden tahakkuk ettirilip ödenmesi halinde tek işverenden elde edilen ücret olarak değerlendirilmesi, ayrı veznelerce tahakkuk ettirilip ödenmesi durumunda ise ayrı tahakkuk yapan her bir veznenin ayrı bir işveren olarak değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca bilirkişi ücretlerinin doğrudan davacılardan tahsil edilmesi durumunda ise her bir ödemenin, ödemeyi yapan birimler itibariyle ayrı işverenlerden yapılan ücret ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın, mükellefin gelirinin Adalet Bakanlığı’na bağlı çeşitli mahkemelerden bilirkişi olarak elde edilen ücret gelirlerinden ibaret olması halinde, bu gelirin tek işverenden elde edilen ücret geliri olarak kabul edilmesi gerektiği şeklinde görüşü de bulunmaktadır. Ancak genel görüş, tahakkuk ve ödemeyi yapan her veznenin bağlı olduğu birimin ayrı bir işveren olarak kabul edilip buna göre işlem yapılması gerektiği şeklindedir.

5-  Bilindiği üzere Gelir Vergisi Kanununun vergi tarifesine ilişkin 103 üncü maddesi, 6009 sayılı kanunla ücret gelirlerinde %35’lik dilime geç ulaşılmasını sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. 75 nolu Gelir Vergisi Sirkülerinde konuyla ilgili gerekli açıklamalar yapılmıştır. Gelir Vergi Tarifesi 2016 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere aşağıdaki gibidir:

12.600 TL’ye kadar % 15
30.000 TL’nin 12.600 TL’si için 1.890 TL, fazlası % 20
69.000 TL’nin 30.000 TL’si için 5.370 TL, (ücret gelirlerinde 110.000 TL’nin 30.000 TL’si için 5.370 TL), fazlası % 27
69.000 TL’den fazlasının 69.000 TL’si için 15.900 TL, (ücret gelirlerinde 110.000 TL’den fazlasının 110.000 TL’si için  26.970 TL), fazlası % 35

Buna göre 2016 takvim yılına ilişkin olup, yıllık gelir vergisi beyannamesinde 69.000 TL’yi aşacak şekilde ücretle birlikte diğer gelirlerin de beyan edilmesi durumunda, 69.000 TL’yi aşan tutarın ücret gelirine isabet eden kısmına daha düşük vergi oranının uygulanması gerekmekte olup, ücret geliri nedeniyle eksik olması gereken vergi tutarı aşağıda gösterilen şekilde hesaplanabilecektir:

a) Beyannameye dahil edilen tüm gelirlerin toplamından oluşan vergiye tabi gelir üzerinden, tarifenin ücret dışındaki gelirler için geçerli olan vergi oranları esas alınarak gelir vergisi hesaplanacak,

b) Beyannameye dahil edilen ücret gelirinin, beyan edilen toplam gelir içindeki oranı bulunarak, bu oranın toplam Vergiye Tabi Gelirin (Matrah) 69.000 TL’yi aşan kısmına uygulanması sonucunda ulaşılacak tutara (Bu tutar 2016 yılı için en fazla 41.000 TL olabilecektir.) %8 oranının uygulanması suretiyle, beyan edilen ücret geliri dolayısıyla toplam vergiden indirilecek gelir vergisi tutarı hesaplanacak,

c) Ücret geliri dolayısıyla eksik hesaplanması gereken vergi tutarının, beyannamedeki tüm gelirlerin toplamından oluşan matrah üzerinden hesaplanan vergi tutarından düşülmesi suretiyle, beyannamede gösterilecek hesaplanan gelir vergisi tutarı bulunmuş olacaktır.

Örnek:   Gelir Vergisi mükellefi Ali Bey’in 2016 yılına ilişkin Gelir Vergisi Beyannamesindeki gelirleri aşağıdaki gibidir.

Serbest Meslek Kazancı                              :  25.000-TL

Gayrimenkul Sermaye İradı                       :  38.000-TL

1.İşverenden Elde Edilen Ücret Geliri       :  42.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

2.İşverenden Elde Edilen Ücret Geliri       :  35.000-TL (Tevkifata Tabi Tutulmuş)

Vergiye Tabi Gelir Toplamı (Matrah)       : 140.000-TL

Buna göre,

Gelir Vergisi tutarı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

Vergiye Tabi Gelir üzerinden hesaplanan vergi            : ((140.000 – 69.000) *0.35+15.900))   =  32.500-TL

Ücret Gelirinin Toplam Gelire Oranı                            : (77.000 / 140.000)                                   =   %55

69.000-TL’yi aşan matrahın ücrete tekabül eden kısmı : (140.000- 69.000) *%55                  =  39.050-TL

Ücret Geliri Dolayısıyla Eksik Hes.Gelir Vergisi         : (39.050 * %8)                                           =    3.124-TL

Hesaplanan Gelir Vergisi                                              : (32.500 – 3.124)                                         =   29.376-TL

6- Vergiye tabi gelir toplamının 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2016 yılı için 30.000-TL) aşmaması koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş olan menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları yıllık beyannameye dahil edilmez.

Vergiye tabi gelir toplamının içerisine ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşan yedi gelir unsurunun tamamı girmektedir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken konu ücretlerin vergiye tabi gelir toplamının dışında tutulması gerektiğidir. Ücretler, ayrıca değerlendirilecek ve toplama dahil edilmeyecektir. Ancak, birden sonraki işverenden elde edilen ücretler toplamı 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşarsa (2016 yılı için 30.000-TL) tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı ne olursa olsun beyannameye dahil edilecektir. Dolayısıyla, ücretler diğer gelir unsurlarından bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulmasına karşın, birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamının yukarıda bahsedilen tutar sınırını (30.000-TL) aşması halinde tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı 1 TL dahi olsa bu iratların yıllık beyannameye dahil edilmesi zorunluluğunun doğmasına neden olmaktadır.

Gelirin toplanmasında 30.000-TL’lik beyan sınırını dikkate alırken yalnızca tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının mı dikkate alınacağı yoksa bütün gelir unsurlarının mı toplanacağı konusunda tereddütler yaşanmaktadır. GVK 86/1-c’de belirtildiği üzere bütün gelir unsurları (ücretler hariç) toplama dahil edilecek ve toplamda 30.000-TL’lik tutar sınırının aşılması halinde tevkifata tabi tutulmuş menkul ve gayrimenkul sermaye iratları beyannameye dahil edilecektir. Örneğin, 31.000-TL serbest meslek kazancı olan bir kişinin 1 TL dahi tevkifata tabi tutulmuş işyeri kira geliri bulunması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesine işyeri kira gelirini dahil etmesi gerekmektedir. Zira toplamda 30.000-TL’lik beyan sınırı aşılmış bulunmaktadır. Yine, 20.000-TL serbest meslek kazancı, 12.000-TL işyeri kira geliri olan bir kişi için de toplamda 30.000-TL’lik beyan sınırı aşıldığından işyeri kira geliri beyannameye dahil edecektir.  

7- Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 2016 yılı için 1.580-TL’yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için GVK’nın 86/1-d maddesi gereğince yıllık beyannameye verilmez. Başka gelirler için beyanname verilmesi halinde de beyannameye dahil edilmez. Ancak, 2016 yılı için 1.580-TL’yi aşan tutarda tevkifat ve istisna uygulamasına tabi olmayan menkul veya gayrimenkul sermaye iradı elde edilmesi halinde, beyan sınırı olan 1.580-TL’ye kadar olanlar da dahil edilerek ilgili gelirin tamamı için yıllık beyanname verilecektir. Bu tür gelirlere, alacak faizleri dolayısıyla elde edilen ve tevkifata tabi olmayan menkul sermaye iratları ile basit usule tabi mükelleflere kiralanan ve tevkifata tabi olmayan işyerleri dolayısıyla elde edilen gayrimenkul sermaye iratları örnek verilebilir.

8- Dar mükellefiyete tabi olanlar, GVK’nın 86/2 maddesi gereğince tamamı Türkiye’de tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret, serbest meslek kazancı, menkul ve gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve irat gelirlerinden elde etmeleri halinde yıllık beyanname vermezler.

9-  Her nevi hisse senetlerinin kar payları, iştirak hisselerinden doğan kazançlar ile kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kar payları için kurum bünyesinde %15 stopaj yapılır. Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesi hükmü uyarınca, elde edilen kar payının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın aynı Kanunun 86 ncı maddesinde belirtilen beyan haddini aşması halinde (2016 yılı için 30.000 TL) izleyen yılda beyanı gerekecektir. Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden kurum bünyesinde yapılan %15 oranındaki tevkifatın tamamı mahsup edilecektir.

10- Hisse senetleri alım-satım kazançları GVK Geçici 67. madde kapsamında 27/04/2012 tarih ve 2012/3141 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile %0 oranında tevkifata tabi olup, bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecektir. Ayrıca, tam mükellef kurumlara ait olup, İMKB’de (Borsa İstanbul) işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler tevkifata tabi olmayacağı gibi bu gelirler için Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesi de uygulanmayacağından değer artış kazancı olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmesi de söz konusu olmayacaktır. 1/1/2006 tarihinden önce iktisap edilen hisse senetleri alım-satım kazançları için ise geçici 67 nci madde kapsamında tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler 31/12/2005 tarihinde geçerli olan mevzuat hükümlerine göre vergilendirilecek olup, maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulamasından sonra kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir.

11- Devlet tahvili ve Hazine bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları, 27/09/2010 tarih ve 2010/926 sayılı BKK gereğince GVK Geçici 67. madde (Geçici 67.madde hükümlerinin geçerlilik süresi 31/12/2015 iken, 6655 sayılı Kanun‘la 31/12/2020 olarak yeniden belirlenmiştir.) kapsamında %10 oranında tevkifata tabi olup bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecek ve başka gelirler için verilecek beyannameye de dahil edilmeyecektir. Özel sektör tahviline ilişkin faiz gelirleriyle alım-satım kazançları da GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi olup aynı durumdaki Devlet tahvili/Hazine bonosu gelirleri gibi vergilendirilmektedir.

12- Eurobondlardan (Yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetler) elde edilen faiz gelirleri, ihraç tarihi ne olursa olsun GVK Geçici 67. madde kapsamı dışında ancak GVK 94.madde kapsamında ilgili BKK ile %0 oranında tevkifata tabi olduğundan, 2016 yılına ilişkin beyan haddi olan 30.000-TL’nin aşılması halinde beyan edilecektir. Eurobond alım-satım kazancında ise maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulaması sonucu kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir. Dar mükellefiyete tabi olanların ise, eurobondlardan elde ettikleri gelirler için %0 dahi olsa Türkiye’de tevkifata tabi tutulduğundan GVK 86/2 gereği yıllık veya münferit beyanname vermeleri söz konusu değildir.

13- Mevduat faizleri, GVK Geçici 67.madde kapsamında tevkifata tabidir. İlgili BKK gereği, döviz tevdiat hesaplarına yürütülen faizler, vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; mevduat faizleri de vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir. Katılım bankalarınca döviz katılma hesaplarına ödenen kar payları da vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; katılım bankaları tarafından katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları ise yine vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için de yıllık beyanname verilmeyecektir.

14- Repo işlemlerinden elde edilen gelirler de GVK Geçici 67.madde uyarınca tevkifat uygulaması kapsamındadır. 2016  yılında elde edilen repo gelirleri % 15 oranında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

15- Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen gelirler GVK Geçici 67.madde kapsamında tevkifata tabidir. Bankalar veya aracı kurumlar, vadeli işlem veya opsiyon sözleşmesinin hükmünden yararlanıldığı anda, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değeri ile işlem fiyatına göre oluşan değeri arasındaki fark üzerinden sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla tevkifat yapacaklardır. Tevkifat oranı, Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında hisse senedi veya hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılan vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri için %0, hisse senedi ve hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılanlar dışında kalan sözleşmelerden elde edilen gelirler üzerinden ise ilgili Bakanlar Kurulu Kararları gereğince % 10 oranında uygulanmaktadır. Her iki durumda da bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

16- GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi tutulan gelirlerin ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, bu gelirler ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecek olup ticari kazançlarla ilgili olarak verilen beyannameye dahil edilecektir. Beyan edilen gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden geçici 67 nci madde hükmü çerçevesinde tevkif edilen vergiler mahsup edilecektir.

17- GVK’nın Geçici 72.maddesi uyarınca, 31/12/2017 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden maddede belirtilen oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılacak olup, bu ödemeler için GVK 94.madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecek ve diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

Devamı: 2016 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
İnceleme Elemanına İbraz Edilmeyen Defter ve Belgelerin Yargı Aşamasında İbrazının KDV İndirimine Etkisi https://www.alomaliye.com/2017/01/20/defter-ve-belgelerin-yargi-asamasinda-ibrazi/ Fri, 20 Jan 2017 04:10:28 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=45505

Defter ve Belgelerin Yargı Aşamasında İbrazı 1- GİRİŞ Türk Vergi Sistemi, vergiyi doğuran olayın belgelendirilmesi ve bu belgelerin de belli süreler içerisinde yasada öngörülen defterlere kaydedilmesi esasına dayalıdır. Kısaca belge ve kayıt düzeni adı verilen bu esasa göre; mükellefler ve mükelleflerle hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişilerin vergi ile ilgili muamelelerinin, mükelleflerin servet, sermaye ve hesap […]

Devamı: İnceleme Elemanına İbraz Edilmeyen Defter ve Belgelerin Yargı Aşamasında İbrazının KDV İndirimine Etkisi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Defter ve Belgelerin Yargı Aşamasında İbrazı

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

1- GİRİŞ

Türk Vergi Sistemi, vergiyi doğuran olayın belgelendirilmesi ve bu belgelerin de belli süreler içerisinde yasada öngörülen defterlere kaydedilmesi esasına dayalıdır. Kısaca belge ve kayıt düzeni adı verilen bu esasa göre; mükellefler ve mükelleflerle hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişilerin vergi ile ilgili muamelelerinin, mükelleflerin servet, sermaye ve hesap durumları ile faaliyet ve hesap neticelerinin belli edilmesinin, denetlenmesinin, incelenmesinin ve tespitinin sağlanması amaçlanmaktadır. Bu amacın gerçekleşmesi ise Kanunda sayılan defter ve belgelerin, muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz edilmesi ile mümkün olabilmektedir.

2- BELGELENDİRME VE KAYIT DÜZENİ

213 Sayılı Vergi Usul Kanununda kurala bağlandığı üzere; mükellefler bu kanuna göre tutacakları defterleri vergi uygulaması bakımından; mükellefin vergi ile ilgili servet, sermaye ve hesap durumunu tespit etmek, vergi ile ilgili faaliyet ve hesap neticelerini tespit etmek, vergi ile ilgili muameleleri belli etmek, mükellefin vergi karşısındaki durumunu hesap üzerinden kontrol etmek ve incelemek ve mükellefin hesap ve kayıtlarının yardımıyla üçüncü şahısların vergi karşısındaki durumlarını kontrol etmek ve incelemek maksatlarını sağlayacak şekilde tutarlar.

Vergi Usul Kanununda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki(belgelendirilmesi) mecburidir. Belgelendirme, Vergi Usul Kanununda geçen fatura ve fatura yerine geçen vesikalarla sağlanmaktadır. Bunların dışında herhangi bir evrakın VUK’un 227.maddesinde geçen tevsike konu olamayacağı açıktır.

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun “İndirimin Belgelendirilmesi” başlıklı 34. maddesi uyarınca, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait Katma Değer Vergisi, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebilir. Bu durumda, KDV indiriminin ön koşulu, indirim konusu vergilerin alış belgelerinde ayrıca gösterilmesi ve kanuni defterlere usulüne uygun olarak kaydedilmesi ile sağlanmaktadır.

3- MUHAFAZA VE İBRAZ ÖDEVLERİ

Vergi Usul Kanununa göre defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterlerle fatura ve fatura yerine geçen vesikaları, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.

Mükellefler, yukarıda bahsi geçen defter ve belgeler ile vermek zorunda oldukları bilgilere ilişkin mikro fiş, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorundadır.

KDV Kanununun 34. maddesinde geçen indirim konusu vergilerin alış belgelerinde ayrıca gösterilmesi ve kanuni defterlere usulüne uygun olarak kaydedilmesi ön koşullarının varlığı ile aynı kanunun 29.maddesine göre indirim konusu yapılan Katma Değer Vergisinin gerçekten yapılmış bir teslime dayanıp dayanmadığının tespiti, defter ve belgelerin usulüne uygun muhafaza ve yetkili makamların talebi üzerine ibrazı ve incelenmesiyle saptanabilir. Dolayısıyla, belgelendirme ve kayıt koşulunun varlığı gibi indirim konusu yapılan verginin gerçekten yapılmış bir teslime dayanıp dayanmadığının tespiti de Vergi Usul Kanunu’ndaki düzenlemelere göre defter ve belgelerin incelenmesini gerektirmektedir. Defter ve belge incelemesi ise, muhafaza ve ibraz ödevlerinin sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi ile mümkün olabilmektedir.

4- DEFTER VE BELGE İBRAZ ETMEME

Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi Vergi Usul Kanunu’nun 359.maddesinde “gizleme” olarak kabul edilmiştir. Bu fiil, 359.maddede düzenlendiğinden dolayı “kaçakçılık suçu” kapsamına girmekte ve onsekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına muhatap olunabilmektedir. Ayrıca, Vergi Usul Kanunu’nun 344.maddesi uyarınca ziyaa uğratılan vergi dolayısıyla üç kat vergi ziyaı cezası ile kesilmektedir.

Vergi Usul Kanunu’na göre tutulması mecburi olan defterlerin hepsi veya bir kısmının tutulmamış veya tasdik ettirilmemiş olması veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilememiş olması, aynı Kanun’un 30.maddesi gereğince resen tarh nedenidir. Aynı maddede Resen Vergi Tarhı, “Vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır.” şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca, inceleme raporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkının da resen tarh olunmuş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenlemelerin sonucu olarak, saklanması zorunlu olan defter ve belgelerin süresi içinde yetkili makamların istemi üzerine mücbir sebep olmaksızın ibraz edilmemesi ve incelemeye sunulmaması, vergi idaresinin denetiminden kaçınmak ve gizlenmek istenen durumların, karşıt inceleme ve diğer teknikler kullanılarak ortaya çıkarılmasını önlemek anlamını taşıyacaktır.  Bundan dolayı, VUK’un 3.maddesinde geçen, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği belirtildikten sonra iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan ve olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia eden tarafından ispatlanması gerektiği kurala bağlanmıştır.

Vergi dairesine verilen KDV beyannamelerinde yüklenilmiş vergi olarak indirim konusu yapılan katma değer vergilerinin, alış belgelerinde ayrıca gösterildiğinin ve bu belgelerin yasal defterlere usulüne uygun şekilde kaydedildiğinin ve söz konusu vergilerin gerçekten yapılmış bir teslime dayandığının ortaya çıkarılması gerekmektedir. Bunu yapma külfeti ise, yukarıda sözü edilen VUK 3.maddesinde öngörülen ilkelere göre, vergi idaresine aittir. Vergi idaresinin kendi dışında oluşan vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini ortaya çıkarabilmesi ise, defter ve belgelerin istenildiğinde vergi idaresinin denetim ve incelemesine sunulması ve gerektiğinde, şekline ve usulüne uygun belgelerle tevsik edilen hukuki muamelelerin karşı taraf nezdinde inceleme ve araştırma yapılması ile olanaklıdır.

Bazı durumlarda ispat külfeti vergi yükümlüsüne de ait olabilir. İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun mükellef tarafından iddia olunması halinde ispat külfeti mükellefe ait olacaktır. Bu durumda da yine yüklenilen vergilerin alış belgelerinde ayrıca gösterildiğinin ve bu belgelerin yasal defterlere usulüne uygun şekilde kaydedildiğinin ve söz konusu vergilerin gerçekten yapılmış bir teslime dayandığının ortaya çıkarılması gerekir. Vergi idaresi tarafından yapılacak bu işlemler de yine muhafaza ve ibraz ödevlerinin yerine getirilmesi ile mümkün olacaktır.

Yukarıda sayılan her iki durumda da, inceleme yapılmak üzere istenen defter ve belgelerin herhangi bir haklı neden olmaksızın ibraz edilmemesi, yapılan indirimin belgelendirme ve kayıt düzeni ön koşullarının ve indirimin gerçek bir yüklenime dayandığının kanıtlanamaması anlamına gelir. Dolayısıyla, defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi nedeniyle bu belgelerin, ne biçimsel yönden ve ne de kapsadığı mal veya hizmet alışlarının gerçekliği yönünden incelenmesine olanak tanınmamış olur. İndirim konusu vergilerin alış belgelerinde ayrıca gösterildiğinin ve defterlere usulüne uygun olarak kaydedildiğinin ve gerçek bir teslime dayandığının defter ve belgelerle kanıtlanamadığı durumlarda VUK’un 30.maddesi gereğince resen vergi tarhı söz konusu olacaktır. Zira, maddede geçen tarh nedenlerinden birisi de, tutulması mecburi olan defterlerin hepsi veya bir kısmının vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesidir.

5- DEFTER VE BELGELERİN MAHKEMEYE İBRAZ EDİLMESİ

İnceleme aşamasında vergi inceleme elemanına ibraz edilmeyen defter ve belgeler, tarhiyatlar ve ceza kesme işlemi tamamlandıktan sonra dava aşamasında vergi mahkemesine ibraz edilebilmektedir. Davacı mükelleflerin bu talepleri yargı mercilerince genelde kabul görmektedir. Ancak, hiçbir mücbir sebep bulunmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacının dava aşamasında bunları mahkemeye ibraz edebileceği yönündeki istemi, vergi incelemesinden amaçlanan sonuçların ortadan kaldırılmasına sebebiyet verebilir.

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 2.maddesinin 2.fıkrasına göre idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. Bu hükümlere göre, idari yargı yerlerinin denetim yetkisi, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılışının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsar; bunun dışında söz konusu yetkilerin idari yargı yerlerince kullanılması sonucunu doğurmaz.

2577 Sayılı yasanın 20. maddesinde düzenlenen Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemelerinin bakmakta oldukları davalara ait her türlü incelemeyi kendiliğinden yapacaklarına dair hükmün içerdiği yetki, idarenin kendi yetkisini kullanarak yapmış olduğu inceleme ve araştırmaya dayalı idari işlemden kaynaklanan idari uyuşmazlığın çözümü için gerekli belge ve bilgilerin, davaya bakan yargı yerine sağlanması amacından ibarettir. Dolayısıyla, dava konusu yapılan idari işlemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi amacını taşır.  Buna göre, idari yargı yerinin idarece yapılamayan inceleme ve araştırmayı yapması, idarenin yerine geçmesi sonucunu doğurabileceğinden böyle bir inceleme ve araştırma yapılması “resen araştırma yetkisinin” kullanılması olarak kabul edilemez.

Öte yandan, KDV Kanunu’nun 34.maddesindeki koşulların varlığını kanıtlayamayan yükümlülere indirim yapma olanağı kanunen tanınmamıştır. Bununla birlikte, katma değer vergisinin yansıma özelliği bu vergiye ait yükün, nihai tüketiciye intikal etmesini öngörmektedir. Gerçekten yüklenildiği için indirim konusu yapılan bir katma değer vergisi indiriminin, defter ve belge ibraz edilmeyerek sırf ön koşulun varlığı kanıtlanamadığı için önlenmesi, katma değer vergisinin yansıma ve nihai tüketici üzerinde kalmasını öngören özelliğini bozacağına ilişkin yargı kararları bulunmaktadır ve kararlar geneli itibariyle bu yöndedir.

6-  KDV İNDİRİM REDDİ

Defter ve belgelerin herhangi bir haklı neden olmaksızın inceleme elemanına ibraz edilmemesi halinde genel uygulama, harici verilere bakılmaksızın, yüklenim konusu yapılan katma değer vergilerinin reddedilmesi şeklindedir. Vergi idaresinin genel uygulaması bu olmakla birlikte, yargı aşamasında yükümlünün defter ve belgeleri dava dosyasına ibraz etme talebine bağlı olarak yargı organı bilirkişi marifetiyle defter ve belgelerin incelenip rapora bağlanarak, davanın diğer tarafı olan vergi idaresinin görüş ve saptamalarının  da dikkate alınarak karar verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Bu konuların da yer aldığı örnek yargı kararları aşağıda yer almaktadır.

7- ÖRNEK YARGI KARARLARI

7.1 Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2009/59 Esas, 2009/397 Karar ve 03/07/2009 Tarihli Kararın İlgili Bölümleri:

“Gerçek bir teslime dayanmayan fatura düzenleyen şirketten alınan faturaların tespitini engellemek amacıyla şüpheli bir şekilde meydana gelen yangın nedeniyle defter ve belgelerini ibrazdan kaçındığı, bu durumun ise Vergi Usul Kanunu’nda değinilen mücbir sebep hali olarak kabulünün mümkün olmadığı hem vergi mahkemesince hem de Danıştay Dokuzuncu Dairesince kabul edilmiştir. Bozma kararı ve ısrar hükmü, kesilmesi gereken cezanın miktarını belirleyen eylemin nitelendirilmesiyle ilgilidir.

Vergi Usul Kanunu’nun 253. maddesinde, bu Kanuna göre defter tutmak mecburiyetinde olanların, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları ilgili bulundukları yılı izleyen takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmek; 256. maddesinde ise, mükelleflerin muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve kayıtları muhafaza süresi içinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorunda oldukları hükme bağlanmıştır. Katma değer vergisi indiriminin yapılabilmesi ise indirim konusu yapılan verginin yüklenildiğinin 3065 sayılı Yasa’nın 29 ve 34. maddelerinde öngörüldüğü şekilde belgelendirilmesi koşuluna bağlanmıştır. Davacı adına, indirim konusu yapılan vergilerin gerçekten yüklenildiğinin defter ve belgelerin ibrazı suretiyle kanıtlanamaması nedeniyle salınan katma değer vergisi yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz isteminin reddi yolundaki kararla defter ve belgelerin hukuken korunmayı gerektiren bir nedene dayanmaksızın ibraz edilmediği de kabul edilmiş olmaktadır.

Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinin (a-2) işaretli bendinde, varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerde sabit olduğu halde defter ve belgelerin vergi incelemesi yapmaya yetkili kimselere ibraz edilmemesi eylemi olarak tanımlanmış ve vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter ve belgeleri gizleyenler hakkında 359. madde hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı Yasanın 344. maddesinin üçüncü fıkrasında ise vergi ziyaına 359. maddedeki fiillerle yol açılması halinde vergi ziyaı cezasının üç kat uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle davaya konu yapılan vergi ziyaı cezasının, üzerinden hesaplandığı katma değer vergisinin üç katı üzerinden kesilmesinde aykırılık görülmeyerek verilen ısrar hükmünde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

7.2 Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2010/707 Esas, 2012/618 Karar ve 26/12/2012 Tarihli Kararın İlgili Bölümleri:

“Defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyen davacı adına Ocak ilâ Mayıs ve Ağustos ilâ Aralık 2003 dönemleri için re’sen salınan ve gecikme faizi eklenerek kesilen üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine karşı açılan davada; bilirkişi raporunda tespit edilen ödenmesi gereken katma değer vergileri ile bu vergilerin üç katı tutarındaki vergi ziyaı cezaları dışında kalan vergilendirmenin kaldırılması yolundaki ısrar kararı vergi idaresi tarafından temyiz edilmiştir.

Vergi mahkemelerinin vergi idaresine ait vergi incelemesi ve karşıt inceleme yapma yetkisinin kullanılışının hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinecekleri; onların yerine geçerek, vergi incelemesi ve karşıt inceleme yoluyla defter kayıtlarının ve bu kayıtların dayanağı olan belgelerin gerçek durumla uyumlu olup olmadıklarını araştıramayacakları tabiidir. Bunun sonucu olarak, vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elamanına ibraz edilmediği için, biçimselliğinin gerçek mahiyetle uyumlu olup olmadığı tespit edilemeyen defter ve belgelerin, çıkan uyuşmazlık dolayısıyla açılan idari davada, karşıt inceleme yetkisi bulunmayan idari yargı yerince, davacı lehine verilecek karara dayanak alınması, vergilemede esas olan gerçek mahiyetin biçimselliğe feda edilmesi anlamına gelir ki, vergiyle ilgili muamelelerinin gerçek mahiyetlerini vergi idaresinin denetiminden kaçırmayı düşünen vergi mükelleflerinin, bunu sağlamak amacıyla, defter ve belgelerinin inceleme elemanı yerine yargı yerlerine ibrazını yeğlemelerine yol açabilecek böyle bir anlayışa Kanun Koyucu’nun izin vereceği düşünülemez. Bu bakımdan; gerçek mahiyetle uyumlu olduklarının, idari yargı yerince saptanmasına olanak bulunmayan defter ve belgelere dayanılarak, bir idari davada, davacı lehine karar verilemez.

Diğer taraftan idari yargı yerinin görevi idari işlemin tesis edildiği tarihte yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olup olmadığını denetlemek olduğu halde, idari işlemin tesis tarihinden sonra yargı yerince yapılacak veya bilirkişiye yaptırılacak inceleme ve araştırma sonucuna göre maddi olayda değişiklik olabileceğinden, uyuşmazlık hakkında karar verilmesi halinde idari yargı yerinin görevini belirtilen şekilde yerine getirdiği de söylenemez.

Öte yandan; Katma Değer Vergisi Kanununun 34’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait katma değer vergisinin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği öngörülmüş; aynı Kanunun 29’ncu maddesinin 3’ncü fıkrasında da, indirim hakkının, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği hükmü yer almış olup; buna göre, indirim hakkının, ilgili vesikaların anılan süre içerisinde yasal defterlere kaydedilmesi koşuluyla kullanılması olanaklı bulunmaktadır. Oysa; inceleme elemanına ibraz edilmeyen defterlerdeki kayıtların yasada öngörülen süre içerisinde yapıldığının, bu sürenin sona ermesinden sonra, mahkemece tespiti de olanaksızdır.

Olayda; temyize konu karara dayanak alınan defter ve belgelerin, davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilen yazı ile ibraz edilmesi istenilmiş olmasına rağmen, inceleme elemanına ibraz edilmediği sabittir. Davacı, ibraz etmeme keyfiyetine gerekçe olarak, hiçbir neden göstermediği gibi sadece şifahi olarak evrak, belgeler ile mal alış ve satış faturalarını inceleme elemanına götürdüklerini ancak, gerek olmadığı ifade edilerek alınmadığını ileri sürmektedir. Defter ve belgelerin muhafaza biçim ve süreleri ile ibraz yükümlülüğünü düzenleyen yasal hükümler karşısında, ileri sürülen bu hususların haklı mazeret olarak kabulü mümkün değildir.

Dolayısıyla, hiçbir mücbir sebep bulunmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacının daha sonra dava aşamasında bunları mahkemeye ibraz edebileceği yönündeki istemi vergi incelemesinden amaçlanan sonuçların ortadan kaldırılmasına sebebiyet verebileceğinden ve Katma Değer Vergisi Kanunu ile getirilen esaslara uygun olmadığından, ara kararı ile defter ve belgelerin mahkemeye ibrazının istenmesi ve bu defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar verilmesi hukuka uygun görülmemiştir.

7.3 Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2008/880 Esas, 2010/9 Karar ve 22/01/2010 Tarihli Kararın İlgili Bölümleri:

“Tarhiyata karşı açtığı davada davacı, indirim konusu yapılan vergileri gerçekten yüklendiği gibi Yasanın öngördüğü belgelendirme koşullarının yerine getirildiğini yargı yerine sunabileceği defter ve belgeleriyle kanıtlayacağını iddia etmiştir. Yasa, 34’üncü maddesindeki koşulların varlığını kanıtlayamayan yükümlülere indirim yapma olanağı tanımamakla birlikte, katma değer vergisinin yansıma özelliği, bu vergiye ait yükün, nihai tüketiciye intikal etmesini öngörmektedir. Gerçekten yüklenildiği için indirim konusu yapılan bir katma değer vergisi indiriminin salt ön koşulun varlığı kanıtlanamadığı için önlenmesi, katma değer vergisinin yansıma ve nihai tüketici üzerinde kalma özelliğini bozacağından davanın yukarıda değinilen kurallar doğrultusunda incelenmesi ve karara bağlanması gerekmektedir.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 34’üncü maddesinde öngörülen ön koşulun varlığı, yargı yerine ibraz edilen defter kayıtları ve alış belgelerinden saptanabileceği halde beyannamede indirim konusu yapılan söz konusu verginin gösterildiği belgelerin gerçekten yapılmış bir teslime dayanıp dayanmadığının, dolayısıyla yüklenilmiş bir vergi olup olmadığının, Vergi Usul Kanununun yukarıda değinilen kuralları uyarınca aynı Yasada vergi idaresine tanınmış denetim yetkisi ve teknikleri ile ortaya çıkarılabilecek nitelik taşıdığı açıktır.

Kendisinden bu amaçla istenen defter ve belgelerini ibrazdan ve vergi idaresinin denetiminden kaçınan davacının, yargı yerine ibraz edilen defter ve belgeleri üzerinde vergi idaresine tanınmış yetki ve teknikler kullanılamayacağından, indirim konusu yapılan vergilerin gösterildiği faturaların gerçekten yapılmış bir teslime dayandığının ve yüklenilmiş vergi olduğunun yargılama usulünde öngörülen herhangi bir başka incelemeyle ortaya çıkarılması olanaklı değildir. Esasen, konusu, vergi idaresi tarafından kendisine ibrazdan kaçınılması nedeniyle yasanın öngördüğü belgelendirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacı adına yapılan vergilendirmenin hukuka uygunluğu ile ilgili olduğu halde davanın, diğer taraf olan idarenin henüz bilgisine ulaşmamış defter ve belgeler hakkında hiçbir görüş belirtmesine olanak tanınmadan sonuçlandırılması da İdari Yargılama Usulü Kanununa uygun düşmeyecektir.

Yazılı yargılama yöntemini benimseyen İdari Yargılama Usulü Kanunu, davaların açılması, delillerin toplanması ve ilgililerce sonradan ibraz edilen belgelerin incelenmesini öngören 3, 16, 20 ve 21’inci maddelerinde, tarafların eşit koşullar altında istem ve savunma yapmaları esasını öngörmüştür. Bu cümleden olarak, 3’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasında, dava konusu işlem ve belgelerin asılları ve örneklerinin dilekçeye karşı taraf sayısından bir fazla sayıda eklenmesi; 16’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında, dava dilekçesi ve eklerinin birer örneğinin davalıya tebliği; 21’inci maddesinde ise dilekçe ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgelerin, bunların zamanında verilmesine imkan bulunmadığına kanaat getirilmesi halinde kabulü ile karşı tarafa tebliği kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemeler nedeniyle yargılama aşamasında dosyaya taraflarca sunulan ve sunulması kabul edilen belgeler hakkında diğer tarafın görüşünün alınması ve hüküm verilirken değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen bu davanın çözümü, davacı tarafından daha önce vergi idaresine ibrazdan kaçınılmış faturaların gerçekten yapılmış bir teslime dayandığı ya da aksi yönde bir belge olduğu konusundaki saptamaya bağlı olduğu gibi böyle bir saptama ancak, vergi idaresi tarafından yapılabileceğinden, vergi mahkemesine sunulan defter ve belgeler hakkında vergi idaresinin bilgi ve tespitlerine başvurulması gereklidir. Yaptığı vergilendirmeye karşı açılan davanın tarafı olan vergi idaresinin, ancak yargılama sırasında ulaşabildiği defter ve belgeler hakkında gerek biçimsel yönden, gerekse belgelerin temsil ettiği hukuki muamelelerin gerçekliği konusundaki saptamaları, kendisine Vergi Usul Kanunu’nun tanıdığı yetki ve tekniklere göre yapacağında kuşku yoktur. Davalı idarenin; vergi mahkemesince gerekli görülmesi üzerine yapacağı saptamayı bir inceleme raporuna dayandırması halinde bu incelemenin, görülmekte olan davanın konusuyla sınırlı olması da gerektiğinden, davacı adına aynı nedene dayanılarak yeni bir vergilendirme yapılmasına olanak sağlamaya elverişli olmayacağı açıktır.

Vergi mahkemesi tarafından, yukarıdaki saptamalardan sonra durum gerektirdiği takdirde diğer kanıtların, 2577 sayılı Yasanın 31’inci maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca elde edilmesi olanaklıdır. Belirtilen hukuksal nedenlerle, davacının vergilendirme dönemine ilişkin yasal defterleri ve belgelerinin dosyaya sunulması istenip, defterlerdeki kayıtlar incelenmeden ve bu kayıt ve belgeler hakkında davanın diğer tarafı olan vergi idaresinin görüşü ve saptamaları alınmaksızın verilen davanın reddi yolundaki ısrar hükmünün bozulması gerekmiştir.”

7.4 Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2008/38 Esas, 2010/14 Karar ve 21/02/2010 Tarihli Kararın Özet Bölümü:

“ÖZET: İncelenen davanın çözümü, davacı tarafından daha önce vergi idaresine ibrazdan kaçınılmış faturaların gerçekten yapılmış bir teslime dayandığı ya da aksi yönde bir belge olduğu konusundaki saptamaya bağlı olduğu gibi böyle bir saptama ancak vergi idaresi tarafından yapılabileceğinden, vergi mahkemesine sunulacak defter ve belgeler hakkında vergi idaresinin bilgi ve tespitlerine başvurulması da gereklidir. Yaptığı vergilendirmeye karşı açılan davanın tarafı olan vergi idaresinin, ancak yargılama sırasında ulaşabileceği defter ve belgeler hakkında gerek biçimsel yönden, gerekse belgelerin temsil ettiği hukuki muamelelerin gerçekliği konusundaki saptamaları, kendisine Vergi Usul Kanunu’nun tanıdığı yetki ve tekniklere göre yapacağında kuşku yoktur. Vergi mahkemesi tarafından, durum gerektirdiği takdirde diğer kanıtların elde edilmesi olanaklıdır. Davacının vergilendirme dönemine ilişkin yasal defterleri ve belgelerinin dosyaya sunulması istenip, defterlerdeki kayıtlar incelenmeden ve bu kayıt ve belgeler hakkında davanın diğer tarafı olan vergi idaresinin görüşü ve saptamaları alınmaksızın verilen ısrar hükmünün bozulması gerekmiştir.”

7.5 Danıştay 4. Dairesinin 2008/4231 Esas, 2010/5443 Karar ve 04/11/2010 Tarihli Kararın İlgili Bölümleri:

“Yazılı yargılama yöntemini benimseyen İdari Yargılama Usulü Kanunu, davaların açılması, delillerin toplanması ve ilgililerce sonradan ibraz edilen belgelerin incelenmesini öngören 3, 16, 20 ve 21’inci maddelerinde, tarafların eşit koşullar altında istem ve savunma yapmaları esasını öngörmüştür. Bu cümleden olarak, 3’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasında dava konusu işlem ve belgelerin asılları ve örneklerinin dilekçeye karşı taraf sayısından bir fazla sayıda eklenmesi; 16’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında dava dilekçesi ve eklerinin birer örneğinin davalıya tebliği; 21’inci maddesinde ise dilekçe ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgelerin, bunların zamanında verilmesine imkan bulunmadığına kanaat getirilmesi halinde kabulü ile karşı tarafa tebliği kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemeler nedeniyle yargılama aşamasında dosyaya taraflarca sunulan ve sunulması kabul edilen belgeler hakkında diğer tarafın görüşünün alınması ve hüküm verilirken değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen bu davanın çözümü, davacı tarafından daha önce vergi idaresine ibrazdan kaçınılmış defter ve belgelerin gerçekten yapılmış bir teslime dayandığı ya da aksi yönde bir belge olduğu konusundaki saptamaya bağlı olduğu gibi böyle bir saptama ancak vergi idaresi tarafından yapılabileceğinden, vergi mahkemesine sunulan defter ve belgeler hakkında vergi idaresinin bilgi ve tespitlerine başvurulması gereklidir. Yaptığı vergilendirmeye karşı açılan davanın tarafı olan vergi idaresinin, ancak yargılama sırasında ulaşabildiği defter ve belgeler hakkında gerek biçimsel yönden, gerek belgelerin temsil ettiği hukuki muamelelerin gerçekliği konusundaki saptamaları, kendisine Vergi Usul Kanununun tanıdığı yetki ve tekniklere göre yapacağında kuşku yoktur. Vergi mahkemesi tarafından, yukarıdaki saptamalardan sonra durum gerektirdiği takdirde kanıtların, bilirkişi marifetiyle değerlendirilmesi olanaklıdır. Belirtilen hukuksal nedenlerle, davacının vergilendirme dönemine ilişkin yasal defterleri ve belgelerinin dosyaya sunulması üzerine bu kayıt ve belgeler hakkında davanın diğer tarafı olan vergi idaresinin görüşü ve saptamaları alınmaksızın Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapordaki tespitler esas alınarak karar verilmesinde yasaya uyarlık görülmemiştir.

Bu nedenle, Mahkemece davacının dosyaya ibraz ettiği belgeler hakkında vergi dairesinin görüşü ve saptamaları alındıktan sonra katma değer vergisi indirimlerinin reddi hususunda bu saptamaların da dikkate alınması ve kayıt dışı bırakıldığı ileri sürülen hasılatın 2003/12 nci dönemlerinde elde edildiği kabul edilerek, gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak veya ek bilirkişi raporu istenmek suretiyle oluşturulacak beyan tablosuna göre uyuşmazlık hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.”

7.6 Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2008/358 Esas, 2009/183 Karar ve 17/04/2009 Tarihli Kararın İlgili Bölümleri:

İncelenen bu davanın çözümü, davacı tarafından daha önce vergi idaresine ibrazdan kaçınılmış faturaların gerçekten yapılmış bir teslime dayandığı ya da aksi yönde bir belge olduğu konusundaki saptamaya bağlı olduğu gibi böyle bir saptama ancak vergi idaresi tarafından yapılabileceğinden, vergi mahkemesine sunulan defter ve belgeler hakkında vergi idaresinin bilgi ve tespitlerine başvurulması da gereklidir. Yaptığı vergilendirmeye karşı açılan davanın tarafı olan vergi idaresinin, ancak yargılama sırasında ulaşabileceği defter ve belgeler hakkında gerek biçimsel yönden, gerekse belgelerin temsil ettiği hukuki muamelelerin gerçekliği konusundaki saptamaları, kendisine Vergi Usul Kanununun tanıdığı yetki ve tekniklere göre yapacağında kuşku yoktur. Vergi mahkemesi tarafından, yukarıdaki saptamalardan sonra durum gerektirdiği takdirde diğer kanıtların, 2577 sayılı Yasanın 31’inci maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca elde edilmesi olanaklıdır. Belirtilen hukuksal nedenlerle, davacının vergilendirme dönemine ilişkin yasal defterleri ve belgelerinin dosyaya sunulması istenip, defterlerdeki kayıtlar incelenmeden ve bu kayıt ve belgeler hakkında davanın diğer tarafı olan vergi idaresinin görüşü ve saptamaları alınmaksızın verilen ısrar hükmünün bozulması gerekmiştir.

Defter ve belgelerin incelenmesi sonucu davacının gerçekte ödemediği ve dolayısıyla yüklenmediği katma değer vergilerini indirim konusu yapmak suretiyle vergi ziyama sebebiyet verdiği saptanırsa, bu faturaların ödenmesi gereken vergiyi azaltmak amacıyla defterlere kaydedildiği ve eylemin Vergi Usul Kanununun 359’uncu maddesi kapsamında olduğu da gözetilerek karar verilmesi gerekeceğinden, vergi ziyaı cezasının kaldırılması yolundaki hüküm fıkrasının da yeniden karar verilmek üzere bozulması gerekmiştir.

8- GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Türk Vergi Sisteminin esası olan belge ve kayıt düzeni ile mükellefler ve mükelleflerle hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişilerin vergi ile ilgili muamelelerinin, mükelleflerin servet, sermaye ve hesap durumları ile faaliyet ve hesap neticelerinin belli edilmesinin, denetlenmesinin, incelenmesinin ve tespitinin sağlanması amaçlanmaktadır. Bu amacın gerçekleşmesi ise Kanunda sayılan defter ve belgelerin, muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz edilmesine bağlıdır. Vergi incelemesinde yetki Vergi Usul Kanunu’nda belirtildiği üzere vergi idaresine aittir. Yargı mercilerine verilen İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20.maddesinde belirtilen “her türlü incelemeyi kendiliğinden yapma” yetkisi ise Vergi Usul Kanunu’nda geçen vergi incelemesini içermemektedir. Dolayısıyla, idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.

İnceleme aşamasında vergi inceleme elemanına defter ve belgelerin ibraz edilmemesi neticesinde KDV indirim reddine muhatap olan yükümlülerin, daha sonraki dava aşamasında defter ve belgeleri mahkemeye ibraz etme istemlerine sıkça rastlanmaktadır. Bu durumlarda yargının genel görüşü, her ne kadar KDV Kanunu’nun 34.maddesinde öngörülen ön koşulların varlığı defter kayıtları ve alış belgelerinin ibraz edilmemesi nedeniyle saptanamamış olsa da, gerçekten yüklenildiği için indirim konusu yapılan bir katma değer vergisi indiriminin salt ön koşulun varlığı kanıtlanamadığı için önlenmesi, katma değer vergisinin yansıma ve nihai tüketici üzerinde kalma özelliğini bozacağı gerekçesiyle incelenmesini ve mahkemeye sunulan defter ve belgeler hakkında vergi idaresinin bilgi ve tespitlerine de başvurarak karar verilmesi gerektiği şeklindedir. Ancak bu konu ile ilgili Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 2010/707 Esas, 2012/618 Karar ve 26/12/2012 Tarihli en son kararında, hiçbir mücbir sebep bulunmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacının daha sonra dava aşamasında bunları mahkemeye ibraz edebileceği yönündeki istemi vergi incelemesinden amaçlanan sonuçların ortadan kaldırılmasına sebebiyet verebileceğinden ve Katma Değer Vergisi Kanunu ile getirilen esaslara uygun olmadığından, ara kararı ile defter ve belgelerin mahkemeye ibrazının istenmesi ve bu defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar verilmesini hukuka uygun görmemiştir. Dolayısıyla, bu konuda Danıştay kararları müstekar hale gelmediğinden vergi yükümlülerinin muhafaza ve ibraz ödevlerine azami özen göstermelerinde fayda bulunmaktadır.

KAYNAKLAR

1- Danıştay Vergi Dava D.Kurulunun 2009/59 Esas, 2009/397 Karar ve 03/07/2009 Tarihli Kararı

2- Danıştay Vergi Dava D.Kurulunun 2010/707 Esas, 2012/618 Karar ve 26/12/2012 Tarihli Kararı

3- Danıştay Vergi Dava D.Kurulunun 2008/880 Esas, 2010/9 Karar ve 22/01/2010 Tarihli Kararı

4- Danıştay Vergi Dava D.Kurulunun 2008/38 Esas, 2010/14 Karar ve 21/02/2010 Tarihli Kararı

5- Danıştay 4. Dairesinin 2008/4231 Esas, 2010/5443 Karar ve 04/11/2010 Tarihli Kararı

6- Danıştay Vergi Dava D.Kurulunun 2008/358 Esas, 2009/183 Karar ve 17/04/2009 Tarihli Kararı

Devamı: İnceleme Elemanına İbraz Edilmeyen Defter ve Belgelerin Yargı Aşamasında İbrazının KDV İndirimine Etkisi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Takdir Komisyonuna Sevk İşlemi Zaman Aşımını Durdurur mu? https://www.alomaliye.com/2016/11/23/takdir-komisyonuna-sevk-islemi-zaman-asimini-durdurur-mu/ Wed, 23 Nov 2016 03:32:59 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=41291

Takdir Komisyonuna Sevk İşlemi Zaman Aşımını Durdurur mu? I- GİRİŞ 213 Sayılı Vergi Usul Kanununda kurala bağlandığı üzere; zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının ortadan kalkmasıdır. Aynı Kanun hükmü gereğince zamanaşımı, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade etmekte ve vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl […]

Devamı: Takdir Komisyonuna Sevk İşlemi Zaman Aşımını Durdurur mu? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Takdir Komisyonuna Sevk İşlemi Zaman Aşımını Durdurur mu?

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

insan-zamanI- GİRİŞ

213 Sayılı Vergi Usul Kanununda kurala bağlandığı üzere; zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının ortadan kalkmasıdır. Aynı Kanun hükmü gereğince zamanaşımı, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade etmekte ve vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zaman aşımına uğramaktadır. Vergi Kanunlarında tarh zamanaşımı kesen herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Zamanaşımının  durması ise, Vergi Dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması ile söz konusu olabilmektedir.

VUK’un 114.maddesinin ikinci fıkrası şu şekildedir:

Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hal ve takdirde bir yıldan fazla olamaz.

II- RESEN TAKDİR NEDENLERİ

Vergi Usul Kanununda, hakkında resen tarh sebeplerinden biri bulunan mükelleflerin hangi hallerde 135. maddede sayılan incelemeye yetkili olanlar tarafından incelemeye tabi tutulacakları, hangi hallerde matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk edilecekleri konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte, incelemeye sevk halinde incelemede geçen sürenin zamanaşımını durduracağına ilişkin bir hükme yer verilmemiş olmasına karşın, takdir komisyonuna sevk halinde zaman aşımının duracağı hükme bağlanmıştır. Düzenlemenin amacı tarhiyata yetkili vergi dairesinden kısmen bağımsız olarak kurulan takdir komisyonunda geçen süre içerisinde vergi borcunun tarh zamanaşımına uğramasını önlemeye yöneliktir.

Vergi Usul Kanununun Resen Vergi Tarhı” başlıklı 30. maddesinde resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlanmış ve maddede resen tarh nedenleri tek tek sayılmıştır.

III- TAKDİR KOMİSYONUNUN GÖREVLERİ VE YETKİ SINIRI

Vergi Usul Kanununun “Takdir Kararı“”başlıklı 31.maddesinde, takdir komisyonunca belli edilen matrah veya matrah kısmının takdir kararına bağlanılacağı belirtilmiş, ayrıca takdir kararlarında bulunması gereken malumatlar sıralanmıştır. Bu malumatlardan en önemlisi ise, “Takdirin Müstenidatı (dayanağı) ve Takdir Hakkında İzahat“dır. Takdir kararında zorunlu olarak bulunması gereken takdirin dayanağı ve takdir hakkında izahat konusu, yukarıda bahsi geçen resen vergi tarhı sebeplerinden takdir komisyonunun görev alanına giren bir sebebe bağlanmayı zorunlu kılmaktadır.

Vergi Usul Kanununun “Komisyonların Görevleri“”başlıklı 74.maddesinin a fıkrası aşağıdaki gibidir:

” a) 72.maddenin birinci fıkrasına göre kurulan takdir komisyonunun görevleri şunlardır:

1.Yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak;

2.Vergi kanunlarında yazılı fiyat, ücret veya sair matrah ve kıymetleri takdir etmek (Bu gibi takdirler de takdir kararına bağlanır.)

Takdir komisyonu bu görevlerini yaparken takdir sebepleri bulunup bulunmadığını incelemez.  Yalnız hatalı gördüğü muamelelerde, ilgili vergi dairesini yazı ile ikaz etmeye mecburdur.”

Aynı Kanunun 75. maddesi uyarınca, Takdir Komisyonu, yukarıda bahsi geçen görevleri dolayısıyla Kanunda yazılı inceleme yetkisine haizdir. Ancak bu yetki sonsuz bir yetki olmayıp yetkili makamlar tarafından istenilen matrah, servet ve kıymet takdirlerinin belirlenmesi ile sınırlıdır. Örneğin KDV indirim reddi yetkisi takdir komisyonuna verilmemiştir. Danıştay 9.Dairesinin 2013/6993 Esas Nolu 24/10/2013 tarihli kararı da bu görüşü teyit etmektedir. Bahsi geçen kararın ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:

Takdir komisyonlarının görevi; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak ile vergi kanunlarında yazılı fiyat, ücret veya sair matrah ve kıymetleri takdir etmektir.  3065 sayılı Yasa‘da öngörülen indirim mekanizması ise, vergilendirme tekniği açısından, matrah takdirinden farklı bir müessese olup mükelleflerin; gerek sahte fatura kullanmaları gerekse defter ve belgelerini ibraz etmemeleri gibi durumlarda, matrah takdirini gerektiren bir husus bulunmaması nedeniyle, bu tür fiillerin, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. ve 34. maddelerinde düzenlenen, indirim mekanizması içinde değerlendirilmesi suretiyle, katma değer vergisi indirimleri yönünden yapılacak vergi incelemesi ile bir sonuca bağlanması gerekmektedir. Bu nedenle, bu gibi hallerde, mükelleflerin matrah takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilmesi ve kendisine matrah, servet ve kıymet takdiri görevi verilmiş olan ve katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonlarınca takdir edilen matrah üzerinden cezalı tarhiyat yapılması mümkün değildir.”

Danıştay 9. Dairesi tarafından verilen 2014/4977, 2013/6877 ve 2014/11383 Esas Nolu kararlarda da, yukarıda ilgili kısmı verilen kararda geçen aynı ifadelerle, takdir komisyonlarının yetkilerinin, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah, servet ve kıymet takdirleri ile sınırlı olduğu ve KDV indirim reddi yetkilerinin bulunmadığı belirtilmiştir.

IV- TAKDİR KONULARI VE ZAMANAŞIMI

Takdir komisyonlarına verilen matrah belirleme yetkisi de sınırsız değildir. Hangi konularda ve hangi durumlarda matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması gerektiği Vergi Usul Kanununda açıkça belirtilmemiştir. Buna karşın, Kanunda geçen resen takdir konuları, takdir komisyonlarının görevleri ve yetkileri birlikte değerlendirildiğinde, vergi inceleme elemanınca matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk işleminin, vergi inceleme elemanlarının incelemesi ile belirlenebilecek konular için değil, özel olarak takdiri gerektiren matrahlar için söz konusu olabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, vergi dairesinden farklı kuruluş ve çalışma usullerine tabi olan takdir komisyonlarının takdir yetkisi, belli konular ve durumlar için, matrah tespitiyle sınırlıdır. Ayrıca, takdire sevk işlemi sonucu çıkacak gerçek bir takdir komisyonu kararından bahsedebilmek için takdire sevk esnasında resen takdir nedeninin belirtilmesi ve takdire sevkten itibaren incelemenin, inceleme elemanınca değil, takdir komisyonu tarafından yapılması gerekir.

Bu bağlamda, başkaca sebep yokken sırf zamanaşımını durdurmak amacıyla takdire sevk işlemi, Vergi Usul Kanununda belirtilen zamanaşımı süresini durdurmamaktadır. Takdire sevk işleminin gerçek durumu yansıtıp yansıtmadığına ise zaman aşımı süresinin yakınlığı, resen takdir konularının bulunup bulunmadığı ve takdire sevk nedenlerinin birlikte değerlendirilmesi ile karar verilebilir.

V- ÖRNEK YARGI KARARLARI

Danıştay 4.Dairesi 2013/3222 Esas 14/10/2014 Tarihli Kararın İlgili Bölümleri:

“İncelemenin 213 sayılı Kanunun 135. maddesinde sayılan yetkililer tarafından yapılması ve takdir komisyonunca; bunun dışında herhangi bir inceleme yapılmaksızın; bu rapor esas alınarak matrah belirlenmesi halinde ise, tarhiyatın vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içerisinde yapılması gerekmektedir. Takdire done olmak üzere Kanunun 135. maddesine; sayılan yetkililer tarafından inceleme yapılmasına ve düzenlenen inceleme raporlarının takdir komisyonunca done olarak kullanılmasına yasal bir engel bulunmamakta ise de; bu usulün, 114. maddede düzenlenen, tarhiyatın vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde yapılmasını zorunlu kılan zamanaşımı hükmünü aşmak amacıyla bir yöntem olarak kullanılması, idare hukukunda geçerli olan kanuni idare ilkesi ve hukuki güvenliğin korunması prensibine, dolayısıyla hukuka aykırı olacaktır.

Dosyanın incelenmesinden, 04.12.2010 tarihli Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Denetim Grup Müdürlüğü yazısıyla vergi dairesi müdürlüğünden, davacı hakkında inceleme başlatıldığı belirtilerek, zamanaşımı süresinin yakınlığı nedeniyle davacının 2005 yılı tüm vergi türlerinin matrahlarının takdiri için takdir komisyonuna intikalinin sağlanmasının istenildiği ve incelemenin vergi denetmenince yapılması sonucunda düzenlenecek vergi inceleme raporlarının takdir komisyonu kararlarına done olması açısından müdürlüklerine gönderileceğinin belirtildiği, bunun üzerine davacının 09.12.2010 tarihli takdire sevk fişiyle takdire sevk edildiği, takdire sevk fişinde sevk sebebi olarak yukarıda belirtilen 04.12.2010 tarihli Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Denetim Grup Müdürlüğü yazısının gösterildiği, 10.12.2010 tarihli yazıyla davacıdan defter ve belgelerinin ibrazının inceleme elemanınca istenildiği ve bu yazının 13.12.2010 tarihinde tebliğ edildiği, 27.07.2011 tarihli vergi inceleme raporuyla, davacının defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi sebebiyle katma değer vergisi indirimlerinin reddi gerektiği belirtilerek matrah takdirinde dikkate alınması gereken vergi farklarının gösterildiği, takdir komisyonunca, başkaca bir inceleme yapılmaksızın raporda belirtilen vergi farkları esas alınarak belirlenen matrah üzerinden dava konusu tarhiyatın yapıldığı anlaşılmıştır.

Olayda, takdire sevk esnasında resen tarh nedeninin belirtilmemesi ve incelemenin takdir komisyonunca değil vergi denetmenince yapılmış olması karşısında, yukarıda da açıklandığı üzere, takdire sevk ile zamanaşımının durduğunun kabulüne olanak bulunmadığından, 2005/1. dönemine ait tarhiyata ilişkin ihbarnamenin zamanaşımı süresi dolduktan sonra 23.11.2011 tarihinde tebliğ edilmesi nedeniyle uyuşmazlık konusu vergi tarh zamanaşımına uğramıştır.

Bu nedenle, tarhiyatın kaldırılması gerekirken aksi yönde verilen Vergi Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.”

Danıştay 9.Dairesi 2012/9726 Esas 22/05/2013 Tarihli Kararın İlgili Bölümleri:

“213 Sayılı Kanunun 30. maddesinin 1. fıkrasının 4. bendinde defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmaması re’sen takdir nedeni olarak sayılmış, Kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasının 8. bendinde de takdirin dayanağının ve takdir hakkında izahatın takdir kararında bulunacağı hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 114 üncü maddesinde; vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağı, şu kadar ki vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının zamanaşımını durduracağı, duran zamanaşımının mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren işlemeye devam edeceği hükme bağlanmış olup, zamanaşımının sadece takdir komisyonuna başvurmakla duracağı anlaşılmaktadır.

Ancak, zamanaşımı süresinin takdir komisyonuna başvurulması nedeniyle durması için olayda, gerçek bir resen takdir nedeninin saptanmış olması, diğer bir deyişle salt zamanaşımını durdurmak amacıyla olayın gerçekte var olmayan bir resen takdir nedenine dayandırılmamış olması şarttır.

Dosyanın incelenmesinden, 2005 yılı hesapları sahte fatura kullanımı yönünden sınırlı olarak incelenmek istenilen davacı hakkında defter ve belgeleri istenildiği halde ibraz etmediğinden inceleme sonucu ortaya çıkacak vergi ve cezaların zaman aşımına uğramaması için 27.12.2010 tarih ve …… sayılı yazıyla takdir komisyonuna sevk edildiği, takdir işlemlerine esas teşkil etmek üzere 7.12.2011 tarih ve 9 sayılı basit raporun düzenlendiği, takdir komisyonunca belirlenen matrahlar üzerinden de cezalı katma değer vergisi tarhiyatlarının yapıldığı, bu cezalı tarhiyatın kaldırılması istemiyle açılan davanın reddi üzerine kararın temyizen incelenerek bozulması istemiyle Danıştay’a gelindiği görülmektedir.

Sırf zamanaşımını kesmek amacıyla takdire sevk işlemi 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesinde belirtilen zamanaşımı süresini durdurmayacağından ve olayda; davacı hakkında uyuşmazlık konusu husus ile ilgili olarak inceleme yapılmadan zamanaşımı gerekçe gösterilerek takdir komisyonuna sevki üzerine, takdir işlemlerine esas teşkil etmek üzere zaman aşımı süresinin dolmasından sonra düzenlenen basit rapor dikkate alınarak takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapılmasında hukuka uyarlık bulunmadığından yazılı gerekçeyle davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararında isabet bulunmamaktadır.”

VI- GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Zamanaşımı, Vergi Usul Kanununda süre geçmesi suretiyle vergi alacağının ortadan kalkması olarak tanımlanmıştır. Kanun kuralı olduğundan dolayı uyulması zorunlu olup, hem mükellef hem de vergi idaresi için hüküm ifade etmektedir. Vergi idaresi, zamanaşımı tehlikesi gördüğü bazı hallerde zamanaşımını durdurabilmek için yasal olmayan idari tasarruflarda bulunabilmektedir. Ancak, Anayasada yer alan hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucu da idarenin işlem ve eylemlerini, hukuk kuralları çerçevesinde ve yine bu kuralların yüklediği görev ve yetki kapsamında yürütmesidir.

Yukarıda bir kısmını vermiş olduğumuz yargı kararlarında belirtildiği üzere; başkaca yeterli bir sebep bulunmaksızın sırf zamanaşımını durdurmak amacıyla, vergi inceleme elemanı tarafından matrah takdiri yapılmak üzere takdir komisyonuna sevk işlemi zamanaşımını durdurmamaktadır. Matrah takdiri yapılmak üzere takdir komisyonuna sevk işleminin gerçek durumu yansıtıp yansıtmadığına ise; zamanaşımı süresinin yakınlığına, takdir komisyonunun alanına giren resen takdir sebeplerinin bulunup bulunmadığına, sevk kararında resen takdir sebebinin bulunup bulunmadığına ve takdir komisyonuna sevk tarihinden itibaren incelemenin takdir komisyonu tarafından yapılıp yapılmadığına bakılarak karar verilmesi gerekmektedir.

KAYNAKLAR

1- 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu

2- Danıştay 4.Dairesinin 2013/3222 Esas Nolu 14/10/2014 Tarihli Kararı

3- Danıştay 9.Dairesinin 2012/9726 Esas Nolu 22/05/2013 Tarihli Kararı

4- Danıştay 9.Dairesinin 2013/6993 Esas Nolu 24/10/2013 Tarihli kararı

 

Devamı: Takdir Komisyonuna Sevk İşlemi Zaman Aşımını Durdurur mu? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
SMMM’lerin Müşterileri İle Yaptığı Sözleşmelerin Damga Vergisi https://www.alomaliye.com/2016/10/27/smmmlerin-musterileri-ile-yaptigi-sozlesmelerin-damga-vergisi/ Thu, 27 Oct 2016 09:48:02 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=39846

SMMM’lerin Müşterileri İle Yaptığı Sözleşmelerin Damga Vergisi Kendiliğinden Uzayan Sözleşmelerde Damga Vergisi (S.M.Mali Müşavirlerin Müşterileri İle Yaptığı Sözleşmelerin Damga Vergisi Karşısındaki Durumu) Giriş Yazımızın konusu, iki taraf arasında düzenlenen sözleşmelerde yer alan, belli şartların gerçekleşmesi ile kendiliğinden uzayan sözleşmelerdeki damga vergisinin ele alınması olmakla birlikte, 09/08/2016 tarihinde 488 Sayılı Damga Vergisi Kanununda yapılan değişikliklere de […]

Devamı: SMMM’lerin Müşterileri İle Yaptığı Sözleşmelerin Damga Vergisi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

SMMM’lerin Müşterileri İle Yaptığı Sözleşmelerin Damga Vergisi

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

Kendiliğinden Uzayan Sözleşmelerde Damga Vergisi (S.M.Mali Müşavirlerin Müşterileri İle Yaptığı Sözleşmelerin Damga Vergisi Karşısındaki Durumu)

hesap-makaleGiriş

Yazımızın konusu, iki taraf arasında düzenlenen sözleşmelerde yer alan, belli şartların gerçekleşmesi ile kendiliğinden uzayan sözleşmelerdeki damga vergisinin ele alınması olmakla birlikte, 09/08/2016 tarihinde 488 Sayılı Damga Vergisi Kanununda yapılan değişikliklere de kısaca değinilecektir.

Genel Değerlendirme

488 Sayılı Damga Vergisi Kanununun 1.maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, Kanundaki kağıtlar teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade edeceği, aynı kanunun 2.maddesinde ise vergiye tabi kağıtlar mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerin de damga vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerinden, damga vergisinin doğması için öncelikle kanunda belirlenmiş bir kağıt veya elektronik ortamda düzenlenmiş bir belge ya da veri olması, bu kağıt, belge ya da verinin imzalanmış olması ya da imza yerine geçen bir işaret konmuş olması gerekmekte olup, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesi durumunda ise sadece bu kağıtların yenilenmesine ilişkin mektup ve şerhlerin damga vergisine tabi olduğu anlaşılmaktadır.

Kanunda bahsi geçen “mektup” ve “şerh” kelimelerinin ilgili mevzuatta yasal tanımı yapılmamıştır. Farklı yerlerdeki kişilerin haberleşme aracı olan mektubun sözleşmelerde çok fazla kullanım sıklığı bulunmamaktadır. Şerh ise, genel hukukta, resmi kayıtlara konulan bilgilendirici ibare olarak tanımlanabilir. Şerh koymak veya şerh düşmek de sözleşmelerde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Şerhin kullanım şekline bakıldığında genellikle matbu sözleşmelere haricen yazılan veya konulan bir ifade, anlatım veya yorumlama olduğu görülmektedir.

Bir sözleşmede şerh bulunup bulunmadığının tespiti önemlidir. Zira, sözleşmelerin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin şerh bulunması halinde yeni duruma göre damga vergisi doğabilecektir. Ancak, şerh veya mektup bulunmaksızın sözleşmelerin kendi hükmünden kaynaklı olarak belli şartlarla yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına sebep olan durumların varlığı halinde, yeni duruma ilişkin yeni bir sözleşme düzenlenmezse damga vergisi doğmaz.

Sözleşmelerin kendi hükmünden kaynaklı olarak uzaması hallerine birçok hizmet, alım satım, kira v.b. sözleşmelerde rastlanılmaktadır. En yaygın olanlardan birisi de S.M. Mali Müşavirlerin müşterileri ile yaptıkları hizmet sözleşmeleridir. Bu sözleşmeler genellikle 1 yıl olarak yapılmakta ve sonraki yıllarda da çoğu zaman yenilenmediği görülmektedir. Sonraki yıllarda yenilenmeyen sözleşmelerde matbu olarak yer alan, sözleşmenin belli şartlarla uzayacağına dair hükümlerden dolayı, sözleşme kendiliğinden uzamaktadır. Bu durum bazen yıllarca sürebilmektedir. Uzayan sözleşmelerden tekrar Damga Vergisi alınıp alınamayacağı, sözleşmede yer alan hükümlerin “şerh” sayılıp sayılmamasına göre değişmektedir.

Örnek Yargı Kararı

Konu ile ilgili 2015/18733 K.No’lu, 28/12/2015 tarihli Danıştay 9.Dairesi Kararının ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:

Dosyanın incelenmesinden; davacı ile mükellefleri arasında 2004-2009 yıllarında imzalanan Serbest Muhasebecilik ve Mali Müşavirlik hizmet sözleşmesi nedeniyle 2010/Ocak-Aralık dönemlerine ilişkin olarak takdir komisyonu kararına dayanılarak re’sen tarh edilen damga vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 339. maddesi uyarınca tekerrür hükmü uygulanmak suretiyle kesilen bir kat vergi zıyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada, Eskişehir 1. Vergi Mahkemesince, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun “Konu” başlıklı 1. maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, bu Kanundaki kağıtlar teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade edeceği, aynı Kanun’un “Şümul” başlıklı 2. maddesinde ise, vergiye tabi kağıtlar mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerin de damga vergisine tabii olacağı hükümlerine yer verildiği belirtilerek, davacı ile müşterileri arasında imzalanan serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmet sözleşmesinde yer alan “iş bu sözleşme 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, tarafların bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, iş bu sözleşme 1 (bir) daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise her yılın başında Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.

şeklindeki hükmün 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 2. maddesine uygun bir “şerh” olduğunun anlaşıldığı, ayrıca davacı tarafından da söz konusu sözleşmelerin halen yürürlükte olduğu belirtilmiş olduğundan dava konusu vergi ziyai cezalı damga vergisi tarhiyatında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz Eskişehir Bölge idare Mahkemesinin 27.9.2011 gün ve E:2011/565; K:2011/629 sayılı kararı ile aynı gerekçe ile reddedildiği, karar düzeltme isteminin de, 03.11.2011 gün ve E:2011/761, K:2011/735 sayılı karar ile reddi ile kararın kesinleştiği görülmüştür.

Danıştay Başsavcılığı tarafından, davacı ile mükellefleri arasında imzalanan sözleşmede yer alan ve tarhiyata dayanak olarak alman ifadenin sözleşmenin kendi hükmü olup; şerh niteliği taşımadığı, dolayısıyla, damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle 2004 yılından sonraki dönemlere ilişkin olarak damga vergisi tarh edilmesinde ve vergi zıyaı cezası kesilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, bu sebeple yürürlükteki hukuka açık aykırılık oluşturduğu belirtilen söz konusu kararın kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Yukarıda anılan mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, damga vergisinin doğması için öncelikle kanunda belirlenmiş bir kağıt veya elektronik ortamda düzenlenmiş bir belge ya da veri olması, bu kağıt, belge ya da verinin imzalanmış olması ya da imza yerine geçecek bir işaret konmuş olması gerekmekte olup, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesi durumunda ise, sadece bu kağıtların yenilenmesine ilişkin mektup ve şerhlerin damga vergisine tabi olduğu düzenlemesine yer verildiği görülmektedir.

Olayda, davacı ile mükellefleri arasında imzalanan sözleşmelerde yer alan “İş bu sözleşme 1 (bir) yıl için düzenlenmiş olup, tarafların bu süre sona ermeden 30 gün önce yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde ve izleyen yıllarda yine aynı sürede yazılı feshi ihbarda bulunmadıkları takdirde, iş bu sözleşme 1 (bir) daha ve takip eden yıllarda da aynı süre için (ücret miktarı hariç) kendiliğinden uzar. Ücret miktarı ise her yılın başında Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Tarifesindeki artış oranında artarak uygulanır.” şeklindeki ifade sözleşmenin kendi hükmü olup; yukarıda açıklandığı üzere şerh niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, damga vergisini doğuran hizmet sözleşmesinin kendi hükmünden hareketle sözleşmenin düzenlendiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin olarak tarh edilen damga vergisi ile kesilen vergi zıyaı cezasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu durumda, dava konusu vergi ziyaı cezalı damga vergisi tarhiyatında hukuka açık aykırılık bulunduğundan kanun yararına temyiz isteminin kabul edilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan temyiz isteminin kabulüne, Eskişehir 1. Vergi Mahkemesi’nce verilen 17.6.2011 gün ve E:2011/398, K:2011/772 sayılı kararı, bu karara yapılan itirazı reddeden Eskişehir Bölge idare Mahkemesi’nin 27.9.2011 gün ve E:2011/565; K:2011/629 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 03.11.2011 gün ve E:2011/761 K:2011/735 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve Resmi Gazete’de yayımlanmasına 28.12.2015 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”

Sonuç

Yukarıda bahsi geçen Kanun Yararına Bozulan yargı kararında belirtildiği üzere, şerh bulunmaksızın sözleşmenin kendi hükmünden hareketle yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına yol açan durumların varlığı halinde damga vergisi açısından vergiyi doğuran olay gerçekleşmez. VUK’un 19.maddesine göre Vergiyi Doğuran Olay, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. Damga Vergisi Kanununun 2.maddesinde geçen damga vergisine tabi kağıtların uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına yol açan bir durumun ortaya çıkması halinde damga vergisinin doğması, bu sebeplerin mektup veya şerh yoluyla gerçekleşmesi şartına bağlanmıştır. Dolayısıyla, mektup veya şerh bulunmaksızın sözleşmenin kendi hükmünden kaynaklı olarak uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına yol açan durumların varlığı halinde, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olay gerçekleşmediğinden, yeni durum için damga vergisi doğmaz. S.M. Mali Müşavirlerin müşterileri ile yaptıkları bu neviden sözleşmelerde de aynı durum geçerli olup, sözleşmenin kendi hükmünden kaynaklı olarak uzaması herhangi bir şerhin varlığına karine teşkil etmediğinden, ilk yıldan sonra uzayan dönemlere ilişkin bu tür sözleşmelerden de damga vergisi alınamayacaktır.

09/08/2016 Tarihinde 488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu’nda Yapılan Değişikliklerle İlgili Kısa Notlar:

1- Bir nüshadan fazla olarak düzenlenen kağıtlardan, maktu ve nispi vergiye tabi olanların her bir nüshası ayrı ayrı aynı miktarda damga vergisine tabi iken yapılan değişiklikle nispi vergiye tabi olanların sadece bir nüshası damga vergisine tabi olmuştur.

2- Aynı kağıtta, asıl akit ve işlem yanında birden fazla adi kefil ve garantör bulunması durumunda, asıl akit yanında yalnız bir kefalet ve bir garanti taahhüdü için damga vergisi hesaplanacaktır. Değişiklikten önce tamamı için hesaplanmaktaydı.

3- Asıl akit ve işlemle birlikte aynı kağıtta yer verilen bir sözleşmenin yaptırımı olarak belirlenen cayma tazminatı, pey akçesi, cezai şart gibi taahhütlerden damga vergisi alınmayacak, sadece asıl akit konusu işlem üzerinden alınacaktır. Ancak söz konusu taahhütler, ayrı bir kağıtta düzenlenmesi ve başka bir sözleşmeye konu olması halinde damga vergisine tabi olabilecektir.

4- Azami tutardan vergi alınan sözleşmelere ilişkin olarak, diğer hükümlerinde değişiklik olmaksızın sadece bedelinin artması halinde, artan bedele ilişkin azami tutar uygulanmayacak, devri halinde ise aslından alınanın dörtte biri vergi alınacaktır. Ancak, sözleşmelerdeki bedel dışında ilave iş ve miktar v.b. unsurların değiştirilmesi halinde, değişikliğe ilişkin artan tutar ayrıca damga vergisine tabi olacaktır.

5- (1) Sayılı tablonun “Akitlerle İlgili Kağıtlar” bölümünün, “A. Belli Parayı İhtiva Eden Kağıtlar” başlıklı fıkrasına bazı bentler eklenmiştir.(Resmi şekilde düzenlenen G.Menkul Satış Vaadi Sözleşmeleri, Taksitli Satış Sözleşmeleri, Paket Tur Sözleşmeleri v.b.)

6- Yapılan değişiklikle, (1) sayılı tablonun 2.bölümünün (2) numaralı fıkrasına; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki kurum ve kuruluşlara şikayet veya Kamu İhale Kurumuna itirazen şikayet ya da yargı kararı üzerine ihalenin iptal edilmesi halinde, bu ihale kararının hükmünden yararlanılmayan kısmına isabet eden damga vergisinin ret ve iade olunacağı, sözleşmenin düzenlenmiş olması durumunda ise sözleşmeye ilişkin damga vergisinin ret ve iade edilmeyeceği hükmü eklenmiştir.

7- Beyanname verme süresi içerisinde (kanuni süresinde) düzeltme amacıyla verilen beyannamelerden damga vergisi alınmayacaktır.

8- Damga vergisinden istisna edilen kağıtların kapsamı genişletilmiştir.

9- Finansal kiralama konusu malların tedarikçileri ile kiralayanlar arasında imzalanan sözleşmeler ve bunların teminatına ilişkin düzenlenen kağıtlar da istisna kapsamına alınmış olup söz konusu kağıtlardan damga vergisi alınmayacaktır.

Kaynaklar:

1- 488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu

2- 60 Seri Nolu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği

3- T.C.Danıştay 9.Dairesinin 2013/1798 E.Nolu Kararı.

Devamı: SMMM’lerin Müşterileri İle Yaptığı Sözleşmelerin Damga Vergisi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
İflas Erteleme Kararı Bulunan Firmalardan Olan Alacakların Giderleştirilmesi https://www.alomaliye.com/2016/05/12/iflas-erteleme-karari-bulunan-firmalardan-olan-alacaklarin-gider/ Thu, 12 May 2016 01:05:09 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=33375

İflas Erteleme Kararı Bulunan Firmalardan Olan Alacaklar İflas erteleme, mali durumu bozulan firmaların iflas ilanından önce, varlığını devam ettirmek adına son bir kez başvurdukları hukuki bir yoldur.  Ülkemizde son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar neticesinde firmaların sıklıkla iflas erteleme talebinde bulundukları görülmektedir. İflas Erteleme müessesesi 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu‘nda düzenlenmiştir. İlgili kanunun  179.maddesinde, Sermaye şirketleri […]

Devamı: İflas Erteleme Kararı Bulunan Firmalardan Olan Alacakların Giderleştirilmesi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

İflas Erteleme Kararı Bulunan Firmalardan Olan Alacaklar

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

tokmakss-2İflas erteleme, mali durumu bozulan firmaların iflas ilanından önce, varlığını devam ettirmek adına son bir kez başvurdukları hukuki bir yoldur.  Ülkemizde son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar neticesinde firmaların sıklıkla iflas erteleme talebinde bulundukları görülmektedir.

İflas Erteleme müessesesi 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu‘nda düzenlenmiştir. İlgili kanunun  179.maddesinde, Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilebileceği; ancak, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan birinin, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâsın ertelenmesini isteyebileceği, mahkemenin de projeyi ciddî ve inandırıcı bulması halinde, iflâsın ertelenmesine karar vereceği hüküm altına alınmıştır. Aynı maddede, iyileştirme projesinin ciddî ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin de mahkemeye sunulmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.

2004 Sayılı İİK’nın 179/a maddesi uyarınca mahkeme, iflâsın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envanter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarını onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır. İflâs ertelenmişse kayyım her üç ayda bir şirketin projeye uygun olarak iyileştirme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder, mahkeme bu rapor üzerine veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporuna göre, erteleme istemini değerlendirir ve iyileştirmenin mümkün olamayacağı kanaatine varırsa erteleme kararını kaldırır.

Yukarıda belirtildiği şekilde ilgili mahkemece sermaye şirketi için iflas erteleme kararı verilmesi halinde bu kararın iflas erteleme kararı verilen şirket, şirket alacaklıları ve diğer ilgili gerçek ve tüzel kişiler için bir takım neticeleri olacaktır. İİK’nın 179/b maddesine göre iflas ertelemenin neticeleri aşağıdaki gibidir:

 

Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez. Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticarî işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır. 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir. Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek süreler ile uzatılabilir; ancak uzatma süreleri toplamı dört yılı geçemez. Kayyım, mahkemenin belirleyeceği sürelerde iflâsı ertelenenin faaliyetleri ve işletmenin durumu konusunda düzenli olarak mahkemeye rapor verir. İflâsın ertelenmesi talebinin reddi ya da erteleme süresi sonunda iyileşmenin mümkün olmadığının tespiti üzerine mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verir. Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan şirketin veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verebilir.”

Yukarıda yer alan kanun hükümlerinden anlaşılacağı üzere, iflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir işletmenin belli koşullarla iflasına karar verilmesini gerektiren borca batıklık durumunu ortadan kaldırmak, firmanın mali durumunun düzelmesi ve varlığını ve faaliyetlerini sürdürmesini sağlamak amacıyla getirilmiş bir düzenlemedir. Kanun hükmünde belirtildiği üzere, iflas erteleme kararı verilen bir firmadan olan alacaklar için iflas erteleme süresince herhangi bir takip işlemi yapılamamaktadır. Bu durumda, tahsil edilemeyen alacaklar için vergi kanunlarında vazedilen değersiz alacak veya şüpheli alacak uygulamasından faydalanılıp faydalanılamayacağı, alacaklı firmaların vergi matrahının tespiti açısından önem arz etmektedir.

Vergi Usul Kanunu‘nda kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacak olarak tanımlanmıştır. Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler. İflas erteleme kararı verilen işletmelerden olan alacaklar için, mahkemece verilen iflas erteleme kararının, alacağı kesin bir şekilde ortadan kaldıran kazai bir hüküm olduğu söylenemez. Zira, alacak ortadan kalkmamakta, sadece takibi durmaktadır. Aynı şekilde, ilgili mahkeme kararı, alacağı ortadan kaldırmadığından kanunda belirtilen  kanaat verici bir vesika olarak da kabul edilemez. Dolayısıyla, iflas erteleme kararı verilen firmadan olan alacaklar için VUK’un 322.maddesinde hüküm altına alınan “Değersiz alacaklar” uygulamasından faydalanılamayacağından doğrudan gider yazılamayacaktır.

Karşılık ayırmaksızın doğrudan gider yazılarak yok edilemeyen İflas ertelemesi kararı bulunan firmalardan olan alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayrılabilecek midir? VUK’un 323.maddesinde, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,

2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacakların şüpheli alacak sayılacağı ve bu şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Kanun lafzında belirtildiği üzere, şüpheli alacak uygulamasından faydalanabilmenin temel şartı, ilgili alacak için dava açılması veya icra takibine geçilmiş olmasıdır. İflasın ertelenmesi kararı bulunan işletmelerden alacaklar için icra takibi yapılması, ilgili kanun hükmü gereği, fiilen imkansızdır. İhtilaflı olan alacaklar için ise iflas erteleme kararı bulunan firmalar aleyhine dava açılmasında herhangi bir hukuki engel bulunmamakla birlikte, alacak davaları sonucunda alınacak ilamların maddede yer alan takip yasağı nedeniyle icraya konulması mümkün değildir. Ancak, dava konusu yapılıp icra takibi yapılamayan söz konusu alacaklar için, şüpheli alacak ayırma şartlarından birisi olan dava açma şartı gerçekleşmiş olacağından ilgili dönem için şüpheli alacak karşılığı ayrılabilecektir. Aynı şekilde, kanuni engelden dolayı icra takibi yapılamayan, dava konusu da yapılmayan vadesi geçmiş alacaklar için de şüpheli alacak karşılığı ayrılabileceği Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen bir çok özelgede belirtilmiştir. 17/02/2016 tarih ve 6734 Sayılı Özelgenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; …Vergi Dairesi Müdürlüğünün …vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz,… A.Ş. acentesi müşterilerine verdiğiniz konaklama hizmeti karşılığı düzenlediğiniz faturalara konu alacaklarınıza karşılık … adet yabancı paralı vadeli çek alındığı, alınan söz konusu çeklerden son ödeme tarihleri …/…/2014 olan iki adet çekin vade tarihinde ödenmemesi nedeniyle borçlu firma hakkında …/…/2014 tarihinde icra takibine başlanıldığı, takibe ilişkin tebligatın borçlu firmaya …/…/2014 tarihinde yapıldığı, tebliğe müteakip 10 günlük ödeme süresinin son günü olan …/01/2015 tarihine kadar borcun ödenmediği ve bu tarihten sonra borçlu firmanın mallarına haciz konulduğu, ancak … Ticaret Mahkemesinin …/01/2015 tarihli ve … Esas No.lu kararı ile İcra İflas Kanununun 179/a maddesi uyarınca, iflas erteleme talebinde bulunan ilgili firma hakkında yapılmış ve yapılacak icra takipleri ile ihtiyati haciz ve tedbir uygulamalarının durdurulduğu, yine, son ödeme tarihi …/01/2015 tarihinden sonra olan çekler için mezkur mahkeme kararı uyarınca bu aşamada icra dosyasında haciz işlemi yapılamadığı,

belirtilerek, borçlu … A.Ş.’den almış olduğunuz çekler için toplam … tutarındaki alacağınıza ilişkin olarak borçlu firma hakkında … Ticaret Mahkemesinin vermiş olduğu iflas erteleme kararına istinaden şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılıp ayrılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1-Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2-Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;

şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.

hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar şüpheli alacak sayılmakta, bu şartlardan herhangi birinin mevcut olmaması durumunda ise şüpheli ticari alacak kaydına imkân bulunmamaktadır.

Diğer yandan şüpheli ticari alacaklar için dava veya icra takibine başlanıldığı yılda karşılık ayrılması gerekmekte olup, şüpheli hale geldiği hesap döneminde karşılık ayrılmayan alacaklar için daha sonraki dönemlerde şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılması mümkün olmamaktadır.

Öte yandan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 179/b maddesi ile iflas erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takibin yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı; bir takip muamelesi ile kesilebilen zaman aşımı ve hak düşüren müddetlerin işlemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

İflasın ertelenmesi kararı firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmamakta, sadece icra takiplerini engellemektedir ve İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca bu karar dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğurmaktadır. Bu itibarla, iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve kanuni takibe de imkan olmayan alacaklar için mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Buna göre, …/…/2014 tarihinde icra takibine konu edilen çekler için, takibe başladığınız yıl içerisinde şüpheli ticari alacak karşılığı ayırmanız gerekmekte olup, sonraki yıllarda karşılık ayırmanız mümkün bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, ödeme tarihi iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği tarihten sonra olan ve iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen alacaklar için ilgili hesap döneminde şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.”

Yukarıda verilen örnekte de görüleceği üzere, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen muktezaların genelinde ortaya çıkan bizim de katıldığımız görüş, iflas erteleme kararı bulunan firmalardan olan alacaklar için dava veya icra safhasında olmasa dahi şüpheli alacak karşılığı ayrılabileceği yönündedir. Çünkü, iflas erteleme kararı, dava açsın veya açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğurmaktadır. Ancak, iflas erteleme kararı, firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme ihtimalini ortadan kaldırmadığından dolayı ilgili alacakların, karşılık ayrılmaksızın, değersiz alacak kabul edilerek, doğrudan gider yazma imkanı bulunmamaktadır.

KAYNAKÇA

1- 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu

2- 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu

2- 17/02/2016 tarih ve 6734 Sayılı GİB Özelgesi

Devamı: İflas Erteleme Kararı Bulunan Firmalardan Olan Alacakların Giderleştirilmesi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2015 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar https://www.alomaliye.com/2016/02/26/2015-yili-gelirlerinin-toplanmasinda-dikkat-edilecek-hususlar/ Fri, 26 Feb 2016 11:45:48 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=30233

Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini konu edinen Gelir Vergisi Kanunu‘na göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2.maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve […]

Devamı: 2015 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

vergi-beyani-kGerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini konu edinen Gelir Vergisi Kanunu‘na göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2.maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlar olmak üzere yedi gelir unsuru dışındaki hiçbir kazanç veya irat gelir vergisinin konusuna girmez.

Gelir vergisi mükellefleri, yukarıda sayılan kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar için kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının başından yirmibeşinci günü sonuna kadar, bağlı bulunulan vergi dairesine verilir.

18/2/2012 tarihli ve 28208 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 414 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde uygulama esasları belirlenen “Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi” ile 2011 ve müteakip takvim yıllarında sadece gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükelleflerin bu iratlarına ilişkin beyannameleri Gelir İdaresi Başkanlığınca önceden doldurulup mükelleflerin onayına sunulmakta iken 2012 yılından itibaren uygulanmakta olan bu sistemin kapsamı 25/02/2016 tarih ve 470 sıra nolu tebliğ ile genişletilmiştir. İlgili tebliğde belirtildiği üzere, “Hazır Beyan Sistemi” ile gelirleri sadece ücret, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan veya bunların birkaçından veyahut tamamından oluşan mükelleflerin Yıllık Gelir Vergisi beyannamaleri önceden hazırlanarak onaylarına sunulacaktır. Hazır Beyan Sisteminin uygulamasına 2015 yılı gelirlerini kapsamak üzere 1 Mart 2016 tarihi itibari itibariyle başlanacaktır.

GVK’ya göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur. Ancak ekonomik, sosyal, politik ve siyasi nedenlerle bazı gelir unsurları beyanname kapsamı dışında tutulmuştur. Beyannameye dahil edilmeyen kazanç ve iratlardan bir kısmı kesinti yoluyla nihai vergilendirmeye tabi tutulurken bir kısmı ise tamamen vergileme dışı bırakılmıştır. Yazımızın konusu da yıllık gelir vergisi beyanına dahil edilecek gerçek usulde tespit edilen gelirler ile toplama yapılmayan hallerin incelenmesi olup, 2015 hesap dönemi ile ilgili özellikli hususlara aşağıda maddeler halinde değinilecektir:

1- Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. (GVK 85) Ancak, gerçek usulde vergilendirilmeyen zirai kazançlar ile gelir vergisinden istisna olan serbest meslek kazançları için beyanname verilmez. (GVK 86) Bu kazançların kesinti yoluyla nihai vergilendirilmesi yapılmaktadır.

2- Kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısmı için beyanname verilmez. Başka gelirlerden dolayı beyanname verilse dahi istisna haddi içinde kalan kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmez. Örneğin, Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 2015 yılı için 3.600- TL’si gelir vergisinden müstesnadır. Bu durumda 3.600-TL ve altında elde edilen bu tür iratlar dolayısıyla 2015 yılı için 2016 yılında yıllık beyanname verilmeyecektir. Benzer şekilde, GVK 82.maddeye göre arızi olarak ticari muamelelerin icrasından veya bu nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen kazançlardan 2015 yılı için 23.000-TL’si gelir vergisinden istisnadır. 2015’de bu tutarın altında elde edilen arızi ticari kazançlar için 2016’da yıllık beyan verilmeyecektir. Diğer gelirler için yıllık beyanname verilse dahi bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

3- GVK’nın 75.maddesinin 15 ve 16 numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmez. İlgili madde bentlerinde tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri tarafından ödenen irat tutarları ile bireysel emeklilik sisteminden çeşitli şekillerde ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarlarının menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiştir. GVK’nın 86.maddesinde ilgili menkul sermaye iratları için beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için verilmesi halinde de bu iratların beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

4- Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler ile birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerin toplamı, vergi tarifesinin yazılı olduğu 103.maddedeki ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2015 yılı için 29.000-TL) aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri beyannameye dahil edilmez. Diğer gelirler için beyanname verilse dahi bu ücretler beyannameye dahil edilmez.

Mükelleflere birinci işvereni seçmede serbestlik tanınmıştır. Bazı durumlarda mükellefler ücret gelirleri için yıllık beyanname vermek isteyebilir. Zira, toplamda düşük vergi diliminde kalan ücret gelirleri için yıllık beyannamede bazı indirimlerin de yapılmasıyla yıl içinde kesilen stopajların bir kısmının iadesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda ücret geliri elde edenler yıllık beyannameyi verebilmek için birinci işveren tercihini, 2015 yılı ücret gelirinin birinci işverenden sonraki toplamının 29.000-TL’yi aşmasını sağlayacak şekilde daha düşük ücret geliri elde ettikleri işveren için kullanabilirler. Ücret geliri elde edenlerin yıllık beyanname vermeleri gerektiği durumlarda, birinci işverenlerden elde ettikleri de dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamını beyannameye dahil etmeleri zorunludur.

Ücretlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi ile ilgili diğer önemli bir konu ise, mahkemelerce veya devletin diğer yetkili birimlerince bilirkişilere ödenen ücretlerin vergilendirilmesi ve işverenin belirlenmesidir. GVK’nın 62.maddesinde işverenlerin, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden hareketle, bilirkişilerin işverenleri, bilirkişileri atayan ve onlardan uzmanlık alanları ile ilgili bilgi, rapor ve görüş isteyen ve karar yetkisi elinde bulunan ilgili mahkemeler ve devletin yetkili mercileridir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nca verilen 28/09/2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010.GVK-61-4-607 sayılı özelgede, farklı hukuk mahkemeleri tarafından görevlendirilen bilirkişilere ödenen ücretlerin, tek vezneden tahakkuk ettirilip ödenmesi halinde tek işverenden elde edilen ücret olarak değerlendirilmesi, ayrı veznelerce tahakkuk ettirilip ödenmesi durumunda ise ayrı tahakkuk yapan her bir veznenin ayrı bir işveren olarak değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca bilirkişi ücretlerinin doğrudan davacılardan tahsil edilmesi durumunda ise her bir ödemenin, ödemeyi yapan birimler itibariyle ayrı işverenlerden yapılan ücret ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın, mükellefin gelirinin Adalet Bakanlığı’na bağlı çeşitli mahkemelerden bilirkişi olarak elde edilen ücret gelirlerinden ibaret olması halinde, bu gelirin tek işverenden elde edilen ücret geliri olarak kabul edilmesi gerektiği şeklinde görüşü de bulunmaktadır. Ancak genel görüş tahakkuk ve ödemeyi yapan her veznenin bağlı olduğu birimin ayrı bir işveren olarak kabul edilip buna göre işlem yapılması gerektiği şeklindedir.

5- Bilindiği üzere Gelir Vergisi Kanununun vergi tarifesine ilişkin 103 üncü maddesi, 6009 sayılı kanunla ücret gelirlerinde %35’lik dilime geç ulaşılmasını sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. 75 nolu Gelir Vergisi Sirkülerinde konuyla ilgili gerekli açıklamalar yapılmıştır.

Gelir Vergi Tarifesi 2015 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere aşağıdaki gibidir:

12.000 TL’ye kadar % 15
29.000 TL’nin 12.000 TL’si için 1.800 TL, fazlası % 20
66.000 TL’nin 29.000 TL’si için 5.200 TL, (ücret gelirlerinde 106.000 TL’nin 29.000 TL’si için 5.200 TL), fazlası % 27
66.000 TL’den fazlasının 66.000 TL’si için 15.190 TL, (ücret gelirlerinde 106.000 TL’den fazlasının 106.000 TL’si için 25.990 TL), fazlası % 35

oranında vergilendirilir. Buna göre 2015 takvim yılına ilişkin olup, yıllık gelir vergisi beyannamesinde 66.000 TL’yi aşacak şekilde ücretle birlikte diğer gelirlerin de beyan edilmesi durumunda, 66.000 TL’yi aşan tutarın ücret gelirine isabet eden kısmına daha düşük vergi oranının uygulanması gerekmekte olup, ücret geliri nedeniyle eksik olması gereken vergi tutarı aşağıda gösterilen şekilde hesaplanabilecektir.

– Beyannameye dahil edilen tüm gelirlerin toplamından oluşan vergiye tabi gelir üzerinden, tarifenin ücret dışındaki gelirler için geçerli olan vergi oranları esas alınarak gelir vergisi hesaplanacak,

– Beyannameye dahil edilen ücret gelirinin, beyan edilen toplam gelir içindeki oranı bulunarak, bu oranın toplam Vergiye Tabi Gelirin (Matrah) 66.000 TL’yi aşan kısmına uygulanması sonucunda ulaşılacak tutara (Bu tutar 2015 yılı için en fazla 40.000 TL olabilecektir.) %8 oranının uygulanması suretiyle, beyan edilen ücret geliri dolayısıyla toplam vergiden indirilecek gelir vergisi tutarı hesaplanacak.

– Ücret geliri dolayısıyla eksik hesaplanması gereken vergi tutarının, beyannamedeki tüm gelirlerin toplamından oluşan matrah üzerinden hesaplanan vergi tutarından düşülmesi suretiyle, beyannamede gösterilecek hesaplanan gelir vergisi tutarı bulunmuş olacaktır.

6- Vergiye tabi gelir toplamının 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2015 yılı için 29.000-TL) aşmaması koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş olan menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları yıllık beyannameye dahil edilmez.

Vergiye tabi gelir toplamının içerisine ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşan yedi gelir unsurunun tamamı girmektedir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken konu ücretlerin vergiye tabi gelir toplamının dışında tutulması gerektiğidir. Ücretler, ayrıca değerlendirilecek ve toplama dahil edilmeyecektir. Ancak, birden sonraki işverenden elde edilen ücretler toplamı 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşarsa (2015 yılı için 29.000-TL) tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı ne olursa olsun beyannameye dahil edilecektir. Dolayısıyla, ücretler diğer gelir unsurlarından bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulmasına karşın, birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamının yukarıda bahsedilen tutar sınırını (29.000-TL) aşması halinde tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı 1 TL dahi olsa bu iratların yıllık beyannameye dahil edilmesi zorunluluğunun doğmasına neden olmaktadır.

Gelirin toplanmasında 29.000-TL’lik beyan sınırını dikkate alırken yalnızca tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının mı dikkate alınacağı yoksa bütün gelir unsurlarının mı toplanacağı konusunda tereddütler yaşanmaktadır. GVK 86/1-c’de belirtildiği üzere bütün gelir unsurları (ücretler hariç) toplama dahil edilecek ve toplamda 29.000-TL’lik tutar sınırının aşılması halinde tevkifata tabi tutulmuş menkul ve gayrimenkul sermaye iratları beyannameye dahil edilecektir. Örneğin, 30.000-TL serbest meslek kazancı olan bir kişinin 1 TL dahi tevkifata tabi tutulmuş işyeri kira geliri bulunması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesine işyeri kira gelirini dahil etmesi gerekmektedir. Zira toplamda 29.000-TL’lik beyan sınırı aşılmış bulunmaktadır. Yine, 20.000-TL serbest meslek kazancı, 10.000-TL işyeri kira geliri olan bir kişi için de toplamda 29.000-TL’lik beyan sınırı aşıldığından işyeri kira geliri beyannameye dahil edecektir.

7- Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 2015 yılı için 1.500-TL’yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için GVK’nın 86/1-d maddesi gereğince yıllık beyannameye verilmez. Başka gelirler için beyanname verilmesi halinde de beyannameye dahil edilmez. Ancak, 2015 yılı için 1.500-TL’yi aşan tutarda tevkifat ve istisna uygulamasına tabi olmayan menkul veya gayrimenkul sermaye iradı elde edilmesi halinde, beyan sınırı olan 1.500-TL’ye kadar olanlar da dahil edilerek ilgili gelirin tamamı için yıllık beyanname verilecektir. Bu tür gelirlere, alacak faizleri dolayısıyla elde edilen ve tevkifata tabi olmayan menkul sermaye iratları ile basit usule tabi mükelleflere kiralanan ve tevkifata tabi olmayan işyerleri dolayısıyla elde edilen gayrimenkul sermaye iratları örnek verilebilir.

8- Dar mükellefiyete tabi olanlar, GVK’nın 86/2 maddesi gereğince tamamı Türkiye’de tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret, serbest meslek kazancı, menkul ve gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve irat gelirlerinden elde etmeleri halinde yıllık beyanname vermezler.

9- Her nevi hisse senetlerinin kar payları, iştirak hisselerinden doğan kazançlar ile kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kar payları için kurum bünyesinde %15 stopaj yapılır. Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesi hükmü uyarınca, elde edilen kar payının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın aynı Kanunun 86 ncı maddesinde belirtilen beyan haddini aşması halinde (2015 yılı için 29.000 TL) izleyen yılda beyanı gerekecektir. Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden kurum bünyesinde yapılan %15 oranındaki tevkifatın tamamı mahsup edilecektir.

10- Hisse senetleri alım-satım kazançları GVK Geçici 67. madde kapsamında 27/04/2012 tarih ve 2012/3141 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile %0 oranında tevkifata tabi olup, bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecektir. Ayrıca, tam mükellef kurumlara ait olup, İMKB’de (Borsa İstanbul) işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler tevkifata tabi olmayacağı gibi bu gelirler için Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesi de uygulanmayacağından değer artış kazancı olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmesi de söz konusu olmayacaktır. 1/1/2006 tarihinden önce iktisap edilen hisse senetleri alım-satım kazançları için ise geçici 67 nci madde kapsamında tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler 31/12/2005 tarihinde geçerli olan mevzuat hükümlerine göre vergilendirilecek olup, maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulamasından sonra kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir.

11- Devlet tahvili ve Hazine bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları, 27/09/2010 tarih ve 2010/926 sayılı BKK gereğince GVK Geçici 67. madde (Geçici 67.madde hükümlerinin geçerlilik süresi 31/12/2015 iken, 6655 sayılı Kanun‘la 31/12/2020 olarak yeniden belirlenmiştir.) kapsamında %10 oranında tevkifata tabi olup bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecek ve başka gelirler için verilecek beyannameye de dahil edilmeyecektir. Özel sektör tahviline ilişkin faiz gelirleriyle alım-satım kazançları da GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi olup aynı durumdaki Devlet tahvili/Hazine bonosu gelirleri gibi vergilendirilmektedir.

12- Eurobondlardan (Yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetler) elde edilen faiz gelirleri, ihraç tarihi ne olursa olsun GVK Geçici 67. madde kapsamı dışında ancak GVK 94.madde kapsamında ilgili BKK ile %0 oranında tevkifata tabi olduğundan, 2015 yılına ilişkin beyan haddi olan 29.000-TL’nin aşılması halinde beyan edilecektir. Eurobond alım-satım kazancında ise maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulaması sonucu kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir. Dar mükellefiyete tabi olanların ise, eurobondlardan elde ettikleri gelirler için %0 dahi olsa Türkiye’de tevkifata tabi tutulduğundan GVK 86/2 gereği yıllık veya münferit beyanname vermeleri söz konusu değildir.

13- Mevduat faizleri, GVK Geçici 67.madde kapsamında tevkifata tabidir. İlgili BKK gereği, döviz tevdiat hesaplarına yürütülen faizler, vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; mevduat faizleri de vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir. Katılım bankalarınca döviz katılma hesaplarına ödenen kar payları da vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; katılım bankaları tarafından katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları ise yine vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için de yıllık beyanname verilmeyecektir.

14- Repo işlemlerinden elde edilen gelirler de GVK Geçici 67.madde uyarınca tevkifat uygulaması kapsamındadır. 2015 yılında elde edilen repo gelirleri % 15 oranında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

15- Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen gelirler GVK Geçici 67.madde kapsamında tevkifata tabidir. Bankalar veya aracı kurumlar, vadeli işlem veya opsiyon sözleşmesinin hükmünden yararlanıldığı anda, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değeri ile işlem fiyatına göre oluşan değeri arasındaki fark üzerinden sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla tevkifat yapacaklardır. Tevkifat oranı, Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında hisse senedi veya hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılan vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri için %0, hisse senedi ve hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılanlar dışında kalan sözleşmelerden elde edilen gelirler üzerinden ise ilgili Bakanlar Kurulu Kararları gereğince % 10 oranında uygulanmaktadır. Her iki durumda da bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

16- GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi tutulan gelirlerin ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, bu gelirler ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecek olup ticari kazançlarla ilgili olarak verilen beyannameye dahil edilecektir. Beyan edilen gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden geçici 67 nci madde hükmü çerçevesinde tevkif edilen vergiler mahsup edilecektir.

17- GVK’nın Geçici 72.maddesi uyarınca, 31/12/2017 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden maddede belirtilen oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılacak olup, bu ödemeler için GVK 94.madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecek ve diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

 

Devamı: 2015 Yılı Gelirlerinin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Özel Usulsüzlük Cezalarında Özellikli Hususlar (Soru-Cevap) – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2015/12/29/ozel-usulsuzluk-cezalarinda-hususlar/ Tue, 29 Dec 2015 12:20:59 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=27276

Özel Usulsüzlük Cezaları Vergi Usul Kanununa göre usulsüzlük, vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir. Türk Vergi Kanunlarında genel usulsüzlük ve özel usulsüzlük olmak üzere iki tür usulsüzlük düzenlemesi yer almaktadır. Genel usulsüzlük cezaları, parasal olarak mükellefleri tehdit edecek boyutlarda olmadığından ve önemsiz etkisi nedeniyle konumuz dışındadır. VUK’un 353, 355 ve mükerrer 355. […]

Devamı: Özel Usulsüzlük Cezalarında Özellikli Hususlar (Soru-Cevap) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Özel Usulsüzlük Cezaları

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

Vergi Usul Kanununa göre usulsüzlük, vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir. Türk Vergi Kanunlarında genel usulsüzlük ve özel usulsüzlük olmak üzere iki tür usulsüzlük düzenlemesi yer almaktadır. Genel usulsüzlük cezaları, parasal olarak mükellefleri tehdit edecek boyutlarda olmadığından ve önemsiz etkisi nedeniyle konumuz dışındadır. VUK’un 353, 355 ve mükerrer 355. maddelerinde özel usulsüzlükler ve bu usulsüzlüklere uygulanacak cezalar tek tek sayılmıştır. Özel usulsüzlük cezaları ile ilgili uygulamada sıkça karşılaşılan sorulara aşağıda maddeler halinde cevap verilecektir:

Soru 1: Kesilecek özel usulsüzlük cezalarında üst sınır var mıdır?

Cevap 1: Bazı özel usulsüzlüklerde üst sınır var iken bazılarında ise bulunmamaktadır.

VUK’un 353.maddesinin 1.fıkrasının 1.bendine göre; verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi halinde; bu belgeleri düzenlemek ve almak zorunda olanların her birine, her bir belge için 210-TL’den (2016 yılı) az olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken meblağın veya meblağ farkının %10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin 1.fıkrasının 2.bendinde ise bir takvim yılı içinde her bir belge nevine ilişkin olarak tespit olunan 1.bentte yazılı özel usulsüzlükler için kesilecek cezanın toplamının 2016 yılı için 110.000-TL’yi geçemeyeceği belirtilerek üst sınır konulmuştur.

Yukarıdaki tutar sınırı 2.bentte sayılan perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihazla verilen fiş, giriş ve yolcu taşıma bileti, sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi ile Maliye Bakanlığınca düzenleme zorunluluğu getirilen belgelerin; düzenlenmediğinin, kullanılmadığının, bulundurulmadığının, düzenlenen belgelerin aslı ile örneğinde farklı meblağlara yer verildiğinin veya gerçeğe aykırı düzenlendiğinin tespiti halinde her bir belge için de geçerli olup, 210-TL olan her bir tespitte uygulanacak özel usulsüzlük cezasının bir takvim yılı içinde kesilebilecek en fazla tutarı ise 110.000-TL’dir.

Belge basımı ile ilgili bildirim görevini tamamen veya kısmen yerine getirmeyen matbaa işletmecilerine 353. maddenin 1.fıkrasının 8.bendine göre 800-TL özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Ancak, bu bent uyarınca kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı bir takvim yılı içinde 158.000-TL’yi (2016 için geçerli) aşamayacaktır.

VUK’un mükerrer 355.maddesinin 4.fıkrasında ise; tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere (2016 için 1.370-TL) işleme konu tutarın %5’i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceği, ancak bu fıkra uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamının 2016 yılı için 1.100.000-TL’yi geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Yukarıdaki farklı dört durum için geçerli üst sınır hadleri ayrı ayrı uygulanacak olup birleştirme söz konusu olmayacaktır. Örneğin, VUK’un 353.maddesinin 1.fıkrasının 1.bendine göre; verilmesi ve alınması icabeden faturanın verilmemesi, alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi halinde 2016 takvim yılı için en fazla 110.000-TL özel usulsüzlük cezası kesilecek olup, 2.bentte yazılı sevk irsaliyesi için de ayrı olarak 110.000-TL’lik üst sınır uygulanacaktır. Dolayısıyla, bir takvim yılı içinde her iki belge türü için kesilebilecek toplam üst sınır 110.000 + 110.000 = 220.000-TL olacaktır.

Bununla birlikte, bir mükellefin yukarıdaki haller dışında, VUK’un mükerrer 355.maddesinin 4.fıkrasına göre; tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymaması halinde bu fiillerinden dolayı bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 2016 yılı için 1.100.000-TL olacaktır. Aynı mükellefin hem fatura alıp vermeme, hem irsaliye düzenlememe hem de tahsilat ve ödemelerini banka üzerinden yapmama fiillerini aynı takvim yılı içerisinde gerçekleştirmesi halinde, o yıl için kesilebilecek maksimum özel usulsüzlük cezaları belirlenirken, bu üç fiil için belirlenen azami hadler ayrı ayrı uygulanacaktır. Dolayısıyla, belirtilen mükellefe yukarıda sayılan farklı fiillerinden dolayı bir takvim yılı içinde en fazla 110.000-TL + 110.000-TL + 1.100.000-TL = 1.320.000-TL özel usulsüzlük cezası kesilebilecektir.

Soru 2: Özel usulsüzlük cezaları tarhiyat öncesi veya tarhiyat sonrası uzlaşmaya konu edilebilir mi?

Cevap 2: Özel usulsüzlük cezaları sadece tarhiyat öncesi uzlaşmaya konu edilebilir. Özel usulsüzlük cezaları ile ilgili tarhiyat yapıldıktan sonra tarhiyat sonrası uzlaşma söz konusu olmaz.

Soru 3: Kesilen özel usulsüzlük cezaları için gecikme faizi veya gecikme zammı uygulanır mı?

Cevap 3: Özel usulsüzlük cezaları ceza mahiyetinde olduğundan 6183 Sayılı AATUHK’nun 51.maddesi gereğince gecikme zammı tatbik edilmez. Özel usulsüzlük cezaları için Vergi Usul Kanununa göre gecikme faizi de uygulanamaz.

Soru 4: Özel usulsüzlük cezalarında indirim uygulamasının şartları nelerdir?

Cevap 4: VUK’un 376. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezalarının üçte biri indirilir. Bu indirimin uygulanabilmesi için, indirimden arta kalan usulsüzlük cezalarının ihbarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde mükellef veya vergi sorumlusunun ilgili vergi dairesine başvurarak vadesinde veya 6183 sayılı Kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay içinde ödeyeceğini bildirmesi gerekir.

Ayrıca, mükellef veya vergi sorumlusu ödeyeceğini bildirdiği özel usulsüzlük cezasını yukarıda yazılı süre içinde ödemez veya dava konusu yaparsa indirim hakkı ortadan kalkar.

Yukarıda bahsedilen indirim bütün özel usulsüzlük cezaları için geçerlidir. Bu indirim dışında, elektronik ortamda beyanname verilmesi mecburiyetine uyulmaması (Örn.KDV Beyannamesi) halinde kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezasının, beyannamenin kanuni süresinin sonundan başlayarak elektronik ortamda 30 gün içinde verilmesi halinde 1/10 oranında, bu sürenin dolmasını takip eden 30 gün içinde verilmesi halinde ise 1/5 oranında uygulanacağı, yine elektronik ortamda verilme zorunluluğu getirilen bildirim veya formlara (Örn.BA/BS Formu) ilişkin olarak süresinden sonra düzeltme amacıyla verilen bildirim ve formların, belirlenen sürelerin sonundan itibaren 10 gün içinde verilmesi halinde özel usulsüzlük cezası kesilmeyeceği, takip eden 15 gün içinde verilmesi halinde ise kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezasının 1/5 oranında uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Her iki durum için de 376. maddeye göre 1/3 oranında indirim ayrıca uygulanacaktır.

Soru 5: Özel usulsüzlük cezasını gerektiren bir fiil ile vergi ziyaına da sebebiyet verilmesi halinde özel usulsüzlük cezası ile vergi ziyaı cezası ayrı ayrı mı uygulanacaktır?

Cevap 5: Bilindiği üzere, VUK’un 336. maddesi gereğince cezayı gerektiren tek bir fiil ile vergi ziyaı ve usulsüzlük birlikte işlenmiş olursa, bunlara ait cezalardan sadece miktar itibariyle en ağırı kesilir. Genel usulsüzlükler için geçerli olan bu kural, özel usulsüzlük cezaları için geçerli değildir. Zira, VUK’un 353. maddesinin sondan bir önceki fıkrasında, maddede yazılı usulsüzlükler sonucunda vergi ziyaı da meydana geldiği takdirde bu ziyaın gerektirdiği vergi cezalarının ayrıca kesileceği ve bu cezalar hakkında 336. madde hükmünün uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla, özel usulsüzlük cezası ve vergi ziyaı cezası ayrı ayrı uygulanacaktır.

Soru 6: Özel usulsüzlük cezaları gelir veya kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilir mi?

Cevap 6: Özel usulsüzlük cezaları, vergi kanunlarında sayılan “vergi cezaları” mahiyetinde olduğundan GVK’nın 90. maddesi uyarınca gelir vergisi matrahından, KVK’nın 11.maddesi uyarınca da kurumlar vergisi matrahından indirim konusu yapılamaz.

Soru 7: Hesap döneminin kapanmasından sonra vergi inceleme raporu ile veya başka bir tespitle saptanan eylemler nedeniyle özel usulsüzlük cezası kesilebilir mi?

Cevap 7: Hesap dönemi kapandıktan sonra, kapanan dönemde gerçekleşen eylemle ilgili olarak özel usulsüzlük cezalarının kesilemeyeceğine dair vergi kanunlarında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Hesap dönemi kapandıktan sonra o dönemle ilgili özel usulsüzlük cezası kesilemeyeceği görüşünde olanların dayanağı ise 213 Sayılı VUK’ta değişiklik yapan 2365 Sayılı Kanun Gerekçesinin özel usulsüzlük cezaları ile ilgili bölümünde yer alan ifadeler olup ilgili kısım aşağıdaki gibidir:

“Vergi güvenliğini sağlayacak tedbirler arasında, vergilendirme döneminin kapanmasından sonra yapılacak incelemelerden çok, cari yıl içinde yapılan maddi kontrollere önem verilmektedir. Suçun işlenmesinden bazen yıllarca sonra yapılmakta olan vergi incelemesi, vergi ziyaı ile ilgili delil ve izlerin çoğunlukla ortadan kalkmış olması nedeni ile ancak belli bir ölçüde etkili olabilmektedir. Oysa anında yapılacak kontrollerle, geliri doğuran olayların maddi bünyesi ile kayıtlar arasında ilişki kurulması mümkün olmakta, vergi ziyaına yol açacak suçların zamanında önlenmesi sağlanmaktadır. Mükellef – idare ilişkilerinin artmasını temin eden bu kontroller bir çok halde vergi idaresinin mükellefe yardımı şeklinde de belirebilmekte böylece mükelleflerin ilerde daha ağır müeyyide ve cezalara maruz kalma ihtimali de büyük ölçüde bertaraf edilmiş olmaktadır. Şüphesiz, anında yapılacak konrollerin, belirtilen etki ve faydaları sağlayabilmesi, belli bir disiplin içinde yürütülmesi, vergi kanunlarına aykırı harekete yönelme istidadında olanların ihtar mahiyetindeki cezalarla tecziye edilmesi şartına bağlıdır.”

Yukarıda yer verilen madde gerekçesinde her ne kadar özel usulsüzlük cezalarının ilgili bulunduğu hesap dönemi içerisinde kesilmesi gerektiğine yönelik işaretler bulunsa da kanun metninde bu yönde bir hüküm mevcut değildir. VUK’un 3.maddesinde hüküm altına alındığı üzere, vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olduğu hallerde kanun hükümlerinin yorumunda diğer kaynaklara müracaat edilmez. Eğer lafız açık değilse vergi kanunlarının hükümlerinin nasıl uygulanacağı konusunda kanunda belirleme yapılmış olup ilk önce hükmün konuluşundaki maksat göz önünde bulundurulacaktır. Hükmün konuluşundaki maksattan kasıt ise kanun gerekçeleridir. Konu ile ilgili yukarıda belirttiğimiz kanun gerekçesinde özetle; ilgili taslak metninin yasalaşmasıyla vergi güvenliğini sağlayacak tedbirler arasında, vergilendirme döneminin kapanmasından sonra yapılacak incelemelerden çok, cari yıl içinde yapılan maddi kontrollere önem verileceğinden, anında yapılacak kontrollerden, vergi ziyaına yol açacak suçların zamanından önlenmesinden bahsedilmekle, özel usulsüzlük cezalarının ancak içinde bulunulan hesap dönemi içinde kesilebileceği, hesap dönemi kapandıktan sonra kesilen özel usulsüzlük cezalarının ise kanun gerekçesine aykırı olacağı anlaşılmaktadır.

Konu ile ilgili olarak, 19/01/2011 tarih ve 2009/1616 Esas Nolu Danıştay 3.Dairesi’nin vermiş olduğu kararda özetle; VUK’un 353.maddesinde öngörülen düzenleme ile mükelleflerin vergilendirme dönemindeki işlemlerinin kayıt ve belge düzenine uygun yürütülmesinin sağlanmasının amaçlandığı, mükellef şirketin 2003 takvim yılına ilişkin olarak sahte faturalarla belgelendirilen demirbaşlar için mükellef tarafından fatura alınmadığı neden gösterilerek özel usulsüzlük cezası kesilmiş ise de, hesap döneminin kapanmasından sonra 14/07/2006 tarihinde düzenlenen vergi inceleme raporuyla saptanan eylem nedeniyle 353. maddeye göre özel usulsüzlük cezası kesilmesinin maddenin öngörülüş amacına uygun düşmeyeceğinden bahisle özel usulsüzlük cezasını kaldıran ilk derece mahkeme kararının onanmasına karar vermiştir.

29/06/2011 tarih ve 2010/712 Esas Nolu Danıştay 4.Dairesi tarafından verilen başka bir kararın özeti ise aşağıdaki gibidir:

” 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun, vergi kanunlarının uygulanması ve ispatı düzenleyen 3’üncü maddesinin (A) bendinde, “Vergi Kanunu” tabirinin bu kanun ile bu kanun hükümlerine tâbi vergi, resim ve harç kanunlarını ifade ettiği kurala bağlandıktan sonra ikinci fıkrada; vergi kanunlarının lâfzı ve ruhu ile hüküm ifade edeceği ve lâfzın açık olmadığı hallerde vergi kanunları hükümlerinin, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanması öngörülmüştür.

Vergi Usul Kanununun vergi cezalarına ayrılmış ikinci kısmının birinci bölümü vergi ziyaı cezasına, ikinci bölümü usulsüzlüklere, üçüncü bölümü ise hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılacak vergi suç ve cezalarına ilişkindir. Fatura ve benzeri evrak verilmemesi ve alınmaması ile diğer şekil ve usul hükümlerine uyulmamasının yaptırıma bağlandığı 353’üncü maddede; bu yaptırımın uygulanmasını gerektiren eylemin, gerçekleştiği vergilendirme döneminden sonraki zaman diliminde ve özellikle eylemin vergi kaybı yaratmasından sonra da uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Her ne kadar maddenin sondan bir önceki fıkrasında; maddede yazılı usulsüzlükler sonucunda vergi ziyaı da meydana geldiği takdirde bu ziyaın gerektirdiği vergi cezalarının ayrıca kesileceği düzenlenmiş ise de; tersine durumlarda ve özellikle takvim yılının kapanmasından sonra belirlenen ve vergi kaybı bulunan her olayda ilgililere ayrıca özel usulsüzlük cezası da kesileceği yolunda bir düzenleme yapılmamıştır.

Vergilendirme döneminin kapanmasından sonra yapılan vergi incelemeleriyle bir kısım hasılatın veya kimi işlemlerin kayıt ve beyan dışı bırakıldığının saptanmasından dolayı, vergilendirme döneminde yasanın şekle ve usule ilişkin kurallarına da aykırı davranılmış olduğu çıkarımıyla özel usulsüzlük cezası kesilmesine olanak bulunup bulunmadığının, yukarıda belirtilen nedenle ve Vergi Usul Kanununun 3’üncü maddesinin (A) bendindeki düzenleme gereğince özel usulsüzlükler ve cezalarının öngörülmüş amacı ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak belirlenmesi gereklidir.

Yukarıda belirtilen ve yasa yapıcı tarafından fatura ve benzeri belgelerin alınıp verilmemesi suretiyle mükelleflerin belge düzenine aykırı davranışlarının vergi kaybı doğup doğmamasına bakılmaksızın ve vergi kaybı doğmasını önleyici biçimde yaptırıma bağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 353’üncü madde, takvim yılının kapanmasından sonra ve zamanaşımı içinde vergi incelemesiyle belirlenen ve vergi kaybı doğuran olaylardan yola çıkılarak, yılı içinde belge düzenine de aykırı davranıldığı yaklaşımıyla ceza kesilmesini öngören bir düzenleme içermemektedir.

2003 vergilendirme dönemine ilişkin işlemleri incelenen davacı adına hesap döneminin kapanmasından sonra düzenlenen vergi inceleme raporunda, “…” isminin kullanım hakkının devri karşılığında fatura düzenlenmediği sonucuna ulaşılarak özel usulsüzlük cezası kesilmesi maddenin getiriliş amacına uygun düşmediğinden özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına karar veren Vergi Mahkemesi kararı sonucu itibarıyla hukuka uygun görülmüştür.”

Yukarıdaki karar, oy çokluğuyla alınmıştır. Bizim de katıldığımız aynı kararın “Karşı Oy” özeti ise şu şekildedir:

” Buna göre; özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için öncelikle maddede sayılan belgelerin verilmediğinin ve alınmadığının belirlenmesi ve bu belgeleri vermeyen ve almayanların saptandığına ilişkin hukuken geçerli bir tespitin mevcut olması gerekmektedir. Öte yandan, Kanun’un 353 üncü maddesinde sayılan belgelerin verilmediği veya alınmadığı tespitinin olay anında yapılması gerektiği yolunda bir hüküm bulunmamaktadır. Belge düzenlenmesini gerektiren bir işlemde, idari cezalar için de geçerli olan “cezayı gerektiren fiilin tüm unsurları tamam olmadan failin cezalandırılamayacağı” yolundaki genel ceza hukuku ilkesi gereği belgeyi almayan ve vermeyen tarafın tespit edilmesi şartıyla belge alınmadığının veya verilmediğinin tespiti her zaman yapılabilir ve bu tespite dayanarak da zamanaşımı süresi içinde ceza kesilebilir.

Bu durumda, “…” isminin kullanım hakkının devri karşılığında işlem tarihinden itibaren 10 gün içinde fatura düzenlemediği tartışmasız olan davacı adına 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353/1 inci maddesinde yer alan unsurlar gerçekleştiğinden özel usulsüzlük cezası kesilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

Yukarıda ikisini vermiş olduğumuz Danıştay Kararlarında genel olarak hesap döneminin kapanmasından sonra kesilen özel usulsüzlük cezalarının kanunun getiriliş amacına aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiş olsa da, özetini vermiş olduğumuz “Karşı Oy” yazısında belirtildiği üzere VUK’un 353. maddesinde sayılan belgelerin verilmediği veya alınmadığı tespitinin olay anında yapılması gerektiği yolunda bir hüküm bulunmamaktadır. Zamanaşımı dışında, özel usulsüzlük cezasını gerektiren bir fiil nedeniyle ceza kesilmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla, özel usulsüzlük cezasını gerektiren bir fiil nedeniyle, özel usulsüzlük cezalarının, ilgili hesap dönemi içerisinde veya daha sonraki dönemlerde kesilmesinde, zamanaşımı süresi içerisinde olmak kaydıyla, herhangi bir engel bulunmamakta ve konu ile ilgili kanun hükümlerinin lafzı yeterli açıklıkta olup diğer kaynaklara müracaatı gerektirmemektedir.

 

Devamı: Özel Usulsüzlük Cezalarında Özellikli Hususlar (Soru-Cevap) – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Göktaşı Parçası Satışından Vergi Alınabilir mi? https://www.alomaliye.com/2015/11/25/goktasi-parcasi-satisindan-vergi-alinabilir-mi/ Wed, 25 Nov 2015 07:30:20 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=25032

Basında yayımlandığı üzere, Bingöl merkeze bağlı Sarıçiçek köyüne 2 Eylül 2015 gecesi düşen meteorun parçalarının çok değerli olduğunun anlaşılması üzerine, köylüler kadar yurt içi ve yurt dışından da birçok kişi bölgeye akın ederek arazide göktaşı parçaları aramasına çıkmışlar, buldukları göktaşlarını da gram hesabıyla genellikle yurt dışından gelen müşterilerine yüksek bedelle satmışlardır. Daha sonraları ise göktaşı […]

Devamı: Göktaşı Parçası Satışından Vergi Alınabilir mi? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

aramaBasında yayımlandığı üzere, Bingöl merkeze bağlı Sarıçiçek köyüne 2 Eylül 2015 gecesi düşen meteorun parçalarının çok değerli olduğunun anlaşılması üzerine, köylüler kadar yurt içi ve yurt dışından da birçok kişi bölgeye akın ederek arazide göktaşı parçaları aramasına çıkmışlar, buldukları göktaşlarını da gram hesabıyla genellikle yurt dışından gelen müşterilerine yüksek bedelle satmışlardır.

Daha sonraları ise göktaşı gelirlerinin peşine maliye ekiplerinin düştüğü ve Sarıçiçek köyünde yaptıkları incelemede göktaşının vergiye tabi tutulacağını duyurdukları basında yer almış, bunun üzerine köylüler, “Göktaşının doğal bir zenginlik olmadığını, yerin altından çıkarmadıklarını, uzaydan geldiğini, vergiye tabi tutulmaması gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır.

Buldukları göktaşı parçalarını satan kişilerin elde ettikleri gelir üzerinden vergi tartışmalarının başlaması üzerine Maliye Bakanı Şimşek de “Bingöl’lü vatandaşlarımızın, kendi topraklarından topladığı göktaşını satmaları ticari organizasyon olarak değerlendirilmezken, ticari amaçla başka illerden gelerek bu işi yapanlar vergiye tabi olacak” şeklinde açıklamada bulunarak Maliye’nin bu konudaki yaklaşımını ortaya koymuştur.

Yazımızın konusu sadece göktaşlarının satışının vergilemesini değerlendirmek değil, aynı zamanda herhangi bir bedel ödenmeksizin ve satıcısı olmadığından alıma da dayanmayan, örneğin yolda bulunan yüksek miktarda para, altın v.b. değerlerin elden çıkarılmasının vergisel boyutunun ortaya konulmasıdır.

Konu hakkındaki görüşlerimiz ise aşağıdaki gibidir:

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununa göre gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Gelire giren kazanç ve iratlar ise şunlardır:

1- Ticari kazançlar,

2- Zirai kazançlar,

3- Ücretler,

4- Serbest meslek kazançları,

5- Gayrimenkul sermaye iratları,

6- Menkul sermaye iratları,

7- Diğer kazanç ve iratlar.

Bir gerçek kişinin elde etmiş olduğu gelirin vergilendirilebilmesi için gelirin, yukarıda sayılan yedi gelir unsurundan birisine mutlaka dahil olması gerekir. Yedi gelir unsuruna dahil olmayan herhangi bir kazanç veya iradın gelir vergisine tabi tutulması imkansızdır.

Öncelikle, gerçek kişilerce uzaydan düşen göktaşının toplanarak satılması yoluyla elde edilen gelirin, yukarıda sayılan yedi gelir unsurundan herhangi birine dahil olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Diğer gelir unsurlarını bir tarafa bırakırsak, birinci gelir unsuru olan ticari kazançlar ile yedinci gelir unsuru olan diğer kazanç ve iratların böylesi bir geliri içine alıp almadığını tartışabiliriz.

GVK’nın 37.maddesinde belirtildiği üzere, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır. Kanun maddesinde ayrıca ticari kazanç sayılan haller tadadi olarak tek tek sayılmıştır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu`nun 3. maddesinde de “ticari işler” başlığı altında; “Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” hükmü yer almaktadır,

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın “Ticari Kazancın Gerçek Usulde Vergilendirilmesi Rehberi” adıyla yayımlanan çalışmasında bir faaliyetin ticari faaliyet olarak değerlendirilebilmesi için taşıması gereken bazı özellikler şu şekilde sıralanmıştır:

1- Emek-Sermaye Özelliği; yapılan bir faaliyetin ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi için öncelikle söz konusu faaliyetin ifasının sermaye ve emeğe dayanıyor olması gerekmektedir. (her ikisinin de bulunması gerekmektedir)

2Devamlılık Özelliği; yapılan faaliyetin ticari faaliyet olarak kabul edilebilmesi için faaliyetin devamlı olması gerekmektedir. Ayrıca, Maliye Bakanlığı, bir takvim yılı içerisinde birden fazla tekrarlanan veya birden fazla takvim yılında tekrarlanan işlemlerde de devamlılık olduğunu varsaymaktadır.

3Organizasyon Özelliği; gerçek kişiler tarafından yürütülen faaliyetler sonucu elde edilen gelirlerin ticari kazanç olarak değerlendirilmesi için söz konusu gelir getirici faaliyetlerin bir organizasyon dahilinde yapılmış olması gerekmektedir.( İşyeri açma, işçi çalıştırılması, ticaret siciline kaydolunması v.b.)

4-Hacim Özelliği; bir müessesenin, ticari ve sınai bir müessese şekil ve mahiyetinde olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Bunun için de; gelir getirici faaliyetin devamı için işyerinin, deposunun ve hizmet yerinin olması, söz konusu faaliyetin ticaret ünvanı altında yapılması, ticari yardımcılardan yararlanılması, ticari amaçlı haberleşmenin kullanılması, reklam yapılması, tabela asılması gibi ölçütler göz önüne alınır.

5-Gelir ve Kazanç Elde Etme Özelliği; yapılan faaliyetin ticari faaliyet olarak kabul edilebilmesi için organizasyonu kuran kişi veya kişilerin bir gelir ve kazanç elde etme kasıt ve niyetiyle hareket ediyor olması gerekmektedir.

Dünyaya düşerek toplanan göktaşının satılıp gelir elde edilmesi, ticari faaliyetin taşıması gereken yukarıda sayılan özelliklerden hemen hemen hiç birisine girmemektedir. Her şeyden önce, yapılan bu faaliyet, sermaye gerektirmemektedir. Sadece emeğe dayanmaktadır. Devamlılık özelliği de bulunmamaktadır. (Bir defadan fazla yapılıyor olması bir faaliyetin tek başına devamlı olduğunu göstermez) Herhangi bir organizasyon ve ticari veya sınai bir müessese hacmi de söz konusu değildir. Bu faaliyette sadece gelir elde eden kişi açısından gelir ve kazanç elde etme gayesinin bulunduğu söylenebilir ki bu durum da tek başına elde edilen faaliyetin ticari faaliyet olarak kabulü için yeterli bir sebep değildir.

Ticari faaliyet şartlarını sağlamayan bu gelirin “ticari kazanç” olarak vergilendirilmesi imkanı bulunmamaktadır. Ticari faaliyet kapsamına girmeyen bu gelirin yedinci gelir unsuru olan diğer kazanç ve iratlara dahil edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekir.

Diğer kazanç ve iratlar GVK’nın 80.maddesinde düzenlenmiştir. Değer artışı kazançları ve arızi kazançlar olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. GVK’nın mükerrer 80. maddesinde yazılı değer artışı kazançları da konumuz dışındadır. Zira, elde edilen gelir, maddede yazılı değer artışı kazançlarından herhangi birisine girmemektedir.

GVK’nın 82.maddesinde yazılı arızi kazançlar da diğer kazanç ve irat niteliğindedir ve vergiye tabi arızi kazançlar maddede tek tek sayılmıştır. İlgili maddenin 1.fıkrasının 1.bendinde arızi olarak ticari muamelelerin icrasından veya bu nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen kazançların arızi kazanç olduğu hüküm altına alınmıştır.

Arızi ticari muamelenin neyi ifade ettiği, ne Türk Ticaret Kanununda ne de Gelir Vergisi Kanununda belirtilmiş değildir. Genel olarak, tacirler tarafından yapılabilecek nitelikteki muameleler, devamlılık kasıt ve niyeti ile yapıldığında ticari faaliyet, aksi halde arızi ticari muamele olarak kabul edilir. İlgilinin kasıt ve niyetine bağlı subjektif nitelikteki bir ölçünün objektif belirtisi ise, ticari organizasyonun mevcudiyetidir. Ticari muamelenin ticari bir organizasyon içinde yapılması halinde devamlılık kasıt ve niyetinin bulunduğu, dolayısıyla ticari faaliyet olarak kabul göreceği, aksi halde ise, yani ticari bir organizasyon olmaksızın, arızi olarak yapılan ticari muamelelerin GVK’nın 82.maddesinin 1.fıkrasının 1.bendinde tanımlanan; “Arızi olarak ticari muamelelerin icrasından veya bu nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen kazançlar”a kaynak oluşturan bir faaliyet olarak kabul edileceği söylenebilir.

Dünyaya düşen göktaşının satışından elde edilen gelirin, potansiyel olarak içinde ticareti barındıran GVK’da tanımlanan 1.gelir unsuru olan “Ticari Kazançlar” ile 7.gelir unsuru olan “Diğer Kazanç ve İratlar” grubuna dahil GVK’nın 82.maddesinin 1.fıkrasının 1.bendinde tanımlanan “Arızi olarak ticari muamelelerin icrasından veya bu nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen kazançlar” dan birisine dahil olabileceği düşünülebilir. Yukarıda iki gelir unsuru için de gerekli açıklamalar yapılmıştır. Asıl cevaplanması gereken soru ise elde edilen bu gelirin devamlı veya arızi olarak yapılan bir ticareti faaliyete dayanıp dayanmadığıdır.

Ticaretin veya ticari faaliyetin Vergi Kanunları ve Türk Ticaret Kanunu başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarında herhangi bir tanımı bulunmamaktadır. Ancak genel kabul görmüş uygulama ve kıstaslara göre karar verebiliriz. Ticarete kısaca kazanç amacıyla yürütülen alım satım etkinliği denilebilir. Ticaretin varlığı, hem alım hem de satımın olmasını gerektirdiği gibi aynı zamanda hem alım hem satımda alıcı ve satıcının da mevcudiyetini gerektirir. Bedel ödenmeden sahip olunan bir mal veya değer için, sahip olma sürecinin, bir alıma dayanmadığı kuşkusuzdur. Üstelik satıcısı da yoktur. Böylesi bir durumda ise, yani alıma dayanmayan ve satıcı da olmayan bir faaliyetin, ne devamlı ne de arızi olarak yürütülen bir ticari faaliyet olduğu ileri sürülemez.

Sonuç olarak; dünyaya düşen göktaşlarının köylüler tarafından satılması sonucu elde edilen gelir, Gelir Vergisinin konusuna girmemektedir. Elde edilen gelirin yüksek olması sonucu değiştirmemektedir. Zira, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre kanunsuz vergi alınamayacağı ilkesi gereğince kanunlarda bahsi geçmeyen bir konudan vergi istenmesi veya alınması da söz konusu olamaz. Aynı durum, herhangi bir alım işlemine dayanmaksızın ve bedel ödenmeksizin sahip olunan değerlerin satışından elde edilen gelirler için de söz konusudur. Yolda para bulunması veya altın, tarihi eser gibi değerli eşyaların bulunarak yüksek bedelle satılması da aynı kategoride mütalaa edilebilir. Bu durumlarda da Gelir Vergisi Kanunu’nda tanımlanan yedi gelir unsurundan herhangi birisine dahil olabilecek bir gelir bulunmayacağından, vergilenecek bir gelir de söz konusu olmayacaktır.

Ancak; düşen göktaşlarını köylülerden bedel karşılığı satın alarak, yurt içi veya yurt dışı müşterilerine satan kişilerin elde ettikleri gelirin ticari faaliyet kapsamında elde edilen ticari kazanç olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu faaliyeti, yani köylülerden göktaşı satın alıp başkalarına satma işini ticari organizasyonlarına bağlı olarak devamlı yapan kişilerin gelirleri ticari kazanç olarak gerçek usulde gelir vergisine tabi olurken (herhangi bir istisnası bulunmamaktadır.); bir organizasyon olmaksızın sadece bir kez yapanların ise bu faaliyetten elde ettikleri gelirlerin 2015 yılı için geçerli istisna haddi olan 23.000-TL’yi geçmesi halinde GVK’nın “Diğer kazanç ve iratlar” gelir unsuru içerisinde yer alan “Arızi olarak ticari muamelelerin icrasından veya bu nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen kazançlar” olarak Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilmesi ve 2015 yılı için geçerli olan 23.000-TL istisnanın düşülmesinden sonra kalan gelire isabet eden Gelir Vergisinin ödenmesi gerekmektedir. 2015 yılı için toplamda 23.000-TL’nin altında kalan bu tür gelirler için ise, istisna haddi içinde kalacağından beyanname verilmeyecektir

 

Devamı: Göktaşı Parçası Satışından Vergi Alınabilir mi? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Kurumların Nakit Sermaye Artırımlarında Uygulanacak Kazanç İndirimi (11 Soru-Cevap) https://www.alomaliye.com/2015/11/04/kurumlarin-nakit-sermaye-artirimlarinda-uygulanacak-kazanc-indirimi/ Wed, 04 Nov 2015 06:34:39 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=23282

Kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından sırasıyla KVK 10. maddede belirtilen indirimlerin yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Bilindiği üzere, 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10.maddesinde sayılan indirimlerin kurum kazancıyla ilgili olması şartı bulunmamaktadır. Doğrudan, beyanname üzerinden indirim konusu yapılmaktadır. 6637 sayılı Kanunun 8.maddesiyle, 01/07/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere […]

Devamı: Kurumların Nakit Sermaye Artırımlarında Uygulanacak Kazanç İndirimi (11 Soru-Cevap) Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

sermayeKurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından sırasıyla KVK 10. maddede belirtilen indirimlerin yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Bilindiği üzere, 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10.maddesinde sayılan indirimlerin kurum kazancıyla ilgili olması şartı bulunmamaktadır. Doğrudan, beyanname üzerinden indirim konusu yapılmaktadır. 6637 sayılı Kanunun 8.maddesiyle, 01/07/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere KVK 10. maddeye “ı bendi” eklenmiştir. İlgili bent hükmü aşağıdaki gibidir:

“Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’si.

Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere izleyen her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılır. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması hâlinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devreder. Bu bendin uygulanmasında sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya bu Kanunun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları, indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, ortaklarının hukuki niteliği, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre %150’ye kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

Bakanlar Kurulu ise bu yetkisini 26/06/2015 tarih ve 2015/7910 sayılı Karar ile kullanmıştır. İlgili Bakanlar Kurulu Kararında; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre ve diğer şirketler için sektörler itibariyle ve teşvik belgeli yatırım olup olmadığına göre  indirim oranları belirlenmiştir.

Uygulamada karşılaşılabilecek muhtemel sorulara, kanun maddesi ve ilgili Bakanlar kurulu Kararı çerçevesinde vereceğimiz cevaplar aşağıdaki gibidir:

1- Kısaca “Özkaynakla Finansman Teşviki” diyebileceğimiz bu uygulamadan kimler faydalanabilir?

Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki bütün sermaye şirketleri faydalanabilir. (Kanunda belirtilen şartları sağlamak şartıyla)

2- Kurumlar Vergisi matrahından indirim konusu yapılacak tutar nasıl hesaplanacaktır?

İndirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam sayılmak üzere hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Örneğin, 10/08/2015 tarihinde yeni kurulan ve aynı tarihte ticaret sicilinde tescil işlemi gerçekleşen (A) A.Ş.’nin 1.000.000-TL olan sermayesinin tamamının 15/08/2015 tarihinde ortaklar tarafından şirketin banka hesabına yatırıldığını, (A) A.Ş.’nin yararlanabileceği indirim oranının %50 olduğunu ve 2015 yılı sonundaki TCMB tarafından açıklanan ticari krediler faiz oranının % 12 olduğunu varsaydığımızda indirim tutarı şu şekilde hesaplanacaktır:

İndirim Tutarı = Nakit Sermaye Tutarı x TCMB Faiz Oranı x İndirim Oranı x Süre

                        = 1.000.000-TL  x   0.12    x   0.50     x     (5/12)

                        =     25.000-TL

3- İndirim uygulamasına hangi tarihten itibaren başlanılabilecektir?

Uygulamanın yürürlük tarihi 01/07/2015 olduğundan, indirime esas alınacak tutarın hesaplanmasına, 01/07/2015 tarihinden itibaren başlanacaktır.

4- İndirimin hesaplanması için artırılmış sermaye veya yeni kurulacak şirketlerin taahhüt edilen sermayesinin nakit olarak (banka havalesi) ödenmesini beklemek gerekir mi?

5520 Sayılı Kanunun 10.maddesinin (ı) bendinin 1.paragrafında, “ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden” hesaplamanın yapılacağı belirtilmekle, taahhüt edilen sermayenin hesaplamaya esas olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Getirilen bu düzenlemenin amacı, sermaye şirketlerinin sermaye yapılarının güçlendirilmesi olduğundan sermayenin fiilen şirket banka hesabına yatırılması gerekir. İndirim hesaplamasına da ortaklar tarafından nakit olarak şirket banka hesabına yapılan ödemenin içinde bulunduğu ay itibariyle başlanır.

5- Hangi tür sermaye artışları için indirim uygulamasından faydalanılamayacaktır?

Ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakit dışı sermaye artışları ile yeni kurulan sermaye şirketlerindeki ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmın dışındaki sermaye için indirim uygulamasından faydalanılamayacaktır. Aşağıda belirtilen sermaye artışları da indirim tutarının hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır:

a) Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklanan sermaye artışları,

b) Sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışlar,

c) Bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışları,

d) Ortaklarca veya KVK’nın 12.maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

e) Ortaklara borçlar hesabı gibi gerçek nitelikli borç ilişkisine dayanmayan bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları,

f) Şirkete nakdi sermaye dışında hisse senedi, tahvil veya bono gibi kıymetlerin konulması suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları.

6- 2015/7910 sayılı BKK gereğince uygulanacak indirim oranları nelerdir?

Kanunda genel indirim oranı %50 olarak belirlenmiştir. BKK’ya verilen yetki çerçevesinde değişik sektör ve şirketlerin yapısal durumlarına göre belirlenen oranlar ise aşağıdaki gibidir:

– Payları borsada işlem gören halka açık sermaye şirketlerinden, indirimden yararlanılan yılın son günü itibariyle, Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. nezdinde borsada işlem görebilir nitelikte pay olarak izlenen payların nominal tutarının ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermayeye oranı; %50 ve daha az olanlar için %75, %50’nin üzerinde olanlar için %100,

– Nakdi olarak artırılan sermayenin, yatırım teşvik belgeli üretim ve sanayi tesisleri ile bu tesislere ait makine ve teçhizat yatırımlarında ve/veya bu tesislerin inşasına tahsis edilen arsa ve arazi yatırımlarında kullanılması durumunda, yatırım teşvik belgesinde yer alan sabit yatırım tutarı ile sınırlı olmak üzere %75,

– Gelirlerinin %25 veya fazlası şirket faaliyeti ile orantılı sermaye, organizasyon ve personel istihdamı suretiyle yürütülen ticari, zirai veya serbest meslek faaliyeti dışındaki faiz, kar payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşan sermaye şirketleri için % 0,

– Aktif toplamının %50 veya daha fazlası bağlı menkul kıymetler, bağlı ortaklıklar ve iştirak paylarından oluşan sermaye şirketleri için % 0,

– Artırılan nakdi sermayenin başka şirketlere sermaye olarak konulan veya kredi olarak kullandırılan kısmına tekabül eden tutarla sınırlı olmak üzere % 0,

– Arsa ve arazi yatırımı yapan sermaye şirketlerinde arsa ve arazi yatırımına tekabül eden tutarla sınırlı olmak üzere % 0,

– 09/03/2015 tarihinden, 5520 sayılı Kanunun 10.maddesinin 1.fıkrasının (ı) bendinin yürürlüğe girdiği 01/07/2015 tarihine kadar olan dönemde, sermaye azaltımına gidilmiş olması halinde, azaltılan sermaye tutarına tekabül eden tutarla sınırlı olmak üzere % 0

7- Şirketler indirim uygulamasından hangi dönemler için faydalanabilecektir?

Şirketler indirim uygulamasından nakdi sermaye artışının yapıldığı hesap döneminden itibaren başlamak üzere izleyen her bir dönem için ayrı ayrı faydalanabileceklerdir.

8- Şirketlerin nakdi sermaye artışının yapıldığı ve indirim uygulamasından faydalanıldığı hesap döneminde veya sonraki dönemlerde sermaye azaltımına gitmesi halinde indirim hesabında değişiklik olacak mıdır?

Nakdi sermaye artışının yapıldığı ve indirim uygulamasından faydalanıldığı dönemde veya sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması halinde nakdi sermaye artışının azaltılan sermaye tutarı kadarlık kısmı indirim hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.

Örnek: (A) A.Ş. 25/07/2015 tarihinde 800.000-TL nakit sermayeli olarak kurulmuştur. 29/07/2015 tarihinde ticaret siciline tescil ettirilerek sermaye taahhüdünün tamamı ortaklarca nakit olarak 05/08/2015 tarihinde şirketin banka hesabına yatırılmıştır. 2015 yılı sonunda TCMB ticari krediler faiz oranının %12, yararlanılacak indirim oranının %50 olduğunu varsaydığımızda 2015 dönemi indirim tutarı şu şekilde hesaplanacaktır:

İndirim Tutarı = Nakdi Sermaye  x  Ticari Krediler Faiz Oranı  x  İndirim Oranı  x  Süre

                            =  800.000-TL  x  0.12  x  0.50  x  (5/12)

                            =    48.000-TL  x  (5/12)

                           =    20.000-TL

(A) A.Ş. 2015 hesap dönemi için hesaplanan 20.000-TL’lik tutarı, 2016 yılında 2015 hesap dönemi için vereceği kurumlar vergisi beyannamesinde kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapabilecektir. (A) A.Ş. ‘nin 2016 yılında (veya daha sonraki yıllarda) sermaye azaltımına gitmesi halinde 2015 hesap dönemi ile ilgili yapacağı herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Ancak, 2016 hesap döneminde hangi ayda sermaye azaltımına gidilmişse o ayı takip eden aydan başlamak üzere sermaye azaltım tutarı dikkate alınarak yeni sermaye miktarı üzerinden indirim tutarına ulaşılacaktır. 14/04/2016 tarihinde 300.000-TL sermaye azaltımına gidildiğini varsaydığımızda 2016 yılının Ocak-Nisan dönemi için 800.000-TL üzerinden, Mayıs-Aralık dönemi için ise sermaye azaltımı dikkate alınmak suretiyle (800.000-TL – 300.000-TL) 500.000-TL üzerinden indirim tutarı hesaplanacaktır.

9- Geçici vergilendirme dönemleri itibariyle indirim uygulamasından faydalanılabilecek midir?

İndirim tutarının hesaplanmasında TCMB tarafından yararlanılan yıl için en son açıklanan ticari krediler faiz oranı dikkate alınacağından ancak son dönem geçici vergilendirme dönemi itibariyle bu indirimlerden yararlanılabilir. Diğer geçici vergilendirme dönemleri için ilgili faiz oranı bilinemeyeceğinden indirim tutarının tespiti de fiilen mümkün olamayacaktır.

10- Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap döneminde indirim konusu yapılabilir mi?

Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutarlar,  izleyen hesap dönemine ait ilk geçici vergi döneminden başlamak üzere indirim konusu yapılabilecektir. Bunun yanında, önceki dönemden devreden indirim hakkının kullanılması cari dönemdeki indirimin hakkının ayrıca kullanılmasına engel teşkil etmemektedir.

11- Uygulamanın yürürlük tarihi olan 01/07/2015 tarihinden önce ticaret siciline tescil edilmiş olan nakdi sermaye artışlarının veya 01/07/2015 tarihinden önce kurulup ticaret sicilinde tescil edilen nakdi sermayenin 01/07/2015 tarihinden sonra ödenmesi halinde indirim uygulamasından faydalanılabilir mi?

Her ne kadar ödeme 01/07/2015 tarihinden sonra gerçekleşmiş olsa da, nakdi sermaye artış taahhüdü veya yeni şirketler için nakdi sermaye taahhüdü ve tescil işlemi, uygulamanın yürürlük tarihinden önce gerçekleşmiş olacağından, kanun hükmüne göre bu durumlarda indirim uygulamasından faydalanılamayacaktır.

Devamı: Kurumların Nakit Sermaye Artırımlarında Uygulanacak Kazanç İndirimi (11 Soru-Cevap) Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
KDV İstisnalarında Düzeltme Gerektiren Haller (Karşılaştırmalı Tablo Halinde) https://www.alomaliye.com/2015/09/30/kdv-istisnalarinda-duzeltme-gerektiren-haller-karsilastirmali-tablo-halinde/ Wed, 30 Sep 2015 02:15:53 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=21047

Katma Değer Vergisi, Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan, kanunda sayılan teslim ve hizmet bedelleri üzerinden hesaplanan bir işlem vergisidir. Bilindiği üzere, KDV’nin en önemli müessesesi vergi indirim mekanizmasıdır. İndirimin mahiyeti, en yaygın uygulamasıyla, satışlar üzerinden hesaplanan KDV’den, bu satışların girdilerine ilişkin yüklenilen KDV’nin indirilmesidir. KDV sisteminde verginin konusuna […]

Devamı: KDV İstisnalarında Düzeltme Gerektiren Haller (Karşılaştırmalı Tablo Halinde) Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com


vergi-hesmakKatma Değer Vergisi
, Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan, kanunda sayılan teslim ve hizmet bedelleri üzerinden hesaplanan bir işlem vergisidir.

Bilindiği üzere, KDV’nin en önemli müessesesi vergi indirim mekanizmasıdır. İndirimin mahiyeti, en yaygın uygulamasıyla, satışlar üzerinden hesaplanan KDV’den, bu satışların girdilerine ilişkin yüklenilen KDV’nin indirilmesidir.

KDV sisteminde verginin konusuna giren işlemlerin bir kısmı ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle istisna tanınmak suretiyle vergi dışı bırakılmıştır. KDV mevzuatında, bazıları tam bazıları da kısmi olmak üzere iki çeşit istisna türü bulunmaktadır. KDV istisnalarında geçerli genel kural, KDVK 30/1-a’da belirtildiği üzere, vergiden istisna edilmiş bulunan malların teslimi ve hizmet ifası ile ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan KDV indirim konusu yapılamaz. Ancak, aşağıda belirteceğimiz tam istisna ve bazı kısmi istisna halleri için bu kural geçerli değildir. Bu tür istisnalarla ilgili indirilemeyen KDV ise Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak dikkate alınacaktır. Zira, KDVK 58.maddede mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV ile mükellefçe indirilebilecek KDV’nin, Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilmeyeceği belirtilerek, indirimi kabul edilmeyen KDV’nin gider olarak dikkate alınacağı hükmün mefhumu muhalifinden anlaşılmaktadır.

Tam istisnalarda, yüklenilen vergiler genel esaslara göre teslim ve hizmet bedelleri üzerinden hesaplanan KDV’den indirilmekte, indirim yoluyla giderilemeyen vergiler ise Maliye Bakanlığınca belirlenen esaslar çerçevesinde mükelleflerin talebi doğrultusunda iade edilebilmektedir. Yani yüklenilen vergiler hem indirim konusu yapılabilmekte hem de indirim yoluyla giderilemediği durumlarda mükellefe iade edilebilmektedir. Kısmi istisnalarda ise, durum biraz farklıdır. Öncelikle, kısmi istisnalarda yüklenilen KDV’nin mükellefe iadesi hiç bir şekilde mümkün değildir. İndirim hakkı ise KDV Kanununun bazı geçici maddelerinde belirtilen düzenlemeler hariç yine bulunmamaktadır. KDV Kanununun bahsi geçen geçici maddelerinde düzenlenen kısmi istisnaya konu işlemlerde ise mükellefe istisna konusu işlemle ilgili yüklendiği KDV’yi  indirim hakkı verilmiş ancak nakden veya mahsuben iadeye imkan tanınmamıştır.

KDVK 32. maddede belirtilen istisnalar tam istisna mahiyetinde olup istisna dolayısıyla yüklenilen KDV’nin indirim ve iadesi mümkün bulunmaktadır. İlgili kanun maddesi şu şekildedir: “Bu Kanunun 11, 13, 14, 15. maddeleri ile 17.maddesinin (4) numaralı fıkrasının (s) bendi uyarınca vergiden istisna edilmiş bulunan işlemlerle ilgili fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanacak KDV’den indirilir. Vergiye tabi işlemlerin mevcut olmaması veya hesaplanan verginin indirilecek vergiden az olması hallerinde indirilemeyen KDV, Maliye Bakanlığınca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade olunur.” KDVK 32.maddede sayılmamakla birlikte aynı kanunun geçici maddelerinde de tam istisna kapsamına giren işlemler belirtilmiştir. KDVK 32.madde ve KDVK’nın ilgili geçici maddelerinde sayılan tam istisnaya konu işlemlerle ilgili olarak KDV’nin düzeltilmesini gerektiren herhangi bir işlem bulunmamaktadır.

Kısmi istisnalar ise bazı durumlarda düzeltmeyi gerektirmektedir. İndirim hakkı verilmeyen kısmi istisnaların düzeltilmesi gerekir. İndirim hakkının bulunduğu kısmi istisnalar için ise düzeltmeye gerek bulunmamaktadır. Düzeltme işleminden kasıt ise, yüklenilen KDV’nin bir taraftan İndirilecek KDV hesaplarından çıkarılıp KDV beyannamesinin “İlave Edilecek KDV” satırına dahil edilmesi diğer taraftan da aynı tutarın Gelir veya Kurumlar vergisi matrahının tespitinde işin mahiyetine göre gider veya maliyet hesaplarına intikal ettirilmesidir.

Bazı durumlarda indirim hakkı tanınan işlemlerle, indirim hakkı tanınmayan işlemler bir arada yapılabilmektedir. Böyle bir durumda, yani İndirim hakkı tanınan işlemlerle, indirim hakkı tanınmayan işlemlerin bir arada yapılması halinde, KDV Kanunu’nun “Kısmi vergi indirimi” başlıklı 33.maddesinde belirtildiği üzere; fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’nin ancak indirim hakkı tanınan işlemlere isabet eden kısmı indirim konusu yapılır. Bu konuyla ilgili “KDV Genel Uygulama Tebliği”nin ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:

“İndirim hakkı tanınan ve tanınmayan işlemleri birlikte yapan mükellefler, alışlarında yüklendikleri vergileri, herhangi bir ayırım yapmaksızın tamamen o dönemde indirilebilir KDV hesabına intikal ettirirler. Daha sonra aynı dönemde, toplam satışlar içinde indirim hakkı tanınmayan işlemlerin oranı bulunur, bu oran, o dönemdeki toplam satışlar nedeniyle yüklenilen vergilere uygulanarak, istisna kapsamına giren işlemler dolayısıyla yüklenilen vergi miktarı hesaplanır. Bu şekilde bulunan vergisiz satışlara (kısmi istisna kapsamına giren işlemlere) ait yüklenilen vergiler, KDV beyannamesinin “İlave Edilecek KDV” satırına yazılır.”

KDVK 17-4/r bendinde hüküm altına alınan kısmi istisna düzenlemesinde ise farklı bir durum söz konusudur. İlgili düzenlemede; kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin bankalara devir ve teslimleri KDV’den istisna edilmiştir. Bu düzenleme mükellefe iade hakkı tanımadığından dolayı kısmi istisna niteliğindedir.  Diğer kısmi istisna düzenlemelerinden farkı ise, anılan bentte geçen; “İstisna kapsamında teslim edilen kıymetlerin iktisabında yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen KDV, teslimin yapıldığı hesap dönemine ilişkin gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınır” hükmü gereğince kısmen KDV indirimine izin verilmesidir. Eğer mükellef teslim ettiği kıymetin iktisabında yüklendiği vergiyi teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla telafi etmiş ise yapacağı herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Kısmen telafi etmiş ise telafi edemediği kısım için düzeltme yapması gerekecektir. Teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla kullanamadığı kısmı, bir taraftan indirim hesaplarından çıkarıp KDV beyannamesinin ilave edilecek KDV satırına dahil ederken diğer taraftan aynı tutarı Gelir veya Kurumlar vergisinin tespitinde gider olarak dikkate almak üzere gider hesaplarına intikal ettirecektir.

Son zamanlarda sıkça bahsedilen düzenlemelerden birisi de KDVK 17/4-y’de hüküm altına alınan “Sat, kirala, geri al” olarak tanımlanan düzenlemedir. Kanun maddesinin ilgili bendinde, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında; finansal kiralama şirketlerince bizzat kiracıdan satın alınıp geriye kiralanan taşınmazlara uygulanmak üzere ve kiralamaya konu taşınmazın mülkiyetinin sözleşme süresi sonunda kiracıya devredilecek olması koşulu ile kiralanmaya konu taşınmazların kiralayana satılması, satan kişilere kiralanması ve devrinin KDV’den istisna olduğu hüküm altına alınmıştır. İlgili düzenleme “Kısmi İstisna” niteliğinde olduğundan finansal kiralama şirketine KDV’siz satış yapılan taşınmazlarla ilgili yüklenilen KDV’nin indirim hesaplarından çıkarılarak ilave edilecek KDV hesabına alınması ve KDV Beyannamesinde bu şekilde düzeltme yapılması gerekmektedir. “Sat kirala, geri al” düzenlemesinde dikkat edilmesi gereken husus, KDVK 17/4-r’den farklı olarak yüklenilen KDV’nin indirim yoluyla telafi edilmesi halinde dahi yüklenilen KDV’nin tamamının indirim hesaplarından çıkarılıp, “İlave Edilecek KDV” hesaplarına alınarak, KDV Beyannamesinde de gerekli düzeltmelerin yapılması gerektiğidir.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nda geçen tam ve kısmi istisnaların maddeler halinde sunulduğu, indirim/iade hakkının bulunup bulunmadığı ve düzeltme gerekip gerekmediği ile ilgili karşılaştırmalı tablo aşağıdaki gibidir:

Kanun Maddesi

İstisna Adı

İstisna Türü

İndirim/İade

Düzeltme

KDV 11-1/a

İhracat İstisnası

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV 11-1/b

Türkiye’de ikamet etmeyen yolcuların satın alarak Türkiye dışına götürdükleri malların teslimi ile ilgili ist.

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV 11-1/c

İhraç Kayıtlı Teslim

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV 13 (tamamı)

Araçlar, Petrol Aramaları ve Teşvik Belgeli Yatırımlarla İlgili İst.

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV 14

Transit ve Türkiye ile Yabancı Ülkeler Arasındaki Taş.İst.

Tam İstisna

İndirim Var
İade Var

Gerekmez

KDV 15

Diplomatik İstisna

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV 16

İthalat İstisnası

Kısmi İstisna

İndirim yok
İade yok

Gerekir

KDV 17 (4.fıkranın (c), (r), (s) ve (t) bentleri hariç)

Sosyal ve askeri amaçlı İstisnalarla diğer istisnalar

Kısmi İstisna

İndirim yok
İade yok

Gerekir

KDV 17-4/c

GVK’nın 81.md. belirtilen işlemler ile Kurumlar Vergisi Kanununa göre yapılan devir ve bölünme işlemleri ile ilgili ist.

Kısmi İstisna

İndirim var
İade yok

Gerekmez

KDV 17-4/r

Kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile ilgili istisna

Kısmi İstisna

İndirim var
İade yok

Gerekebilir
(Yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen KDV indirim hesaplarından çıkarılır.)

KDV 17-4/s

Özürlülerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş araç gereç ve özel bilg.prog. ile ilgili ist.

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV 17-4/t

5300 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin teslimleri ile ilgili ist.

Kısmi İstisna

İndirim var
İade yok

Gerekmez

KDV 17-4/z

KVK’nın 5/B maddesinde belirtilen patentli veya faydalı buluşa ilişkin g.maddi hakların kiralanması, devri veya satışı ile ilgili istisna

Kısmi İstisna

İndirim var
İade yok

Gerekmez

KDV Geç.md.20

4691 Sayılı  Tek.Gel. Böl.Kanununa Göre Kazançları Gelir ve Kurumlar Ver.İst…

Kısmi İstisna

İndirim yok
İade yok

Gerekir

KDV Geç.md.23

Milli Eğ.Bak. Bilg.ve Don.Bedelsiz Teslimi ile ilgili istisna

Kısmi İstisna

İndirim var
İade yok

Gerekmez

KDV Geç.md.26

Türkiye’de Faal. Göst. Ul.Arası Kuruluşlara resmî kullanımları için yapılacak mal teslimi ve hizmet ifaları ile ilgili istisna

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV Geç.md.29

3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hiz. Yap-İşlet-Devret Modeli Çer.Yaptırılması Hk. Kanunla İlgili İst.

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV Geç.md.32

Şehir içi raylı ulaşım sistemleri ile eklenti ve parçalarının maddede sayılan Kurumlara teslimi ile ilgili istisna

Kısmi İstisna

İndirim var
İade yok

Gerekmez

KDV Geç.md.33

5510 sayılı Kanunun Geç.41.md.kapsamında taşınmazların SGK’ya devir ve teslimi ile bu taşınmazların SGK’ca devir ve teslimi ile ilgili istisna

Kısmi İstisna

İndirim var
İade yok

Gerekmez

KDV Geç.md.34

4586 sayılı Kanun kapsamında KDV’den istisna edilmiş olan transit petrol boru hattı projelerinin inşa ve mod. gerç.yapılan teslim ve hiz.ilgili ist.

Tam İstisna

İndirim var
İade var

Gerekmez

KDV Geç.md.35

2011/2266 sayılı BKK ile iyileştirme, yenileme ve dönüşüm projeleri kapsamında, trampa yolu ile kamulaştırılan taşınmazların Hazineye devir ve tes. ile ilgili ist.

Kısmi İstisna

İndirim yok
İade yok

Gerekir

Devamı: KDV İstisnalarında Düzeltme Gerektiren Haller (Karşılaştırmalı Tablo Halinde) Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Kısmi Uzlaşma Niçin Yapılamıyor? Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2015/08/05/kismi-uzlasma-nicin-yapilamiyor-2/ Wed, 05 Aug 2015 14:05:11 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=18847

Vergi idaresi ile mükellefler arasında meydana gelen ihtilafların giderilmesinde genel yöntem ilgili yargı organının sorunu çözmesidir. Ancak, yargı yolunu tercih etmeden önce, vergi mevzuatında mükellefle vergi idaresi arasındaki uyuşmazlıkların uzlaşma yoluyla giderilmesi amacına dönük olarak uzlaşma müessesesi bulunmaktadır. Kısmi uzlaşma konusuna geçmeden önce uzlaşma müessesesinden genel hatlarıyla bahsedilecektir. Uzlaşma, mükelleflerin ikmalen, re’sen veya idarece salınan […]

Devamı: Kısmi Uzlaşma Niçin Yapılamıyor? Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Cihangir ÖZKÖK
YMM
cihangirozkok@hotmail.com

Vergi idaresi ile mükellefler arasında meydana gelen ihtilafların giderilmesinde genel yöntem ilgili yargı organının sorunu çözmesidir. Ancak, yargı yolunu tercih etmeden önce, vergi mevzuatında mükellefle vergi idaresi arasındaki uyuşmazlıkların uzlaşma yoluyla giderilmesi amacına dönük olarak uzlaşma müessesesi bulunmaktadır. Kısmi uzlaşma konusuna geçmeden önce uzlaşma müessesesinden genel hatlarıyla bahsedilecektir.

Uzlaşma, mükelleflerin ikmalen, re’sen veya idarece salınan vergiler ve bunlara ilişkin cezalar konusunda yargı yoluna başvurmadan, vergi idaresi ile anlaşmak suretiyle başvurabilecekleri idari bir çözüm yoludur. Uzlaşma aynı zamanda kamu alacağının kısa sürede tahsiline imkan sağlarken mükelleflerin de yargı sürecinde katlanacağı maliyetleri ve bürokratik işlemleri ortadan kaldırmaktadır.

Vergi hukukumuzda, iki farklı uzlaşma türü düzenlenmiştir. Bunlar; 213 Sayılı VUK‘un Ek Madde 1’inde öteden beri var olan tarhiyat sonrası uzlaşma ile, 3239 Sayılı Kanunun 33.maddesi ile 04/12/1985 tarihinden itibaren yürürlükte bulunan VUK’un Ek Madde 11’inde hüküm altına alınan tarhiyat öncesi uzlaşma müesseseleridir. Bahsi geçen kanun maddelerinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

VUK Ek Madde 1: “Mükellef tarafından, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezalarının tahakkuk edecek miktarları konusunda vergi ziyaına sebebiyet verilmesinin kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten ya da 369 uncu maddede yazılı yanılmadan kaynaklandığının veya bu Kanunun 116, 117 ve 118 inci maddelerinde yazılı vergi hataları ile bunun dışında her türlü maddi hata bulunduğunun veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu bölümde yer alan hükümler çerçevesinde mükellefler ile uzlaşabilir. Uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşma sadece toplam matrah farkının bu bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabilir. Uzlaşma talebi vergi ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılır. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz. Uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağa idarenin nihai teklifi yazılır. Mükellef dava açma süresinin sonuna kadar teklif edilen vergi ve cezayı kabul ettiğini yazılı olarak bildirirse bu takdirde uzlaşma sağlanmış sayılır. Mükellef, uzlaşma görüşmelerinde, bağlı olduğu meslek odasından bir temsilci ve 3568 sayılı Kanuna göre kurulan meslek odasından bir meslek mensubu bulundurabilir.”

VUK Ek Madde 11: “Maliye Bakanlığı, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergilerle kesilecek cezalarda tarhiyat öncesi uzlaşma yapılmasına izin verebilir.

Tarhiyattan önce uzlaşmaya varılması halinde tutanakla tespit edilen bu husus hakkında dava açılamaz ve hiçbir mercie şikayette bulunulamaz. Uzlaşılan vergi miktarı üzerinden, bu Kanunun 112’nci maddesine göre gecikme faizi hesaplanır.

Tarhiyat öncesi uzlaşmanın temin edilememiş veya uzlaşma müzakeresinde uzlaşmaya varılamamış olması halinde mükellefler veya ceza muhatabı olanlar verginin tarhından ve cezanın kesilmesinden sonra uzlaşma talep edemezler.”

Her iki düzenleme birbirine paralel hükümler içermekte olup, bazı temel farklılıklar da bulunmaktadır.  Bunlardan birincisi, tarhiyat öncesi uzlaşmada mükellef adına henüz vergi salınmadan ve ceza kesilmeden önce uzlaşma yoluna başvurulabilir iken tarhiyat sonrası uzlaşma ise, vergi tarh edilip ceza kesildikten sonra mükelleflerin başvurabilecekleri bir yoldur. Diğer fark ise genel ve özel usulsüzlük cezaları dahil bütün vergi cezaları tarhiyat öncesi uzlaşmaya konu edilebilir iken tarhiyat sonrası uzlaşmada ise ceza mahiyetinde olan sadece vergi ziyaı cezası uzlaşmaya konu edilebilmektedir.

Uzlaşma müessesesine bu şekilde değindikten sonra kısmi uzlaşma konusuna geçebiliriz. Kısmi uzlaşma, ilk defa 22/07/1998 tarihinde 4369 Sayılı Kanun’un 18.maddesi ile VUK’un Ek Madde 1’inde yapılan değişiklikle uygulamaya girmiştir. VUK Ek Madde 1’de “Uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşma sadece toplam matrah farkının bu bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabilir” hükmü yer almaktadır.

Aynı maddenin kısmi uzlaşma ile ilgili 4369 sayılı Kanun gerekçesinde de birden fazla nedenle vergi ve cezaya muhatap kalan  mükellefin, nedenlerden birisine karşı çıkması diğerlerini kabul etmesi durumuna çözüm getirilerek, uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşmanın sadece toplam matrah farkının bir bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabileceği düzenlemesinin getirildiği belirtilmiştir. Yine aynı gerekçede şu ifadeler yer almaktadır: “Buna göre örneğin, bir vergi inceleme raporunda, hem ikmalen hem de re’sen takdiri gerektiren tarhiyatların olması durumunda mükellef, matrah ya da matrah farkının sadece ikmalen tarhiyat konusu bölümü için uzlaşma talep edebilecek ya da her iki bölüm için uzlaşma talebinde bulunup sadece ikmalen tarhiyat bölümü için uzlaşılabilecektir. Bir başka ifadeyle kısmi uzlaşma imkanı getirilmektedir.”

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2011 yılında hazırladığı “Vergi Dairesince Yapılan Tarhiyatlarda Mükellefin İdari Başvuru Yolları” başlıklı rehberde de bu konuya değinilmiştir. İlgili rehberde mükelleflerin, verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşma görüşmesi sırasında matrahın bir kısmı için de uzlaşma talebinde bulunabilecekleri, bu durumda tutanağın “açıklama” bölümünde, inceleme raporunda tespit edilen matrah farklarından hangilerinde uzlaşma talep edildiği ve bunlara ilişkin olarak uzlaşmaya varılan vergi ve ceza miktarlarının belirtileceği, tarhiyat öncesi uzlaşma görüşmesinin kısmi uzlaşma ile sonuçlanmış olması halinde uzlaşılamayan kısım için tarhiyat sonrası uzlaşma talep edilemeyeceği belirtildikten sonra konuyla ilgili aşağıdaki örnek verilmiştir:

“Örnek: Mükellef (A)’nın 2009 yılı hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen tarhiyat öncesi uzlaşma talepli raporda 100.000 TL kurumlar vergisi matrah farkı tespit edilmiş ve buna isabet eden 20.000-TL vergi tarh edilmesi ve 20.000-TL ceza kesilmesi istenilmiştir. Raporda, matrah farkının 70.000-TL tutarındaki kısmının mükerrer amortisman gideri hesaplanmasından, 30.000-TL tutarındaki kısmının ise örtülü kazanç dağıtımında bulunulmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mükellef uzlaşma görüşmesi sırasında dilerse sadece mükerrer amortisman gideri hesaplanmasından kaynaklanan 70.000 TL tutarındaki matrah farkına isabet eden 14.000 TL (70.000 x %20) tutarındaki vergi ve 14.000 TL tutarındaki ceza için kısmi uzlaşma talep edip diğer kısım (6.000 TL vergi ve 6.000 TL ceza) için ise dava açma veya ceza indirimi haklarından birisini kullanabilecektir.”

Kısmi uzlaşma ile ilgili gerek kanun gerekçesinde, gerekse GİB tarafından hazırlanan rehberde yapılan açıklamalar ve verilen örnekler, mükelleflerin ve idarenin bu konuda uygulamada yaşanabilecek muhtemel sorunlarını ve tereddütlerini ortadan kaldırma amacına dönüktür. Kanun gerekçesinde, bir vergi inceleme raporunda, hem ikmalen hem de re’sen takdiri gerektiren tarhiyatların olması durumunda mükellefin, matrah ya da matrah farkının sadece ikmalen veya re’sen tarhiyat konusu bölümü için uzlaşma talep edebileceği veya uzlaşabileceği diğer tarhiyat türü için ise uzlaşmayabileceği belirtilmiştir. GİB tarafından düzenlenen rehberde verilen örnekte ise matrah farkının farklı konulardan kaynaklanması halinde aynı vergi türünün(örnekte Kurumlar Vergisi) bir kısmı için de uzlaşılabileceği belirtilmiştir.

Örneklerde de görüldüğü üzere verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda kısmi uzlaşma yapılabilmektedir. Matrah farkları itibariyle bölünebilme ölçüsünün konulması, tamamen idarenin ve mükellefin haklarının korunması ve herhangi bir karışıklığa meydan verilmemesi amaçlarına dönük olup, verilen örnekler de mükellefe kısmi uzlaşmada sınırlama getirmek, örnekte olmayan konular için kısmi uzlaşma talebini reddetmek için verilmemiştir.

Son zamanlarda kısmi uzlaşma müessesesi hemen hemen hiç uygulanamamaktadır. Sebebi ise uzlaşma komisyonlarının bu konudaki uzlaşmaz tutumlarıdır. Uzlaşma komisyonları, VUK’un Ek Madde 1’deki, uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşmanın sadece toplam matrah farkının bu bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabileceği hükmünü genel olarak yanlış yorumlamaktadırlar.

Şöyle ki; aynı konuyla ilgili olarak düzenlenen vergi inceleme raporunda farklı vergi türleri için vergi ve ceza önerilebilir. Örneğin bir vergi incelemesi sürecinde hasılat farkı tespiti yapılmışsa bunun sonucu olarak vergi inceleme raporunda hem Kurumlar Vergisi, hem KDV, hem de kar dağıtımına bağlı Gelir Stopaj vergi türleri için ayrı ayrı olmak üzere tarhiyat önerisi yapılacaktır. Yine vergiler için Vergi Ziyaı Cezası ve eksik belge düzenlemeden kaynaklı Özel Usulsüzlük Cezası önerileri de raporda yer alacaktır. Mükellef ise yukarıdaki örnekte hasılat farkına itiraz etmemekle birlikte, inceleme sürecinde sonradan ortaya çıkan maliyetlerinden bir kısmının veya tamamının inceleme elemanınca dikkate alınmadığı iddiasında bulunabilir. Mükellefin iddia ettiği gibi inceleme elemanınca maliyetlerin dikkate alınmaması söz konusu ise haliyle tarhı önerilen Kurumlar Vergisi matrah farkı doğru tutarı vermeyeceğinden mükellefin itirazına konu olacaktır. Yine aynı şekilde kar dağıtımına bağlı Gelir Stopaj Vergisi de itiraza konu olacaktır. Ancak, belirtilen durumun hasılat farkından kaynaklı KDV’ye ve Özel Usulsüzlük cezalarına herhangi bir etkisi olmadığından mükellef bu vergi türleri için uzlaşmak isteyebilir.

Bu durumda, mükellef, hasılat farkından doğan matrah farkından indirim konusu yapılmadığından bahisle Kurumlar Vergisi ve Gelir Stopaj Vergisi ile bunlara ilişkin Vergi Ziyaı Cezalarına itiraz edip, KDV, KDV’ye bağlı Vergi Ziyaı Cezası ile Özel Usulsüzlük Cezasını kabul edebilir. Bunun sonucu olarak da KDV ve KDV’ye bağlı Vergi Ziyaı Cezası ile Özel Usulsüzlük vergi türleri için uzlaşma talebinde bulunup, haklı olarak yanlış hesaplandığını düşündüğü diğer vergi türleri için uzlaşmak istemeyebilir.

Mükellefin bu şekildeki, yani bazı veri türleri için uzlaşma isteyip diğer vergi türleri için ise uzlaşma istememe talepleri uzlaşma komisyonlarınca kabul edilmemektedir. Uzlaşma komisyonları,  mevzuatta vergi türleri itibariye kısmi uzlaşma yapılabileceğine dair herhangi bir düzenleme bulunmadığı ve idarenin uygulamasının bu şekilde olduğu, uzlaşma kapsamındaki vergi ve cezanın ya tamamından uzlaşma talep edilebileceği ya da uzlaşmanın yapılamayacağını belirterek mükelleflerin bu haklı taleplerini reddetmektedirler.

Esasında uzlaşma komisyonlarınca bu şekilde kısmi uzlaşma taleplerinin reddedilmesi kanunun konuluş amacına ters düşmektedir. İlgili Kanunun gerekçesinde de belirtildiği üzere, vergi ve cezaya muhatap olan mükellefin nedenlerden birisine karşı çıkıp diğerlerini kabul etmesi durumuna çözüm getirilerek, uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşmanın sadece toplam matrah farkının bir bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabilmesi amaçlanmıştır. Buradan hareketle, örneğin hasılat farkı için hesaplanan Kurumlar Vergisi ve KDV vergi türlerinin aynı matrahtan yani hasılat farkından geldiğini dolayısıyla matrah farklarının bölünemediğini iddia etmek büyük bir yanılgıdır. Zira örneğimizde matrah farkları bölünebilmektedir. Hatta vergi türleri farklı olduğundan aynı vergi türündeki matrahın bölünmesinden daha kolay bölünebilmektedir. Kısmi uzlaşma müessesesi var olan bir ihtiyaçtan doğmuştur. Kısmi uzlaşmanın getirilmesindeki amaç da zaten matrah farkının hangi konudan kaynaklandığının araştırılması değil, ortaya çıkan ihtilafların bir bölümünün bu şekilde çözümüne imkan sağlamaktır.

Yukarıdaki örnekte, mükellefin hasılat farkına itiraz etmeyip, sonradan ortaya çıkan bir kısım maliyetlerinin inceleme elemanınca inceleme esnasında dikkate alınmamasına doğal olarak itiraz edebileceğini, bunun sonucunda da bu durumun tarhı istenecek Kurumlar ve Gelir Stopaj Vergisini etkilemesinden dolayı bu vergiler için uzlaşmayıp diğer vergi türleri için uzlaşmak isteyebileceğini belirtmiştik. İncelemeler neticesinde şöyle bir durum da ortaya çıkabilir. Yine, hasılat farkı tespit edildiğini ve bunun dışında herhangi bir matrah farkı bulunmadığını varsaydığımızda, mükellef burada da Kurumlar Vergisi, KDV ve diğer vergi cezaları için uzlaşma isteyebilir. Ancak, ortaklara herhangi bir kar dağıtımı yapılmadığından dolayı Gelir Stopajın şartlarının oluşmadığını belirtip bu vergi türü için uzlaşmak istemeyebilir. Burada da aynı şekilde kısmi uzlaşma istenen vergi türleri farklı olduğundan mükelleflerin bu haklı talepleri uzlaşma komisyonlarınca kabul görmemektedir.

Uzlaşma konusunda yukarıda verilen örneklerde de görüldüğü üzere, incelemenin konusuna ve türüne bağlı olarak farklı durumlar ortaya çıkabilmektedir. Kısmi uzlaşma, vergi idaresi ile mükellefler arasındaki ihtilafların giderilmesinde bir ihtiyaçtan dolayı ortaya  çıktığına göre, bu müessesenin konuluş amacından saptırılmaması önem arz etmektedir. Kanun metninde kısmi uzlaşmanın farklı vergi türleri için de uygulanmasını engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığı açıktır. Maliye Bakanlığı’nın kısmi uzlaşma konusunda ikincil mevzuatta yapacağı bir düzenleme ile uzlaşma komisyonları ile mükellefler arasında ortaya çıkan bu ihtilafı gidermesinde hak kayıplarının önlenmesi açısından fayda bulunmaktadır.

 

Devamı: Kısmi Uzlaşma Niçin Yapılamıyor? Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Gelir Vergisi Beyannamesinde Gelirin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar https://www.alomaliye.com/2015/03/17/gelir-vergisi-beyannamesinde-gelirin-toplanmasinda-dikkat-edilecek-hususlar/ Tue, 17 Mar 2015 14:30:00 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=12182

Gelirin Toplanması Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini  konu edinen Gelir Vergisi Kanunu‘na göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2.maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer […]

Devamı: Gelir Vergisi Beyannamesinde Gelirin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Gelirin Toplanması

Cihangir ÖZKÖK
YMM
cihangirozkok@hotmail.com

Gerçek kişilerin gelirlerinin vergilendirilmesini  konu edinen Gelir Vergisi Kanunu‘na göre; gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. GVK’nın 2.maddesinde gelire giren kazanç ve iratlar tek tek sayılmıştır. Maddede sayılan ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlar olmak üzere yedi gelir unsuru dışındaki hiçbir kazanç veya irat gelir vergisinin konusuna girmez.

Gelir vergisi mükellefleri, yukarıda sayılan kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar için kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının başından yirmibeşinci günü sonuna kadar, bağlı bulunulan vergi dairesine verilir. GVK’ya göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur. Ancak ekonomik, sosyal, politik ve siyasi  nedenlerle bazı gelir unsurları beyanname kapsamı dışında tutulmuştur. Beyannameye dahil edilmeyen kazanç ve iratlardan bir kısmı kesinti yoluyla nihai vergilendirmeye tabi tutulurken bir kısmı ise tamamen vergileme dışı bırakılmıştır. Yazımızın konusu da yıllık gelir vergisi beyanına dahil edilecek gerçek usulde tespit edilen gelirler ile toplama yapılmayan hallerin incelenmesi olup, aşağıda maddeler halinde bu konulara değinilecektir:

1- Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler.(GVK 85) Ancak, gerçek usulde vergilendirilmeyen zirai kazançlar ile gelir vergisinden istisna olan serbest meslek kazançları için beyanname verilmez. (GVK 86) Bu kazançların kesinti yoluyla nihai vergilendirilmesi yapılmaktadır.

2- Kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısmı için beyanname verilmez. Başka gelirlerden dolayı beyanname verilse dahi istisna haddi içinde kalan kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmez. Örneğin, Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 2014 yılı için 3.300- TL’si gelir vergisinden müstesnadır. Bu durumda 3.300-TL ve altında elde edilen bu tür iratlar dolayısıyla 2014 yılı için yıllık beyan verilmeyecektir. Benzer şekilde, GVK 82.maddeye göre arızi olarak ticari muamelelerin icrasından veya bu nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen kazançlardan 2014 yılı için 21.000-TL’si gelir vergisinden istisnadır. 2014 yılı için bu tutarın altında elde edilen arızi ticari kazançlar için yıllık beyan verilmeyecektir. Diğer gelirler için yıllık beyanname verilse dahi bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

3- GVK’nın 75.maddesinin 15 ve 16 numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmez. İlgili madde bentlerinde tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri tarafından ödenen irat tutarları ile bireysel emeklilik sisteminden çeşitli şekillerde ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarlarının menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiştir. GVK’nın 86.maddesinde ilgili menkul sermaye iratları için beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için verilmesi halinde de bu iratların beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

4- Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler ile birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerin toplamı, vergi tarifesinin yazılı olduğu 103.maddedeki ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2014 yılı için 27.000-TL) aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri beyannameye dahil edilmez. Diğer gelirler için beyanname verilse dahi bu ücretler beyannameye dahil edilmez.

Mükelleflere birinci işvereni seçmede serbestlik tanınmıştır. Bazı durumlarda  mükellefler ücret gelirleri için yıllık beyanname vermek isteyebilir. Zira, toplamda düşük vergi diliminde kalan ücret gelirleri için yıllık beyannamede bazı indirimlerin de yapılmasıyla yıl içinde kesilen stopajların bir kısmının iadesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda ücret geliri elde edenler yıllık beyannameyi verebilmek için birinci işveren tercihini, 2014 yılı ücret gelirinin birinci işverenden sonraki toplamının 27.000-TL’yi aşmasını sağlayacak şekilde daha düşük ücret geliri elde ettikleri işveren için kullanabilirler. Ücret geliri elde edenlerin yıllık beyanname vermeleri gerektiği durumlarda, birinci işverenlerden elde ettikleri de dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamını beyannameye dahil etmeleri zorunludur.

Ücretlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi ile ilgili diğer önemli bir konu ise, mahkemelerce veya devletin diğer yetkili birimlerince bilirkişilere ödenen ücretlerin vergilendirilmesi ve işverenin belirlenmesidir. GVK’nın 62.maddesinde işverenlerin, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden hareketle, bilirkişilerin işverenleri, bilirkişileri atayan ve onlardan uzmanlık alanları ile ilgili bilgi, rapor ve görüş isteyen ve karar yetkisi elinde bulunan ilgili mahkemeler ve devletin yetkili mercileridir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nca verilen 28/09/2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010.GVK-61-4-607 sayılı özelgede, farklı hukuk mahkemeleri tarafından görevlendirilen bilirkişilere ödenen ücretlerin, tek vezneden tahakkuk ettirilip ödenmesi halinde tek işverenden elde edilen ücret olarak değerlendirilmesi, ayrı veznelerce tahakkuk ettirilip ödenmesi durumunda ise ayrı tahakkuk yapan her bir veznenin ayrı bir işveren olarak değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca bilirkişi ücretlerinin doğrudan davacılardan tahsil edilmesi durumunda ise her bir ödemenin, ödemeyi yapan birimler itibariyle ayrı işverenlerden yapılan ücret ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın, mükellefin gelirinin Adalet Bakanlığı’na bağlı çeşitli mahkemelerden bilirkişi olarak elde edilen ücret gelirlerinden ibaret olması halinde, bu gelirin tek işverenden elde edilen ücret geliri olarak kabul edilmesi gerektiği şeklinde görüşü de bulunmaktadır. Ancak genel görüş tahakkuk ve ödemeyi yapan her veznenin bağlı olduğu birimin ayrı bir işveren olarak kabul edilip buna göre işlem yapılması gerektiği şeklindedir.

5-  Bilindiği üzere Gelir Vergisi Kanununun vergi tarifesine ilişkin 103 üncü maddesi, 6009 sayılı kanunla ücret gelirlerinde %35’lik dilime geç ulaşılmasını sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. 75 nolu Gelir Vergisi Sirkülerinde konuyla ilgili gerekli açıklamalar yapılmıştır. Gelir Vergi Tarifesi 2014 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere aşağıdaki gibidir:

 11.000 TL’ye kadar % 15
 27.000 TL’nin 11.000 TL’si için 1.650 TL, fazlası % 20
 60.000 TL’nin 27.000 TL’si için 4.850 TL, (ücret gelirlerinde 97.000 TL’nin 27.000 TL’si için 4.850 TL), fazlası % 27
 60.000 TL’den fazlasının 60.000 TL’si için 13.760 TL, (ücret gelirlerinde 97.000 TL’den fazlasının 97.000 TL’si için  23.750 TL), fazlası % 35

oranında vergilendirilir. Buna göre 2014 takvim yılına ilişkin olup, yıllık gelir vergisi beyannamesinde 60.000 TL’yi aşacak şekilde ücretle birlikte diğer gelirlerin de beyan edilmesi durumunda, 60.000 TL’yi aşan tutarın ücret gelirine isabet eden kısmına daha düşük vergi oranının uygulanması gerekmekte olup, ücret geliri nedeniyle eksik hesaplanması gereken vergi tutarı aşağıda gösterilen şekilde hesaplanabilecektir.

– Beyannameye dahil edilen tüm gelirlerin toplamından oluşan vergiye tabi gelir üzerinden, tarifenin ücret dışındaki gelirler için geçerli olan vergi oranları esas alınarak gelir vergisi hesaplanacak,

– Beyannameye dahil edilen ücret gelirinin, beyan edilen toplam gelir içindeki oranı bulunarak, bu oranın toplam Vergiye Tabi Gelirin (Matrah) 60.000 TL’yi aşan kısmına uygulanması sonucunda ulaşılacak tutara (Bu tutar en fazla 37.000 TL olabilecektir.) %8 oranının uygulanması suretiyle, beyan edilen ücret geliri dolayısıyla toplam vergiden indirilecek gelir vergisi tutarı hesaplanacak.

– Ücret geliri dolayısıyla eksik hesaplanması gereken vergi tutarının, beyannamedeki tüm gelirlerin toplamından oluşan matrah üzerinden hesaplanan vergi tutarından düşülmesi suretiyle, beyannamede gösterilecek hesaplanan gelir vergisi tutarı bulunmuş olacaktır.

6- Vergiye tabi gelir toplamının 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2014 yılı için 27.000-TL) aşmaması koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş olan menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları yıllık beyannameye dahil edilmez.

Vergiye tabi gelir toplamının içerisine ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşan yedi gelir unsurunun tamamı girmektedir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken konu ücretlerin vergiye tabi gelir toplamının dışında tutulması gerektiğidir. Ücretler, ayrıca değerlendirilecek ve toplama dahil edilmeyecektir. Ancak, birden sonraki işverenden elde edilen ücretler toplamı 103.maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşarsa (2014 yılı için 27.000-TL) tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı ne olursa olsun beyannameye dahil edilecektir. Dolayısıyla, ücretler diğer gelir unsurlarından bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulmasına karşın, birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamının yukarıda bahsedilen tutar sınırını (27.000-TL) aşması halinde tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları tutarı 1 TL dahi olsa bu iratların yıllık beyannameye dahil edilmesi zorunluluğunun doğmasına neden olmaktadır.

Gelirin toplanmasında 27.000-TL’lik beyan sınırını dikkate alırken yalnızca tevkifata tabi tutulan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının mı dikkate alınacağı yoksa bütün gelir unsurlarının mı toplanacağı konusunda tereddütler yaşanmaktadır. GVK 86/1-c’de belirtildiği üzere bütün gelir unsurları (ücretler hariç) toplama dahil edilecek ve toplamda 27.000-TL’lik tutar sınırının aşılması halinde tevkifata tabi tutulmuş menkul ve gayrimenkul sermaye iratları beyannameye dahil edilecektir. Örneğin, 30.000-TL serbest meslek kazancı olan bir kişinin 1 TL dahi tevkifata tabi tutulmuş işyeri kira geliri bulunması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesine işyeri kira gelirini dahil etmesi gerekmektedir. Zira toplamda 27.000-TL’lik beyan sınırı aşılmış bulunmaktadır. Yine, 20.000-TL serbest meslek kazancı, 10.000-TL işyeri kira geliri olan bir kişi için de toplamda 27.000-TL’lik beyan sınırı aşıldığından işyeri kira geliri beyannameye dahil edecektir.

7- Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 2014 yılı için 1.400-TL’yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için GVK’nın 86/1-d maddesi gereğince yıllık beyannameye verilmez. Başka gelirler için beyanname verilmesi halinde de beyannameye dahil edilmez. Ancak, 2014 yılı için 1.400-TL’yi aşan tutarda tevkifat ve istisna uygulamasına tabi olmayan menkul veya gayrimenkul sermaye iradı elde edilmesi halinde, beyan sınırı olan 1.400-TL’ye kadar olanlar da dahil edilerek ilgili gelirin tamamı için yıllık beyanname verilecektir. Bu tür gelirlere, alacak faizleri dolayısıyla elde edilen ve tevkifata tabi olmayan menkul sermaye iratları ile basit usule tabi mükelleflere kiralanan ve tevkifata tabi olmayan işyerleri dolayısıyla elde edilen gayrimenkul sermaye iratları örnek verilebilir.

8- Dar mükellefiyete tabi olanlar, GVK’nın 86/2 maddesi gereğince tamamı Türkiye’de tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücret, serbest meslek kazancı, menkul ve gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve irat gelirlerinden elde etmeleri halinde yıllık beyanname vermezler.

9-  Her nevi hisse senetlerinin kar payları, iştirak hisselerinden doğan kazançlar ile kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kar payları için kurum bünyesinde %15 stopaj yapılır. Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesi hükmü uyarınca, elde edilen kar payının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın aynı Kanunun 86 ncı maddesinde belirtilen beyan haddini aşması halinde (2014 yılı için 27.000 TL) izleyen yılda beyanı gerekecektir. Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden kurum bünyesinde yapılan %15 oranındaki tevkifatın tamamı mahsup edilecektir.

10- Hisse senetleri alım-satım kazançları GVK Geçici 67. madde kapsamında 27/04/2012 tarih ve 2012/3141 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile %0 oranında tevkifata tabi olup, bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecektir. Ayrıca, tam mükellef kurumlara ait olup, İMKB’de (Borsa İstanbul) işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler tevkifata tabi olmayacağı gibi bu gelirler için Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesi de uygulanmayacağından değer artış kazancı olarak yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmesi de söz konusu olmayacaktır. 1/1/2006 tarihinden önce iktisap edilen hisse senetleri alım-satım kazançları için ise geçici 67 nci madde kapsamında tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler 31/12/2005 tarihinde geçerli olan mevzuat hükümlerine göre vergilendirilecek olup, maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulamasından sonra kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir.

11- Devlet tahvili ve Hazine bonoları faiz gelirleri ve alım-satım kazançları, 27/09/2010 tarih ve 2010/926 sayılı BKK gereğince GVK Geçici 67. madde kapsamında %10 oranında tevkifata tabi olup bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecek ve başka gelirler için verilecek beyannameye de dahil edilmeyecektir. Özel sektör tahviline ilişkin faiz gelirleriyle alım-satım kazançları da GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi olup aynı durumdaki Devlet tahvili/Hazine bonosu gelirleri gibi vergilendirilmektedir.

12- Eurobondlardan (Yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetler) elde edilen faiz gelirleri, ihraç tarihi ne olursa olsun GVK Geçici 67. madde kapsamı dışında ancak GVK 94.madde kapsamında ilgili BKK ile %0 oranında tevkifata tabi olduğundan, 2014 yılına ilişkin beyan haddi olan 27.000-TL’nin aşılması halinde beyan edilecektir. Eurobond alım-satım kazancında ise maliyet bedeli endekslemesi ve istisna uygulaması sonucu kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir. Dar mükellefiyete tabi olanların ise, eurobondlardan elde ettikleri gelirler için %0 dahi olsa Türkiye’de tevkifata tabi tutulduğundan GVK 86/2 gereği yıllık veya münferit beyanname vermeleri söz konusu değildir.

13- Mevduat faizleri, GVK Geçici 67.madde kapsamında tevkifata tabidir. İlgili BKK gereği, döviz tevdiat hesaplarına yürütülen faizler, vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; mevduat faizleri de vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir. Katılım bankalarınca döviz katılma hesaplarına ödenen kar payları da vadelere göre %18, %15 ve %13 oranlarında; katılım bankaları tarafından katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları ise yine vadelere göre %15, %12 ve %10 oranlarında tevkifata tabi olup, bu gelirler için de yıllık beyanname verilmeyecektir.

14- Repo işlemlerinden elde edilen gelirler de GVK Geçici 67.madde uyarınca tevkifat uygulaması kapsamındadır. 2014  yılında elde edilen repo gelirleri % 15 oranında tevkifata tabi olup, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

15- Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen gelirler GVK Geçici 67.madde kapsamında tevkifata tabidir. Bankalar veya aracı kurumlar, vadeli işlem veya opsiyon sözleşmesinin hükmünden yararlanıldığı anda, sözleşmeye baz alınan kıymetin piyasa fiyatına göre oluşan değeri ile işlem fiyatına göre oluşan değeri arasındaki fark üzerinden sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla tevkifat yapacaklardır. Tevkifat oranı, Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında hisse senedi veya hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılan vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri için %0, hisse senedi ve hisse senedi endekslerine dayalı olarak yapılanlar dışında kalan sözleşmelerden elde edilen gelirler üzerinden ise ilgili Bakanlar Kurulu Kararları gereğince % 10 oranında uygulanmaktadır. Her iki durumda da bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir.

16- GVK Geçici 67. madde kapsamında tevkifata tabi tutulan gelirlerin ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, bu gelirler ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecek olup ticari kazançlarla ilgili olarak verilen beyannameye dahil edilecektir. Beyan edilen gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden geçici 67 nci madde hükmü çerçevesinde tevkif edilen vergiler mahsup edilecektir.

17- GVK’nın Geçici 72.maddesi uyarınca, 31/12/2017 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden maddede belirtilen oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılacak olup, bu ödemeler için GVK 94.madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacaktır. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecek ve diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

Devamı: Gelir Vergisi Beyannamesinde Gelirin Toplanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Serbest Meslek Kazanç Defterini İşyerinde Bulundurmak Zorunlu Mu? https://www.alomaliye.com/2015/02/24/serbest-meslek-kazanc-defterini-isyerinde-bulundurmak-zorunlu-mu/ Tue, 24 Feb 2015 14:36:57 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=12193

Serbest Meslek Kazanç Defteri İşyerinde Bulundurmak GİRİŞ Serbest meslek kazanç defterini işyerinde bulundurmanın bir zorunluluk olup olmadığı konusu aynı zamanda serbest meslek erbabının ilgili defteri ne şekilde tutacağı ve tasdik ettireceği ile de yakından ilgilidir. Bu ilgiden dolayı yazımızda bu konuya da değineceğiz. Bilindiği üzere defter tasdik ettirme ve kullanma konusunda serbest meslek erbabı için […]

Devamı: Serbest Meslek Kazanç Defterini İşyerinde Bulundurmak Zorunlu Mu? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Serbest Meslek Kazanç Defteri İşyerinde Bulundurmak

Cihangir ÖZKÖK
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

GİRİŞ

Serbest meslek kazanç defterini işyerinde bulundurmanın bir zorunluluk olup olmadığı konusu aynı zamanda serbest meslek erbabının ilgili defteri ne şekilde tutacağı ve tasdik ettireceği ile de yakından ilgilidir. Bu ilgiden dolayı yazımızda bu konuya da değineceğiz.

Bilindiği üzere defter tasdik ettirme ve kullanma konusunda serbest meslek erbabı için ciltli matbu defter kullanma ya da bilgisayar yazıcısından alınan birbirinden bağımsız A4 yapraklı veya kenarları delikli, birbirine ekli devamlı sayfaların bulunduğu defterleri tasdik ettirme seçenekleri bulunmaktadır. Ciltli matbu defterde kayıtlar elle yazıldığından, hem zaman kaybı oluşmakta, hem de matematiksel hata yapma ihtimali artmaktadır. Ayrıca bilgisayar ortamında tutulan defterlerin sağladığı kolaylık ve avantajlar da bu defterlerde bulunmamaktadır.

Yukarıda sayılan bunca olumsuzluğuna rağmen, birçok serbest meslek erbabının halen ciltli matbu defter tutma ısrarı ise iki sebepten kaynaklanmaktadır: Bunlardan birincisi, serbest meslek kazanç defterine muamelelerin günü gününe kaydedilmesi gerektiği, diğeri ise serbest meslek kazanç defterinin işyerinde bulundurulmasının zorunlu olduğu anlayışından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki yasal düzenlemelere değinerek ve vergi idaresinin vermiş olduğu özelgelere de yer vererek değerlendirmelerimizi ortaya koyacağız.

YASAL DÜZENLEME

Vergi Usul Kanunu‘nun “Mükellefin Ödevleri” başlıklı II. kitabının, defter tutma ile ilgili II. kısmında gerçek ve tüzel kişilerin tutacakları defterler, defterleri hangi maksatları sağlayacak şekilde tutacakları, tasdike tabi defterler, tasdik zamanları, tutulacak defterlerle ilgili uyulacak usul ve esaslar tek tek sayılmıştır.

Aynı Kanunun 219. maddesinde muamelelerin defterlere zamanında kaydedileceği belirtilip, devamında;  “Şöyle ki:

a) Muamelelerin işin hacmine ve icabına uygun olarak muhasebenin intizam ve vuzuhunu bozmayacak bir zaman zarfında kaydedilmesi şarttır. Bu gibi kayıtların on günden fazla geciktirilmesi caiz değildir.

b) Kayıtlarını devamlı olarak muhasebe fişleri, primanota ve bordro gibi yetkili amirlerin imza ve parafını taşıyan mazbut vesikalara dayanarak yürüten müesseselerde, muamelelerin bunlara işlenmesi, deftere işlenmesi hükmündedir. Ancak bu kayıtlar, muamelelerin esas defterlere 45 günden daha geç intikal ettirilmesine cevaz vermez.

c) Günlük kasa, günlük perakende satış ve hasılat defterleri ile serbest meslek kazanç defterine muameleler günü gününe kaydedilir.”

hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme uyulmadığının tespiti halinde ise 352.maddede belirtilen 1.derece usulsüzlük cezası kesilir. 2015 yılında serbest meslek erbabı için uygulanacak 1.derece usulsüzlük cezası ise 77-TL’dir.

Aynı Kanunun, şekli ve usuli hükümlerine uyulmaması halinde uygulanacak özel usulsüzlük cezalarının belirtildiği 353.maddesinin 1.fıkrasının 4.bendi ise şu şekildedir:  “Günlük kasa defteri, günlük perakende satış ve hâsılat defteri ile Maliye Bakanlığınca tutulma ve günü gününe kayıt edilme mecburiyeti getirilen defterlerin; işyerinde bulundurulmaması, bu defterlere yazılması gereken işlemlerin günü gününe deftere kayıt edilmemesi veya yoklama ve incelemeye yetkili olanlara istendiğinde ibraz edilmemesi halleri ile vergi kanunlarının uygulanması bakımından levha bulundurma veya asma zorunluluğu bulunan mükelleflerin bu zorunluluğa uymamaları halinde her tespit için 200-TL özel usulsüzlük cezası kesilir.”

GENEL DEĞERLENDİRME

Yukarıda yer verilen yasal düzenlemelerde belirtildiği üzere, muamelelerin defterlere zamanında kaydedilmesi kanuni bir zorunluluktur. Muamelelerin bilgisayara işlenmesi yani kaydedilmesi, deftere kaydedildiği anlamına gelmemektedir. Muamelelerin deftere kaydedilmiş sayılması için ya elle doğrudan deftere yazılmış olması ya da bilgisayara kaydedilen kayıtların yazıcı marifetiyle deftere aktarılması gerekmektedir.

Bilgisayara kaydedilen muamelelerin belirli aralıklarla defterlere aktarılması genellikle hesap dönemi bittikten sonra gerçekleşmektedir. Bu durum VUK’un 219.maddesi ile açıkça çelişmektedir. Zira, ilgili madde hükmüne göre; (a) bendinde belirtilen işlemlerin 10 gün içinde, (b) bendinde belirtilen işlemlerin 45 gün içinde, (c) bendinde belirtilen işlemlerin ise günü gününe yani aynı gün ilgili defterlere kaydedilmesi(yazılması) gerekmektedir. İşletmeler açısından bu kurala uymak ve defterleri dönem içerisinde birçok defa yazdırmak, sık karşılaşılan bir durum değildir.

Kamu idaresince incelenmek üzere istenmiş olması gibi nedenler dışında defterlerin dönem içerisinde belli aralıklarla yazdırılması mükellef açısından fiili imkansızlığı barındırmaktadır. Bu durum, serbest meslek kazanç defteri için geçerli olduğu gibi yevmiye defteri veya işletme defteri gibi diğer bütün defterler için de geçerlidir. Aralarındaki fark ise; işletme veya yevmiye defterinde muamelelerin 10 gün içerisinde deftere kaydedilmesi zorunlu iken, serbest meslek kazanç defteri için günü gününe kayıt zorunluluğu bulunmaktadır.

Doğrudan doğruya deftere yazılma yönteminin ise, çok nadiren işletme defterlerinde, genel olarak da serbest meslek kazanç defterlerinde sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Bu yöntemi benimseyenler, ciltli ve matbu müteharrik yapraklı serbest meslek kazanç defterleri kullanmaktadırlar.

Serbest meslek erbabının, serbest meslek kazanç defterini ciltli, matbu defter olarak tasdik ettirip kullanma sebebi ise, giriş bölümünde belirttiğimiz üzere ilgili deftere muamelelerin günü gününe kaydedilmesi gereği ile serbest meslek kazanç defterinin işyerinde bulundurulmasının zorunlu olduğu anlayışından kaynaklanmaktadır. Serbest meslek erbabının, muamelelerin günü gününe kaydedilmesi gerektiği ile ilgili kaygısı esasında diğer defterler için de söz konusudur. Ancak, uygulamada örneğin yevmiye defterinin matbu ciltli defter olarak tasdik ettirilip kullanılması, istisnai durumlar hariç, söz konusu değildir. Muameleleri günü gününe deftere işlemek fedakarlığı gerektirdiği gibi, her on günde bir işlemek de benzer fedakarlığı gerektirir. Hatta, işlemlerin yoğun olduğu işletmelerde yevmiye defterine her on günde bir bilgisayar kayıtlarının aktarılması birçok zorluğu barındırmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında, serbest meslek kazanç defterine günü gününe kayıt yapma zorunluluğundan dolayı ciltli defter kullanma gerekçesi ortadan kalkmaktadır.

Serbest meslek kazanç defterinin işyerinde bulundurulmasının zorunlu olduğu düşüncesi ise, bize göre VUK’un 353.maddesinin 4 numaralı bendindeki hükmün yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Zira, ilgili bentte; “Günlük kasa defteri, günlük perakende satış ve hâsılat defteri ile Maliye Bakanlığınca tutulma ve günü gününe kayıt edilme mecburiyeti getirilen defterlerin; işyerinde bulundurulmaması, bu defterlere yazılması gereken işlemlerin günü gününe deftere kayıt edilmemesi veya yoklama ve incelemeye yetkili olanlara istendiğinde ibraz edilmemesi halleri ile vergi kanunlarının uygulanması bakımından levha bulundurma veya asma zorunluluğu bulunan mükelleflerin bu zorunluluğa uymamaları halinde her tespit için 200-TL özel usulsüzlük cezası kesilir.” hükmü yer almaktadır.

Yukarıdaki madde hükmüne göre, Maliye Bakanlığınca tutulma ve günü gününe kayıt edilme mecburiyeti getirilen defterlerin de işyerinde bulundurulması zorunludur. Serbest meslek kazanç defteri, her ne kadar VUK’un 219.maddesinin bir gereği olarak, muamelelerin deftere günü gününe kaydedilmesi zorunluluğu getirilen defterlerden birisi olmasına karşın, Maliye Bakanlığı’nca tutulma ve günü gününe kayıt edilme mecburiyeti getirilen defterlerden değildir. Bu durumda da, serbest meslek kazanç defterlerinin iş yerinde bulundurulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu konuyla ilgili İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nca verilen 14/08/2014 tarih ve 2066 sayılı özelgenin  ilgili bölümleri aşağıdadır:

İlgi özelge talep formunuzda; avukatlık faaliyetinden dolayı … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuzu belirterek serbest meslek kazanç defterinin işyerinizde bulundurma zorunluluğunuzun olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 171 inci maddesinde; defterlerin mükellefin vergi ile ilgili servet, sermaye hesap durumlarını, vergi ile ilgili faaliyet ve hesap neticelerini tespit etmek, vergi ile ilgili muameleleri belli etmek, mükellefin vergi karşısındaki durumunu hesap üzerinden kontrol etmek ve incelemek, mükellefin hesap ve kayıtlarının yardımıyla üçüncü şahısların vergi karşısındaki durumlarını kontrol etmek ve incelemek amacıyla tutulduğu belirtilmiş, 172 nci maddesinde ise; defter tutma zorunluluğu olan gerçek ve tüzel kişiler sayılmış olup, 5 numaralı bentte de serbest meslek erbabına yer verilmiştir.

Mezkur Kanunun 210 uncu maddesinde; “Serbest meslek erbabı bir (Kazanç defteri) tutarlar. Bu defterin bir tarafına giderler, diğer tarafına da hasılat kaydolunur. Defterin gider tarafına, yapılan giderlerin nev’i ile yapıldığı tarih ve hasılat tarafına ise ücretin alındığı tarih ve miktarı ile kimden alındığı yazılır. …” hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, anılan Kanunun 219 uncu maddesinde ise; “Muameleler defterlere zamanında kaydedilir. şöyle ki:

c) Günlük kasa, günlük perakende satış ve hasılat defterleri ile serbest meslek kazanç defterine muameleler günü gününe kaydedilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Yine aynı Kanunun 353 üncü maddesinin 4 numaralı bendinde; “Günlük kasa defteri, günlük perakende satış ve hâsılat defteri ile Maliye Bakanlığınca tutulma ve günü gününe kayıt edilme mecburiyeti getirilen defterlerin; işyerinde bulundurulmaması, bu defterlere yazılması gereken işlemlerin günü gününe deftere kayıt edilmemesi veya yoklama ve incelemeye yetkili olanlara istendiğinde ibraz edilmemesi halleri ile vergi kanunlarının uygulanması bakımından levha bulundurma veya asma zorunluluğu bulunan mükelleflerin bu zorunluluğa uymamaları halinde her tespit için  190 -TL (432 Sıra No.lu V.U.K Genel Tebliği) ile 1.1.2014’den itibaren) özel usulsüzlük cezası kesilir.”  hükmü yer almaktadır.

Bu itibarla, iş yerinde bulundurulmaması ve günü gününe kayıt edilmemesi halinde özel usulsüzlük cezası kesilecek defterler, Maliye Bakanlığınca kendisine verilen yetkiye dayanılarak ihdas edilip tutulma ve günü gününe kayıt edilme zorunluluğu getirilenlerdir. Ancak, Serbest Meslek Kazanç Defteri Vergi Usul Kanununun 210 uncu maddesi uyarınca tutulma ve aynı Kanunun 219 uncu maddesinin birinci fıkrasının “c” bendine göre de günü gününe kaydedilme zorunluluğu olan bir defter olmakla birlikte, Maliye Bakanlığının yetkisine dayanılarak ihdas edilmiş bir defter değildir.

Buna göre, serbest meslek kazanç defterini işyerinde bulundurma zorunluluğunuz bulunmamakla birlikte, söz konusu defterin ibrazı için tarafınıza verilecek münasip bir süre içerisinde ibraz görevini yerine getirmemeniz halinde adınıza Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesileceği, ayrıca serbest meslek kazanç defterinin günü gününe tutulmadığının, kayıt nizamına uyulmadığının tespiti halinde ise aynı Kanunun 352 nci maddesi uyarınca ceza kesileceği tabiidir.

Yukarıdaki özelgede de görüleceği üzere vergi idaresi de de serbest meslek kazanç defterinin, işyerinde bulundurulması zorunlu defterlerden birisi olmadığı görüşündedir. Serbest meslek kazanç defterinin işyerinde bulundurulmasının zorunlu olmadığı, yasal mevzuat ve vergi idaresinin görüşü ile bu şekilde ortaya konulduktan sonra, serbest meslek erbabının ciltli defter tasdik ettirip kullanmasındaki ikinci gerekçe de bize göre ortadan kalkmış bulunmaktadır.

SONUÇ

Yukarıdaki bölümlerde izah edildiği üzere; serbest meslek kazanç defteri, muamelelerin günü gününe kaydedildiği ancak işyerinde bulundurulması zorunluluğu bulunmayan defterlerdendir. Meslektaşlarımızın, serbest meslek kazanç defterini tasdik ettirme aşamasında bu durumları göz önünde bulundurarak, kullanacağı defterin A4 biçiminde mi, delikli ve birbirine ekli devamlı sayfalı mı yoksa matbu defter biçiminde mi olacağına yani defterin şekline karar vermesi gerekmektedir.

Devamı: Serbest Meslek Kazanç Defterini İşyerinde Bulundurmak Zorunlu Mu? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Karşılığında Mal Temin Edilemeyen Sipariş Avansları İçin Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılabilir Mi? – Cihangir ÖZKÖK, YMM https://www.alomaliye.com/2015/01/02/karsiliginda-mal-temin-edilemeyen-siparis-avanslari-icin-supheli-alacak-karsiligi-ayrilabilir-mi/ Fri, 02 Jan 2015 14:41:08 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=12200

Karşılığında Mal Temin Edilemeyen Sipariş Avansları GİRİŞ Avans, kelime olarak Fransızca “avance” den Türkçe’ye geçmiş, ileride tahakkuk edecek ve ödenecek bir alacak için önceden yapılan bir ödeme şeklinde tanımlanmaktadır. Avans, satın alınan mallar için teslimi gerçekleştirecek olan tarafa yapılan, teslimin gerçekleşmesi ile de mal bedelinden mahsup edilen bir ön ödemedir. Verilen Sipariş Avansları ise 1 […]

Devamı: Karşılığında Mal Temin Edilemeyen Sipariş Avansları İçin Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılabilir Mi? – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Karşılığında Mal Temin Edilemeyen Sipariş Avansları

Cihangir ÖZKÖK,
Yeminli Mali Müşavir
cihangirozkok@hotmail.com

GİRİŞ

Avans, kelime olarak Fransızca “avance” den Türkçe’ye geçmiş, ileride tahakkuk edecek ve ödenecek bir alacak için önceden yapılan bir ödeme şeklinde tanımlanmaktadır. Avans, satın alınan mallar için teslimi gerçekleştirecek olan tarafa yapılan, teslimin gerçekleşmesi ile de mal bedelinden mahsup edilen bir ön ödemedir. Verilen Sipariş Avansları ise 1 sıra no’ lu muhasebe sistemi uygulama genel tebliğinde, 159 nolu hesapta gösterilmiş olup, yurt içinden ya da yurt dışından satın alınmak üzere siparişe bağlanan stoklarla ilgili olarak yapılan avans ödemelerinin izlendiği hesap olarak tanımlanmıştır. Aynı tebliğde bu hesabın işleyişinin ise yapılan ödemelerin bu hesaba borç kaydedilerek, malın teslimi üzerine ise bu hesaba  alacak kaydedilerek gerçekleşeceği belirtilmiştir.

Bu çalışmada, satıcılara yapılan, karşılığında mal temin edilemeyen, bedeli de geri verilmeyen “sipariş avansları” olarak tanımlanan ödemeler  için Vergi Usul Kanunu‘nda belirtilen şüpheli alacak karşılığı uygulamasından faydalanılıp faydalanılamayacağı konusuna değinilecektir.

YASAL DÜZENLEME

Bilindiği üzere, ticari kazançlarda elde etme tahakkuk esasına bağlanmıştır. Tahakkuk ise, gelirin mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesini ifade eder. Bu durumda, geliri doğuran muamelelerin eksiksiz olarak tekemmül etmesi, ticari kazanç açısından gelirin elde edildiği anlamına gelir. Ancak, tahakkuk esasına göre vergilenen gelirin, ileriki safhalarda çeşitli nedenlerle sahibinin tasarrufuna girmemesi mümkündür. Tahakkuk ettiği dönemde vergilenen gelirin herhangi bir nedenle sahibinin tasarrufuna girmesinin kısıtlanması halinden kaynaklanan, vergi hukukunda tahakkuk esasının getirdiği bu olumsuzluğu gidermeye dönük “Şüpheli Alacaklar” ve “Değersiz Alacaklar” düzenlemeleri bulunmaktadır. Şüpheli alacaklar, Vergi Usul Kanunu’nun “Alacaklarda ve Sermayede Amortisman” başlıklı bölümünde düzenlenmiştir.

VUK’un 323.maddesi şu şekildedir:

“Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,

2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar,

şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kâr-zarar hesabına intikal ettirilir.”

Yukarıdaki madde hükmünün gerekçesi ise 2365 sayılı Kanunun 55. maddesinde şu şekilde açıklanmıştır:

“Karşılık ayrılmak suretiyle zarara intikal ettirilecek alacağın ticari ve zirai faaliyetin elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olması, diğer bir ifade ile alacağın daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş bulunması gerekmektedir. Buna rağmen özel alacaklarını tahsil edemeyen bazı tacirlerin bunları ticari defterlerine ithal edip sonradan karşılık ayırmak suretiyle matrahlarını düşürdükleri görülmektedir. Bu konudaki vergi kaybını ve ihtilaflarını önlemek için karşılık ayrılacak alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olma şartının madde metninde sarih bir şekilde belirtilmesi uygun görülmüştür.”

Konuya ilişkin olarak 143 Seri Numaralı VUK Genel Tebliğinde şu açıklama yapılmıştır: “VUK’nun 323. maddesinde değişiklik yapılmadan önceki uygulamada da karşılık ayrılmak suretiyle zarara intikal ettirilecek olan alacağın, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesi ile ilgili olması gerektiği ön şart olarak aranmışsa da bu nitelikte olmamakla birlikte madde metninde açıklanan diğer şartları taşıyan alacaklar için de karşılık ayrılabileceği iddialarının önlenmesi için anılan maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle bu şart madde metninde açık olarak belirtilmiştir.”

Kanuni düzenlemelerde de görüleceği üzere, şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılmasında alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması gerekir. Bunun anlamı ise, ilgili madde gerekçesinde belirtildiği üzere, ilgili alacağın karın oluşumunu etkilemesi yani daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş olması gerektiğidir.

VUK’un 3.maddesinde vergi kanunlarının lafzı ve ruhu ile hüküm ifade ettiği, lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bir alacağın şüpheli alacak olarak kabul edilmesinin ön şartı, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması gerektiğidir. Kanundaki bu genel hüküm, alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idamesi ile bağlantısını kurmada bazı durumlarda tereddüde yol açmaktadır. Verilen avanslar da bunlardan biridir. Verilen avansların ticari ve zirai kazançların elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olup olmadığı, dolayısıyla bu tür alacaklar için karşılık ayrılıp zarar yazılıp yazılamayacağı hususunda iki farklı görüş bulunmaktadır.

Birinci görüşe göre; mal teslimi veya hizmet ifasını sağlamak üzere verilen avanslar, ticari veya zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmakla birlikte kanun gerekçesinde belirtildiği üzere daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmediği için karşılık ayırmak suretiyle zarar yazılamaz.

İkinci görüşe göre; verilen ve tahsil edilemeyen avansların ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ilgili alacaklar olması ve kanunda karşılık ayrılmasını engelleyici bir hükmün bulunmamasından dolayı verilen avanslardan doğan alacaklar için de karşılık ayrılabilir.

KONU İLE İLGİLİ MUKTEZA VE YARGI KARARLARI

Sermayede meydana gelen eksilmelerin zarar addolunamayacağı GVK’nın 88.maddesinde belirtilmiştir. Sermayede vukua gelen eksilmeler çalınma ve kaybolma gibi nedenlerden kaynaklanabileceği gibi mal tedariki için satıcılara ödenen avansın karşılığı olan edimin yerine getirilmemesinden de kaynaklanabilir. Mal veya nakdin kaybolması veya çalınması hallerinde vergi uygulaması bakımından tereddüt doğuracak bir husus bulunmamaktadır. Zira, ticari faaliyetin normal seyrinin dışında, olağan üstü gider niteliğindeki bu tür kayıplar sermayede vukua gelen eksilme olarak kabul edilmekte ve ticari kazanç veya kurum kazancından indirimi mümkün bulunmamaktadır. Aynı durumun verilen avanslar için de söz konusu olup olmadığı konusunda maliye idaresinin görüşü ekseriyetle verilen avanslarla ilgili kaybın sermayede meydana gelen bir eksilme mahiyetinde olduğu, dolayısıyla ticari kazanç veya kurum kazancının tespitinde indirim olarak dikkate alınamayacağı yönünde olup bunun aksi görüş ve kararları da bulunmaktadır. Yargı kararları ise daha çok verilen avanslar için şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında yasal isabetsizlik bulunmadığı şeklindedir.

Bu konuda çeşitli tarihlerde Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen özelgelerden bazıları aşağıdaki gibidir.

“Diğer taraftan, şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında temel unsur, ortada bir alacağın söz konusu olması ve bu alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmiş bulunmasıdır. Şüpheli alacak karşılığı ayırıp bunu gider kaydetme imkânının sadece ticari ve zirai işletmelere tanınmış olmasının nedeni ticari ve zirai kazançlarda, elde etmenin tahakkuk esasına bağlanmış olmasıdır. Bunun sonucu olarak, ticari ve zirai işletme bünyesinde satılan mal ve hizmetin bedeli henüz tahsil edilmeden hasılata intikâl ettirilmekte ve dönem kârının oluşumunu etkilemektedir. Satış bedeli veya hasılatın henüz alacak aşamasında iken kârın hesaplanmasında dikkate alınmış olması, sonradan bunların işletme tarafından tahsilinin şüpheli hale gelmesi durumunda dönem kârının fazla hesaplanması sonucunu doğuracaktır. Bu durumun giderilmesi için, alacağın işletmeye girme ihtimalinin kaybolduğu anda zarar yazılması zorunludur. Kısaca, şüpheli alacağın zarar kaydı, kazanç tespitindeki tahakkuk esasını düzenleyen bir esastır. Buna göre, şüpheli alacağın karşılık ayrılarak zarar yazılabilmesi için kârın oluşumunu etkilemiş, yani daha önce tahakkuk esasına göre hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş olması gerekmektedir.” (18/04/2014 -1035 İst. VDBşk.)

  “Diğer taraftan, bir alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması için işletme kayıtlarına hasılat olarak girmesi veya ticareti yapılacak mal veya hizmetin maliyetiyle ilgili bulunması gerekir. Kurumunuzca satın alınan arsanın üzerinde mevcut ipotek dolayısıyla banka tarafından satılmasını önlemek amacıyla yapılan ödemeler ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmadığından bu işlem karşılığında işletme kayıtlarına hasılat olarak giren bir kıymet de bulunmamaktadır.” (11/04/2014- 880 İst. VDBşk.)

“Şüpheli alacak karşılığı ayırıp bunu gider kaydetme imkânının sadece ticari ve zirai işletmelere tanınmış olmasının nedeni ticari ve zirai kazançlarda, elde etmenin tahakkuk esasına bağlanmış olmasıdır. Bunun sonucu olarak, ticari ve zirai işletme bünyesinde satılan mal ve hizmetin bedeli henüz tahsil edilmeden hasılata intikal ettirilmekte ve dönem kârının oluşumunu etkilemektedir. Satış bedeli veya hasılatın henüz alacak aşamasında iken kârın hesaplanmasında dikkate alınmış olması, sonradan bunların işletme tarafından tahsilinin şüpheli hale gelmesi durumunda dönem kârının fazla hesaplanması sonucunu doğuracaktır. Bu durumun giderilmesi için, alacağın işletmeye girme ihtimalinin kaybolduğu anda zarar yazılması zorunludur. Kısaca, şüpheli alacağın zarar kaydı, kazanç tespitindeki tahakkuk esasını düzenleyen bir esastır. Buna göre, şüpheli alacağın karşılık ayrılarak zarar yazılabilmesi için kârın oluşumunu etkilemiş, yani daha önce tahakkuk esasına göre hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş olması gerekmektedir.

Ayrıca, anılan maddede değişiklik yapan 2365 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin gerekçesinde ise “…Karşılık ayrılmak suretiyle, zarara intikal ettirilecek alacağın ticari ve zirai faaliyetin elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olması, diğer bir şekilde ifade ile alacağın daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş bulunması gerekmektedir….”

ifadesine yer verilmiştir.

Bu açıklamaya göre şüpheli alacak ayrılmak istenen tahsil edilemeyen alacağın öncelikle hasılat hesaplarına girmiş olması gerekmektedir. Bu durumda işletmenin sonuç hesaplarını etkilemeyen, yani daha önce kârın teşekkülünü etkilememiş bir alacağın karşılık ayrılarak zarar yazılması mümkün değildir.” (02/09/2013 – 1389 İst.VD Bşk.)

 “Bu itibarla, ileride teslim alınacak bir hizmet için sipariş avansı niteliğindeki ödemelerin ticari faaliyetin devamı için yapılması ve bu tür ödemelerin Kanunun 323 üncü maddesinde belirtilen şartları haiz olması halinde, bu ödemelerin tahsil edilemediği durumlarda karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Bu açıklamalara göre, yaz sezonunda müşteri göndermek üzere … Oteline yaptığınız avans mahiyetindeki ödemelerin ticari faaliyetinizin devamı için yapıldığı anlaşıldığından, ticari bir alacak niteliği kazanan bu tür ödemeleriniz için Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde belirtilen diğer şartların da sağlanması halinde icra takibine başladığınız yıl karşılık ayırmanız mümkündür.” (23/08/2011 183 Bursa VD Bşk.)

Konu ile ilgili yargı kararlarından bazıları ise aşağıdaki gibidir:

“ÖZET: 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “şüpheli alacaklar” başlıklı 323.maddesinde; ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla, dava veya icra safhasında bulunan alacaklar ile yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacakların şüpheli alacak sayılacağı belirtilmiş, bu alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği ifade edilmiştir. Bu düzenlemeyle tahsil edilmemekle birlikte tahakkuk etmesi nedeniyle tahakkuk tarihinde hasılat olarak kaydedilen ve karın oluşumunu etkileyen alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmesi durumunda pasifte bu miktar kadar karşılık ayrılarak daha önce yapılan bu gelir kaydının sıfırlanması olanağı sağlanmıştır. Yani, bir alacağın şüpheli hale geldiğini kabul ederek karşılık ayırmak suretiyle zarar yazılabilmesi için, bu alacağın daha önce hasılat olarak kaydedilmesi gerekmektedir. (Danıştay 4.Dairesi, E.2004/101, K.2005/503, K.Tarihi:29/03/2005)

–   ÖZET : Davacının … Gayrimenkul Geliştirme ve İşletmecilik Anonim Şirketi ile yaptığı gayrimenkul Gayrimenkul satış vaadi ve inşaat sözleşmesinin feshi üzerine ödediği tutarların geri ödenmemesi ve icra takibine başlanılması nedeniyle şüpheli alacak karşılığı ayırıp, gider kaydeden davacı adına ikmalen kurumlar vergisi salınıp, fon payı hesaplanmıştır. Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idamesi ile ilgili olmak şartıyla dava veya icra safhasında bulunan alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği belirtilmiş olup, maddede, şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılabilmesi için alacağın, daha önce hasılat olarak kayıtlara intikal ettirilmesi gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı, alacak hesabına kayıtlı olmasının yeterli olduğu, olayda davacının yaptığı gayrimenkul satış vaadi ve inşaat sözleşmesinin feshi nedeniyle o güne kadar ödenen miktarın icra takibine başlandığı tarihteki kurdan değerlemeye tabi tutulup, karşılık ayrılarak gider kaydedildiği, bu durumda söz konusu alacağın ödenmemesi ve icra takibine başlanmış olması nedeniyle şüpheli alacak olarak pasifte karşılık ayrılmasında yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle vergi ve cezaların kaldırılmasına ilişkin mahkeme kararı yerindedir. (Danıştay 4.Dairesi, E.2004/255, K.2004/1580, K.Tarihi: 29/06/2004)

  ÖZET: Ticari faaliyetin bir unsuru olan ve icra yoluyla takip edilen krediye ilişkin olarak şüpheli alacak karşılığı ayırma koşulları olayda gerçekleşmiş olup, kredinin hasılat hesaplarına intikal ettirilmediği gerekçesiyle karşılık ayrılamayacağı ileri sürülerek yapılan tarhiyatta ve bu tarhiyata karşı açılan davada tarhiyatın tamamen kaldırılması gerekirken vergi aslına ilişkin kısmının reddedilmesinde yasaya uyarlık bulunmamaktadır. (Danıştay 4.Dairesi, E.2006/2484, K.2006/2047, K.Tarihi: 31/10/2006)

–   Tetkik Hakimi ….’ın Düşüncesi: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 323 üncü maddesinde düzenlenen şüpheli alacak kaydı ticari kazançlarda uygulanan tahakkuk esasının bir sonucudur. Buna göre henüz tahsil edilmeden hasılata yazılan ve karın oluşumunu etkileyen mal ve hizmet bedelinin tahsilinin şüpheli hale gelmesi halinde, aynı miktar zarar yazılarak hesapların düzeltilmesi sağlanmaktadır. Şüpheli alacaklara ilişkin bu açıklama sonucu daha önce tahakkuk esasına göre hasılat yazılmamış, başka bir ifadeyle karın oluşumunu etkilememiş bir alacağın şüpheli hale gelme durumunda zarar yazılmaması gerektiği kanaatine varılabilir. Ancak 323 üncü maddeye 2365 sayılı kanunla eklenen Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla şüpheli alacak ayrılabileceği ifadesinden yola çıkıldığında, ticari faaliyetin normal icaplarından doğan alacaklar için şüpheli alacak kaydedilebileceği anlaşılmaktadır. Nitekim 323 üncü maddede değişiklik yapan 2365 sayılı Kanunun 58 inci maddesiyle ilgili gerekçe metninde karşılık ayırmak suretiyle, zarara intikal ettirilecek alacağın, ticari ve zirai faaliyetin elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olması, diğer şekilde ifade ile alacağın daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş bulunması gerektiği belirtilmiştir. Buradan da anlaşıldığı gibi kanunda belirtilen diğer şartların da bulunması kaydıyla işletmenin kazanç sağlamaya yönelik olarak yaptığı işlemlerden kaynaklanan alacaklar, şüpheli alacak yazılabilir. Olayda da davacı şirketin çalışma şekli dikkate alındığında üretici firmaya ödediği avansın ve yine üretici firmaya verilen mal bedelinin tahsil edilememesi nedeniyle, bunların şüpheli alacak yazılmasının mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak davacı şirketin kayıtlarında gerek avans ödemesine gerekse mal gönderilmesine ilişkin kayıtlar yer almamakta, dolayısıyla davacı şirket bu alacaklarını tevsik edememektedir. Avans ödemesi yapılan ve hammadde gönderilen …. Anonim Şirketinin kayıtlarında ise sadece avans ödemesine ilişkin bilgiye rastlanılmaktadır. Davacı şirketin avans ve mal bedeli şeklindeki alacaklarını tahsil edememesi nedeniyle şüpheli alacak kaydı mümkün olmakla birlikte, defter ve belgelerden bu alacakların varlığı tespit edilemediğinden bunların şüpheli alacak kaydı yasal bulunmamaktadır. Şüpheli alacak kaydına ilişkin matrah farkının mahkeme kararında yazılı gerekçelerle tasdikinde, bu nedenlerle isabet görülmemiştir. (Danıştay 4.Dairesi, E. 1997/19, K.1998/1256,K.Tarihi:30/03/1998)

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Yukarıda da belirtildiği üzere, ticari kazançlarda elde etme tahakkuk esasına bağlanmıştır. Tahakkuk ise, gelirin mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesini ifade etmektedir. Bu durumda, geliri doğuran muamelelerin eksiksiz olarak tekemmül etmesi, ticari kazanç açısından gelirin elde edildiği anlamına gelir. Tahakkuk esasına göre vergilenen gelirin, ileriki safhalarda çeşitli nedenlerle sahibinin tasarrufuna girmemesi ihtimali dikkate alınarak, muhtemel olumsuzluğu gidermeye dönük, vergi mevzuatında “Şüpheli Alacaklar” ve “Değersiz Alacaklar” düzenlemeleri bulunmaktadır. Konumuz şüpheli alacaklar olduğundan sadece bu konuya değinilmiştir. Değersiz alacaklar ise ayrı bir yazı konusudur.

Bir alacağın şüpheli alacak olarak kabul edilmesinin ön şartı, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması gerektiğidir. Kanundaki bu genel hüküm, alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idamesi ile bağlantısını kurmada bazı durumlarda tereddüde yol açmaktadır. Verilen avanslar da bunlardan biridir. VUK 3.maddesinde belirtildiği üzere vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı, tereddüt doğuran bu gibi hallerde hükmü belirlerken diğer sıraya, konuluşundaki maksada yani kanun gerekçesine gitmek gerekmektedir. Kanunun ilgili maddesinin gerekçesinde açıkça ifade edildiği üzere, karşılık ayrılmak suretiyle zarara intikal ettirilecek alacağın ticari ve zirai faaliyetin elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olması, diğer bir ifade ile alacağın daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş bulunması gerekmektedir.

Bu durumda, mali idarenin, bir alacağın karşılık ayrılmak suretiyle zarara intikal ettirilebilmesi için daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmesi gerektiği şeklindeki görüşü bizim de katıldığımız görüştür. Aksi durum ise, ticari faaliyetin normal icaplarının ötesinde sermayede meydana gelen eksilmenin zarar yazılması gibi bir durum ortaya çıkarır ki böylesi bir durumda gelir veya kurumun vergilemesinden bahsedilemez.

 

Devamı: Karşılığında Mal Temin Edilemeyen Sipariş Avansları İçin Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılabilir Mi? – Cihangir ÖZKÖK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>