Özgür BİYAN, Yazar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri https://www.alomaliye.com/author/ozgur-biyan/ Güncel Mevzuat, Muhasebe, Vergi, SGK, Ekonomi Haberleri Tue, 17 Mar 2020 02:36:47 +0000 tr hourly 1 https://www.alomaliye.com/wp-content/uploads/2018/02/cropped-alomaliye-icon-3-32x32.png Özgür BİYAN, Yazar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri https://www.alomaliye.com/author/ozgur-biyan/ 32 32 2019 Yılında Elde Edilen ve 2020 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN Öğretim Üyesi https://www.alomaliye.com/2020/03/17/2019-konut-ile-isyeri-kira-gelirleri-vergilendirilmesi/ Tue, 17 Mar 2020 02:30:07 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=95585

2019 Konut İle İşyeri Kira Gelirleri Vergilendirilmesi Beyanname verme dönemi geldi. Kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin Mart 2020 döneminde verilmesi gerekiyor. Konut ve işyeri kira geliri elde eden kişilere ve uygulamacılara katkısı olması dileği ile geleneksel hale gelen çalışmamızı güncelleyerek istifadenize sunuyoruz. I. KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait […]

Devamı: 2019 Yılında Elde Edilen ve 2020 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN Öğretim Üyesi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

2019 Konut İle İşyeri Kira Gelirleri Vergilendirilmesi

Doç. Dr. Özgür BİYAN
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, İİBF, Maliye Bölümü
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com
Vakkas YURTLU
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, SBE, Maliye Yüksek Lisans Öğrencisi
Sinan AKYOL
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, SBE, Maliye Yüksek Lisans Öğrencisi

Beyanname verme dönemi geldi. Kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin Mart 2020 döneminde verilmesi gerekiyor. Konut ve işyeri kira geliri elde eden kişilere ve uygulamacılara katkısı olması dileği ile geleneksel hale gelen çalışmamızı güncelleyerek istifadenize sunuyoruz.

I. KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM

Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait olarak nakdî veya aynî tahsil edilen kira bedelleri, o yılda elde edilmiş gelir kabul edilecektir. Diğer yandan gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kira bedelleri, ilgili yılın geliri olarak kabul edilerek beyan edilecektir (GVK.m.72/3).

Yabancı parayla yapılan ödemeler, ödeme gününün borsa rayici ile borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilecektir.

Örnek: Bir apartman dairesi 2019 yılında yıllığı 30.000 TL’den 2 yıl süreli olarak kiraya verilmiş ve iki yıllık kira bedeli peşin tahsil edilmiştir.

Peşin tahsil edilen (30.000 x 2) 60.000 TL 2019 yılının toplam geliri olarak dikkate alınmayacaktır. Gelecek döneme ait peşin tahsil edilen kira, ilgili yılın geliri kabul edilecek ve o ilgili yılın beyannamesinde bildirilecektir. Dolayısıyla örneğimize göre 30.000 TL 2019 yılı geliri, diğer 30.000 TL 2020 yılı geliri olarak beyan edilmelidir.

Örnek: Kiraya verilen bir villa karşılığında kira bedeli olarak otomobil alınması durumunda otomobilin emsal bedeli o villa için tahsil edilmiş kira bedeli olarak kabul edilecektir.

Örnek: Sahip olduğu mülkünü konut olarak kiraya veren ve karşılığında yıllık 50.000 USD alan kişinin geliri, ödeme günü geçerli olan kur üzerinden TL’ye çevrilerek kazanç olarak dikkate alınacaktır. Örneğin tahsilat günü kur 5.85 TL ise, bedel 50.000×5.85=292.500 TL olarak dikkate alınacak ve beyan edilecektir.

II. KONUT VE İŞYERİ KİRA GELİRİ NEDENİYLE KİMLER BEYANNAME VERECEK?

Gayrimenkulün Cinsi Yıllık Kira Geliri Tutarı Beyan Durumu
Konut 5.400 TL ve daha az Beyanname verilmeyecek(*)
Konut 5.400 TL ve üzeri Beyanname verilecek
İşyeri (Brüt) 40.000TL ve daha az Beyanname verilmeyecek
İşyeri (Brüt) 40.000 TL ve üzeri Beyanname verilecek
Konut (İstisna Sonrası Rakam) + İşyeri (Brüt) 40.000TL ve üzeri Beyanname verilecek
(*) Başka gelirler için beyanname verilse dahi bu gelir beyannameye dahil edilmeyecek.

Yukarıdaki tablo sadece kira geliri elde eden mükellefler için geçerlidir. Başka gelirlerin de birlikte elde edilmesi durumunda özel ve farklı uygulamalar olabilir. Farklı gelirlere sahip mükelleflerin serbest muhasebeci mali müşavir ya da yeminli mali müşavirlere danışmasında fayda bulunmaktadır.

Aynı yıl içinde hem konut kirası hem de işyeri kirasının birlikte elde edilmesi durumunda, konut kira gelirinden 5.400 TL istisna tutarı düşüldükten sonra kalan tutar ile birlikte işyeri kira gelirinin toplamı 40.000 TL’yi aşıyorsa, hem konut hem de işyeri kira geliri beyan edilecek, aşmıyorsa yalnızca konut kira geliri beyan edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 20.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 25.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 40.000 TL’yi geçtiği için hem konut hem de işyeri kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir. Beyannamede verginin hesaplanması sırasında işyeri üzerinden yapılan tevkifatlar hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 10.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 15.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 40.000 TL’yi geçmediğinden sadece konut kira gelirine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

Uygulamada çoğunlukla kiralar net bedeller üzerinden akdedilmektedir. Ancak işyeri kira gelirlerinin beyan edilmesi sırasında brüt rakamlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşyeri kira ödemelerinden yapılan stopaj oranı yüzde 20’dir. İşyeri kiralarında brüt rakamlar hesaplanırken aşağıdaki formülden yararlanmak mümkündür.

Brüt Kira = Net Kira / (1 – Stopaj Oranı)

Örnek: Aylık 2.500 TL net kira bedeli üzerinden akdedilen ve işyeri olarak kiraya verilen bir gayrimenkulün brüt kirası şöyle hesaplanacaktır:

Aylık Brüt Kira = 2.500 / (1 – 0,20)

Aylık Brüt Kira = 2.500 / 0,80

Aylık Brüt Kira = 3.125 TL

Yıllık Brüt Kira = 37.500 TL (3.125 x 12)

III. KONUT KİRA GELİRLERİNDE İSTİSNA

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinde bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2019 yılı için 5.400 TL’si gelir vergisinden müstesnadır.

İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır

İstisna konut (mesken) olarak kiraya verilen taşınmazlar için geçerli olduğundan, işyeri kira kazançlarından konut istisnasının indirilmesi mümkün değildir.

Kiraya verilen gayrimenkul kiracı tarafından hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde (home-office) elde edilen kira kazancına konut istisnası uygulanmayacaktır.

Taşınmazlarını konut olarak kiraya verenlerin, sahip oldukları başka taşınmazlarını işyeri olarak kiraya vermeleri durumunda konutlardan elde ettikleri gelirlere istisna uygulanacaktır.

Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilmesi halinde de istisna tutarı aynı şekilde 5.400 TL olarak uygulanacaktır.

Örnek: 2019 yılı Haziran ayından bu yana (7 aylık) konut olarak kiraya verilen bir taşınmazdan elde edilen kira kazancının tamamına konut istisnası 5.400 TL olarak uygulanacaktır. Diğer deyişle 5.400 TL’lik istisna tam rakam olarak uygulanacak, altıncı aydan itibaren kiraya verdim, o zaman kalan altı aylık dönem için istisnanın da o kadarlık kısmından yararlanmalıyım, anlamı çıkarılmamalıdır. İstisna kaç ay gelir elde edilirse edilsin tam rakam olarak uygulanmalıdır.

Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelir, hisse sahiplerine hisseleri oranında bölüştürülecek ve her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 5.400 TL’lik istisna uygulanacaktır. İstisna kişiye özgüdür.

Örnek: Eşi ile birlikte yarı yarıya hisseli ortak olduğu taşınmazını mesken olarak kiraya veren Bay (X) yıllık 12.000 TL gelir elde etmiştir. Bu durumda gelir hisseli bir konut olduğundan ikiye bölünecektir. Hem Bay (X) hem de eşi 6.000 TL ayrı ayrı gelir elde etmiş kabul edilir ve her biri ayrı ayrı 5.400 TL tutarındaki konut istisnasından yararlanır.

Konut istisnasından yararlanamayacak olanlar şöyle sıralanabilir:

— Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar; yani ticari kazanç sahipleri (I.sınıf ve II.sınıf tacirler ile birlikte basit usule tabi olanlar), zirai kazanç sahipleri (defter tutan çiftçiler), serbest meslek erbapları,

— Ticari, zirai veya mesleki kazancı olmamakla birlikte istisna haddinin (5.400 TL) üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 148.000 TL’yi aşanlar.

286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği uyarınca mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik tutarın tespitinde ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratların, ayrı ayrı veya birlikte elde edilmesine bakılmaksızın, elde edilen kazanç ve iratların brüt tutarlarının toplamı dikkate alınacaktır. Söz konusu tutarın tespitinde, sayılan bu kazanç ve iratların beyan edilip edilmemesinin ya da bu kazanç ve iratlara herhangi bir istisna uygulanıp uygulanmamasının önemi bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, istisna haddinin altında elde edilen mesken kira gelirleri, ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratları toplamının 148.000 TL’lik tutarı aşıp aşmadığına bakılmaksızın yıllık gelir vergisi beyannamesine dâhil edilmeyecektir. Söz konusu istisna tutarı, 5.400 TL olarak tespit edilmiştir.

Aşağıda bu durum ile ilgili 286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği’nde yer alan güncellenmiş örnekler bulunmaktadır.

Örnek – Bay (A), 2019 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 6.500 TL kira geliri ile birlikte tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 40.000 TL işyeri kira geliri ve 40.000 TL mevduat faizi elde etmiştir.

Bay (A)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2019 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 148.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Buna göre, Bay (A)’nın 2019 yılı içerisinde elde ettiği 6.500 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 148.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Dolayısıyla, 2019 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı (40.000 + 40.000 + 6.500=) 86.500 TL, 2019 yılı bakımından 148.000 TL aşmadığından Bay (A)’nın elde ettiği kira geliri için konut istisnasından yararlanması mümkün olacaktır.

Örnek – Bayan (B), 2019 yılında konut olarak kiraya verdiği dairesinden 160.000 TL kira geliri elde etmiştir.

Bayan (B)’nin elde ettiği konut kira geliri (160.000 TL), 2019 yılı bakımından 148.000 TL’yi aştığından elde edilen kira geliri için konut istisnasından yararlanamayacaktır.

Örnek – Bay (C), 2019 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 30.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 40.000 TL işyeri kira geliri ve 85.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Elde edilen gelir toplamının (30.000 + 40.000 + 85.000=) 155.000 TL, 2019 yılı bakımından 148.000 TL aşması nedeniyle, 30.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna (5.400 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bay (D), 2019 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 3.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 15.000 TL mevduat faiz geliri ve 72.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bay (D)’nin elde etmiş olduğu kira geliri 2019 yılı bakımından öngörülen 5.400 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu gelirin istisnaya konu edilip edilmeyeceğinin tespiti bakımından mükellefin elde etmiş olduğu menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve ücret geliri toplamının 148.000 TL’yi aşıp aşmadığına ayrıca bakılmayacaktır. Dolayısıyla Bay (D), elde etmiş olduğu söz konusu mesken kira geliri istisna tutarının altında kaldığından, bu gelir için beyanname vermeyecektir.

Örnek – Bayan (E), 2019 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 2.500 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 20.000 TL iş yeri kira geliri, birinci işverenden 45.000 TL, ikinci işverenden ise 30.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bayan (E)’nin elde etmiş olduğu konut kira geliri 2019 yılı bakımından öngörülen 5.400 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu kira geliri yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyecektir.

Örnek – Bay (F), 2019 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 18.000 TL kira geliri, ortağı olduğu anonim şirketten tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 140.000 TL kâr payı elde etmiştir.

Her ne kadar anonim şirketlerden elde edilen kâr payının yarısı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da bu tutarın tamamı mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (140.000+18.000=) 158.000 TL, 2019 yılı bakımından 148.000 TL’yi aşması nedeniyle, 18.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bayan (G), 2019 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 15.000 TL kira geliri, birinci işverenden 35.000 TL, ikinci işverenden ise 30.000 TL ücret geliri ve gayrimenkul satışından kaynaklı net 80.000 TL değer artış kazancı elde etmiştir.

Her ne kadar 2019 yılı bakımından gayrimenkul satışından elde edilen değer artış kazancının 14.800 TL’si Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da, mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde istisna düşülmeden önceki tutarın tamamı dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (15.000 + 35.000 + 30.000 + 80.000 =) 160.000 TL, 2019 yılı bakımından 148.000 TL’yi aşması nedeniyle, 15.000 TL’lik konut kira geliri bakımından konut istisnası (5.400 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Kamu kurumunda aylık brüt 5.900 TL maaşla çalışan Bay (H), 1/7/2019 tarihinde emekli olup, 80.140 TL emekli ikramiyesi almış ve kendisine 3.700 TL emekli aylığı bağlanmıştır. Ayrıca 2019 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 12.500 TL kira geliri elde etmiştir.

Bay (H)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2019 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 148.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Bay (H)’nın 2019 yılı içerisinde elde ettiği 7.500 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 148.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Buna göre, 2019 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı [(6 x 5.900) + 80.140 + (6 x 3.700) + 12.500 =] 150.240 TL, 2019 yılı bakımından 148.000 TL’yi aşması nedeniyle, 12.500 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

IV. KİRA GELİRLERİNDEN İNDİRİLECEK GİDERLER

Yıllık konut veya işyeri kira geliri hâsılatından indirilecek olan giderler;

– Gerçek gider usulü veya
– Götürü gider usulü olmak üzere iki şekilde tespit edilmektedir.

DİKKAT: Mükellef bu usullerden istediğini seçebilir. Ancak götürü usulü seçenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemezler. (GVK.m.74).

Kira kazançlarının tespitinde gider usulünün seçiminde bütünlük esastır. Diğer deyişle bir gayrimenkulden elde edilen kazanca aşağıda açıklanan yöntemlerden biri, kazanç elde edilen diğer bir gayrimenkulden elde edilen kazanca başka bir gider usulü seçilmesi mümkün değildir. Elde edilen kira gelirlerinin toplamına ya götürü usul ya da gerçek gider usulünden biri seçilmelidir.

Ancak bu bütünlük kuralının iki istisnai durumu vardır. Birincisi tam mükellefiyete tabi bir mükellef, isterse, yurtiçindeki ve yurtdışındaki gayrimenkullerinden elde ettiği kiraları için farklı usulleri seçebilir. İkincisi VUK 112 No’lu tebliğ uyarınca kiraya verilen gayrimenkuller arasında ne maliyet bedeli ve ne de vergi değeri belli olmayan bina ve arazi bulunduğu takdirde, diğerleri için gerçek gider usulü seçilmiş olsa da, bu bina veya arazi için götürü gider usulü uygulanabilir.

A- GERÇEK GİDER USULÜ

Bu usulde, fiilen yapılmış olan ve belgelerle ispatlanan giderler gerçek tutarlarıyla yıllık kira geliri toplamından indirilecektir.

Bu usulde konut kira gelirinden istisna edilen 5.400 TL’ye isabet edenler hariç olmak üzere yıllık kira tutarından aşağıda yazılı giderler indirilir:

1- Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri,

2- Kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulün önemi ile uygun derecede idare giderleri,

3- Kiraya verilen mal ve haklara özgü sigorta giderleri,

4- Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri ile konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkulün iktisap (edinme) yılından itibaren beş yıl süre ile iktisap bedelinin % 5’i,

5- Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları,

6- Kiraya veren tarafından yapılan ve gayrimenkulün iktisadi değerini artırıcı niteliği olan ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik harcamalar,

7- Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar,

8- Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri,

9- Kiraya verilen mal ve haklara ait bakım ve idame giderleri,

10- Kiraladıkları mal ve hakları kiraya verenlerin ödedikleri kiralar ve diğer gerçek giderler,

11- Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli,

12- Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.

Gayrimenkul sermaye mahiyetindeki mal ve hakların kısmen kiraya verilmesi halinde, yukarıda yazılı giderlerden yalnız bu kısma isabet edenler hasılattan indirilebilir.

Para cezaları ve vergi cezaları hâsılattan gider olarak indirilemez.

Örnek: Bankadan kredi alınmak suretiyle bir apartman dairesi satın alan kişi söz konusu daireyi kiraya vererek irat elde etmekte ise gerçek gider usulünü seçmesi halinde o yıla ait kira gelirinden bankaya yıl içinde ödediği kredi faizlerini indirebilecektir.

Örnek: Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen ve gider olarak kazançtan indirilebilecek vergi, resim, harçlara örnek olarak; emlak vergisi, temizletme ve aydınlatma harcı, çevre temizlik vergisi (çöp vergisi), arama, işletme, imtiyaz, telif, patent vb. haklar için ödenen resim ve harçlar örnek olarak verilebilir.

Örnek: Bir binanın kapı ve pencerelerinin tamiri, boyanması, otomatın, elektrik tesisatının, banyo kazanı ve lavaboların tamiri veya yenilenmesi gibi giderler, gayrisafi hâsılattan gider olarak indirilir. Bu harcamaların mülk sahibi tarafından yapılması şarttır.

Örnek: Bir binanın üzerine kat ilavesi, asansör ve kalorifer tesisatı olmayan binaya sonradan bu tesislerin yapılması nedeniyle yapılan giderler normal onarım gideri olmadığından hâsılattan düşülemez. Bu giderler gayrimenkulün maliyet bedeline eklenmek ve bu gayrimenkullerle birlikte amortismana tabi tutulmak kaydıyla, amortismanların gider olarak hâsılattan indirilmesi gerekir.

Örnek: Bir gerçek kişi sahibi bulunduğu apartman dairesinde öteden beri oturmakta iken, bu dairenin şehir merkezinde kalması ve yüksek kira getirmesi sebebiyle işyeri olarak yıllığı 50.000 TL’den kiraya vermiştir. Kendisi de yıllığı 30.000 TL’den kira ile tuttuğu başka bir apartman dairesinde ikamet ettiği varsayılırsa, ödediği bu kira bedelini elde ettiği işyeri kira gelirinden gider olarak indiremez. Çünkü ikamet ettiği konuta ait kirayı indirim konusu yapabilmesi için sahibi olduğu binayı da konut olarak kiraya vermesi gerekmektedir.

Örnek: Bay (Z) 2018 yılında 250.000 TL’ye satın aldığı bir apartman dairesini, 01.01.2019’da konut olarak kiraya vermiş ve yıllık 16.800 TL gelir elde etmiştir. Satın aldığı konutun % 5’i 12.500 TL (250.000 x % 5)’dir. Gerçek gider yönteminin seçilmesi ve istisnaya isabet eden tutarın ayrıştırılması ile kazançtan indirim konusu yapılabilir.

GERÇEK GİDER YÖNTEMİNİ SEÇENLER DİKKAT!

Gerçek gider yöntemini seçen mükellefler, yapıkları harcamaların konut kira gelirinden istisna edilen 5.400 TL’ye isabet eden kısmını gider olarak indiremezler. Dolayısıyla istisnaya isabet eden kısmın hesaplanması gerekir. Şöyle ki;

Toplam Gider  x Vergiye Tabi Hasılat (*)

İndirilebilecek Gider =        ——————————————————————

Toplam Hasılat

(*) Vergiye Tabi Hasılat = Toplam Hasılat – Mesken Kira Geliri İstisnası

Örnek: Sahibi olduğu konutu 2019 yılında kiraya veren ve 9.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefin başka geliri bulunmamaktadır. Mükellef gayrimenkulü ile ilgili olarak, 3.000 TL harcama yapmış olup, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Gerçek gider yöntemi seçildiğinden 3.000 TL’lik harcamanın 5.400 TL’lik istisnaya isabet eden kısmının hesaplanması ve toplam gider içinden ayrıştırılması gerekir. Buna göre;

Vergiye Tabi Hasılat = 9.000 – 5.400 =  3.600 TL

İndirilebilecek Gider = (3.000 x 3.600) / 9.000 = 1.200 TL

Dolayısıyla gider olarak 3.000 TL değil, 1.200 TL indirilebilecektir. İstisnaya isabet eden kısım bu şekilde ayrıştırılmış olmaktadır.

B- GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 74. maddesinde, isteyen yükümlülerin, bir önceki bölümde açıklanan gerçek giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarının %15’ini götürü olarak indirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu usulü seçen mükelleflerin götürü gidere ilişkin orana (%15) isabet eden tutar dışında, maddede bahsi geçen gerçek giderlerden herhangi birisini ayrıca indirmeleri söz konusu olamayacaktır. Çalışmanın sonunda götürü gider usulü ile ilgili örneklere yer verilmiştir.

Götürü gider usulü ve gerçek gider usulünün seçilmesinde mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır. Ancak götürü gider usulünü seçenler iki yıl geçmedikçe gerçek usule dönemeyeceklerdir (GVK.m.74).

V- KİRA GELİRLERİNE UYGULANACAK İNDİRİMLER NELERDİR?

Konut veya işyeri kira geliri elde eden mükellefler yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde istisna ve giderler düşüldükten sonra kalan kira tutarı üzerinden ayrıca aşağıda sayılan giderleri indirim konusu yapabileceklerdir

1- Beyan edilen gelirin %15‘ini ve asgari ücretin yıllık tutarını (30.700,80 TL) aşmamak şartıyla mükellefin şahsınaeşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si ile ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri kazançtan indirim konusu yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması, prim tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şarttır. Eşler veya çocuklar ayrı beyanname veriyorlarsa bunlara ait prim kendi gelirlerinden indirilir.

2- Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları.

3- Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin % 5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için % 10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.

4- Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin ve Gençlik ve Spor Bakanlığına ait gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kamplarının inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamı.

5- Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı.

6- Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimaraştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;

a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,

b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelikkitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,

c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonunakazandırılmasına,

d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,

e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmalarıve yüzey araştırmalarına,

f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunmasıveya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirtilmesi çalışmalarına,

g) Kültür envanterininoluşturulması çalışmalarına,

h) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,

i) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatın tedariki ile film yapımına,

j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konsergibi kültürel ve sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına,

İlişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan her türlü bağış ve yardımların % 100’ü;

7- 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için % 50’si.

8- Başbakanlıkça veya Bakanlar Kurulunca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni veya nakdi bağışların tamamı.

9- İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımların tamamı.

10- Diğer kanunlara göre tamamı indirilecek bağış ve yardımlar; Yüksek Öğretim Kanununa göre üniversitelere ve Yüksek Teknoloji Enstitüsüne makbuz karşılığı yapılan nakdi ve ayni bağışlar ile vakıf üniversitelerine yapılan bağış ve yardımlar; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununa göre yapılan bağış ve yardımlar; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Kuruluşu Hakkındaki Kanuna göre yapılan nakdi bağışlar; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununa göre yapılan ayni ve nakdi bağışlar; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununa göre yapılan ayni/nakdi bağışlar; İlköğretim ve Eğitim Kanununun 76’ ncı maddesine göre ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışların tamamı indirilebilecektir.

VI. GİDER FAZLASI VE ZARAR DURUMU

Gayrimenkul sermaye iradına konu olan sermayenin kendisinde meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz ve iradın gayri safi miktarının tespitinde gider olarak kabul edilmezler.

Gayrimenkul sermaye iradının safi tutarının hesabında giderlerin fazlalığı dolayısıyla doğan zararlar, beş yılı geçmemek üzere gelecek yıllarda elde edilen kira gelirlerinden gider olarak düşülebilir. Bu durumun iki istisnası vardır:

1- Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konut veya lojmanların kira bedellerini indirim konusu yapmaları durumunda bir zarar doğması halinde, bu zararın gelecek yıllarda elde edilen gayrimenkul sermaye iradından indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

2- Konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkule ait hasılattan indirim konusu yapılan iktisap bedelinin % 5’i oranındaki tutarın indirilemeyen kısmı gider fazlalığı olarak dikkate alınamaz.

VII. EMSAL KİRA BEDELİ ESASI

A- EMSAL KİRA BEDELİNİN TESPİTİ

Emsal kira bedeli uygulaması gayrimenkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde kullanılan bir vergi güvenlik müessesesidir. Emsal kira bedeli gayrimenkulün kira ücreti almadan başkasının kullanımına bırakılması durumunda ya da kira ücretinin emsal kira bedelinden düşük olması durumunda devreye giren bir düzenlemedir. Bu tip durumlarda gayrimenkulün emsal kira bedeli, gayrimenkulün kirası sayılmaktadır.

Emsal kira bedeli bina, arazi, mal ve haklarda ayrı ayrı tespit edilmektedir. Bina ve arazilerde emsal kira bedeli, yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kiradır. Kira mevzuatına göre kira takdir veya tespit etmeye yetkili makamlar, mahkeme veya yetkili özel makamlardır. Böyle bir makam yoksa veya söz konusu bina ve arazi için kira takdir veya tespiti yapılmamış ise, emsal kira bedeli, Vergi Usul Kanunu’na göre belirlenen vergi değerinin %5’idir.

Vergi değeri bina ve arazinin rayiç bedelidir. Rayiç bedel ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ve aynı maddede sözü edilen “emlak vergisine matrah olacak vergi değerinin takdirine ilişkin tüzük” hükümlerine göre saptanmaktadır.

Örnek: Bay (Y) emlak vergisi değeri 100.000 TL olan konutlarından birini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakması halinde kira bedeli tahsil etmemiş olmasına rağmen 100.000 TL x %5 = 5.000 TL emsal kira bedeli üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle vergi ödeyecektir.

B- EMSAL KİRA BEDELİNİN HANGİ DURUMLARDA UYGULANACAĞI VE UYGULANMAYACAĞI

Emsal kira bedeli kiraya verilen mal ve haklara ait kiranın, emsal kira bedelinden düşük olması, mal ve hakların bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda uygulanacaktır.

Emsal kira bedeli esası aşağıdaki durumlarda ise uygulanmayacaktır:

– Boş kalan gayrimenkullerin muhafazası amacıyla bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda. Örneğin, bir yazlığın kışın korunması suretiyle münasip bir kısmının bekçiye tahsis edilerek bırakılması gibi.

– Binaların mal sahiplerinin usul (anne, baba, anneanne, babaanne, nine, dede), füru (çocuk, torun) veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi durumunda (Usul, füru veya kardeşlerden her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnızca birisi hakkında emsal kira bedeli hesaplanmaz, kardeşler evli ise eşlerinden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz),

Örnek: Bay (A) evlidir ve babası tarafından kendisine bedelsiz olarak bir ev tahsis edilmiş olup bu evde ikamet etmektedir. Bay (A)’nın eşi Bayan (B)’nin babası da kendilerine bedelsiz olarak başka bir konut tahsis etmiştir. Bu durumda evli eşlere babaları tarafından iki tane bedelsiz konut tahsisi söz konusudur. Sadece bir konut için emsal kira bedeli uygulanmayacak, diğer konut için ise emsal kira bedeli hesaplanacaktır.

– Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi durumunda

– Genel bütçeye dâhil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda,

emsal kira bedeli uygulanamaz (GVK madde 73/2).

Diğer yandan emsal bedelden düşük tutarda elde edilen kira gelirinin kira sözleşmesi, ödemeye ilişkin banka dekontu veya havale makbuzu vb. belgelerle veya kiracının ifadesiyle ispat veya tevsik edildiği durumlarda ayrıca emsal kira bedeli karşılaştırılması uygulaması yoluna gidilmemektedir. Söz konusu ispat veya tevsik işlemine ise ancak beyan edilen kira gelirlerinin gerçek durumu yansıtmadığına ilişkin karinelerin bulunması veya vergi incelemeleri sırasında yetkililerce talep edilmesi durumunda başvurulmaktadır (GVK İç Genelgesi 05.01.1999-292, Sıra No:1999/1).

VIII. BEYANNAME NE ZAMAN VE NEREYE VERİLECEK?

– 2019 yılı kazançlarına ilişkin beyanname 1-31 Mart 2020 tarihi mesai saati sonuna (internet üzerinden verilen beyanlarda 23:59’a) kadar verilecektir.

– Türkiye’yi terk edenler yurtdışına çıkma tarihinden önceki 15 gün içinde vereceklerdir.

– Ölüm halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde vereceklerdir.

Beyanname, kayıtlı bulunulan vergi dairesine verilecektir. Beyanname, elden verilebileceği gibi posta ile de gönderilebilecektir. Bunun yanında 26 Sıra No’lu VUK Sirkülerine göre internet yoluyla da (elektronik beyanname) beyanda bulunmak mümkündür.

Beyanname taahhütlü olarak posta ile gönderildiğinde, postaya veriliş tarihi beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Beyanname normal (adi) posta ile gönderilirse, beyannamenin vergi dairesine ulaştığı tarih beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

252 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği açıklamaları çerçevesinde, işyeri kira gelirleri ile ilgili olarak, tevkif yolu ile kesilen vergilerin mahsubunda; mükelleflerin kendilerinden vergi tevkifatı yapan vergi sorumlularının (kiracının) adı soyadı, unvanı, vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri gösteren tabloyu yıllık beyanlarına eklemeleri gerekir.

Maliye Bakanlığı VUK’nun mükerrer 257 nci maddesine dayanarak yeni bir tebliğ yayınlamış ve uygulamaya dönük yeni bir beyan yöntemi ihdas etmiştir. 25 Şubat 2016 tarihli ve 29635 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 470 Sıra No’lu Genel Tebliğ uyarınca ücret, kira, menkul sermaye iradı veya diğer kazanç ve iratlar elde edenler için “Hazır Beyan Sistemi” getirilmiştir. Gelir Vergisi Beyannamelerinin Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak internet ortamında mükelleflerin onayına sunulduğu bir sistemdir.

Kira geliri elde eden mükellefler;

  • Kimlik bilgilerini girip özel güvenlik sorularını cevaplayarak
  • İnternet vergi dairesi şifrelerini kullanarak (şifre yoksa herhangi bir vergi dairesine kimlikle başvurarak ücretsiz alabilir) sisteme giriş yapabilirler.

Kira geliri yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar da bu sistemden yararlanabilmektedir. Bu bakımdan, vergi dairesinde mükellefiyet kaydı bulunmadığında, internet vergi dairesinde hazırlanan kira beyannamesi elektronik ortamda onaylandığı anda, şahıs adına vergi dairesinde mükellefiyet tesisi ve vergi tahakkuku işlemleri otomatik olarak gerçekleştirilmektedir.

Onaylanan kira beyanına ilişkin ödemeler;

  • Gelir İdaresi Başkanlığı internet sitesi üzerinden anlaşmalı bankaların kredi kartları ile
  • Anlaşmalı bankaların internet bankacılığını kullanarak
  • Anlaşmalı bankalardan
  • Tüm vergi dairelerinden

yapılabilir.

Sistemi kullanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Beyannameler vergidairesine gidilerek elden veya internet ortamında (E-Beyanname Düzenleme Programı) da verilebilir.

IX. BEYANNAME VERİLMEMESİ HALİNDE YAPILACAK İŞLEMLER

Kira gelirini beyan etmeyenlerden, ödemedikleri vergi, cezalı olarak alınmaktadır.  Beyanda bulunmayanlar;

– 5.400 TL’lik konut kira geliri istisnasından yararlandırılmamakta,

– Vergi dairesi, durumu tespit ettiğinde; iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesmektedir. Kira gelirini takdir komisyonu takdir etmekte, bunun üzerinden de vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte vergi alınmaktadır.

X. KİRA ÖDEMELERİNİN BANKADAN YAPILMA ZORUNLULUĞU

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliğine göre;

– Konutlarda, her bir konut için aylık 500 TLve üzerinde kira geliri elde edenler;

– İşyerlerinde ise herhangi bir miktar ile sınırlı olmaksızın işyerini kiraya verenler ile kiracıların,

kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunlu hale getirilmektedir.

Mükelleflerce her bir konut için aylık tutarı 500 TL’nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar tebliğle getirilen zorunluluk kapsamında değildir. Öte yandan aynî olarak yapılan ödemeler de zorunluluk kapsamında değildir.

Konutlarda tevsik zorunluluğu sadece kiraya vereni kapsamaktadır (mülk sahibi). İşyerlerinde ise hem kiraya veren hem de kiracıları kapsamaktadır.

Getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, 2019 yılı için; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 2.300 TL’den, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 1.200 TL’den, bunlar dışında kalanlar hakkında 600 TL’den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir.

XI. KİRA KAZANÇLARINDA DEFTER, KAYIT VE BELGELERİN SAKLANMASI

VUK 208’e göre defter tutmaya mecbur olan gerçek kişiler gelir vergisine tabi menkul ve gayrimenkul sermayelerle bunlardan elde edilen iratları ve bunlara ilişkin giderleri defteri kebir veya işletme hesabının veya serbest meslek erbabı kazanç defterinin ayrı bir sayfasına veya ayrı bir deftere veyahut bir cetvele ayrı ayrı kaydetmeye mecburdurlar. Ancak bu hesap mükellefin diğer kazançlarını tespit için tuttuğu hesaplara karıştırılmaz ve onlar ile birleştirilmez.

Defter tutmak zorunda olmayan mükellefler ise sadece kiralama işlemi ile ilgili belgeleri aklamakla yükümlüdürler. Kira kontratı, banka dekontları, makbuzlar, gider belgeleri vb tüm dokümanlar muhafaza edilmek durumundadır. Olası vergi incelemelerinde mükellefler bu belgeleri ibraz edeceklerdir.

XII. ÖZELLİKLİ HUSUSLAR

– Depozito ödemeleri kira geliri sayılmaz.

– Bir işletmenin ya da şirketin aktifinde yer alan gayrimenkullerin kiralanması durumunda ticari kazanç (ya da zirai kazanç) hükümleri uygulanmaktadır.

– Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı paylarını kazancınızdan indirim konusu yapamazsınız.

– Boş olan ve kira geliri elde etmediğiniz gayrimenkuller için beyanname vermenize gerek yoktur. Sadece bağlı olduğunuz vergi dairesini bilgilendirmeniz yeterlidir.

– Tapu sahibi başka kişi, kirayı elde eden başka biri olması durumunda tapu sahibinin beyanname vermesi gerekmektedir. Ancak ödemelerin akıbeti hakkında vergi dairenizi bilgilendiriniz.

– Sadece işyeri kira geliri elde ediyorsanız ve elde ettiğiniz kazanç 40.000 TL’yi aşmıyorsa beyanname vermenize gerek bulunmamaktadır.

– Emekli de olsanız konut kiranız 5.400 TL’yi aştığı sürece beyanname vermeniz gerekmektedir.

–  Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında belediyeler tarafından verilen kira yardımlarının gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. Kira yardımlarını kazanç olarak kabul edip beyanname vermenize gerek yoktur. (B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010-GVK-70-19-68 sayılı ve 09/02/2011 tarihli Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi).

– İşyeri kiracılarının kesmekle yükümlü oldukları stopajları vergi dairesine yatırmamasından dolayı, işyeri sahibinin sorumluluğu yoktur.

– Mantolama gibi giderler, gerçek gider usulü seçilmesi durumunda kira kazancında gider olarak kabul edilmemektedir. Söz konusu harcamalar maliyet bedeline eklenecek ve Gelir Vergisi Kanunun 74/6 maddesi uyarınca amortisman yoluyla hasılattan indirim konusu yapılacaktır (11.08.2012 tarihli ve 38418978-120[74-12/2]-825 sayılı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi).

– Dar mükellef konumundaki mükellefler işyeri kira kazançları için beyanname vermeyeceklerdir. Ancak 5.400 TL’yi aşan konut kiraları için beyanname vermek zorundadır.

– İşyeri kira kazançlarında, kiracı konumundaki kişi stopaj yapmakla sorumlu değilse (örneğin basit usul mükellef), bu durumda kira kazancının miktarı 2.200 TL ile karşılaştırılmalıdır. Aşıyorsa beyanname verilmek zorundadır.

– Kiraya veren tarafından kiraya verilen gayrimenkul için yapılan onarım giderleri ile bakım ve idame giderlerinin kira kazançlarından gider olarak düşülmesi mümkündür.

XIII. KONUT VEYA İŞYERİ KİRA GELİRLERİNİN BEYANINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

2019 yılında elde edilen kira gelirlerine, 7194 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan düzenlemeler doğrultusunda aşağıdaki tarife esas alınacaktır.

GELİR VERGİSİ TARİFESİ
18.000TL’ye kadar %15
40.000TL’nin 18.000TL’si için 2.700TL, fazlası %20
98.000TL’nin 40.000TL’si için 7.100TL, fazlası %27
500.000TL’nin 98.000TL’si için22.760TL, fazlası %35
500.000TL’den fazlasının 500.000TL’si için 163.460TL, fazlası %40

ÖRNEK-1: Mükellef Bayan (Z), İstanbul’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2019 takvim yılında 40.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 40.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 5.400 TL  
  Kalan (40.000 – 5.400) 34.600 TL
  % 15 Götürü Gider (34.600 x % 15) 5.190 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (34.600-5.190) 29.410 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
  (18.000 TL için 2.700 TL)
  Kalan=11.410 TL için 2.282 TL)
4.982 TL
  Ödenecek Gelir Vergisi 4.982 TL

ÖRNEK-2: Mükellef Bay (S), Bursa’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2019 yılında 15.000 TL, işyeri olarak kiraya verdiği daireden ise 23.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 4.600 TL tevkifat yapılmıştır.

Başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Söz konusu mükellefin mesken kirası gelirinin istisna haddini aşan kısmı ile tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının toplamı (9.600+23.000) 40.000 TL’yi aşmadığından işyeri kira gelirini beyan etmesine gerek bulunmamaktadır. Ancak konut kira gelirini beyan edecektir.

Gayrisafi İrat Toplamı 15.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 5.400 TL
 Kalan (15.000-5.400) 9.600 TL
 % 15 Götürü Gider (9.600 x % 15) 1.440 TL
 Vergiye Tabi Gelir (9.600-1.440) 8.160 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi 1.224 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler – TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 1.224 TL

ÖRNEK-3: Mükellef Bay (F), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2019 yılında 29.000 TL kira geliri elde etmiştir. Mükellef 2019 yılı için yaptırdığı hayat sigortası kapsamında 3.000 TL prim ödemiş ve Devlete ait bir hastaneye 20.11.2019 tarihinde 500 TL makbuz karşılığı bağışta bulunmuştur.

Başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir. Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 29.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 5.400 TL
 Kalan (29.000 TL-5.400 TL) 23.600 TL
 % 15 Götürü Gider (23.600 TL X %15) 3.540 TL
 Safi İrat (23.600 TL – 3.540 TL) 20.060 TL
 Hayat Sigortasına Ödenen Katkı Payı (*) 1.500 TL
 Okul, Yurt ve Sağlık Tesisleri için Yapılan Bağış ve Yardımlar (**) 500 TL
 Vergiye Tabi Gelir  20.060  – (1.500 + 500) 18.060 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(18.000 TL için 2.700 TL)
(Kalan= 60 TL için 12 TL)
2.712 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 2.712 TL
 * Hayat sigortalarında ödenen primlerde indirilecek miktar beyan edilen gelirin % 15’ini geçemeyeceği gibi ödenen primlerin % 50’si olarak dikkate alınacaktır.

** Tamamı indirilebilir.

ÖRNEK-4: Mükellef Bayan (V), Samsun’da bulunan ve işyeri olarak kiraya verdiği mülkünden 75.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 15.000 TL tevkifat yapılmıştır. Başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 40.000 TL’yi aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 75.000 TL
 % 15 Götürü Gider (75.000 x % 15) 11.250 TL
 Vergiye Tabi Gelir (75.000-11.250) 63.750 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(40.000 TL için 7.100 TL)
(Kalan  = 23.750 TL için 6.412,50 TL)
13.512,50 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 15.000 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Alınacak Gelir Vergisi 1.487,50 TL

ÖRNEK-5: Mükellef Bay (F), işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 120.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 24.000 TL tevkifat yapılmıştır. Başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 40.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 120.000 TL
 % 15 Götürü Gider (120.000 x % 15) 18.000 TL
 Vergiye Tabi Gelir (120.000-18.000) 102.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(98.000 TL için 22.760 TL)
(Kalan  = 4.000 TL için 1.400 TL)
24.160 TL
  Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 24.000 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 160 TL

ÖRNEK-6: Mükellef Bay (K), 550.000 TL değerinde olan kredi ile aldığı ve işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 205.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 37.000 TL tevkifat yapılmıştır. Başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Yıl içerisinde gayrimenkul alımı için kullandığı kredi borcu nedeniyle 25.000 faiz ödemiştir. Ayrıca 2.500 TL sigorta harcaması yapmıştır. 550.000 TL değerindeki gayrimenkulün iktisap bedelinin % 5’i oranında indirimden yararlanılacaktır.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 40.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 205.000 TL
 Gerçek Giderler
– Faiz ödemesi: 25.000 TL
– Sigorta harcaması: 2.500 TL
– İktisap bedelinin % 5’i (550.000x%5) 27.500 TL
55.000 TL
 Vergiye Tabi Gelir (205.000-55.000) 150.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(98.000 TL için 22.760 TL)
(Kalan  = 52.000 TL için 18.200 TL)
40.960 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 37.000 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 3.960 TL

ÖRNEK-7: Bayan (Y) 2019 yılı içinde 15.000 TL emekli maaşı dışında konut olarak kiraya verdiği taşınmazından 24.000 TL gelir elde etmiştir. Götürü gider yöntemini tercih eden Bayan (Y)’nin başka bir geliri bulunmamaktadır.

Bu durumda Bayan (Y)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Emekli maaşı GVK 23/11 hükmü uyarınca vergiden istisnadır ve beyannameye dahil edilmeyecektir.

Toplam 24.000 TL konut kirası gelirine konut istisnası uygulanacak ve ödenmesi gereken vergi aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 24.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 5.400 TL
 Kalan (24.000-5.400) 18.600 TL
 % 15 Götürü Gider (18.600 x % 15) 2.790 TL
 Vergiye Tabi Gelir (18.600-2.790) 15.810 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi  2.371,50 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi  2.371,50 TL

ÖRNEK-8: Doktor olarak hastanede ücretli çalışan Bay (D) 2019 yılı içinde brüt 85.000 TL ücret geliri elde etmiştir. Sahip olduğu taşınmazlarından birini konut olarak kiraya vermiş 21.000 TL kazanç elde etmiştir. Diğerini ise işyeri olarak kiraya vermiş net 42.000 TL (brüt 52.500 TL) gelir sağlamıştır. Bankadaki mevduat hesabına 10.000 TL faiz tahakkuk etmiştir. İşyeri kazancından 10.500 TL stopaj yapılmıştır. Götürü gider yöntemini seçen Bay (D)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Tek işverenden alınan ücret ve banka mevduat faizi Gelir Vergisi Kanunu düzenlemeleri gereği beyan edilmeyecektir. Kira kazançları toplamı ise 40.000 TL’yi aştığından beyan edilecektir. Konut kira geliri 21.000 TL, işyeri kira geliri ise brüt 52.500 TL olarak beyan edilecektir.

Diğer yandan Bay (D)’nin elde ettiği kazançların toplamı 168.500 TL olduğundan (85.000+21.000+52.500+10.000) ve 148.000 TL’yi aştığından konut istisnasından yararlanması mümkün değildir. İşyeri kazançları üzerinden yapılan stopajlar ise mahsup edilecektir.

Buna göre hesaplama şu şekilde olacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 73.500 TL
 % 15 Götürü Gider (73.500 x % 15) 11.025 TL
 Vergiye Tabi Gelir (73.500-11.025) 62.475 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(40000 TL için 7.100 TL)
(Kalan  = 22.475 TL için 6.068,25 TL)
13.168,25 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 10.500 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 2.668,25 TL

ÖRNEK-9: Mükellef Bayan (A), Trabzon’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2019 takvim yılında 22.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 22.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 5.400 TL
  Kalan (22.000 – 5.400) 16.600 TL
  % 15 Götürü Gider (16.600 x % 15) 2.490 TL
  Vergiye Tabi Gelir (16.600-2.490) 14.110 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi 2.116,50 TL
  Ödenecek Gelir Vergisi 2.116,50 TL

ÖRNEK-10: Mükellef Bay (S), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2019 yılında 125.000 TL kira geliri elde etmiştir. Söz konusu konut için 30.000 TL bakım ve onarım masrafı, 2.000 TL sigorta harcaması, 2.000 TL emlak vergisi ödemesi gerçekleştirmiştir. Başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin geliri 148.000 TL’yi aşmadığından konut istisnasından yararlanacaktır. Gerçek gider yöntemini seçtiği için, istisnaya isabet eden tutarı dikkate alarak indirebileceği giderini hesaplamalıdır.

Gayrisafi İrat Toplamı 125.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 5.400 TL
Kalan 119.600 TL
 İndirilebilecek Gider (*)

Toplam Gider (30.000 + 2.000 + 2.000)

32.531,20 TL
 Vergiye Tabi Gelir (119.600 – 32.531,20) 87.068,80 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(40.000 TL için 7.100 TL)
(Kalan= 47.068,80 TL için 12.708,57 TL)
19.808,57 TL
Ödenecek Gelir Vergisi 19.808,57 TL
(*) İstisnaya isabet eden kısma ilişkin hesaplama sonrası rakam yazılmıştır.

 

Devamı: 2019 Yılında Elde Edilen ve 2020 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN Öğretim Üyesi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2018 Yılında Elde Edilen ve 2019 Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN https://www.alomaliye.com/2019/02/11/2019-konut-isyeri-kira-gelirleri/ Mon, 11 Feb 2019 09:13:21 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=80875

2019 Konut İşyeri Kira Gelirleri Bilindiği üzere kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin Mart 2019 döneminde verilmesi gerekiyor. Konut ve işyeri kira geliri elde eden kişilere ve uygulamacılara katkısı olması dileği ile geleneksel hale gelen çalışmamızı güncelleyerek yeniden istifadenize sunuyorum. Faydası olması dileğimle… Sorularınızın Cevapları İçin Tıklayınız Cevaplar Bilgilendirme Amaçlıdır. Herhangi Bir Sorumluluk Kabul Edilmez. Sayın Doç. Dr. […]

Devamı: 2018 Yılında Elde Edilen ve 2019 Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

2019 Konut İşyeri Kira Gelirleri

Doç. Dr. Özgür BİYAN
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
İİBF, Maliye Bölümü
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

Bilindiği üzere kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin Mart 2019 döneminde verilmesi gerekiyor. Konut ve işyeri kira geliri elde eden kişilere ve uygulamacılara katkısı olması dileği ile geleneksel hale gelen çalışmamızı güncelleyerek yeniden istifadenize sunuyorum.

Faydası olması dileğimle…


Sorularınızın Cevapları İçin Tıklayınız

Cevaplar Bilgilendirme Amaçlıdır. Herhangi Bir Sorumluluk Kabul Edilmez.

Sayın Doç. Dr. Özgür BİYAN‘ın Katkılarıyla…


1. KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM

Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait olarak nakdî veya aynî tahsil edilen kira bedelleri, o yılda elde edilmiş gelir kabul edilecektir. Diğer yandan gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kira bedelleri, ilgili yılın geliri olarak kabul edilerek beyan edilecektir (GVK.m.72/3).

Yabancı parayla yapılan ödemeler, ödeme gününün borsa rayici ile borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilecektir.

Örnek: Bir apartman dairesi 2018 yılında yıllığı 30.000 TL’den 2 yıl süreli olarak kiraya verilmiş ve iki yıllık kira bedeli peşin tahsil edilmiştir.

Peşin tahsil edilen (30.000 x 2) 60.000 TL 2018 yılının toplam geliri olarak dikkate alınmayacaktır. Gelecek döneme ait (2019 yılı için) peşin tahsil edilen kira, ilgili yılın geliri kabul edilecek ve o ilgili yılın, yani 2019 yılının beyannamesinde bildirilecektir. Dolayısıyla örneğimize göre 30.000 TL 2018 yılı geliri, diğer 30.000 TL 2019 yılı geliri olarak beyan edilmelidir.

Örnek: Kiraya verilen bir villa karşılığında kira bedeli olarak otomobil alınması durumunda otomobilin emsal bedeli o villa için tahsil edilmiş kira bedeli olarak kabul edilecektir.

Örnek: Sahip olduğu mülkünü konut olarak kiraya veren ve karşılığında yıllık 50.000 USD alan kişinin geliri, ödeme günü geçerli olan kur üzerinden TL’ye çevrilerek kazanç olarak dikkate alınacaktır. Örneğin tahsilat günü kur 5.35 TL ise, bedel 50.000×5.35=267.500 TL olarak dikkate alınacak ve beyan edilecektir.

2. KONUT VE İŞYERİ KİRA GELİRİ NEDENİYLE KİMLER BEYANNAME VERECEK?

Gayrimenkulün Cinsi Yıllık Kira Geliri Tutarı Beyan Durumu
 Konut  4.400 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek(*)
 Konut  4.400 TL üzeri  Beyanname verilecek
 İşyeri (Brüt)  34.000 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek
 İşyeri (Brüt)  34.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
 Konut (İstisna Sonrası Rakam) + İşyeri (Brüt)  34.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
(*) Başka gelirler için beyanname verilse dahi bu gelir beyannameye dahil edilmeyecek.

Yukarıdaki tablo sadece kira geliri elde eden mükellefler için geçerlidir. Başka gelirler de elde edilmesi durumunda özel ve farklı uygulamalar olabilir. Farklı gelirlere sahip mükelleflerin serbest muhasebeci mali müşavir ya da yeminli mali müşavirlere danışmasında fayda bulunmaktadır.

Aynı yıl içinde hem konut kirası hem de işyeri kirasının birlikte elde edilmesi durumunda, konut kira gelirinden 4.400 TL istisna tutarı düşüldükten sonra kalan tutar ile işyeri kira gelirinin toplamı 34.000 TL’yi aşıyorsa, hem konut hem de işyeri kira geliri beyan edilecek, aşmıyorsa yalnızca konut kira geliri beyan edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 20.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 25.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 34.000 TL’yi geçtiği için hem konut hem de işyeri kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir. Beyannamede verginin hesaplanması sırasında işyeri üzerinden yapılan tevkifatlar hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 10.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 20.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 34.000 TL’yi geçmediğinden sadece konut kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

Uygulamada çoğunlukla kiralar net bedeller üzerinden akdedilmektedir. Ancak işyeri kira gelirlerinin beyan edilmesi sırasında brüt rakamlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşyeri kira ödemelerinden yapılan stopaj oranı yüzde 20’dir. İşyeri kiralarında brüt rakamlar hesaplanırken aşağıdaki formülden yararlanmak mümkündür.

Brüt Kira = Net Kira / (1 – Stopaj Oranı)

Örnek: Aylık 2.500 TL net kira bedeli üzerinden akdedilen ve işyeri olarak kiraya verilen bir gayrimenkulün brüt kirası şöyle hesaplanacaktır:

Aylık Brüt Kira = 2.500 / (1 – 0,20)

Aylık Brüt Kira = 2.500 / 0,80

Aylık Brüt Kira = 3.125 TL

Yıllık Brüt Kira = 37.500 TL (3.125 x 12)

3. KONUT KİRA GELİRLERİNDE İSTİSNA

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinde bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2018 yılı için 4.400 TL’si gelir vergisinden müstesnadır.

İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır. 

İstisna konut (mesken) olarak kiraya verilen taşınmazlar için geçerli olduğundan, işyeri kira kazançlarından konut istisnasının indirilmesi mümkün değildir.

Kiraya verilen gayrimenkul kiracı tarafından hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde (home-office) elde edilen kira kazancına konut istisnası uygulanmayacaktır.

Taşınmazlarını konut olarak kiraya verenlerin, sahip oldukları başka taşınmazlarını işyeri olarak kiraya vermeleri durumunda konutlardan elde ettikleri gelirlere istisna uygulanacaktır.

Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilme hallerinde de istisna tutarı aynı şekilde 4.400 TL olarak uygulanacaktır.

Örnek: 2018 yılı Haziran ayından bu yana (7 aylık) konut olarak kiraya verilen bir taşınmazdan elde edilen kira kazancının tamamına konut istisnası 4.400 TL olarak uygulanacaktır. Diğer deyişle 4.400 TL’lik istisna tam rakam olarak uygulanacak, altıncı aydan itibaren kiraya verdim, o zaman kalan altı aylık dönem için istisnanın da o kadarlık kısmından yararlanmalıyım, anlamı çıkarılmamalıdır. İstisna kaç ay gelir elde edilirse edilsin tam rakam olarak uygulanmalıdır.

Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelir, hisse sahiplerine hisseleri oranında bölüştürülecek ve her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 4.400 TL’lik istisna uygulanacaktır. İstisna kişiye özgüdür.

Örnek: Eşi ile birlikte yarı yarıya hisseli ortak olduğu taşınmazını mesken olarak kiraya veren Bay (X) yıllık 12.000 TL gelir elde etmiştir. Bu durumda gelir, hisseli bir konut olduğundan ikiye bölünecektir. Hem Bay (X) hem de eşi 6.000 TL ayrı ayrı gelir elde etmiş kabul edilir ve her biri ayrı ayrı 4.400 TL tutarındaki konut istisnasından yararlanır.

Konut istisnasından yararlanamayacak olanlar şöyle sıralanabilir:

— Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar; yani ticari kazanç sahipleri (I.sınıf ve II.sınıf tacirler ile birlikte basit usule tabi olanlar), zirai kazanç sahipleri (defter tutan çiftçiler), serbest meslek erbapları,

— Ticari, zirai veya mesleki kazancı olmamakla birlikte istisna haddinin (4.400 TL) üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 120.000 TL’yi aşanlar.

286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği uyarınca mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik tutarın tespitinde ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratların, ayrı ayrı veya birlikte elde edilmesine bakılmaksızın, elde edilen kazanç ve iratların brüt tutarlarının toplamı dikkate alınacaktır. Söz konusu tutarın tespitinde, sayılan bu kazanç ve iratların beyan edilip edilmemesinin ya da bu kazanç ve iratlara herhangi bir istisna uygulanıp uygulanmamasının önemi bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, istisna haddinin altında elde edilen mesken kira gelirleri, ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratları toplamının 120.000 TL’lik tutarı aşıp aşmadığına bakılmaksızın yıllık gelir vergisi beyannamesine dâhil edilmeyecektir. Söz konusu istisna tutarı, 4.400 TL olarak tespit edilmiştir.

Aşağıda bu durum ile ilgili 286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği’nde yer alan güncellenmiş örnekler bulunmaktadır. Ayrıca daha önce kaleme aldığımız “Kira Kazançlarında Konut İstisnası” başlıklı yazımıza da bakılabilir.

Örnek – Bay (A), 2018 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 5.000 TL kira geliri ile birlikte tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 40.000 TL işyeri kira geliri ve 40.000 TL mevduat faizi elde etmiştir.

Bay (A)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2018 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 120.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Buna göre, Bay (A)’nın 2018 yılı içerisinde elde ettiği 5.000 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 120.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Dolayısıyla, 2018 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı (40.000 + 40.000 + 5.000=) 85.000 TL, 2018 yılı bakımından 120.000 TL aşmadığından Bay (A)’nın elde ettiği kira geliri için konut istisnasından yararlanması mümkün olacaktır.

Örnek – Bayan (B), 2018 yılında konut olarak kiraya verdiği dairesinden 140.000 TL kira geliri elde etmiştir.

Bayan (B)’nin elde ettiği konut kira geliri (140.000 TL), 2018 yılı bakımından 120.000 TL’yi aştığından elde edilen kira geliri için konut istisnasından yararlanamayacaktır.

Örnek – Bay (C), 2018 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 32.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 40.000 TL işyeri kira geliri ve 85.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Elde edilen gelir toplamının (32.000 + 40.000 + 85.000=) 157.000 TL, 2018 yılı bakımından 120.000 TL’yi aşması nedeniyle, 12.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna (4.400 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bay (D), 2018 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 4.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 15.000 TL mevduat faiz geliri ve 72.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bay (D)’nin elde etmiş olduğu kira geliri 2018 yılı bakımından öngörülen 4.400 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu gelirin istisnaya konu edilip edilmeyeceğinin tespiti bakımından mükellefin elde etmiş olduğu menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve ücret geliri toplamının 120.000 TL’yi aşıp aşmadığına ayrıca bakılmayacaktır. Dolayısıyla Bay (D), elde etmiş olduğu söz konusu mesken kira geliri istisna tutarının altında kaldığından, bu gelir için beyanname vermeyecektir.

Örnek – Bayan (E), 2018 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 3.800 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 20.000 TL iş yeri kira geliri, birinci işverenden 45.000 TL, ikinci işverenden ise 30.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bayan (E)’nin elde etmiş olduğu konut kira geliri 2018 yılı bakımından öngörülen 4.400 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu kira geliri yıllık gelir vergisi beyannamesine dâhil edilmeyecektir.

Örnek – Bay (F), 2018 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 15.000 TL kira geliri, ortağı olduğu anonim şirketten tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 150.000 TL kâr payı elde etmiştir.

Her ne kadar anonim şirketlerden elde edilen kâr payının yarısı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da bu tutarın tamamı mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (150.000+15.000=) 165.000 TL, 2018 yılı bakımından 120.000 TL’yi aşması nedeniyle, 15.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bayan (G), 2018 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 15.000 TL kira geliri, birinci işverenden 40.000 TL, ikinci işverenden ise 15.000 TL ücret geliri ve gayrimenkul satışından kaynaklı 70.000 TL değer artış kazancı elde etmiştir.

Her ne kadar 2018 yılı bakımından gayrimenkul satışından elde edilen değer artış kazancının 12.000 TL’si Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da, mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde istisna düşülmeden önceki tutarın tamamı dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (15.000 + 40.000 + 15.000 + 70.000 =) 140.000 TL, 2018 yılı bakımından 120.000 TL’yi aşması nedeniyle, 15.000 TL’lik konut kira geliri bakımından konut istisnası (4.400 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Kamu kurumunda aylık brüt 5.590 TL maaşla çalışan Bay (H), 1/7/2018 tarihinde emekli olup, 80.140 TL emekli ikramiyesi almış ve kendisine 2.900 TL emekli aylığı bağlanmıştır. Ayrıca 2018 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 12.500 TL kira geliri elde etmiştir.

Bay (H)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2018 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 120.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Bay (H)’nın 2018 yılı içerisinde elde ettiği 12.500 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 120.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Buna göre, 2018 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı [(6 x 5.590) + 80.140 + (6 x 2.900) + 12.500 =] 143.580 TL, 2018 yılı bakımından 120.000 TL’yi aşması nedeniyle, 12.500 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

4. KİRA GELİRLERİNDEN İNDİRİLECEK GİDERLER

Yıllık konut veya işyeri kira geliri hâsılatından indirilecek olan giderler;

–  Gerçek gider usulü veya
–  Götürü gider usulü olmak üzere iki şekilde tespit edilmektedir.

DİKKAT: Mükellef bu usullerden istediğini seçebilir. Ancak götürü usulü seçenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemezler. (GVK.m.74).

Kira kazançlarının tespitinde gider usulünün seçiminde bütünlük esastır. Diğer deyişle bir gayrimenkulden elde edilen kazanca aşağıda açıklanan yöntemlerden biri, kazanç elde edilen diğer bir gayrimenkulden elde edilen kazanca başka bir gider usulü seçilmesi mümkün değildir. Elde edilen kira gelirlerinin toplamına ya götürü usul ya da gerçek gider usulünden biri seçilmelidir.

Ancak bu bütünlük kuralının iki istisnai durumu vardır. Birincisi tam mükellefiyete tabi bir mükellef, isterse, yurtiçindeki ve yurtdışındaki gayrimenkullerinden elde ettiği kiraları için farklı usulleri seçebilir. İkincisi VUK 112 No’lu tebliğ uyarınca kiraya verilen gayrimenkuller arasında ne maliyet bedeli ve ne de vergi değeri belli olmayan bina ve arazi bulunduğu takdirde, diğerleri için gerçek gider usulü seçilmiş olsa da, bu bina veya arazi için götürü gider usulü uygulanabilir.

A- GERÇEK GİDER USULÜ

Bu usulde, fiilen yapılmış olan ve belgelerle ispatlanan giderler gerçek tutarlarıyla yıllık kira geliri toplamından indirilecektir.

Bu usulde konut kira gelirinden istisna edilen 4.400 TL’ye isabet edenler hariç olmak üzere yıllık kira tutarından aşağıda yazılı giderler indirilir:

1. Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri,

2. Kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulün önemi ile uygun derecede idare giderleri,

3. Kiraya verilen mal ve haklara özgü sigorta giderleri,

4. Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri ile konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkulün iktisap (edinme) yılından itibaren beş yıl süre ile iktisap bedelinin % 5’i, (işyeri olarak kiraya verilenler %5’lik indirimden faydalanamaz).

5. Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları,

6. Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar ile kiraya veren tarafından yapılan ve gayrimenkulün iktisadi değerini artırıcı niteliği olan ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik harcamalar,

7. Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri,

8. Kiraya verilen mal ve haklara ait bakım ve idame giderleri,

9. Kiraladıkları mal ve hakları kiraya verenlerin ödedikleri kiralar ve diğer gerçek giderler,

10. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli,

11. Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.

Gayrimenkul sermaye mahiyetindeki mal ve hakların kısmen kiraya verilmesi halinde, yukarıda yazılı giderlerden yalnız bu kısma isabet edenler hasılattan indirilebilir.

Para cezaları ve vergi cezaları hasılattan gider olarak indirilemez.

Örnek: Bankadan kredi alınmak suretiyle bir apartman dairesi satın alan kişi söz konusu daireyi kiraya vererek gelir elde etmekte ise gerçek gider usulünü seçmesi halinde o yıla ait kira gelirinden bankaya yıl içinde ödediği kredi faizlerini indirebilecektir.

Örnek: Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen ve gider olarak kazançtan indirilebilecek vergi, resim, harçlara örnek olarak; emlak vergisi, temizletme ve aydınlatma harcı, çevre temizlik vergisi (çöp vergisi), arama, işletme, imtiyaz, telif, patent vb. haklar için ödenen resim ve harçlar örnek olarak verilebilir.

Örnek: Bir binanın kapı ve pencerelerinin tamiri, boyanması, otomatın, elektrik tesisatının, banyo kazanı ve lavaboların tamiri veya yenilenmesi gibi giderler, gayrisafi hasılattan gider olarak indirilir. Bu harcamaların mülk sahibi tarafından yapılması şarttır.

Örnek: Bir binanın üzerine kat ilavesi, asansör ve kalorifer tesisatı olmayan binaya sonradan bu tesislerin yapılması nedeniyle yapılan giderler normal onarım gideri olmadığından hasılattan düşülemez. Bu giderler gayrimenkulün maliyet bedeline eklenmek ve bu gayrimenkullerle birlikte amortismana tabi tutulmak kaydıyla, amortismanların gider olarak hâsılattan indirilmesi gerekir.

Örnek: Bir gerçek kişi sahibi bulunduğu apartman dairesinde öteden beri oturmakta iken, bu dairenin şehir merkezinde kalması ve yüksek kira getirmesi sebebiyle işyeri olarak yıllığı 50.000 TL’den kiraya vermiştir. Kendisi de yıllığı 30.000 TL’den kira ile tuttuğu başka bir apartman dairesinde ikamet ettiği varsayılırsa, ödediği bu kira bedelini elde ettiği işyeri kira gelirinden gider olarak indiremez. Çünkü ikamet ettiği konuta ait kirayı indirim konusu yapabilmesi için sahibi olduğu binayı da konut olarak kiraya vermesi gerekmektedir.

Örnek: Bay (Z) 2018 yılında 250.000 TL’ye satın aldığı bir apartman dairesini, 01.01.2018’de konut olarak kiraya vermiş ve yıllık 16.800 TL gelir elde etmiştir. Satın aldığı konutun % 5’i 12.500 TL (250.000 x % 5)’dir. Gerçek gider yönteminin seçilmesi ve istisnaya isabet eden tutarın ayrıştırılması ile kazançtan indirim konusu yapılabilir.

GERÇEK GİDER YÖNTEMİNİ SEÇENLER DİKKAT: Gerçek gider yöntemini seçen mükellefler, yapıkları harcamaların konut kira gelirinden istisna edilen 4.400 TL’ye isabet eden kısmını gider olarak indiremezler. Dolayısıyla istisnaya isabet eden kısmın hesaplanması gerekir. Şöyle ki;

Toplam Gider  x Vergiye Tabi Hasılat (*)

İndirilebilecek Gider = ————————————————-

Toplam Hasılat

(*) Vergiye Tabi Hasılat = Toplam Hasılat – Mesken Kira Geliri İstisnası

Örnek: Sahibi olduğu konutu 2018 yılında kiraya veren ve 9.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefin başka geliri bulunmamaktadır. Mükellef gayrimenkulü ile ilgili olarak, 3.000 TL harcama yapmış olup, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Gerçek gider yöntemi seçildiğinden 3.000 TL’lik harcamanın 4.400 TL’lik istisnaya isabet eden kısmının hesaplanması ve toplam gider içinden ayrıştırılması gerekir. Buna göre;

Vergiye Tabi Hasılat = 9.000 – 4.400 =  4.600 TL

İndirilebilecek Gider = (3.000 x 4.600)/9.000 = 1.533,34 TL

Dolayısıyla gider olarak 3.000 TL değil, 1.533,34 TL indirilebilecektir. İstisnaya isabet eden kısım bu şekilde ayrıştırılmış olmaktadır.

B- GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 74. maddesinde, isteyen yükümlülerin, bir önceki bölümde açıklanan gerçek giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarının %15’ini götürü olarak indirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu usulü seçen mükelleflerin götürü gidere ilişkin orana (%15) isabet eden tutar dışında, maddede bahsi geçen gerçek giderlerden herhangi birisini ayrıca indirmeleri söz konusu olamayacaktır. Çalışmanın sonunda götürü gider usulü ile ilgili örneklere yer verilmiştir.

Götürü gider usulü ve gerçek gider usulünün seçilmesinde mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır. Ancak götürü gider usulünü seçenler iki yıl geçmedikçe gerçek usule dönemeyeceklerdir (GVK.m.74).

VI- KİRA GELİRLERİNE UYGULANACAK İNDİRİMLER NELERDİR?

Konut veya işyeri kira geliri elde eden mükellefler yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde istisna ve giderler düşüldükten sonra kalan kira tutarı üzerinden ayrıca aşağıda sayılan giderleri indirim konusu yapabileceklerdir.

1. Beyan edilen gelirin %15‘ini ve asgari ücretin yıllık tutarını (24.354,00 TL) aşmamak şartıyla mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si ile ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri (bireysel emeklilik katkı payları hariç) kazançtan indirim konusu yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması, prim tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şarttır. Eşler veya çocuklar ayrı beyanname veriyorlarsa bunlara ait prim kendi beyannamelerinde gelirlerinden indirilir.

2. Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları.

3. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin % 5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için % 10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.

4. Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin ve Gençlik ve Spor Bakanlığına ait gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kamplarının inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamı.

5. Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı.

6. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;

a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,

b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,

c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,

d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,

e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,

f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirtilmesi çalışmalarına,

g) Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına,

h) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,

i) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatın tedariki ile film yapımına,

j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültürel ve sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına,

İlişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan her türlü bağış ve yardımların % 100’ü;

7. 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için % 50’si.

8. Cumhurbaşkanınca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni veya nakdi bağışların tamamı.

9. İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımların tamamı.

10. Diğer kanunlara göre tamamı indirilecek bağış ve yardımlar; Yüksek Öğretim Kanununa göre üniversitelere ve Yüksek Teknoloji Enstitüsüne makbuz karşılığı yapılan nakdi ve ayni bağışlar ile vakıf üniversitelerine yapılan bağış ve yardımlar; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununa göre yapılan bağış ve yardımlar; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Kuruluşu Hakkındaki Kanuna göre yapılan nakdi bağışlar; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununa göre yapılan ayni ve nakdi bağışlar; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununa göre yapılan ayni/nakdi bağışlar; İlköğretim ve Eğitim Kanununun 76 ncı maddesine göre ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışların tamamı indirilebilecektir.

VII. GİDER FAZLASI VE ZARAR DURUMU

Gayrimenkul sermaye iradına konu olan sermayenin kendisinde meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz ve iradın gayri safi miktarının tespitinde gider olarak kabul edilmezler.

Gayrimenkul sermaye iradının safi tutarının hesabında giderlerin fazlalığı dolayısıyla doğan zararlar, beş yılı geçmemek üzere gelecek yıllarda elde edilen kira gelirlerinden gider olarak düşülebilir. Bu durumun iki istisnası vardır:

1. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konut veya lojmanların kira bedellerini indirim konusu yapmaları durumunda bir zarar doğması halinde, bu zararın gelecek yıllarda elde edilen gayrimenkul sermaye iradından indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

2. Konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkule ait hâsılattan indirim konusu yapılan iktisap bedelinin % 5’i oranındaki tutarın indirilemeyen kısmı gider fazlalığı olarak dikkate alınamaz.

VIII- EMSAL KİRA BEDELİ ESASI

A- EMSAL KİRA BEDELİNİN TESPİTİ

Emsal kira bedeli uygulaması gayrimenkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde kullanılan bir vergi güvenlik müessesesidir. Emsal kira bedeli gayrimenkulün kira ücreti almadan başkasının kullanımına bırakılması (bedelsiz tahsis) durumunda ya da kira ücretinin emsal kira bedelinden düşük olması durumunda devreye giren bir düzenlemedir. Bu tip durumlarda gayrimenkulün emsal kira bedeli, gayrimenkulün kirası sayılmaktadır.

Emsal kira bedeli bina, arazi, mal ve haklarda ayrı ayrı tespit edilmektedir. Bina ve arazilerde emsal kira bedeli, yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kiradır. Kira mevzuatına göre kira takdir veya tespit etmeye yetkili makamlar, mahkeme veya yetkili özel makamlardır. Böyle bir makam yoksa veya söz konusu bina ve arazi için kira takdir veya tespiti yapılmamış ise, emsal kira bedeli, Vergi Usul Kanunu’na göre belirlenen vergi değerinin %5’idir.

Vergi değeri bina ve arazinin rayiç bedelidir. Rayiç bedel ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ve aynı maddede sözü edilen yönetmelik hükümlerine göre saptanmaktadır.

Örnek: Bay (Y) emlak vergisi değeri 100.000 TL olan konutlarından birini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakması halinde kira bedeli tahsil etmemiş olmasına rağmen 100.000 TL x %5 = 5.000 TL emsal kira bedeli üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle vergi ödeyecektir.

B- EMSAL KİRA BEDELİNİN HANGİ DURUMLARDA UYGULANACAĞI VE UYGULANMAYACAĞI

Emsal kira bedeli kiraya verilen mal ve haklara ait kiranın, emsal kira bedelinden düşük olması, mal ve hakların bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda uygulanacaktır.

Emsal kira bedeli esası aşağıdaki durumlarda ise uygulanmayacaktır:

– Boş kalan gayrimenkullerin muhafazaları amacıyla bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda, örneğin, bir yazlığın kışın korunması suretiyle münasip bir kısmının bekçiye tahsis edilerek bırakılması gibi,

– Binaların mal sahiplerinin usul (anne, baba, anneanne, babaanne), füru (çocuk, torun) veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi durumunda,

(Usul, füru veya kardeşlerden her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnızca birisi hakkında emsal kira bedeli hesaplanmaz, kardeşler evli ise eşlerinden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz),

Örnek: Bay (A) evlidir ve babası tarafından kendisine bedelsiz olarak bir ev tahsis edilmiş olup bu evde ikamet etmektedir. Bay (A)’nın eşi Bayan (B)’nin babası da kendilerine bedelsiz olarak başka bir konut tahsis etmiştir. Bu durumda evli eşlere babaları tarafından iki tane bedelsiz konut tahsisi söz konusudur. Sadece bir konut için emsal kira bedeli uygulanmayacak, diğer konut için ise emsal kira bedeli hesaplanacaktır.

– Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi durumunda,

– Genel bütçeye dâhil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda,

emsal kira bedeli uygulanmaz (GVK madde 73/2).

Emsal kira bedeli ile ilgili daha fazla bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

IX- BEYANNAME NE ZAMAN VE NEREYE VERİLECEK?

– 2018 yılı kazançlarına ilişkin beyanname 25 Mart 2019 tarihi mesai saati sonuna (internet üzerinden verilen beyanlarda 23:59’a) kadar verilecektir. (Uzatılması durumunda farklı tarih olabilir).

– Türkiye’yi terk edenler yurtdışına çıkma tarihinden önceki 15 gün içinde vereceklerdir.

– Ölüm halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde vereceklerdir.

Beyanname, kayıtlı bulunulan vergi dairesine verilecektir. Beyanname, elden verilebileceği gibi posta ile de gönderilebilecektir. Bunun yanında 26 Sıra No’lu VUK Sirkülerine göre beyana tabi gelirleri sadece gayrimenkul sermaye iradından ibaret olan mükelleflerin internet yoluyla da (elektronik beyanname) beyanda bulunmaları mümkündür.

Beyanname taahhütlü olarak posta ile gönderildiğinde, postaya veriliş tarihi beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Beyanname normal (adi) posta ile gönderilirse, beyannamenin vergi dairesine ulaştığı tarih beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

252 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği açıklamaları çerçevesinde, işyeri kira gelirleri ile ilgili olarak, tevkif yolu ile kesilen vergilerin mahsubunda; mükelleflerin kendilerinden vergi tevkifatı yapan vergi sorumlularının (kiracının) adı soyadı, unvanı, vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri gösteren tabloyu yıllık beyanlarına eklemeleri gerekir.

25 Şubat 2016 tarihli ve 29635 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 470 Sıra No’lu Genel Tebliğ uyarınca ücret, kira, menkul sermaye iradı veya diğer kazanç ve iratlar elde edenler için “Hazır Beyan Sistemi” getirilmiştir. Gelir Vergisi Beyannamelerinin Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak internet ortamında mükelleflerin onayına sunulduğu bir sistemdir.

Kira geliri elde eden mükellefler;

  • Kimlik bilgilerini girip özel güvenlik sorularını cevaplayarak
  • İnternet vergi dairesi şifrelerini kullanarak (şifre yoksa herhangi bir vergi

dairesine kimlikle başvurarak ücretsiz alabilir)

sisteme giriş yapabilirler.

Kira geliri yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar da bu sistemden yararlanabilmektedir. Bu bakımdan, vergi dairesinde mükellefiyet kaydı bulunmadığında, internet vergi dairesinde hazırlanan kira beyannamesi elektronik ortamda onaylandığı anda, şahıs adına vergi dairesinde mükellefiyet tesisi ve vergi tahakkuku işlemleri otomatik olarak gerçekleştirilmektedir.

Onaylanan kira beyanına ilişkin ödemeler;

  • Gelir İdaresi Başkanlığı internet sitesi üzerinden anlaşmalı bankaların kredi kartları ile
  • Anlaşmalı bankaların internet bankacılığını kullanarak
  • Anlaşmalı bankalardan
  • Tüm vergi dairelerinden

yapılabilir.

Sistemi kullanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Beyannameler vergi dairesine gidilerek elden veya internet ortamında (E-Beyanname Düzenleme Programı) da verilebilir.

X- BEYANNAME VERİLMEMESİ HALİNDE YAPILACAK İŞLEMLER

Kira gelirini beyan etmeyenlerden, ödemedikleri vergi, cezalı olarak alınmaktadır.  Beyanda bulunmayanlar;

– 4.400 TL’lik konut kira geliri istisnasından yararlandırılmamakta,

– Vergi dairesi, durumu tespit ettiğinde; iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesmektedir. Kira gelirini takdir komisyonu takdir etmekte, bunun üzerinden de vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte vergi alınmaktadır.

XI- KİRA ÖDEMELERİNİN BANKADAN YAPILMA ZORUNLULUĞU

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

268 ve 298 Seri No’lu GVK Genel Tebliğleri uyarınca;

Konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenlerin;

– Haftalık, günlük veya benzeri şekilde kısa süreli konut kiralamalarında ise tutara bakılmaksızın kira geliri elde edenlerin,

– İşyerlerinde ise herhangi bir miktar ile sınırlı olmaksızın işyerini kiraya verenler ile kiracıların,

kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunludur.

Mükelleflerce her bir konut için aylık tutarı 500 TL’nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar tebliğle getirilen zorunluluk kapsamında değildir. Öte yandan aynî olarak yapılan ödemeler de zorunluluk kapsamında değildir.

Konutlarda tevsik zorunluluğu sadece kiraya vereni kapsamaktadır (mülk sahibi). İşyerlerinde ise hem kiraya veren hem de kiracıları kapsamaktadır.

Getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, 2018 yılı için; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.600 TL’den, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 800 TL’den, bunlar dışında kalanlar hakkında 400 TL’den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir.

XII- KİRA KAZANÇLARINDA DEFTER, KAYIT VE BELGELERİN SAKLANMASI

VUK 208’e göre defter tutmaya mecbur olan gerçek kişiler gelir vergisine tabi menkul ve gayrimenkul sermayelerle bunlardan elde edilen iratları ve bunlara ilişkin giderleri defteri kebir veya işletme hesabının veya serbest meslek erbabı kazanç defterinin ayrı bir sayfasına veya ayrı bir deftere veyahut bir cetvele ayrı ayrı kaydetmeye mecburdurlar. Ancak bu hesap mükellefin diğer kazançlarını tespit için tuttuğu hesaplara karıştırılmaz ve onlar ile birleştirilmez.

Defter tutmak zorunda olmayan mükellefler ise sadece kiralama işlemi ile ilgili belgeleri saklamakla yükümlüdürler. Kira kontratı, banka dekontları, makbuzlar, gider belgeleri vb tüm dokümanlar muhafaza edilmek durumundadır. Olası vergi incelemelerinde mükellefler bu belgeleri ibraz etmek zorundadırlar.

XIII- ÖZELLİKLİ HUSUSLAR

Depozito ödemeleri kira geliri sayılmaz.

– Bir işletmenin ya da şirketin aktifinde yer alan gayrimenkullerin kiralanması durumunda ticari kazanç (ya da zirai kazanç) hükümleri uygulanmaktadır.

Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları kazançlardan indirim konusu yapılamaz.

Boş olan ve kira geliri elde edilmeyen gayrimenkuller için beyanname verilmesine gerek yoktur. Sadece bağlı olunan vergi dairesine bilgilendirme yapılması yeterlidir.

Tapu sahibi başka kişi, kirayı elde eden başka biri olması durumunda tapu sahibinin beyanname vermesi gerekmektedir. Ancak ödemelerin akıbeti hakkında vergi dairesinin bilgilendirilmesi faydalıdır.

Sadece işyeri kira geliri elde ediyorsanız ve elde ettiğiniz kazanç 34.000 TL’yi aşmıyorsa beyanname vermenize gerek bulunmamaktadır.

Emekli de olsanız konut kiranız 4.400 TL’yi aştığı sürece beyanname vermeniz gerekmektedir.

–  Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında belediyeler tarafından verilen kira yardımlarının gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. Kira yardımlarını kazanç olarak kabul edip beyanname vermenize gerek yoktur. (B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010-GVK-70-19-68 sayılı ve 09/02/2011 tarihli Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi).

– İşyeri kiracılarının kesmekle yükümlü oldukları stopajları vergi dairesine yatırmamasından dolayı, mülk sahibinin sorumluluğu yoktur.

Mantolama gibi giderler, gerçek gider usulü seçilmesi durumunda kira kazancında gider olarak kabul edilmemektedir. Söz konusu harcamalar maliyet bedeline eklenecek ve Gelir Vergisi Kanunun 74/6 maddesi uyarınca amortisman yoluyla hasılattan indirim konusu yapılacaktır (11.08.2012 tarihli ve 38418978-120[74-12/2]-825 sayılı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi).

Dar mükellef konumundaki mükellefler işyeri kira kazançları için beyanname vermeyeceklerdir. Ancak 4.400 TL’yi aşan konut kiraları için beyanname vermek zorundadır.

İşyeri kira kazançlarında, kiracı konumundaki kişi stopaj yapmakla sorumlu değilse (örneğin basit usul mükellef), bu durumda kira kazancının miktarı 1.800 TL ile karşılaştırılmalıdır. Bu rakamı aşıyorsa beyanname verilmek zorundadır.

– Kiraya veren tarafından kiraya verilen gayrimenkul için yapılan onarım giderleri ile bakım ve idame giderlerinin kira kazançlarından gider olarak düşülmesi mümkündür.

XIV- KONUT VEYA İŞYERİ KİRA GELİRLERİNİN BEYANINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

Aşağıdaki örneklerin hesaplanmasında 2018 yılı gelir vergisi tarifesi esas alınmıştır.

2018 YILI GELİR VERGİSİ TARİFESİ
14.800  TL’ye  kadar % 15
34.000  TL’nin 14.800  TL’si için 2.220  TL, fazlası % 20
80.000  TL’nin 34.000  TL’si için 6.060  TL, fazlası % 27
80.000  TL’den fazlasının 80.000  TL’si için 18.480  TL, fazlası % 35

ÖRNEK-1: Mükellef Bayan (Z), İstanbul’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2018 takvim yılında 40.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 40.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 4.400 TL  
  Kalan (40.000 – 4.400) 35.600 TL
  % 15 Götürü Gider (35.600 x % 15) 5.340 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (35.600-5.340) 30.260 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
  (14.800 TL için 2.220 TL)
  Kalan=15.460 TL için 3.092,00 TL)
5.512,00 TL
  Ödenecek Gelir Vergisi 5.512,00 TL

ÖRNEK-2: Mükellef Bay (S), Bursa’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2018 yılında 15.000 TL, işyeri olarak kiraya verdiği daireden ise 33.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 6.600 TL tevkifat yapılmıştır.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Söz konusu mükellefin mesken kirası gelirinin istisna haddini (4.400 TL) aşan kısmı ile tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının toplamı (10.600+33.000) 34.000 TL’yi aştığından, mesken ve işyeri kira gelirleri birlikte beyan edilecek olup, buna ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 48.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 4.400 TL  
 Kalan (48.000-4.400) 43.600 TL
 % 15 Götürü Gider (43.600 x % 15) 6.540 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (43.600-6.540) 37.060 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(34.000 TL için 6.060 TL)
(Kalan= 3.060 TL için 826,20 TL)
6.886,20 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 6.600 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi (6.886,20-6.600) 286,20 TL

ÖRNEK-3: Mükellef Bay (F), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2018 yılında 29.000 TL kira geliri elde etmiştir. Mükellef 2018 yılı için yaptırdığı hayat sigortası kapsamında 3.000 TL prim ödemiş ve Devlete ait bir hastaneye 20.11.2018 tarihinde 1.000 TL makbuz karşılığı bağışta bulunmuştur.

Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir. Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 29.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 4.400 TL  
 Kalan (29.000 TL-4.400 TL) 24.600 TL
 % 15 Götürü Gider (24.600 TL X %15) 3.690 TL  
 Safi İrat (24.600 TL – 3.690 TL) 20.910 TL
 Hayat Sigortasına Ödenen Katkı Payı (*) 1.500 TL  
 Okul, Yurt ve Sağlık Tesisleri için Yapılan Bağış ve Yardımlar (**) 1.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir  20.910  – (1.500 + 1.000) 18.410 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(14.800 TL için 2.220 TL)
(Kalan= 3.610 TL için 722 TL)
2.942 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 2.942 TL
 * Hayat sigortalarında ödenen primlerde indirilecek miktar beyan edilen gelirin % 15’ini geçemeyeceği gibi ödenen primlerin % 50’si olarak dikkate alınacaktır. Örnekte 3.000 TL’nin yarısı dikkate alınmıştır.

** Tamamı indirilebilir.

ÖRNEK-4: Mükellef Bayan (V), Samsun’da bulunan ve işyeri olarak kiraya verdiği mülkünden 75.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 15.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 34.000 TL’yi aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 75.000 TL
 % 15 Götürü Gider (75.000 x % 15) 11.250 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (75.000-11.250) 63.750 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(34.000 TL için 6.060 TL)
(Kalan  = 29.750 TL için 8.032,50 TL)
14.092,50 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 15.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Alınacak Gelir Vergisi 907,50 TL

ÖRNEK-5: Mükellef Bay (F), işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 120.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 24.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 34.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 120.000 TL
 % 15 Götürü Gider (120.000 x % 15) 18.000 TL
 Vergiye Tabi Gelir (120.000-18.000) 102.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(80.000 TL için 18.480 TL)
(Kalan = 22.000 TL için 7.700 TL)
26.180 TL
  Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 24.000 TL 
 Ödenecek Gelir Vergisi 2.180 TL

ÖRNEK-6: Mükellef Bay (K), 550.000 TL değerinde olan kredi ile aldığı ve işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 185.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 37.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Yıl içerisinde gayrimenkul alımı için kullandığı kredi borcu nedeniyle 25.000 faiz ödemiştir. Ayrıca 2.500 TL sigorta harcaması yapmıştır.

550.000 TL değerindeki gayrimenkulün iktisap bedelinin % 5’i oranında indirimden yararlanması ise mümkün değildir. Zira bu bedeli gider olarak düşebilmesi için gayrimenkulünü konut olarak kiraya vermesi gerekir. Oysa mükellef ilgili gayrimenkulü işyeri olarak kiraya vermiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 34.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 185.000 TL
 Gerçek Giderler
– Faiz ödemesi: 25.000 TL
– Sigorta harcaması: 2.500 TL
27.500 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (185.000-27.500) 157.500 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(80.000 TL için 18.480 TL)
(Kalan  = 77.500 TL için 27.125 TL)
45.605 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 37.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 8.605 TL

ÖRNEK-7: Bayan (Y) 2018 yılı içinde 15.000 TL emekli maaşı dışında konut olarak kiraya verdiği taşınmazından 24.000 TL gelir elde etmiştir. Götürü gider yöntemini tercih eden Bayan (Y)’nin başka bir geliri bulunmamaktadır.

Bu durumda Bayan (Y)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Emekli maaşı GVK 23/11 hükmü uyarınca vergiden istisnadır ve beyannameye dâhil edilmeyecektir.

Toplam 24.000 TL konut kirası gelirine konut istisnası uygulanacak ve ödenmesi gereken vergi aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

 Gayrisafi İrat Toplamı 24.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 4.400 TL  
 Kalan (24.000-4.400) 19.600 TL
 % 15 Götürü Gider (19.600 x % 15) 2.940 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (19.600-2.940) 16.660 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(14.800 TL için 2.220 TL)
(Kalan= 1.860 TL için 372 TL)
 2.592 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi  2.592 TL

ÖRNEK-8: Doktor olarak özel hastanede ücretli çalışan Bay (D) 2018 yılı içinde brüt 185.000 TL ücret geliri elde etmiştir. Sahip olduğu taşınmazlarından birini konut olarak kiraya vermiş 21.000 TL kazanç elde etmiştir. Diğerini ise işyeri olarak kiraya vermiş net 42.000 TL (brüt 52.500 TL) gelir sağlamıştır. Bankadaki mevduat hesabına 10.000 TL faiz tahakkuk etmiştir. İşyeri kazancından 10.500 TL stopaj yapılmıştır. Götürü gider yöntemini seçen Bay (D)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Tek işverenden alınan ücret ve banka mevduat faizi Gelir Vergisi Kanunu düzenlemeleri gereği beyan edilmeyecektir. Kira kazançları ve diğer gelirlerinin toplamı ise 34.000 TL’yi aştığından kira kazançları beyan edilecektir. Konut kira geliri 21.000 TL, işyeri kira geliri ise brüt 52.500 TL olarak beyan edilecektir.

Diğer yandan Bay (D)’nin elde ettiği kazançların toplamı 168.500 TL olduğundan (85.000+21.000+52.500+10.000) ve 120.000 TL’yi aştığından konut istisnasından yararlanması mümkün değildir. İşyeri kazançları üzerinden yapılan stopajlar ise mahsup edilecektir.

Buna göre hesaplama şu şekilde olacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 73.500 TL
 % 15 Götürü Gider (73.500 x % 15) 11.025 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (73.500-11.025) 62.475 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(34.000 TL için 6.060 TL)
(Kalan  = 28.475 TL için 7.688,25 TL)
13.748,25 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 10.500 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 3.248,25 TL

ÖRNEK-9: Mükellef Bayan (A), Trabzon’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2018 takvim yılında 22.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 22.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 4.400 TL  
  Kalan (22.000 – 4.400) 17.600 TL
  % 15 Götürü Gider (17.600 x % 15) 2.640 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (17.600-2.640) 14.960 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
  (14.800 TL için 2.220 TL)
  Kalan=160 TL için 32 TL)
2.252,00 TL
  Ödenecek Gelir Vergisi 2.252,00 TL

ÖRNEK-10: Mükellef Bay (S), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2018 yılında 125.000 TL kira geliri elde etmiştir. Söz konusu konut için 30.000 TL bakım ve onarım masrafı, 2.000 TL sigorta harcaması, 2.000 TL emlak vergisi ödemesi gerçekleştirmiştir.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin elde ettiği kazanç toplamı 120.000 TL’yi aştığından konut istisnasından yararlanması mümkün değildir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 125.000 TL
 Gider (30.000 + 2.000 + 2.000) 34.000 TL 
 Vergiye Tabi Gelir (135.000 – 34.000) 91.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(80.000 TL için 18.480 TL)
(Kalan= 11.000 TL için 3.850 TL)
22.330 TL 
  Ödenecek Gelir Vergisi 22.330 TL

 

Devamı: 2018 Yılında Elde Edilen ve 2019 Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2017 Yılında Elde Edilen ve 2018 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN https://www.alomaliye.com/2018/03/09/kira-beyani/ Fri, 09 Mar 2018 11:42:58 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=65684

Kira Beyanı 2017 Yılında Elde Edilen ve 2018 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Beyanname verme dönemi geliyor. Kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin Mart 2018 döneminde verilmesi gerekiyor. Konut ve işyeri kira geliri elde eden kişilere ve uygulamacılara katkısı olması dileği ile geleneksel hale gelen çalışmamızı güncelleyerek istifadenize […]

Devamı: 2017 Yılında Elde Edilen ve 2018 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Kira Beyanı

2017 Yılında Elde Edilen ve 2018 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri

Doç. Dr. Özgür BİYAN
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
İİBF, Maliye Bölümü
Alomaliye.com Yayın Kurulu Akademik Üyesi
ozgurbiyan@hotmail.com

Beyanname verme dönemi geliyor. Kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin Mart 2018 döneminde verilmesi gerekiyor. Konut ve işyeri kira geliri elde eden kişilere ve uygulamacılara katkısı olması dileği ile geleneksel hale gelen çalışmamızı güncelleyerek istifadenize sunuyorum.

Faydası olması dileğimle…

I. KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM

Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait olarak nakdî veya aynî tahsil edilen kira bedelleri, o yılda elde edilmiş gelir kabul edilecektir. Diğer yandan gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kira bedelleri, ilgili yılın geliri olarak kabul edilerek beyan edilecektir (GVK.m.72/3).

Yabancı parayla yapılan ödemeler, ödeme gününün borsa rayici ile borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilecektir.

Örnek: Bir apartman dairesi 2017 yılında yıllığı 30.000 TL’den 2 yıl süreli olarak kiraya verilmiş ve iki yıllık kira bedeli peşin tahsil edilmiştir.

Peşin tahsil edilen (30.000 x 2) 60.000 TL 2017 yılının toplam geliri olarak dikkate alınmayacaktır. Gelecek döneme ait peşin tahsil edilen kira, ilgili yılın geliri kabul edilecek ve o ilgili yılın beyannamesinde bildirilecektir. Dolayısıyla örneğimize göre 30.000 TL 2017 yılı geliri, diğer 30.000 TL 2018 yılı geliri olarak beyan edilmelidir.

alomaliye-program-kutu2Alomaliye.com Personel Bordro Programı
Avans | İcra | İzin | Rapor Takibi | Teşvikler | Puantaj Hesaplama | SGK e-İşlem | e-Beyan

Örnek: Kiraya verilen bir villa karşılığında kira bedeli olarak otomobil alınması durumunda otomobilin emsal bedeli o villa için tahsil edilmiş kira bedeli olarak kabul edilecektir.

Örnek: Sahip olduğu mülkünü konut olarak kiraya veren ve karşılığında yıllık 50.000 USD alan kişinin geliri, ödeme günü geçerli olan kur üzerinden TL’ye çevrilerek kazanç olarak dikkate alınacaktır. Örneğin tahsilat günü kur 3.85 TL ise, bedel 50.000×3.85=192.500 TL olarak dikkate alınacak ve beyan edilecektir.

II. KONUT VE İŞYERİ KİRA GELİRİ NEDENİYLE KİMLER BEYANNAME VERECEK?

Gayrimenkulün Cinsi Yıllık Kira Geliri Tutarı Beyan Durumu
 Konut  3.900 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek(*)
 Konut  3.900 TL üzeri  Beyanname verilecek
 İşyeri (Brüt)  30.000 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek
 İşyeri (Brüt)  30.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
 Konut (İstisna Sonrası Rakam) + İşyeri (Brüt)  30.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
(*) Başka gelirler için beyanname verilse dahi bu gelir beyannameye dahil edilmeyecek.

Yukarıdaki tablo sadece kira geliri elde eden mükellefler için geçerlidir. Başka gelirlerin de birlikte elde edilmesi durumunda özel ve farklı uygulamalar olabilir. Farklı gelirlere sahip mükelleflerin serbest muhasebeci mali müşavir ya da yeminli mali müşavirlere danışmasında fayda bulunmaktadır.

Aynı yıl içinde hem konut kirası hem de işyeri kirasının birlikte elde edilmesi durumunda, konut kira gelirinden 3.900 TL istisna tutarı düşüldükten sonra kalan tutar ile işyeri kira gelirinin toplamı 30.000 TL’yi aşıyorsa, hem konut hem de işyeri kira geliri beyan edilecek, aşmıyorsa yalnızca konut kira geliri beyan edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 20.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 25.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 30.000 TL’yi geçtiği için hem konut hem de işyeri kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir. Beyannamede verginin hesaplanması sırasında işyeri üzerinden yapılan tevkifatlar hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 10.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 15.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 30.000 TL’yi geçmediğinden sadece konut kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

Uygulamada çoğunlukla kiralar net bedeller üzerinden akdedilmektedir. Ancak işyeri kira gelirlerinin beyan edilmesi sırasında brüt rakamlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşyeri kira ödemelerinden yapılan stopaj oranı yüzde 20’dir. İşyeri kiralarında brüt rakamlar hesaplanırken aşağıdaki formülden yararlanmak mümkündür.

Brüt Kira = Net Kira / (1 – Stopaj Oranı)

Örnek: Aylık 2.500 TL net kira bedeli üzerinden akdedilen ve işyeri olarak kiraya verilen bir gayrimenkulün brüt kirası şöyle hesaplanacaktır:

Aylık Brüt Kira = 2.500 / (1 – 0,20)

Aylık Brüt Kira = 2.500 / 0,80

Aylık Brüt Kira = 3.125 TL

Yıllık Brüt Kira = 37.500 TL (3.125 x 12)

III. KONUT KİRA GELİRLERİNDE İSTİSNA

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinde bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2017 yılı için 3.900 TL’si gelir vergisinden müstesnadır.

İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır

İstisna konut (mesken) olarak kiraya verilen taşınmazlar için geçerli olduğundan, işyeri kira kazançlarından konut istisnasının indirilmesi mümkün değildir.

Kiraya verilen gayrimenkul kiracı tarafından hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde (home-office) elde edilen kira kazancına konut istisnası uygulanmayacaktır.

Taşınmazlarını konut olarak kiraya verenlerin, sahip oldukları başka taşınmazlarını işyeri olarak kiraya vermeleri durumunda konutlardan elde ettikleri gelirlere istisna uygulanacaktır.

Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilme hallerinde de istisna tutarı aynı şekilde 3.900 TL olarak uygulanacaktır.

Örnek: 2017 yılı Haziran ayından bu yana (7 aylık) konut olarak kiraya verilen bir taşınmazdan elde edilen kira kazancının tamamına konut istisnası 3.900 TL olarak uygulanacaktır. Diğer deyişle 3.900 TL’lik istisna tam rakam olarakwww.alomaliye.com uygulanacak, altıncı aydan itibaren kiraya verdim, o zaman kalan altı aylık dönem için istisnanın da o kadarlık kısmından yararlanmalıyım, anlamı çıkarılmamalıdır. İstisna kaç ay gelir elde edilirse edilsin tam rakam olarak uygulanmalıdır.

Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelir, hisse sahiplerine hisseleri oranında bölüştürülecek ve her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 3.900 TL’lik istisna uygulanacaktır. İstisna kişiye özgüdür.

Örnek: Eşi ile birlikte yarı yarıya hisseli ortak olduğu taşınmazını mesken olarak kiraya veren Bay (X) yıllık 12.000 TL gelir elde etmiştir. Bu durumda gelir hisseli bir konut olduğundan ikiye bölünecektir. Hem Bay (X) hem de eşi 6.000 TL ayrı ayrı gelir elde etmiş kabul edilir ve her biri ayrı ayrı 3.900 TL tutarındaki konut istisnasından yararlanır.

Konut istisnasından yararlanamayacak olanlar şöyle sıralanabilir:

— Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar; yani ticari kazanç sahipleri (I.sınıf ve II.sınıf tacirler ile birlikte basit usule tabi olanlar), zirai kazanç sahipleri (defter tutan çiftçiler), serbest meslek erbapları,

— Ticari, zirai veya mesleki kazancı olmamakla birlikte istisna haddinin (3.900 TL) üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 110.000 TL’yi aşanlar.

286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği uyarınca mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik tutarın tespitinde ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratların, ayrı ayrı veya birlikte elde edilmesine bakılmaksızın, elde edilen kazanç ve iratların brüt tutarlarının toplamı dikkate alınacaktır. Söz konusu tutarın tespitinde, sayılan bu kazanç ve iratların beyan edilip edilmemesinin ya da bu kazanç ve iratlara herhangi bir istisna uygulanıp uygulanmamasının önemi bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, istisna haddinin altında elde edilen mesken kira gelirleri, ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratları toplamının 110.000 TL’lik tutarı aşıp aşmadığına bakılmaksızın yıllık gelir vergisi beyannamesine dâhil edilmeyecektir. Söz konusu istisna tutarı, 3.900 TL olarak tespit edilmiştir.

Aşağıda bu durum ile ilgili 286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği’nde yer alan güncellenmiş örnekler bulunmaktadır. Ayrıca daha önce kaleme aldığımız “KİRA KAZANÇLARINDA KONUT İSTİSNASI” başlıklı yazımıza da bakılabilir.

Örnek – Bay (A), 2017 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 5.000 TL kira geliri ile birlikte tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 40.000 TL işyeri kira geliri ve 40.000 TL mevduat faizi elde etmiştir.

Bay (A)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2017 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 110.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Buna göre, Bay (A)’nın 2017 yılı içerisinde elde ettiği 5.000 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 110.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Dolayısıyla, 2017 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı (40.000 + 40.000 + 5.000=) 85.000 TL, 2017 yılı bakımından 110.000 TL aşmadığından Bay (A)’nın elde ettiği kira geliri için konut istisnasından yararlanması mümkün olacaktır.

Örnek – Bayan (B), 2017 yılında konut olarak kiraya verdiği dairesinden 120.000 TL kira geliri elde etmiştir.

Bayan (B)’nin elde ettiği konut kira geliri (120.000 TL), 2017 yılı bakımından 110.000 TL’yi aştığından elde edilen kira geliri için konut istisnasından yararlanamayacaktır.

Örnek – Bay (C), 2017 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 22.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 20.000 TL işyeri kira geliri ve 75.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Elde edilen gelir toplamının (22.000 + 20.000 + 75.000=) 117.000 TL, 2017 yılı bakımından 110.000 TL aşması nedeniyle, 12.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna (3.900 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bay (D), 2017 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 3.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 15.000 TL mevduat faiz geliri ve 72.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bay (D)’nin elde etmiş olduğu kira geliri 2017 yılı bakımından öngörülen 3.900 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu gelirin istisnaya konu edilip edilmeyeceğinin tespiti bakımından mükellefin elde etmiş olduğu menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve ücret geliri toplamının 110.000 TL’yi aşıp aşmadığına ayrıca bakılmayacaktır. Dolayısıyla Bay (D), elde etmiş olduğu söz konusu mesken kira geliri istisna tutarının altında kaldığından, bu gelir için beyanname vermeyecektir.

Örnek – Bayan (E), 2017 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 2.500 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 20.000 TL iş yeri kira geliri, birinci işverenden 45.000 TL, ikinci işverenden ise 30.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bayan (E)’nin elde etmiş olduğu konut kira geliri 2017 yılı bakımından öngörülen 3.900 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu kira geliri yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyecektir.

Örnek – Bay (F), 2017 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 15.000 TL kira geliri, ortağı olduğu anonim şirketten tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 100.000 TL kâr payı elde etmiştir.

Her ne kadar anonim şirketlerden elde edilen kâr payının yarısı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da bu tutarın tamamı mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (100.000+15.000=) 115.000 TL, 2017 yılı bakımından 110.000 TL’yi aşması nedeniyle, 15.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bayan (G), 2017 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 15.000 TL kira geliri, birinci işverenden 20.000 TL, ikinci işverenden ise 15.000 TL ücret geliri ve gayrimenkul satışından kaynaklı 70.000 TL değer artış kazancı elde etmiştir.

Her ne kadar 2017 yılı bakımından gayrimenkul satışından elde edilen değer artış kazancının 11.000 TL’si Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da, mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde istisna düşülmeden önceki tutarın tamamı dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (15.000 + 20.000 + 15.000 + 70.000 =) 120.000 TL, 2017 yılı bakımından 110.000 TL’yi aşması nedeniyle, 5.000 TL’lik konut kira geliri bakımından konut istisnası (3.900 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Kamu kurumunda aylık brüt 4.490 TL maaşla çalışan Bay (H), 1/7/2017 tarihinde emekli olup, 60.140 TL emekli ikramiyesi almış ve kendisine 2.700 TL emekli aylığı bağlanmıştır. Ayrıca 2017 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 7.500 TL kira geliri elde etmiştir.

Bay (H)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2017 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 110.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Bay (H)’nın 2017 yılı içerisinde elde ettiği 7.500 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 110.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Buna göre, 2017 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı [(6 x 4.490) + 60.140 + (6 x 2.700) + 7.500 =] 110.780 TL, 2017 yılı bakımından 110.000 TL’yi aşması nedeniyle, 7.500 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

IV. KİRA GELİRLERİNDEN İNDİRİLECEK GİDERLER

Yıllık konut veya işyeri kira geliri hâsılatından indirilecek olan giderler;

–  Gerçek gider usulü veya
–  Götürü gider usulü olmak üzere iki şekilde tespit edilmektedir.

DİKKAT: Mükellef bu usullerden istediğini seçebilir. Ancak götürü usulü seçenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemezler. (GVK.m.74).

Kira kazançlarının tespitinde gider usulünün seçiminde bütünlük esastır. Diğer deyişle bir gayrimenkulden elde edilen kazanca aşağıda açıklanan yöntemlerden biri, kazanç elde edilen diğer bir gayrimenkulden elde edilen kazanca başka bir gider usulü seçilmesi mümkün değildir. Elde edilen kira gelirlerinin toplamına ya götürü usul ya da gerçek gider usulünden biri seçilmelidir.

Ancak bu bütünlük kuralının iki istisnai durumu vardır. Birincisi tam mükellefiyete tabi bir mükellef, isterse, yurtiçindeki ve yurtdışındaki gayrimenkullerinden elde ettiği kiraları için farklı usulleri seçebilir. İkincisi VUK 112 No’lu tebliğ uyarınca kiraya verilen gayrimenkuller arasında ne maliyet bedeli ve ne de vergi değeri belli olmayan bina ve arazi bulunduğu takdirde, diğerleri için gerçek gider usulü seçilmiş olsa da, bu bina veya arazi için götürü gider usulü uygulanabilir.

A- GERÇEK GİDER USULÜ

Bu usulde, fiilen yapılmış olan ve belgelerle ispatlanan giderler gerçek tutarlarıyla yıllık kira geliri toplamından indirilecektir.

Bu usulde konut kira gelirinden istisna edilen 3.900 TL’ye isabet edenler hariç olmak üzere yıllık kira tutarından aşağıda yazılı giderler indirilir:

  1. Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri,
  2. Kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulün önemi ile uygun derecede idare giderleri,
  3. Kiraya verilen mal ve haklara özgü sigorta giderleri,
  4. Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri ile konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkulün iktisap (edinme) yılından itibaren beş yıl süre ile iktisap bedelinin % 5’i,
  5. Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları,
  6. Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar,
  7. Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri,
  8. Kiraya verilen mal ve haklara ait bakım ve idame giderleri,
  9. Kiraladıkları mal ve hakları kiraya verenlerin ödedikleri kiralar ve diğer gerçek giderler,
  10. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli,
  11. Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.

Gayrimenkul sermaye mahiyetindeki mal ve hakların kısmen kiraya verilmesi halinde, yukarıda yazılı giderlerden yalnız bu kısma isabet edenler hasılattan indirilebilir.

Para cezaları ve vergi cezaları hasılattan gider olarak indirilemez.

Örnek: Bankadan kredi alınmak suretiyle bir apartman dairesi satın alan kişi söz konusu daireyi kiraya vererek irat elde etmekte ise gerçek gider usulünü seçmesi halinde o yıla ait kira gelirinden bankaya yıl içinde ödediği kredi faizlerini indirebilecektir.

Örnek: Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen ve gider olarak kazançtan indirilebilecek vergi, resim, harçlara örnek olarak; emlak vergisi, temizletme ve aydınlatma harcı, çevre temizlik vergisi (çöp vergisi), arama, işletme, imtiyaz, telif, patent vb. haklar için ödenen resim ve harçlar örnek olarak verilebilir.

Örnek: Bir binanın kapı ve pencerelerinin tamiri, boyanması, otomatın, elektrik tesisatının, banyo kazanı ve lavaboların tamiri veya yenilenmesi gibi giderler, gayrisafi hasılattan gider olarak indirilir. Bu harcamaların mülk sahibi tarafından yapılması şarttır.

Örnek: Bir binanın üzerine kat ilavesi, asansör ve kalorifer tesisatı olmayan binaya sonradan bu tesislerin yapılması nedeniyle yapılan giderler normal onarım gideri olmadığından hasılattan düşülemez. Bu giderler gayrimenkulün maliyet bedeline eklenmek ve bu gayrimenkullerle birlikte amortismana tabi tutulmak kaydıyla, amortismanların gider olarak hâsılattan indirilmesi gerekir.

Örnek: Bir gerçek kişi sahibi bulunduğu apartman dairesinde öteden beri oturmakta iken, bu dairenin şehir merkezinde kalması ve yüksek kira getirmesi sebebiyle işyeri olarak yıllığı 50.000 TL’den kiraya vermiştir. Kendisi de yıllığı 30.000 TL’den kira ile tuttuğu başka bir apartman dairesinde ikamet ettiği varsayılırsa, ödediği bu kira bedelini elde ettiği işyeri kira gelirinden gider olarak indiremez. Çünkü ikamet ettiği konuta ait kirayı indirim konusu yapabilmesi için sahibi olduğu binayı da konut olarak kiraya vermesi gerekmektedir.

Örnek: Bay (Z) 2016 yılında 250.000 TL’ye satın aldığı bir apartman dairesini, 01.01.2017’de konut olarak kiraya vermiş ve yıllık 16.800 TL gelir elde etmiştir. Satın aldığı konutun % 5’i 12.500 TL (250.000 x % 5)’dir. Gerçek gider yönteminin seçilmesi ve istisnaya isabet eden tutarın ayrıştırılması ile kazançtan indirim konusu yapılabilir.

GERÇEK GİDER YÖNTEMİNİ SEÇENLER DİKKAT!: Gerçek gider yöntemini seçen mükellefler, yapıkları harcamaların konut kira gelirinden istisna edilen 3.900 TL’ye isabet eden kısmını gider olarak indiremezler. Dolayısıyla istisnaya isabet eden kısmın hesaplanması gerekir. Şöyle ki;

…………………………………Toplam Gider  x Vergiye Tabi Hasılat (*)

İndirilebilecek Gider = ————————————————-

………………………………………………..Toplam Hasılat

(*) Vergiye Tabi Hasılat = Toplam Hasılat – Mesken Kira Geliri İstisnası

Örnek: Sahibi olduğu konutu 2017 yılında kiraya veren ve 9.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefin başka geliri bulunmamaktadır. Mükellef gayrimenkulü ile ilgili olarak, 3.000 TL harcama yapmış olup, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Gerçek gider yöntemi seçildiğinden 3.000 TL’lik harcamanın 3.900 TL’lik istisnaya isabet eden kısmının hesaplanması ve toplam gider içinden ayrıştırılması gerekir. Buna göre;

Vergiye Tabi Hasılat = 9.000 – 3.900 =  5.100 TL

İndirilebilecek Gider = (3.000 x 5.100) / 9.000 = 1.700 TL

Dolayısıyla gider olarak 3.000 TL değil, 1.700 TL indirilebilecektir. İstisnaya isabet eden kısım bu şekilde ayrıştırılmış olmaktadır.

B- GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 74. maddesinde, isteyen yükümlülerin, bir önceki bölümde açıklanan gerçek giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarının %15’ini götürü olarak indirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu usulü seçen mükelleflerin götürü gidere ilişkin orana (%15) isabet eden tutar dışında, maddede bahsi geçen gerçek giderlerden herhangi birisini ayrıca indirmeleri söz konusu olamayacaktır. Çalışmanın sonunda götürü gider usulü ile ilgili örneklere yer verilmiştir.

DİKKAT!: Götürü gider usulünde kullanılan oran % 25 iken, 7061 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesiyle değiştirilerek 01/01/2017 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere % 15 olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla 2017 yılı gelirlerinden itibaren söz konusu oran % 15 olarak uygulanacaktır.

Götürü gider usulü ve gerçek gider usulünün seçilmesinde mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır. Ancak götürü gider usulünü seçenler iki yıl geçmedikçe gerçek usule dönemeyeceklerdir (GVK.m.74).

V- KİRA GELİRLERİNE UYGULANACAK İNDİRİMLER NELERDİR?

Konut veya işyeri kira geliri elde eden mükellefler yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde istisna ve giderler düşüldükten sonra kalan kira tutarı üzerinden ayrıca aşağıda sayılan giderleri indirim konusu yapabileceklerdir.

1- Beyan edilen gelirin %15‘ini ve asgari ücretin yıllık tutarını (21.330,00 TL) aşmamak şartıyla mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si ile ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri kazançtan indirim konusu yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması, prim tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şarttır. Eşler veya çocuklar ayrı beyanname veriyorlarsa bunlara ait prim kendi gelirlerinden indirilir.

01/01/2013 tarihinden sonra bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları ise indirim konusu yapılmayacaktır

2- Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları.

3- Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin % 5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için % 10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.

4- Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin ve Gençlik ve Spor Bakanlığına ait gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kamplarının inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamı.

5- Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı.

6- Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;

a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,

b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,

c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,

d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,

e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,

f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirtilmesi çalışmalarına,

g) Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına,

h) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,

i) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatın tedariki ile film yapımına,

j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültürel ve sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına,

İlişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan her türlü bağış ve yardımların % 100’ü;

7- 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için % 50’si.

8- Başbakanlıkça veya Bakanlar Kurulunca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni veya nakdi bağışların tamamı.

9- İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımların tamamı.

10- Diğer kanunlara göre tamamı indirilecek bağış ve yardımlar; Yüksek Öğretim Kanununa göre üniversitelere ve Yüksek Teknoloji Enstitüsüne makbuz karşılığı yapılan nakdi ve ayni bağışlar ile vakıf üniversitelerine yapılan bağış ve yardımlar; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununa göre yapılan bağış ve yardımlar; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Kuruluşu Hakkındaki Kanuna göre yapılan nakdi bağışlar; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununa göre yapılan ayni ve nakdi bağışlar; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununa göre yapılan ayni/nakdi bağışlar; İlköğretim ve Eğitim Kanununun 76 ncı maddesine göre ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışların tamamı indirilebilecektir.

VI. GİDER FAZLASI VE ZARAR DURUMU

Gayrimenkul sermaye iradına konu olan sermayenin kendisinde meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz ve iradın gayri safi miktarının tespitinde gider olarak kabul edilmezler.

Gayrimenkul sermaye iradının safi tutarının hesabında giderlerin fazlalığı dolayısıyla doğan zararlar, beş yılı geçmemek üzere gelecek yıllarda elde edilen kira gelirlerinden gider olarak düşülebilir. Bu durumun iki istisnası vardır:

1- Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konut veya lojmanların kira bedellerini indirim konusu yapmaları durumunda bir zarar doğması halinde, bu zararın gelecek yıllarda elde edilen gayrimenkul sermaye iradından indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

2- Konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkule ait hasılattan indirim konusu yapılan iktisap bedelinin % 5’i oranındaki tutarın indirilemeyen kısmı gider fazlalığı olarak dikkate alınamaz.

VII- EMSAL KİRA BEDELİ ESASI

A- EMSAL KİRA BEDELİNİN TESPİTİ

Emsal kira bedeli uygulaması gayrimenkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde kullanılan bir vergi güvenlik müessesesidir. Emsal kira bedeli gayrimenkulün kira ücreti almadan başkasının kullanımına bırakılması durumunda ya da kira ücretinin emsal kira bedelinden düşük olması durumunda devreye giren bir düzenlemedir. Bu tip durumlarda gayrimenkulün emsal kira bedeli, gayrimenkulün kirası sayılmaktadır.

Emsal kira bedeli bina, arazi, mal ve haklarda ayrı ayrı tespit edilmektedir. Bina ve arazilerde emsal kira bedeli, yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kiradır. Kira mevzuatına göre kira takdir veya tespit etmeye yetkili makamlar, mahkeme veya yetkili özel makamlardır. Böyle bir makam yoksa veya söz konusu bina ve arazi için kira takdir veya tespiti yapılmamış ise, emsal kira bedeli, Vergi Usul Kanunu’na göre belirlenen vergi değerinin %5’idir.

Vergi değeri bina ve arazinin rayiç bedelidir. Rayiç bedel ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ve aynı maddede sözü edilen “emlak vergisine matrah olacak vergi değerinin takdirine ilişkin tüzük” hükümlerine göre saptanmaktadır.

Örnek: Bay (Y) emlak vergisi değeri 100.000 TL olan konutlarından birini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakması halinde kira bedeli tahsil etmemiş olmasına rağmen 100.000 TL x %5 = 5.000 TL emsal kira bedeli üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle vergi ödeyecektir.

B- EMSAL KİRA BEDELİNİN HANGİ DURUMLARDA UYGULANACAĞI VE UYGULANMAYACAĞI

Emsal kira bedeli kiraya verilen mal ve haklara ait kiranın, emsal kira bedelinden düşük olması, mal ve hakların bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda uygulanacaktır.

Emsal kira bedeli esası aşağıdaki durumlarda ise uygulanmayacaktır:

– Boş kalan gayrimenkullerin muhafazası amacıyla bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda. Örneğin, bir yazlığın kışın korunması suretiyle münasip bir kısmının bekçiye tahsis edilerek bırakılması gibi.

– Binaların mal sahiplerinin usul (anne, baba, anneanne, babaanne, nine, dede), füru (çocuk, torun) veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi durumunda (Usul, füru veya kardeşlerden her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnızca birisi hakkında emsal kira bedeli hesaplanmaz, kardeşler evli ise eşlerinden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz),

Örnek: Bay (A) evlidir ve babası tarafından kendisine bedelsiz olarak bir ev tahsis edilmiş olup bu evde ikamet etmektedir. Bay (A)’nın eşi Bayan (B)’nin babası da kendilerine bedelsiz olarak başka bir konut tahsis etmiştir. Bu durumda evli eşlere babaları tarafından iki tane bedelsiz konut tahsisi söz konusudur. Sadece bir konut için emsal kira bedeli uygulanmayacak, diğer konut için ise emsal kira bedeli hesaplanacaktır.

– Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi durumunda

– Genel bütçeye dâhil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda,

emsal kira bedeli uygulanamaz (GVK madde 73/2).

Diğer yandan emsal bedelden düşük tutarda elde edilen kira gelirinin kira sözleşmesi, ödemeye ilişkin banka dekontu veya havale makbuzu vb. belgelerle veya kiracının ifadesiyle ispat veya tevsik edildiği durumlarda ayrıca emsal kira bedeli karşılaştırılması uygulaması yoluna gidilmemektedir. Söz konusu ispat veya tevsik işlemine ise ancak beyan edilen kira gelirlerinin gerçek durumu yansıtmadığına ilişkin karinelerin bulunması veya vergi incelemeleri sırasında yetkililerce talep edilmesi durumunda başvurulmaktadır (GVK İç Genelgesi 05.01.1999-292, Sıra No:1999/1).

VIII- BEYANNAME NE ZAMAN VE NEREYE VERİLECEK?

– 2017 yılı kazançlarına ilişkin beyanname 26 Mart 2018 tarihi mesai saati sonuna (internet üzerinden verilen beyanlarda 23:59’a) kadar verilecektir.

– Türkiye’yi terk edenler yurtdışına çıkma tarihinden önceki 15 gün içinde vereceklerdir.

– Ölüm halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde vereceklerdir.

Beyanname, kayıtlı bulunulan vergi dairesine verilecektir. Beyanname, elden verilebileceği gibi posta ile de gönderilebilecektir. Bunun yanında 26 Sıra No’lu VUK Sirkülerine göre internet yoluyla da (elektronik beyanname) beyanda bulunmak mümkündür.

Beyanname taahhütlü olarak posta ile gönderildiğinde, postaya veriliş tarihi beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Beyanname normal (adi) posta ile gönderilirse, beyannamenin vergi dairesine ulaştığı tarih beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

252 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği açıklamaları çerçevesinde, işyeri kira gelirleri ile ilgili olarak, tevkif yolu ile kesilen vergilerin mahsubunda; mükelleflerin kendilerinden vergi tevkifatı yapan vergi sorumlularının (kiracının) adı soyadı, unvanı, vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri gösteren tabloyu yıllık beyanlarına eklemeleri gerekir.

Maliye Bakanlığı VUK’nun mükerrer 257 nci maddesine dayanarak yeni bir tebliğ yayınlamış ve uygulamaya dönük yeni bir beyan yöntemi ihdas etmiştir. 25 Şubat 2016 tarihli ve 29635 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 470 Sıra No’lu Genel Tebliğ uyarınca ücret, kira, menkul sermaye iradı veya diğer kazanç ve iratlar elde edenler için “Hazır Beyan Sistemi” getirilmiştir. Gelir Vergisi Beyannamelerinin Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak internet ortamında mükelleflerin onayına sunulduğu bir sistemdir.

Kira geliri elde eden mükellefler;

  • Kimlik bilgilerini girip özel güvenlik sorularını cevaplayarak
  • İnternet vergi dairesi şifrelerini kullanarak (şifre yoksa herhangi bir vergi dairesine kimlikle başvurarak ücretsiz alabilir) sisteme giriş yapabilirler.

Kira geliri yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar da bu sistemden yararlanabilmektedir. Bu bakımdan, vergi dairesinde mükellefiyet kaydı bulunmadığında, internet vergi dairesinde hazırlanan kira beyannamesi elektronik ortamda onaylandığı anda, şahıs adına vergi dairesinde mükellefiyet tesisi ve vergi tahakkuku işlemleri otomatik olarak gerçekleştirilmektedir.

Onaylanan kira beyanına ilişkin ödemeler;

  • Gelir İdaresi Başkanlığı internet sitesi üzerinden anlaşmalı bankaların kredi kartları ile
  • Anlaşmalı bankaların internet bankacılığını kullanarak
  • Anlaşmalı bankalardan
  • Tüm vergi dairelerinden

yapılabilir.

Sistemi kullanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Beyannameler vergi

dairesine gidilerek elden veya internet ortamında (E-Beyanname Düzenleme Programı) da verilebilir.

IX- BEYANNAME VERİLMEMESİ HALİNDE YAPILACAK İŞLEMLER

Kira gelirini beyan etmeyenlerden, ödemedikleri vergi, cezalı olarak alınmaktadır.  Beyanda bulunmayanlar;

– 3.900 TL’lik konut kira geliri istisnasından yararlandırılmamakta,

– Vergi dairesi, durumu tespit ettiğinde; iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesmektedir. Kira gelirini takdir komisyonu takdir etmekte, bunun üzerinden de vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte vergi alınmaktadır.

X- KİRA ÖDEMELERİNİN BANKADAN YAPILMA ZORUNLULUĞU

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliğine göre;

Konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenler;

– İşyerlerinde ise herhangi bir miktar ile sınırlı olmaksızın işyerini kiraya verenler ile kiracıların,

kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunlu hale getirilmektedir.

Mükelleflerce her bir konut için aylık tutarı 500 TL’nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar tebliğle getirilen zorunluluk kapsamında değildir. Öte yandan aynî olarak yapılan ödemeler de zorunluluk kapsamında değildir.

Konutlarda tevsik zorunluluğu sadece kiraya vereni kapsamaktadır (mülk sahibi). İşyerlerinde ise hem kiraya veren hem de kiracıları kapsamaktadır.

Getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, 2017 yılı için; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.400 TL’den, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 700 TL’den, bunlar dışında kalanlar hakkında 350 TL’den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir.

XI- KİRA KAZANÇLARINDA DEFTER, KAYIT VE BELGELERİN SAKLANMASI

VUK 208’e göre defter tutmaya mecbur olan gerçek kişiler gelir vergisine tabi menkul ve gayrimenkul sermayelerle bunlardan elde edilen iratları ve bunlara ilişkin giderleri defteri kebir veya işletme hesabının veya serbest meslek erbabı kazanç defterinin ayrı bir sayfasına veya ayrı bir deftere veyahut bir cetvele ayrı ayrı kaydetmeye mecburdurlar. Ancak bu hesap mükellefin diğer kazançlarını tespit için tuttuğu hesaplara karıştırılmaz ve onlar ile birleştirilmez.

Defter tutmak zorunda olmayan mükellefler ise sadece kiralama işlemi ile ilgili belgeleri aklamakla yükümlüdürler. Kira kontratı, banka dekontları, makbuzlar, gider belgeleri vb tüm dokümanlar muhafaza edilmek durumundadır. Olası vergi incelemelerinde mükellefler bu belgeleri ibraz edeceklerdir.

XII- ÖZELLİKLİ HUSUSLAR

Depozito ödemeleri kira geliri sayılmaz.

– Bir işletmenin ya da şirketin aktifinde yer alan gayrimenkullerin kiralanması durumunda ticari kazanç (ya da zirai kazanç) hükümleri uygulanmaktadır.

Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı paylarını kazancınızdan indirim konusu yapamazsınız.

Boş olan ve kira geliri elde etmediğiniz gayrimenkuller için beyanname vermenize gerek yoktur. Sadece bağlı olduğunuz vergi dairesini bilgilendirmeniz yeterlidir.

Tapu sahibi başka kişi, kirayı elde eden başka biri olması durumunda tapu sahibinin beyanname vermesi gerekmektedir. Ancak ödemelerin akıbeti hakkında vergi dairenizi bilgilendiriniz.

Sadece işyeri kira geliri elde ediyorsanız ve elde ettiğiniz kazanç 30.000 TL’yi aşmıyorsa beyanname vermenize gerek bulunmamaktadır.

Emekli de olsanız konut kiranız 3.900 TL’yi aştığı sürece beyanname vermeniz gerekmektedir.

–  Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında belediyeler tarafından verilen kira yardımlarının gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. Kira yardımlarını kazanç olarak kabul edip beyanname vermenize gerek yoktur. (B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010-GVK-70-19-68 sayılı ve 09/02/2011 tarihli Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi).

– İşyeri kiracılarının kesmekle yükümlü oldukları stopajları vergi dairesine yatırmamasından dolayı, işyeri sahibinin sorumluluğu yoktur.

Mantolama gibi giderler, gerçek gider usulü seçilmesi durumunda kira kazancında gider olarak kabul edilmemektedir. Söz konusu harcamalar maliyet bedeline eklenecek ve Gelir Vergisi Kanunun 74/6 maddesi uyarınca amortisman yoluyla hasılattan indirim konusu yapılacaktır (11.08.2012 tarihli ve 38418978-120[74-12/2]-825 sayılı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi).

Dar mükellef konumundaki mükellefler işyeri kira kazançları için beyanname vermeyeceklerdir. Ancak 3.900 TL’yi aşan konut kiraları için beyanname vermek zorundadır.

İşyeri kira kazançlarında, kiracı konumundaki kişi stopaj yapmakla sorumlu değilse (örneğin basit usul mükellef), bu durumda kira kazancının miktarı 1.580 TL ile karşılaştırılmalıdır. Aşıyorsa beyanname verilmek zorundadır.

– Kiraya veren tarafından kiraya verilen gayrimenkul için yapılan onarım giderleri ile bakım ve idame giderlerinin kira kazançlarından gider olarak düşülmesi mümkündür.

XIII- KONUT VEYA İŞYERİ KİRA GELİRLERİNİN BEYANINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

Aşağıdaki örneklerin hesaplanmasında 2017 yılı gelir vergisi tarifesi esas alınmıştır.

2017 YILI GELİR VERGİSİ TARİFESİ
13.000  TL’ye  kadar % 15
30.000  TL’nin 13.000  TL’si için 1.950  TL, fazlası % 20
70.000  TL’nin 30.000  TL’si için 5.350  TL, fazlası % 27
70.000  TL’den fazlasının 70.000  TL’si için 16.150  TL, fazlası % 35

ÖRNEK-1: Mükellef Bayan (Z), İstanbul’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2017 takvim yılında 40.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 40.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 3.900 TL  
  Kalan (40.000 – 3.900) 36.100 TL
  % 15 Götürü Gider (36.100 x % 15) 5.415 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (36.100-5.415) 30.685 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
  (30.000 TL için 5.350 TL)
  Kalan=685 TL için 184,95 TL)
5.534,95 TL
  Ödenecek Gelir Vergisi 5.534,95 TL

ÖRNEK-2: Mükellef Bay (S), Bursa’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2017 yılında 15.000 TL, işyeri olarak kiraya verdiği daireden ise 23.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 4.600 TL tevkifat yapılmıştır.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Söz konusu mükellefin mesken kirası gelirinin istisna haddini aşan kısmı ile tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının toplamı (11.100+23.000) 30.000 TL’yi aştığından, mesken ve işyeri kira gelirleri birlikte beyan edilecek olup, buna ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 38.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.900 TL  
 Kalan (38.000-3.900) 34.100 TL
 % 15 Götürü Gider (34.100 x % 15) 5.115 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (34.100-5.115) 28.985 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(13.000 TL için 1.950 TL)
(Kalan= 15.985 TL için 3.197 TL)
5.147 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 4.600 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi (5.147-4.600) 547 TL

ÖRNEK-3: Mükellef Bay (F), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2017 yılında 29.000 TL kira geliri elde etmiştir. Mükellef 2017 yılı için yaptırdığı hayat sigortası kapsamında 3.000 TL prim ödemiş ve Devlete ait bir hastaneye 20.11.2017 tarihinde 500 TL makbuz karşılığı bağışta bulunmuştur.

Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir. Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 29.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.900 TL  
 Kalan (29.000 TL-3.900 TL) 25.100 TL
 % 15 Götürü Gider (25.100 TL X %15) 3.765 TL  
 Safi İrat (25.100 TL – 3.765 TL) 21.335 TL
 Hayat Sigortasına Ödenen Katkı Payı (*) 1.500 TL  
 Okul, Yurt ve Sağlık Tesisleri için Yapılan Bağış ve Yardımlar (**) 500 TL  
 Vergiye Tabi Gelir  21.335  – (1.500 + 500) 19.335 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(13.000 TL için 1.950 TL)
(Kalan= 6.335 TL için 1.267 TL)
3.217 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 3.217 TL
 * Hayat sigortalarında ödenen primlerde indirilecek miktar beyan edilen gelirin % 15’ini geçemeyeceği gibi ödenen primlerin % 50’si olarak dikkate alınacaktır.

** Tamamı indirilebilir.

ÖRNEK-4: Mükellef Bayan (V), Samsun’da bulunan ve işyeri olarak kiraya verdiği mülkünden 75.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 15.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 30.000 TL’yi aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 75.000 TL
 % 15 Götürü Gider (75.000 x % 15) 11.250 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (75.000-11.250) 63.750 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(30.000 TL için 5.350 TL)
(Kalan  = 33.750 TL için 9.112,50 TL)
14.462,50 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 15.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Alınacak Gelir Vergisi 537,50 TL

ÖRNEK-5: Mükellef Bay (F), işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 120.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 24.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 30.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 120.000 TL
 % 15 Götürü Gider (120.000 x % 15) 18.000 TL
 Vergiye Tabi Gelir (120.000-18.000) 102.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(70.000 TL için 16.150 TL)
(Kalan  = 32.000 TL için 11.200 TL)
27.350 TL
  Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 24.000 TL 
 Ödenecek Gelir Vergisi 3.350 TL

ÖRNEK-6: Mükellef Bay (K), 550.000 TL değerinde olan kredi ile aldığı ve işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 185.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 37.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Yıl içerisinde gayrimenkul alımı için kullandığı kredi borcu nedeniyle 25.000 faiz ödemiştir. Ayrıca 2.500 TL sigorta harcaması yapmıştır. 550.000 TL değerindeki gayrimenkulün iktisap bedelinin % 5’i oranında indirimden yararlanılacaktır.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 30.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 185.000 TL
 Gerçek Giderler
– Faiz ödemesi: 25.000 TL
– Sigorta harcaması: 2.500 TL
– İktisap bedelinin % 5’i (550.000x%5) 27.500 TL
55.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (185.000-55.000) 130.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(70.000 TL için 16.150 TL)
(Kalan  = 60.000 TL için 21.000 TL)
37.150 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 37.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 150 TL

ÖRNEK-7: Bayan (Y) 2017 yılı içinde 15.000 TL emekli maaşı dışında konut olarak kiraya verdiği taşınmazından 24.000 TL gelir elde etmiştir. Götürü gider yöntemini tercih eden Bayan (Y)’nin başka bir geliri bulunmamaktadır.

Bu durumda Bayan (Y)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Emekli maaşı GVK 23/11 hükmü uyarınca vergiden istisnadır ve beyannameye dahil edilmeyecektir.

Toplam 24.000 TL konut kirası gelirine konut istisnası uygulanacak ve ödenmesi gereken vergi aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

 Gayrisafi İrat Toplamı 24.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.900 TL  
 Kalan (24.000-3.900) 20.100 TL
 % 15 Götürü Gider (20.100 x % 15) 3.015 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (20.100-3.015) 17.085 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(13.000 TL için 1.950 TL)
(Kalan= 4.085 TL için 817 TL)
 2.767 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi  2.767 TL

ÖRNEK-8: Doktor olarak hastanede ücretli çalışan Bay (D) 2017 yılı içinde brüt 85.000 TL ücret geliri elde etmiştir. Sahip olduğu taşınmazlarından birini konut olarak kiraya vermiş 21.000 TL kazanç elde etmiştir. Diğerini ise işyeri olarak kiraya vermiş net 42.000 TL (brüt 52.500 TL) gelir sağlamıştır. Bankadaki mevduat hesabına 10.000 TL faiz tahakkuk etmiştir. İşyeri kazancından 10.500 TL stopaj yapılmıştır. Götürü gider yöntemini seçen Bay (D)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Tek işverenden alınan ücret ve banka mevduat faizi Gelir Vergisi Kanunu düzenlemeleri gereği beyan edilmeyecektir. Kira kazançları toplamı ise 30.000 TL’yi aştığından beyan edilecektir. Konut kira geliri 21.000 TL, işyeri kira geliri ise brüt 52.500 TL olarak beyan edilecektir.

Diğer yandan Bay (D)’nin elde ettiği kazançların toplamı 168.500 TL olduğundan (85.000+21.000+52.500+10.000) ve 110.000 TL’yi aştığından konut istisnasından yararlanması mümkün değildir. İşyeri kazançları üzerinden yapılan stopajlar ise mahsup edilecektir.

Buna göre hesaplama şu şekilde olacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 73.500 TL
 % 15 Götürü Gider (73.500 x % 15) 11.025 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (73.500-11.025) 62.475 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(30.000 TL için 5.350 TL)
(Kalan  = 32.475 TL için 8.768,25 TL)
14.118,25 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 10.500 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 3.618,25 TL

ÖRNEK-9: Mükellef Bayan (A), Trabzon’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2017 takvim yılında 22.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 22.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 3.900 TL  
  Kalan (22.000 – 3.900) 18.100 TL
  % 15 Götürü Gider (18.100 x % 15) 2.715 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (18.100-2.715) 15.385 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
  (13.000 TL için 1.950 TL)
  Kalan=2.385 TL için 477 TL)
2.427,00 TL
  Ödenecek Gelir Vergisi 2.427,00 TL

ÖRNEK-10: Mükellef Bay (S), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2017 yılında 125.000 TL kira geliri elde etmiştir. Söz konusu konut için 30.000 TL bakım ve onarım masrafı, 2.000 TL sigorta harcaması, 2.000 TL emlak vergisi ödemesi gerçekleştirmiştir.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

 Gayrisafi İrat Toplamı 125.000 TL
 Gider (30.000 + 2.000 + 2.000) 34.000 TL 
 Vergiye Tabi Gelir (135.000 – 34.000) 91.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(70.000 TL için 16.150 TL)
(Kalan= 21.000 TL için 7.350 TL)
23.500 TL
ad

Devamı: 2017 Yılında Elde Edilen ve 2018 Yılı Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri – Doç. Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Vergide Yeni Düzenleme: Tebligat İşleminde MERNİS Sistemi ve Kapıya Yapıştırma Usulü. Doç.Dr. Özgür BİYAN https://www.alomaliye.com/2017/10/02/tebligat-isleminde-mernis-sistemi-ve-kapiya-yapistirma-usulu/ Mon, 02 Oct 2017 10:00:08 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=58893

Tebligat İşleminde MERNİS Sistemi ve Kapıya Yapıştırma Usulü GÜNCELLENDİ Vergi düzenlemelerini de bünyesinde barındıran yeni bir torba yasa TBMM’ye sunuldu. Pek çok kanunda düzenleme yapan torba yasadan vergi hukuku da nasibini aldı. Hatta geniş çaplı yapılan düzenlemelerle vergi yine gündemdeki konu haline geldi. Muhtemelen yeni düzenlemelerle ilgili uzman ve akademik yazılar hızla üretilecek görünüyor. Zira […]

Devamı: Vergide Yeni Düzenleme: Tebligat İşleminde MERNİS Sistemi ve Kapıya Yapıştırma Usulü. Doç.Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Tebligat İşleminde MERNİS Sistemi ve Kapıya Yapıştırma Usulü

GÜNCELLENDİ

Doç. Dr. Özgür BİYAN
Öğretim Üyesi
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

Vergi düzenlemelerini de bünyesinde barındıran yeni bir torba yasa TBMM’ye sunuldu. Pek çok kanunda düzenleme yapan torba yasadan vergi hukuku da nasibini aldı. Hatta geniş çaplı yapılan düzenlemelerle vergi yine gündemdeki konu haline geldi. Muhtemelen yeni düzenlemelerle ilgili uzman ve akademik yazılar hızla üretilecek görünüyor. Zira eleştiriye açık değişiklikler ziyadesiyle var.

Değişiklikler arasında esas itibariyle Vergi Usul Kanunu (VUK) çerçevesinde sürdürülen tebligat işlemi ile ilgili düzenlemeler dikkat çekenlerden biridir. Bilindiği üzere de tebligat vergilendirme süreçlerinde özellikle şekil ve usul açısından önemli bir işlemdir. Vergi Usul Kanununda tebligat vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi olarak tanımlanır (m.21). Bu bildirim, hakkında ikmalen ve re’sen tarhiyatlar başta olmak üzere hakkında vergilendirmeyle hüküm ifade eden işlemler yapılan mükellefin bilgilendiği ve ne gibi işlemler yapıldığını fark ettiği bir usuli idari işlemdir. Eğer tebligat işlemi yapılmazsa mükellefin bilgisi olması da mümkün değildir. Ancak tebligat işlemi sonrası mükellef itiraz, dava açma gibi haklarını kullanabilir. Tarh işleminin gerçekleşmiş olması vergilendirme için yetmez. Yapılan tarh etme ve ceza kesme işleminin hukuk âleminde sonuç yaratabilmesi tebliğ edilmesine bağlıdır. O nedenle de tebliğ önemlidir.

Türk Hukukunda tebligat işlemleri esas itibariyle 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yürütülür. 213 sayılı VUK bu Kanundan ayrı olarak tebligat hükümlerine yer vermiştir. Ayrıca Tebligat Kanununa göre özel bir kanun olduğundan vergilendirme ve vergi cezaları işlemlerinde öncelikli olarak VUK kuralları geçerlidir. Eğer VUK’da herhangi bir işlem için yeterli ya da hiç düzenleme yoksa o zaman Tebligat Kanunu hükümleri geçerli hale gelecektir. Diğer yandan vergi yargısı ile ilgili tebligatlarda, örneğin vergi davalarındaki tebligatlarda, İdari Yargılama Usul Kanunu Tebligat Kanununu esas aldığından, vergi yargısında Tebligat Kanunu esas alınmaktadır.

Tebligat işlemi tamamlandıktan sonra vergilendirme süreci tahakkuk aşamasına geçer. Tebligat tamamlanmadan tahakkuk ve dolayısıyla tahsil işlemi yapılamaz. Aynı zamanda tebligat bazı yasal sürelerin başlaması açısından önemlidir. Matrahın idare tarafından tespitini sağlayan, ikmalen tarhiyat ve resen tarhiyat işlemlerinde tebligat işlemi açık bir şekilde kendini gösterir ve sağlıklı bir şekilde tamamlanmak zorundadır. Hazırlık işlemleri olan vergi incelemesi ya da yoklama gibi işlemler neticesinde yapılan tespitlere göre tarh ve/veya ceza kesme işleminden sonra tebligat aşamasına geçilir.

Torba yasa mevcut hali ile yürürlüğe girerse tebligat konusunda yeni kurallarla sürdürüleceği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda ne gibi değişiklikler olacağını da bilmekte fayda vardır. O nedenle bu yazıda öngörülen yeni düzenlemeleri değerlendirerek sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tebligatta Yeni Usul

İşyeri Adresinin Tespiti

a) MERNİS’in (Merkezî Nüfus İdare Sistemi) kullanılmaya başlanması

Tasarının 19. maddesi ile VUK’un “Bilinen Adresler” başlıklı 101. maddesinde öngörülen değişiklik ile aşağıdaki adreslerin “bilinen adres” olacağı ve tebligatta esas alınacağı ifade edilmektedir.

1. Mükellef tarafından işe başlamada ve adres değişikliğinde bildirilen işyeri adresleri,

2.Yoklama fişinde ve ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen işyeri adresleri,

3.25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi,

Birinci fıkranın (1) ve (2) numaralı bentlerinde yazılı bilinen adreslerden tarih itibariyle tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınır ve tebliğ öncelikle bu adreste yapılır”.

Değişikliklerden ilki 5490 sayılı Kanuna göre oluşturulan MERNİS sistemi üzerinde kayıtlı adreslerin kullanılmaya başlanacağı hususudur. Bu sistem üzerindeki ikametgah adresleri tebligat aşamasında kullanılacaktır. Anlaşılacağı üzere mükellefin adres olarak bildirdiklerine ulaşılamazsa MERNİS sisteminin devreye sokulması amaçlanmakta ve burası üzerinden mükellefe ulaşılması hedeflenmektedir. Ayrıca düzenlemelere göre “işyeri adresi olmayanlara tebliğ, doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacaktır”.

b) Tebliğin Muhatabının Belirlenmesi: MERNİS üzerinden mükellefe ya da kanuni temsilcilerine ulaşılması

Değişikliklerden bir diğeri de şöyledir:

İşyeri adresinde tebliğ yapılacak olanların bu adresinde bulunamaması, işin bırakılması veya işin bırakılmış addolunması hallerinde tebliğ, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır”.

Öngörülen değişiklik uyarınca işyerinde tebliğ yapılacak kimseler adreslerinde bulunmazsa, işi bıraktıkları veya işin bırakılmış addolunması hallerinde idare bu konuda takdir hakkını kullanabilecek, MERNİS üzerinden kayıtlara ulaşarak mükellefe tebliğ işlemini yapmaya çalışacaktır. Aslında öngörülen yeni düzenleme ile ilgili maddenin ilk fıkrasında da MERNİS üzerinden mükellefe ulaşılacağı zaten yer alıyor. Diğer deyişle gerçek kişilerin MERNİS kaydına bakılabileceğine dair düzenleme var. Dolayısıyla bu düzenlemenin gerçek kişi ya da tüzel kişiye ulaşılamadığı durumlarda ikinci bir seçenek olarak kanuni temsilciler aracılığı ile mükellefe ulaşılmasına olanak tanınmak istendiği ve tebligat işleminin tamamlanmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Gerçek kişi mükellefin (varsa) kanuni temsilcisinin MERNİS üzerinde kayıtlı adresinde tebligat yapılmaya çalışılacaktır.

Tüzel kişilerde ise başkan, müdür veya kanuni temsilcilere tebligat yapılabilmesi evvelden de vardı (VUK.m.94). Buradaki fark tüzel kişiye ulaşılamazsa başkan, müdür veya kanuni temsilcilerin MERNİS üzerindeki şahsi ikamet adreslerinde tebligat yapılacağı hususudur.

2.Tebliğ Evrakının Teslimi

a) Tebligattan İmtina Edilmesi Durumu: Kapıya Pusula Yapıştırma Usulü

Öngörülen düzenlemelerde dikkat çeken hususlardan biri de tebliğ evrakının teslimi sırasında yeni kurallar getirilmesidir. Özellikle tebliğ yöntemlerindeki farklılıklar hemen dikkat çekmektedir.

Tasarının 20. maddesi ile değişiklik öngörülen “Tebliğ Evrakının Teslimibaşlıklı VUK’un 102. maddesindeki düzenlemeye göre “Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince muhatabına verilir ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunur.

Muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya her hangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin başparmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edilir”.

Buraya kadar mevcut düzenlemelerde esaslı bir değişiklik görülmemektedir. Ancak devamında “Muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Posta memuru, durumu tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza ederek, tebliğ olunacak evrakı tebliğ yaptıran idareye teslim eder. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır” düzenlemesi ile farklı bir kural koyulduğu anlaşılıyor.

Kendisine tebligat yapılmasından imtina eden mükellefler için posta görevlisi durumu tebliğ alındısına şerh edecek ve imzalayacak, sonra “tebligatı idareden alabilirsin” şerhi taşıyan bir pusulayı mükellefin kapısına yapıştıracaktır. Böyle bir durumda tebligat işlemi mevcut düzenden farklıdır. Mevcut düzende mükellef tebligatı almak istemezse tebliğ zarfı (evrak) önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edilir. Bu durumda komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda bu durum taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza atılır ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit olunur (VUK.m.102). Böylece aslında şahit/şahitler aracılığı ile tebligat hukuken gerçekleşir ve ispat edilebilir hale gelir. Diğer deyişle zarf artık mükellefin işyerindedir ve bunu başkaları da bilmektedir. Vergi idaresi tebligatı yapmış sayılır.

Yeni düzenlemede ise “Posta memuru, durumu tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza ederek, tebliğ olunacak evrakı tebliğ yaptıran idareye teslim eder. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır” denilmek suretiyle belki de tebligatı hiçbir zaman okumayacak ya da ulaşamayacak olan mükellef açısından “idareye gidip de tebellüğün tamamlandığı tarih” değil, “imtina ettiği anda kapısına yapıştırılan tarih” tebliğ tarihi olacaktır. Kanaatimce böyle bir durumda tebligat işleminin yapılmış sayılması hukuken ne derece doğrudur tartışmalıdır. Böyle bir sonuçta VUK 21’de yazdığı üzere tebligat gerçekleşmiş midir? Yani yazı ile bildirim yapılmış mıdır? Bu noktada tebligat yapılacağı yazı ile bildirilmiştir. Ancak tebligatın kendisi henüz bildirilmemiştir.

Üstelik pusulanın güvenliği, kopması, başkası tarafından kopartılması, uçup düşüp kaybolma ihtimali, yapıştırmanın ispatı ve posta memurunun kayıtsızlığı ile olası sübjektif hususların durumu da belirsizdir. Asıl belge alındığında süre yeniden mi başlayacaktır? Bu da belirsizdir. Hukuk devleti ve hak arama özgürlüğü bakımından tüm bu hususlar tartışmalıdır. Anayasa Mahkemesinde iptale konu olabilir. İhtilaflı durumlarla karşılaşılması kaçınılmaz görünmektedir.

b) Adreste Bulunamama

VUK 102. maddede öngörülen düzenlemelere göre VUK’un “101 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan işyeri adreslerine tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bu durumda bu Kanunun 101. maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlem yapılır.

Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bunun üzerine tebliğ çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeple tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durum posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek tebliğ evrakı, gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren onbeş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması halinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması halinde ise onbeşinci günde tebliğ yapılmış sayılır”.

Öngörülen düzenlemeye göre adreste bulunmayan mükellefler önce bilinen adres olarak tanımlanan MERNİS üzerindeki kayıtlı ikamet adresleri ile ulaşılacaktır. Yine adreste bulunulmadığı durumlarda MERNİS üzerinde kayıtlı olan (varsa) kanuni temsilcilerin ikametgâh adreslerinde tebliğ yapılacaktır. Bu kişilerin de adreste bulunamaması durumunda idarenin uygun göreceği bir sürenin sonunda yeniden (ikinci kez) tebliğ yapılmaya çalışılacaktır. İkinci kez de tebliğ yapılamazsa tebliğ evrakı ilgili vergi dairesine gönderilecektir. Bu aşamada posta memuru “tebligatınızı vergi dairenizden alabilirsiniz” şerhini düşerek, kapıya pusula yapıştıracaktır. Bunun tarihini tebliğ alındısına yazacaktır. Bu tarihten itibaren 15 gün içinde tebligat gelip alınırsa bu tarihte, gelip alınmazsa 15. günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacaktır.

Kanaatimce burada tebligatın tamamlanmış sayılması doğru değildir. Bunun yerine ilanen tebligat yoluna gidilmesi çok daha sağlıklı olacaktır. Böyle bir düzenlemenin pek çok ihtilafı beraberinde getireceği de unutulmamalıdır. Yukarıda da ifade edildiği gibi yine pusulanın güvenliği, kopması, başkası tarafından kopartılması, uçup düşüp kaybolma ihtimali, yapıştırmanın ispatı ve posta memurunun kayıtsızlığı ile olası sübjektif hususların durumu da belirsizdir. Hukuk devleti ve hak arama özgürlüğü bakımından tüm bu hususlar tartışmalıdır. Anayasa Mahkemesinde iptale konu olabilir. İhtilaflı durumlarla karşılaşılması kaçınılmaz görünmektedir.

3.İlanla Tebliğ Yöntemi

Tasarının 21. maddesi ile VUK’un “Tebliğin İlanla Yapılacağı Haller” başlıklı 103. Maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe göre;

Aşağıda yazılı hallerde tebliğ ilan yoluyla yapılır:

1.Muhatabın bu Kanunun 101 incimaddesi kapsamında bilinen adresi yoksa,

2.Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan bilinen adreste tebliğ yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde kayıtlı bir adresi bulunmazsa,

3.Yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa,

4.Başkaca nedenlerden dolayı tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa”.

101.madde kapsamında bilinen adresinin olmaması durumu fiilen nasıl mümkün olacaktır gerçekten merak konusudur. Zira MERNİS sisteminin kullanılması ve bu sistemden yararlanılması öngörülen bir sistemde nasıl olacaktır ki burada bir mükellefin adresi olmasın. İşyeri adresini bildirmese de, kanuni temsilcisi vb. ikametgâh adresine ulaşılmasa da neticede MERNİS sisteminde kayıtlı olmadan nasıl işyeri açılacaktır? Vergi dairesi mükellef kaydı yaparken yerleşim yeri belgesi istemeyecek midir? Yoksa istemeden mi işlem yapmaktadır? Bu madde ile ilan yoluyla tebligata çıkılması ancak mükellefin önceden bildirdiği adreslerin tamamen yanıltıcı (ya da sahte) olması ya da MERNİS’e yanlış adres bildirilmesi gerekir ki o zaman daha da vahim bir sonuçla karşılaşmaktadır. Bir kişinin MERNİS de kaydının olmaması ya da olanın yanlış olmasının ne gibi sonuçlar yaratacağının tehlikesini tartışmak bile gereksizdir. Kaldı ki gerek bildirilen adreslerden gerekse MERNİS üzerindeki ikametgah adresinden hem mükellefe ve varsa kanuni temsilcisine ulaşma olanağının yüksek olması ihtimali sebebiyle ilan yoluyla tebliğ kullanma oranında ciddi düşüş yaşanacağı fikrinin uyandığı da belirtilmelidir.

SONUÇ

Tebligat vergisel açıdan önemli bir işlemdir. Böylesine önemli bir işlem her şeyden evvel verginin tahsilatını doğrudan etkiler. Öngörülen yeni kuralların yeniden incelenmesinde hem idare hem de mükellefler açısından büyük fayda vardır.

ad

Devamı: Vergide Yeni Düzenleme: Tebligat İşleminde MERNİS Sistemi ve Kapıya Yapıştırma Usulü. Doç.Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Asgari Ücret İle Vergilemede Asgari Geçim İndirimi ve En Az Geçim İndirimi İlişkisi https://www.alomaliye.com/2016/11/03/asgari-ucret-ile-vergilemede-asgari-gecim-indirimi/ Thu, 03 Nov 2016 08:00:01 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=40332

Asgari Ücret İle Vergilemede Asgari Geçim İndirimi ve En Az Geçim İndirimi İlişkisi Asgari ücret, İş Kanunu kapsamında adı üzerinde ücretlere alt sınır çizmek üzere her yıl tespit edilen bir ücrettir. Ücretler genel dengesi bu ücret üzerine şekillendiğinden önem arz eder. Aynı zamanda bireyler açısından da ücretli olarak işe başladıklarında referans alınan bir göstergedir. Asgari […]

Devamı: Asgari Ücret İle Vergilemede Asgari Geçim İndirimi ve En Az Geçim İndirimi İlişkisi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Asgari Ücret İle Vergilemede Asgari Geçim İndirimi ve En Az Geçim İndirimi İlişkisi

Dr. Özgür BİYAN
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
İİBF, Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

para-kucukjpgAsgari ücret, İş Kanunu kapsamında adı üzerinde ücretlere alt sınır çizmek üzere her yıl tespit edilen bir ücrettir. Ücretler genel dengesi bu ücret üzerine şekillendiğinden önem arz eder. Aynı zamanda bireyler açısından da ücretli olarak işe başladıklarında referans alınan bir göstergedir. Asgari ücret belirlenirken evli olmayan ve çocuksuz bir kişinin yaşamı için gerekli olan temel ihtiyaçlarını giderebilmesi yönünde parasal bir belirleme yapılması esastır.

Aralarındaki ilişki nedeniyle ücretlerin vergilendirilmesi aşamasında da asgari ücret düzeyinde gelir elde eden bir ücretlinin vergilendirilmesi hususu her zaman dikkat çeken konulardan biri olmuştur. Asgari ücret 2016 yılı itibariyle brüt günlük 54,9 TL aylık 1.647,00 TL olarak belirlenmiştir. Bu rakamın ücretlinin kanuni kesintilerden sonra ele geçen aylık hali ise AGİ dahil 1.300,99 TL’dir.

1.300,99 TL net ücretin günümüz şartları içinde tek bir kişinin dahi hayatını sürdürebilmesi açısından yeterli olduğunu söylemek zordur. Hatta aile geçindirmeye çalışan ve üstelik kirada oturan bireyler için zorluk çok daha fazladır. Öte yandan aynı ücret üzerinden ilk 9 aylık 209,99 TL, son 3 aylık 279,99 TL gelir vergisi hesaplanmaktadır. Bu rakam asgari ücretli biri adına yıllık 2.729,88 TL vergi tahakkuk ettiğine işaret etmektedir.

Vergi sistemimizde ücretlilerin vergilendirilmesinde asgari ücrete bağlı olarak uygulanan bir vergi indirimi uygulanmaktadır. Gelir unsurlarından sadece ücretlilere özel olarak getirilen bu indirimin adı “asgari geçim indirimi”dir. Asgari geçim indirimi vergi teorisi açısından ayırma kuramına uygun olarak emek gelirlerinin sermaye karakterli gelirlere göre daha az vergi yükü ile karşı karşıya kalmasına neden olan özel bir vergi indirimidir. Bu indirime isabet eden vergi kadar ücretliye vergi avantajı sağlanmaktadır. Bekar bir kişinin aylık hak ettiği asgari geçim indirimi miktarı 123,53 TL’dir. Yıllık ise 1.482,36 TL’ye tekabül eder. Yukarıdaki gelir vergisinden (2.729,88 TL) yapılan indirim sayesinde asgari ücretli asgari geçim indirimi kadar bir avantaj elde ederek sonuçta 1.247,52 TL vergi ödemesi gerçekleştirir.

2016 yılı Ekim ayından itibaren asgari ücret alan kişilerin gelirleri gelir vergisi tarifesinin ikinci dilimine girmektedir. Yıllık elde edilen gelir miktarı 12.600 TL üzerine çıktığından artık %15 yerine %20 oranında gelir vergisi uygulanır. Bu durum net ücretin 1.300,99 TL’nin altına düşmesine neden olmaktadır. (Tam olarak 1.231,08 TL) . Aynı zamanda bu sonuç asgari ücretli nezdinde olumsuz bir etki yarattığı gibi devletin 1.300,99 TL net ücret taahhüdünün de gerçekleşemediğine işarettir.

Bu durumun aşılması için 26.10.2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 6753 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanunu’na geçici 86. madde eklenmiştir. 01.10.2016 tarihinden itibaren yürürlüğe giren düzenleme ile 2016 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ilişkin net ücretleri hesaplanan asgari geçim indirimi nedeniyle asgari ücretin altında kalanlara, bu tutar ile 2016 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ilişkin olarak aylık hesaplanan net ücreti arasındaki fark tutar, ücretlinin asgari geçim indirimine ayrıca ilave edilecektir.

Peki bu durum böyle mi çözülmelidir? Ya da bu çözümle sorunlar bitmiş midir?

1.300,99 TL net ücretin tamamlanması yönünde yapılan ve ücretliler arasındaki vergi yükünün de Anayasa’nın ruhuna aykırı şekilde dağıtılmasına neden olan bu çözüm kanaatimizce geçici bir çözümdür. Bir sonraki yıl aynı sorun muhtemelen yine yaşanacaktır. Kalıcı çözüm için iki açıdan konuya yaklaşmakta fayda vardır.

Birincisi, asgari ücretin belirlenmesi aşamasında zaten onuncu aydan itibaren gelir vergisi tarifesinin ilk dilimini aşacağı belliydi. Dolayısıyla asgari geçim indiriminin etkisinin de azalacağı açıktı. O zaman yapılabilecek olan hususlardan biri asgari ücretin yıllık matrahını (16.799,40 TL) kapsayacak şekilde gelir vergisi tarifesinin (en azından) ilk dilimini revize eden bir düzenleme yapmaktır. Bu şekilde yapılan bir uygulama anayasal kurallara uygun olur, eşitlik ilkesi de gözetilir. Ancak yasama organı yaptığı düzenlemede tercihini bu yönde kullanmamıştır.

İkincisi ise aslında yıllardır dile getirilen ve arzu edilen bir husustur. Türk vergi sisteminde standart anlamda bir en az geçim indirimi bulunmamaktadır. Bu vesile ile asgari ücret tutarının tamamının ücret matrahı dışında tutulması “en az geçim indirimi” olarak dikkate alınması tekrar gündeme getirilebilir. Bu şekilde bir düzenleme mali güce göre vergilendirmeyi hayata geçirmek bakımından (tam olarak istenilen olmasa da) başlangıç açısından iyi bir adım olur. Asgari ücret en az yaşam düzeyinin belirlenmesi açısından önemli göstergelerden biridir ve sadece ücretliler için değil aynı zamanda tüm mükellefler için de geçerli olacak şekilde “standart bir indirim” olarak uygulanması gerekir. Anayasamızda vergi hukukunu yakından etkileyen hukuk devleti ilkesi, ölçülülük ilkesi, mali güç ilkesi ilkesi de bunu gerektirmektedir. Dolayısıyla bugün yaşadığımız sorunların kalıcı çözümlerini bulmak da hukuk devletinin esaslı görevlerden biridir.

 

Devamı: Asgari Ücret İle Vergilemede Asgari Geçim İndirimi ve En Az Geçim İndirimi İlişkisi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2015 Yılında Elde Edilen ve 2016 Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri https://www.alomaliye.com/2016/03/08/konut-isyeri-kira-gelirlerinin-vergilendirilmesi-ve-ornekleri/ Tue, 08 Mar 2016 09:30:02 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=30616

Beyanname verme dönemi başladı. Kira kazançlarına ilişkin beyannameler de 25 Mart 2016 tarihi mesai saati sonuna kadar verilmesi gerekiyor. Yaklaşık bir aydır Alomaliye web sitemiz üzerinden takipçilerden gelen kira kazançları ile ilgili soruları yanıtlamaya çalışıyorum ve onları doğru bir şekilde yönlendirmeye çalışıyorum. Gelen sorulardan temel anlamda bir bilgi ihtiyacı olduğunu anlayınca bu çalışmamı güncelleyerek yeniden […]

Devamı: 2015 Yılında Elde Edilen ve 2016 Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
İİBF, Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

konut-makaleBeyanname verme dönemi başladı. Kira kazançlarına ilişkin beyannameler de 25 Mart 2016 tarihi mesai saati sonuna kadar verilmesi gerekiyor. Yaklaşık bir aydır Alomaliye web sitemiz üzerinden takipçilerden gelen kira kazançları ile ilgili soruları yanıtlamaya çalışıyorum ve onları doğru bir şekilde yönlendirmeye çalışıyorum. Gelen sorulardan temel anlamda bir bilgi ihtiyacı olduğunu anlayınca bu çalışmamı güncelleyerek yeniden sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum. En sık sorulan hususları da yazıya ilave ettiğimi belirtmek isterim.

Faydası olması dileğimle…

I.KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM

Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait olarak nakdî veya aynî tahsil edilen kira bedelleri, o yılda elde edilmiş gelir kabul edilecektir. Diğer yandan gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kira bedelleri, ilgili yılın geliri olarak kabul edilerek beyan edilecektir.

Yabancı parayla yapılan ödemeler, ödeme gününün borsa rayici ile borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilecektir.

Örnek: Bir apartman dairesi 2015 yılında yıllığı 30.000 TL’den 2 yıl süreli olarak kiraya verilmiş ve iki yıllık kira bedeli peşin tahsil edilmiştir.

Peşin tahsil edilen (30.000 x 2) 60.000 TL 2015 yılının toplam geliri olarak dikkate alınmayacaktır. Gelecek döneme ait peşin tahsil edilen kira, ilgili yılın geliri kabul edilecek ve o ilgili yılın beyannamesinde bildirilecektir. Dolayısıyla örneğimize göre 30.000 TL 2015 yılı geliri, diğer 30.000 TL 2016 yılı geliri olarak beyan edilmelidir.

Örnek: Kiraya verilen bir villa karşılığında kira bedeli olarak otomobil alınması durumunda otomobilin emsal bedeli o villa için tahsil edilmiş kira bedeli olarak kabul edilecektir.

Örnek: Sahip olduğu mülkünü konut olarak kiraya veren ve karşılığında yıllık 50.000 USD alan kişinin geliri, ödeme günü geçerli olan kur üzerinden TL’ye çevrilerek kazanç olarak dikkate alınacaktır. Örneğin tahsilat günü kur 2.85 TL ise, bedel 50.000×2.85=142.500 TL olarak dikkate alınacak ve beyan edilecektir.

II.KONUT VE İŞYERİ KİRA GELİRİ NEDENİYLE KİMLER BEYANNAME VERECEK?

Gayrimenkulün Cinsi Yıllık Kira Geliri Tutarı Beyan Durumu
 Konut  3.600 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek(*)
 Konut  3.600 TL üzeri  Beyanname verilecek
 İşyeri (Brüt)  29.000 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek
 İşyeri (Brüt)  29.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
 Konut (İstisna Sonrası Rakam) + İşyeri (Brüt)  29.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
(*) Başka gelirler için beyanname verilse dahi bu gelir beyannameye dahil edilmeyecek.

Yukarıdaki tablo sadece kira geliri elde eden mükellefler için geçerlidir. Başka gelirlerin de birlikte elde edilmesi durumunda özel ve farklı uygulamalar olabilir. Farklı gelirlere sahip mükelleflerin serbest muhasebeci mali müşavir ya da yeminli mali müşavirlere danışmasında fayda bulunmaktadır.

 Aynı yıl içinde hem konut kirası hem de işyeri kirasının birlikte elde edilmesi durumunda, konut kira gelirinden 3.600 TL istisna tutarı düşüldükten sonra kalan tutar ile işyeri kira gelirinin toplamı 29.000 TL’yi aşıyorsa, hem konut hem de işyeri kira geliri beyan edilecek, aşmıyorsa yalnızca konut kira geliri beyan edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 20.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 15.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 29.000 TL’yi geçtiği için hem konut hem de işyeri kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir. Beyannamede verginin hesaplanması sırasında işyeri üzerinden yapılan tevkifatlar hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 10.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 15.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 29.000 TL’yi geçmediğinden sadece konut kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

Uygulamada çoğunlukla kiralar net bedeller üzerinden akdedilmektedir. Ancak işyeri kira gelirlerinin beyan edilmesi sırasında brüt rakamlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşyeri kira ödemelerinden yapılan stopaj oranı yüzde 20’dir. İşyeri kiralarında brüt rakamlar hesaplanırken aşağıdaki formülden yararlanmak mümkündür.

Brüt Kira = Net Kira / (1 – Stopaj Oranı)

Örnek: Aylık 2.500 TL net kira bedeli üzerinden akdedilen ve işyeri olarak kiraya verilen bir gayrimenkulün brüt kirası şöyle hesaplanacaktır:

Aylık Brüt Kira = 2.500 / (1 – 0,20)

Aylık Brüt Kira = 2.500 / 0,80

Aylık Brüt Kira = 3.125 TL

Yıllık Brüt Kira = 37.500 TL (3.125 x 12)

III.KONUT KİRA GELİRLERİNDE İSTİSNA

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinde bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2015 yılı için 3.600 TL’si gelir vergisinden müstesnadır.

İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır. 

İstisna konut (mesken) olarak kiraya verilen taşınmazlar için geçerli olduğundan, işyeri kira kazançlarından konut istisnasının indirilmesi mümkün değildir.

Kiraya verilen gayrimenkul kiracı tarafından hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde (home-office) elde edilen kira kazancına konut istisnası uygulanmayacaktır.

Taşınmazlarını konut olarak kiraya verenlerin, sahip oldukları başka taşınmazlarını işyeri olarak kiraya vermeleri durumunda konutlardan elde ettikleri gelirlere istisna uygulanacaktır.

 Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilme hallerinde de istisna tutarı aynı şekilde 3.600 TL olarak uygulanacaktır.

Örnek: 2015 yılı Haziran ayından bu yana (7 aylık) konut olarak kiraya verilen bir taşınmazdan elde edilen kira kazancının tamamına konut istisnası 3.600 TL olarak uygulanacaktır. Diğer deyişle 3.600 TL’lik istisna tam rakam olarak uygulanacak, altıncı aydan itibaren kiraya verdim, o zaman kalan altı aylık dönem için istisnanın da o kadarlık kısmından yararlanmalıyım, anlamı çıkarılmamalıdır. İstisna kaç ay gelir elde edilirse edilsin tam rakam olarak uygulanmalıdır.

  • Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelir, hisse sahiplerine hisseleri oranında bölüştürülecek ve her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 3.600 TL’lik istisna uygulanacaktır. İstisna kişiye özgüdür.

Örnek: Eşi ile birlikte yarı yarıya hisseli ortak olduğu taşınmazını mesken olarak kiraya veren Bay (X) yıllık 12.000 TL gelir elde etmiştir. Bu durumda gelir hisseli bir konut olduğundan ikiye bölünecektir. Hem Bay (X) hem de eşi 6.000 TL ayrı ayrı elde etmiş kabul edilir ve her biri ayrı ayrı 3.600 TL tutarındaki konut istisnasından yararlanır.

Konut istisnasından yararlanamayacak olanlar şöyle sıralanabilir:

  • Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar; yani ticari kazanç sahipleri (I.sınıf ve II.sınıf tacirler ile birlikte basit usule tabi olanlar), zirai kazanç sahipleri (defter tutan çiftçiler), serbest meslek erbapları,
  • İstisna haddinin (3.600 TL) üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 106.000 TL’yi aşanlar.

286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği uyarınca mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik tutarın tespitinde ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratların, ayrı ayrı veya birlikte elde edilmesine bakılmaksızın, elde edilen kazanç ve iratların brüt tutarlarının toplamı dikkate alınacaktır. Söz konusu tutarın tespitinde, sayılan bu kazanç ve iratların beyan edilip edilmemesinin ya da bu kazanç ve iratlara herhangi bir istisna uygulanıp uygulanmamasının önemi bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, istisna haddinin altında elde edilen mesken kira gelirleri, ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratları toplamının 106.000 TL’lik tutarı aşıp aşmadığına bakılmaksızın yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyecektir. Söz konusu istisna tutarı, 3.600 TL olarak tespit edilmiştir.

Aşağıda bu durum ile ilgili 286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği’nde yer alan güncellenmiş örnekler bulunmaktadır. Ayrıca daha önce kaleme aldığımız “KİRA KAZANÇLARINDA KONUT İSTİSNASI” başlıklı yazımıza da bakılabilir.

Örnek – Bay (A), 2015 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 5.000 TL kira geliri ile birlikte tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 40.000 TL işyeri kira geliri ve 40.000 TL mevduat faizi elde etmiştir.

Bay (A)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2015 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 106.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Buna göre, Bay (A)’nın 2015 yılı içerisinde elde ettiği 5.000 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 106.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Dolayısıyla, 2015 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı (40.000 + 40.000 + 5.000=) 85.000 TL, 2015 yılı bakımından 106.000 TL aşmadığından Bay (A)’nın elde ettiği kira geliri için konut istisnasından yararlanması mümkün olacaktır.

Örnek – Bayan (B), 2015 yılında konut olarak kiraya verdiği dairesinden 120.000 TL kira geliri elde etmiştir.

Bayan (B)’nin elde ettiği konut kira geliri (120.000 TL), 2015 yılı bakımından 106.000 TL’yi aştığından elde edilen kira geliri için konut istisnasından yararlanamayacaktır.

Örnek – Bay (C), 2015 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 12.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 20.000 TL işyeri kira geliri ve 75.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Elde edilen gelir toplamının (12.000 + 20.000 + 75.000=) 99.000 TL, 2015 yılı bakımından 106.000 TL aşması nedeniyle, 12.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna (3.600 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bay (D), 2015 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 3.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 15.000 TL mevduat faiz geliri ve 72.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bay (D)’nin elde etmiş olduğu kira geliri 2015 yılı bakımından öngörülen 3.600 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu gelirin istisnaya konu edilip edilmeyeceğinin tespiti bakımından mükellefin elde etmiş olduğu menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve ücret geliri toplamının 106.000 TL’yi aşıp aşmadığına ayrıca bakılmayacaktır. Dolayısıyla Bay (D), elde etmiş olduğu söz konusu mesken kira geliri istisna tutarının altında kaldığından, bu gelir için beyanname vermeyecektir.

Örnek – Bayan (E), 2015 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 2.500 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 20.000 TL iş yeri kira geliri, birinci işverenden 45.000 TL, ikinci işverenden ise 30.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bayan (E)’nin elde etmiş olduğu konut kira geliri 2015 yılı bakımından öngörülen 3.600 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu kira geliri yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyecektir.

Örnek – Bay (F), 2015 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 15.000 TL kira geliri, ortağı olduğu anonim şirketten tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 100.000 TL kâr payı elde etmiştir.

Her ne kadar anonim şirketlerden elde edilen kâr payının yarısı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da bu tutarın tamamı mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (100.000+15.000=) 115.000 TL, 2015 yılı bakımından 106.000 TL’yi aşması nedeniyle, 15.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bayan (G), 2015 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 15.000 TL kira geliri, birinci işverenden 20.000 TL, ikinci işverenden ise 15.000 TL ücret geliri ve gayrimenkul satışından kaynaklı 60.000 TL değer artış kazancı elde etmiştir.

Her ne kadar 2015 yılı bakımından gayrimenkul satışından elde edilen değer artış kazancının 10.600 TL’si Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da, mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde istisna düşülmeden önceki tutarın tamamı dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (15.000 + 20.000 + 15.000 + 60.000 =) 110.000 TL, 2015 yılı bakımından 106.000 TL’yi aşması nedeniyle, 5.000 TL’lik konut kira geliri bakımından konut istisnası (3.600 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Kamu kurumunda aylık brüt 4.490 TL maaşla çalışan Bay (H), 1/7/2015 tarihinde emekli olup, 60.140 TL emekli ikramiyesi almış ve kendisine 2.700 TL emekli aylığı bağlanmıştır. Ayrıca 2015 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 7.500 TL kira geliri elde etmiştir.

Bay (H)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2014 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 106.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Bay (H)’nın 2015 yılı içerisinde elde ettiği 7.500 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 106.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Buna göre, 2015 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı [(6 x 4.490) + 60.140 + (6 x 2.700) + 7.500 =] 110.780 TL, 2015 yılı bakımından 106.000 TL’yi aşması nedeniyle, 7.500 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

IV.KİRA GELİRLERİNDEN İNDİRİLECEK GİDERLER

Yıllık konut veya işyeri kira geliri hâsılatından indirilecek olan giderler;

–  Gerçek gider usulü veya
–  Götürü gider usulü olmak üzere iki şekilde tespit edilmektedir.

DİKKAT: Mükellef bu usullerden istediğini seçebilir. Ancak götürü usulü seçenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemezler. (GVK.m.74).

Kira kazançlarının tespitinde gider usulünün seçiminde bütünlük esastır. Diğer deyişle bir gayrimenkulden elde edilen kazanca aşağıda açıklanan yöntemlerden biri, kazanç elde edilen diğer bir gayrimenkulden elde edilen kazanca başka bir gider usulü seçilmesi mümkün değildir. Elde edilen kira gelirlerinin toplamına ya götürü usulü ya da gerçek gider usulünden biri seçilmelidir.

Ancak bu bütünlük kuralının iki istisnai durumu vardır. Birincisi tam mükellefiyete tabi bir mükellef, isterse, yurtiçindeki ve yurtdışındaki gayrimenkullerinden elde ettiği kiraları için farklı usulleri seçebilir. İkincisi VUK 112 No’lu tebliğ uyarınca kiraya verilen gayrimenkuller arasında ne maliyet bedeli ve ne de vergi değeri belli olmayan bina ve arazi bulunduğu takdirde, diğerleri için gerçek gider usulü seçilmiş olsa da, bu bina veya arazi için götürü gider usulü uygulanabilir.

A- GERÇEK GİDER USULÜ

Bu usulde, fiilen yapılmış olan ve belgelerle ispatlanan giderler gerçek tutarlarıyla yıllık kira geliri toplamından indirilecektir.

Bu usulde konut kira gelirinden istisna edilen 3.600 TL’ye isabet edenler hariç olmak üzere yıllık kira tutarından aşağıda yazılı giderler indirilir:

  1. Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri,
  2. Kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulün önemi ile uygun derecede idare giderleri,
  3. Kiraya verilen mal ve haklara özgü sigorta giderleri,
  4. Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri ile konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkulün iktisap (edinme) yılından itibaren beş yıl süre ile iktisap bedelinin % 5’i,
  5. Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları,
  6. Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar,
  7. Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri,
  8. Kiraya verilen mal ve haklara ait bakım ve idame giderleri,
  9. Kiraladıkları mal ve hakları kiraya verenlerin ödedikleri kiralar ve diğer gerçek giderler,
  10. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli,
  11. Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.

Gayrimenkul sermaye mahiyetindeki mal ve hakların kısmen kiraya verilmesi halinde, yukarıda yazılı giderlerden yalnız bu kısma isabet edenler hasılattan indirilebilir.

Para cezaları ve vergi cezaları hasılattan gider olarak indirilemez.

Örnek: Bankadan kredi alınmak suretiyle bir apartman dairesi satın alan kişi söz konusu daireyi kiraya vererek irat elde etmekte ise gerçek gider usulünü seçmesi halinde o yıla ait kira gelirinden bankaya yıl içinde ödediği kredi faizlerini indirebilecektir.

Örnek: Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen ve gider olarak kazançtan indirilebilecek vergi, resim, harçlara örnek olarak; emlak vergisi, temizletme ve aydınlatma harcı, çevre temizlik vergisi (çöp vergisi), arama, işletme, imtiyaz, telif, patent vb. haklar için ödenen resim ve harçlar örnek olarak verilebilir.

Örnek: Bir binanın kapı ve pencerelerinin tamiri, boyanması, otomatın, elektrik tesisatının, banyo kazanı ve lavaboların tamiri veya yenilenmesi gibi giderler, gayrisafi hasılattan gider olarak indirilir. Bu harcamaların mülk sahibi tarafından yapılması şarttır.

Örnek: Bir binanın üzerine kat ilavesi, asansör ve kalorifer tesisatı olmayan binaya sonradan bu tesislerin yapılması nedeniyle yapılan giderler normal onarım gideri olmadığından hasılattan düşülemez. Bu giderler gayrimenkulün maliyet bedeline eklenmek ve bu gayrimenkullerle birlikte amortismana tabi tutulmak kaydıyla, amortismanların gider olarak hâsılattan indirilmesi gerekir.

Örnek: Bir gerçek kişi sahibi bulunduğu apartman dairesinde öteden beri oturmakta iken, bu dairenin şehir merkezinde kalması ve yüksek kira getirmesi sebebiyle işyeri olarak yıllığı 50.000 TL’den kiraya vermiştir. Kendisi de yıllığı 30.000 TL’den kira ile tuttuğu başka bir apartman dairesinde ikamet ettiği varsayılırsa, ödediği bu kira bedelini elde ettiği işyeri kira gelirinden gider olarak indiremez. Çünkü ikamet ettiği konuta ait kirayı indirim konusu yapabilmesi için sahibi olduğu binayı da konut olarak kiraya vermesi gerekmektedir.

Örnek: Bay (Z) 2014 yılında 250.000 TL’ye satın aldığı bir apartman dairesini, 01.01.2015’de konut olarak kiraya vermiş ve yıllık 16.800 TL gelir elde etmiştir. Satın aldığı konutun % 5’i 12.500 TL (250.000 x % 5)’dir. Gerçek gider yönteminin seçilmesi ve istisnaya isabet eden tutarın ayrıştırılması ile kazançtan indirim konusu yapılabilir.

GERÇEK GİDER YÖNTEMİNİ SEÇENLER DİKKAT: Gerçek gider yöntemini seçen mükellefler, yapıkları harcamaların konut kira gelirinden istisna edilen 3.600 TL’ye isabet eden kısmını gider olarak indiremezler. Dolayısıyla istisnaya isabet eden kısmın hesaplanması gerekir. Şöyle ki;

 

ozgur-kira-formu

Örnek: Sahibi olduğu konutu 2015 yılında kiraya veren ve 9.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefin başka geliri bulunmamaktadır. Mükellef gayrimenkulü ile ilgili olarak, 3.000 TL harcama yapmış olup, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Gerçek gider yöntemi seçildiğinden 3.000 TL’lik harcamanın 3.600 TL’lik istisnaya isabet eden kısmının hesaplanması ve toplam gider içinden ayrıştırılması gerekir. Buna göre;

Vergiye Tabi Hasılat = 9.000 – 3.600 =  5.400 TL

İndirilebilecek Gider = (3.000 x 5.400) / 9.000 = 1.800 TL

Dolayısıyla gider olarak 3.000 TL değil, 1.800 TL indirilebilecektir. İstisnaya isabet eden kısım bu şekilde ayrıştırılmış olmaktadır.

B- GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 74. maddesinde, isteyen yükümlülerin, bir önceki bölümde açıklanan gerçek giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarının %25’ini götürü olarak indirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu usulü seçen mükelleflerin götürü gidere ilişkin orana (%25) isabet eden tutar dışında, maddede bahsi geçen gerçek giderlerden herhangi birisini ayrıca indirmeleri söz konusu olamayacaktır. Çalışmanın sonunda götürü gider usulü ile ilgili örneklere yer verilmiştir.

Götürü gider usulü ve gerçek gider usulünün seçilmesinde mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır. Ancak götürü gider usulünü seçenler iki yıl geçmedikçe gerçek usule dönemeyeceklerdir (GVK.m.74).

V.KİRA GELİRLERİNE UYGULANACAK İNDİRİMLER NELERDİR?

Konut veya işyeri kira geliri elde eden mükellefler yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde istisna ve giderler düşüldükten sonra kalan kira tutarı üzerinden ayrıca aşağıda sayılan giderleri indirim konusu yapabileceklerdir.

  1. Beyan edilen gelirin %15‘ini ve asgari ücretin yıllık tutarını (14.850,00 TL) aşmamak şartıyla mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si ile ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri kazançtan indirim konusu yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması, prim tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şarttır. Eşler veya çocuklar ayrı beyanname veriyorlarsa bunlara ait prim kendi gelirlerinden indirilir.

01/01/2013 tarihinden sonra bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları ise indirim konusu yapılmayacaktır

  1. Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları.
  1. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin % 5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için % 10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.
  1. Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamı.
  1. Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı.
  1. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;

a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,

b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,

c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,

d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,

e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,

f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirtilmesi çalışmalarına,

g) Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına,

h) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,

i) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatın tedariki ile film yapımına,

j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültürel ve sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına,

İlişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan her türlü bağış ve yardımların % 100’ü;

  1. 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için % 50’si.
  1. Bakanlar kurulunca yardım kararı alınan doğal afetler dolayısıyla Başbakanlık aracılığıyla makbuz mukabili yapılan ayni veya nakdi bağışların tamamı.
  2. İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımların tamamı.
  3. Diğer kanunlara göre tamamı indirilecek bağış ve yardımlar; Yüksek Öğretim Kanununa göre üniversitelere ve Yüksek Teknoloji Enstitüsüne makbuz karşılığı yapılan nakdi ve ayni bağışlar ile vakıf üniversitelerine yapılan bağış ve yardımlar; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununa göre yapılan bağış ve yardımlar; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Kuruluşu Hakkındaki Kanuna göre yapılan nakdi bağışlar; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununa göre yapılan ayni ve nakdi bağışlar; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununa göre yapılan ayni/nakdi bağışlar; İlköğretim ve Eğitim Kanununun 76 ncı maddesine göre ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışların tamamı indirilebilecektir.

EXPO 2016 Antalya Ajansına yapılan her türlü nakdî ve ayni bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamalarının tamamı indirim konusu yapılabilecektir. Ayrıca bireysel katılım yatırımcısı tam mükellef gerçek kişiler, iktisap ettikleri tam mükellef anonim şirketlere ait iştirak hisselerini en az iki tam yıl elde tutmaları şartıyla, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümlerine göre hesapladıkları hisselerin tutarlarının %75’ini yıllık beyannamelerine konu kazanç ve iratlarından hisselerin iktisap edildiği dönemde indirebilirler.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı tarafından belirlenen araştırma, geliştirme ve yenilikçilik programları kapsamında projesi son beş yıl içinde desteklenmiş kurumlara iştirak sağlayan bireysel katılım yatırımcıları için bu oran % 100 olarak uygulanır.

VI.GİDER FAZLASI VE ZARAR DURUMU

Gayrimenkul sermaye iradına konu olan sermayenin kendisinde meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz ve iradın gayri safi miktarının tespitinde gider olarak kabul edilmezler.

Gayrimenkul sermaye iradının safi tutarının hesabında giderlerin fazlalığı dolayısıyla doğan zararlar,  beş yılı geçmemek üzere gelecek yıllarda elde edilen kira gelirlerinden gider olarak düşülebilir. Bu durumun iki istisnası vardır:

  1. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konut veya lojmanların kira bedellerini indirim konusu yapmaları durumunda bir zarar doğması halinde, bu zararın gelecek yıllarda elde edilen gayrimenkul sermaye iradından indirim konusu yapılması söz konusu değildir.
  2. Konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkule ait hasılattan indirim konusu yapılan iktisap bedelinin % 5’i oranındaki tutarın indirilemeyen kısmı gider fazlalığı olarak dikkate alınamaz.

VII.EMSAL KİRA BEDELİ ESASI

A- EMSAL KİRA BEDELİNİN TESPİTİ

Emsal kira bedeli uygulaması gayrimenkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde kullanılan bir vergi güvenlik müessesesidir. Emsal kira bedeli gayrimenkulün kira ücreti almadan başkasının kullanımına bırakılması durumunda ya da kira ücretinin emsal kira bedelinden düşük olması durumunda devreye giren bir düzenlemedir. Bu tip durumlarda gayrimenkulün emsal kira bedeli, gayrimenkulün kirası sayılmaktadır.

Emsal kira bedeli bina, arazi, mal ve haklarda ayrı ayrı tespit edilmektedir. Bina ve arazilerde emsal kira bedeli, yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kiradır. Kira mevzuatına göre kira takdir veya tespit etmeye yetkili makamlar, mahkeme veya yetkili özel makamlardır. Böyle bir makam yoksa veya söz konusu bina ve arazi için kira takdir veya tespiti yapılmamış ise, emsal kira bedeli, Vergi Usul Kanunu’na göre belirlenen vergi değerinin %5’idir.

Vergi değeri bina ve arazinin rayiç bedelidir. Rayiç bedel ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ve aynı maddede sözü edilen “emlak vergisine matrah olacak vergi değerinin takdirine ilişkin tüzük” hükümlerine göre saptanmaktadır.

Örnek: Bay (Y) emlak vergisi değeri 100.000 TL olan konutlarından birini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakması halinde kira bedeli tahsil etmemiş olmasına rağmen 100.000 TL x %5 = 5.000 TL emsal kira bedeli üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle vergi ödeyecektir.

B- EMSAL KİRA BEDELİNİN HANGİ DURUMLARDA UYGULANACAĞI VE UYGULANMAYACAĞI

Emsal kira bedeli kiraya verilen mal ve haklara ait kiranın, emsal kira bedelinden düşük olması, mal ve hakların bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda uygulanacaktır.

Emsal kira bedeli esası aşağıdaki durumlarda ise uygulanmayacaktır:

– Boş kalan gayrimenkullerin muhafazası amacıyla bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda. Örneğin, bir yazlığın kışın korunması suretiyle münasip bir kısmının bekçiye tahsis edilerek bırakılması gibi.

– Binaların mal sahiplerinin usul (anne, baba, anneanne, babaanne, nine, dede), füru (çocuk, torun) veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi durumunda (Usul, füru veya kardeşlerden her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnızca birisi hakkında emsal kira bedeli hesaplanmaz, kardeşler evli ise eşlerinden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz),

Örnek: Bay (A) evlidir ve babası tarafından kendisine bedelsiz olarak bir ev tahsis edilmiş olup bu evde ikamet etmektedir. Bay (A)’nın eşi Bayan (B)’nin babası da kendilerine bedelsiz olarak başka bir konut tahsis etmiştir. Bu durumda evli eşlere babaları tarafından iki tane bedelsiz konut tahsisi söz konusudur. Sadece bir konut için emsal kira bedeli uygulanmayacak, diğer konut için ise emsal kira bedeli hesaplanacaktır.

– Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi durumunda

– Genel bütçeye dâhil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda,

emsal kira bedeli uygulanamaz (GVK madde 73/2).

Diğer yandan emsal bedelden düşük tutarda elde edilen kira gelirinin kira sözleşmesi, ödemeye ilişkin banka dekontu veya havale makbuzu vb. belgelerle veya kiracının ifadesiyle ispat veya tevsik edildiği durumlarda ayrıca emsal kira bedeli karşılaştırılması uygulaması yolun gidilmemektedir. Söz konusu ispat veya tevsik işlemine ise ancak beyan edilen kira gelirlerinin gerçek durumu yansıtmadığına ilişkin karinelerin bulunması veya vergi incelemeleri sırasında yetkililerce talep edilmesi durumunda başvurulmaktadır (GVK İç Genelgesi 05.01.1999-292, Sıra No:1999/1).

VIII.BEYANNAME NE ZAMAN VE NEREYE VERİLECEK?

– 2015 yılı kazançlarına ilişkin beyanname 25 Mart 2016 tarihine kadar verilecektir.

– Türkiye’yi terk edenler yurtdışına çıkma tarihinden önceki 15 gün içinde vereceklerdir.

– Ölüm halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde vereceklerdir.

Beyanname, kayıtlı bulunulan vergi dairesine verilecektir. Beyanname, elden verilebileceği gibi posta ile de gönderilebilecektir. Bunun yanında 26 Sıra No’lu VUK Sirkülerine göre internet yoluyla da (elektronik beyanname) beyanda bulunmak mümkündür.

Beyanname taahhütlü olarak posta ile gönderildiğinde, postaya veriliş tarihi beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Beyanname normal (adi) posta ile gönderilirse, beyannamenin vergi dairesine ulaştığı tarih beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

252 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği açıklamaları çerçevesinde, işyeri kira gelirleri ile ilgili olarak, tevkif yolu ile kesilen vergilerin mahsubunda; mükelleflerin kendilerinden vergi tevkifatı yapan vergi sorumlularının (kiracının) adı soyadı, unvanı, vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri gösteren tabloyu yıllık beyanlarına eklemeleri gerekir.

Maliye Bakanlığı VUK’nun mükerrer 257 nci maddesine dayanarak yeni bir tebliğ yayınlamış ve uygulamaya dönük yeni bir beyan yöntemi ihdas etmiştir. 25 Şubat 2016 tarihli ve 29635 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 470 Sıra No’lu Genel Tebliğ uyarınca ücret, kira, menkul sermaye iradı veya diğer kazanç ve iratlar elde edenler için “Hazır Beyan Sistemi” getirilmiştir. Gelir Vergisi Beyannamelerinin Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak internet ortamında mükelleflerin onayına sunulduğu bir sistemdir.

Kira geliri elde eden mükellefler;

  • Kimlik bilgilerini girip özel güvenlik sorularını cevaplayarak
  • İnternet vergi dairesi şifrelerini kullanarak (şifre yoksa herhangi bir vergi

dairesine kimlikle başvurarak ücretsiz alabilir)

sisteme giriş yapabilirler.

Kira geliri yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar da bu sistemden yararlanabilmektedir. Bu bakımdan, vergi dairesinde mükellefiyet kaydı bulunmadığında, internet vergi dairesinde hazırlanan kira beyannamesi elektronik ortamda onaylandığı anda, şahıs adına vergi dairesinde mükellefiyet tesisi ve vergi tahakkuku işlemleri otomatik olarak gerçekleştirilmektedir.

Onaylanan kira beyanına ilişkin ödemeler;

  • Gelir İdaresi Başkanlığı internet sitesi üzerinden anlaşmalı bankaların kredi kartları ile
  • Anlaşmalı bankaların internet bankacılığını kullanarak
  • Anlaşmalı bankalardan
  • Tüm vergi dairelerinden

yapılabilir.

Sistemi kullanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Beyannameler vergi

dairesine gidilerek elden veya internet ortamında (E-Beyanname Düzenleme Programı) da verilebilir.

IX.BEYANNAME VERİLMEMESİ HALİNDE YAPILACAK İŞLEMLER

Kira gelirini beyan etmeyenlerden, ödemedikleri vergi, cezalı olarak alınmaktadır.  Beyanda bulunmayanlar;

– 3.600 TL’lik konut kira geliri istisnasından yararlandırılmamakta,

– Vergi dairesi, durumu tespit ettiğinde; iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesmektedir. Kira gelirini takdir komisyonu takdir etmekte, bunun üzerinden de vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte vergi alınmaktadır.

X.KİRA ÖDEMELERİNİN BANKADAN YAPILMA ZORUNLULUĞU

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliğine göre;

Konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenler;

– İşyerlerinde ise herhangi bir miktar ile sınırlı olmaksızın işyerini kiraya verenler ile kiracıların,

kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunlu hale getirilmektedir.

Mükelleflerce her bir konut için aylık tutarı 500 TL’nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar tebliğle getirilen zorunluluk kapsamında değildir. Öte yandan aynî olarak yapılan ödemeler de zorunluluk kapsamında değildir.

Konutlarda tevsik zorunluluğu sadece kiraya vereni kapsamaktadır (mülk sahibi). İşyerlerinde ise hem kiraya veren hem de kiracıları kapsamaktadır.

Getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, 2015 yılı için; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.300 TL’den, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 660 TL’den, bunlar dışında kalanlar hakkında 330 TL’den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir.

XI.KİRA KAZANÇLARINDA DEFTER, KAYIT VE BELGELERİN SAKLANMASI

VUK 208’e göre defter tutmaya mecbur olan gerçek kişiler gelir vergisine tabi menkul ve gayrimenkul sermayelerle bunlardan elde edilen iratları ve bunlara ilişkin giderleri defteri kebir veya işletme hesabının veya serbest meslek erbabı kazanç defterinin ayrı bir sayfasına veya ayrı bir deftere veyahut bir cetvele ayrı ayrı kaydetmeye mecburdurlar. Ancak bu hesap mükellefin diğer kazançlarını tespit için tuttuğu hesaplara karıştırılmaz ve onlar ile birleştirilmez.

Defter tutmak zorunda olmayan mükellefler ise sadece kiralama işlemi ile ilgili belgeleri aklamakla yükümlüdürler. Kira kontratı, banka dekontları, makbuzlar, gider belgeleri vb tüm dokümanlar muhafaza edilmek durumundadır. Olası vergi incelemelerinde mükellefler bu belgeleri ibraz edeceklerdir.

XII.ÖZELLİKLİ HUSUSLAR

Depozito ödemeleri kira geliri sayılmaz.

– Bir işletmenin ya da şirketin aktifinde yer alan gayrimenkullerin kiralanması durumunda ticari kazanç (ya da zirai kazanç) hükümleri uygulanmaktadır.

Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı paylarını kazancınızdan indirim konusu yapamazsınız.

Boş olan ve kira geliri elde etmediğiniz gayrimenkuller için beyanname vermenize gerek yoktur. Sadece bağlı olduğunuz vergi dairesini bilgilendirmeniz yeterlidir.

Tapu sahibi başka kişi, kirayı elde eden başka biri olması durumunda tapu sahibinin beyanname vermesi gerekmektedir. Ancak ödemelerin akıbeti hakkında vergi dairenizi bilgilendiriniz.

Sadece işyeri kira geliri elde ediyorsanız ve elde ettiğiniz kazanç 29.000 TL’yi aşmıyorsa beyanname vermenize gerek bulunmamaktadır.

Emekli de olsanız konut kiranız 3.600 TL’yi aştığı sürece beyanname vermeniz gerekmektedir.

Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında belediyeler tarafından verilen kira yardımlarının gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. Kira yardımlarını kazan olarak kabul edip beyanname vermenize gerek yoktur. (B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010-GVK-70-19-68 sayılı ve 09/02/2011 tarihli Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi).

– İşyeri kiracılarının kesmekle yükümlü oldukları stopajları vergi dairesine yatırmamasından dolayı, işyeri sahibinin sorumluluğu yoktur.

Mantolama gibi giderler, gerçek gider usulü seçilmesi durumunda kira kazancında gider olarak kabul edilmemektedir. Söz konusu harcamalar maliyet bedeline eklenecek ve Gelir Vergisi Kanunun 74/6 maddesi uyarınca amortisman yoluyla hasılattan indirim konusu yapılacaktır (11.08.2012 tarihli ve 38418978-120[74-12/2]-825 sayılı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi).

Dar mükellef konumundaki mükellefler işyeri kira kazançları için beyanname vermeyeceklerdir. Ancak 3.600 TL’yi aşan konut kiraları için beyanname vermek zorundadır.

İşyeri kira kazançlarında, kiracı konumundaki kişi stopaj yapmakla sorumlu değilse (örneğin basit usul mükellef), bu durumda kira kazancının miktarı 1.500 TL ile karşılaştırılmalıdır. Aşıyorsa beyanname verilmek zorundadır.

– Kiraya veren tarafından kiraya verilen gayrimenkul için yapılan onarım giderleri ile bakım ve idame giderlerinin kira kazançlarından gider olarak düşülmesi mümkündür.

XIII.KONUT VEYA İŞYERİ KİRA GELİRLERİNİN BEYANINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

Aşağıdaki örneklerin hesaplanmasında 2015 yılı gelir vergisi tarifesi esas alınmıştır.

2015 YILI GELİR VERGİSİ TARİFESİ
12.000  TL’ye  kadar % 15
29.000  TL’nin 12.000  TL’si için 1.800  TL, fazlası % 20
66.000  TL’nin 29.000  TL’si için 5.200  TL, fazlası % 27
66.000  TL’den fazlasının 66.000  TL’si için 15.190  TL, fazlası % 35

ÖRNEK-1: Mükellef Bayan (Z), İstanbul’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2015 takvim yılında 40.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 40.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 3.600 TL  
  Kalan (40.000 – 3.600) 36.400 TL
  % 25 Götürü Gider (36.400 x % 25) 9.100 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (36.400-9.100) 27.300 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
  (12.000 TL için 1.800 TL)
  Kalan=15.300 TL için 3.060 TL)
4.860,00 TL
  Ödenecek Gelir Vergisi 4.860,00 TL

ÖRNEK-2: Mükellef Bay (S), Bursa’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2015 yılında 15.000 TL, işyeri olarak kiraya verdiği daireden ise 23.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 4.600 TL tevkifat yapılmıştır.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Söz konusu mükellefin mesken kirası gelirinin istisna haddini aşan kısmı ile tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının toplamı (11.400+23.000) 29.000 TL’yi aştığından, mesken ve işyeri kira gelirleri birlikte beyan edilecek olup, buna ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 38.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.600 TL  
 Kalan (38.000-3.600) 34.400 TL
 % 25 Götürü Gider (34.400 x % 25) 8.600 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (34.400-8.600) 25.800 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(12.000 TL için 1.800 TL)
(Kalan= 13.800 TL için 2.760 TL)
4.560 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 4.600 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi (4.560-4.600) 0 TL
İade Alınacak Gelir Vergisi 40 TL

ÖRNEK-3: Mükellef Bay (F), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2015 yılında 29.000 TL kira geliri elde etmiştir. Mükellef 2015 yılı için yaptırdığı hayat sigortası kapsamında 3.000 TL prim ödemiş ve Devlete ait bir hastaneye 20.11.2015 tarihinde 500 TL makbuz karşılığı bağışta bulunmuştur.

Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir. Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 29.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.600 TL  
 Kalan (29.000 TL-3.600 TL) 25.400 TL
 % 25 Götürü Gider (25.400 TL X %25) 6.350 TL  
 Safi İrat (25.400 TL – 6.350 TL) 19.050 TL
 Hayat Sigortasına Ödenen Katkı Payı (*) 1.500 TL  
 Okul, Yurt ve Sağlık Tesisleri için Yapılan Bağış ve Yardımlar (**) 500 TL  
 Vergiye Tabi Gelir  19.050  – (1.500 + 500) 17.050 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(12.000 TL için 1.800 TL)
(Kalan= 5.050 TL için 1.010 TL)
2.810 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 2.810 TL
 * Hayat sigortalarında ödenen primlerde indirilecek miktar beyan edilen gelirin % 15’ini geçemeyeceği gibi ödenen primlerin % 50’si olarak dikkate alınacaktır.** Tamamı indirilebilir.

ÖRNEK-4: Mükellef Bayan (V), Samsun’da bulunan ve işyeri olarak kiraya verdiği mülkünden 75.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 15.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 29.000 TL’yi aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 75.000 TL
 % 25 Götürü Gider (75.000 x % 25) 18.750 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (75.000-18.750) 56.250 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(29.000 TL için 5.200 TL)
(Kalan  = 27.250 TL için 7.357,50 TL)
12.557,5 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 15.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Alınacak Gelir Vergisi 2.442,5 TL

ÖRNEK-5: Mükellef Bay (F), işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 120.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 24.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 29.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 120.000 TL
 % 25 Götürü Gider (120.000 x % 25) 30.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (120.000-30.000) 90.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(66.000 TL için 15.190 TL)
(Kalan  = 24.000 TL için 8.400 TL)
23.590 TL
  Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 24.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Alınacak Gelir Vergisi 410 TL

ÖRNEK-6: Mükellef Bay (K), 550.000 TL değerinde olan kredi ile aldığı ve işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 185.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 37.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Yıl içerisinde gayrimenkul alımı için kullandığı kredi borcu nedeniyle 25.000 faiz ödemiştir. Ayrıca 2.500 TL sigorta harcaması yapmıştır. 550.000 TL değerindeki gayrimenkulün iktisap bedelinin % 5’i oranında indirimden yararlanılacaktır.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 29.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 185.000 TL
 Gerçek Giderler
– Faiz ödemesi: 25.000 TL
– Sigorta harcaması: 2.500 TL
– İktisap bedelinin % 5’i (550.000x%5) 27.500 TL
55.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (185.000-55.000) 130.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(65.000 TL için 15.190 TL)
(Kalan  = 64.000 TL için 22.400 TL)
37.590 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 37.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 590 TL

ÖRNEK-7: Bayan (Y) 2015 yılı içinde 15.000 TL emekli maaşı dışında konut olarak kiraya verdiği taşınmazından 24.000 TL gelir elde etmiştir. Götürü gider yöntemini tercih eden Bayan (Y)’nin başka bir geliri bulunmamaktadır.

Bu durumda Bayan (Y)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Emekli maaşı GVK 23/11 hükmü uyarınca vergiden istisnadır ve beyannameye dahil edilmeyecektir.

Toplam 24.000 TL konut kirası gelirine konut istisnası uygulanacak ve ödenmesi gereken vergi aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

 Gayrisafi İrat Toplamı 24.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.600 TL  
 Kalan (24.000-3.600) 20.400 TL
 % 25 Götürü Gider (20.400 x % 25) 5.100 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (20.400-5.100) 15.300 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(12.000 TL için 1.800 TL)
(Kalan= 3.300 TL için 660 TL)
2.460 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi  2.460 TL

ÖRNEK-8: Doktor olarak hastanede ücretli çalışan Bay (D) 2015 yılı içinde brüt 85.000 TL ücret geliri elde etmiştir. Sahip olduğu taşınmazlarından birini konut olarak kiraya vermiş 21.000 TL kazanç elde etmiştir. Diğerini ise işyeri olarak kiraya vermiş net 42.000 TL (brüt 52.500 TL) gelir sağlamıştır. Bankadaki mevduat hesabına 10.000 TL faiz tahakkuk etmiştir. İşyeri kazancından 10.500 TL stopaj yapılmıştır. Götürü gider yöntemini seçen Bay (D)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Tek işverenden alınan ücret ve banka mevduat faizi Gelir Vergisi Kanunu düzenlemeleri gereği beyan edilmeyecektir. Kira kazançları toplamı ise 29.000 TL’yi aştığından beyan edilecektir. Konut kira geliri 21.000 TL, işyeri kira geliri ise brüt 52.500 TL olarak beyan edilecektir.

Diğer yandan Bay (D)’nin elde ettiği kazançların toplamı 168.500 TL olduğundan (85.000+21.000+52.500+10.000) ve 106.000 TL’yi aştığından konut istisnasından yararlanması mümkün değildir. İşyeri kazançları üzerinden yapılan stopajlar ise mahsup edilecektir.

Buna göre hesaplama şu şekilde olacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 73.500 TL
 % 25 Götürü Gider (73.500 x % 25) 18.375 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (73.500-18.375) 55.125 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(29.000 TL için 5.200 TL)
(Kalan  = 26.125 TL için 7.053,75 TL)
12.253,75 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 10.500 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 1.753,75 TL

 

Devamı: 2015 Yılında Elde Edilen ve 2016 Mart Döneminde Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
VUK Tasarısı’nda Yorum ve İspat Kuralının Getirdikleri https://www.alomaliye.com/2016/02/12/vuk-tasarisinda-yorum-ve-ispat-kuralinin-getirdikleri/ Fri, 12 Feb 2016 11:13:02 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=29677

Vergi hukukunda bazı temel ve önemli kurallar vardır ki bu kurallar sistemin temelini etkiler. Yorum yapılırken de esas teşkil eder. Pek çok konunun aydınlanmasında ve uygulamanın yönlendirilmesinde de bu kurallar sıklıkla kullanılır. Bu temel kurallardan biri de ispat hükümleridir. İspat ve delil hükümleri o kadar önemlidir ki Danıştay içtihatları içinde Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) ilgili […]

Devamı: VUK Tasarısı’nda Yorum ve İspat Kuralının Getirdikleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
İİBF, Maliye Bölümü
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

tokmkVergi hukukunda bazı temel ve önemli kurallar vardır ki bu kurallar sistemin temelini etkiler. Yorum yapılırken de esas teşkil eder. Pek çok konunun aydınlanmasında ve uygulamanın yönlendirilmesinde de bu kurallar sıklıkla kullanılır. Bu temel kurallardan biri de ispat hükümleridir. İspat ve delil hükümleri o kadar önemlidir ki Danıştay içtihatları içinde Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) ilgili maddesine değinen pek çok karar vardır. Bu meşhur madde VUK 3. maddedir.

VUK’nun yeniden kaleme alındığı bugünlerde VUK Tasarısında bu konuda yapılan düzenlemeler konunun önemine binaen hemen dikkat çekmektedir. Mevcut VUK 3, VUK Tasarısının 5. maddesinde yeniden ancak farklı bir şekilde varlığını devam ettirmektedir. Ancak dikkatlice irdelendiğinde ispat ve delil sistemini derinden etkileyecek düzenlemeler olduğu göze çarpmaktadır. Bu yazımızda birkaç hususa kısaca dikkat çekmekte fayda görüyorum.

YORUMU ETKİLEYECEK DEĞİŞİKLİKLER

Çalışmanın sonundaki tabloda VUK Tasarısının 5. maddesi ile mevcut VUK 3. maddesi görülmektedir. Öngörülen yeni düzenlemedeki farklılıklar ise yatık (italik) olarak tablodan görülebilir. Aynı olan hükümlerin değerlendirmeleri ve uygulamaya yansıması zaten pek çok çalışmada inceleme konusu yapılmıştır[1]. Dolayısıyla bu yazımızda farklılıkların olası etkilerine dikkat çekilecektir.

Tasarı VUK’nun 5. maddesinin 3. fıkrası şöyle düzenlenmiştir:

Vergi kanunları hükümlerinin dolanılması, olması gereken vergi yükümlülüğünün dışında kalınması veya vergi yükümlülüğünün lehe etki doğuracak şekilde planlanması gibi yöntemlerle vergiyi doğuran olay veya bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin gizlenmesi veya değiştirilmesine yönelik muamelenin vergi yükümlülüğüne yönelik etkisi dikkate alınmaz. Bu muamelenin hukuken geçerli olması, bir sicile tescil edilmesi ya da resmî şekle tabi olması bu sonucu değiştirmez.

Bu hükmün lafzı vergi hukuku doktrinde sıkça ele alınan “ekonomik yaklaşım” ilkesini hatırlatmaktadır. Ekonomik yaklaşım, vergiyi doğuran olayların saptanmasında ve vergi yasası hükümlerinin yorumlanmasında hukuki biçimlerin ötesine geçilerek gerçek ekonomik nitelik ve içeriklerin esas alınması anlamına gelmektedir. Vergi hukuku bakımından önem taşıyan olgu ya da işlem ekonomik sonuçlarına göre nasıl değerlendirilebiliyorsa, vergi hukukunun hangi kuralları ile ekonomik sonuçları bağlantı halinde ise, nitelendirme de buna göre yapılacaktır[2]. Bu tanım sonrası yukarıdaki ifade yeniden okunduğunda aslında aynı yönde ama farklı ve tehlikeli bir şekilde açıklamalar olduğu anlaşılmaktadır. Zira “Vergi kanunları hükümlerinin dolanılması, olması gereken vergi yükümlülüğünün dışında kalınması veya vergi yükümlülüğünün lehe etki doğuracak şekilde planlanması gibi yöntemler…” zaten ekonomik yaklaşım ilkesinin açıklamaya çalıştığı “vergiyi doğuran olayların saptanmasında ve vergi yasası hükümlerinin yorumlanmasında hukuki biçimlerin ötesine geçmeye” çalışmaktır. Keza “gerçek mahiyetinin gizlenmesi veya değiştirilmesine yönelik muamele”ler de aslında ekonomik yaklaşım ilkesini tamamlamaktadır. “Gibi” edatı ile de tasarıda sınırlandırılma yapılmamak istenmemiş ve “vergi yükümlülüğüne yönelik etkisi dikkate alınmaz” ifadesi ile vergi inceleme elemanlarının yorumlarını geniş tutmalarının ve tarhiyat işlemlerini kolayca yapmalarının önü de açılmıştır. Üstelik yapılan işlemlerin hukuki olarak geçerli olması bir sicile tescil edilmesi ya da resmî şekle tabi olması bu sonucu değiştirmeyecektir.

Bu düzenlemede gizli bir tehlike mükellefleri beklemektedir. Aslında ekonomik yaklaşım ilkesi vergi hukukunda kabul edilmekle beraber sınırlarının da iyi çizilmesi gereken bir kural olduğu da ısrarla üzerinde durulan bir durumdur. Şöyle ki ekonomik yaklaşım ilkesi ile gerçek iktisadi ilişkinin çeşitli hukuki kılıflar kullanılarak gizlenmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Böylelikle vergiyi doğuran olayın meydana gelmesine rağmen bunların gizlenmesine yönelik davranışların ortaya çıkartılması ekonomik yaklaşımla mümkün olmaktadır. Peçeleme sözleşmeleri ve muvazaalı sözleşmelerin değerlendirilmesi aşamasında da ekonomik yaklaşımdan fazlasıyla yararlanılmaktadır[3].

Diğer yandan ekonomik yaklaşım ilkesi uygulamada vergi normlarının amaçlarının dikkate alınması gerektiği şeklinde bir yaklaşıma neden olduğundan yorum sürecinin giriftleşmesine, “hazineci yaklaşım”ın ağır basmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla bu ilkenin işlevi, niteliği, uygulama alanı ve sınırları doğru belirlenmezse, vergide kanunilik, hukuki güvenlik başta olmak üzere vergi hukukuna egemen olan pek çok anayasal ilkelere aykırı durumlar oluşabilecektir[4]. Bu anlamda aslında vergi kaçırmayı önlemek felsefesini güden ekonomik yaklaşımın uygulanması göründüğü kadar kolay değildir. Bu ilkenin işler olabilmesi için idarenin etkin bir denetime sahip olabilmesi, ileri sürdüğü iddialarını delilleri ile ortaya koyması gerekmektedir. Kaldı ki bu tür durumlarda ispat yükünün idareye ait olduğu kabul edilir[5].

Öte yandan kanaatimize göre ekonomik yaklaşım ilkesi uygulanırken yorum sürecinde keyfi uygulamalardan kaçınılması dikkat edilmesi gereken son derece önemli bir konudur. Aksi takdirde özellikle ekonomik yaklaşım ilkesini kullanacak olan idare vergilemede kanunilik ilkesini zedeleyebilir, bu ilkenin varlığını yok sayaraktan keyfi uygulamalara neden olunabilir[6]. Özellikle ekonomik yaklaşım ilkesinin sınırlarının belirlenmesi hususunda en önemli nokta Vergi Hukuku’nun temel konularından biri olan “gerçek mahiyetin” (VUK m.3) tespit edilmesi sürecinde Vergi Usul Kanunu tasarısındaki 5. maddenin daha somut hükümlerle doldurulması hususudur. Vergilendirme işlemlerinde “gerçek” nedir sorusunun cevaplarının daha net alınabileceği hükümler konulması, ekonomik yaklaşım ilkesinin sınırsız bir yorum silahı olarak kullanılmasının önüne geçecektir. Aynı zamanda ispat konusundaki belirsizlikleri de ortadan kaldıracaktır kanaatindeyim. Alman vergi hukukundan esinlenilerek sistemimize dahil edilen bu yaklaşımın bu anlamda terkedilmesinde fayda bulunmaktadır. Kaldı ki Almanya ekonomik yaklaşım ilkesini 1977 yılında çoktan terketmiştir[7]. Bu tasarı bu hali ile yürürlüğe girerse vergi inceleme elemanları sınırsız, ispat yükü hissetmeksizin yapılan tüm işlemleri vergi kaçırmak maksadıyla yapıldığını ileri sürebileceklerdir ki bunun ne derece tehlikeli olduğunu söylemeye gerek yoktur.

İSPAT KURALINI DEĞİŞTİRECEK HÜKÜM

Tasarıda dikkat çeken bir diğer yeni hüküm ise aynı maddenin 5. fıkrasıdır. VUK tasarısının 5/5 hükmü uyarınca:

(5) Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti ile bu maddedeki diğer hükümlere uygun olarak yapılan bir tespit veya tarhiyatın iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymadığının veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmadığının mükellef tarafından iddia olunması hâlinde ispat külfeti kendisine aittir.

Bu hüküm mevcut VUK’nun 3. maddesinde “…İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir…” şeklindedir. Diğer bir ifadeyle hayatın olağan akışına aykırı bir durum iddia eden taraf bunu ispat etmekle mükelleftir. Bu taraf yerine göre mükellef yerine göre idare olabilir.

Tasarı da ise dikkat çektiği üzere “normal ve mutad olmadığının mükellef tarafından iddia olunması hâlinde ispat külfeti kendisine aittir” düzenlemesi ile sadece mükellef tarafındaki ispat yüküne değinilmiş ancak idarenin ispat yükünden bahsedilmemiştir. Demek ki idare bu tür durumlarda ispat etmek durumunda kalmayacaktır. Sadece vergi tarhiyatına neden olabilecek hususları ileri sürecek ve aksi durumu ispat etmesi için mükellefe yükü atacaktır.

Oysaki mevcut VUK’nda ilk görünüş karinesi, hayatın olağan akışı, iktisadi, ticari ve teknik icaplar gibi bazı kurallar mükellef kadar idare açısından da önem arz etmekte ve Medeni Hukuktaki temel ispat kuralı olan “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” kuralı vergi hukukunda da ana kural olarak belirmektedir. Ancak tasarı bu kuralı bozmaktadır. Artık idare ispat etmek durumunda kalmadan vergi incelemelerini sonlandırabilecektir ki bu mükellefler için ciddi bir tehlikedir.

VERGİLENDİRMEDE KANUNİLİK İLKESİ YETKİ DEVRİNE KARŞI

Tasarı da dikkat çeken son değişim ise Maliye Bakanlığına ispat gibi çok önemli konuda düzenleme yapma yetkisinin verilmesidir. VUK tasarısının 5. maddesinin 6. fıkrasında “Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.” ifadesi ile Anayasa 73 de yer alan vergilendirmede kanunilik ilkesi tamamen göz ardı edilmektedir. İspat ve delile ilişkin vergi hukukunun temelini oluşturan bir konuda idareye (Bakanlık) “usul” ve “esas”ları belirlemede niye yetki verilme ihtiyacı duyulduğu anlaşılamadığı gibi, Maliye Bakanlığı’nın neyi düzenleyeceği de merak konusudur. Sınırları belli olmayan ucu açık bu yetkinin Anayasa’ya aykırı olduğunu söylemeye gerek bile duymuyorum.

Vergi Usul Kanunu

Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat:

Madde 3 – (Değişik : 30/12/1980 – 2365/1 md.)

A) Vergi kanunlarının uygulanması: Bu Kanunda kullanılan “Vergi Kanunu” tabiri işbu Kanun ile bu Kanun hükümlerine tabi vergi, resim ve harç kanunlarını ifade eder.

Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı gözönünde tutularak uygulanır.

B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.

Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.

İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.

Vergi Usul Kanunu Tasarısı

Yorum ve ispat

MADDE 5- (1) Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır.

(2) Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.

(3) Vergi kanunları hükümlerinin dolanılması, olması gereken vergi yükümlülüğünün dışında kalınması veya vergi yükümlülüğünün lehe etki doğuracak şekilde planlanması gibi yöntemlerle vergiyi doğuran olay veya bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin gizlenmesi veya değiştirilmesine yönelik muamelenin vergi yükümlülüğüne yönelik etkisi dikkate alınmaz. Bu muamelenin hukuken geçerli olması, bir sicile tescil edilmesi ya da resmî şekle tabi olması bu sonucu değiştirmez.

(4) Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.

(5) Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti ile bu maddedeki diğer hükümlere uygun olarak yapılan bir tespit veya tarhiyatın iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymadığının veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmadığının mükellef tarafından iddia olunması hâlinde ispat külfeti kendisine aittir.

(6) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.

[1] Vergi hukukunda bu konuda yapılmış özgün çalışmalardan bazıları için bkz. Yusuf Karakoç, Türk Vergi Yargılaması Hukukunda Delil Sistemi, 2.bası, Dokuz Eylül Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Döner Sermaye İşletmesi Yayınları, No:77, İzmir, 1997; Süheyla Şenlen Sunay, İdari Yargılama Usulüne Hâkim Olan İlkeler Karşısında İspat ve Delil Hususları, Kazancı Kitap Ticaret A.Ş., İstanbul, 1997; Eda Özdiler Küçük, Vergi Hukukunda Karineler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011; Özgür Biyan, Türk Vergi Hukukunda İspat ve Delil, Adalet Yayınevi, Ocak 2012.

[2] Selim Kaneti, “Vergi Hukukunda Ekonomik Yaklaşım İlkesi”, Vergi Dünyası, Sayı:131, Temmuz 1992, s.42.

[3] Vergi Hukuku açısından peçeleme ve muvazaalı sözleşmelerin durumu hakkında ayrıntılı bilgi ve analiz için bkz. Şenyüz, Doğan; Vergi Hukuku Açısından Özel Hukuk Sözleşmeleri, Yaklaşım Yayınları, Ankara, 2002.

[4] Akkaya, Mustafa; Vergi Hukukunda Ekonomik Yaklaşım, Turhan Kitabevi, Ankara, 2002, s.35.

[5] Öncel, Mualla, Ahmet Kumrulu ve Nami Çağan, Vergi Hukuku, 16.bası, Turhan Kitabevi, Ankara, Ekim 2008, s.27.

[6] Bu konuda güncel örnekler ve mükellefleri bekleyen olası tehlikeler için bkz. Bumin Doğrusöz, “Vergi Usul Kanunu Tasarısı (1) Suçluluk Karinesi Geliyor”, Dünya, 12.01.2016.

[7] Akkaya, Ekonomik Yaklaşım, s.39.

Devamı: VUK Tasarısı’nda Yorum ve İspat Kuralının Getirdikleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri https://www.alomaliye.com/2015/02/03/konut-ile-isyeri-kira-gelirlerinin-vergilendirilmesi-ve-uygulama-ornekleri/ Tue, 03 Feb 2015 15:39:39 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10540

Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi Kira kazançları, diğer deyişle gayrimenkul sermaye iratları Gelir Vergisi Kanunu kapsamında düzenlenmiş gelir unsurlarından biridir. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen […]

Devamı: Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi

Dr. Özgür BİYAN
Balıkesir Üniversitesi, Bandırma İİBF
Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

Kira kazançları, diğer deyişle gayrimenkul sermaye iratları Gelir Vergisi Kanunu kapsamında düzenlenmiş gelir unsurlarından biridir. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar olarak tanımlanmıştır.

Bildiğiniz üzere kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin 01-25 Mart 2015 tarihleri arasında verilmesi gerekmektedir. Yeni beyan dönemi ile beraber ihtiyaç hâsıl olacağı düşünülerekten konut ve işyeri kira geliri elde edenlerin bilgilendirilmesi, hangi hallerde ve nasıl vergilendirileceği hususunun basite indirgenmiş bir şekilde anlatılması amacıyla bu yazı güncellenerek kaleme alınmış ve istifadenize sunulmuştur.

Faydası olması dileğimle…

  1. KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM

Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait olarak nakdî veya aynî tahsil edilen kira bedelleri, o yılda elde edilmiş gelir kabul edilecektir. Diğer yandan gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kira bedelleri, ilgili yılın geliri olarak kabul edilerek beyan edilecektir.

Yabancı parayla yapılan ödemeler, ödeme gününün borsa rayici ile borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilecektir.

Örnek: Bir apartman dairesi 2014 yılında yıllığı 30.000 TL’den 2 yıl süreli olarak kiraya verilmiş ve iki yıllık kira bedeli peşin tahsil edilmiştir.

Peşin tahsil edilen (30.000 x 2) 60.000 TL 2014 yılının toplam geliri olarak dikkate alınmayacaktır. Gelecek döneme ait peşin tahsil edilen kira, ilgili yılın geliri kabul edilecek ve o ilgili yılın beyannamesinde bildirilecektir. Dolayısıyla örneğimize göre 30.000 TL 2014 yılı geliri, diğer 30.000 TL 2015 yılı geliri olarak beyan edilmelidir.

Örnek: Kiraya verilen bir villa karşılığında kira bedeli olarak otomobil alınması durumunda otomobilin emsal bedeli o villa için tahsil edilmiş kira bedeli olarak kabul edilecektir.

Örnek: Sahip olduğu mülkünü konut olarak kiraya veren ve karşılığında yıllık 50.000 USD alan kişinin geliri, ödeme günü geçerli olan kur üzerinden TL’ye çevrilerek kazanç olarak dikkate alınacaktır. Örneğin tahsilat günü kur 2.35 TL ise, bedel 50.000×2.35=117.500 TL olarak dikkate alınacak ve beyan edilecektir.

  1. KONUT VE İŞYERİ KİRA GELİRİ NEDENİYLE KİMLER BEYANNAME VERECEK?
Gayrimenkulün Cinsi Yıllık Kira Geliri Tutarı(2014 Yılı) Beyan Durumu
 Konut  3.300 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek (*)
 Konut  3.300 TL üzeri  Beyanname verilecek
 İşyeri (Brüt)  27.000 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek
 İşyeri (Brüt)  27.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
 Konut (İstisna Sonrası Rakam) + İşyeri (Brüt)  27.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
 (*) Başka gelirler için beyanname verilse dahi bu gelir beyannameye dahil edilmeyecek.

Yukarıdaki tablo sadece kira geliri elde eden mükellefler için geçerlidir. Başka gelirlerin de birlikte elde edilmesi durumunda özel ve farklı uygulamalar olabilir. Farklı gelirlere sahip mükelleflerin serbest muhasebeci mali müşavir ya da yeminli mali müşavirlere danışmasında fayda bulunmaktadır.

Aynı yıl içinde hem konut kirası hem de işyeri kirasının birlikte elde edilmesi durumunda, konut kira gelirinden 3.300 TL istisna tutarı düşüldükten sonra kalan tutar ile işyeri kira gelirinin toplamı 27.000 TL’yi aşıyorsa, hem konut hem de işyeri kira geliri beyan edilecek, aşmıyorsa yalnızca konut kira geliri beyan edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 20.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 15.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 27.000 TL’yi geçtiği için hem konut hem de işyeri kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir. Beyannamede verginin hesaplanması sırasında işyeri üzerinden yapılan tevkifatlar hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 10.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 15.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 27.000 TL’yi geçmediğinden sadece konut kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

Uygulamada çoğunlukla kiralar net bedeller üzerinden akdedilmektedir. Ancak işyeri kira gelirlerinin beyan edilmesi sırasında brüt rakamlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşyeri kira ödemelerinden yapılan stopaj oranı yüzde 20’dir. İşyeri kiralarında brüt rakamlar hesaplanırken aşağıdaki formülden yararlanmak mümkündür.

Brüt Kira = Net Kira / (1 – Stopaj Oranı)

Örnek: Aylık 2.500 TL net kira bedeli üzerinden akdedilen ve işyeri olarak kiraya verilen bir gayrimenkulün brüt kirası şöyle hesaplanacaktır:

Aylık Brüt Kira = 2.500 / (1 – 0,20)

Aylık Brüt Kira = 2.500 / 0,80

Aylık Brüt Kira = 3.125 TL

Yıllık Brüt Kira = 37.500 TL (3.125 x 12)

  1. KONUT KİRA GELİRLERİNDE İSTİSNA

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinde bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2014 yılı için 3.300 TL’si gelir vergisinden müstesnadır.

İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır.

İstisna konut (mesken) olarak kiraya verilen taşınmazlar için geçerli olduğundan, işyeri kira kazançlarından konut istisnasının indirilmesi mümkün değildir.

Kiraya verilen gayrimenkul kiracı tarafından hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde (home-office) elde edilen kira kazancına konut istisnası uygulanmayacaktır.

Taşınmazlarını konut olarak kiraya verenlerin, sahip oldukları başka taşınmazlarını işyeri olarak kiraya vermeleri durumunda konutlardan elde ettikleri gelirlere istisna uygulanacaktır.

Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilme hallerinde de istisna tutarı aynı şekilde 3.300 TL olarak uygulanacaktır.

Örnek: 2014 yılı Haziran ayından bu yana (7 aylık) konut olarak kiraya verilen bir taşınmazdan elde edilen kira kazancının tamamına konut istisnası 3.300 TL olarak uygulanacaktır. Diğer deyişle 3.300 TL’lik istisna tam rakam olarak uygulanacak, altıncı aydan itibaren kiraya verdim, o zaman kalan altı aylık dönem için istisnanın da o kadarlık kısmından yararlanmalıyım, anlamı çıkarılmamalıdır. İstisna kaç ay gelir elde edilirse edilsin tam rakam olarak uygulanmalıdır.

– Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelir, hisse sahiplerine hisseleri oranında bölüştürülecek ve her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 3.300 TL’lik istisna uygulanacaktır. İstisna kişiye özgüdür.

Örnek: Eşi ile birlikte yarı yarıya hisseli ortak olduğu taşınmazını mesken olarak kiraya veren Bay (X) yıllık 12.000 TL gelir elde etmiştir. Bu durumda gelir hisseli bir konut olduğundan ikiye bölünecektir. Hem Bay (X) hem de eşi 6.000 TL ayrı ayrı elde etmiş kabul edilir ve her biri ayrı ayrı konut istisnasından yararlanır.

Konut istisnasından yararlanamayacak olanlar şöyle sıralanabilir:

– Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar; yani ticari kazanç sahipleri (I.sınıf ve II.sınıf tacirler ile birlikte basit usule tabi olanlar), zirai kazanç sahipleri (defter tutan çiftçiler), serbest meslek erbapları,

– İstisna haddinin (3.300 TL) üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 97.000 TL’yi aşanlar.

286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği uyarınca mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik tutarın tespitinde ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratların, ayrı ayrı veya birlikte elde edilmesine bakılmaksızın, elde edilen kazanç ve iratların brüt tutarlarının toplamı dikkate alınacaktır. Söz konusu tutarın tespitinde, sayılan bu kazanç ve iratların beyan edilip edilmemesinin ya da bu kazanç ve iratlara herhangi bir istisna uygulanıp uygulanmamasının önemi bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, istisna haddinin altında elde edilen mesken kira gelirleri, ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratları toplamının 97.000 TL’lik tutarı aşıp aşmadığına bakılmaksızın yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyecektir. Söz konusu istisna tutarı, 3.300 TL olarak tespit edilmiştir.

Aşağıda bu durum ile ilgili 286 Seri No’lu GVK Genel Tebliği’nde yer alan güncellenmiş örnekler bulunmaktadır. Ayrıca daha önce kaleme aldığımız “Kira Kazançlarında Konut İstisnası “başlıklı yazımıza da bakılabilir.

Örnek – Bay (A), 2014 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 5.000 TL kira geliri ile birlikte tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 40.000 TL işyeri kira geliri ve 40.000 TL mevduat faizi elde etmiştir.

Bay (A)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2014 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 97.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Buna göre, Bay (A)’nın 2014 yılı içerisinde elde ettiği 5.000 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 97.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Dolayısıyla, 2014 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı (40.000 + 40.000 + 5.000=) 85.000 TL, 2014 yılı bakımından 97.000 TL aşmadığından Bay (A)’nın elde ettiği kira geliri için istisna uygulanacaktır.

Örnek – Bayan (B), 2014 yılında konut olarak kiraya verdiği dairesinden 98.000 TL kira geliri elde etmiştir.

Bayan (B)’nin elde ettiği konut kira geliri (98.000 TL), 2014 yılı bakımından 97.000 TL’yi aştığından elde edilen kira geliri için istisna uygulanmayacaktır.

Örnek – Bay (C), 2014 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 4.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 20.000 TL işyeri kira geliri ve 75.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Elde edilen gelir toplamının (4.000 + 20.000 + 75.000=) 99.000 TL, 2014 yılı bakımından 97.000 TL aşması nedeniyle, 4.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna (3.300 TL) uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bay (D), 2014 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 3.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 15.000 TL mevduat faiz geliri ve 72.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bay (D)’nin elde etmiş olduğu kira geliri 2014 yılı bakımından öngörülen 3.300 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu gelirin istisnaya konu edilip edilmeyeceğinin tespiti bakımından mükellefin elde etmiş olduğu menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve ücret geliri toplamının 97.000 TL’yi aşıp aşmadığına ayrıca bakılmayacaktır. Dolayısıyla Bay (D), elde etmiş olduğu söz konusu mesken kira geliri istisna tutarının altında kaldığından, bu gelir için beyanname vermeyecektir.

Örnek – Bayan (E), 2014 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 2.500 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 20.000 TL iş yeri kira geliri, birinci işverenden 45.000 TL, ikinci işverenden ise 30.000 TL ücret geliri elde etmiştir.

Bayan (E)’nin elde etmiş olduğu konut kira geliri 2014 yılı bakımından öngörülen 3.300 TL’lik istisna haddinin altında kaldığından, bu kira geliri yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyecektir.

Örnek – Bay (F), 2014 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 5.000 TL kira geliri, ortağı olduğu anonim şirketten tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 100.000 TL kâr payı elde etmiştir.

Her ne kadar anonim şirketlerden elde edilen kâr payının yarısı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da bu tutarın tamamı mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (100.000+5.000=) 105.000 TL, 2014 yılı bakımından 97.000 TL’yi aşması nedeniyle, 5.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Bayan (G), 2014 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 5.000 TL kira geliri, birinci işverenden 20.000 TL, ikinci işverenden ise 15.000 TL ücret geliri ve gayrimenkul satışından kaynaklı 60.000 TL değer artış kazancı elde etmiştir.

Her ne kadar 2014 yılı bakımından gayrimenkul satışından elde edilen değer artış kazancının 9.700 TL’si Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesine göre gelir vergisinden istisna olsa da, mesken kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağına yönelik kıyaslamaya esas tutarın tespitinde istisna düşülmeden önceki tutarın tamamı dikkate alınacaktır. Buna göre elde edilen gelir toplamının, (5.000 + 20.000 + 15.000 + 60.000 =) 100.000 TL, 2014 yılı bakımından 97.000 TL’yi aşması nedeniyle, 5.000 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek – Kamu kurumunda aylık brüt 4.490 TL maaşla çalışan Bay (H), 1/7/2014 tarihinde emekli olup, 60.140 TL emekli ikramiyesi almış ve kendisine 2.700 TL emekli aylığı bağlanmıştır. Ayrıca 2014 yılında, konut olarak kiraya verdiği dairesinden 7.500 TL kira geliri elde etmiştir.

Bay (H)’nın elde ettiği kira gelirine istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2014 yılında elde edilen kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması şartıyla, beyan edilip edilmeyeceklerine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte mükellefin elde etmiş olduğu varsa ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayrisafi tutarları toplamının 97.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.

Bay (H)’nın 2014 yılı içerisinde elde ettiği 7.500 TL’lik mesken kira gelirinin istisna haddi üzerinde olması nedeniyle, istisnadan yararlanılıp yararlanılamayacağının tespitinde bu tutar da hesaplamaya katılacak olup, elde edilen tüm gelir (kazanç ve iratlar) toplamının da 97.000 TL’yi aşması durumunda istisnadan yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

Buna göre, 2014 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamı [(6 x 4.490) + 60.140 + (6 x 2.700) + 7.500 =] 110.780 TL, 2014 yılı bakımından 97.000 TL’yi aşması nedeniyle, 7.500 TL’lik konut kira geliri bakımından istisna uygulanması söz konusu olmayacaktır.

  1. KİRA GELİRLERİNDEN İNDİRİLECEK GİDERLER

Yıllık konut veya işyeri kira geliri hâsılatından indirilecek olan giderler;

–  Gerçek gider usulü veya
–  Götürü gider usulü olmak üzere iki şekilde tespit edilmektedir.

DİKKAT: Mükellef bu usullerden istediğini seçebilir. Ancak götürü usulü seçenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemezler. (GVK.m.74).

Kira kazançlarının tespitinde gider usulünün seçiminde bütünlük esastır. Diğer deyişle bir gayrimenkulden elde edilen kazanca aşağıda açıklanan yöntemlerden biri, kazanç elde edilen diğer bir gayrimenkulden elde edilen kazanca başka bir gider usulü seçilmesi mümkün değildir. Elde edilen kira gelirlerinin toplamına ya götürü usulü ya da gerçek gider usulünden biri seçilmelidir.

Ancak bu bütünlük kuralının iki istisnai durumu vardır. Birincisi tam mükellefiyete tabi bir mükellef, isterse, yurtiçindeki ve yurtdışındaki gayrimenkullerinden elde ettiği kiraları için farklı usulleri seçebilir. İkincisi VUK 112 No’lu tebliğ uyarınca kiraya verilen gayrimenkuller arasında ne maliyet bedeli ve ne de vergi değeri belli olmayan bina ve arazi bulunduğu takdirde, diğerleri için gerçek gider usulü seçilmiş olsa da, bu bina veya arazi için götürü gider usulü uygulanabilir.

A- GERÇEK GİDER USULÜ

Bu usulde, fiilen yapılmış olan ve belgelerle ispatlanan giderler gerçek tutarlarıyla yıllık kira geliri toplamından indirilecektir.

Bu usulde konut kira gelirinden istisna edilen 3.300 TL’ye isabet edenler hariç olmak üzere yıllık kira tutarından aşağıda yazılı giderler indirilir:

  1. Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri,
  2. Kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulün önemi ile uygun derecede idare giderleri,
  3. Kiraya verilen mal ve haklara özgü sigorta giderleri,
  4. Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri ile konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkulün iktisap (edinme) yılından itibaren beş yıl süre ile iktisap bedelinin % 5’i,
  5. Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları,
  6. Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar,
  7. Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri,
  8. Kiraya verilen mal ve haklara ait bakım ve idame giderleri,
  9. Kiraladıkları mal ve hakları kiraya verenlerin ödedikleri kiralar ve diğer gerçek giderler,
  10. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli,
  11. Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.

Gayrimenkul sermaye mahiyetindeki mal ve hakların kısmen kiraya verilmesi halinde, yukarıda yazılı giderlerden yalnız bu kısma isabet edenler hasılattan indirilebilir.

Para cezaları ve vergi cezaları hasılattan gider olarak indirilemez.

Örnek: Bankadan kredi alınmak suretiyle bir apartman dairesi satın alan kişi söz konusu daireyi kiraya vererek irat elde etmekte ise gerçek gider usulünü seçmesi halinde o yıla ait kira gelirinden bankaya yıl içinde ödediği kredi faizlerini indirebilecektir.

Örnek: Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen ve gider olarak kazançtan indirilebilecek vergi, resim, harçlara örnek olarak; emlak vergisi, temizletme ve aydınlatma harcı, çevre temizlik vergisi (çöp vergisi), arama, işletme, imtiyaz, telif, patent vb. haklar için ödenen resim ve harçlar örnek olarak verilebilir.

Örnek: Bir binanın kapı ve pencerelerinin tamiri, boyanması, otomatın, elektrik tesisatının, banyo kazanı ve lavaboların tamiri veya yenilenmesi gibi giderler, gayrisafi hasılattan gider olarak indirilir. Bu harcamaların mülk sahibi tarafından yapılması şarttır.

Örnek: Bir binanın üzerine kat ilavesi, asansör ve kalorifer tesisatı olmayan binaya sonradan bu tesislerin yapılması nedeniyle yapılan giderler normal onarım gideri olmadığından hasılattan düşülemez. Bu giderler gayrimenkulün maliyet bedeline eklenmek ve bu gayrimenkullerle birlikte amortismana tabi tutulmak kaydıyla, amortismanların gider olarak hâsılattan indirilmesi gerekir.

Örnek: Bir gerçek kişi sahibi bulunduğu apartman dairesinde öteden beri oturmakta iken, bu dairenin şehir merkezinde kalması ve yüksek kira getirmesi sebebiyle işyeri olarak yıllığı 50.000 TL’den kiraya vermiştir. Kendisi de yıllığı 30.000 TL’den kira ile tuttuğu başka bir apartman dairesinde ikamet ettiği varsayılırsa, ödediği bu kira bedelini elde ettiği işyeri kira gelirinden gider olarak indiremez. Çünkü ikamet ettiği konuta ait kirayı indirim konusu yapabilmesi için sahibi olduğu binayı da konut olarak kiraya vermesi gerekmektedir.

Örnek: Bay (Z) 2013 yılında 250.000 TL’ye satın aldığı bir apartman dairesini, 01.01.2014’de konut olarak kiraya vermiş ve yıllık 16.800 TL gelir elde etmiştir. Satın aldığı konutun % 5’i 12.500 TL (250.000 x % 5)’dir. Gerçek gider yönteminin seçilmesi ve istisnaya isabet eden tutarın ayrıştırılması ile kazançtan indirim konusu yapılabilir.

GERÇEK GİDER YÖNTEMİNİ SEÇENLER DİKKAT: Gerçek gider yöntemini seçen mükellefler, yapıkları harcamaların konut kira gelirinden istisna edilen 3.300 TL’ye isabet eden kısmını gider olarak indiremezler. Dolayısıyla istisnaya isabet eden kısmın hesaplanması gerekir. Şöyle ki;

Toplam Gider  x Vergiye Tabi Hasılat (*)

İndirilebilecek Gider = ————————————————-

Toplam Hasılat

(*) Vergiye Tabi Hasılat = Toplam Hasılat – Mesken Kira Geliri İstisnası

Örnek: Sahibi olduğu konutu 2014 yılında kiraya veren ve 9.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefin başka geliri bulunmamaktadır. Mükellef gayrimenkulü ile ilgili olarak, 3.000 TL harcama yapmış olup, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Gerçek gider yöntemi seçildiğinden 3.000 TL’lik harcamanın 3.300 TL’lik istisnaya isabet eden kısmının hesaplanması ve toplam gider içinden ayrıştırılması gerekir. Buna göre;

– Vergiye Tabi Hasılat = 9.000 – 3.300 =  5.700 TL

– İndirilebilecek Gider = (3.000 x 5.700) / 9.000 = 1.900 TL

Dolayısıyla gider olarak 3.000 TL değil, 1.900 TL indirilebilecektir. İstisnaya isabet eden kısım bu şekilde ayrıştırılmış olmaktadır.

B- GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 74. maddesinde, isteyen yükümlülerin, bir önceki bölümde açıklanan gerçek giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarının %25’ini götürü olarak indirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu usulü seçen mükelleflerin götürü gidere ilişkin orana (%25) isabet eden tutar dışında, maddede bahsi geçen gerçek giderlerden herhangi birisini ayrıca indirmeleri söz konusu olamayacaktır. Çalışmanın sonunda götürü gider usulü ile ilgili örneklere yer verilmiştir.

Götürü gider usulü ve gerçek gider usulünün seçilmesinde mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır. Ancak götürü gider usulünü seçenler iki yıl geçmedikçe gerçek usule dönemeyeceklerdir (GVK.m.74).

VI- KİRA GELİRLERİNE UYGULANACAK İNDİRİMLER NELERDİR?

Konut veya işyeri kira geliri elde eden mükellefler yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde istisna ve giderler düşüldükten sonra kalan kira tutarı üzerinden ayrıca aşağıda sayılan giderleri indirim konusu yapabileceklerdir.

  1. Beyan edilen gelirin %15‘ini ve asgari ücretin yıllık tutarını (12.852,00 TL) aşmamak şartıyla mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si ile ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri kazançtan indirim konusu yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması, prim tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şarttır. Eşler veya çocuklar ayrı beyanname veriyorlarsa bunlara ait prim kendi gelirlerinden indirilir.
  2. Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları.
  3. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin % 5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için % 10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.
  4. Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamı.
  5. Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı.
  6. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;

a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,

b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,

c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,

d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunukapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,

e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,

f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirtilmesi çalışmalarına,

g) Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına,

h) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,

i) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatın tedariki ile film yapımına,

j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültürel ve sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına,

İlişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan her türlü bağış ve yardımların % 100’ü;

  1. 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için % 50’si.
  2. Bakanlar kurulunca yardım kararı alınan doğal afetler dolayısıyla Başbakanlık aracılığıyla makbuz mukabili yapılan ayni veya nakdi bağışların tamamı.
  3. İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımların tamamı.
  4. Diğer kanunlara göre tamamı indirilecek bağış ve yardımlar; Yüksek Öğretim Kanununa göre üniversitelere ve Yüksek Teknoloji Enstitüsüne makbuz karşılığı yapılan nakdi ve ayni bağışlar ile vakıf üniversitelerine yapılan bağış ve yardımlar; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununa göre yapılan bağış ve yardımlar; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Kuruluşu Hakkındaki Kanuna göre yapılan nakdi bağışlar; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununa göre yapılan ayni ve nakdi bağışlar; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununa göre yapılan ayni/nakdi bağışlar; İlköğretim ve Eğitim Kanununun 76 ncı maddesine göre ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışların tamamı indirilebilecektir.

VII. GİDER FAZLASI VE ZARAR DURUMU

Gayrimenkul sermaye iradına konu olan sermayenin kendisinde meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz ve iradın gayri safi miktarının tespitinde gider olarak kabul edilmezler.

Gayrimenkul sermaye iradının safi tutarının hesabında giderlerin fazlalığı dolayısıyla doğan zararlar,  beş yılı geçmemek üzere gelecek yıllarda elde edilen kira gelirlerinden gider olarak düşülebilir. Bu durumun iki istisnası vardır:

  1. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konut veya lojmanların kira bedellerini indirim konusu yapmaları durumunda bir zarar doğması halinde, bu zararın gelecek yıllarda elde edilen gayrimenkul sermaye iradından indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

2.Konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkule ait hasılattan indirim konusu yapılan iktisap bedelinin % 5’i oranındaki tutarın indirilemeyen kısmı gider fazlalığı olarak dikkate alınamaz.

VIII- EMSAL KİRA BEDELİ ESASI

A- EMSAL KİRA BEDELİNİN TESPİTİ

Emsal kira bedeli uygulaması gayrimenkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde kullanılan bir vergi güvenlik müessesesidir. Emsal kira bedeli gayrimenkulün kira ücreti almadan başkasının kullanımına bırakılması durumunda ya da kira ücretinin emsal kira bedelinden düşük olması durumunda devreye giren bir düzenlemedir. Bu tip durumlarda gayrimenkulün emsal kira bedeli, gayrimenkulün kirası sayılmaktadır.

Emsal kira bedeli bina, arazi, mal ve haklarda ayrı ayrı tespit edilmektedir. Bina ve arazilerde emsal kira bedeli, yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kiradır. Kira mevzuatına göre kira takdir veya tespit etmeye yetkili makamlar, mahkeme veya yetkili özel makamlardır. Böyle bir makam yoksa veya söz konusu bina ve arazi için kira takdir veya tespiti yapılmamış ise, emsal kira bedeli, Vergi Usul Kanunu’na göre belirlenen vergi değerinin %5’idir.

Vergi değeri bina ve arazinin rayiç bedelidir. Rayiç bedel ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ve aynı maddede sözü edilen “emlak vergisine matrah olacak vergi değerinin takdirine ilişkin tüzük” hükümlerine göre saptanmaktadır.

Örnek: Bay (Y) emlak vergisi değeri 100.000 TL olan konutlarından birini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakması halinde kira bedeli tahsil etmemiş olmasına rağmen 100.000 TL x %5 = 5.000 TL emsal kira bedeli üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle vergi ödeyecektir.

B- EMSAL KİRA BEDELİNİN HANGİ DURUMLARDA UYGULANACAĞI VE UYGULANMAYACAĞI

Emsal kira bedeli kiraya verilen mal ve haklara ait kiranın, emsal kira bedelinden düşük olması, mal ve hakların bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda uygulanacaktır.

Emsal kira bedeli esası aşağıdaki durumlarda ise uygulanmayacaktır:

– Boş kalan gayrimenkullerin muhafazası amacıyla bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda. Örneğin, bir yazlığın kışın korunması suretiyle münasip bir kısmının bekçiye tahsis edilerek bırakılması gibi.

– Binaların mal sahiplerinin usul (anne, baba, anneanne, babaanne, nine, dede), füru (çocuk, torun) veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi durumunda (Usul, füru veya kardeşlerden her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnızca birisi hakkında emsal kira bedeli hesaplanmaz, kardeşler evli ise eşlerinden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz),

Örnek: Bay (A) evlidir ve babası tarafından kendisine bedelsiz olarak bir ev tahsis edilmiş olup bu evde ikamet etmektedir. Bay (A)’nın eşi Bayan (B)’nin babası da kendilerine bedelsiz olarak başka bir konut tahsis etmiştir. Bu durumda evli eşlere babaları tarafından iki tane bedelsiz konut tahsisi söz konusudur. Sadece bir konut için emsal kira bedeli uygulanmayacak, diğer konut için ise emsal kira bedeli hesaplanacaktır.

– Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi durumunda

– Genel bütçeye dâhil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda,

emsal kira bedeli uygulanamaz (GVK madde 73/2).

Diğer yandan emsal bedelden düşük tutarda elde edilen kira gelirinin kira sözleşmesi, ödemeye ilişkin banka dekontu veya havale makbuzu vb. belgelerle veya kiracının ifadesiyle ispat veya tevsik edildiği durumlarda ayrıca emsal kira bedeli karşılaştırılması uygulaması yolun gidilmemektedir. Söz konusu ispat veya tevsik işlemine ise ancak beyan edilen kira gelirlerinin gerçek durumu yansıtmadığına ilişkin karinelerin bulunması veya vergi incelemeleri sırasında yetkililerce talep edilmesi durumunda başvurulmaktadır (GVK İç Genelgesi 05.01.1999-292, Sıra No:1999/1).

IX- BEYANNAME NE ZAMAN VE NEREYE VERİLECEK?

– 2014 yılı kazançlarına ilişkin beyanname 25 Mart 2015 tarihine kadar verilecektir.

– Türkiye’yi terk edenler yurtdışına çıkma tarihinden önceki 15 gün içinde vereceklerdir.

– Ölüm halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde vereceklerdir.

Beyanname, kayıtlı bulunulan vergi dairesine verilecektir. Beyanname, elden verilebileceği gibi posta ile de gönderilebilecektir. Bunun yanında 26 Sıra No’lu VUK Sirkülerine göre internet yoluyla da (elektronik beyanname) beyanda bulunmak mümkündür.

Beyanname taahhütlü olarak posta ile gönderildiğinde, postaya veriliş tarihi beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Beyanname normal (adi) posta ile gönderilirse, beyannamenin vergi dairesine ulaştığı tarih beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

252 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği açıklamaları çerçevesinde, işyeri kira gelirleri ile ilgili olarak, tevkif yolu ile kesilen vergilerin mahsubunda; mükelleflerin kendilerinden vergi tevkifatı yapan vergi sorumlularının (kiracının) adı soyadı, unvanı, vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri gösteren tabloyu yıllık beyanlarına eklemeleri gerekir.

X- BEYANNAME VERİLMEMESİ HALİNDE YAPILACAK İŞLEMLER

Kira gelirini beyan etmeyenlerden, ödemedikleri vergi, cezalı olarak alınmaktadır.  Beyanda bulunmayanlar;

– 3.300 TL’lik konut kira geliri istisnasından yararlandırılmamakta,

– Vergi dairesi, durumu tespit ettiğinde; iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesmektedir. Kira gelirini takdir komisyonu takdir etmekte, bunun üzerinden de vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte vergi alınmaktadır.

XI- KİRA ÖDEMELERİNİN BANKADAN YAPILMA ZORUNLULUĞU

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliğine göre;

Konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenler;

– İşyerlerinde ise herhangi bir miktar ile sınırlı olmaksızın işyerini kiraya verenler ile kiracıların,

kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunlu hale getirilmektedir.

Mükelleflerce her bir konut için aylık tutarı 500 TL’nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar tebliğle getirilen zorunluluk kapsamında değildir. Öte yandan aynî olarak yapılan ödemeler de zorunluluk kapsamında değildir.

Konutlarda tevsik zorunluluğu sadece kiraya vereni kapsamaktadır (mülk sahibi). İşyerlerinde ise hem kiraya veren hem de kiracıları kapsamaktadır.

Getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, 2014 yılı için; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.200 TL’den, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 600 TL’den, bunlar dışında kalanlar hakkında 300 TL’den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir.

XII- KİRA KAZANÇLARINDA DEFTER, KAYIT VE BELGELERİN SAKLANMASI

VUK 208’e göre defter tutmaya mecbur olan gerçek kişiler gelir vergisine tabi menkul ve gayrimenkul sermayelerle bunlardan elde edilen iratları ve bunlara ilişkin giderleri defteri kebir veya işletme hesabının veya serbest meslek erbabı kazanç defterinin ayrı bir sayfasına veya ayrı bir deftere veyahut bir cetvele ayrı ayrı kaydetmeye mecburdurlar. Ancak bu hesap mükellefin diğer kazançlarını tespit için tuttuğu hesaplara karıştırılmaz ve onlar ile birleştirilmez.

Defter tutmak zorunda olmayan mükellefler ise sadece kiralama işlemi ile ilgili belgeleri aklamakla yükümlüdürler. Kira kontratı, banka dekontları, makbuzlar, gider belgeleri vb tüm dokümanlar muhafaza edilmek durumundadır. Olası vergi incelemelerinde mükellefler bu belgeleri ibraz edeceklerdir.

XIII- KONUT VEYA İŞYERİ KİRA GELİRLERİNİN BEYANINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

Aşağıdaki örneklerin hesaplanmasında 2014 yılı gelir vergisi tarifesi esas alınmıştır.

2014 YILI GELİR VERGİSİ TARİFESİ
11.000   TL’ye  kadar % 15
27.000   TL’nin 11.000   TL’si için 1.650   TL, fazlası % 20
60.000   TL’nin 27.000   TL’si için 4.850   TL, fazlası % 27
60.000   TL’den fazlasının 60.000   TL’si için 13.760   TL, fazlası % 35

ÖRNEK-1: Mükellef Bayan (Z), İstanbul’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2014 takvim yılında 40.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 40.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 3.300 TL  
  Kalan (40.000 – 3.300) 36.700 TL
  % 25 Götürü Gider (36.700 x % 25) 9.175 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (36.700-9.175) 27.525 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
(27.000 TL. İçin 4.850 TL)Kalan=525 TL İçin 141,75 TL)
4.991,75 TL  
  Ödenecek Gelir Vergisi 4.991,75 TL

ÖRNEK-2: Mükellef Bay (S), Bursa’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2014 yılında 15.000 TL, işyeri olarak kiraya verdiği daireden ise 23.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 4.600 TL tevkifat yapılmıştır.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Söz konusu mükellefin mesken kirası gelirinin istisna haddini aşan kısmı ile tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının toplamı (11.700+23.000) 27.000 TL’yi aştığından, mesken ve işyeri kira gelirleri birlikte beyan edilecek olup, buna ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 38.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.300 TL  
 Kalan (38.000-3.300) 34.700 TL
 % 25 Götürü Gider (34.700 x % 25) 8.675 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (34.700-8.675) 26.025 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
 (11.000 TL için 1.650 TL)
(Kalan= 15.025 TL için 3.005 TL)
4.655 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 4.600 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi (4.655-4.600)  55 TL

ÖRNEK-3: Mükellef Bay (F), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2014 yılında 29.000 TL kira geliri elde etmiştir. Mükellef 2014 yılı için yaptırdığı hayat sigortası kapsamında 3.000 TL prim ödemiş ve Devlete ait bir hastaneye 20.11.2014 tarihinde 500 TL makbuz karşılığı bağışta bulunmuştur.

Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir. Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 29.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.300 TL  
 Kalan (29.000 TL-3.300 TL) 25.700 TL
 % 25 Götürü Gider (25.700 TL X %25) 6.425 TL  
 Safi İrat (25.700 TL – 6.425 TL) 19.275 TL
 Hayat Sigortasına Ödenen Katkı Payı (*) 1.500 TL  
 Okul, Yurt ve Sağlık Tesisleri için Yapılan Bağış ve Yardımlar (**) 500 TL  
 Vergiye Tabi Gelir  19.275  – (1.500 + 500) 17.275 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
 (11.000 TL için 1.650 TL)
(Kalan= 6.275 TL için 1.255 TL)
2.905 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 2.905 TL
 * Hayat sigortalarında ödenen primlerde indirilecek miktar beyan edilen gelirin % 15’ini geçemeyeceği gibi ödenen primlerin % 50’si olarak dikkate alınacaktır.** Tamamı indirilebilir.

ÖRNEK-4: Mükellef Bayan (V), Samsun’da bulunan ve işyeri olarak kiraya verdiği mülkünden 75.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 15.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 27.000 TL’yi aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 75.000 TL
 % 25 Götürü Gider (75.000 x % 25) 18.750 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (75.000-18.750) 56.250 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
 (27.000 TL için 4.650 TL)
(Kalan  = 29.250 TL için 7.897,50 TL)
12.547,5 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 15.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Alınacak Gelir Vergisi 2.452,5 TL

ÖRNEK-5: Mükellef Bay (F), işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 120.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 24.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 27.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 120.000 TL
 % 25 Götürü Gider (120.000 x % 25) 30.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (120.000-30.000) 90.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
 (60.000 TL için 13.760 TL)
(Kalan  = 30.000 TL için 10.500 TL)
24.260 TL
  Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 24.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 260 TL

ÖRNEK-6: Mükellef Bay (K), 550.000 TL değerinde olan kredi ile aldığı ve işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 185.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 37.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.
Yıl içerisinde gayrimenkul alımı için kullandığı kredi borcu nedeniyle 25.000 faiz ödemiştir. Ayrıca 2.500 TL sigorta harcaması yapmıştır.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 26.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 185.000 TL
   Gerçek Giderler
– Faiz ödemesi: 25.000 TL
– Sigorta harcaması: 2.500 TL
27.500 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (185.000-27.500) 157.500 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
 (60.000 TL için 13.760 TL)
(Kalan  = 97.500 TL için 34.125 TL)
47.885 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 37.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 10.885 TL

ÖRNEK-7: Bayan (Y) 2014 yılı içinde 15.000 TL emekli maaşı dışında konut olarak kiraya verdiği taşınmazından 24.000 TL gelir elde etmiştir. Götürü gider yöntemini tercih eden Bayan (Y)’nin başka bir geliri bulunmamaktadır.

Bu durumda Bayan (Y)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Emekli maaşı GVK 23/11 hükmü uyarınca vergiden istisnadır ve beyannameye dahil edilmeyecektir.

Toplam 24.000 TL konut kirası gelirine konut istisnası uygulanacak ve ödenmesi gereken vergi aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

 Gayrisafi İrat Toplamı 24.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.300 TL  
 Kalan (24.000-3.300) 20.700 TL
 % 25 Götürü Gider (20.700 x % 25) 5.175 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (20.700-5.175) 15.525 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
 (11.000 TL için 1.650 TL)
(Kalan= 4.525 TL için 905 TL)
 2.555 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi  2.555 TL

ÖRNEK-8: Doktor olarak hastanede ücretli çalışan Bay (D) 2014 yılı içinde brüt 85.000 TL ücret geliri elde etmiştir. Sahip olduğu taşınmazlarından birini konut olarak kiraya vermiş 21.000 TL kazanç elde etmiştir. Diğerini ise işyeri olarak kiraya vermiş net 42.000 TL (brüt 52.500 TL) gelir sağlamıştır. Bankadaki mevduat hesabına 10.000 TL faiz tahakkuk etmiştir. İşyeri kazancından 10.500 TL stopaj yapılmıştır. Götürü gider yöntemini seçen Bay (D)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Tek işverenden alınan ücret ve banka mevduat faizi Gelir Vergisi Kanunu düzenlemeleri gereği beyan edilmeyecektir. Kira kazançları toplamı ise 27.000 TL’yi aştığından beyan edilecektir. Konut kira geliri 21.000 TL, işyeri kira geliri ise brüt 52.500 TL olarak beyan edilecektir.

Diğer yandan Bay (D)’nin elde ettiği kazançların toplamı 168.500 TL olduğundan (85.000+21.000+52.500+10.000) ve 97.000 TL’yi aştığından konut istisnasından yararlanması mümkün değildir. İşyeri kazançları üzerinden yapılan stopajlar ise mahsup edilecektir.

Buna göre hesaplama şu şekilde olacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 73.500 TL
 % 25 Götürü Gider (73.500 x % 25) 18.375 TL
 Vergiye Tabi Gelir (73.500-18.375) 55.125 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(27.000 TL için 4.850 TL)
(Kalan  = 28.125 TL için 7.593,75 TL)
12.443,75 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 10.500 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 1.943,75 TL

Devamı: Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Kira Kazançlarında Konut İstisnası https://www.alomaliye.com/2015/01/07/kira-kazanclarinda-konut-istisnasi/ Wed, 07 Jan 2015 15:37:17 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10537

GİRİŞ Bildiğiniz üzere kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin 01-25 Mart 2015 tarihleri arasında verilmesi gerekmektedir ve Türkiye’de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2013 Yılı Faaliyet Raporuna göre 1 milyon 550 binden fazla kira geliri beyan eden mükellef bulunmaktadır. Bir önceki yıl bu rakam 1 milyon 336 bin idi. Bu verilere göre gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükellef sayısında […]

Devamı: Kira Kazançlarında Konut İstisnası Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN
Balıkesir Üniversitesi, Bandırma İİBF
Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

  1. GİRİŞ

Bildiğiniz üzere kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin 01-25 Mart 2015 tarihleri arasında verilmesi gerekmektedir ve Türkiye’de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2013 Yılı Faaliyet Raporuna göre 1 milyon 550 binden fazla kira geliri beyan eden mükellef bulunmaktadır. Bir önceki yıl bu rakam 1 milyon 336 bin idi. Bu verilere göre gayrimenkul sermaye iradı elde eden mükellef sayısında bir önceki yıla göre yaklaşık % 14 artış meydana gelmiştir. Diğer yandan 2004 yılında gayrimenkul sermaye iradı beyan eden mükellef sayısı 573 bin kişi civarında gerçekleşmiştir. Bu rakamlar bize son on yılda bu geliri elde edenlerin sayısında % 270’den fazla artış olduğunu göstermektedir ki diğer mükellef gruplarının hiç birisinde bu derece artış yoktur. Ülkemizdeki konut üretimi ve stoku dikkate alındığında bu rakamın ilerleyen yıllarda daha da artacağını söylemek mümkündür.

Kira kazançları, diğer deyişle gayrimenkul sermaye iratları Gelir Vergisi Kanunu kapsamında düzenlenmiş gelir unsurlarından biridir. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar olarak tanımlanmıştır.

Bu çalışmamızda uygulamacılara ve sayıları giderek artan kira kazancı elde eden mükelleflere faydalı olması amacıyla konut istisnasına ilişkin bilgilere yer verilecek, örneklerle hesaplamaların nasıl yapılacağı açıklanacak ve bazı yeni sayılabilecek hususlara değinilecektir.

  1. KONUT İSTİSNASININ ESASLARI

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2014 yılı için 3.300 TL’si (1) gelir vergisinden müstesnadır. İstisna konut (mesken) olarak kiraya verilen taşınmazlar için geçerli olduğundan, işyeri kira kazançlarından konut istisnasının indirilmesi mümkün değildir. Taşınmazlarını konut olarak kiraya verenlerin, sahip oldukları başka taşınmazlarını işyeri olarak kiraya vermeleri durumunda konutlardan elde ettikleri gelirlere istisna uygulanacaktır. İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır.

Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilme hallerinde de istisna tutarı aynı şekilde 3.300 TL olarak uygulanacaktır. Örneğin, 2014 yılı Haziran ayından bu yana (7 aylık) konut olarak kiraya verilen bir taşınmazdan elde edilen kira kazancının tamamına konut istisnası 3.300 TL olarak uygulanacaktır. Diğer deyişle 3.300 TL’lik istisna tam rakam olarak uygulanacak, altıncı aydan itibaren kiraya verdim, o zaman altı aylık dönem için istisnanın da o kadarlık kısmından yararlanmalıyım, anlamı çıkarılmamalıdır. İstisna kaç ay gelir elde edilirse edilsin tam rakam olarak uygulanmalıdır.

Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelir, hisse sahiplerine hisseleri oranında bölüştürülecek ve her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 3.300 TL’lik istisna uygulanacaktır. İstisna kişiye özgüdür. Örneğin, eşi ile birlikte yarı yarıya hisseli ortak olduğu taşınmazını mesken olarak kiraya veren Bay (X) yıllık 12.000 TL gelir elde etmiştir. Bu durumda gelir hisseli bir konut olduğundan ikiye bölünecektir. Hem Bay (X) hem de eşi 6.000 TL ayrı ayrı elde etmiş kabul edilir ve her biri ayrı ayrı konut istisnasından yararlanır.

Kiraya verilen gayrimenkul kiracı tarafından hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde (home-office) elde edilen kira kazancına istisna uygulanmayacaktır.

III. KONUT İSTİSNASINDAN YARARLANMA ŞARTLARI

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca konut istisnasından yararlanamayacak olanlar şöyle sıralanabilir:

Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar; yani ticari kazanç sahipleri (I.sınıf ve II.sınıf tacirler ile birlikte basit usule tabi olanlar), zirai kazanç sahipleri (defter tutan çiftçiler), serbest meslek erbapları (serbest çalışan avukat, doktor, mimar, mali müşavir gibi) konut istisnasından faydalanamazlar.

İstisna haddinin (3.300 TL) üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 97.000 TL’yi aşanlar da (Ücretliler için uygulanan Gelir Vergisi Tarifesinin 3. dilimindeki rakam) konut istisnasından faydalanamazlar.

Örneğin, 2014 yılında özel bir şirkette aylık brüt 7.500 TL (yıllık: 7500×12=90.000 TL) maaş alan bir kişi, aynı zamanda mesken olarak kiraya verdiği konutundan yıllık 24.000 TL kazanç elde etmiştir. Kişinin yıllık toplam kazancı (90.000+24000) 114.000 TL olduğundan kanunen belirlenen 97.000 TL’den fazladır. Dolayısıyla bu kişi konut kirası nedeniyle beyanname verirken 3.300 TL’lik istisnadan yararlanamayacaktır.

Örneğin, 2014 yılında mesken olarak kiraya verdiği konutundan aylık 1.000 TL (yıllık:12.000 TL) gelir elden bir kişi, aynı yıl içinde sahip olduğu bir diğer konutu satmış ve endeksleme sonrası 50.000 TL safi kazanç (değer artış kazancı) elde etmiştir. Söz konusu kişi ayrıca banka mevduat faizi olarak 10.000 TL (menkul sermaye iradı), tek işverenden 40.000 TL brüt ücret almıştır. Bu örnekteki mükellef toplam 112.000 TL (12.000+50.000+10.000+40.000) gelir elde ettiğinden (kanunen belirlenen 97.000 TL’den fazla) konut kirası nedeniyle beyanname verirken 3.300 TL’lik istisnadan yararlanamayacaktır.

Başka bir örnek vermek gerekirse, serbest meslek erbabı olarak avukatlık yapan bir mükellef mesleki faaliyetinden dolayı 2014 yılı itibariyle 50.000 TL kazanç elde etmiştir. Aynı zamanda sahip olduğu taşınmazını konut olarak kiraya vermiş ve yıllık 9.000 TL kira geliri elde etmiştir. Söz konusu mükellef yıllık beyanname ile beyan edilmesi gereken bir kazanç sahibi olduğundan (serbest meslek kazancı) beyanname verirken 3.300 TL’lik istisnadan yararlanamayacaktır.

Bir diğer örnekle, özel bir şirkette mali müşavir olarak çalışan Bay (A) aynı zamanda haftada bir gün başka bir firmaya da müşavirlik hizmeti vermektedir. Her iki firmada da bordrolu olarak çalışan mükellef birinci işverenden brüt yıllık 60.000 TL, ikinci işvereninden de brüt yıllık 20.000 TL ücret geliri elde etmiştir. Sahip olduğu apartman dairesini konut olarak kiraya vermesinden dolayı da 12.000 TL kira geliri elde etmiştir. Bu durumda Bay (A) toplam 92.000 TL (60.000+20.000+12.000) gelir elde ettiğinden ve kanunen belirlenen sınırı (97.000 TL) aşmadığından konut istisnası 3.300 TL’den yararlanabilecektir.

  1. SONUÇ

Gelir Vergisi Kanunu’nda sayılan yedi gelir unsurundan biri olan gayrimenkul sermaye iratlarına yönelik konut istisnası uygulaması belirli şartlar dâhilinde yararlanılabilecek bir uygulamadır. 2014 yılı gelirlerinin beyan zamanının yaklaştığı içinde bulunulan şu dönemde istisnadan yararlanma şartlarına dikkat edilmelidir. Özellikle beyana dayalı bir geliri bulunmayan ancak elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 97.000 TL’yi aşan kişilerin toplam gelirlerine dikkat edilmesinde fayda bulunmaktadır.

————————————–

(1) Gelir Vergisi Genel Tebliği Seri No:285

Devamı: Kira Kazançlarında Konut İstisnası Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Asgari Geçim İndiriminde Bitmeyen Sorunlar https://www.alomaliye.com/2014/10/13/asgari-gecim-indiriminde-bitmeyen-sorunlar/ Mon, 13 Oct 2014 14:32:21 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10532

Anayasamıza göre mükelleflerin ödeme güçlerini en doğru şekilde kavrayarak vergilendirme yapmak “vergi adaleti”nin temelidir. Ödeme gücünün saptanabilmesi için de kamu maliyesi literatüründe olmazsa olmaz bazı araçlar kabul edilmiştir. Bunların başında en az geçim indirimi, artan oranlı vergi tarifesi, ayırma ilkesi gelmektedir. Yine Anayasamıza göre aynı zamanda sosyal devlet olmanın bir gereği olarak bireylerin ve ailelerinin […]

Devamı: Asgari Geçim İndiriminde Bitmeyen Sorunlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Yrd. Doç.Dr. Özgür BİYAN
Balıkesir Üniversitesi, Bandırma İİBF
Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

Anayasamıza göre mükelleflerin ödeme güçlerini en doğru şekilde kavrayarak vergilendirme yapmak “vergi adaleti”nin temelidir. Ödeme gücünün saptanabilmesi için de kamu maliyesi literatüründe olmazsa olmaz bazı araçlar kabul edilmiştir. Bunların başında en az geçim indirimi, artan oranlı vergi tarifesi, ayırma ilkesi gelmektedir. Yine Anayasamıza göre aynı zamanda sosyal devlet olmanın bir gereği olarak bireylerin ve ailelerinin yaşamını (geçimini) asgari düzeyde sürdürebilmesi için zorunlu olan gelirin vergilendirilmemesi gerektiği kabul edilir. Zira vergi toplama konusundaki hiçbir gerekçe, insanların fiziki varlıklarını devam ettirme gerekliliğinin önünde değildir. Dolayısıyla vergilerin herkesin mali gücüne göre alınmasında öncelikle vergi ödeyebilme gücünün doğru tespit edilmesi ile birlikte, bireyin vergi ödeyebilme gücünün hangi gelir düzeyinden başladığının tespit edilmesi de gereklidir. İşte bu düzeye asgari geçim düzeyi ve bunu vergiden istisna tutmak ise asgari geçim indirimi ya da en az geçim indirimi olarak nitelendirilmektedir. Türk Vergi Sisteminde buna hizmet eden bir uygulama yoktur. Diğer deyişle bireylerin geçim standartlarını dikkate alan, kişilerin temel ihtiyaçlarını gözeten belirli bir miktar gelirin vergi dışı bırakıldığı gelir vergisi mükelleflerine yönelik standart bir “en az geçim indirimi” uygulamasına yer verilmemiştir.

GVK 32′de ücretlilere yönelik düzenlenen “Asgari Geçim İndirimi” uygulaması ise yukarıda bahsettiğimiz standart en az geçim indirimi olarak nitelendirilmemektedir. Söz konusu uygulama sadece ücretlilerin gelirlerine uygulanmak üzere hesaplanan vergiden bir miktar indirim yoluyla ücretliye menfaat sağlamaya olanak veren bir düzenlemedir. Bu hali ile GVK 32’de yer alan “asgari geçim indirimi” ödeme gücüne doğru ulaşılmasında önemli araçlardan bir diğeri olan “ayırma ilkesi”ne hizmet eden bir unsur niteliğinde kullanılmıştır. Ayırma ilkesine göre ise emek gelirleri sermaye gelirlerine oranla daha az vergilendirilmelidir. Dolayısıyla asgari geçim indirimi uygulaması (GVK 32) esas olarak buna hizmet etmek için getirilmiş bir düzenlemedir ve “özel indirim” niteliği arz etmektedir. Böylece yaklaşık 80 TL ile 136 TL arasında vergi indirimi sağlanarak emek gelirlerine katkı (!) sağlanmaktadır.

Asgari geçim indiriminin niteliğini tartışmak ayrı bir çalışma konusu olmakla birlikte bu yazımızda asgari geçim indiriminin uygulamadaki işlerliği ve hedefine ulaşıp ulaşmadığı, uygulamada sıkça yaşanan, tarafımıza yansıyan örnek sıkıntılar üzerinden ve kişisel gözlemler ışığında irdelenmeye çalışılacaktır.

  1. Bilindiği üzere ücretler uygulamada çoğunlukla “net” miktarlar üzerinden akdedilmektedir ve çalışanlar brüt ücretlerinden bihaberdir. Hal böyle olunca bazı işverenler de asgari geçim indirimi uygulamasını hesapladıklarında ücretlilere verilmesi gereken bedelleri, ücretlilere yansıtmamakta, kendi uhdelerinde tutabilmektedir. Oysa bu hakkın ücretlilere yansıtılmaması hem vergi hukuku hem iş hukuku açısından problemlere neden olabilmektedir.

Asgari geçim indiriminin ödenmemesi iş hukuku açısından işçiye iş sözleşmesini “haklı neden”e dayandırarak feshetme olanağı vermektedir[1]. Diğer yandan 265 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde “Muhtasar beyanname üzerinde asgari geçim indirimi tutarının mahsup edilebilmesi için, söz konusu tutarın mutlak suretle ücretlilere ödenmiş olması gerekmektedir. Ücretlilere ödenmeyen tutarların mahsup edilmesi halinde bu tutar işverenlerce muhtasar beyanname üzerinden eksik beyan edilmiş ve ödenmemiş gelir vergisi tevkifatı olarak addolunacaktır” ifadesine yer verilmiştir. Demek ki bu durum tespit edildiğinde vergi hukuku açısından da cezalı tarhiyat yapılması muhtemeldir[2]. Dolayısıyla vergi indirimi niteliğindeki bu ödemenin ücretliye ödenmesi esastır.

Diğer yandan ücret bordrolarında hesaplanan ve ödenmiş gibi gösterilen ancak uygulamada ücretliye ödenmeyen işveren uhdesinde kalan asgari geçim indirimi tutarları astarı yüzünden pahalıya gelecek kadar mühimdir. Zira “gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge” (VUK 359) olarak tanımlanıyorsa, düzenlenen ücret bordrosu yanıltıcı belge niteliği kazanmaktadır. İşverenler hürriyeti bağlayıcı sonuçlarla müeyyidelendirilebilecek söz konusu işlemin olası sonuçları hakkında yeterince bilinçli değildir.

  1. Çalışanlar açısından olduğu kadar işverenler açısından bir başka sorun da çalışanlarının yeterince bilinçli olmamasıdır. Çalışanlar bir işe başladıklarında ne gibi bilgiler vermeleri gerektiğini çoğu kez işyerlerinin yönlendirmesiyle yapmakta ve medeni durumları, çocuk sahibi olup olmadıkları, boşanmaları vb. durumlarda işyerlerine titiz bir şekilde bilgi vermemektedirler. Hal böyle olunca işveren konumundaki kişiler eksik hesaplamalar yapabilmektedirler. Aşağıdaki örnekte olduğu gibi…

Evli eşi çalışmayan ücretli, ..71,69.-tl agiden yararlanması gerekirken bu ücretlinin medeni ve aile durumu evli, eşi çalışmayan ve 1 çocuklu girilerek, 80,65.-tl agi hesaplanarak bu kadar agi ind.den yararlanmış, bir kaç ay böyle devam etmiş, 1 çocuk kadar (çocuğu olmadığı halde agiden yararlanmış kısaca) aradaki fark ne olacak, 80,85-71,69 kadar, ücretlinin gelir vergisinden mahsup edilen tutar artmış, ve ücretliye daha çok net ücret ödenmiş, bu da tabi muhtasar da gösteriliyor bildiğim kadarıyla, sonuçta işveren ne yapmalı, bir kaç ay sonra düzeltmişler ,ancak, hatalıı verilen bu birkaç ay için, işveren ne yapmalı sgk ya düzeltme vs. mi, net ücret fazla, ödenen gelir vergisi az. (O.N.Ö., 24 Temmuz 2013).

Kanaatimiz o dur ki iş sözleşmelerinin düzenlenmesi sırasında, diğer deyişle işe başlangıç aşamasında zorunlu evraklar çalışanlardan nasıl isteniyorsa, asgari geçim indirimi ile ilgili temel bilgilerin de kendilerine yazılı olarak verilmesi ve “aile bildirim formları”nın buna göre doldurulması talep edilebilir. Gerçi ne derece etkili olacağı tartışılırsa da en azından aşağıdaki örneklerde olduğu gibi sıkıntılı durumlar azaltılabilir.

Ben şu anda düğme aksesuar mağazasında satış elemanı olarak çalışmaktayım. Sigortalıyım ve maaşım 1071 TL olarak görünüyor. Agi parası diye bir şey varmış. Bunu almıyorum. Herhangi bir bilgi verilmedi bana ve patronum tazminat ödememek için agi parası da vermiyor. Hiç bu konu hakkında herhangi bir şey demedi. Bazıları asgari ücretine yansıtılıyordur diyor. Bunu anlamak için ne yapmalıyım? Nasıl öğrenirim ve patronum şimdiye kadar vermediği agi ücretini vermek zorunda mı? (B.Y. 09.07.14).

2012 yılında bir çocuk sahibi oldum ve 3 gün doğum iznine ayrıldım ve benden doğum belgesini istendi. Doğan çocuğu benim üzerimden bu zamana kadar sigorta işlemlerini halletim. Son bordromda asgari geçim indiriminin halen çocuk parası olmadığını gördüm ve bu zamana kadar hiç dikkat etmemiştim. Şirkete bunu benim bildirmem mi gerekiyor yoksa onlar doğum belgesiyle beraber bana asgari geçim indirim belgesini yollaması gerekmiyor muydu? İnsan kaynakları bu belgeyi doldurup göndermem halinde bu aydan geçerli olmak üzere alabileceğimi ve geçmiş aylar için şirketin ödeme yapmayacağını söylediler. Bu konuda nasıl bir yol izlememiz gerekmektedir. (F.Ö. 17.06.2014).

Özel şirkette ssk lı olarak çalışmaktayım. Çalıştığım proje konut üzerine olduğu denilip agi ödenmiyordu ancak bu ay itibariyle şirket isminde değişikliğe gidilerek tüm haklarımız devredilerek artık agi alacaksınız denildi. Agi şimdi alıyoruz ama maaşın üzerine eklemediler içinde gösterdiler ve önceki aldığım maaşla agi arasında hiç bir fark yok. Ne yapmalıyım? (R.T. 09.05.2014).

Annem özel bir doktorun yanında çalışmakta ve çalıştığı tek işçi konumundadır. Annem emekli ve sigortalı olarak yeni başladı? Agi’den yararlana biliyor mu? (Y.E. 21.03.2014).

Asgari geçim indiriminden yararlanmak için kaç günün bitmesi gerekiyor? (S.K. 10.03.2014).

Benim 1 çocuğum var onun için AGİ alıyorum. Ama çocuğum sigortalı olarak işe başladı. AGİ almaya devam eder miyim? (E.Ş. 07.03.2014).

Çalıştığım firma (1 yıl oldu başlayalı) AGİ ödemesini “çalışan eş+1 çocuk” olarak yapmış. Ancak benim eşim çalışmıyor ve daha fazla almam gerekiyordu. Geriye dönük olarak bu farkı talep edebilir miyim? Sonuçta eşimin çalışmadığı her türlü ispat edilebilir. (E.H. 29.11.2013).

…Üniversitesi Teknoloji Araştırma Geliştirme Parkında faaliyet göstermekte olan bir firmada çalışıyorum ve asgari geçim indirimi ödemesi tarafımıza yapılmıyor. Ar-Ge personeli olduğumuz için bu ücreti hak etmediğimiz söyleniyor. Böyle bir durum gerçekten var mı? (U.D. 28.07.2013).

Ben işyerimden 950 TL maaş alıyorum ancak asgari ücret olarak gösteriliyorum. Biz çocuk parası da almıyoruz. Bunlar maaşa mı yansıyor yoksa elden mi almamız lazım. (T.D. 28.03.2013).

Aidatlı  bir sitede çalışan elemanlara agi veriliyor mu mesela özel güvenliklere… (M.S.K. 22.02.2013).

Lise son sınıf okuyorum ve stajyer olarak bir firmada çalışıyorum. Ssk mı devlet ödüyor. Agi’den faydalanabilir miyim? (Ş.Ö. 24.01.2013).

Bu örnekler tarafımıza yansıyan durumlardan bazıları… Fark edileceği üzere asgari geçim indiriminden esasen faydalanması gereken mükellef grubu sahip olduğu indirim hakkında yeterince bilgi sahibi değildir. Yardım alacağı ya da bilgi sahibi olacağı kimse de çoğunlukla etrafında olmadığı gibi kulaktan dolma bilgilerle yönlenmektedir. Çalışanlar açısından en önemli sıkıntılardan biri budur.

Bu konudaki bir başka somut önerim ise GİB tarafından asgari geçim indirimini sade bir dille anlatan rehberler ve broşürler hazırlanmasıdır. Hem internet ortamında hem de basılı olarak işyerlerine ulaştırılabilir ve böylece çalışanlara ulaştırılarak bilinçli olmaları sağlanabilir. GİB web sitesinde asgari geçim indirimi ile ilgili bilgiler bulunsa da[3] yeterli olmadığı fark edilmektedir.

Yeri gelmişken ifade etmek istediğimiz bir başka husus da GİB web sitesinin mükelleflere yönelik kategorize edilerek tasarlanması gerektiğidir. Eğer mükellef gruplarına göre kategoriler yapılır ve alt sayfalar oluşturulursa daha verimli bir web sitesi oluşturulabilir kanaatindeyim. Örneğin “ücretliler” ana kategorisi ana sayfada gösterilerek ücretli konumundakilerin bilmesi gerekenler daha derli toplu ve odaklanılmış şekilde tasarlanması her yönden bilinç düzeyini artırabilir. Bu konuda pek çok ülke örnekleri çoktur.

  1. Akademik açıdan bakıldığında asgari geçim indiriminin daha pek çok sorunu olduğu bilinmektedir. Kendi içinde dahi (sadece ücretliler arasında) asgari geçim indiriminin çeşitli sebeplerden kaynaklanan hukuka aykırı uygulamaları söz konusudur. Bu detaylara girmeden belirtilmesi gereken en önemli gördüğümüz konu standart bir en az geçim indirimi uygulamasının tüm gelir vergisi mükellefleri için artık Türk Vergi Sistemine dâhil edilmesi gerektiğidir. Modern ve gelişmiş ülke sistemlerinde çoktan yerini alan ve uygulanan en az geçim indiriminin vergi kanunlarının yeniden yazılması düşünüldüğü içinde bulunduğumuz dönemlerde vergi hukukumuza dâhil edilmesi, sosyal devlet, hukuk devleti, ölçülülük ilkesi vb. pek çok anayasal vergileme ilkeleri açısından da elzemdir.

Öte yandan asgari geçim indirimi mevcut sistemde vergiden indirim yöntemi (decote, dekot) ile uygulanmaktadır. Vergiden indirim yöntemi yerine matrahtan indirim yöntemine geçilmesi uygulamanın daha basit olmasına katkı sağlayacağı gibi sorunların da önüne geçilmesinde büyük rol oynayacaktır.

Devamı: Asgari Geçim İndiriminde Bitmeyen Sorunlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Alomaliye.com Ekibi 14. Yılını Kutluyor, Nice Yıllara https://www.alomaliye.com/2014/06/22/alomaliye-com-ekibi-14-yilini-kutluyor-nice-yillara/ Sun, 22 Jun 2014 14:27:48 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=17303 Vergi hukuku, iş hukuku, ticaret hukuku, muhasebe işlemleri vb. dinamik alanları takip etmek günümüzde başlı başına bir iş kabul edilmektedir. Mevzuat takip etmek ciddi bir zaman yanında ciddi bir emek de ister. Mevzuatı tasniflemek, kullanıma hazır tutmak kolay işlemler değildir. Birikim, deneyim, istek ve bilgi gerektirir. Günlük mesleki faaliyetlerin sürdürülmesinin yoğun zaman aldığı günümüzde çeşitli […]

Devamı: Alomaliye.com Ekibi 14. Yılını Kutluyor, Nice Yıllara Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN
Yayın Kurulu Başkan Yrd.

Vergi hukuku, iş hukuku, ticaret hukuku, muhasebe işlemleri vb. dinamik alanları takip etmek günümüzde başlı başına bir iş kabul edilmektedir. Mevzuat takip etmek ciddi bir zaman yanında ciddi bir emek de ister. Mevzuatı tasniflemek, kullanıma hazır tutmak kolay işlemler değildir. Birikim, deneyim, istek ve bilgi gerektirir. Günlük mesleki faaliyetlerin sürdürülmesinin yoğun zaman aldığı günümüzde çeşitli müşavirlik, hukuk danışmanlığı hizmetleri verenler bilirler ki kendilerine hızlı çözüm üretebilecek mevzuatı takip etme hususunda destek olabilecek bu birikim, deneyim ve bilgiye sahip kişi veya kuruluşlara her zaman ihtiyaç duyulmuştur ve duyulacaktır.

İşte bu işi uzun bir süredir büyük bir özveriyle gerçekleştiren ve bugün itibariyle belli bir sistem işleyişine sahip olan AloMaliye web sitemiz ondördüncü yayın yılını doldurmuş bulunmaktadır. Siz site takipçilerinin ve okurlarının da desteği ile kendi alanında bir numaraya yükselen AloMaliye web sitesinin arkasında neler olduğunun, bugünlere nasıl gelindiğinin az çok bilinmesinde fayda vardır.

Her gün sabahın çok erken saatlerinden itibaren siz site izleyenlerinin işe başladıkları, müşavir ve danışmanların ofislerine ulaştıkları saatlerde, bilgisayarınızı açar açmaz günlük gelişmelerin bir tıklama ile ekranınıza düşmesine neden olan en önemli husus hiç bir gelir elde edilmeksizin yapılan fedakârlık, özveri ve kamusal hizmet anlayışıdır. Bu sayede bizler açısından günlük gelişmeler sadece bir tıklama ile izlenebilir hale gelmektedir. Bununla da bitmemektedir. Elde edilen ve hazırlanan bilgilerin arşivlenmesi, tasniflenmesi, yıllar sonra dahi ulaşılabilir olması da ayrı bir emek, yatırım ve altyapı gerektirmektedir. Biraz meraklı olanlar bunun kolay bir faaliyet olmadığını zaten bilirler.

Bunun yanında AloMaliye web sitesi, siz kullanıcılarına nitelikli hizmet verebilmek için sunumlarını, hizmet çeşitliğini hep artırma çabası içinde de olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Kendi kategorisinde danışma ve yayın kurulu kurarak bir ilke imza atmıştır. Yayın kurulu aynı zamanda hakemlik hizmeti vermiş, sizlere daha kaliteli çalışmalar sunulması adına gönüllü bir şekilde büyük özveri ile hareket etmiştir. “Her türlü ve konudan yazılar” değil, “nitelikli ve seçkin çalışmalar” sloganı ile hareket etmeye çalışmıştır. Hatta zaman zaman “arkadaş hatırı” dahi göz ardı edilmiştir. Ancak bunlar hep okuyucuya daha iyi hizmet amaçlı olduğu için gerçekleşmiştir. Bu süreçte eleştiriler de olmuş ve bunlar yapıcı bir şekilde dikkate alınmaya gayret edilmiştir. Gözden kaçan, yanlışlıkla ifade edilen, muhtelif hataları olan çalışmalar olmuşsa da, beşer şaşar hesabı bunların azaltılması için daha özenli olunması adına yöntemler geliştirilmeye çalışılmıştır. Konu buraya gelmişken bu vesile ile bizlere çalışmalarını yollayan tüm yazarlarımıza bir kez daha teşekkür edilmesi de gerekir. Kalemlerine kuvvet… Varolsunlar… Sağolsunlar…

AloMaliye web sitesini meydana getiren, oluşturan ve adeta bir çocuk gibi bugün 14 yaşına gelmesinde büyük emek veren SMMM Sayın Şaban Abacı Bey’in isminin bu noktada ifade edilmesi gerekir. Çizgisini bozmadan, belli bir hedef doğrultusunda bir web sitesi oluşturmak ve bu noktalara getirmek kolay değildir. Hatta birçok kez kamu kurumuna bağlı bir web sitesi düşüncesiyle yaklaşanların, soranların, takdir edenlerin sayısı hiç de az değildir. Bu durum dahi yapılan işin dışarıdan nasıl algılandığını görmeye yeterlidir. Bu siteden az ya da çok yararlanan herkes için Sayın Abacı‘nın emeği ve ekibinin katkıları unutmamalıdır.

Esas amacı uygulamanın, iş dünyasının içindeki çalışanlara yönelik hizmet vermek olan AloMaliye siz değerli takipçileri ile daha da iyi noktalara gelecektir. Önerilerinizi, yayınlanmasını istediğiniz çalışmalarınızı paylaşmaya lütfen devam ediniz. Böylece her zaman size daha iyi hizmet vermeyi amaç edinen bir web sitesine katkıda bulunmuş ve en önemlisi sizin sitenize siz sahip çıkmış olacaksınız.

Desteğinizi esirgemediğiniz, büyük özveri ve fedakârlık ile oluşturulan AloMaliye web sitesinin 14. Yılını kutluyorum. Umarım daha da önemli atılımlar ile fark yaratmaya devam edecektir.

AloMaliye, büyük bir marifettir. Marifet iltifata tabidir.

Devamı: Alomaliye.com Ekibi 14. Yılını Kutluyor, Nice Yıllara Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Kira Kazançları İle İlgili 10 Soru – 10 Cevap https://www.alomaliye.com/2014/03/14/kira-kazanclari-ile-ilgili-10-soru-10-cevap/ Fri, 14 Mar 2014 15:27:42 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10526

Kira Kazançları İle İlgili 10 Soru – 10 Cevap SORU-1: 2013 yılında meskenini kiraya verip 2.500 TL gelir elde eden ve ayni zamanda Ticari-Zirai-Mesleki kazancından dolayı beyanname veren bir kişi bu tutarı (2.500 TL) beyannamesine dâhil edecek mi? Yoksa GVK 86 madde gereğince beyannameye dâhil etmeyecek mi? CEVAP-1: GVK 21. madde de “ticari, zirai veya […]

Devamı: Kira Kazançları İle İlgili 10 Soru – 10 Cevap Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Kira Kazançları İle İlgili 10 Soru – 10 Cevap

Dr. Özgür BİYAN
Öğretim Üyesi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

ev-tokalasmaSORU-1: 2013 yılında meskenini kiraya verip 2.500 TL gelir elde eden ve ayni zamanda Ticari-Zirai-Mesleki kazancından dolayı beyanname veren bir kişi bu tutarı (2.500 TL) beyannamesine dâhil edecek mi? Yoksa GVK 86 madde gereğince beyannameye dâhil etmeyecek mi?

CEVAP-1: GVK 21. madde de “ticari, zirai veya mesleki kazancının yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar…. bu istisnadan faydalanamazlar” dediğine göre sizin durumunuzdaki kişi için bir istisna rakamından bahsedilemeyecektir. Dolayısıyla gelirin miktarı ne olursa olsun vergiye tabi tutulmak durumundadır. Sonuç itibariyle beyannameye dâhil edilmelidir.

SORU-2: Gelir Vergisi Kanununun 73 üncü maddesinde sözü edilen “Aşağıda yazılı hallerde emsal kira bedeli esası uygulanmaz” başlığı altında  2. fıkrada yazılı olan “……………..kardeşler evli ise eşlerden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz.” ifadesinden ne anlamamız gerekir. Benim üç oğlum var, üçü de evli. Üçüne de mülkiyeti bana olan dairelerden birer tanesini ikâmetleri için tahsis ettim, onlardan kira almıyorum. Burada sözü geçen eşlerden ne anlamamız gerekir.

CEVAP-2: Çocuklara sadece birer tane bedelsiz tahsis yapıldığından emsal kira bedeli uygulanmaz. Ancak çocuklarınız evlendikten sonra eşlerinin anne veya babasından da bedelsiz konut tahsisi söz konusu olursa bu durumda tahsis edilen konutlardan yalnızda biri için emsal kira bedeli uygulanmayacaktır.

SORU-3: Bir mükellefimin 2013 yılı mesken kira geliri net 8.400 TL’dir. İşyeri kira geliri ise 3.312,50 TL (brüt)’tür ve işyeri kira gelirlerinden kendisi adına sorumlu sıfatı ile yapılan kesinti tutarı 675,00 TL’dir. Bu mükellefimin kira bildirimi nasıl yapılacaktır?

CEVAP-3: Kira kazançlarının toplamı 26.000 TL’yi aşmadığından sadece konut kirası beyan edilecektir. Ödenmesi gereken vergi aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 8.400 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.200 TL  
 Kalan (8.400-3.200) 5.200 TL
 % 25 Götürü Gider (5.200 x % 25) 1.300 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (5.200-1.300) 3.900 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
3.900 TL için 585 TL
585 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 585 TL

SORU-4: Kirada dükkânım var. Yıllık geliri 26.000 TL’nin çok altında fakat Gelir İdaresi Başkanlığı bana SMS gönderip, benden beyanname doldurmamı istiyor. Beyanname vermem gerekiyor mu? Beyanname vermezsem sıkıntı olur mu?

CEVAP-4: 26.000 TL’lik sınırı aşmıyorsa beyanname vermenize gerek yoktur.

SORU-5: Ticari kazanç ile sadece işyeri geliri olan veya serbest meslek kazancı ile sadece işyeri kira geliri olan biri, ikisinin toplamı 26.000 TL’yi aşarsa işyerini beyan edecek midir? Örneğin ticari kazanç veya serbest meslek kazancı 15.000 TL, işyeri kira geliri brüt 12.000 TL ise burada sadece ticari kazanç mı beyan edilecek?

CEVAP-5: GVK madde 85 ve 86. maddedeki düzenlemelere göre ticari kazanç için her halükârda beyanname verilecektir. İşyeri kira geliri ise ticari kazanç ile birlikte toplanacak ve 26.000 TL’yi aşıp aşmadığı kontrol edilecektir. Aşıyorsa işyeri kira geliri ticari kazanç (ya da serbest meslek kazancı) ile birlikte beyan edilecektir. Aşmıyorsa sadece ticari kazanç beyan edilecektir.

Sorunuzda ticari kazanç ve işyeri kirası toplamı 27.000 TL (15.000 + 12.000), 26.000 TL’yi aştığından işyeri kirası beyannameye dahil edilecektir. İşyeri kiraları için yapılan stopajlar ise hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.

SORU-6: Bizim yatırım amaçlı olarak, kredi ile aldığımız bir dairemiz var ve 2013 yılında 2×1.400=2800 TL kira geliri elde ettik. Ayrıca yeni kiraya verildiği için bir kira bedeli de depozito aldık. Sorun şurada başlıyor; kiracımız depozito bedelini de kira açıklaması ile göndermiş, dolayısı ile bu açıklama nedeni ile 2013 yılında sanki 3×1400=4200 TL kira geliri elde etmiş gibi görünüyoruz. Ayrıca ev ve kredi eşimin üzerine ama kira bedeli benim hesabıma yatırıldığı için maliye benim adıma beyanname düzenlemiş durumda. Bu ev dışında bir adet halen oturduğumuz ve benim üzerime olan bir evimiz var. Her ikimizde ücretli çalışanız. Eşim kendi adına beyanname verecek ama benim için çıkartılan beyannameyi nasıl iptal ettirebiliriz? Hiçbir kaynakta buna dair bilgi bulamadım. Bizi yönlendirebilirseniz çok seviniriz.

CEVAP-6: Depozito emanet alınan bir para yerine geçer ve gelir sayılmaz. Kontratınızda ne kadar depozito alacağınız bellidir. Kira olarak ödense de onun depozito olduğu ispatlanabilir. Kiralama tarihinden bu yana iki aylık kira dışında geriye kalan 1.400 TL depozito niteliğinde bir ödemedir, dolayısıyla beyanname vermenize gerek bulunmamaktadır. Çünkü 2.800 TL istisna sınırının (3.200 TL) altında kalmaktadır.

Önceden hazırlanmış kira beyan sistemi banka dökümlerini temel aldığından sizin adınıza beyanname hazırlanmış, bu durumda bağlı olduğunuz vergi dairesine durumu açıklayan bir dilekçe verin ve sizin değil eşinizin geliri elde ettiğini sehven sizin hesabınıza yatırıldığını, durumun düzeltilmesini talep ederek, beyanname vermenize gerek olmadığını (istisna sınırının altında kaldığını) ifade edin.

Bundan sonra kira ödemelerinizi de ev kimin üzerine ise o kişi adına açılan bir hesapta takip etmeniz yararınıza olacaktır. Maliye ile sıkıntı yaşamamak adına dikkatli olmakta ve itina ile davranmakta fayda var.

ÖRNEK-7: Çocuklarıma ait eğitim harcamasını kira gelirimden indirmek istiyorum. Okuldan aldığım fatura KDV dahil %8 oranında hesaplanmış.  Bu gideri safi irattan düşerken KDV dahil olarak mı almam gerekir?

CEVAP-7: Eğitim ve sağlık harcamaları beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması şartıyla yıllık beyanname ile bildirilecek gelirlerden indirilir. Bu bedelleri dikkate alırken ödeme yapan kişi için harcamanın toplam miktarı ne ise, diğer deyişle maliyet ne ise tamamını indirebilir. Yani KDV dahil bedeli indireceksiniz.

SORU-8: Kira kazançlarında oluşan zarar bir sonraki yılların gelirinden düşülebilir mi?

CEVAP-8: Gayrimenkul sermaye iradına konu olan sermayenin kendisinde meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz ve iradın gayri safi miktarının tespitinde gider olarak kabul edilmezler. Gayrimenkul sermaye iradının safi tutarının hesabında giderlerin fazlalığı dolayısıyla doğan zararlar,  beş yılı geçmemek üzere gelecek yıllarda elde edilen kira gelirlerinden gider olarak düşülebilir. Bu durumun iki istisnası vardır:

– Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konut veya lojmanların kira bedellerini indirim konusu yapmaları durumunda bir zarar doğması halinde, bu zararın gelecek yıllarda elde edilen gayrimenkul sermaye iradından indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

– Konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkule ait hasılattan indirim konusu yapılan iktisap bedelinin % 5’i oranındaki tutarın indirilemeyen kısmı gider fazlalığı olarak dikkate alınamaz.

SORU-9: Oturduğumuz sitede kapıcı dairesi kiraya verilmiş ve kiracı 12 yıldır oturuyor düzenli kirasını ödüyor.

Bunun karşılığında makbuz veriyorlar. Bu kiralar karşılığında vergi ödenmesi gerekiyor mu?

CEVAP-9: Ortak yerlerin kiraya verilmesi (kapıcı dairesi gibi) karşısında elde edilen gelirler kat maliklerinin ortak geliridir. Kaç tane kat maliki varsa yıllık olarak elde edilen miktar o sayıya bölünür ve kat maliki başına miktar hesaplanır. Bu kat malikleri açısından gayrimenkul sermaye iradı kabul edilir (kira kazancı). Kat maliki başına düşen bu miktarın beyan edilip edilmeyeceği ise kat maliklerinin durumuna göre belirlenir.

SORU-10: Evimi 2012 yılında aldım. Evimin bedeli 106.000 TL. 2013 yılında toplam 7.300 TL mesken kira gelirim oldu. %5 lik iktisap bedeli olan 5.300 TL’yi ve istisna 3.200’TL’yi düşebilecek miyim? Benim hesabıma göre 7.300 TL’den 3.200 TL istisna ve 5.300 TL iktisap bedeli indirildiğinde beyan edilecek miktar çıkmıyor. Doğru mudur? Sadece damga vergisi ödemem gerekiyor değil mi?

CEVAP-10: Gerçek gider yöntemini seçmeniz halinde istisnadan sonra kalan rakamdan iktisap bedelinin % 5’ini yaptığınız hesaplamaya göre düşebilirsiniz. Yalnız geriye dönük olarak gider yönteminizi kontrol etmeyi unutmayın. İki yıl geçmedikçe götürü usulden vazgeçilemez.

Devamı: Kira Kazançları İle İlgili 10 Soru – 10 Cevap Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2013 Yılında Elde Edilen ve 2014 Yılında Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri https://www.alomaliye.com/2014/01/27/2014-konut-ile-isyeri-kira-gelirlerinin-vergilendirilmesi-ornekleri/ Mon, 27 Jan 2014 15:22:49 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10522 Gelir İdaresi Başkanlığının 2012 yılı faaliyet raporuna göre Türkiye’de kira geliri elde eden (gayrimenkul sermaye iradı elde eden) faal mükellef sayısı 1 milyon 336 bini aşmış durumda… Bu sayı son yıllardaki konut üretiminin de dikkate alınması durumunda 2013 yılında çok daha fazla sayılara ulaşacak… Kira kazançları, diğer deyişle gayrimenkul sermaye iratları Gelir Vergisi Kanunu kapsamında […]

Devamı: 2013 Yılında Elde Edilen ve 2014 Yılında Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Dr. Özgür BİYAN
Balıkesir Üniversitesi, Bandırma İİBF
Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.

ozgurbiyan@hotmail.com

konut-makaleGelir İdaresi Başkanlığının 2012 yılı faaliyet raporuna göre Türkiye’de kira geliri elde eden (gayrimenkul sermaye iradı elde eden) faal mükellef sayısı 1 milyon 336 bini aşmış durumda… Bu sayı son yıllardaki konut üretiminin de dikkate alınması durumunda 2013 yılında çok daha fazla sayılara ulaşacak…

Kira kazançları, diğer deyişle gayrimenkul sermaye iratları Gelir Vergisi Kanunu kapsamında düzenlenmiş gelir unsurlarından biridir. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar olarak tanımlanmıştır.

Bildiğiniz üzere kira kazançlarına ilişkin beyannamelerin 01-25 Mart 2014 tarihleri arasında verilmesi gerekmektedir. Yeni beyan dönemi ile beraber ihtiyaç hâsıl olacağı düşünülerekten konut ve işyeri kira geliri elde edenlerin bilgilendirilmesi, hangi hallerde ve nasıl vergilendirileceği hususunun basite indirgenmiş bir şekilde anlatılması amacıyla bu yazıyı kaleme aldım.

Faydası olması dileğimle…

  1. KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM

Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait olarak nakdî veya aynî tahsil edilen kira bedelleri, o yılda elde edilmiş gelir kabul edilecektir. Diğer yandan gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kira bedelleri, ilgili yılın geliri olarak kabul edilerek beyan edilecektir.

Yabancı parayla yapılan ödemeler, ödeme gününün borsa rayici ile borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilecektir.

Örnek: Bir apartman dairesi 2013 yılında yıllığı 30.000 TL’den 3 yıl süreli olarak kiraya verilmiş ve iki yıllık kira bedeli peşin tahsil edilmiştir.

Peşin tahsil edilen (30.000 x 2) 60.000 TL 2013 yılının toplam geliri olarak dikkate alınmayacaktır. Gelecek döneme ait peşin tahsil edilen kira, ilgili yılın geliri kabul edilecek ve o ilgili yılın beyannamesinde bildirilecektir. Dolayısıyla örneğimize göre 30.000 TL 2013 yılı geliri, diğer 30.000 TL 2014 yılı geliri olarak beyan edilmelidir.

Örnek: Kiraya verilen bir villa karşılığında kira bedeli olarak otomobil alınması durumunda otomobilin emsal bedeli o villa için tahsil edilmiş kira bedeli olarak kabul edilecektir.

Örnek: Sahip olduğu mülkünü konut olarak kiraya veren ve karşılığında yıllık 50.000 USD alan kişinin geliri, ödeme günü geçerli olan kur üzerinden TL’ye çevrilerek kazanç olarak dikkate alınacaktır. Örneğin tahsilat günü kur 1.81 TL ise, bedel 50.000×1.81=90.500 TL olarak dikkate alınacak ve beyan edilecektir.

  1. KONUT VE İŞYERİ KİRA GELİRİ NEDENİYLE KİMLER BEYANNAME VERECEK?
Gayrimenkulün Cinsi Yıllık Kira Geliri Tutarı Beyan Durumu
 Konut  3.200 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek
 Konut  3.200 TL üzeri  Beyanname verilecek
 İşyeri (Brüt)  26.000 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek
 İşyeri (Brüt)  26.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
 Konut (İstisna Sonrası Rakam) + İşyeri (Brüt)  26.000 TL üzeri  Beyanname verilecek

Yukarıdaki tablo sadece kira geliri elde eden mükellefler için geçerlidir. Başka gelirlerin de birlikte elde edilmesi durumunda özel ve farklı uygulamalar olabilir.

Aynı yıl içinde hem konut kirası hem de işyeri kirasının birlikte elde edilmesi durumunda, konut kira gelirinden 3.200 TL istisna tutarı düşüldükten sonra kalan tutar ile işyeri kira gelirinin toplamı 26.000 TL’yi aşıyorsa, hem konut hem de işyeri kira geliri beyan edilecek, aşmıyorsa yalnızca konut kira geliri beyan edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 10.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 35.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 26.000 TL’yi geçtiği için hem konut hem de işyeri kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir. Beyannamede verginin hesaplanması sırasında işyeri üzerinden yapılan tevkifatlar hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.

Örnek: Konut kira geliri toplamı 10.000 TL, işyeri kira geliri toplamı 10.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 26.000 TL’yi geçmediğinden sadece konut kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

Uygulamada çoğunlukla kiralar net bedeller üzerinden akdedilmektedir. Ancak işyeri kira gelirlerinin beyan edilmesi sırasında brüt rakamlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşyeri kira ödemelerinden yapılan stopaj oranı yüzde 20’dir. İşyeri kiralarında brüt rakamlar hesaplanırken aşağıdaki formülden yararlanmak mümkündür.

Brüt Kira = Net Kira / (1 – Stopaj Oranı)

Örnek: Aylık 1.500 TL net kira bedeli üzerinden akdedilen ve işyeri olarak kiraya verilen bir gayrimenkulün brüt kirası şöyle hesaplanacaktır:

 Aylık Brüt Kira 1.500 / (1 – 0,20)
 Aylık Brüt Kira 1.500 / 0,80
 Aylık Brüt Kira 1.875 TL
 Yıllık Brüt Kira 22.500 TL (1.875 x 12)
  1. KONUT KİRA GELİRLERİNDE İSTİSNA

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2013 yılı için 3.200 TL’si gelir vergisinden müstesnadır.

İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır.

İstisna konut (mesken) olarak kiraya verilen taşınmazlar için geçerli olduğundan, işyeri kira kazançlarından konut istisnasının indirilmesi mümkün değildir.

Taşınmazlarını konut olarak kiraya verenlerin, sahip oldukları başka taşınmazlarını işyeri olarak kiraya vermeleri durumunda konutlardan elde ettikleri gelirlere istisna uygulanacaktır.

Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilme hallerinde de istisna tutarı aynı şekilde 3.200 TL olarak uygulanacaktır.

Örnek: 2013 yılı Haziran ayından bu yana (7 aylık) konut olarak kiraya verilen bir taşınmazdan elde edilen kira kazancının tamamına konut istisnası 3.200 TL olarak uygulanacaktır. Diğer deyişle 3.200 TL’lik istisna tam rakam olarak uygulanacak, altıncı aydan itibaren kiraya verdim, o zaman kalan altı aylık dönem için istisnanın da o kadarlık kısmından yararlanmalıyım, anlamı çıkarılmamalıdır. İstisna kaç ay gelir elde edilirse edilsin tam rakam olarak uygulanmalıdır.

  • Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelir, hisse sahiplerine hisseleri oranında bölüştürülecek ve her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 3.200 TL’lik istisna uygulanacaktır. İstisna kişiye özgüdür.

Örnek: Eşi ile birlikte yarı yarıya hisseli ortak olduğu taşınmazını mesken olarak kiraya veren Bay (X) yıllık 12.000 TL gelir elde etmiştir. Bu durumda gelir hisseli bir konut olduğundan ikiye bölünecektir. Hem Bay (X) hem de eşi 6.000 TL ayrı ayrı elde etmiş kabul edilir ve her biri ayrı ayrı konut istisnasından yararlanır.

Konut istisnasından yararlanamayacak olanlar şöyle sıralanabilir:

  • Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar; yani ticari kazanç sahipleri (I.sınıf ve II.sınıf tacirler ile birlikte basit usule tabi olanlar), zirai kazanç sahipleri (defter tutan çiftçiler), serbest meslek erbapları,
  • İstisna haddinin (3.200 TL) üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının (alomaliye.com)gayri safi tutarları toplamı 94.000 TL’yi aşanlar .

Örnek: Özel bir şirkette aylık brüt 7.500 TL (yıllık: 7500×12=90.000 TL) maaş alan bir kişi, aynı zamanda mesken olarak kiraya verdiği konutundan yıllık 24.000 TL kazanç elde etmiştir. Kişinin yıllık toplam kazancı (90.000+24000) 114.000 TL olduğundan kanunen belirlenen 94.000 TL’den fazladır. Dolayısıyla bu kişi konut kirası nedeniyle beyanname verirken 3.200 TL’lik istisnadan yararlanamayacaktır.

Örnek: Mesken olarak kiraya verdiği konutundan aylık 1.000 TL (yıllık:12.000 TL) gelir elden bir kişi, aynı yıl içinde sahip olduğu bir diğer konutu satmış ve 50.000 TL safi kazanç (değer artış kazancı) elde etmiştir. Söz konusu kişi ayrıca banka mevduat faizi olarak 10.000 TL (menkul sermaye iradı), tek işverenden 40.000 TL brüt ücret almıştır. Bu örnekteki mükellef toplam 112.000 TL (12.000+50.000+10.000+40.000) gelir elde ettiğinden (kanunen belirlenen 94.000 TL’den fazla) konut kirası nedeniyle beyanname verirken 3.200 TL’lik istisnadan yararlanamayacaktır.

Örnek: Serbest meslek erbabı olarak avukatlık yapan bir mükellef mesleki faaliyetinden dolayı 2013 yılı itibariyle 50.000 TL kazanç elde etmiştir. Aynı zamanda sahip olduğu taşınmazını konut olarak kiraya vermiş ve yıllık 9.000 TL kira geliri elde etmiştir. Söz konusu mükellef yıllık beyanname ile beyan edilmesi gereken bir kazanç sahibi olduğundan (serbest meslek kazancı) beyanname verirken 3.200 TL’lik istisnadan yararlanamayacaktır.

Örnek: Özel bir şirkette mali müşavir olarak çalışan Bay (A) aynı zamanda haftada bir gün başka bir firmaya da müşavirlik hizmeti vermektedir. Her iki firmada da bordrolu olarak çalışan mükellef birinci işverenden brüt yıllık 60.000 TL, ikinci işvereninden de brüt yıllık 20.000 TL ücret geliri elde etmiştir. Sahip olduğu apartman dairesini konut olarak kiraya vermesinden dolayı da 12.000 TL kira geliri elde etmiştir. Bu durumda Bay (A) toplam 92.000 TL (60.000+20.000+12.000) gelir elde ettiğinden ve kanunen belirlenen sınırı (94.000 TL) aşmadığından konut istisnası 3.200 TL’den yararlanabilecektir.

  • Kiraya verilen gayrimenkul kiracı tarafından hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde (home-office) elde edilen kira kazancına istisna uygulanmayacaktır.
  1. KİRA GELİRLERİNDEN İNDİRİLECEK GİDERLER

Yıllık konut veya işyeri kira geliri hâsılatından indirilecek olan giderler;

–  Gerçek gider usulü veya

–  Götürü gider usulü olmak üzere iki şekilde tespit edilmektedir.

DİKKAT: Mükellef bu usullerden istediğini seçebilir. Ancak götürü usulü seçenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemeyeceklerinden (GVK.m.74), 2012 yılında götürü usule göre beyanname verenler, 2013 yılında da mutlaka götürü usulü seçmek durumundadırlar.

Kira kazançlarının tespitinde gider usulünün seçiminde bütünlük esastır. Diğer deyişle bir gayrimenkulden elde edilen kazanca aşağıda açıklanan yöntemlerden biri, kazanç elde edilen diğer bir gayrimenkulden elde edilen kazanca başka bir gider usulü seçilmesi mümkün değildir. Elde edilen kira gelirlerinin toplamına ya götürü usulü ya da gerçek gider usulünden biri seçilmelidir.

Ancak bu bütünlük kuralının iki istisnai durumu vardır. Birincisi tam mükellefiyete tabi bir mükellef, isterse, yurtiçindeki ve yurtdışındaki gayrimenkullerinden elde ettiği kiraları için farklı usulleri seçebilir. İkincisi VUK 112 No’lu tebliğ uyarınca kiraya verilen gayrimenkuller arasında ne maliyet bedeli ve ne de vergi değeri belli olmayan bina ve arazi bulunduğu takdirde, diğerleri için gerçek gider usulü seçilmiş olsa da, bu bina veya arazi için götürü gider usulü uygulanabilir.

A- GERÇEK GİDER USULÜ

Bu usulde, fiilen yapılmış olan ve belgelerle ispatlanan giderler gerçek tutarlarıyla yıllık kira geliri toplamından indirilecektir.

Bu usulde konut kira gelirinden istisna edilen 3.200 TL’ye isabet edenler hariç olmak üzere yıllık kira tutarından aşağıda yazılı giderler indirilir:

  1. Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri,
  1. Kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulün önemi ile uygun derecede idare giderleri,
  1. Kiraya verilen mal ve haklara özgü sigorta giderleri,
  1. Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri ile konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkulün iktisap (edinme) yılından itibaren beş yıl süre ile iktisap bedelinin % 5’i,
  1. Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları,
  1. Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar,
  1. Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri,
  1. Kiraya verilen mal ve haklara ait bakım ve idame giderleri,
  1. Kiraladıkları mal ve hakları kiraya verenlerin ödedikleri kiralar ve diğer gerçek giderler,
  1. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli,
  1. Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.

Gayrimenkul sermaye mahiyetindeki mal ve hakların kısmen kiraya verilmesi halinde, yukarıda yazılı giderlerden yalnız bu kısma isabet edenler hasılattan indirilebilir.

Para cezaları ve vergi cezaları hasılattan gider olarak indirilemez.

Örnek: Bankadan kredi alınmak suretiyle bir apartman dairesi satın alan kişi söz konusu daireyi kiraya vererek irat elde etmekte ise gerçek gider usulünü seçmesi halinde o yıla ait kira gelirinden bankaya yıl içinde ödediği kredi faizlerini indirebilecektir.

Örnek: Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen ve gider olarak kazançtan indirilebilecek vergi, resim, harçlara örnek olarak; emlak vergisi, temizletme ve aydınlatma harcı, çevre temizlik vergisi (çöp vergisi), arama, işletme, imtiyaz, telif, patent vb. haklar için ödenen resim ve harçlar örnek olarak verilebilir.

Örnek: Bir binanın kapı ve pencerelerinin tamiri, boyanması, otomatın, elektrik tesisatının, banyo kazanı ve lavaboların tamiri veya yenilenmesi gibi giderler, gayrisafi hasılattan gider olarak indirilir. Bu harcamaların mülk sahibi tarafından yapılması şarttır.

Örnek: Bir binanın üzerine kat ilavesi, asansör ve kalorifer tesisatı olmayan binaya sonradan bu tesislerin yapılması nedeniyle yapılan giderler normal onarım gideri olmadığından hasılattan düşülemez. Bu giderler gayrimenkulün maliyet bedeline eklenmek ve bu gayrimenkullerle birlikte amortismana tabi tutulmak kaydıyla, amortismanların gider olarak hâsılattan indirilmesi gerekir.

Örnek: Bir gerçek kişi sahibi bulunduğu apartman dairesinde öteden beri oturmakta iken, bu dairenin şehir merkezinde kalması ve yüksek kira getirmesi sebebiyle işyeri olarak yıllığı 50.000 TL’den kiraya vermiştir. Kendisi de yıllığı 30.000 TL’den kira ile tuttuğu başka bir apartman dairesinde ikamet ettiği varsayılırsa, ödediği bu kira bedelini elde ettiği işyeri kira gelirinden gider olarak indiremez. Çünkü ikamet ettiği konuta ait kirayı indirim konusu yapabilmesi için sahibi olduğu binayı da konut olarak kiraya vermesi gerekmektedir.

Örnek: Bay (Z) 2012 yılında 250.000 TL’ye satın aldığı bir apartman dairesini, 01.01.2013’de konut olarak kiraya vermiş ve yıllık 16.800 TL gelir elde etmiştir. Satın aldığı konutun % 5’i 12.500 TL (250.000 x % 5)’dir. İstisnaya isabet eden tutarın ayrıştırılması ile kazançtan indirim konusu yapılabilir.

GERÇEK GİDER YÖNTEMİNİ SEÇENLER DİKKAT: Gerçek gider yöntemini seçen mükellefler, yapıkları harcamaların konut kira gelirinden istisna edilen 3.200 TL’ye isabet eden kısmını gider olarak indiremezler. Dolayısıyla istisnaya isabet eden kısmın hesaplanması gerekir. Şöyle ki;

                                    Toplam Gider  x Vergiye Tabi Hasılat (*)
İndirilebilecek Gider =  ————————————————-
Toplam Hasılat

(*) Vergiye Tabi Hasılat = Toplam Hasılat – Mesken Kira Geliri İstisnası

Örnek: Sahibi olduğu konutu 2013 yılında kiraya veren ve 9.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefin başka geliri bulunmamaktadır. Mükellef gayrimenkulü ile ilgili olarak, 2.000 TL harcama yapmış olup, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Gerçek gider yöntemi seçildiğinden 2.000 TL’lik harcamanın 3.200 TL’lik istisnaya isabet eden kısmının hesaplanması ve toplam gider içinden ayrıştırılması gerekir. Buna göre;

Vergiye Tabi Hasılat = 9.000 – 3.200 =  5.800 TL

İndirilebilecek Gider = (2.000 x 5.800) / 9.000 = 1.288,89 TL

Dolayısıyla gider olarak 2.000 TL değil, 1.288,89 TL indirilebilecektir. İstisnaya isabet eden kısım bu şekilde ayrıştırılmış olmaktadır.

Daha fazla bilgi için bu yazının kaleme alınması sırasında taslak olarak kamuoyu ile paylaşılan Maliye Bakanlığının 286 Seri No.lu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliğ Taslağına bakılabilir.

B- GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 74. maddesinde, isteyen yükümlülerin, bir önceki bölümde açıklanan gerçek giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarının %25’ini götürü olarak indirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu usulü seçen mükelleflerin götürü gidere ilişkin orana (%25) isabet eden tutar dışında, maddede bahsi geçen gerçek giderlerden herhangi birisini ayrıca indirmeleri söz konusu olamayacaktır. Çalışmanın sonunda götürü gider usulü ile ilgili örneklere yer verilmiştir.

Götürü gider usulü ve gerçek gider usulünün seçilmesinde mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır. Ancak götürü gider usulünü seçenler iki yıl geçmedikçe gerçek usule dönemeyeceklerdir (GVK.m.74).

VI- KİRA GELİRLERİNE UYGULANACAK İNDİRİMLER NELERDİR?

Konut veya işyeri kira geliri elde eden mükellefler yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde istisna ve giderler düşüldükten sonra kalan kira tutarı üzerinden ayrıca aşağıda sayılan giderleri indirim konusu yapabileceklerdir.

  1. Beyan edilen gelirin %15‘ini ve asgari ücretin yıllık tutarını (11.743,20 TL) aşmamak şartıyla mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si ile ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri kazançtan indirim konusu yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması, prim tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şarttır. Eşler veya çocuklar ayrı beyanname veriyorlarsa bunlara ait prim kendi gelirlerinden indirilir.
  1. Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları.
  1. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin % 5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için % 10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.
  1. Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamı.
  1. Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı.
  1. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;
  1. a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,
  1. b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,
  1. c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,
  1. d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunukapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,
  1. e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,
  1. f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirtilmesi çalışmalarına,
  1. g) Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına,
  1. h) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,
  1. i) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatın tedariki ile film yapımına,
  1. j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültürel ve sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına,

İlişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan her türlü bağış ve yardımların % 100’ü;

  1. 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için % 50’si.
  1. Bakanlar kurulunca yardım kararı alınan doğal afetler dolayısıyla Başbakanlık aracılığıyla makbuz mukabili yapılan ayni veya nakdi bağışların tamamı.
  1. İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımların tamamı.
  1. Diğer kanunlara göre tamamı indirilecek bağış ve yardımlar; Yüksek Öğretim Kanununa göre üniversitelere ve Yüksek Teknoloji Enstitüsüne makbuz karşılığı yapılan nakdi ve ayni bağışlar ile vakıf üniversitelerine yapılan bağış ve yardımlar; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununa göre yapılan bağış ve yardımlar; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Kuruluşu Hakkındaki Kanuna göre yapılan nakdi bağışlar; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununa göre yapılan ayni ve nakdi bağışlar; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununa göre yapılan ayni/nakdi bağışlar; İlköğretim ve Eğitim Kanununun 76 ncı maddesine göre ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışların tamamı indirilebilecektir.

VII. GİDER FAZLASI VE ZARAR DURUMU

Gayrimenkul sermaye iradına konu olan sermayenin kendisinde meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz ve iradın gayri safi miktarının tespitinde gider olarak kabul edilmezler.

Gayrimenkul sermaye iradının safi tutarının hesabında giderlerin fazlalığı dolayısıyla doğan zararlar,  beş yılı geçmemek üzere gelecek yıllarda elde edilen kira gelirlerinden gider olarak düşülebilir. Bu durumun iki istisnası vardır:

  1. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konut veya lojmanların kira bedellerini indirim konusu yapmaları durumunda bir zarar doğması halinde, bu zararın gelecek yıllarda elde edilen gayrimenkul sermaye iradından indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

2.Konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkule ait hasılattan indirim konusu yapılan iktisap bedelinin % 5’i oranındaki tutarın indirilemeyen kısmı gider fazlalığı olarak dikkate alınamaz.

VIII- EMSAL KİRA BEDELİ ESASI

A- EMSAL KİRA BEDELİNİN TESPİTİ

Emsal kira bedeli uygulaması gayrimenkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde kullanılan bir vergi güvenlik müessesesidir. Emsal kira bedeli gayrimenkulün kira ücreti almadan başkasının kullanımına bırakılması durumunda ya da kira ücretinin emsal kira bedelinden düşük olması durumunda devreye giren bir düzenlemedir. Bu tip durumlarda gayrimenkulün emsal kira bedeli, gayrimenkulün kirası sayılmaktadır.

Emsal kira bedeli bina, arazi, mal ve haklarda ayrı ayrı tespit edilmektedir. Bina ve arazilerde emsal kira bedeli, yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kiradır. Kira mevzuatına göre kira takdir veya tespit etmeye yetkili makamlar, mahkeme veya yetkili özel makamlardır. Böyle bir makam yoksa veya söz konusu bina ve arazi için kira takdir veya tespiti yapılmamış ise, emsal kira bedeli, Vergi Usul Kanunu’na göre belirlenen vergi değerinin %5’idir.

Vergi değeri bina ve arazinin rayiç bedelidir. Rayiç bedel ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ve aynı maddede sözü edilen “emlak vergisine matrah olacak vergi değerinin takdirine ilişkin tüzük” hükümlerine göre saptanmaktadır.

Örnek: Bay (Y) emlak vergisi değeri 100.000 TL olan konutlarından birini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakması halinde kira bedeli tahsil etmemiş olmasına rağmen 100.000 TL x %5 = 5.000 TL emsal kira bedeli üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle vergi ödeyecektir.

B- EMSAL KİRA BEDELİNİN HANGİ DURUMLARDA UYGULANACAĞI VE UYGULANMAYACAĞI

Emsal kira bedeli kiraya verilen mal ve haklara ait kiranın, emsal kira bedelinden düşük olması, mal ve hakların bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda uygulanacaktır.

Emsal kira bedeli esası aşağıdaki durumlarda ise uygulanmayacaktır:

– Boş kalan gayrimenkullerin muhafazası amacıyla bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda. Örneğin, bir yazlığın kışın korunması suretiyle münasip bir kısmının bekçiye hasredilerek bırakılması gibi.

– Binaların mal sahiplerinin usul (anne, baba, anneanne, babaanne, nine, dede), füru (çocuk, torun) veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi durumunda (Usul, füru veya kardeşlerden her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnızca birisi hakkında emsal kira bedeli hesaplanmaz, kardeşler evli ise eşlerinden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz),

Örnek: Bay (A) evlidir ve babası tarafından kendisine bedelsiz olarak bir ev tahsis edilmiş olup bu evde ikamet etmektedir. Bay (A)’nın eşi Bayan (B)’nin babası da kendilerine bedelsiz olarak başka bir konut tahsis etmiştir. Bu durumda evli eşlere babaları tarafından iki tane bedelsiz konut tahsisi söz konusudur. Sadece bir konut için emsal kira bedeli uygulanmayacak, diğer konut için ise emsal kira bedeli hesaplanacaktır.

– Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi durumunda

– Genel bütçeye dâhil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda,

emsal kira bedeli uygulanamaz (GVK madde 73/2).

Diğer yandan emsal bedelden düşük tutarda elde edilen kira gelirinin kira sözleşmesi, ödemeye ilişkin banka dekontu veya havale makbuzu vb. belgelerle veya kiracının ifadesiyle ispat veya tevsik edildiği durumlarda ayrıca emsal kira bedeli karşılaştırılması uygulaması yolun gidilmemektedir. Söz konusu ispat veya tevsik işlemine ise ancak beyan edilen kira gelirlerinin gerçek durumu yansıtmadığına ilişkin karinelerin bulunması veya vergi incelemeleri sırasında yetkililerce talep edilmesi durumunda başvurulmaktadır (GVK İç Genelgesi 05.01.1999-292, Sıra No:1999/1).

IX- BEYANNAME NE ZAMAN VE NEREYE VERİLECEK?

– 2013 yılı kazançlarına ilişkin beyanname 25 Mart 2014 tarihine kadar verilecektir.

– Türkiye’yi terk edenler yurtdışına çıkma tarihinden önceki 15 gün içinde vereceklerdir.

– Ölüm halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde vereceklerdir.

Beyanname, kayıtlı bulunulan vergi dairesine verilecektir. Beyanname, elden verilebileceği gibi posta ile de gönderilebilecektir. Bunun yanında 26 Sıra No’lu VUK Sirkülerine göre internet yoluyla da (elektronik beyanname) beyanda bulunmak mümkündür.

Beyanname taahhütlü olarak posta ile gönderildiğinde, postaya veriliş tarihi beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Beyanname normal (adi) posta ile gönderilirse, beyannamenin vergi dairesine ulaştığı tarih beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

252 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği açıklamaları çerçevesinde, işyeri kira gelirleri ile ilgili olarak, tevkif yolu ile kesilen vergilerin mahsubunda; mükelleflerin kendilerinden vergi tevkifatı yapan vergi sorumlularının (kiracının) adı soyadı, unvanı, vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri gösteren tabloyu yıllık beyanlarına eklemeleri gerekir.

X- BEYANNAME VERİLMEMESİ HALİNDE YAPILACAK İŞLEMLER

Kira gelirini beyan etmeyenlerden, ödemedikleri vergi, cezalı olarak alınmaktadır.  Beyanda bulunmayanlar;

– 3.200 TL’lik konut kira geliri istisnasından yararlandırılmamakta,

– Vergi dairesi, durumu tespit ettiğinde; iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesmektedir. Kira gelirini takdir komisyonu takdir etmekte, bunun üzerinden de vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte vergi alınmaktadır.

XI- KİRA ÖDEMELERİNİN BANKADAN YAPILMA ZORUNLULUĞU

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliğine göre;

Konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenler;

– İşyerlerinde ise herhangi bir miktar ile sınırlı olmaksızın işyerini kiraya verenler ile kiracıların,

kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunlu hale getirilmektedir.

Mükelleflerce her bir konut için aylık tutarı 500 TL’ nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar tebliğle getirilen zorunluluk kapsamında değildir. Öte yandan aynî olarak yapılan ödemeler de zorunluluk kapsamında değildir.

Konutlarda tevsik zorunluluğu sadece kiraya vereni kapsamaktadır (mülk sahibi). İşyerlerinde ise hem kiraya veren hem de kiracıları kapsamaktadır.

Getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, 2013 yılı için; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.200 TL’den, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 600 TL’den, bunlar dışında kalanlar hakkında 300 TL’den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir.

XII- KİRA KAZANÇLARINDA DEFTER, KAYIT VE BELGELERİN SAKLANMASI

VUK 208’e göre defter tutmaya mecbur olan gerçek kişiler gelir vergisine tabi menkul ve gayrimenkul sermayelerle bunlardan elde edilen iratları ve bunlara ilişkin giderleri defteri kebir veya işletme hesabının veya serbest meslek erbabı kazanç defterinin ayrı bir sayfasına veya ayrı bir deftere veyahut bir cetvele ayrı ayrı kaydetmeye mecburdurlar. Ancak bu hesap mükellefin diğer kazançlarını tespit için tuttuğu hesaplara karıştırılmaz ve onlar ile birleştirilmez.

Defter tutmak zorunda olmayan mükellefler ise sadece kiralama işlemi ile ilgili belgeleri aklamakla yükümlüdürler. Kira kontratı, banka dekontları, makbuzlar, gider belgeleri vb tüm dokümanlar muhafaza edilmek durumundadır. Olası vergi incelemelerinde mükellefler bu belgeleri ibraz edeceklerdir.

XIII- KONUT VEYA İŞYERİ KİRA GELİRLERİNİN BEYANINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

Aşağıdaki örneklerin hesaplanmasında 2013 yılı gelir vergisi tarifesi esas alınmıştır.

2013 YILI GELİR VERGİSİ TARİFESİ
10.700  TL’ye  kadar % 15
26.000  TL’nin 10.700  TL’si için 1.605  TL, fazlası % 20
60.000  TL’nin 26.000  TL’si için 4.665  TL, fazlası % 27
60.000  TL’den fazlasının 60.000  TL’si için 13.845  TL, fazlası % 35

ÖRNEK-1: Mükellef Bayan (Z), İstanbul’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2013 takvim yılında 40.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 40.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 3.200 TL  
  Kalan (40.000 – 3.200) 36.800 TL
  % 25 Götürü Gider (36.800 x % 25) 9.200 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (36.800-9.200) 27.600 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
  (26.000 TL. İçin 4.665 TL)
  Kalan=1.600 TL İçin 432 TL)
5.097 TL  
  Ödenecek Gelir Vergisi 5.097 TL

ÖRNEK-2: Mükellef Bay (S), Bursa’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2013 yılında 15.000 TL, işyeri olarak kiraya verdiği daireden ise 23.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 4.600 TL tevkifat yapılmıştır.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Söz konusu mükellefin mesken kirası gelirinin istisna haddini aşan kısmı ile tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının toplamı (11.800+23.000) 26.000 TL’yi aştığından, mesken ve işyeri kira gelirleri birlikte beyan edilecek olup, buna ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 38.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.200 TL  
 Kalan (38.000-3.200) 34.800 TL
 % 25 Götürü Gider (34.800 x % 25) 8.700 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (34.800-8.700) 26.100 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(26.000 TL için 4.665 TL)
(Kalan= 100 TL için 27 TL)
4.692 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 4.600 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi (4.692-4.600)  92 TL

ÖRNEK-3: Mükellef Bay (F), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2013 yılında 29.000 TL kira geliri elde etmiştir. Mükellef 2013 yılı için yaptırdığı hayat sigortası kapsamında 3.000 TL katkı payı ödemiş ve Devlete ait bir hastaneye 20.11.2013 tarihinde 500 TL makbuz karşılığı bağışta bulunmuştur.

Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir. Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 29.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.200 TL  
 Kalan (29.000 TL-3.200 TL) 25.800 TL
 % 25 Götürü Gider (25.800 TL X %25) 6.450 TL  
 Safi İrat (25.800 TL – 6.450 TL) 19.350 TL
 Hayat Sigortasına Ödenen Katkı Payı (*) 1.500 TL  
 Okul, Yurt ve Sağlık Tesisleri için Yapılan Bağış ve Yardımlar (**) 500 TL  
 Vergiye Tabi Gelir  19.350  – (1.500 + 500) 17.350 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(10.700 TL için 1.605 TL)
(Kalan= 6.650 TL için 1.330 TL)
2.935 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 2.935 TL
 * Hayat sigortalarında ödenen primlerde indirilecek miktar beyan edilen gelirin % 15’ini geçemeyeceği gibi ödenen primlerin % 50’si olarak dikkate alınacaktır.

 

** Tamamı indirilebilir.

ÖRNEK-4: Mükellef Bayan (V), Samsun’da bulunan ve işyeri olarak kiraya verdiği mülkünden 75.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 15.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 26.000 TL’yi aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 75.000 TL
 % 25 Götürü Gider (75.000 x % 25) 18.750 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (75.000-18.750) 56.250 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(26.000 TL için 4.665 TL)
(Kalan  = 30.250 TL için 8.167,50 TL)
12.832,5 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 15.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Alınacak Gelir Vergisi 2.167,5 TL

ÖRNEK-5: Mükellef Bay (F), işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 120.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 24.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 26.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 120.000 TL
 % 25 Götürü Gider (120.000 x % 25) 30.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (120.000-30.000) 90.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(60.000 TL için 13.845 TL)
(Kalan  = 30.000 TL için 10.500 TL)
24.345 TL
  Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 24.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 345 TL

ÖRNEK-6: Mükellef Bay (K), 550.000 TL değerinde olan kredi ile aldığı ve işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 185.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 37.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Yıl içerisinde gayrimenkul alımı için kullandığı kredi borcu nedeniyle 25.000 faiz ödemiştir. Ayrıca 2.500 TL sigorta harcaması yapmıştır. 550.000 TL değerindeki gayrimenkulün iktisap bedelinin % 5’i oranında indirimden yararlanılacaktır.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 26.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 185.000 TL
 Gerçek Giderler
– Faiz ödemesi: 25.000 TL
– Sigorta harcaması: 2.500 TL
– İktisap bedelinin % 5’i (550.000x%5) 27.500 TL
55.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (185.000-55.000) 130.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(60.000 TL için 13.845 TL)
(Kalan  = 70.000 TL için 24.500 TL)
38.345 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 37.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 1.345 TL

ÖRNEK-7: Bayan (Y) 2013 yılı içinde 15.000 TL emekli maaşı dışında konut olarak kiraya verdiği taşınmazından 24.000 TL gelir elde etmiştir. Götürü gider yöntemini tercih eden Bayan (Y)’nin başka bir geliri bulunmamaktadır.

Bu durumda Bayan (Y)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Emekli maaşı GVK 23/11 hükmü uyarınca vergiden istisnadır ve beyannameye dahil edilmeyecektir.

Toplam 24.000 TL konut kirası gelirine konut istisnası uygulanacak ve ödenmesi gereken vergi aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

 Gayrisafi İrat Toplamı 24.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.200 TL  
 Kalan (24.000-3.200) 20.800 TL
 % 25 Götürü Gider (20.800 x % 25) 5.200 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (20.800-5.200) 15.600 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(10.700 TL için 1.605 TL)
(Kalan= 4.900 TL için 980 TL)
 2.585 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi  2.585 TL

ÖRNEK-8: Doktor olarak hastanede ücretli çalışan Bay (D) 2013 yılı içinde brüt 85.000 TL ücret geliri elde etmiştir. Sahip olduğu taşınmazlarından birini konut olarak kiraya vermiş 21.000 TL kazanç elde etmiştir. Diğerini ise işyeri olarak kiraya vermiş net 42.000 TL gelir sağlamıştır. Bankadaki mevduat hesabına 10.000 TL faiz tahakkuk etmiştir. İşyeri kazancından 10.500 TL stopaj yapılmıştır. Götürü gider yöntemini seçen Bay (D)’nin kazancı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Tek işverenden alınan ücret ve banka mevduat faizi Gelir Vergisi Kanunu düzenlemeleri gereği beyan edilmeyecektir. Kira kazançları toplamı ise 26.000 TL’yi aştığından beyan edilecektir. Konut kira geliri 21.000 TL, işyeri kira geliri ise brüt 52.500 TL olarak beyan edilecektir.

Diğer yandan Bay (D)’nin elde ettiği kazançların toplamı 168.500 TL olduğundan (85.000+21.000+52.500+10.000) ve 94.000 TL’yi aştığından konut istisnasından yararlanması mümkün değildir. İşyeri kazançları üzerinden yapılan stopajlar ise mahsup edilecektir.

Buna göre hesaplama şu şekilde olacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 73.500 TL
 % 25 Götürü Gider (73.500 x % 25) 18.375 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (73.500-18.375) 55.125 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(26.000 TL için 4.665 TL)
(Kalan  = 29.125 TL için 7.863,75 TL)
12.528,75 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 10.500 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 2.028,75 TL

 —————————–

[1] Daha fazla bilgi için bu yazının kaleme alınması sırasında taslak olarak kamuoyu ile paylaşılan Maliye Bakanlığının 286 Seri No.lu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliğ Taslağına bakılabilir.

Devamı: 2013 Yılında Elde Edilen ve 2014 Yılında Beyan Edilecek Konut İle İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı – Temel Değişikliklerin Bir Kısmı https://www.alomaliye.com/2013/07/08/gelir-vergisi-kanunu-tasarisi-temel-degisikliklerin-bir-kismi/ Mon, 08 Jul 2013 14:08:29 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10520

Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı – Temel Değişiklikler 1961 yılından beri uygulanan Gelir Vergisi Kanunu’nun ve 2007 yılından beri uygulanan Kurumlar Vergisi Kanununun kaldırılarak tek bir kanunda düzenlenmesi ve hem gerçek kişileri hem de kurumları birlikte kapsayacak şekilde yeni bir “gelir vergisi” kanunu oluşturulması amacıyla tasarı oluşturulmuş ve TBMM’ne sunulmuştur. Bu çalışmada tasarıda ilk bakışta göze […]

Devamı: Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı – Temel Değişikliklerin Bir Kısmı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı – Temel Değişiklikler

Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN
Balıkesir Üniversitesi
Bandırma İİBF, Maliye Bölümü
Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

1961 yılından beri uygulanan Gelir Vergisi Kanunu’nun ve 2007 yılından beri uygulanan Kurumlar Vergisi Kanununun kaldırılarak tek bir kanunda düzenlenmesi ve hem gerçek kişileri hem de kurumları birlikte kapsayacak şekilde yeni bir “gelir vergisi” kanunu oluşturulması amacıyla tasarı oluşturulmuş ve TBMM’ne sunulmuştur.

Bu çalışmada tasarıda ilk bakışta göze çarpan değişiklikler okuyucuya bilgi amaçlı olarak kısaca ifade edilmiştir. Yapılan düzenlemelerin ne derece yerinde olduğu ayrıca tartışma konusu olduğu unutulmamalıdır. Faydası olması dileğimizle…

  1. YENİ KAVRAM TANIMLAMALARI YAPILMIŞTIR.

Tasarının 2. maddesinde asgari ücret, çocuk, daimi temsilci, eş, iş merkezi, işyeri, kanuni merkez, kurum kavramlarının tanımı yapılmıştır. Asgari ücret, çocuk, eş, iş yeri ve kanuni merkez kavramlarına ilişkin tanımlamaların muhtelif tebliğlerde yapılan açıklamaların tasarının metnine işlenmekten ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Daimi temsilci ve iş merkezi kavramlarının daha geniş bir şekilde açıklandığı, kurum kavramının ise gelir ve kurumlar vergisi kanunlarının birleştirilmesi nedeni ile kurumlar vergisi mükelleflerini kapsayacak şekilde açıklanarak tasarıya işlendiği anlaşılmaktadır.

  1. GELİR TANIMINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMAMIŞTIR.

Mevcut yürürlükteki gelir vergisi tanımı ile paralel olarak gelir tanımının değiştirilmediği, gerçek kişilerin bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar gelirin tespitinde gerçek ve safi tutarları ile dikkate alınacağı ifade edilmektedir. Buna bir de “kurumlar” ilave edilmiştir.

  1. ESNAF MUAFLIĞI NETLEŞTİRİLMİŞTİR.

Mevcut hali ile esnaf muafiyeti oldukça sınırlandırılmış, sonradan yapılan düzenlemeler neticesinde sadece belirli meslek gruplarına indirgenmişti. Şimdi doğrudan bu meslek grupları tadadi olarak sayılarak tasarı metnine alınmıştır. Böylece esnaf muaflığı sadece tasarının ilgili maddesinde açıkça yazan meslek grupları tarafından kullanılabilir hale getirilerek keskinleştirilmiştir. Ancak Maliye Bakanlığına yetki verilerek grubun genişlemesine de olanak sağlandığını ifade etmek gerekir.

  1. TİCARİ KAZANÇLAR İÇİN YENİ BİR KARİNE ÖNGÖRÜLMEKTEDİR.

Yürürlükteki gelir vergisindeki gibi tasarıda da süreklilik arz eden, bir organizasyona dayanan her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazançlar ticari kazanç kapsamında değerlendirilmektedir. Diğer yandan tasarının 10/6 hükmü uyarınca bir faaliyetin ticari muhasebeyi gerektirecek hacim ve önemde olması ya da faaliyetin özelliğine göre işin, sermaye veya yer tahsisi, personel istihdamı, reklam ve tanıtım gibi pazarlamaya yönelik işlemlere girişilmesi, dış kaynak temini, işe mahsus makine ve araç tedariki gibi suretlerle yürütülmesi hallerinde ticari organizasyon oluşmuş sayılacaktır.

Hükümden de anlaşılacağı üzere:

  • Ticari muhasebeyi gerektiren,
  • Sermaye, yer tahsisi, personel istihdamı reklam ve tanıtım gibi pazarlama işlemleri
  • Dış kaynak temini (kredi, borç vb.)
  • Makine, araç tedariki

gibi, hallerinde ticari organizasyon oluşmuş sayılmakta, bu hallerin hepsi birer karine kabul edilmiştir. Ancak bu haller aksi ispat edilebilir. “Gibi” edatı ile bu tip karineleri çoğaltmak mümkündür. Maliye İdaresi ya da vergi inceleme elemanı buna benzer halleri de yorum yaparak genişletebilir ve ticari organizasyon belirtisi olarak kabul edebilir.

  1. KAT KARŞILIĞI İNŞAAT İŞLERİ ARSA SAHİBİ AÇISINDAN TİCARİ KAZANÇ KAPSAMINA ALINMAKTADIR.

Tasarının 14. maddesi ile “özel inşaat işleri” adı altında yeni bir düzenleme yapılmıştır. Öncelikle düzenleme kat karşılığı inşaat işlerini düzenlemek amacıyla tasarlanmış, uzun bir süredir tebliğ, sirküler ya da özelgeler kapsamında yürütülen uygulama tasarının metnine dahil edilerek kanunlaşmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Kısacası tebliğ, sirküler, özelgeler çerçevesinde yürütülen kat karşılığı inşaat işleri kanun metnine dahil edilmek istenmekte ama bu yapılırken yeni hükümler getirildiği fark edilmektedir.

Önemli yeniliklerden biri tasarının 14/3 hükmüdür. Bu hüküm uyarınca kat karşılığı inşaat işleri dahil başkasına yaptırılan inşaatlarda, hasılatın müteahhit ile paylaşılmasının kararlaştırılmış olması, faaliyetin arsa sahibi yönünden de ticari faaliyet olduğunu gösterecektir. Böylece ilk gösterge hasılatın paylaşılmasının kararlaştırılmış olmasıdır. Bu durumda arsa sahibi de ticari faaliyet gerçekleştirdiği kabul edilerek mükellefiyet tesis ettirmesi gerekebilecektir.

Hasılat paylaşımı yapılmayan ya da arsa sahibinin ticari işletmesi bünyesinde gerçekleşmeyen, arsa sahibi tarafından inşa edilen veya ettirilen taşınmazların ya da kat karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesinde inşa edilip arsa sahibine bırakılan taşınmazların brüt kapalı alanların toplamının;

  • 1.000 m2’yi aşması halinde ilk satış tarihinden itibaren (arsa sahibi yönünden) ticari faaliyete başlanıldığı kabul edilecektir.

Bu durumda brüt alanı 150m2’den 10 daire karşılığı arsasını müteahhit bir kişi ya da kuruma bırakan bir kişi toplamda 1.500 m2 kapalı alana sahip olacağından, ilk satış tarihinden itibaren arsa sahibi yönünden ticari faaliyet olduğu kabul dilecek ve mükellefiyet tesis edilmesi gerekecektir.

  • 500 m2 ile 1.000 m2 (dahil) arasında olması halinde ise inşa edilen taşınmazların satışının arsa sahibine veya müteahhide ait bir ticari organizasyon çerçevesinde gerçekleştirilmesi halinde ilk satış tarihinden itibaren ticari faaliyete başlanıldığı kabul edilecektir.

Bu halde de yukarıdan çok da farklı olmadığı anlaşılmaktadır. Arsa sahibi bir yana müteahhit konumundaki kişi ya da kurum ticari faaliyet kapsamında hareket ettiği sürece arsa sahibi açısından da ilk satış tarihi itibariyle arsa sahibi yönünden ticari faaliyete başlanıldığının bir göstergesi kabul edilecektir. Müteahhit konumundaki kişinin çoğu kez ticari faaliyet amaçlı olduğu düşünülürse bu durumda 500m2’lik sınırlamanın da çok farklı olmayacağı açıktır.

İster 1000m2 üstünde olsun ister 500m2-1.000m2 arasında olsun taşınmaz inşa ettiren arsa sahipleri, istedikleri takdirde inşaat faaliyetine başlanıldığı tarihten itibaren mükellefiyet tesis ettirebileceklerdir.

  • 500 m2’nin altında olan inşaat faaliyeti nedeniyle arsa sahibi yönünden ticari kazanç hükümleri uygulanmayacaktır.

Arsa sahibi yönünden 1000m2’yi aşan işlerde ya da 500m2-1000m2 arasındaki işlerde, inşaatın bitim tarihini takip eden takvim yılı başından itibaren üç takvim yılı içinde taşınmaz satışı yapılmaması halinde, bu sürenin sonunda anılan taşınmazlar inşaatın bitim tarihindeki maliyet bedeli üzerinden iktisap edilmiş sayılacaktır.

Yapılan son satış işleminden başlayarak üç yıl içinde herhangi bir satışı yapılmaması durumunda, ticari faaliyetin sona erdiği kabul edilerek satışa konu edilmeyen taşınmazlar işletmeden çekişmiş kabul edilecektir.

Yukarıda bahsedilen inşaat işlerinde m2 hesabı yapılırken, aynı takvim yılı içinde inşasına başlanan, sürdürülen veya tamamlanan birden fazla inşaat işi bulunmaktaysa, bu işlerin tamamı topluca dikkate alınacaktır.

Kat karşılığı inşaat işlerinde arsa sahibine verilen taşınmazların müteahhit defter kayıtlarında oluşan maliyet bedeli, müteahhit yönünden iktisap edilen arsa payının maliyet bedeli sayılır. Arsa sahibinin iktisap ettiği taşınmazların maliyet bedeli ise arsa sahibinin uhdesinde kalan arsa payının emsal bedeli ile müteahhit defter kayıtlarında oluşan maliyetlerden arsa sahibine verilen taşınmazlara isabet eden tutarın toplamından oluşacaktır.

  1. TAŞINMAZ, İŞTİRAK HİSSELERİ, KURUCU SENETLER, İNTİFA SENETLERİ VE RÜÇHAN HAKKI SATIŞLARINDAKİ İSTİSNA DEĞİŞTİRİLMİŞTİR.

Taşınmaz satışları ve diğer bazı mal ve hakların satışından doğan kazançların kurumlar açısından istisna kapsamında değerlendirildiği mevcut sistemde bilindiği üzere kazançların % 75’i vergi dışında tutulmaktadır.

Tasarının 21. maddesi ile bu istisna oranı değiştirilmekte ve sadece kurumlar değil, ticari kazancını bilanço esasına göre tespit eden gerçek kişileri de kapsayacak şekilde yıllara yayılarak artan oranlı bir istisna uygulaması öngörülmektedir. Buna göre, söz konusu mal ve hakların elde tutma süresine bağlı olarak satışından doğan kazanca uygulanacak istisna oranları aşağıdaki gibidir:

  • İki tam yıldan sonra satıştan doğan kazançlarda % 40,
  • Üç tam yıldan sonra satıştan doğan kazançlarda % 50,
  • Dört tam yıldan sonra satıştan doğan kazançlarda % 60,
  • Beş tam yıldan sonra satıştan doğan kazançlarda % 75.
  1. TELİFE KONU GELİR ELDE EDENLERE (TELİF KAZANÇLARI) GÖTÜRÜ GİDER HAKKI VE BEYANNAME VERME UYGULAMASI GETİRİLMİŞTİR.

Tasarının 30/8 hükmü uyarınca serbest meslek kazanç istisnası (telif kazancı) kapsamındaki faaliyet konuları ile iştigal eden mükelleflerden beyanname vermek durumunda olanlar isterlerse genel giderlere sayılmak üzere hasılatlarının % 25’lik kısmını gider olarak dikkate alabileceklerdir.

Müellif, mütercim, heykeltıraş, ressam, bilgisayar programcısı, mucit, senarist vb. telife konu fikir ve sanat eseri niteliği taşıyan eserler üreterek gelir elde eden serbest meslek erbapları götürü gider adı altında hiçbir gideri olmasa da genel giderlere sayılmak üzere indirim hakkı elde etmiş olacaklardır. Tabi bu hakkın kullanılabilmesi beyanname verilmesine bağlıdır.

  1. TELİFE KONU GELİR ELDE EDENLERE (TELİF KAZANÇLARI) UYGULANAN İSTİSNA SINIRLANDIRILMIŞTIR.

Tasarının 31/2 hükmü uyarınca elde edilen hasılatın ücretliler için geçerli olan gelir vergisi tarifesinin 4. gelir dilimindeki (94.000 TL) tutarın iki katını aşması halinde (yani 188.000 TL), istisna hükmü uygulanmayacaktır. Diğer deyişle bu tutar istisnadan yararlanma ya da yararlanmamayı belirginleştirecek olan göstergedir. Tasarının 66/4 hükmü uyarınca da beyannameye bu gelirler dâhil edilmek durumundadır. Ayrıca ister istisna kapsamında olsun ister olmasın hükmün son cümlesi uyarınca defter tutmayacaklar, belge düzenlemeyecekler ve bildirimde bulunmayacaklardır. Sayılan ödevlerin tamamından muaf tutulmuşlardır.

Buradan net olarak şu anlaşılmaktadır ki 188.000’i geçmeyen telife konu kazançlardan sadece stopaj yoluyla vergilendirme yapılırken, 188.000’i aşan kazançlar ayrıca beyannameye dahil edilecektir ve diğer gelir unsurları ile toplanacaktır. Diğer gelir unsurları yoksa münhasıran bu gelir türü elde edilse dahi beyanname bu gelirler için düzenlenecektir. Tabi bu durumda % 35’e varan oranlarda vergilendirilmeleri söz konusu olacaktır. Bunun doğru ya da yanlış olduğu çeşitli açılardan tartışılabilir.

  1. APARTMAN VE SİTE YÖNETİMLERİ STOPAJ YAPMAKLA YÜKÜMLÜ (MUHTASAR BEYANNAME MÜKELLEFİYETİ) TUTULMUŞLARDIR.

Tasarının 61. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa göre oluşturulan yönetimler (apartman ve site yönetimleri) ile her türlü işhanı ve toplu işhanı yönetimleri vergi kesintisi yapmakla yükümlü tutulmuşlardır.

Düzenlemeye göre ilgili yönetimler belirli ödemeleri yaparken vergi kesintisi yapacaklar, bir sonraki ay muhtasar beyanname ile beyan edecekler ve yaptıkları kesintiler sonucunda kesinti yaptıkları vergileri ödeyeceklerdir. Mevcut kanunda bu husus yoruma açık iken ve özelgelerle yapılan yorumlarla uygulama sürdürülmeye çalışılırken kanun metninde alınmaya çalışılan düzenleme ile tartışmalar son bulacaktır.

Apartman ve site yöneticileri tasarının bu şekilde yürürlüğe girmesi durumunda, vekil konumunda olduklarından apartman ve site yönetimleri adına muhtasar beyanname vermek, vergileri ödemek, kısacası bu işleri takip etmekle sorumluluğa sahiptirler.

  1. APARTMAN VE SİTE YÖNETİCİLERİNİN HİSSELERİNE DÜŞEN VE ÖDEMEDİKLERİ AİDAT MİKTARLARI GELİR VERGİSİNDEN İSTİSNA TUTULMUŞTUR.

Tasarının ücret istisnaları başlığını taşıyan 35. maddesinin 1-ğ maddesine göre kat malikleri arasından seçilen apartman ve site yöneticilerinin genel yönetim giderlerinden hisselerine düşen payların ödenmeyen tutarı gelir vergisinden istisna tutulmuştur.

Bilindiği üzere apartman ve site yöneticileri görev yaptıkları yerin ölçeğine göre zaman zaman aidat ödememekte ya da belirli ücret almaktadır. Paylarına düşen aidatlar kendileri için bir gelir kabul edilmekte ancak tasarının söz konusu maddesi uyarınca istisna kapsamında vergi dışında tutulmuştur.

Bu durumda bir yöneticiye düşen payın ödenmeyen kısmı, diğer bir ifadeyle yöneticinin görevi nedeniyle kendisinden alınmayan aidatlar gelir vergisinden istisnadır. Bununla birlikte yöneticiye ayrıca ücret de ödenirse ücretin tamamının stopaja tabi tutulacağı açıktır.

  1. ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİNİN İSMİ DEĞİŞTİRİLMİŞ, “ÜCRETLERDE VERGİ İNDİRİMİ” ADINI ALMIŞTIR. ÜÇÜNCÜ ÇOCUĞA UYGULANAN İNDİRİM ORANI ARTIRILMIŞTIR.

2007 yılından bu yana uygulanan asgari geçim indirimi, isim değişikliği ile tasarıda da varlığını korumaktadır. Pek çok yazımızda da ifade ettiğimiz üzere gerçek anlamda bir asgari geçim indirimi olmayan uygulama nihayet gerçek kimliğine kavuşmuştur. Esas olarak ayırma kuramına hizmet eden ve sadece ücretlilere yönelik bir uygulama olan asgari geçim indirimi, bundan böyle olması gerektiği gibi “ücretlilerde vergi indirimi” adını alacaktır[i].

Mevcut uygulamaya gelen yeni bir değişiklik ise çocuklar için uygulanan oranlarda, üçüncü çocuk için uygulanan mevcut hali ile % 5 olan oran % 10 olarak düzenlenmektedir. Uygulamanın bu hali ile yürürlüğe girmesi halinde, dördüncü çocuk için bir indirim oranı uygulanmayacak, ancak üçüncü çocuk için % 5 değil, % 10 oranı uygulanacaktır.

  1. DEĞER ARTIŞ KAZANÇLARINDA UYGULANAN İSTİSNADA DEĞİŞİKLİKLER YAPILMIŞTIR.

Tasarının 49/(1)-b hükmü uyarınca taşınmazlar, taşınmaz olarak tescil edilen haklar, motorlu araçlar, tam mükellef kurumlara ait olan pay senetlerinin, ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasında;

  • İki tam yıldan fazla süreyle elde tutulanlardan elde edilen gelirlerin % 40’ı,
  • Üç tam yıldan fazla süreyle elde tutulanlardan elde edilen gelirlerin % 50’si,
  • Dört tam yıldan fazla süreyle elde tutulanlardan elde edilen gelirlerin % 60’ı,
  • Beş tam yıldan fazla süreyle elde tutulanlardan elde edilen gelirlerin % 75’i,

vergiden istisna tutulmaktadır.

Fark edileceği üzere mevcut uygulamada taşınmazlar için geçerli olan beş yıl uygulaması yıllara yayılarak artan oranlı bir istisna uygulamasına çevrilmiştir. En önemlisi beş yıllık süre dolsa da artık % 100 istisna uygulanmayacaktır. İster 10 yıl ister 50 yıl sonra satılsın kazancın % 25’i mutlaka vergiye tabi tutulacaktır. İstisna uygulaması sadece yıllara yaygınlaştırılmamış, önemli derecede sınırlandırılmış görünmektedir.

Bu arada getirilen önemli bir yeni düzenleme ise aynı maddenin (1)-a uygulamasında kendini göstermektedir. Buna göre ikamet amacıyla satın alınan ve fiilen ikamet edilen tek konutun elden çıkarılmasından doğan kazançlar herhangi bir şarta bağlı olmaksızın vergiden istisna tutulmaktadır.

  1. EMSAL KİRA BEDELİ UYGULAMASINA “KAYIN” HISIMLAR DA İLAVE EDİLMİŞTİR.

Bilindiği üzere mevcut düzenlemelere göre usul, füruğ ve kardeşlerin ikametine bedelsiz tahsis edilen gayrimenkuller için emsal kira bedeli uygulanmamaktadır. Tasarının 55. maddesindeki düzenlemelerle bu kişilere birinci derece kayın hısımların da ilave edilmektedir. Bundan sonra bu kişilere yapılan bedelsiz tahsislerde de emsal kira bedeli uygulanmayacaktır. Birinci derece kayın (sıhri) hısımlar eşin annesi ve babası, diğer deyişe kayınvalide ve kayınbaba anlamındadır.

  1. KİRA KAZANÇLARINDA GÖTÜRÜ GİDER UYGULAMASI SINIRLANDIRILMAKTADIR.

Tasarının 39/(3) hükmüne göre gayrimenkul sayılan mal ve hakların kiralanmasından elde edilen kazancın tespitinde hasılattan gerçek giderlerin indirilmesi esas tutulmuştur. Ancak elde ettikleri gayrimenkul sermaye iradı münhasıran taşınmazların konut olarak kiraya verilmesinden oluşan ve buna ilişkin hasılatları gelir vergisi tarifesinin ikinci diliminde yer alan tutarı aşmayan mükellefler, diledikleri takdirde gerçek giderlere karşılık gelmek üzere hasılattan istisna tutarını düştükten sonra kalan kısmın % 25’ini, ikinci gelir dilimindeki tutarı aşıp üçüncü gelir dilimindeki ücret dışındaki gelirler için geçerli olan tutarı aşmayan mükellefler ise aynı şekilde bulunan tutarın % 15’ini götürü gider olarak indirebilirler.

Anlaşılacağı üzere kira kazançlarında elde edilen hasılat 26.000 TL’yi aşmıyorsa götürü gider uygulamasında % 25 oranı kullanılacak, 60.000 TL’yi aşmayan hasılatlar için ise % 15 götürü gider oranı uygulanacaktır. Burada bir kısıtlama getirilmekte, gelir arttığında aynı oranda giderin artmayacağı düşünülerek gider olarak daha düşün bir oran uygulanması öngörülmektedir.

Enteresan olan bir durum ise 60.000 TL ve üstünde ne olacağıdır. Kanun metni 26.000’i aşmayanı ve 60.000’i aşmayanı düzenlemiş ve bunlar için bir götürü gider oranı belirlemiş, ancak bunu aşan kazanç sahiplerinin ne olacağını düzenlememiştir. Şu hali ile 60.000’i aşan gelirler götürü gider uygulamasından yararlanamayacaklardır.

  1. DİĞER BAZI DEĞİŞİKLİKLER

Ayrıca yazı konusu yapılacak kadar detaylar barındıran bazı hususlar da kısaca bilginize sunulmaktadır:

– Stopaj oranlarında ve sınıflandırılmasında değişiklikler yapılmıştır.

– Gelirlerin toplanmasında ve beyan edilmesinde değişiklikler yapılmıştır.

– Engelli çalıştıran işyerlerine ilişkin “Korumalı İşyeri” adı altında indirim uygulaması getirilmiştir.

– Beyanname verme ve vergi ödeme zamanlarında değişlikler öngörülmektedir.

– 4. dönem geçici vergi uygulaması kaldırılmaktadır.

– 29 yaşını doldurmamış gerçek kişilere yönelik üç yıllık bir vergi indirimi getirilmektedir. Vergi indirim miktarı yıllık asgari ücretin % 15’i’dir.

– Yatırım teşvik sistemi kapsamında yürütülen indirimli kurumlar vergisi, indirimli gelir vergisi olarak devam etmektedir.

– 188.000 TL’den fazla gelir elde eden ücretliler beyanname verecektir.

ad

Devamı: Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı – Temel Değişikliklerin Bir Kısmı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2012 Yılında Elde Edilen ve 2013 Yılında Beyan Edilecek Konut ile İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri https://www.alomaliye.com/2013/02/22/2012-yilinda-elde-edilen-ve-2013-yilinda-beyan-edilecek-konut-ile-isyeri-kira-gelirlerinin-vergilendirilmesi-ve-uygulama-ornekleri/ Fri, 22 Feb 2013 15:07:15 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10518 *GÜNCELLENDİ I- GİRİŞ Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlenen gelir unsurlarından biri de gayrimenkul sermaye iradıdır. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmamızda konut ve […]

Devamı: 2012 Yılında Elde Edilen ve 2013 Yılında Beyan Edilecek Konut ile İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN

Balıkesir Üniversitesi

Bandırma İİBF, Maliye Bölümü

Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd.

ozgurbiyan@hotmail.com

*GÜNCELLENDİ

I- GİRİŞ

Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlenen gelir unsurlarından biri de gayrimenkul sermaye iradıdır. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar olarak tanımlanmıştır.

Bu çalışmamızda konut ve işyeri kira gelirlerinin hangi hallerde ve nasıl vergilendirileceği konusu aşağıda örneklerle uygulamaya dönük olarak açıklanmaya çalışılmıştır.

II- KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM

Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedelleri, o yılda elde edilmiş gelir kabul edilecektir. Diğer yandan gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kira bedelleri, ilgili yılın geliri olarak kabul edilerek beyan edilecektir. Yabancı parayla yapılan ödemeler, ödeme gününün borsa rayici ile borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilecektir.

Örnek: Bir apartman dairesi bulunan Bay (X), bu apartman dairesini 2012 yılında yıllığını 30.000,00 TL’den 3 yıl süreli olarak kiraya vermiş ve iki yıllık kira bedelini peşin tahsil etmiştir.

Peşin tahsil edilen (30.000 x 2) 60.000 TL 2012 yılının geliri değildir. 2012 yılı geliri 30.000,00 TL, 2013 yılı geliri 30.000,00 TL olarak beyan edilmelidir.

Örnek: Kiraya verilen villa karşılığında kira bedeli olarak otomobil alınması durumunda otomobilin emsal bedeli o villa için tahsil edilmiş kira bedeli olarak kabul edilecektir.

III- KONUT VE İŞYERİ KİRA GELİRİ NEDENİYLE KİMLER BEYANNAME VERECEK?

Gayrimenkulün Cinsi Yıllık Kira Geliri Tutarı Beyan Durumu
 Konut  3.000 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek
 Konut  3.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
 İşyeri  25.000 TL ve daha az  Beyanname verilmeyecek
 İşyeri  25.000 TL üzeri  Beyanname verilecek
 Konut + İşyeri  25.000 TL üzeri  Beyanname verilecek

Konut ve işyerinin kiraya verilmesinden aynı anda gelir edildiğinde, konut kira gelirinden 3.000,00 TL istisna tutarı düşüldükten sonra kalan tutar ile işyeri kira gelirinin toplamı 25.000,00 TL’yi aşıyorsa, hem konut hem de işyeri kira geliri beyan edilecek, aşmıyorsa yalnızca konut kira geliri beyan edilecektir.

Örneğin, konut kira geliri toplamı 10.000,00 TL, işyeri kira geliri toplamı 35.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 25.000,00 TL’yi geçtiği için hem konut hem de işyeri kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

Örneğin, konut kira geliri toplamı 10.000,00 TL, işyeri kira geliri toplamı 10.000 TL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 25.000,00 TL’yi geçmediğinden sadece konut kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

IV- KONUT KİRA GELİRLERİNDE İSTİSNA

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2012 yılı için 3.000,00 TL’si gelir vergisinden müstesnadır. İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır.

Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar ile istisna haddinin (3.000 TL) üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 88.000 TL’yi aşanlar bu istisnadan faydalanamazlar.

Örneğin, özel bir şirkette aylık brüt 7.500 TL maaş alan bir kişi, aynı zamanda sahip olduğu konutundan yıllık 24.000 TL kazanç elde etmiştir. Kişinin yıllık toplam kazancı 90.000+24000 = 114.000 TL olduğundan kanunen belirlenen 88.000 TL’den fazladır. Dolayısıyla bu kişi konut kirası nedeniyle beyanname verirken 3.000 TL’lik istisnadan yararlanamayacaktır.

Verdiğimiz bu örnek sadece bilgi amaçlı olarak konulmuştur. 6322 sayılı Kanun’un 43/b uyarınca sözü edilen uygulama 01.01.2013 tarihinden itibaren geçerli hale geleceğinden 2013 yılı için elde edilen gelirleri kapsayıp 2014 yılındaki beyanlar için geçerli olacaktır. Dolayısıyla 2012 yılı içinde elde edilen kira gelirleri için 88.000 TL’lik sınır dikkate alınmayacaktır.

Mesken olarak kiraya verilen gayrimenkulün yıllık kira geliri toplamı 3.000,00 TL’lik istisna haddinin altında kalması halinde gelir vergisi beyannamesi verilmeyecektirİşyeri (büro, mağaza, yazıhane, işhanı, vb.) olarak kiraya verilen gayrimenkullerin kira gelirlerinde 3.000,00 TL istisna uygulanmayacaktır. Binalarını konut olarak kiraya verenlerin, başka binalarını işyeri olarak kiraya vermeleri, konutlardan elde ettikleri gelire, istisna uygulamasına engel olmayacaktır.

Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilme hallerinde istisna tutarı aylık olarak değil yıllık 3.000,00 TL olarak uygulanacaktır. Kiraya verilen gayrimenkul hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde istisna uygulanmayacaktır. Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelire her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 3.000,00 TL’lik istisna uygulanacaktır.

V- KİRA GELİRLERİNDEN İNDİRİLECEK GİDERLER

Yıllık konut veya işyeri kira geliri hâsılatından indirilecek olan giderler;

–  Gerçek gider usulü veya
–  Götürü gider usulü olmak üzere iki şekilde tespit edilmektedir.

A- GERÇEK GİDER USULÜ

Bu usulde, fiilen yapılmış olan ve belgelerle ispatlanan giderler gerçek tutarlarıyla yıllık kira geliri toplamından indirilecektir.

Konut kira gelirinden istisna edilen 3.000,00 TL’ye isabet edenler hariç olmak üzere yıllık kira tutarından aşağıda yazılı giderler indirilir:

1-    Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri,

2-    Kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulun ehemmiyeti ile mütenasip olan idare giderleri

3-    Kiraya verilen mal ve haklara ilişkin sigorta giderleri

4-    Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri

5-    Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları

6-    Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar

7-    Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri (Emlâkin iktisadi değerini artıracak surette tevsii, tadili veya bunlara ilaveler yapılması için ihtiyar olunan giderler onarım gideri sayılmaz)

8-    Kiraya verilen mal ve haklara ait bakım ve idame giderleri

9-  Kiraladıkları mal ve haklan kiraya verenlerin ödedikleri kiralar ve diğer gerçek giderler

10-    Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun veya lojmanların kira bedeli

11-    Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden Ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.

12-    Konut olarak kiraya verilmek şartı ile iktisap yılından itibaren 5 yıl süre ile konutun iktisap bedelinin % 5’i tutarındaki miktar. (Bu indirim, iktisap edilerek kiraya verilen konutun birden fazla olması halinde mükellefçe seçilen bir tanesi için uygulanacaktır).

Örnek: Bankadan kredi alınmak suretiyle bir apartman dairesi satın alan kişi söz konusu daireyi kiraya vererek irat elde etmekte ise; bankaya her yıl ödeyeceği faizleri gerçek gider usulünü seçmesi halinde o yıla ait kira gelirinden indirebilecektir.

Örnek: Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harçlara örnek olarak; emlak vergisi, temizletme ve aydınlatma harcı, çevre temizlik vergisi (çöp vergisi), arama, işletme, imtiyaz, telif, patent vb. haklar için ödenen resim ve harçlar örnek olarak verilebilir.

Örnek: Bir binanın kapı ve pencerelerinin tamiri, boyanması, otomatın, elektrik tesisatının, banyo kazanı ve lavaboların tamiri veya yenilenmesi gibi giderler, gayrisafi hasılattan gider olarak indirilir.

Örnek: Bir binanın üzerine kat ilavesi, asansör ve kalorifer tesisatı olmayan binaya sonradan bu tesislerin yapılması nedeniyle yapılan giderler normal onarım gideri olmadığından hasılattan düşülemez. Bu giderler gayrimenkulün maliyet bedeline eklenmek ve bu gayrimenkullerle birlikte amortismana tabi tutulmak kaydıyla, amortismanların gider olarak hâsılattan indirilmesi gerekir.

Örnek: Bir gerçek kişi sahibi bulunduğu apartman dairesinde öteden beri oturmakta iken, bu dairenin şehir merkezinde kalması ve yüksek kira getirmesi sebebiyle işyeri olarak yıllığı 50.000 TL’den kiraya vermiştir. Kendisi de yıllığı 30.000 TL’den kira ile tuttuğu başka bir apartman dairesinde oturursa, ödediği bu kira bedelini elde ettiği işyeri kira gelirinden gider olarak indiremez. Çünkü sahibi olunan binanın konut olarak kiraya verilmesi gerekmektedir.

GERÇEK GİDER YÖNTEMİNİ SEÇENLER DİKKAT: Gerçek gider yöntemini seçen mükellefler, yapıkları harcamaların konut kira gelirinden istisna edilen 3.000,00 TL’ye isabet eden kısmını gider olarak indiremezler. Dolayısıyla istisnaya isabet eden kısmın hesaplanması gerekir. Şöyle ki;

                                  Toplam Gider  x Vergiye Tabi Hasılat (*)

İndirilebilecek Gider = ————————————————-

                                                     Toplam Hasılat

(*) Vergiye Tabi Hasılat = Toplam Hasılat – Mesken Kira Geliri İstisnası

Örneğin, sahibi olduğu konutu 2012 yılında kiraya veren ve 9.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefin başka geliri bulunmamaktadır. Mükellef gayrimenkulü ile ilgili olarak, 2.000 TL harcama yapmış olup, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Gerçek gider yöntemi seçildiğinden 2.000 TL’lik harcamanın 3.000 TL’lik istisnaya isabet eden kısmının hesaplanması gerekir. Buna göre;

Vergiye Tabi Hasılat = 9.000 – 3.000 =  6.000 TL

İndirilebilecek Gider = (2.000 x 6.000) / 9.000 = 1.333,34 TL

Dolayısıyla gider olarak 2.000 TL değil, 1.333,34 TL indirilebilecektir. İstisnaya isabet eden kısım ayıklanmış olmaktadır.

B- GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 74. maddesinde, isteyen yükümlülerin, bir önceki bölümde açıklanan gerçek giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarının %25’ini götürü olarak indirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu usulü seçen mükelleflerin götürü gidere ilişkin orana (%25) isabet eden tutar dışında, maddede bahsi geçen gerçek giderlerden herhangi birisini ayrıca indirmeleri söz konusu olamayacaktır.

Götürü gider usulü ve gerçek gider usulünün seçilmesinde mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır. Ancak götürü gider usulünü seçenler iki yıl geçmedikçe gerçek usule dönemeyeceklerdir (GVK.m.74).

VI- KİRA GELİRLERİNE UYGULANACAK İNDİRİMLER NELERDİR?

Konut veya işyeri kira geliri elde eden mükellefler yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde istisna ve giderler düşüldükten sonra kalan kira tutarı üzerinden ayrıca aşağıda sayılan giderleri indirim konusu yapabileceklerdir.

  1. Yıllık beyanname veren mükellefler, vergi matrahlarının tespitinde bireysel emeklilik sistemine ödedikleri kendisine, eşine ve küçük çocuklarına ait katkı payının beyan edilen gelirin % 10’una kadar olan kısmını gelir vergisi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapabileceklerdir. Bireysel emeklilik dışında kalan şahıs sigortaları için ödenen primlerin ise beyan edilen gelirin % 5’ine kadar olan kısmı matrahın tespitinde indirim konusu yapılacaktır. İndirim konusu yapılacak tutarın hesaplamasında beyan edilen gelir olarak beyana tabi geliri sadece gayrimenkul sermaye iradından ibaret olan mükellefler için yıllık gelir vergisi beyannamesinin safi irat satırında yer alan tutar esas alınacaktır. Bireysel emeklilik sistemi ile diğer şahıs sigortaları için ödenen katkı payı ve primlerin birlikte olması halinde matrahtan indirim konusu yapılabilecek tutar beyan edilen gelirin % 10’u ile sınırlı olacaktır. Bu durumda şahıs sigorta primleri için % 5 oranındaki sınır ayrıca aranacaktır. Diğer taraftan, indirim konusu yapılacak prim, aidat ve katkı paylarının toplamı, asgari ücretin yıllık brüt tutarını aşamaz (2012 yılı gelirlerine ilişkin olarak kullanılacak olan asgari ücretin yıllık brüt tutarı 10.962 TL’dir).
  2. Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları.
  3. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin % 5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için % 10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.
  4. Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamı.
  5. Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı.
  6. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;
  7. a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,
  8. b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,
  9. c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,
  10. d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,
  11. e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,
  12. f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirtilmesi çalışmalarına,
  13. g) Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına,
  14. h) 2863 sayılı Kanun kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,
  15. i) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatın tedariki ile film yapımına,
  16. j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültürel ve sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına,

İlişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan her türlü bağış ve yardımların % 100’ü

  1. 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için % 50’si.
  2. Bakanlar kurulunca yardım kararı alınan doğal afetler dolayısıyla Başbakanlık aracılığıyla makbuz mukabili yapılan ayni veya nakdi bağışların tamamı.
  3. İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımların tamamı.
  4. 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun uyarınca kurulan Ajansa yapılan her türlü ayni ve nakdi bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamalarının tamamı gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirilebilecektir.
  5. Diğer kanunlara göre tamamı indirilecek bağış ve yardımlar; Yüksek Öğretim Kanununa göre üniversitelere ve Yüksek Teknoloji Enstitüsüne makbuz karşılığı yapılan nakdi ve ayni bağışlar ile vakıf üniversitelerine yapılan bağış ve yardımlar; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununa göre yapılan bağış ve yardımlar; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Kuruluşu Hakkındaki Kanuna göre yapılan nakdi bağışlar; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununa göre yapılan ayni ve nakdi bağışlar; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Kanununa göre yapılan ayni-nakdi bağışlar; Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununa göre yapılan ayni/nakdi bağışlar; İlköğretim ve Eğitim Kanununun 76 ncı maddesine göre ilköğretim kurumlarına yapılan nakdi bağışların tamamı indirilebilecektir.

VII. GİDER FAZLASI VE ZARAR DURUMU

Gayrimenkul sermaye iradına konu olan sermayenin kendisinde meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz ve iradın gayri safi miktarının tespitinde gider olarak kabul edilmezler. Gayrimenkul sermaye iradının safi tutarının hesabında giderlerin fazlalığı dolayısıyla doğan zararlar,  beş yılı geçmemek üzere gelecek yıllarda elde edilen kira gelirlerinden gider olarak düşülebilir. Bu durumun iki istisnası vardır:

  1. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konut veya lojmanların kira bedellerini indirim konusu yapmaları durumunda bir zarar doğması halinde, bu zararın gelecek yıllarda elde edilen gayrimenkul sermaye iradından indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

2.Konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkule ait hasılattan indirim konusu yapılan iktisap bedelinin % 5’i oranındaki tutarın indirilemeyen kısmı gider fazlalığı olarak dikkate alınamaz.

VIII- EMSAL KİRA BEDELİ ESASI

A- EMSAL KİRA BEDELİNİN TESPİTİ

Emsal kira bedeli bina, arazi, mal ve haklarda ayrı ayrı tespit edilmektedir. Bina ve arazilerde emsal kira bedeli, yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kiradır. Kira mevzuatına göre kira takdir veya tespit etmeye yetkili makamlar, mahkeme veya yetkili özel makamlardır. Böyle bir makam yoksa veya söz konusu bina ve arazi için kira takdir veya tespiti yapılmamış ise, emsal kira bedeli, Vergi Usul Kanunu’na göre belirlenen vergi değerinin %5’idir.

Vergi değeri VUK’un 268. maddesine göre bina ve arazinin rayiç bedelidir. Rayiç bedel ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ve aynı maddede sözü edilen “emlak vergisine matrah olacak vergi değerinin takdirine ilişkin tüzük” hükümlerine göre saptanmaktadır.

Bina ve arazi dışında kalan mal ve haklarda emsal kira bedeli, bunların maliyet bedelinin %10’udur. Maliyet bedeli bilinmiyorsa Vergi Usul Kanunu’nun servetlerin değerlenmesine ilişkin hükümlere göre, takdir komisyonunca belli edilecek emsal bedellerinin %10’udur.

Örnek-8: Bay (Y) emlak vergisi değeri 100.000,00 TL olan konutlarından birini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakması halinde kira bedeli tahsil etmemiş olmasına rağmen 100.000,00 TL x %5 = 5.000,00 TL emsal kira bedeli üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle vergi ödeyecektir.

B- EMSAL KİRA BEDELİNİN HANGİ DURUMLARDA UYGULANACAĞI VE UYGULANMAYACAĞI

Emsal kira bedeli kiraya verilen mal ve haklara ait kiranın, emsal kira bedelinden düşük olması, mal ve hakların bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda uygulanacaktır.

Emsal kira bedeli esası aşağıdaki durumlarda ise uygulanmayacaktır:

– Boş kalan gayrimenkullerin muhafazası amacıyla bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda. Örneğin, bir yazlığın kışın korunması suretiyle münasip bir kısmının bekçiye hasredilerek bırakılması gibi.

– Binaların mal sahiplerinin usul, füru veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi durumunda (Usul, füru veya kardeşlerden her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnızca birisi hakkında emsal kira bedeli hesaplanmaz, kardeşler evli ise eşlerinden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz),

– Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi durumunda

– Genel bütçeye dâhil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda,

emsal kira bedeli uygulanamaz (GVK madde 73/2).

IX- BEYANNAME NE ZAMAN VE NEREYE VERİLECEK?

– 2012 yılı kazançlarına ilişkin beyanname 25 Mart 2013 tarihine kadar verilecektir.

– Türkiye’yi terk edenler yurtdışına çıkma tarihinden önceki 15 gün içinde vereceklerdir.

– Ölüm halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde vereceklerdir.

Beyanname, kayıtlı bulunulan vergi dairesine verilecektir. Beyanname, elden verilebileceği gibi posta ile de gönderilebilecektir. Bunun yanında 26 Sıra No’lu VUK Sirkülerine göre internet yoluyla da (elektronik beyanname) beyanda bulunmak mümkündür.

Beyanname taahhütlü olarak posta ile gönderildiğinde, postaya veriliş tarihi beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Beyanname normal (adi) posta ile gönderilirse, beyannamenin vergi dairesine ulaştığı tarih beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

252 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği açıklamaları çerçevesinde, işyeri kira gelirleri ile ilgili olarak, tevkif yolu ile kesilen vergilerin mahsubunda; mükelleflerin kendilerinden vergi tevkifatı yapan vergi sorumlularının (kiracının) adı soyadı, unvanı, vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri gösteren tabloyu yıllık beyanlarına eklemeleri gerekir.

X- BEYANNAME VERİLMEMESİ HALİNDE YAPILACAK İŞLEMLER

Kira gelirini beyan etmeyenlerden, ödemedikleri vergi, cezalı olarak alınmaktadır.  Beyanda bulunmayanlar;

– 3.000 TL’lik konut kira geliri istisnasından yararlandırılmamakta,

– Vergi dairesi, durumu tespit ettiğinde; iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesmektedir. Kira gelirini takdir komisyonu takdir etmekte, bunun üzerinden de cezası ve gecikme faizi ile birlikte vergi alınmaktadır.

XI- KİRA ÖDEMELERİNİN BANKADAN YAPILMA ZORUNLULUĞU

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliğine göre konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenler; işyerlerinde ise herhangi bir miktar ile sınırlı olmaksızın işyerini kiraya verenler ile kiracıların, kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini 01.11.2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunlu hale getirilmektedir.

Mükelleflerce her bir konut için aylık tutarı 500 TL’ nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar tebliğle getirilen zorunluluk kapsamında değildir. Öte yandan aynî olarak yapılan söz konusu ödemeler zorunluluk kapsamında değildir.

Getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, 2012 yılı için; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.200 TL’den, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 600 TL’den, bunlar dışında kalanlar hakkında 300 TL’den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir.

XII- KONUT VEYA İŞYERİ KİRA GELİRLERİNİN BEYANINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

Aşağıdaki örneklerin hesaplanmasında 2012 yılı gelir vergisi tarifesi esas alınmıştır.

2012 YILI GELİR VERGİSİ TARİFESİ
10.000  TL’ye  kadar % 15
25.000  TL’nin 10.000  TL’si için 1.500  TL, fazlası % 20
58.000  TL’nin 25.000  TL’si için 4.500  TL, fazlası % 27
58.000  TL’den fazlasının 58.000  TL’si için 13.410  TL, fazlası % 35

ÖRNEK-1: Mükellef Bayan (Z), İstanbul’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2012 takvim yılında 30.000 TL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 30.000 TL
  Vergiden İstisna Tutar 3.000 TL  
  Kalan (30.000 – 3.000) 27.000 TL
  % 25 Götürü Gider (27.000 x % 25) 6.750 TL  
  Vergiye Tabi Gelir (27.000-6.750) 20.250 TL
  Hesaplanan Gelir Vergisi
  (10.000 TL. İçin 1.500 TL)
  Kalan=10.250 TL İçin 2.050 TL)
3.550,00 TL  
  Ödenecek Gelir Vergisi 3.550,00 TL

ÖRNEK-2: Mükellef Bay (S), Bursa’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2012 yılında 25.000 TL, işyeri olarak kiraya verdiği daireden ise 33.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 6.600 TL tevkifat yapılmıştır.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Söz konusu mükellefin mesken kirası gelirinin istisna haddini aşan kısmı ile tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının toplamı (22.000+33.000) 25.000 TL’yi aştığından, mesken ve işyeri kira gelirleri birlikte beyan edilecek olup, buna ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 58.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.000 TL  
 Kalan (58.000-3.000) 55.000 TL
 % 25 Götürü Gider (55.000 x % 25) 13.750 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (55.000-13.750) 41.250 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(25.000 TL için 4.500 TL)
(Kalan= 16.250 TL için 4.387,50 TL)
8.887,50 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 6.600 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi (8.887,50-6.600).TL.  2.287,50 TL

ÖRNEK-3: Mükellef Bay (F), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2012 yılında 19.000 TL kira geliri elde etmiştir. Mükellef 2012 yılı için yaptırdığı sağlık sigortası kapsamında 3.000 TL katkı payı ödemiş ve Devlete ait bir hastaneye 20.11.2012 tarihinde 2.500 TL makbuz karşılığı bağışta bulunmuştur.

Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir. Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 19.000 TL
 Vergiden İstisna Tutar 3.000 TL  
 Kalan (19.000 TL-3.000 TL) 16.000 TL
 % 25 Götürü Gider (16.000 TL X %25) 4.000 TL  
 Safi İrat (16.000 TL – 4.000 TL) 12.000 TL
 Sağlık Sigortasına Ödenen Katkı Payı (*) 600 TL  
 Okul, Yurt ve Sağlık Tesisleri için Yap. Bağış ve Yardımlar 2.500 TL  
 Vergiye Tabi Gelir  12.000  – (600 + 2.500) 8.900 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi 1.335,00 TL
 Ödenecek Gelir Vergisi 1.335,00 TL
 * Safi iradın % 5’ini geçemeyeceği için, sağlık sigortası için ödenen katkı payı 3.000 TL yerine, 12.000 x % 5 = 600 TL olarak dikkate alınacaktır.

ÖRNEK-4: Mükellef Bayan (V), Samsun’da bulunan ve işyeri olarak kiraya verdiği mülkünden 60.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 12.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 25.000 TL’yi aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 60.000 TL
 % 25 Götürü Gider (60.000 x % 25) 15.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (60.000-15.000) 45.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(25.000 TL için 4.500 TL)
(Kalan  = 20.000 TL için 5.400 TL)
9.900,00 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 12.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Alınacak Gelir Vergisi (12.000 – 9.900) 2.100,00 TL

ÖRNEK-5: Mükellef Bay (F), işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 100.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 20.000 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 25.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 100.000 TL
 % 25 Götürü Gider (100.000 x % 25) 25.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (100.000-25.000) 75.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(58.000 TL için 13.410 TL)
(Kalan  = 17.000 TL için 5.950 TL)
19.360 TL
  Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 20.000 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Edilecek Gelir Vergisi …(19.360 – 20.000).TL. 640 TL

ÖRNEK-6: Mükellef Bay (K), kredi ile aldığı ve KONUT olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden yıllık 72.000 TL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 14.400 TL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, gerçek gider yöntemini seçmiştir.

Yıl içerisinde kredi borcu nedeniyle 15.000 faiz ödemiştir. Ayrıca 1.500 TL sigorta harcaması yapmıştır. 450.000 TL değerindeki gayrimenkulün iktisap bedelinin % 5’i oranında indirimden yararlanılacaktır.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 25.000 Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

 Gayrisafi İrat Toplamı 72.000 TL
 Gerçek Giderler
– Faiz ödemesi: 15.000 TL
– Sigorta harcaması: 1.500 TL
– İktisap bedelinin % 5’i (450.000x%5) 22.500 TL
39.000 TL  
 Vergiye Tabi Gelir (72.000-39.000) 33.000 TL
 Hesaplanan Gelir Vergisi
(25.000 TL için 4.500 TL)
(Kalan  = 8.000 TL için 2.160 TL)
6.660 TL
 Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 14.400 TL  
 Ödenecek Gelir Vergisi 0 TL
 İade Edilecek Gelir Vergisi …(14.400 – 6.660).TL. 7.740 TL  

Devamı: 2012 Yılında Elde Edilen ve 2013 Yılında Beyan Edilecek Konut ile İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Avukat, SMMM ve YMM Ofislerine Kat Maliklerinden İzin Şartı Geliyor! https://www.alomaliye.com/2012/12/19/avukat-smmm-ve-ymm-ofislerine-kat-maliklerinden-izin-sarti-geliyor/ Wed, 19 Dec 2012 15:02:26 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10515

GİRİŞ 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu kapsamında çalışan meslek mensuplarından serbest çalışanlar, diğer deyişle hiç bir yere bağlı olmaksızın faaliyetlerini kendi nam ve hesabına yürütenlerin önemli kısmı sahip oldukları ya da kiraladıkları bürolar aracılığı işlerini yürütmektedirler. Türkiye Barolar Birliği web sitesinde yer alan bilgiye […]

Devamı: Avukat, SMMM ve YMM Ofislerine Kat Maliklerinden İzin Şartı Geliyor! Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN

Balıkesir Üniversitesi

Bandırma İİBF, Maliye Bölümü

Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd.

ozgurbiyan@hotmail.com

  1. GİRİŞ

1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu kapsamında çalışan meslek mensuplarından serbest çalışanlar, diğer deyişle hiç bir yere bağlı olmaksızın faaliyetlerini kendi nam ve hesabına yürütenlerin önemli kısmı sahip oldukları ya da kiraladıkları bürolar aracılığı işlerini yürütmektedirler.

Türkiye Barolar Birliği web sitesinde yer alan bilgiye göre 31 Aralık 2011 itibariyle Türkiye’deki avukat sayısı 74.492’dir. TÜRMOB 2011 Faaliyet Raporuna göre Türkiye’de bağımsız çalışan SMMM sayısı ise 38.301’dir. Bu durum bu meslek gruplarını birlikte düşündüğümüzde onbinlerce büroya işaret etmektedir. Peki, bu bilgiler ışığında yukarıdaki meslek mensuplarını ilgilendiren konu nerede başlamaktadır?

Kat Mülkiyeti Kanununun 24. maddesinde 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu altında faaliyetlerine devam eden avukatlık büroları ve hukuk büroları ile ilgili düzenleme yapılıncaya kadar, bu meslek grubundaki mensuplar meskenlerdeki avukatlık ve hukuk büroları faaliyetlerine devam edeceklerdir. Bu süre, ilgili maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıldır. İlgili maddenin yürürlük tarihi 25.02.2011’dir. Dolayısıyla 25.02.2013 tarihine kadar ilgili meslek kanunlarında paralel düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Aynı durum 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meslek mensupları tarafından açılan bürolar hakkında da uygulanacaktır. Bu kısa çalışmada bu düzenlemenin sonuçları hakkında bilgi verilecektir.

  1. AVUKATLARIN VE SMMM-YMM’LERİN BÜRO EDİNME ZORUNLULUĞU
  2. A) Avukatlık Büroları

1136 sayılı Kanun’un[1] 43 üncü maddesi uyarınca “Her avukat, levhaya yazıldığı tarihten itibaren üç ay içinde baro bölgesinde bir büro kurmak zorundadır. Büronun niteliklerini barolar belirtir.

Bir avukatın birden fazla bürosu olamaz. Birlikte çalışan avukatlar ayrı büro edinemezler. Avukatlık ortaklığı yurt içinde şube açamaz. Milletvekilleri, milletvekilliği süresince avukatlık yapamazlar.

Bürosunu veya konutunu değiştiren avukat, yenilerinin adreslerini bir hafta içinde baroya bildirmek zorundadır”.

Avukatların birlikte veya avukatlık ortaklığı şeklinde çalışmaları başlıklı 44 üncü maddesine göre “avukatlar, meslekî çalışmalarını aynı büroda birlikte veya avukatlık ortaklığı şeklinde de yürütebilirler.

Birlikte çalışma, aynı baroya kayıtlı birden çok avukatın meslekî çalışmalarını bir büroda yürütmeleridir. Bu birlikteliğin tüzel kişiliği yoktur, yapılan iş ticarî sayılmaz.

Birlikte çalışan avukatlardan biri ya da birkaçının ad ve/veya soyadının yanında (Avukatlık Bürosu) ibaresinin kullanılması zorunludur. Karşılıklı hak ve yükümlülükler, gelir ve giderlerin paylaşılması, büro yönetimi, birlikteliğin sona ermesi birlikte çalışanlarca belirlenir ve yazılı olarak kayıtlı oldukları baroya bildirilir”.

  1. B) SMMM ve YMM Büroları

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin[2] 14. maddesi uyarınca “her meslek mensubu meslekî faaliyetine başlamadan önce bağlı olduğu oda bilgisinde iş yeri açmak zorundadır.

Büro standartları ve buna ilişkin usul ve esaslar Birlik Genel Kurulu’nda belirlenir. Açılan işyerleri bağımsız büro şeklinde olup, başka bir serbest meslek faaliyeti veya ticarethane ile içiçe olamaz. Meslekî faaliyetler aynı zamanda ev olarak kullanılan ikametgâhlarda yürütülemez. Bir meslek mensubunun birden fazla bürosu olamaz. Birlikte çalışan meslek mensupları da ayrı büro edinemezler.

Ortaklık bürosu veya şirket kurulması hâlinde de işyeri açılması mecburidir. Meslekî faaliyette bulunmayan meslek mensupları ikametgâhlarının bulunduğu bölgenin odasına kaydolurlar.

Meslek mensuplarının Türk Ticaret Kanununa göre bir meslek şirketi kurmaları hâlinde, şirket, kayıtlı olduğu odanın bulunduğu ilin sınırları içinde şube ve irtibat bürosu açamaz. Bir şirketin bir başka ilde şube açabilmesi, o ildeki ilgili meslek odasının çalışanlar listesine kayıtlı, şirketi temsil ve ilzama yetkili bir ortak görevlendirmesi hâlinde mümkündür.

İşyerini veya ikamet adresini değiştiren meslek mensupları ile bunların kurdukları ortaklık büroları ve şirketler, onbeş gün içinde yeni adreslerini bağlı oldukları odalara bildirmek zorundadırlar.

İşyeri açılışına ilişkin gerekli yoklama odalar tarafından yapılır. Vergi dairelerince mükellefiyet tesisinde oda sicil belgesi aranır. Büro edinen meslek mensupları odaya kayıt olduktan itibaren üç ay içinde Büro Tescil Belgesi almak zorundadırlar. Büro Tescil Belgeleri iki yılda bir vize ettirilir”.

III. KAT MÜLKİYETİ KAPSAMINDA YASAK FAALİYETLER

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca anagayrimenkulün, kütükte mesken, iş veya ticaret yeri olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde hastane, dispanser, klinik, poliklinik, ecza laboratuvarı gibi müesseseler kurulması mümkün değildir. Bunun yanında kat malikleri buna aykırı sözleşmeler yapması durumunda da bu sözleşmeler geçersiz sayılır. Dispanser, klinik, poliklinik niteliğinde olmayan muayenehaneler bu hükmün dışında tutulmuştur.

Anagayrimenkulün, kütükte mesken olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde sinema, tiyatro, kahvehane, gazino, pavyon, bar, kulüp, dans salonu ve emsali gibi eğlence ve toplantı yerleri ve fırın, lokanta, pastane, süthane gibi gıda ve beslenme yerleri ve imalathane, boyahane, basımevi, dükkân, galeri ve çarşı gibi yerler, ancak kat malikleri kurulunun oybirliği ile vereceği kararla açılabilir. Dolayısıyla bu tip yerlerin açılabilmesi için kat malikleri kurunun oybirliği ile karar alması şarttır. Aksi durumda sayılan faaliyetlere yönelik faaliyetler için dava açılabilir.

6111 sayılı Kanunun[3] 194. maddesi ile 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununda yapılan düzenlemelere göre 1136 sayılı Avukatlık Kanununda avukatlık büroları ve hukuk büroları ile ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meskenlerdeki avukatlık ve hukuk büroları faaliyetlerine devam edeceklerdir. Dolayısıyla yapılan değişiklik ile aslında avukatlık büroları ve hukuk büroları yasak faaliyetler kapsamına alınmış, ancak kat maliklerinin oybirliği ile karar alınmasına bağlı olarak yürütülebilir faaliyetler sınıfına dâhil edilmiştir.

Diğer yandan mesleki kanunlarda gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi için süre verilmiştir. Bu süre, ilgili hükmün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıldır. İlgili hükmün yürürlüğe giriş tarihi 25.02.2011’dir. Dolayısıyla 25.02.2013 tarihine kadar bu kanunlarda paralel düzenlemeler yapılması olasılık dâhilindedir.

Bu durum 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meslek mensupları tarafından açılan bürolar hakkında da uygulanacaktır. Bu meslek grubuna ait yasada da gerekli düzenlemelerin yapılması beklenmektedir.

Kanunlarda düzenleme yapılması belirsizliği ortadan kaldıracaksa da kesin olan şudur ki artık avukatlık büroları ile SMMM ve YMM bürolarının kütükte mesken olarak kayıt edilen bağımsız bölümlerde faaliyetlerine devam edebilmesi için kat maliklerinden izin alınması gerekecektir. Üstelik bu kararın oybirliği ile alınması da şarttır. Bu kararlar yöneticinin veya kat maliklerinden birinin istemi üzerine bütün bağımsız bölümlerin kat mülkiyeti kütüğündeki sahifelerine şerh verilir.

  1. SONUÇ

Mesleki kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin sürenin bitmesine az kaldığı şu günlerde odaların üyelerini bu konuda uyarmasında fayda bulunmaktadır. Ayrıca kütükte mesken olarak görülen yerlerde faaliyetlerine devam eden ilgili meslek mensuplarının da harekete geçmeleri, ileride yaşanabilecek olası sıkıntılarla karşılaşmamak adına menfaatlerine olacaktır.

R.G. 07.04.1969/13168.

R.G. 03.01.1990/ 20391.

R.G. 25.02.2011/27857 (Mükerrer).

Devamı: Avukat, SMMM ve YMM Ofislerine Kat Maliklerinden İzin Şartı Geliyor! Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap – 4 https://www.alomaliye.com/2011/12/01/vergi-uygulamalariyla-ilgili-10-soru-10-cevap-4/ Thu, 01 Dec 2011 14:44:36 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10512

Uygulamada karşılaşılan çeşitli hususlarla ilgili web sitemize yöneltilen sorulardan seçtiklerimizi sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Yararlı olmasını diliyoruz… SORU-1: Türkiye deki bir  dış ticaret şirketi Fransa dan aldığı bir malı Türkiye ye  hiç getirmeden doğrudan diğer bir ülkeye ihraç ederse, elde edilmiş kardan dolayı herhangi bir vergi vermesi gerekiyor mu?  Mal Türkiye ye hiç uğramadığı için, […]

Devamı: Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap – 4 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Yrd. Doç. Dr. Özgür Biyan
Balıkesir Üniversitesi
Bandırma İİBF, Maliye Bölümü
Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

Uygulamada karşılaşılan çeşitli hususlarla ilgili web sitemize yöneltilen sorulardan seçtiklerimizi sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Yararlı olmasını diliyoruz…

SORU-1: Türkiye deki bir  dış ticaret şirketi Fransa dan aldığı bir malı Türkiye ye  hiç getirmeden doğrudan diğer bir ülkeye ihraç ederse, elde edilmiş kardan dolayı herhangi bir vergi vermesi gerekiyor mu?  Mal Türkiye ye hiç uğramadığı için, Türkiye deki fatura vs. hiç bir şey kullanılmıyor sadece para transferleri Türk bankası üzerinden gerçekleşiyor?

CEVAP-1: Türkiye’de mukim bir dış ticaret firması, yabancı bir ülkeden satın aldığı bir malı Türkiye’ye getirmeksizin doğrudan başka bir ülkeye ihraç etmesi karşılığında elde ettiği gelir kurum kazancı olarak vergilendirilir ve kurumlar vergisine tabi tutulur.

Fatura vb. belge düzenlenmemesi sadece para transferlerinin Türk Bankası üzerinden gerçekleşmesi gelir elde edilmediği anlamına gelmemektedir. Firmalar arası aracılık faaliyeti gerçekleştiriyorsanız, diğer deyişle ticari bir malı/malları stoklara almadan, firmaları buluşturan bir noktada “hizmet” gerçekleştiriyorsanız, bu hizmetiniz gereği fatura düzenlemeniz gerekmektedir. Aldığınız bedelin kâr payı, hizmet veya başka suretle isimlendirilmesi durumu değiştirmez.

SORU-2: Yeni mezun bir inşaat mühendisiyim. Bir inşaat şantiyesinde taşeron bir firmada çalışmaktayım. İşverenimle aylık 1.750 TL maaş üzerinden anlaşmıştık. Firmam sigortamı asgari ücret üzerinden yatırıyor. Maaşımın da asgari ücret tutarı kadarını bankaya yatırıp, kalan miktarı elden ödüyor. Sonradan öğrendim ki aslında belirli bir mühendis sigorta miktarı varmış ve en azından bu miktar üzerinden mühendis sigortası yatırılması gerekiyormuş. İşverenimle bir sözleşme yapmadık. Yani elimde, şantiyede mühendis olarak bulunduğuma dair bir belgem yok. Sigorta evraklarındaçalışan usta ve işçilerimiz gibi görünüyorum. Bu durumla ilgili nasıl bir yol izleyebilirim?

Diğer yandan AGİ devletin benim için firmama ödediği ve firmamın da köprü vazifesi görerek bana ödediği bir para mıdır? Yani bu tutar işverenimden mi çıkıyor yoksa devletten mi? Yine bu konuyla ilgili, ücret pusulamızda net ücret = 599,21, asgari geçim indirimi = 59,74, toplam tutar da = 658,95 TL olarak görünüyor. Bankadan bana ödenen tutarı 660 TL sayarsak işverenim bana elden bugüne kadar 1.090 TL ödüyordu. Öğrenmek istediğim AGİ yi ayrıca mı almalıyım? Yani aslında almam gereken para 1.750 TL + AGİ tutarı mı olmalı? Bu konuyla ilgili son olarak; “Aile Durum Bildirimi” doldurmadım hiç. İşverenim de zaten hiç bahsini açmadı. Bu bir sıkıntı yaratır mı?

CEVAP-2: “Belirli bir mühendis sigorta miktarı varmış ve en azından bu miktar üzerinden mühendis sigortası yatırılması gerekiyormuş” demişsiniz… Doktor şu kadar, avukat bu kadar, mühendis şu kadar sigorta primi öder diye bir ayrım yoktur. Ayrım konusu yapılan işin ağırlığı ile orantılı prim hesaplamaktır. “Ağırlık”tan kasıt inşaat işinde çalıştığınızdan büroda kapalı bir yerde çalışan kişiye göre daha riskli bir işte çalışıyorsunuz demektir. Bu nedenle de sigorta primlerinizin işinizin ağırlığına göre yatırılması gerekir ki bu da % 4-5 puan kadar oynayabilir. Sizin duyduğunuz bu farktır. Bunu da bordrodaki oranlarınızla kanuni oranları karşılaştırarak anlayabilirsiniz. (internetten bu oranlara ulaşabilirsiniz).

Diğer yandan Asgari Geçim İndirimi (AGİ), ücretlilere yönelik özel vergisel bir indirimdir. İşvereniniz sizin verginizi hesaplarken medeni durumunuz, sahip olduğunuz çocuk sayısı vb bilgilere göre indirim miktarınızı hesaplar ve bunu verginizden düşer. Aylık olarak hesaplanan bu miktar kadar cebinize fazla para girmiş olur. İster asgari ücret alın ister daha fazla miktarda ücret alın, AGİ’nin miktarı asgari ücret bazında değerlendirildiğinden elinize geçen miktar değişmez. Fazla maaş da alsanız elinize geçen miktar değişmeyecektir. Bugün itibariyle sizin elinize de yaklaşık 60 TL civarında bir ekstra para geçmesi gerekir. Durum bundan ibarettir. Bordronuzda asgari ücret alıyor göründüğünüzden AGİ miktarını ücret + AGİ şeklinde aldığınız gösterilmektedir. Doğrusu da budur. Asgari ücret net 599,21 TL olduğuna göre, bu ücrete AGİ yi de ekleyince 660 TL olacaktır.

SORU-3: Evde hazırladığım defter vb. elişi tasarımlarımı internet üzerinden açacağım kendi site/blog umun üzerinden satmam durumunda Gelir Vergisi Yasa’sına göre vergi muafiyetinden faydalanabilir miyim?

CEVAP-3: GVK’nun 9. Maddesinde “vergiden muaf esnaf” olmanın şartları sayılmıştır. Söz konusu maddenin ilk fıkrasının 6. bendi uyarınca ”Evlerde kullanılan dikiş, nakış, mutfak robotu, ütü ve benzeri makine ve aletler hariç olmak üzere, muharrik kuvvet kullanmamak ve dışarıdan işçi almamak şartıyla; oturdukları evlerde imal ettikleri havlu, örtü, çarşaf, çorap, halı, kilim, dokuma mamûlleri, kırpıntı deriden üretilen mamûller, örgü, dantel, her nevi nakış işleri ve turistik eşya, hasır, sepet, süpürge, paspas, fırça, yapma çiçek, pul, payet, boncuk işleme, tığ örgü işleri, ip ve urganları, tarhana, erişte, mantı gibi ürünleri işyeri açmaksızın satanlar” vergi muafiyetinden yararlanabilirler. Ayrıca sayılan bu işleri Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerine bağlılık arz edecek şekilde yapılmaması da muafiyetten yararlanılmasında aranan şartlardan biridir. Bu genel şartları taşımanız halinde esnaf muafiyetinden yararlanabilirsiniz.  Ayrıca esnaf muaflığı şartlarını topluca taşıyanlar bu muaflıktan yararlanabilmek için ilgili esnaf odasına kayıt olmak ve durumlarını tevsik etmek suretiyle belediyeden”Esnaf Muaflığı Belgesi” almak zorundadırlar. Diğer yandan web sitesi açmanız (ya da blog) muaflıktan yararlanmanızı etkilemeyecektir.

SORU-4: Alacaklı olduğumuz bir firma mahkemeden iflas erteleme talebinde bulundu ancak erteleme kararı hakkında 5 aydır bir karar verilemiyor, dosya bilirkişide olduğundan henüz olumlu/olumsuz bir karar verilmedi. Mahkeme  “iflasın ertelenmesi talebi hakkında karar verilinceye kadar hangi sebebe dayanırsa dayansın davacı şirket hakkında yapılan icra takipleri, ihtiyati haciz veicraen muhafaza tebdirlerinindurdurulmasına” karar verdi. Dolayısıyla faturaya dayalı icra takibi de açamıyoruz. (açarsak şikayet üzerine iptal edilebilir). Şüpheli alacak karşılığı ayrılabileceğine dair kesin bir yasa maddesi ve yargı kararına ulaşamadık.  Vergi denetimi sırasında herhangi bir denetim elemanının “bu işlemin hatalı” olduğundan bahisle gecikme cezası ile vergi tahakkuku yoluna gitme olasılığını bertaraf etmek için bağlı bulundukları vergi dairesinden özelge istemeleri dışında bir çözüme de ulaşamadık. Henüz icra takibine belirtilen nedenle geçilememiş bu aşamadaki bir alacağın, alacaklı şirket muhasebe kayıtlarında şüpheli alacak karşılığı ayrılmasına ilişkin görüşünüzü paylaşabilirseniz memnun oluruz.

CEVAP-4: İflas erteleme sürecinde şüpheli alacak karşılığı ayırmak uzmanlar ve akademik çevreler tarafından genel kabul görmüş bir uygulamadır. Bu şekilde bir uygulamaya yasal bir engel de yoktur. (Gerçi bu konuda da vergi idaresinin net yorumuna ulaşmak pek mümkün değil).

İhtiyati tedbir hususunda ise şu yoruma ulaşmak mümkündür. Alacağınızın üzerine mahkeme kararı nedeniyle gidemiyor ve borçlu firma hakkında hiç bir işlem yapamıyorsanız, o halde mahkeme karar (iflas erteleme versin vermesin) verinceye kadar şüpheli kalmaya devam edecektir, hukuki olarak ortada net bir durum yoktur, müdahale edilemeyecek hükümler nedeniyle alacağımızın tahsil edilip edilmeyeceği belli değildir. Dolayısıyla VUK’nun 323. maddesinde yer alan “ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; dava … safhasında bulunan alacaklar” kategorisinde olayı yorumlayıp şüpheli alacak karşılığı ayrılabilir demek mümkündür.

SORU-5: A vergi mükellefi B’ ye gayrimenkulünü iş yeri olarak kiraya vermiştir. B ödediği kiralar üzerinden yapması gereken gelir vergisi stopajlarını yapmış ancak vergi dairesine yatırmamıştır. Vergi dairesi ödenmeyen vergileri A’dan isteyebilir mi?

CEVAP-5: VUK’nun 11. maddesine göre yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi kesmeye mecbur olanlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumludurlar. Bu sorumluluk, bunların ödedikleri vergilerden dolayı asıl mükelleflere rücu etmek hakkını kaldırmaz.

Mal alım ve satımı ve hizmet ifası dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda olanların, bu yükümlülükleri yerine getirmemeleri halinde verginin ödenmesinden,alım satıma taraf olanlar, hizmetten yararlananlar ve aralarında doğrudan veya hısımlık nedeniyle ya da sermaye, organizasyon veya yönetimine katılmak veya menfaat sağlamak suretiyle dolaylı olarak ilişkide bulunduğu tespit olunanlarmüteselsilen sorumludurlar.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere idare hukuki olarak gayrimenkulünü kiraya veren A’nın üzerine değil, kesinti yapmakla yükümlü olan B’yi takibe alarak alacağını tahsil etme yolunu izleyecektir. Kiralayan (A) kendisinden yapılan stopajlara ilişkin gerekli belgeleri talep edildiğinde ibraz etmek üzere muhafaza etmelidir.

SORU-6: Personelimize AGİ’lerini hesaplayıp her ay ödüyoruz. Ancak Haziran ayı maaşlar ile alakalı muhtasar beyanname verirken AGİ’lerin muhtasar beyannameye dahil edilmesi unutulumuş ve personele AGİ’leri verdiğimiz halde beyannamede mahsup yapılmamıştır. Bu durumda nasıl bir yol izlenmesi gerekir? Temmuz ayının beyannamesi verilirken bu kısmı mahsup yapabilir mi?

CEVAP-6: 265 Seri No’lu GVK Genel Tebliği uyarınca işverenler, her yılın Ocak ayında düzenleyecekleri asgari geçim indirimine ait bordroda, her aya ilişkin ücretliler için hesaplayacakları asgari geçim indirimi tutarını göstereceklerdir. Mevcut bilgilere göre hesaplanan yıllık asgari geçim indirimi tutarının her aya isabet eden kısmı, ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilecektir.

Ücretliye yansıtılacak tutar ücret ödemesinin yapıldığı dönemde ücret bordrosunda açılan “Asgari Geçim İndirimi” satırında gösterilecek ve işveren tarafından ilgili aya ilişkin verilecek muhtasar beyannamede tevkif suretiyle kesilen vergiler toplamından mahsup edilerek kalan tevkifat tutarı ödenecektir.

Mahsup edilecek asgari geçim indirimi, ücretlinin o aydaki ücretinden kesilen gelir vergisinden fazla olamayacaktır. Aşması halinde ise aşan kısım için herhangi bir iade uygulaması yapılmayacaktır.

Muhtasar beyanname üzerinde asgari geçim indirimi tutarının mahsup edilebilmesi için, söz konusu tutarın mutlak suretle ücretlilere ödenmiş olması gerekmektedir. Ücretlilere ödenmeyen tutarların mahsup edilmesi halinde bu tutar işverenlerce muhtasar beyanname üzerinden eksik beyan edilmiş ve ödenmemiş gelir vergisi tevkifatı olarak addolunacaktır.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere asgari geçim indirimi tutarlarının mutlak suretle ücretlilere ödenmiş olması şartıyla önceki ay gerçekleştirmediğiniz mahsup hakkınızı bir sonraki ay (Temmuz) muhtasar beyannameden mahsup yoluyla kullanmanız mümkün görünmektedir.

SORU-7: Yapım şirketi olan bir arkadaşım bir televizyon dizisi çekimleri sırasında getir götür işlerinde kullanılmak üzere bir arkadaşının aracını kullanıyor. Ancak bu araç bir şahsa ait ve herhangi bir kira ödemeden yalnızca araç yakıtının karşılanması karşılığında kullanılıyor. Çözümleyemediğim kısım şirket envanterine kayıtlı olmayan bir araca ait yakıt faturaları, sadece firma ve şahıs arasında araç plakası, kullanılacağı proje adı belirtilerek yapılan bir sözleşme olması halinde, şirket için gider gösterilebilir mi? Sözleşmede kira bedeli yazması zorunlu mudur? Herhangi bir kira bedeli ödenmeyeceğinden bir problem ortaya çıkar mı? Buradan bir arızi kazanç doğar mı? Araç yalnızca 1 aylığına kullanıldı eğer sözleşmede meblağ belirtilecek ise bunun en düşük miktarı nedir? Bunu kendimiz belirleyebiliyor muyuz?

CEVAP-7: GVK’nun 70. maddesi uyarınca motorlu araçların kiralanmasından elde edilen gelirler gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilirler. Gayrimenkul sermaye iradlarının elde edilmesinde vergi güvenlik önlemi olarak emsal kira bedeli esası uygulaması getirilmiştir. Bilinen bu uygulamalar karşısında ayrıca GVK’nun ticari kazançlar için getirilen 40. maddesinin hükümleri uyarınca firmanız ve ilgili şahıs arasında araç plakası, kullanılacağı proje adı belirtilerek yapılan bir sözleşme olması halinde, bu sözleşmeye istinaden söz konusu araç için yapılan giderler şirket için gider gösterilebilir. Diğer yandan sözleşmede kira bedelinin olmaması karşısında emsal kira bedeli esası devreye girecek ve (herhangi bir kira ödemesi sözleşmede olmasa ve fiilen yapılmasa dahi) emsal kira bedeli üzerinden hesaplama yoluna gidilmesi gerekecektir. Aracın ne kadar süre veya miktarda kullanıldığının önemi bulunmamaktadır. Sözleşmede kira bedeli taraflarca belirlenebilir ancak emsal kira bedelinden düşük tutarlarda ispat yükü mükellefin üzerindedir.

SORU-8: Merhaba, ben 4b li sağlık çalışanıyım. Üniversitede okurken lise düzeyinden KPSS’ye girip atandım (atandığımda lisans mezunuydum). Çalışmaya başladığımda intibak davası açtım ve lisanstan bitirdiğim bölüm üst öğrenim sayıldı ve maaşımı lisans mezunu olarak almaya hak kazandım. dava tarihinden itibaren olan lise mezunu olarak aldığım 13 aylık maaşımı da kurum mutemetliği lisans mezunu olarak geriye dönük hesaplayıp ödedi. ancak yeniden hesapladığı bordrolarıma baktığımda bir lisans mezununun bürüt maaşı ne ise  ve yapılan kesintiler neler ise hepsini yeniden düzenlediği, tüm kesintileri tekrar yapdığı halde  AGİ ‘yi yapmadığı tespit edilmiştir. ve dayandığı tez de “AGİ iki defa ödenmez”. peki benim maaşımı yeniden hesaplıyor olması gereken kesintileri tekrar yapıyorsa AGİ’yi de yapması gerekmez mi?

CEVAP-8: İfadenizden pozisyon değiştirmezden evvelki durumunuzda asgari geçim indirimi ödemesi aldığınız anlaşılıyor. Daha sonra kademe değiştirmeniz ve terfi etmeniz sonrası maaşınız geriye dönük yeniden hesaplanmış ve size ödenmiş. Asgari geçim indirimi ücretliler için getirilmiş ve asgari ücretin baz alınarak hesaplandığından, daha önceden aldığınız asgari geçim indirimi ödemeleri, terfi değişikliğinize paralel olarak bir etkilenme yaşamayacaktır. Diğer deyişle mutemetliğinizin ifade ettiği üzere maaşınızın artış göstermesi aldığınız asgari geçim indirimi miktarını etkilemeyecektir. Dolayısıyla yeniden bir hesaplamaya gidilmesine gerek bulunmamaktadır.

SORU-9: Serbest bölgede çalışan arge personelleri AGİ’den yararlanamıyor diye biliyorum. Peki aynı bölgede çalışan arge dışın da olan personeller agi’den yaralana bilir mi? (Yönetici Asistanı) gibi… Bununla ilgili bir kanun var mıdır? Var ise bu konu ile ilgi bilgi verebilir misiniz?

CEVAP-9: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 32’nci maddesinde yer alan açıklamalar, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesinde yer verilen hükümler çerçevesinde, ayrıca 1 Seri No.lu 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliği’nin ”Asgari Geçim İndirimi Uygulaması” başlıklı 7.1 bölümündeki açıklamalar uyarınca 01.01.2009 tarihinden itibaren Serbest Bölgelerde üretim yapan ve ürettiği ürünlerin en az % 85’ini ihraç eden mükelleflerin üretim işlerinde çalışan hizmet erbapları ”Asgari Geçim İndirimi” uygulamasından yararlanacak olup, söz konusu asgari geçim indirimi tutarlarının hizmet erbaplarına ödenmiş olması şartıyla, 1 Seri No.lu 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliği’nin ”3.4 Aylık Muhtasar Beyannamenin Verilmesi ve Tecil-Terkin Uygulaması” ile ”7.1 Asgari Geçim İndirimi Uygulaması” bölümlerinde yer alan açıklamalar uyarınca hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilecektir.

SORU-10: Sermayesinin tamamı ödenmemiş anonim şirketimiz var. Geçici ilmuhaber bastırmak istiyoruz. Sermayenin tamamını ödememize gerek var mı? Nama yazılı hisse senedi çıkartılmasında sermayenin tamamının ödenmesi şartı var diye biliyoruz fakat geçici ilmuhaber çıkartılmasında sermayenin tamamının ödenmesi şart mıdır? Bu konu hakkında yardımlarınızı rica ederim.

CEVAP-10: Bilindiği üzere TTK’nın 411. maddesinde iki tür ilmühaberden söz edilmektedir:

1- Nama yazılı hisse senetlerinin yerini tutmak üzere çıkarılan nama yazılı ilmühaberler.

2- Hamiline yazılı hisse senetlerinin yerini tutmak üzere çıkarılan nama yazılı ilmühaberler.

Ancak TTK’nın 409. maddesi yorumundan üçüncü bir ilmühaber türü olarak hamiline yazılı hisse senetlerinin yerini tutmak üzere çıkarılan hamiline yazılı ilmühaberleri saymak mümkündür

Nama yazılı hisse senetlerinin yerine nama yazılı ilmühaberlerin çıkarılabilmesi için taahhüt edilen sermayenin tamamının ödenmesine gerek yoktur. Kısmen ödenmiş olması durumunda da nama yazılı ilmühaberler çıkarılabilmektedir.

Hamiline yazılı hisse senetlerinin yerine hamiline yazılı ilmühaber çıkarılması için ise sermayenin tamamının ödenmiş olması şarttır. Kısmen ödenmesi kabul edilmemektedir.

Devamı: Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap – 4 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Asgari Geçim İndirimi (AGİ) ile İlgili 10 Soru- 10 Cevap (2011 Yılı Uygulaması) – 2 https://www.alomaliye.com/2011/03/17/asgari-gecim-indirimi-agi-ile-ilgili-10-soru-10-cevap-2011-yili-uygulamasi-2/ Thu, 17 Mar 2011 14:43:00 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10510

AGİ Soru Cevap Asgari geçim indirimi uygulaması ile ilgili web sitemize pek çok soru gelmeye devam etmektedir. Önemli bir kısmının cevaplandırıldığı bu soruları bölüm bölüm sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Konu ile ilgili her türlü sorularınızı bekliyoruz. SORU-1:  Kasım 2008 tarihinde işverenim tarafından Genel Ekonomik kriz nedeniyle işten çıkartıldım. Anlaşma imzalayarak istifa şeklinde olmuştur. Bu süre […]

Devamı: Asgari Geçim İndirimi (AGİ) ile İlgili 10 Soru- 10 Cevap (2011 Yılı Uygulaması) – 2 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

AGİ Soru Cevap

Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN
Balıkesir Üni. Bandırma İİBF, Maliye Bölümü
Mali Hukuk Öğretim Üyesi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com

Asgari geçim indirimi uygulaması ile ilgili web sitemize pek çok soru gelmeye devam etmektedir. Önemli bir kısmının cevaplandırıldığı bu soruları bölüm bölüm sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Konu ile ilgili her türlü sorularınızı bekliyoruz.

SORU-1:  Kasım 2008 tarihinde işverenim tarafından Genel Ekonomik kriz nedeniyle işten çıkartıldım. Anlaşma imzalayarak istifa şeklinde olmuştur. Bu süre zarfına kadar Asgari geçim indirimi (AGİ) adı altında ücret alıyordum. Ve o zamandan beride işsizim. Evliyim ve eşim özel bir şirkette çalışmaktadır. Bir çocuğumuz var. İşten çıkarıldığım tarihten bu yana eşim benim için asgari geçim indiriminden faydalanmadı ve halen de faydalanmıyor. Bunun için ne yapmamız gerekiyor?

CEVAP-1:  Öncelikle eşiniz çalışıyorsa zaten AGİ alıyor olması gerekir. AGİ bireysel (ücretli kişiye özel) bir vergisel düzenlemedir. Ücretli çalışan herkes AGİ ödemesini medeni durum çocuk sahibi olma vb durumuna göre almaktadır. Siz işten çıktıktan sonra eşiniz ayrıca sizin için de ilave bir % 10 oranında AGİ ödemesi alması gerekir. Çünkü çalışmayan eş için de AGİ alınmaktadır.

Dolayısıyla eğer siz işten çıktıktan sonra eşiniz (siz çalışmıyorsunuz diye) ilave AGİ almadıysa bugün için yapacak bir şey bulunmuyor.  Ancak hemen bir AGİ formu doldurup (bunu eşinizin çalıştığı işletmenin muhasebe departmanı temin edecektir) eşiniz çalıştığı yere verirse hem sizin için hem de çocuğunuz için ilave AGİ ödemesini almaya başlayacaktır. Diğer deyişle geriye dönük olarak işvereniniz açısından yapılacak bir işlem yoktur ancak form aracılığı ile bundan sonra yararlanabilirsiniz.

SORU-2: Aylık 6 gün sigortalı çalışan işçiler için asgari geçim indirimi uygulanır mı? Bordro ve muhtasar beyannamede 6 gün olarak mı uygulanır yada uygulama nasıldır?

CEVAP-2: İster ayda 30 gün ister 6 gün çalışılsın her ücretli asgari geçim indirimi uygulamasından yararlanmak durumundadır. Çalışılan gün sayısı bordroda ve muhtasar beyannamede gösterilir.

SORU-3:  Asgari Geçim İndirimi’ni işveren “maaş” olarak verebilir mi? Somut olarak ifade etmek gerekirse 900 TL brüt alıyorum. 699 TL net ediyor; ama işverenim bordroda AGİ’ni maaş olarak göstererek prosedür budur diye ısrar ediyor. Eğer öyle ise 900 TL brüt ama bunun içinde AGİ dâhil demesi gerekmiyor muydu?

CEVAP-3: Asgari geçim indirimi her ücretliye kanuni olarak yansıtılması zorunlu bir uygulamadır. Ücretlinin durumuna göre ücretine ek olarak verilmesi icap etmektedir. Her ay ücretliler için düzenlenen bordroda ücretten yapılan yasal kesintiler nasıl ki ayrıca gösteriliyorsa, asgari geçim indirimi miktarının da gösterilmesi gerekmektedir.

Siz bordronuza baktığınızda bunu ayrıca bir rakam olarak görmüyorsanız, kanunen bu ödemenin size yapılmadığı anlamına gelmektedir. Ücrete ilave olarak verilmesi, diğer deyişle ücretin içinde diyerek bordroda gösterilmemesi söz konusu olamaz. Böyle bir durumda zaten ücretli ne kadar asgari geçim indirimi aldığını göremeyeceği gibi işveren de asgari geçim indirimini ücretliye ödememiş sayılır ve ücretliye ödeme yapıp yapmadığı noktasında ispat problemi yaşar.

Dolayısıyla bordronuzu kontrol edip, bu rakamın ayrıca gösterilip gösterilmediğine bakmanız gerekmektedir. Gösteriliyorsa, asgari geçim indirimini alıyorsunuz demektir. Ancak gösterilmiyorsa resmi anlamda (yasal olarak usule uygun) almıyorsunuz demektir.


AGİ MEVZUATI İÇİN TIKLAYINIZ


SORU-4: Özel bir şirkette şoför olarak çalışmaktayım. Günde 10 saat haftada 6 gün çalışıyorum ve her ay hesabıma 675 TL, 650 TL, 645TL gibi farklı ücretler yatırılmaktadır. “Ben kaç lira maaş alıyorum” dediğimde ise asgari ücret alıyorsun diyorlar. Hiçbir resmi tatilimiz yok, hiç bir prim ek ödenek ve sosyal yardım almıyorum. Sormak istediğim asgari ücret net kaç liradır? Kaç saat çalışma zorunluluğu vardır? 4 çocuklu biri olarak kaç lira asgari geçim indirimi almam gerekir? İş yerim asgari ücretten daha az bir maaş verebilir mi? Kanunen asgari ücretli birinin kaç saat çalışma zorunluluğu vardır? Kaç saatten sonrası hangi oranda mesai ücreti ile ücretlendirilir? Ben muhasebeye asgari geçim indiriminden faydalanmak istiyorum dediğimde asgari geçim indiriminin bana yukarıda belirttiğim maaşın içinde olduğu söyleniyor. Yardımcı olursanız sevinirim.

CEVAP-4: İş Kanununa göre madde 63: Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aynı Kanun’un 41. maddesine göre de 45 saati aşan çalışma süreleri fazla mesaiye girer ve normal ücretin % 50 fazlasıyla ödeme yapılır. Diğer deyişle örneğin normal mesaide saat ücretiniz 20 TL ise fazla mesaide 30 TL’dir. Dolayısıyla Kanunlarımız çerçevesinde çalışma süreleri bu şekildedir.

Asgari geçim indirimine gelince;

Önce asgari ücrete bakalım:

ASGARİ ÜCRET VE YASAL KESİNTİLER
(01.01.2011-30.06.2011 Dönemi)
16 Yaşından Büyükler 16 Yaşından Küçükler
Brüt Ücret 796,50 TL 679,50 TL
Sigorta Primi İşçi Payı 111,51 TL 95,13 TL
İşsizlik Sigortası Primi İşçi Payı 7,97 TL 6,80 TL
Gelir Vergisi Matrahı 677,02 TL 577,57 TL
Gelir Vergisi 101,55 TL 86,64 TL
Damga Vergisi 5,26 TL 4,48 TL
Kesintiler Toplamı 226,29 TL 193,05 TL
Net Ücret 570,21 TL 486,45 TL

Gördüğünüz gibi asgari ücret  net 570 TL’dir. Asgari geçim indirimi miktarları ise şöyledir:

ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ 2011 HESAPLANMASINA İLİŞKİN TABLO

(Asgari ücret; 2011 yılı için aylık brüt 796,50 TL olarak dikkate alınmıştır)

ÜCRETLİNİN MEDENİ DURUMU AYLIK TUTAR
BEKAR 59,74
EVLİ EŞİ ÇALIŞAN 59,74
EVLİ EŞİ ÇALIŞAN           1 ÇOCUKLU 68,70
EVLİ EŞİ ÇALIŞAN           2 ÇOCUKLU 77,66
EVLİ EŞİ ÇALIŞAN           3 ÇOCUKLU 83,63
EVLİ EŞİ ÇALIŞAN           4 ÇOCUKLU 89,61
EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 71,69
EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 1 ÇOCUKLU 80,65
EVLİ EŞİ Ç ALIŞMAYAN 2 ÇOCUKLU 89,61
EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 3 ÇOCUKLU 95,58
EVLİ EŞİ ÇALIŞMAYAN 4 ÇOCUKLU 101,55

Evli ve 4 çocuklusunuz eşiniz de çalışmıyorsa 101,55 TL asgari geçim indirimi almanız gerekir.

Yani 570 TL + 102 TL = 672 TL ‘eder. Asgari ücret alıyorsanız her ay maaşınız asgari geçim indirimi ile beraber 672 TL olacaktır.

SORU-5: 2007 yılı Ekim ayında doğum yaptım ve çocuğumun sağlık karnesini (baba çalıştığı halde) kendi SGK karnem üzerinden çıkardım. 2011 Ocak ayına kadar AGİ ödemelerim çocuğa bakmakla yükümlü olarak bana ödendi ve babaya şirket tarafından herhangi bir çocuk ödemesi yapılmadı. Fakat bu tarihten sonra muhasebemden gelen bir mailde 3 senedir yanlış işlem yaptığımın ve baba çalışıyorsa çocuğun doğrudan babanın SGK karnesinde gösterilmesi gerektiği konusunda bilgi verildi ve bana ödenen AGİ hesaplamasında çocuk hesaba dâhil edilmedi. Devletin bu konuyla ilgili açıklamış olduğu herhangi bir beyanı var mıdır? Çocuğumun sigortası babasının üzerinde olmak zorunda mıdır?

CEVAP-6: Asgari geçim indirimi düzenlemelerine dair ne kanunlarda ne tebliğlerde “asgari geçim indiriminde çocuk indiriminden öncelikli baba yararlanacaktır” şeklinde ya da benzeri bir ifade yoktur.

Gelir Vergisi Kanunu 32/4 hükmüne göre;

“İndirim tutarının tespitinde mükellefin, gelirin elde edildiği tarihteki medenî hali ve aile durumu esas alınır. İndirim, yukarıdaki oranlara göre hesaplanan tutarları aşmamak kaydıyla, ücret geliri elde eden aile fertlerinden her biri için ayrı ayrı, çocuklar için eşlerden yalnızca birisinin gelirine uygulanır. Boşananlar için indirim tutarının hesabında, nafakasını sağladıkları çocuk sayısı dikkate alınır.”

Görüldüğü üzere çocuklar için eşlerden yalnızca birisi denilmektedir. Anne veya baba ya da öncelikle baba gibi bir ifade de bulunulmamıştır. Zaten böyle bir uygulamaya gidilmesine de gerek yoktur. Çünkü Maliye Bakanlığı açısından önemli olan eşlerden yalnızca birinin çocuk indiriminden yararlanmasıdır.

Hangisinin olduğunun önemi bulunmamaktadır.

Kaldı ki asgari geçim indirimi ile ilgili ayrıntılı hesaplamaları gösteren ve mükellefleri yönlendirmek ve bilgilendirmek için yayınlanan 265 Seri Nolu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nin 6 numaralı paragrafına göre;

“6.  Medeni Durum ve Eşin Gelirinin Olmadığının Tespiti

Ücretliler, medeni durumları ve çocuk sayıları ile eşinin iş ve gelir durumu hakkında Tebliğ ekinde yer alan  “Aile Durumu Bildirimi” (EK:1) ile işverenlerine bildirimde bulunacaklardır. Durumlarında herhangi bir değişiklik olması halinde (evlenme, boşanma, ölüm, doğum vb.) bu değişiklikleri işverene bir ay içerisinde bildireceklerdir. Asgari geçim indirimi oranını etkileyen değişiklikler, söz konusu değişikliğin işverene bildirildiği tarih itibariyle uygulanacak olup, eşlerin her ikisinin de ücretli olması halinde çocuklar yalnızca sosyal güvenlik yönünden tabi oldukları eşin bildirimine dahil edilecektir.”

Aynı doğrultuda burada da ifade de bulunulmuş ve eşlerden yalnızca biri (hangisi olduğu eşler tarafından tercih edilecek) çocuklar için indirimden yararlanır denilmiştir. Hatta sizin sorunuzun tam cevabı mahiyetinde bir ifade daha yazılarak “sosyal güvenlik yönünden tabi olunan eş” denilmiştir.

SORU-7: Bir kamu kurumunda maaş servisinde çalışan biriyim. Bir personelimizin çocuğu 1988 doğumlu erkek ve şu an askerde vatani hizmetini gerçekleştiriyor. Bu çalışanımız için asgari geçim indirimini hesaplarken söz konusu çocuğunu dikkate alacak mıyız?

CEVAP-7: Bahsettiğiniz olayda askerde olan kişi 88 doğumlu, yani 22 yaşındadır. Bir ücretli ancak 18 yaşından küçük çocuğu için asgari geçim indiriminden yararlanabilir. Dolayısıyla asgari geçim indirimi uygulamasında “çocuk” tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dâhil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları ifade eder. Sizin olayınızda çalışan bu çocuğundan dolayı indirimden yararlanamayacaktır.

SORU-8: Hem erkek hem de kadın çalıştığında birbirinden ayrı AGİ ödemesi alıyor mu?

CEVAP-8: AGİ her ücretlinin faydalanmaya hakkı olan ücretlilere yönelik bir uygulamadır. Dolayısıyla her iki eşin çalışması birbirlerinin bireysel anlamda AGİ’den yararlanmalarına engel değildir. Herkes öncelikle kendisi için hakkı olan (%50) orandan faydalanarak AGİ ödemesi alacaktır. Çocuk için ise eşlerden yalnız biri yararlanabilir. Çocuklar sosyal güvenlik yönünden hangi tarafa tabi ise (anne ya da baba) o taraf için çocuklar da hesaplamalarda dikkate alınacaktır.

SORU-9: Şirketimizde çalışan ve sosyal güvenlik destekleme primi kapsamına giren emekli personel bulunmaktadır. Bu personel için asgari geçim indirimi hesaplayacak mıyız?

CEVAP-9: 265 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “Uygulamanın Esasları” başlıklı 3. bölümünde; “… Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’inci maddesi kapsamında değerlendirilen ücret geliri elde edenler, örneğin sosyal güvenlik destekleme primi ödemek suretiyle çalışanlar ile kurumların yönetiminde görevli olanlar da genel hükümlere göre asgari geçim indiriminden yararlanacaklardır.” açıklamasına yer verilmiştir.

Dolayısıyla asgari geçim indirimi uygulamasından ücretleri gerçek usulde vergilendirilen gerçek kişiler yararlanabileceğinden, sosyal güvenlik destekleme primi kapsamındaki emekli personele hizmetleri karşılığı ücret ödenmesi halinde, asgari geçim indiriminden faydalanmaları mümkün bulunmaktadır.

SORU-10: TÜBİTAK Ar-Ge desteği alan ve toplam 100 personeli bulunan işletmemizde, 88 personelimiz Ar-Ge dışı faaliyetlerde, 12 personelimiz ise “Ar-Ge ve Yenilik Projesi”nde destek personeli olarak görev yapmaktadır. Ar-Ge bölümünde görev yapan 12 personelimizin 8’i tam zamanlı, 4’ü de yarım zamanlı olarak çalışmaktadır. Söz konusu personel gelir vergisi teşviğinden yararlanmaktadır. AGİ ödemesi de yapıp yapmayacağımız hususunda bilgilendirmenizi rica ederiz.

CEVAP-10: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa, 28.02.2009 tarih ve 27155 (mük.) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5838 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ile eklenen geçici 75 inci maddesinde ise; “31/12/2013 tarihine kadar, 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen Ar-Ge ve destek personelinin, bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanan gelir vergisinin; doktoralı olanlar için yüzde 90’ı, diğerleri için yüzde 80’i verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edilir. Bu süre içerisinde, anılan maddenin bu maddeye aykırı olan hükmü uygulanmaz.” denilmiştir.

Dolayısıyla söz konusu personelinizin proje ile ilgili çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, asgari geçim indirimi esasına göre bulunan tutar mahsup edildikten sonra bakiye gelir vergisinin doktoralı olan personel için %90’ının, diğerleri için %80’inin verilecek muhtasar beyanname üzerinde tahakkuk eden gelir vergisinden indirilmek suretiyle terkine konu edilmesi gerekmektedir.

Devamı: Asgari Geçim İndirimi (AGİ) ile İlgili 10 Soru- 10 Cevap (2011 Yılı Uygulaması) – 2 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru-10 Cevap – 3 https://www.alomaliye.com/2010/07/07/vergi-uygulamalariyla-ilgili-10-soru-10-cevap-3/ Wed, 07 Jul 2010 13:41:20 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10508

Uygulamada karşılaşılan çeşitli hukuki durumların başta vergisel açıdan nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda olmak üzere tarafımıza yöneltilen sorulardan seçtiklerimizi sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Yararlı olmasını diliyoruz… SORU-1: 2008 yılında aktife alınan ve 2008, 2009 yıllarında amortisman ayrılmayan demirbaşa 2010 yılı birinci geçici vergi döneminde amortisman (normal yönteme göre) ayrılabilir mi? CEVAP-1: 2008 ve 2009 yıllarında kullanmadığınız […]

Devamı: Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru-10 Cevap – 3 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN

Balıkesir Üni. Bandırma İİBF, Maliye Bölümü

Mali Hukuk Öğretim Üyesi

Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd.

ozgurbiyan@hotmail.com

Uygulamada karşılaşılan çeşitli hukuki durumların başta vergisel açıdan nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda olmak üzere tarafımıza yöneltilen sorulardan seçtiklerimizi sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Yararlı olmasını diliyoruz…

SORU-1: 2008 yılında aktife alınan ve 2008, 2009 yıllarında amortisman ayrılmayan demirbaşa 2010 yılı birinci geçici vergi döneminde amortisman (normal yönteme göre) ayrılabilir mi?

CEVAP-1: 2008 ve 2009 yıllarında kullanmadığınız amortisman miktarları için yapılacak bir işlem bulunmamaktadır. Ancak 2010 yılına düşen payı kullanabilir, ilk geçici vergide amortisman ayırabilir, bundan sonraki yılları da demirbaşın kalan ekonomik ömrüne göre dikkate alabilirsiniz.

SORU-2: Eşi emekli olmuş ve kendi memur olarak çalışan bir bayan, eşi üzerinden asgari geçim indiriminden yararlanabilir mi?

CEVAP-2: Emekli olan eşin emekli maaşı dışında ücret niteliğinde başka bir geliri olmadığı varsayımı altında, bu sorunun cevabı Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan 265 Seri No’lu GVK Genel Tebliğinde yer almaktadır.

İlgili tebliğin “6.  Medeni Durum ve Eşin Gelirinin Olmadığının Tespiti” başlığı altında yapılan açıklamaya göre “münhasıran emekli maaşı alanlar da çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş olarak kabul edilecektir”. Dolayısıyla söz konusu eş, emekli maaşı dışında ücret mahiyetinde başka bir geliri yoksa çalışmayan eş olarak kabul edilecektir. Bu durumda çalışan eşin, emekli eşi dolayısıyla da asgari geçim indiriminden  yararlanması mümkündür.

SORU-3: Kardeşinin kiraladığı evde kardeşiyle beraber ikamet eden bir danışman, iş yeri gerektirmeyen bir iş için  -mecburen bir işyeri adresi göstermesi gerektiğinden- ikametgahını iş yeri adresi olarak gösterecektir. Yani aslında ikametgahını fiilen işyeri olarak kullanmayacak, ancak kanunen –mükellefiyet oluşturmak için-  işyeri adresi için ikametgah adresini gösterecektir (faaliyet iş yeri olmaksızın yürütülebilir olduğu için). Bu durumda  yani aslında iş yeri olarak kullanılmayan, sadece ikamet için kullanılan, ancak mükellefiyet tesisi için mecburen iş adresi olarak verilmiş olan bir yerin kira ödemesi ile bu mükellefin beyanname, stopaj yapması ve muhtasar beyanname vermesi gerekir mi? Asıl kiralayan kişinin-kardeşin (aynı zamanda o da ikamet ediyor bu ikametgahta) yapması gerekenler nelerdir? Mükellefin iş yeri adresi olarak gösterdiği ikametgah kiralık olup, kontrat kardeşinin üzerinedir. Kira sözleşmesi adına olan kardeş bu kiralık daire ilgili zaten gerekli vergisel işlemleri yerine getirmektedir.

CEVAP-3: Serbest meslek kazancı sahiplerinin oturduğu evi hem konut (mesken) hem de işyeri olarak kullanması durumunda ödedikleri kiranın tamamını gider konusu yapmaları mümkündür. Elektrik, ısınma vb giderlerin ise yarısı gider olarak dikkate alınacaktır.

Kardeşinin kiraladığı bir konutu işyeri olarak gösteren bir mükellef kardeşine “kira” adı altında herhangi bir ödeme yapmayacağından bunun üzerinden stopaj hesaplanması da söz konusu değildir. Kardeşin kira için katlandığı bedelin, serbest meslek kazancı sahibi ile ilişkilendirilmemesi gerekir.

Diğer yandan bu işlemin emsal kira bedeli uygulamasına sokulması ve emsaline göre bir bedel üzerinden stopaj yapılması da söz konusu değildir. Çünkü emsal kira bedeli uygulaması GVK’nun 73/2 ve 73/3 hükmü karşısında kardeşler arasındaki işlemlerde uygulanamaz. Dolayısıyla işyeri olarak gösterilen konut üzerinden serbest meslek kazancı sahibinin kira hesaplaması ve stopaj yapması söz konusu değildir.

SORU-4: Ankara’da babamdan kalan kiralık bir evimiz var. Annem, kardeşim ve ben birlikte mülkiyet halinde ortağız. Aylık kirası 350 TL olup kiracımız bir yıl oturdu ve nisan ayında evden çıkacaktır. 2010 yılı için kira gelirine ait beyanname ve dolayısıyla vergi verecek miyiz?

CEVAP-4: Kişi başına düşen kira geliriniz 2010 yılı istisna sınırının altında kalıyor. Bu nedenle beyanname vermenize gerek bulunmamaktadır. Ancak anneniz, kardeşiniz ya da siz ticari, zirai veya mesleki kazanç elde ediyorsanız bu durumda elde ettiğiniz payınızı yıllık beyanname ile bildirmekle yükümlüsünüz.

SORU-5: Rızaen bildirilen matrah KKEG niteliğinde midir? Rızaen bildirilen matrah muhasebe kaydı nasıl yapılmalıdır?

CEVAP-5: Rızaen, yani isteğe bağlı olarak yaptığınız beyanı nazım hesaplarda izleyebilirsiniz. Ödediğiniz vergi ise KKEG olarak kabul edilecektir.

SORU-6: İşveren asgari geçim indirimini maaş olarak verebilir mi? Diğer deyişle brüt 900 TL olan ücretim, net 699 TL etmektedir. Ama işveren bordroda asgari geçim indirimini maaşın içinde göstererek prosedürün bu şekilde olduğunu ifade ediyor. Eğer öyle ise 900 TL brüt ücret içinde “asgari geçim indirimi dahil” demesi gerekmiyor muydu?

CEVAP-6: Asgari geçim indirimi her ücretliye kanuni olarak yansıtılması zorunlu bir uygulamadır. Ücretlinin durumuna göre ücretine ek olarak verilmesi icap etmektedir. Her ay ücretliler için düzenlenen bordroda ücretten yapılan yasal kesintiler nasıl ki ayrıca gösteriliyorsa, asgari geçim indirimi miktarının da gösterilmesi gerekmektedir.

Bordronuza baktığınızda bunu ayrıca bir rakam olarak görmüyorsanız, kanunen bu ödemenin size yapılmadığı anlamına gelmektedir. Ücrete ilave olarak verilmesi, diğer deyişle ücretin içinde diyerek bordroda gösterilmemesi söz konusu olamaz. Böyle bir durumda zaten ücretli ne kadar asgari geçim indirimi aldığını göremeyeceği gibi işveren de asgari geçim indirimini ücretliye ödememiş gibi kabul edileceğinden ücretliye ödeme yapıp yapmadığı noktasında ispat problemi yaşar.

Dolayısıyla bordronuzu kontrol edip, bu rakamın ayrıca gösterilip gösterilmediğine bakmanız gerekmektedir. Ayrıca gösteriliyorsa, asgari geçim indirimini alıyorsunuz demektir. Ancak gösterilmiyorsa almıyorsunuz demektir.

SORU-7: Şirketimiz gerçek kişiye ait bir arsa alımı yaptı. Arsa alımının belgelendirilmesi aşamasında, tapu işlemleri neticesindeki belgeleme yeterli midir, örneğin şirketimiz adına düzenlenen tapu senedi yeterli midir? Yoksa alımı belgelendirmek için başka bir belge düzenlememiz, örneğin gider pusulası vb gibi gerekir mi?

CEVAP-7: Söz konusu arsa alımı için tapu senedi ve banka hareketleri (dekontlar) belge düzeni açısından yeterli olacaktır. Ayrıca başka bir belgelendirme yoluna gidilmesine vergi usulü açısından gerek bulunmamaktadır.

SORU-8: Otelcilik faaliyetiyle uğraşan bir mükellef 50 yıllığına kiralamış olduğu gayrimenkulün boyasını yaptırmak için 90.000 TL tutarında boya+macun+işçilik faturası almıştır. Söz konusu boya+macun+işçilik masrafını 213 sayılı VUK’un 272. maddesinin ilk fıkrası hükmü uyarınca; “Normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, …. varlıklarının maliyet bedeline eklenir.” hükmü gereği tek seferde gider yazılması mümkün müdür? Ayrıca yapılan harcamayı “Özel Maliyet” olarak dikkate alırsak kira sözleşmesinin kalan süresinde (kalan süre 44 yıl) mi itfa etmek doğru olur yoksa kira sözleşmesinin süresi olan 50 yıldamı itfa etmek daha doğru olur?

CEVAP-8: Bahsettiğiniz husus otelcilik faaliyeti ile uğraşan mükellefiniz için kiralamış olduğu binayı genişletici veya iktisadi değerini artırıcı nitelikte görünmüyor ve bakım amaçlı yapılmış kanaatini uyandırıyor. Anlattığınız kadarı ile bu tip harcamalar normal bakım harcamaları kapsamında kabul edilmekte ve doğrudan gider yazılabilmektedir.

Olayın gerçek mahiyeti açısından iki unsura bakınız. 90.000 TL değerindeki harcama gayrimenkulü genişletici bir etki yapıyor mu? Tabi ki sadece boya badana işleri ise zaten bu kriteri sağlamaz. İkinci unsur ise iktisadi değerini artırıyor mu? Gayrimenkulün rayiç bedelinde bir artış oldu mu? Bu açıdan da olumlu yanıt veremiyorsanız söz konusu harcama VUK’nun 272. maddesindeki “normal bakım, tamir…” ifadesine girer ki bu da doğrudan gider yazılabilir. Ama özel maliyetler kapsamında da değerlendirmek isterseniz (risk almamak adına) bu durumda kira süresini baz almak şarttır ve harcama kalan kira süresi içinde itfa edilmelidir.

SORU-9: Asgari ücretle çalışan bir işçiyim. Maaşım bankaya her ay 523 TL olarak yatırılıyor, 10 gün sonra da asgari geçim indirimi 54 TL yatırılıyor. Toplam 577 TL maaş olarak almış oluyorum. Size danışmak istediğim konu, asgari geçim indirimi maaşa dahil olarak mı verilmektedir? Normalde bana asgari ücret tutarında 577 TL yatırılıp daha sonra asgari geçim indirimi 54 TL verilmesi gerekmez mi?

CEVAP-9: Asgari ücret net olarak 521.89 TL’dir. Bu bedele asgari geçim indirimini ilave ettiğimizde 56,68 TL toplam 578,57 TL elde ederiz. Yani asgari geçim indirimi dahil hak edilen tutar 578,57 TL’dir. Dolayısıyla size ödenen bedelde problem görünmüyor. Siz maaş ve asgari geçim indirimini eksiksiz alıyor görünüyorsunuz. 577 TL + 54 TL ödenmesi söz konusu değildir.

SORU-10: Bir katına sahip olduğumuz binanın dışına reklam için kiralamak istediler. Binanın ortak alanı olan bu yer için kirayı iş merkezi yönetimi alacaktır. Fakat öğrendik ki bu vergisel olarak problem yaratabilecek olaylara neden olmaktadır.

Şöyle ki; binada 84 tane bağımsız bölüm bulunmaktadır. Bunların çoğu gerçek kişi az bir kısmı da tüzel kişiliğe sahiptir. Yukarıdaki şekilde bir kiralama söz konusu olursa kira yatıracak kişiye 84 ayrı fatura mı kesilecektir? Yoksa kira yatıracak kişi stopaj yaptıktan sonra kalan kısmı 84 kişiye ayrı ayrı mı yatırması gerekmektedir? Ya da iş merkezi yönetimi mi kirayı almalıdır? Acaba vergi ziyaı olmadan ve ilerde problem yaşamamak adına ne şekilde bir yol izlenmelidir?

CEVAP-10: Bu tür durumlarda (ortak yerlerin kiraya verilmesi) elde edilen gelir doğrudan apartman yönetiminin değil, kat maliklerinin geliridir ve gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilir. Tahsilatın apartman yönetimi tarafından yapılması ya da kullanılması önem arz etmemektedir. Dolayısıyla elde edilen gelirin her bir kat maliki başına bölüştürülmesi gerekiyor. Diğer deyişle aldığınız miktarı 84’e bölmeniz gerekmektedir.

Öte yandan kiralayan şahıs ki stopajdan bahsettiğinize göre vergi mükellefi olan bir firma kiralamak istiyor, bu firma ödeme yaparken toplam bedel üzerinden stopajını yapacak (%20) ve kalan net miktarı apartman yönetiminin hesabına yatıracaktır. Daha sonra o gelir tüm kat maliklerine paylaştırılacaktır. Apartman yönetimi bu gelire istinaden de makbuz düzenleyecek ve makbuza kira geliri olarak şerh düşecektir.

Her bir kat malikinin fatura kesmesi, ödeme yapan tarafından her birinin hesabına ayrı ayrı para yatırılması diye bir husus söz konusu değildir. Yukarıdaki şekilde işlem yapılmalıdır. Bu gelirden pay alan vergi mükellefi kurumlar (şahısların zaten bir şey yapmasına gerek yok), aldıkları payları gelir olarak kaydedecektir. Stopajı ise payına düşen kısım kadarı ile vergilerinden mahsup edebilir.

Devamı: Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru-10 Cevap – 3 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap – 2 https://www.alomaliye.com/2010/03/22/vergi-uygulamalariyla-ilgili-10-soru-10-cevap-2/ Mon, 22 Mar 2010 14:28:42 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10495

VERGİ UYGULAMALARIYLA İLGİLİ 10 SORU-10 CEVAP  Uygulamada karşılaşılan çeşitli hukuki durumların vergisel açıdan nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda tarafımıza yöneltilen sorulardan seçtiklerimizi sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Yararlı olmasını diliyoruz… SORU-1: İki ailenin kurduğu 8 ortaklı bir şirkete nama yazılı hisse senedi bastırmış bulunmaktayız. Diğer ailenin mali müşaviri meslektaşımız hisse senedimizin geçersiz olduğu görüşünde… Çünkü hisse senedi […]

Devamı: Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap – 2 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Yrd. Doç. Dr. Özgür Biyan

Balıkesir Üni. Bandırma İİBF, Maliye Bölümü

Mali Hukuk Öğretim Üyesi

Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd.

ozgurbiyan@hotmail.com

VERGİ UYGULAMALARIYLA İLGİLİ 10 SORU-10 CEVAP 

Uygulamada karşılaşılan çeşitli hukuki durumların vergisel açıdan nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda tarafımıza yöneltilen sorulardan seçtiklerimizi sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Yararlı olmasını diliyoruz…

SORU-1: İki ailenin kurduğu 8 ortaklı bir şirkete nama yazılı hisse senedi bastırmış bulunmaktayız. Diğer ailenin mali müşaviri meslektaşımız hisse senedimizin geçersiz olduğu görüşünde… Çünkü hisse senedi üzerinde yönetim kurulu üyelerinin isimleri var ancak imzalar yok… Sizden bu konu hakkında görüş alabilir miyiz?

CEVAP-1: TTK’nun 413. maddesi hisse senetlerinde bulunması gereken şekil şartlarını düzenlemektedir. Söz konusu maddeye göre şirketlerin hisse senetlerinde olması gereken şartlardan biri de,  şirketin namına yetkili iki imzadır. Diğer deyişle yönetim kurulundaki iki üyenin imzası muteber olması açısından şart konulmuştur. Dolayısıyla bastırılan hisse senetlerinin yönetim kurulunuzdaki iki üye tarafından imzalanması kanuni olarak zorunluluktur.

SORU-2: Site içinde bir blokta oturmaktayım. Görevli kapıcının iş akdini tazminatlı olarak fesih edilmesi gündemdedir. Asgari ücret üzerinden brüt maaşı: 729 TL’dir. Yılda 2 brüt maaş tutarında ikramiye verilmektedir. 10 yıl 5 ay 30 günlük hizmet süresi vardır. Görevli kapıcı dairesinde kira ödemeden oturmaktadır. Yakıt+elektrik+su parası da ödememektedir. Apartman yönetimi olarak sadece aldığı brüt ücret ve ikramiyeler üzerinden çalıştığı süre esas alınmak suretiyle kıdem ve ihbar tazminatına esas ücreti hesaplayarak tazminatını ödemek istiyoruz.

Ancak gazetede okuduğumuz makale de hem konut kirasının emsal bedeli hem de yakıt+su+elektrik parası tutarlarının tazminata esas ücretin hesaplanmasında dikkate alınacağı belirtilmiştir. Biz kat malikleri olarak bu görüşe katılmıyoruz. Kapıcı dairesi apartmanımıza ait ortak yer olup yasa gereği zaten kiraya verilememektedir ve kapıcıdan da kira istenememektedir. Yasal zorunluluk nedeniyle kapıcıya tahsis edilmektedir. Yakıt+su+elektrik için ise kat maliki olarak bizler tarafından ilgili kurumlara hizmet bedelleri ödenmekte ancak kapıcıya yansıtılmamakta kendisinden bir katılım bedeli alınmamaktadır.

Sizden bu konuda bir değerlendirme yaparak nasıl hareket etmemiz gerektiği konusunda bizlere görüşlerinizi bildirmenizi rica ediyoruz. Bizler kat maliki olarak kira ve yakıt+su+elektrik parasını dikkate almadan kıdem ve ihbar tazminatını ödediğimiz takdirde ilerde kapıcı bizden dava yoluyla bahsettiğimiz konularda talepte bulunabilir mi? Bu konuda yerel mahkemelerin uygulamaları ne yöndedir.

CEVAP-2: Kat mülkiyeti açısından kapıcıya konut vermek zorunda olduğunuz ve kapıcı konutunu da kiraya vermenizin yasal olarak mümkün olmadığı konusunda haklısınız. Yakıt, su, elektrik paralarını da kapıcı adına ödüyorsunuz ve ona yansıtmıyorsunuz. Onun borçlarını yükümlenmişsiniz…

1475 sayılı İş Kanunu’nun halen yürürlükte olan 14. maddesi uyarınca ki bu madde biliyorsunuz kıdem tazminatını düzenlemektedir; kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdî ve kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur.

Dolayısıyla kanuni zorunluluk çerçevesinde sağladığınız tüm menfaatleri kıdem tazminatını hesaplarken kapıcıya yansıtmak durumundasınız. Bu düzenleme karşısında kapıcının hakkını yargı yolunda araması durumunda söz konusu menfaatlerin karşılığını alması olasılığı yüksektir. Zaten Yargıtay’da da görüş bu şekilde oluşmaya başlamıştır. Dolayısıyla apartman yönetimi ile bu hususu konuşmanızda ve ortak bir çözüm yoluna gidilmesinde fayda bulunmaktadır.

SORU-3: Bir grup şirketin muhasebesinden sorumluyum. Grup şirketleri olan holdingin kurucu şahıs ortaklarından biri kayıtlı değeri 500.000 TL tutarındaki hissesini 700.000 TL’ye grup şirkete satmış bulunmaktadır. Geçici ilmühaber karşılığında ve 2 yıldan fazla elinde tuttuğundan dolayı satan şahıs bu gelirinden dolayı diğer kazanç ve irat istisnasından yararlanmıştır. Satın alan şirket hissesini satın aldığı kişinin ortak olduğu şirkete kayıtlı değer üzerinden yeni ortak olmuştur. Söz konusu şirketin muhasebe kaydı nasıl olmalıdır? Aşağıda düşündüğümüz kaydımız doğru mudur?

Hisse satışı yapılan şirketin kaydı

……………………………………10.10.2009………………………………….

500 sermaye  hisse satan şahıs                        500.000

          500 sermaye yeni ortak hisse satın alan (şirket)        500.000

                        hisse satışı yapan şirketin kaydı

…………………………………………………………………………………….

Hisseyi alan iştirakcı şirketteki kayıtlar

…………………………………….10.10.2009…………………………………

242 iştirakler                                                   500.000

         243 iştirakler taahhüt hesabı                                    500.000

                                     iştirak kaydı

……………………………………..10.10.2009……………………………….

243 iştirakler taahhüt hesabı                            500.000

655 menkul kıymet satış  zararı                        200.000

         102 a bankası                                                       700.000

……………………………………………………………………………………

CEVAP-3: Bildiğiniz üzere işletmelerin, diğer işletmelerde ortaklık sağlamak amacıyla yaptıkları sermaye yatırımları “iştirakler hesabı”nda izlenmektedir. Ancak sağladığı oy ve yönetime katılım hakkı % 50 oranından fazla olan iştiraklerin sermaye payları “bağlı ortaklıklar hesabı”nda izlenmektedir.

İştirak yatırımlarıyla ilgili ilk muhasebe kayıtları, iştirak paylarının maliyet değeri üzerinden yapılmaktadır. İştirak, sermaye taahhüdüyle gerçekleştirilirse taahhüt edilen sermaye tutarı “243. İştirakler Sermaye Taahhütleri Hesabı”nın alacağı karşılığında “242. İştirakler Hesabı”na borç yazılmaktadır. Eğer iştirak, hisse senedi alınarak gerçekleştiriliyorsa (buna ilmühaberlerde dahil), hisse senedi alım değeriyle iştirakler hesabına borç yazılmaktadır. Hisse senetlerinin nominal değeri üzerinden de muhasebede izlenmesi gerektiğinde, nazım hesaplara kayıt yapılması da gerekebilir.

Sizin olayınızda şirket (iştirak eden), ilmühaberi sermaye taahhüdü olmaksızın doğrudan satın aldığına göre, bu şirket için bu hisselerin maliyeti 700.000 TL’dir. Dolayısıyla bu miktarın hisselerin iktisap maliyeti olarak doğrudan kayıtlara aktarılması icap eder. Bu durumda da ilgili muhasebe kaydının şu şekilde olması uygun olacaktır.

————————————/————————————–

242 İŞTİRAKLER                    700.000

                              102 BANKALAR                         700.000

————————————/————————————–

İştirak eden, yani hisseyi alan şirket için bir zarar addedilecek kalem yoktur. 655 vb bir zarar hesabında izlenmesi söz konusu olamayacaktır. Aldığı hissenin toplam maliyeti ortadadır ve bu ortak ile yapılan sözleşme ile (veya banka dekontu ile) rahatça ispatlanabilmektedir. Dolayısıyla 700.000 TL, hissenin direk maliyetidir.

Yazılı değerinin 500.000 olması durumu değiştirmez. Aradaki fark hisseyi alan şirketin değil, satan kişinin karıdır.

SORU-4: Alomaliye.com web sitesinde hisse senedi ve ilmühaberlerle ilgili yazınızı ilgiyle okuduk. Bizim A.Ş. statüsünde şirketimiz var ve bu şirketimizin hisse senedini çıkarmak istiyoruz. Zira ortaklık yapımızın da bozulmasını engellemek amacıyla hisse senetlerinin basıldıktan sonra başka ellere geçmemesini temin etmek amacıyla bu hisselerin devrinde bir kontrol bulunsun istiyoruz. Özetle, şimdiki hiçbir ortağımızın hisseler basıldıktan sonra hisselerini herhangi bir insana herhangi bir fiyattan satmamasını istiyoruz. Bunun için yönetim kurulumuzun mesela uygulayacağı bir kontrol mekanizması olabilir mi? Hisse devirlerinde istenmeyen kişilere/yatırımcılara ortaklığın satılan kısmının geçmesini nasıl engelleyebiliriz?

CEVAP-4: TTK’nun 416. maddesinde “Nama yazılı hisse senetleri, esas mukavelede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir” ifadesi yer almaktadır. Ayrıca 418. maddesi uyarınca “Yönetim kurulu ana sözleşme hükümlerine aykırı olarak yapılan hisse devirlerini pay defterine kaydetmeyebilir. (TTK. Md. 418).

Bu hükümlerden yola çıkarak uygulamada da yürütüldüğü üzere ana sözleşmeye bazı şerhler konularak kısıtlayıcı hükümler koyabilirsiniz. Örneğin; şirket ana sözleşmesinde hisse devirlerinin yalnızca doktor unvanına sahip kişilere yapılabileceği belirtilmiş olduğu halde, öğretmen unvanına sahip olan birine yapılan hisse devrini sınırlayabilir, yönetim kurulu pay defterine kaydetmeyebilirsiniz. Avukatlarınızla görüşmenizde fayda var. Sınırlamaların da belli hukuki kurallar çerçevesinde olması gerekiyor.

SORU-5: Tarafımıza bağlı olduğumuz vergi dairesi tarafından ödeme emri tebliğ edildi. Ödeme emrine karşı itiraz hakkımız var mıdır? Dava yoluna gidebilir miyiz? Ödeme emri öncesi tarhiyata itiraz edemedik. En azından ödeme emrine itiraz etme hakkımızın olup olmadığını bilmek istiyoruz.

CEVAP-5: Ödeme emrine karşı dava açmanız mümkündür. Ödeme emri tarafınıza tebliğ edildikten sonra 7 gün içinde dava açabilirsiniz (6183 sayılı Kanun, m.58). Genel olarak bu aşamada 3 şekilde itiraz söz konusu olabilir. Birincisi benim böyle bir borcum yoktur diyebilirsiniz. İkincisi bu borç zamanaşımına uğramıştır diyebilirsiniz ya da üçüncüsü kısmen ödedim bu borcu da diyebilirsiniz. Ancak vergi borcunun baştan sona oluşumuna göre çok farklı nedenlerden de itiraz etmeniz mümkündür. Avukatınız ve mali müşavirinizle görüştükten sonra hareket ederek itiraz noktalarını ayrıntılı analiz etmenizde fayda var. Olayın baştan sona bilinmesi gerekiyor.

SORU-6: SMMM olarak çalışmaktayım. Eksik ve yetersiz düzenlemelerle çıkmış olan ve aradan iki yıl geçmiş olmasına rağmen, işveren ile çalışan arasında halen tartışma konusu yaratan Asgari Geçim İndirimi ile ilgili sıkıntılarımız var.

Bildiğiniz üzere asgari ücretin neredeyse iki kat üzerinde ücret alıp asgari ücretten kayıtlara alınan, vergi ve sigorta primi asgari ücretten işlem yapılan çalışanlara işverenlerce ayrıca aile durumuna göre asgari geçim indirimi ödemesi gerekir mi? Bir iki cümleyle de olsa cevap verirseniz ben ve benim gibi meslektaşlarımı bilgilendirmiş olursunuz.

CEVAP-6: Asgari geçim indiriminin teknik anlamda baştan beri hatalı olarak uygulanmaya çalışıldığı 2007 yılından bu yana konunun uzmanları ve akademisyenler tarafından pek çok platformda dile getirilmiştir. Mevcut uygulamanın işçi ile işveren arasında net bir biçimde yürütülmesinde sıkıntılar olacağı baştan beri belliydi.

Ancak uyarılar dikkate alınmadı.

Ücretlilerin net ücret üzerinden gösterilmemesi ayrı bir sorundur. Ancak nasıl olursa olsun her ücretli kanunen asgari geçim indiriminden yararlanmak durumundadır. Bu bağlamda da aile bildirim formlarının doldurulması ve hesaplanan indirim miktarının ücretliye yansıtılması gerekmektedir.

Diğer yandan olması gereken bir çalışan ne ücret alıyorsa bunu resmi olarak kayıtlara intikal ettirmektir. Doğru olan budur. Meslek mensupları bu konuda mükellefleri uyarmalı, doğru bir işlem yapılmadığı dile getirmelidir. Bu husus sadece hukuki bir sorun değildir aynı zamanda sosyolojik ve etik bir sorundur.

SORU-7: Kira geliri elde ediyorum. Gelir vergisinden mahsup edilebilecek olan indirimlerin yer aldığı GVK m.89’da, ana başlıklarıyla 1- BES ve diğer sigorta primleri, 2- Eğitim ve Sağlık harcamaları, 3- Bağışlar olarak belirtilmiştir.

1 ve 2 kalemlerdeki maksimum sınırlama beyan edilen gelirin 10% u mudur yoksa safi iradin 10% u mudur ? (yani 2.600-TL istisna ve 25% götürü gider sonrası). GVK Madde.89, 1.ve 2. Bentlerinde “Beyan Edilen Gelir” olarak belirtilmiştir. Ancak ifade açık değildir.

CEVAP-7: Söz konusu giderlerini indirim konusu yaparken “safi irad” dikkate alınacaktır. Yani istisna rakamını ve gider rakamını düşeceksiniz (belirttiğiniz gibi) sonra safi iradı bulmuş olacaksınız ki bunun % 10’unu dikkate alacaksınız.

SORU-8: İşyerimizin bulunduğu binada park yeri sorunu bulunmaktadır. Binamızda 9 daire ve 9 araçlık otopark bulunmaktadır. Bazı daire sahipleri birden fazla araç otoparka park etmektedirler. Biz de ikinci bir aracımızı park etmek istiyoruz. Ancak itiraz ediyorlar. Birden fazla araç park edemezsiniz diyorlar. Birden fazla araç park eden işyerleri kendi ikinci ve üçüncü araçları için diğer işyeri sahiplerine aylık kira vererek onların araç park yerlerini kiraladıklarını söylüyorlar. Sizden istirhamımız şu, bir işyeri sahibi kendi aracına ait işyerinde bulunan otopark yerini bir diğer işyerine kiraya verebilir mi?

CEVAP-8: Otoparklar ortak kullanım alanlarıdır. Ortak kullanım alanında benim yerim şurası deyip kiraya vermek mümkün değildir. Herkesin müştereken hakkı olan yerlerdir. Dolayısıyla böyle bir şeyin mümkün olabilmesi söz konusu olamaz.

Diğer yandan otoparkın kiraya verilmesi hususu bulunduğunuz apartman/site yönetiminin ortak karar alması gereken konulardan biridir. Bu da genel kurul toplantısında gündeme getirilir ve 4/5 çoğunluk sağlanırsa kiraya verilmesi söz konusu olabilir. Bu durumda dahi elde edilen gelir tüm apartman yönetiminin geliridir.

Özetle apartman yönetiminin, kısacası tüm sakinlerin hakkı olan yerlerin bireysel olarak kiraya verilmesi hukuken mümkün olamaz. Benim dükkânımın önüdür demek de mümkün değildir. Olması gereken otopark alanı genişletilebiliyorsa genişletmek yoksa hemen olağanüstü bir toplantı ayarlayıp olayı çözüme kavuşturmaktır.

SORU-9: Özel bir şirkette 890.-tl net maaşla çalışmaktayım. Bordrom maaşıma göre yapılmaktadır. İşyerimiz teşvik yasasından faydalanmaktadır ve toplam 10 kişi sigortalıdır. Bu bilgilerime göre:

Soru 1: Evli ve eşim çalışmıyor + 1 çocuk var. Maaşım yüksek olmasından ve bordroda tam maaş görünmesinden dolayı işverenin AGİ hakkımı vermeme gibi bir kanuni hakkı var mıdır veya benim haklarım nelerdir.

Soru 2: Kendi isteğimle işi bırakmış olsam kıdem tazminatından faydalanma hakkım var mıdır ve işsizlik parası alabilir miyim?

CEVAP-9: 1: İşvereninizin böyle bir hakkı bulunmamaktadır. AGİ’yi tam olarak size vermesi gerekir. GVK’nun 32. maddesine göre bunu yansıtmak durumundadır. Maaşınızın yüksek olması ile AGİ olayının bir ilgisi yoktur. İster 900 alın ister 9.000 ne hak ediyorsanız bunu almanız gerekir.

2: Kendi isteğinizle işten ayrılırsanız kıdem tazminatınızı alamazsınız. Kural olarak tazminat istemeniz için işten çıkarılmanız gerekir, yani işverenin geçerli bir sebebe dayanmaksızın sizi işten çıkarması gerekir. Eğer haklı bir nedeniniz yoksa siz ayıldığınız sürece tazminat isteyemezsiniz. Haklı neden hususu ise ayrıca belirtilmesi ve değerlendirilmesi gereken bir konudur.

SORU-10: 2009 yılı Ağustos başında sahip olduğum konutu kiraya verdim. Ağustos ayından bu yana elde ettiğim rakam 2.000 TL’dir. Beyanname vermem gerekir mi?

CEVAP-10: 2009 yılı dönemi içinde kiralamadan elde ettiğiniz gelir konut istisna rakamının altında kaldığından beyanname vermenize gerek bulunmamaktadır.

Devamı: Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap – 2 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Banka Aracılığı ile Ödeme Yapılması “Sahte Fatura Kullanma” Suçlamasına Karşı Bir Önlem Olabilir mi? https://www.alomaliye.com/2009/12/14/banka-araciligi-ile-odeme-yapilmasi-sahte-fatura-kullanma-suclamasina-karsi-bir-onlem-olabilir-mi/ Mon, 14 Dec 2009 14:26:10 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10490

Banka Aracılığı ile Ödeme Sahte Fatura I- GİRİŞ Bilindiği üzere gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde varmış gibi düzenlenen belge sahte belge (naylon fatura) olarak nitelendirilmektedir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı yansıtan belge ise muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olarak değerlendirilecektir (VUK m.359/a-2). […]

Devamı: Banka Aracılığı ile Ödeme Yapılması “Sahte Fatura Kullanma” Suçlamasına Karşı Bir Önlem Olabilir mi? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Banka Aracılığı ile Ödeme Sahte Fatura

Yrd. Doç. Dr. Özgür BİYAN
Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd
ozgurbiyan@hotmail.com

I- GİRİŞ

Bilindiği üzere gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde varmış gibi düzenlenen belge sahte belge (naylon fatura) olarak nitelendirilmektedir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı yansıtan belge ise muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olarak değerlendirilecektir (VUK m.359/a-2).

Ticari hayat içerisinde olup da sahte belge (naylon fatura) kullanımı riski ile karşılaşmayacak mükellef sayısı çok azdır. Kayıtdışı ekonominin ciddi boyutlarda olduğu ülkemizde her an bir sahte belge kullanımı ile suçlanabilmek olasılığı yüksektir ve bu nedenle “kara listelere” (KODLARA) giren tedarikçiler nedeniyle problemler yaşanabilmektedir. Hal böyle olunca da sahte belge kullanımı suçlaması ile karşılaşmamak adına gerek mükellefler gerekse konunun uzmanları arayışlara girmişler, ihtilaflı olaylarda savunmalarını desteklemek üzere sağlam delillere ve karinelere ihtiyaç duymuşlardır.

Bunlardan birisi de uygulamada yaygın bir şekilde kabul edildiği üzere “banka aracılığı ile ödeme” yapılmasıdır. Diğer bir deyişle uygulamada banka aracılığı ile ödeme yapıldığında, sahte fatura kullanımı suçlamasının bertaraf edilebileceği, banka ile ödeme yapıldığında yapılan işlemin gerçek olduğu, yapılan işlemin fiili olarak gerçekleştiğine karine teşkil ettiği inancı hâkimdir. Dolayısıyla sahte olduğu ileri sürülen faturanın bedelinin çek veya banka gibi bir ödeme aracı ile yapılmış olması halinde faturanın sahteliğinden söz edilip edilemeyeceği sorunu da gündeme gelmektedir. Bu çalışmada bu düşüncenin yerindeliği ve haklılık payı irdelenmeye çalışılacaktır.

II- MALİYE İDARESİNİN KONUYA YAKLAŞIMI

Maliye İdaresi sahte fatura ve banka kanalı ile ödeme ilişkisi konusunda usule yönelik doğrudan yorum mahiyetinde bir açıklama, tebliğ vb. düzenleme yapmamıştır. Ancak uygulamaya ciddi olarak yön veren bazı hususlarda yönlendirmeler yapmıştır.

Maliye Bakanlığı banka aracılığı ile yapılan ödemelerde özellikle KDV açısından alıcının sorumluluğunun kalmayacağını kabul etmiştir. 84 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nin[1] “Müteselsil Sorumluluk/İşleme Doğrudan Taraf Olanlar” başlıklı (III/1.1.) bölümünde; mal veya hizmet alım satımında satıcının katma değer vergisini Hazine’ye intikal ettirmediğinin tespit edilmesi halinde bu satıcı tarafından doğrudan mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen mükelleflerin, işlem bedeli üzerinden hesaplanan vergi ile sınırlı olmak üzere, Hazine’ye intikal etmeyen vergiden aynı Tebliğ’in (III/2) bölümünde belirtilen usul ve esaslara göre satıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğu ifade edilmiştir.

Aynı Tebliğ’de; “Ancak, alıcılar katma değer vergisi dahil işlem bedelini;

– 4389 sayılı Bankalar Kanunu hükümlerine göre faaliyette bulunan banka veya özel finans kurumları vasıtasıyla ödemeleri, banka veya özel finans kurumuna yapılacak ödeme sırasında düzenlenecek belgede satıcının (veya adına hareket edenlerin) adı soyadı (tüzel kişilerde unvanı) ile banka veya özel finans kurumundaki hesap numarasını ve vergi kimlik numarasını doğru olarak yazdırmaları,

– Ödemenin çekle yapılmış olması halinde Türk Ticaret Kanunu’nun 697. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasına uygun olarak çek düzenlemeleri ve lehine çek keşide edilenin vergi kimlik numarasını yazmaları” halinde müteselsil sorumluluk uygulaması ile muhatap tutulmayacakları da açıklanmıştır.

Maliye İdaresi’nin yaklaşımı bu şekilde olunca verilen özelgelerde de aynı yönlendirme devam etmiştir.

Örneğin bir özelgede “… Ltd Şti.’nin aynı dönem indirilecek KDV’nin %5’ini veya … Ltd.Şti.’nin iade talebinin %5’ini aşmaması halinde genel esaslara göre, aşması halinde ise bu alıma isabet eden KDV’nin 4 katı tutarında teminat gösterilmesi veya iadeden tenzil edilmesi veya YMM tarafından … Ltd.Şti.’nin … Ltd. Şti.’den olan alımlarının gerçek olduğunun, mal bedelinin 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin müteselsil sorumlulukla ilgili bölümünde açıklanan şartlara uygun olarak ödendiğinin (doğrudan alıcı firma tarafından düzenlenmiş çekle) ve satıcı ile alıcı arasında muvazaaya dayanan bir işlem veya bir menfaat sağlayan doğrudan veya dolaylı bir ilişkinin bulunmadığının tevsik edilmesi ve tereddüt edilecek başkaca bir husus da bulunmaması halinde KDV iade işleminin YMM raporuna istinaden yapılması mümkün bulunmaktadır” şeklinde görüş verilmiştir.

Bu düzenleme sonucunda “bankadan ödeme yapılması”, KDV’de sorumluluk uygulamasından kaçınabilmenin yolu olarak gösterilmiştir. Uygulamada gözlemlediğimiz kadarı ile bu durum sahte belge kullanma suçlamasından kurtulmak için temel unsur olarak addedilmiş ve yaygınlaşmıştır.

Ayrıca bu düşünceyi destekleyen bir diğer düzenleme de belli miktarda yapılan ödemelerin banka kanalı, özel finans kurumları ve PTT aracılığı ile yapılması konusunda getirilen düzenlemedir. 332 Seri No.lu VUK Genel Tebliği[2] ile 8.000 TL’yi aşan ödemeler söz konusu kurumlar aracılığı ile yapılmak durumundadır. Bu uygulamanın kayıt dışı ekonomi açısından katkıları açık olmakla birlikte yukarıdaki düzenlemeyle birlikte yüksek miktardaki ödemelerin banka vb. kanal kullanılmadan gerçekleştirilmesi hayatın olağan akışına aykırı kabul edilmiş ve haklı olarak buna aykırı işlemler itibar görmemiştir[3].

III- YARGI KARARLARINDA BANKA ÖDEMESİ

Danıştay sahte fatura düzenlemenin amacının dönem karının gizlenmesi ve kayıtdışı işlem yaparak vergisiz kazanç elde etmek[4] olduğunu kabul etmiştir. Diğer yandan Danıştay kararlarına bakıldığında sahte belge suçlaması ile bir mükellefin itham edilmesi için “derinlemesine bir araştırma” yapılması gerektiğinin içtihatlarda yerleşmiş olduğu dikkat çekmektedir.

Danıştay bir kararında [5] “Mal satanın adresinde bulunamaması ve beyanname vermemesi sahte belge düzenlediği anlamına gelmez, gerçek durumun araştırılması gerekir” şeklinde hüküm vermiş, bir başka kararında [6] “Fason işçilik faturası düzenleyen şahısların, adreslerinde bulunması, muhasebecinin de fatura alınan kişinin fason işçilik yapmadığı kanaatinde olduğunu belirtmesi, bu faturanın sahte ve içeriği itibariyle yanıltıcı belge olduğunu göstermeye yeterli değildir” diyerek yüzeysel yapılan incelemenin yetersiz olduğunu vurgulamıştır.

Bir başka kararda “…incelemenin çevreden toplanan bilgi ve beyanlara göre sonuçlandırılarak yapıldığı, defter ve belge üzerinde inceleme yapmadan, kişinin ifadesine başvurmadan faturanın gerçek bir mal alım satımı ile ilgili olmadığı sonucuna varıldığı, oysa faturalarda yazılı mal bedelinin fatura düzenleyen kişiye banka havalesi ile ödendiğinin dava dilekçesindeki belgelerden anlaşıldığı, bu nedenle incelemeden maksadın ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu tespit etmek noktasından hareketle yapılan tarhiyat yersizdir”[7] hükmüne ulaşılmıştır.

Yakın tarihli bir diğer kararda [8] “…şirketin düzenlediği faturaların gerçek bir alım satıma dayanmadığı yolundaki rapora dayanılarak yapılan tarhiyata karşı açılan dava, rapordaki tespitler yeterli görülerek (vergi mahkemesi tarafından) reddedilmiştir. Ancak, bu firma ile ilgili tespitlerin alışlarına dayandırılması ve davacı tarafından ödemelerin büyük bölümünün müşteri çekleriyle veya internet üzerinden banka havalesi yoluyla yapılmış olması hususları da dikkate alındığında, davacının katma değer vergisi indiriminde kullandığı faturaların gerçek mal alışlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davacıya fatura düzenleyen firma hakkındaki raporun vergilendirme açısından yeterli bulunarak tarhiyata karşı açılan davayı reddeden mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Vergi Mahkemesinin kararının bozulmasına, oybirliği ile karar verildi” hükmüne varılmıştır. Başka bir kararda ise[9] “ödemelerini banka havalesi ile yapmayan veya çek gibi ödeme aracı kullanmayan ve faturada satış hasılatını elde edebilecek sermaye yapısı ve kapasiteye sahip olmayan mükellefin, komisyon karşılığı fatura kestiğine hükmolunması yerindedir” sonucuna ulaşılmıştır.

Yargıtay da Danıştay’ın yaklaşımına paralel olarak sahte belge suçlamasının derinlemesine yapılması gerektiğini ifade etmektedir. Konu ile ilgili bir kararda [10], “sahte olduğu iddia edilen faturaların düzenlendiği tarih itibarı ile suçun oluşabilmesi için alınan faturaların vergi yasalarına göre kullanılıp kullanılmadığı, beyannamelerde belirtilip belirtilmediği araştırılarak kullanılması halinde, faturalarda satıldığı belirtilen malzemelerin sanığın firmasına ait giriş ve stok kayıtları ile uyumlu olup olmadığı, sanığın sermaye, personel, depo, işyeri itibarı ile bu miktarda malzemeleri satıp satamayacağı, taşıma ve sevk irsaliyeleri ile bedelinin ödendiğine ilişkin ticari gerçeklere uygun banka ve kasa kayıtları ile uyumlu ödeme belgelerinin bulunup bulunmadığının araştırılması …” şeklinde içtihat etmiştir.

Danıştay ve Yargıtay kararlarında sahte belge suçlaması yapılabilmesi için öncelikle incelemenin derinlemesine yapılması gerektiği konusunda yerleşik içtihat olduğu anlaşılmakla beraber, banka kanalı ile ya da çekle ödeme kriterinin de varlığının arandığı ve buna itibar edildiği fark edilmektedir [11]. Diğer deyişle üst yargı mercilerinde banka kanalı ya da çekle ödeme yapılması, defter ve belgelerle uyumlu olunan hallerde yapılan işlemin gerçek olduğu hususunda önemli bir karine teşkil etmektedir.

IV- DEĞERLENDİRME

Sahte faturalar şekil ve görünüm itibariyle TTK ve VUK hükümlerine uygundur. Ancak esasında herhangi bir hukuki ilişki yoktur ve genelde vergi kaçırmak, kaçakçılık suçlarında esas faili cezadan kurtarmak, işlenmiş bir gümrük veya vergi kaçakçılığı fiilinin meydana çıkmamasını sağlamak ya da hayali ihracatı gerçekleştirmek amacıyla kullanılmaktadır[12]. Vergi kanunlarının uygulanmasında sahte belgelerin, herhangi bir muhasebe kaydının belgelendirilmesinde veya herhangi bir indirim veya iade hakkının elde edilmesinde ispatlayıcı belge mahiyetinde kullanılması mümkün değildir [13]. Ancak hukuki görünüm bakımından gerçek bir fatura söz konusu olduğundan sahteliği ispat edilinceye kadar gerçek faturanın hüküm ve sonuçlarını doğurmaktadır[14].

Sahte olduğu ileri sürülen faturanın bedelinin çek veya banka gibi bir ödeme aracı ile yapılmış olması halinde faturanın sahteliğinden söz edilip edilemeyeceği hususundaki özellikle sorumluluk konusu (VUK m. 11, KDVK m. 9) başta olmak üzere yaygın kanaat, ödemenin banka aracılığı ile ya da çek düzenlenmesi yoluyla gerçekleştirildiğinde faturanın sahteliğinden söz edilemeyeceği şeklindedir[15]. Yargı kararlarında da banka kanalı ile veya çek ile ödeme yapılması hususu dikkate alınan bir konudur.

Şunu kabul etmek gerekir ki alışlarının sahte belgeye dayandığı iddiası ile karşılaşan bir mükellef, ödemelerini banka aracılığı ile yapmışsa, mal tesliminin veya hizmet ifasının gerçekleştiğini defter ve belgeleriyle ortaya koyabiliyorsa (irsaliye, teslim fişi, kantar fişi vb.) yapılan işlemin gerçek olduğuna ve dolayısıyla sahte belge suçlamasının yersiz olduğuna dair güçlü bir karine elde etmiş olacaktır. Bu durumda faturanın gerçekten sahte olduğunun ispat külfeti idareye geçecektir.

Diğer bir ifadeyle bir mükellef tarafından ödemenin banka ya da finans kurumları aracılığı veya PTT kanalı ile yapılması, gerekli belgelerin düzenlenmesi ve defterlere zamanında kaydedilmesi, KDV’nin yerinde ve zamanında hesaplanması durumunda üzerine düşen görevi yapmış olacağından “ilk görünüş karinesi[16]müessesinden yararlanacaktır. Bu durumda tabir yerindeyse “topu karşı tarafa atmış” olacaktır. Sahte bir işlem yapılıp yapılmadığının ispatı yükü bu noktada idare tarafındadır[17].

Ancak ne var ki banka kanalı ile ödeme yapılması % 100 garanti veren bir karine de değildir. Sahte belge üzerine organize edilmiş işlemlerde bankadan yapılan ödeme “görünüşte” de kalabilir. Diğer deyişle organize olunmuş durumlarda sahte belge ithamından kaçınmak amacıyla bankadan karşı tarafa ödeme yapılması, daha sonra bu ödemenin yine sahibine elden verilmesi pekâlâ mümkündür.

Nitekim Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 12.04.1994 tarihli kararında; “faturanın biçimsel koşullara uygun olması, sevk irsaliyesi ve çek düzenlenmesi, borsaya tescil gibi işlemlerin faturada gösterilen emtianın gerçekten faturanın düzenleyicisi görünen kimselerden satın alındığı kanıtlamaya yeterli olmadığı, gerçeğe aykırı fatura gibi sevk irsaliyesi de düzenlenebilmesi, işlemlere gerçek görüntüsü verebilmek için anlaşmalı kişilere çekle ödeme yapılıp, paranın tekrar geri alınabileceğinin mümkün olduğu” belirtilmiştir[18].

Ancak daha önce de ifade edildiği üzere bu aşamada ispat yükü idarededir ve bu çok da kolay bir konu değildir. Sahte ve yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma fiilinin tespiti, bu işi organize edenlerin her türlü kıymet hareketinin kayıt altında olduğu ve tüm alış-satış ödemelerinin bankalar aracılığıyla yapılmakta olduğu durumlarda oldukça güç olabilmektedir. Örneğin, alıcı, satıcıya mal bedelini banka aracılığıyla göndermekte ancak, gerçekte ticari alış-veriş olmadığından bankadan satıcı tarafından çekilen para tekrar alıcıya teslim edilmekte, böylelikle söz konusu para hareketi ile gerçek bir ticari iş ilişkisinin var olduğu izlenimi verilmeye çalışılmaktadır. Bunu önlemek için banka aracılığıyla yapılan ödemelerin, mükellefin defter ve belge kayıtlarıyla da örtüşmesi, ödeme çeklerinin mükellefin ismine düzenlenmesi sağlanmalıdır. Bununla birlikte, gerek vergi inceleme elemanlarının gerekse yargı organlarınca görevlendirilen bilirkişilerin, banka hesap hareketlerinin incelenerek gerçek bir ticari iş ilişkisinin varlığının araştırılması çabaları da bankalarca eski kayıtlara ve ödeme aracı olan çeklere ulaşmanın zorluğu dikkate alındığında sağlıklı sonuçlar veremeyebilmektedir[19].

Aslında ödeme şekli ile “sahte fatura kullanma” konusu çok farklı konulardır. Bu konudaki özellikle yargı kararlarındaki açıklamalar çok da doğru olmadığı gibi hukuken de yanlış bir yönlendirme yapmaktadır. Aslolan “suç işlenip işlenmediğinin tespiti”dir. İki konuyu birbiri ile ilintili hale getirmek yanlış hükümlerin oluşmasına neden olabilecektir. Ödeme şeklini banka kanalı vb. şekilde yapan mükellefi sahte belge kullanmamıştır demek, elden ödeme yapana ise sahte belge kullanmıştır yaklaşımında bulunmak ne derece hukuka ve hakkaniyete uyar tartışmalıdır.

Dolayısıyla vergi incelemesinin derinlemesine yapılması, defter ve belgelerin yapılan işlemlerle ne kadar uyumlu olup olmadığının tespit edilmesi, düzenlenmesi gereken belgelerin (fatura, sevk irsaliyesi vb.) tanzim edilip edilmediği, tahsilatın yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi, kişiler arasında muvazaalı bir işlem olup olmadığının araştırılması, sahte belge düzenlediği ve kullandığı iddia edilen mükelleflerin karşılıklı hesaplarının, defter ve belgelerinin incelenmesi zorunluluk arz etmektedir[20]. Özellikle bir faturanın sahte olup olmadığı somut fatura üzerinde değil, faturaya yansıyan diğer eylemlerin gerçek olup olmadığının tespiti sonucuna dayanmalıdır[21].

Diğer yandan genellikle, sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen kişi ve kurumların, bir ticari faaliyette bulunabilmek için yeterli sermayeye sahip olmayan ve daha önce de başka bir ticari faaliyette bulunmayan şahıslar veya paravan olarak kurulmuş şirketler olduğu görülmektedir. Bu nedenle, şirket kuruluşu sırasında şirketin sermaye yapısının, yapılacak işin mahiyetine göre uygun olup olmadığı, işyerinin mülkiyeti, kira ise sözleşmedeki kira tutarının mevki itibarıyla miktarı, ortakların özgeçmişleri, eğitim durumları ile özellikle ticari itibarlarının araştırılması, işe başlama açısından açtırdıkları banka hesap numaralarının takip edilmesi gibi hususlar yönünden incelenmesinde yarar bulunmaktadır[22].

V- SONUÇ

“Sahte Belge” kullanımı eleştirisi ile ticari hayatta vergi mükelleflerinin karşılaşma riskinin yüksek olması ve KOD listelerine girmenin an meselesi olması konuyu “korkulu rüya” haline getirmiştir. Uygulamada vergi tekniği raporlarına istinaden bu ithamla karşılaşan mükellef sayısı azımsanmayacak sayıdadır. İhtilaflar yargıda hızla artmaktadır.

Ödeme şekli ile “sahte fatura kullanma” konusunun çok farklı konular olduğunu düşünmemizle birlikte, Danıştay’ın bazı kararlarında da banka kanalı ile ödeme yapılmasının faturanın sahte olmayacağına dair kesin bir ispat olmayacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla bir faturanın sahte olup olmadığı somut fatura üzerinde değil, faturaya yansıyan diğer eylemlerin gerçek olup olmadığının tespitine dayanmalıdır.

Diğer yandan mükellefler sahte belge kullanımı tenkidini bertaraf etmek amacıyla banka kanalı ile çek ya da PTT aracılığı ile ödeme yapmaya çalışmaları, (defter ve belge ödevine ilişkin) diğer yükümlülüklerini de eksiksiz yerine getirmeleri ispat yükümlülükleri açısından büyük önem taşımaktadır.

Dipnotlar:

[1] 23.11.2001 tarih ve 24592 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[2] 27.04.2004 tarih ve 25445 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[3] Şükrü KIZILOT-Zuhal KIZILOT, Kaçakçılık Suçları ve Naylon Fatura İhtilafları, Yaklaşım Yayıncılık, Ekim 2009, s. 539.

[4] Dnş. 4. D.’nin, 21.12.1998 tarih ve E: 1987/5690, K: 1988/5021 sayılı kararı, Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler (Muktezalar), Cilt: 2, Yaklaşım Yayınları, Ankara, 1994, s. 2709.

[5] Dnş. 7. D.’nin, 12.03.2007 tarih ve E: 1989/8222 sayılı kararı, M. Aykut KELECİOĞLU, “Sahte Faturanın Tanımı ve Faturanın Sahteliğinin İspatı-II”, Yaklaşım, Sayı: 95, Kasım 2000, s.125.

[6] Dnş. 3. D.’nin, 06.06.1995 tarih ve E: 1994/3927, K: 1995/1755 sayılı kararı. KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler (Muktezalar), Cilt: 3, Yaklaşım Yayınları, Ankara, 1996, s. 1066.

[7] Dnş. 4. D.’nin, 07.11.1996 tarih ve E: 1995/4422, K: 1995/3947 sayılı kararı. KELECİOĞLU, agm, s.124.

[8] Dnş. 9.D.’nin, 15.04.2009 tarih ve E: 2008/8784, K: 2009/1974 sayılı kararı. KIZILOT-KIZILOT, age, s.445-446.

[9] Dnş. 3.D.’nin, 06.05.2008 tarih ve E: 2007/2735, K: 2008/1390 sayılı kararı, KIZILOT-KIZILOT, age, s. 456-458.

[10] Yrg. 11. CD.’nin, 16.03.2005 tarih ve E: 2004/3039, K: 2005/1171 sayılı kararı, Süheyl DONAY, Ceza Mahkemesinde Yargılanan Vergi Suçları, Beta Yayınevi, Haziran 2008, s.145.

[11] “… düzenlenen fatura veya diğer vesikaların yanıltıcı olduklarının her zaman iddia ve ispat olunabileceği, … sanığın faturalar ödendiğine dair ticari teamüle uygun kanıtlamaya yeterli banka hesapları veya kasa mevcudu ile uyumlu geçerli hiçbir belge sunmamış olması, soyut elden ödeme savunmasının kabulünün mümkün bulunmaması..10 milyon lira sermayeli şirketin düzenlediği faturaların toplamının 1.954.478.750 lira …ciroya erişmesinin mümkün olmaması, şirketin adresinde olmayıp, KDV beyanında bulunmadığı, ayrıca hayali indirilecek KDV beyanında bulunması hususları ve dosyadaki diğer belgeler ve bilgiler karşısında suçun sübutunun kabulü ile mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden…beraat kararı verilmesi yolsuzdur”. (Yrg. 11. CD.’nin, 04.07.2001 tarih ve E: 2001/7140, K: 2001/7627 sayılı kararı, DONAY, s.146-147)

[12] Sahir ERMAN, Özel Kanunlar Açısından Ticari Ceza Hukuku, Cilt: 1, Genel Kısım, İstanbul, 1992.

[13] Ercan ALPTÜRK, “Vergi Mevzuatı Kapsamında Suç Delilleri Hakkında Değerlendirmeler”, http://www.geocities.com/ceteris_paribus_tr/alpturk5.doc, (08.08.2008), s.1.

[14] Oğuz Kürşat ÜNAL, Fatura ve İspat Kuvveti, 3. bası, Asil Yayıncılık, Ankara 2003, s. 31.

[15] KIZILOT-KIZILOT, age, s. 538; KELECİOĞLU, agm, s. 124; Dursun Ali TURANLI, “Sahte ve Muhteviyatı İtibarıyla Yanıltıcı Belge (Naylon Fatura) Kullanımı Sonucu Oluşan Vergi Suçları Ve Cezaları”, Mali Çözüm, Sayı: 90, Kasım-Aralık 2008, s. 206.

[16] VUK 3/B-II hükmünde delil serbestîsi benimsenmiş, söz konusu maddede önemli bir karineye yer verilmiştir. Bu karineye göre vergi yasalarının bildirim, defter tutma ve vesikalar ile ilgili kurallarına harfiyen uyan, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren vergi mükellefi ilk görünüşün yarattığı “uygunluğa dayalı doğruluk” karinesinden yararlanacaktır. Buna “ilk görünüş karinesi” adı verilmektedir. Dolayısıyla belge düzenine uygun bulunan işlemin aksi kanıtlanmadığı sürece gerçek durumu yansıttığı kabul edilecektir. Bu karinenin doğru olmadığının ispat yükü idarededir. İlk görünüş karinesi hakkında daha fazla bilgi için bkz. Selim KANETİ, Vergi Hukuku, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Özdem Kardeşler Matbaası, İstanbul, 1986/1987; Yusuf KARAKOÇ, “Vergi Yargılaması Hukukunda Defterlerin Delil Olması”, Vergi Dünyası, Sayı: 169, Eylül 1995; Nezih ŞEKER, Hukuksal Yapısıyla Vergi İncelemesi, Beta Yayınları, İstanbul, 1994.

[17] Benzer görüşler için bkz. ÜNAL, s. 33.

[18] KELECİOĞLU, agm, s.125.

[19] Hatice YURTSEVER, “Kritik Kontrol Noktası Analiziyle Sahte Belge ve Yanıltıcı Belge Ayırımı”, Maliye Dergisi, Sayı: 156, Ocak-Haziran 2009, s.149.

[20] Uğur YİĞİT, Vergi Kaçakçılığı Suçları ve Diğer Hürriyeti Bağlayıcı Vergi Suç ve Cezaları, Beta Yayınevi, Mart, 2004, s.149-150.

[21] Bkz. Yrg. 11. C.D., T:28.11.2004, E:2003/7289, K:2004/8818 sayılı kararı. Donay, s.147.

[22] Yurtsever, s.148.

Devamı: Banka Aracılığı ile Ödeme Yapılması “Sahte Fatura Kullanma” Suçlamasına Karşı Bir Önlem Olabilir mi? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap https://www.alomaliye.com/2009/11/20/vergi-uygulamalariyla-ilgili-10-soru-10-cevap/ Fri, 20 Nov 2009 14:02:57 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10457

  VERGİ UYGULAMARIYLA İLGİLİ 10 SORU – 10 CEVAP Uygulamada karşılaşılan çeşitli hukuki durumların vergisel açıdan nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda tarafımıza yöneltilen sorulardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.  Yararlı olması dileğimle… SORU-1: Bir mükellefimiz öteden beri basit usul servis taşımacılığı yapıyor? İkinci bir taşıtı aldığı için Gelir vergisi mükellefiyetine geçti. İlk taşıtını aktife kayıt ederken KDV’ni […]

Devamı: Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Dr. Özgür Biyan

Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd

ozgurbiyan@hotmail.com

 

VERGİ UYGULAMARIYLA İLGİLİ 10 SORU – 10 CEVAP

Uygulamada karşılaşılan çeşitli hukuki durumların vergisel açıdan nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda tarafımıza yöneltilen sorulardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.  Yararlı olması dileğimle…

SORU-1: Bir mükellefimiz öteden beri basit usul servis taşımacılığı yapıyor? İkinci bir taşıtı aldığı için Gelir vergisi mükellefiyetine geçti. İlk taşıtını aktife kayıt ederken KDV’ni indirim konusu yapabilir miyiz? Bu basit usul mükellefiyetinde sahip olunan taşıt, gelir vergisi mükellefiyetine geçtikten sonra 2-3 ay içinde satacağından aktife kayıt esnasında KDV’ni indirim konusu yapabilir miyiz?

CEVAP-1: Bildiğiniz üzere Gelir Vergisi Kanunu’na göre basit usulde vergilendirilen mükellefler tarafından yapılan mal teslimi ve hizmet ifaları KDV Kanunu’nun 17/4-a maddesi gereğince KDV’den istisna bulunmaktadır. Söz konusu istisna hükmü kısmi istisna olduğundan istisna kapsamındaki işlemler nedeniyle yüklenilen KDV’lerin, Kanun’un 30/a maddesine göre indirimi mümkün bulunmamaktadır. (Bkz. 88 Seri No.lu KDV Genel Tebliği).

Yine KDV Kanunu’nun 29/1-c maddesinde, götürü veya telafi edici usulde vergiye tabi mükelleflerden gerçek usulde vergilendirmeye geçenlerin çıkarılan envantere göre hesap dönemi başındaki mallara ait fatura veya benzeri belgelerde gösterilen KDV’ni indirebilecekleri hükme bağlanmıştır. Ancak, götürü ve telafi edici usulde vergilendirme rejimleri yürürlükten kaldırılmıştır.

Kanun’un 29/1-c maddesinde “götürü ve telafi edici usul” ibaresi yer aldığı halde, götürü usul yerine ihdas edilen “basit usul” ibaresi bulunmamaktadır. Bunun nedeni ise, hatırlayacağınız üzere basit usulde vergilendirilen mükelleflere de başlangıçta KDV indirim hakkı verilmiş olmasıdır. Çünkü basit usulde vergilendirilen mükelleflerin o dönemde KDV indirim hakları bulunduğundan, bu mükelleflerin gerçek usule geçmeleri halinde KDV indirimi ile ilgili bir problem yaşamaları mümkün bulunmamaktaydı. Ancak daha sonra, KDV Kanunu’nun 17/4-a maddesinde 4842 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, 01.07.2003 tarihinden itibaren basit usulde vergilendirilen mükelleflerin teslim ve hizmetleri KDV’den istisna edilmiş, bunun bir sonucu olarak da bu mükelleflerin KDV indirim hakları ortadan kaldırılmıştır.

Bu noktada Kanun değişikliği yapılırken yukarıda ifade etmeye çalıştığımız 29/1-c maddesi metninden “götürü ve telafi edici usul” ibaresi çıkarılıp yerine “basit usul” ibaresinin eklenmesi gerekirken bu yapılmamıştır ve şu an yoruma açık bir şekilde kalmıştır.

Netice itibariyle kanaatimizce Kanun’un şu anki hükümleri çerçevesinde, basit usulden gerçek usule geçenlerin envanterinde ve stoklarında yer alan mallara ait KDV’nin indirimi ile ilgili olarak da herhangi bir sorun olmaması gerekir. Çünkü KDV’nin temel prensibi, faaliyetlere ilişkin yüklenilen KDV’nin, Kanun’da aksine bir hüküm bulunmadıkça, indirim konusu yapılmasıdır. İndirimin mantığını ise mal ve hizmetlerin satılacağı ve bir katma değer yaratılacağı hususu oluşturmaktadır. Basit usulden gerçek usule geçilmesi halinde, stoklarda yer alan mallar artık KDV’li olarak satılacak ve bir katma değer yaratılacaktır. Dolayısıyla bu malların alımı sırasında yüklenilen KDV’de indirilebilmelidir. (konu ile ilgili bir özelge de vardır.16.10.2006 tarih 2165/80396 sayılı Özelge).

Kişisel görüşümüz ve aynı yöndeki vergi idaresi görüşüne göre, basit usulden gerçek usule geçen mükelleflerin envanterinde ve stoklarında yer alan mallara ait KDV’yi indirim konusu yapmaları gerekir. Bunun için, basit usulden gerçek usule geçiş tarihi itibariyle envanterde ve stoklarda bulunan malların ilgili vergi dairesine bildirilmesi gerekmektedir.

215 Seri No.lu GVK Genel Tebliği ekinde yer alan “Götürü Usulden Basit Usule Geçen Mükellefler İçin Stok Bildirimi Ek: 4” formunu, bu beyana yönelik değişiklikler yapılarak kullanmak mümkündür.

SORU-2: Şahsım üzerine hayat sigortası yaptırdım, vefatım halinde eşimi lehtar gösterdiğimden eşime sigorta tarafından 60.000 TL ödenecek şekilde sözleşme yapıldı. Sigorta tarafından eşime ödenecek 60.000 TL’ dan veraset ve intikal vergisi veya başka bir vergi kesintisi oluyor mu? Kesinti oluyorsa ne kadar kesinti olacaktır?

CEVAP-2: Maliye İdaresi Veraset ve İntikal Vergisi 3 Nolu Sirküler aracılığı ile sizin durumunuzla ilgili olarak şu açıklamaları yapmış ve uygulamaya yön vermiştir.

Hayat sigorta poliçesine istinaden sigortalının eceli ile vefat etmesi sonucu mirasçılarına (yani eşinize) sigorta şirketince yapılan vefat tazminatı ödemelerinin, terekeye dâhil edilerek veraset ve intikal vergisine tabi tutulması gerekir.

Ferdi kaza kapsamında bulunan sigortalının kaza sonucu ölümü halinde, sigorta şirketince ödenen tazminat, sigortalının yokluğu nedeniyle yakınlarının uğrayacakları maddi zarar ve manevi ızdırabın sigorta sözleşmesine dayanılarak kısmen olsun tazmini ve telafisi amacını taşıdığından ödenecek sigorta tazminatının yukarıda belirtilen Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 2. maddesinin parantez içi hükmüne istinaden vergilendirilmemesi gerekir.

SORU-3: 3 katlı binamdan işyeri kirası olarak 3 farklı şahıstan kira alıyorum. 2’si düzenli olarak bankaya yatırıyor bu kiraların toplamı yıllık 16,700 TL’dir. Fakat bir tanesinin aylık 380 TL’den 01.04.2009’dan itibaren sözleşmesi olduğu halde sadece bir ay bankaya yatırmış ve dükkanı boşaltıp gitmiştir. Tahsil edemediğim kira geliri için beyanname vermem gerekir mi? 2009 yılı için istisna rakamı işyerleri için ne kadardır?

CEVAP-3: Şurası kesin ki işyeri olarak kiraya verdiğiniz tüm mülklerinizin ödemeleri bankadan olmak zorundadır. Bu kurala uymayı unutmayın. Özel usulsüzlük adı verilen para cezası ile muhatap olabilirsiniz.

Size ödenmeyen kira gelirlerini beyan etmenize gerek yoktur, çünkü kira gelirlerinde esas olan “tahsil”dir. Kiracınız dükkânı boşalttığına göre zaten bu konu açıktır. Diğer bir ifadeyle tahsil etmediğiniz kirayı beyan etmeniz söz konusu değildir. Tahsilât varsa gelir elde edilmiş demektir.

İstisna konusuna gelince, tüm mülklerinizden elde ettiğiniz kira gelirlerinizin brüt tutarınızın tamamını toplayın. 2009 yılı için 22.000 TL’yi geçerse beyanname vereceksiniz demektir. Geçmezse beyanname vermenize gerek yoktur. Beyanname verirseniz işyeri sahiplerinin sizin adına yatırdığı stopajları hesapladığınız verginizden düşmeyi unutmayın. Kalan miktar sizin ödemeniz gereken verginiz olacaktır. Eğer sonuç negatif çıkarsa bu durumda fazla ödediğiniz vergiyi iade dahi alabilirsiniz.

SORU-4: Geçici ilmühaber çıkartılmasında “ara dönem” den anlaşılması gereken süre ve zaman olarak nedir bu konuda bizi aydınlatabilir misiniz?

CEVAP-4: “İster hamiline ister nama yazılı olsun, hisse senedinin yerini tutmak üzere bir ara devre için çıkarılan “Geçici İlmühaberler” hisse senedinin yerini tuttuğu için pay sahipliği haklarını da içermektedir”.

Yukarıdaki cümlede geçen ara dönemden bahsediyorsanız, genel bir tabir amaçlı kullanılmış bir ifade olup, hisse senedi çıkarılana kadar olan dönem kastedilmektedir. Diğer deyişe aslında olması gereken pay sahiplerinin hisse senedine sahip olmasıdır. Ancak hisse senedi çıkarmadan evvel daha pratik ve hızlı bir yol olan ilmühaber çıkartmak mümkündür. İlmühaber ise hisse senedi çıkarılana kadar geçerli olur ki işte bu süre “ara dönem” olarak ifade edilmiştir.

SORU-5: 3 katlı 80m2 oturum alanı olan bir işyeri kiraladım. Ancak bu işyerinin giriş katını işyeri olarak kullanmak diğer 2 katı 1+1 ve 1 odalı konut tipine çevirmek istiyorum. Böyle bir plan uygulandığında;

1 adet 1+1 daire

4 adet 1 odalı yer

1 adet 1 odalı depo çıkmaktadır.

1+1 daireyi 400 TL

1 odalı yeri 250 TL kiraya verirsem nasıl bir beyanname doldurmam gerekir.

250X4=1000+400=1400 TL aylık gelir elde edeceğim bu gelirden elektirik su temizlik ve diger bakım ve arıza giderleri düşülecek diye biliyorum.

1+1 daire konut

4 oda  (pansiyon odası gibi düşünün, fakat bu odaları depo ve konaklama olarak kullanmak için kiralamak istiyorlar.)

Vergilendirmenin doğru olması açından nasıl değerlendirilmelidir?

CEVAP-5: Anlaşıldığı kadarı ile pansiyon haline getirdiğiniz 4 odayı ve konutu ama sezonluk ama günü birlik ama haftalık kiraya vererek gelir elde edeceksiniz. Konut olarak kiraya verdiğiniz yerden elde ettiğiniz gelir gayrimenkul sermaye iradı yani kira geliri olarak vergilendirilecek ancak 4 odadan ibaret yerden elde ettiğiniz gelir devamlılık arz edeceğinden ve kar amacı güttüğünden ticari kazanç olarak dikkate alınacaktır. Diğer deyişle her ne kadar kiralama adı altında odaları kiralasanız da kazanç amacı güden ve devamlılık arz edecek bu durum için mükellefiyet tesis ettirmeli ve işletme defteri tutarak başlangıç yapmanız gerekebilir.

Ancak 4 odayı (her bir odayı bağımsız düşünün) ama depo olarak ama konaklama olarak yıllık kiraya verirseniz (diğer deyişle tek bir kişi ile devamlılık arz edecek şekilde) kiralarsanız bu durumda bu odalardan elde edeceğiniz gelir de kira geliri olarak da değerlenebilir.

Tüm bunlar vereceğiniz beyannamenin şeklini de değiştirecektir. Sadece gayrimenkul sermaye iradı elde ederseniz ki 1.400 TL gelir elde edeceğinizi yazmıştınız, o zaman 1400 x 12 = 16.800 TL yıllık kira geliri beyan etmeniz gerekecektir. Bu gelirden de ya götürü usulü seçer %25 oranında bir indirim yaparsınız (genel giderleriniz için), ya da gerçek gider yöntemini seçerek her bir harcamanızı belgeleyerek konutlara ilişkin tüm masraflarınızı düşebilirsiniz (bahsettiğiniz giderler de dahil).

Kanaatimizce bu konuda bir danışman (Serbest Muhasebeci Mali Müşavir) ile görüşünüz. Durumunuzu ayrıntılı anlatınız. Veyahut bulunduğunuz yerdeki vergi dairesine gidiniz ve durumunuzu anlatarak bilgi alınız. Aksi durumda günün birinde inceleme yapılırda hani sen kira geliri elde ediyordun, ama ticari kazançmış bu deyip cezalı vergiler kesilmesin, başınız ağrımasın.

SORU-6: Özel bir işyerinde ücretli olarak çalışıyorum. İşveren aylık ücret bordrosundaki asgari geçim indirimi (AGİ) vermiyor ya da eksik veriyor ise bu durumda ne yapmalıyız? Bu ücreti işveren yerine SGK’dan ya da başka bir yerden alamaz mıyız? Birde ücret bordrosundaki imzamız asgari geçim indirimini aldığımız anlamına mı geliyor?

CEVAP-6: Uygulamada zaman zaman karşılaşılan bu durumlarda muhtemelen bordronuzda AGİ size ödeniyor görünüyordur. Bordronuzu imzalamanız ücretinizi ve AGİ ödemesini tam olarak aldığınızı göstermektedir.

AGİ vergisel bir düzenlemedir. Konunun SGK ile ilgisi olmadığından alamadığınız AGİ’yi SGK’dan ya da başka bir kurumdan almanız söz konusu değildir. AGİ’nizi almadığınızı şikâyet etme konusu ise hassas bir durumdur. Elbette ki AGİ ödemeyen işverenin hukuka uygun davranmadığı açıktır. Ancak uygulamada işinizi kaybetmeniz, işvereniniz ile aranızın bozulmasına neden olabilecek olaylar yaşamanız da mümkündür.

Bu durum bir yana şikâyet hususunun vergi dairesine ve bölge çalışma müdürlüğüne yapılması mümkündür. Diğer yandan hukuken hakkınız yendiği için haklı fesih nedeni olarak değerlendirmek ve dava açıp tazminat alarak işten ayrılmanıza kadar da gidebilecek hassas bir konudur.

SORU-7: Bir X Anonim Şirketine, Bir başka A.Ş. olan  Y A.Ş. ortaktır. Yani, X A.Ş. – Y A.Ş. nin iştirakidir. X A.Ş. 3 yıl önce kuruldu. Ve bugüne kadar Geçici İlmuhaber bastırmadı. Şimdi Y A.Ş.  –  X A.Ş. deki hisselerini satmak istiyor. Fakat İştirak hissesi satışındaki istisnalar olan

1- 2 tam yıl aktifte yer alması

2- Satış bedelini 2 yıl içinde tahsili şartı.

3- satış bedelini 5 yıl içinde özel bir fon hesabında bekletebilmesi veya sermayeye ekleye bilmesi olanağı. Olmak üzere şartları var.

Sorum 1: Biz şimdi ortaklara Hisselerine karşılık Geçici ilmühaber düzenleyerek  X A.Ş. nin  ortaklarına dağıtsak bu hisselerin iktisap tarihi ilk edinme tarihimidir? Yoksa Geçici İlmühaberlerin Dağıtıldığı tarihi midir?

Sorum 2: Y A.Ş. Geçici ilmuhaberlere bağlı hissesini elden çıkardığı vakit, İştirak hissesi satışında öngörülen şartlara yinede uymak mı gerekir?  Yani, Satış bedelinin tahsili ve şirkette bekletme şartları yinede devam eder mi?

CEVAP-7: Sorularınıza şöyle cevap vermek mümkündür.

  1. Geçici ilmühaber çıkarıldığı tarihten itibaren “iktisap” edilmiş sayılır. Yoksa daha önceki ortaklık payının edinildiği tarih dikkate alınmaz.
  2. İlmühabere bağlı olsun olmasın, kurumların iştiraklerinden elde ettikleri kazançları kanuni şartlara haiz ise (iki yıl aktifde kalma, satış bedelinin 2 yıl içinde tahsili ve fon hesabında bekletilme) iştirak kazançları istisnasından yararlanır. Bu noktada ilmühaberin tek fonksiyonu iktisap tarihinden itibaren iki yıl kriterine bağlı olmaksızın KDV açısından avantaj yaratmasıdır (m.17/4-g).

SORU-8: İşyeri için arsa alıp binayı yaptık. Arsa ve bina şirket ortağımız olan üç kişinin şahısları adına yapıldı. Biz kendi adımıza yaptırdığımız bu binayı yine üç ortaklı olan şirketimize kiraya mı vermeliyiz? Kendi şirketimize kiraya vermemiz gerekiyor ise burada tapuda görülen rakamın en az % kaçını kira bedeli olarak göstermeliyiz?

CEVAP-8: Bina mülkiyeti gerçek kişilere (yani 3 ortağa) ait olduğuna ve söz konusu bina şirket aktifinde olmadığına göre (yani envantere dahil edilmemiş) binayı şirkete kiralamalısınız.

Bu kiralamada kira miktarını emsal bedel üzerinden belirlemekte fayda var. Eğer bu bedeli sağlıklı tespit edemezseniz, binanın vergi değerinin % 5’ini yıllık emsal kira bedeli olarak dikkate alın ve ona göre aylık kira bedeli üzerinden kiralama işlemini gerçekleştirin. Vergisel açıdan en doğru işlem budur.

Bu arada kira bedeli üzerinden stopaj yapmayı (gelir vergisi kesintisi) unutmayın. Ayrıca 3 ortağın elde ettiği kira geliri brüt 22.000 TL’yi (2009 yılı için)  geçiyorsa kira bedellerini de beyan etmek durumundadır, bunu da dikkate almak gerekmektedir.

SORU-9: Portföyümüzde bulunan 31/08- 10.000 TL.  ve 30/09- 10.000 TL. vadeli senetlere ilk üç aylık dönemde reeskont uygulayabilir miyiz? Bir de portföydeki çeklere reeskont uygulaması ile ilgili bir uygulama başladı mı? Bu iki konu ile ilgili acil cevap gönderebilir misiniz lütfen?

CEVAP-9: V.U.K.’nun 280, 281 ve 285. maddeleri uyarınca geçici vergiye tabi kazancın tespitinde mükellefler isterlerse vadesi gelmemiş senede bağlı borç ve alacaklarını değerleme gününün kıymetine irca edebilirler. Geçici vergi açısından reeskont yapılmış olması müteakip geçici vergi dönemlerinde veya hesap dönemine ilişkin kazancın tespitinde reeskont işleminin yapılmasını gerektirmemektedir. Bir geçici vergi döneminde reeskont işlemi uygulayıp, bunu takip eden geçici vergi dönemlerinde veya yıllık hesap döneminde reeskont işlemi uygulanmaması imkan dahilindedir. Ancak geçici vergi döneminde alacak senetleri için reeskont işlemi uygulayanlar, borç senetleri için de reeskont işlemi uygulamak zorundadırlar. Alacak ve borçların reeskonta tabi tutulması geçici vergi açısından seçimliktir. Dolayısıyla 2009 yılı I.geçici vergi döneminde reeskont uygulamanız mümkündür.

Sorunuzun diğer kısmına gelince…

Türk Ticaret Kanunu uyarınca, çek görüldüğünde ödenmesi gereken ve buna aykırı herhangi bir kayıt varsa yazılmamış sayılan, keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmesi için ibraz edilebilen bir kıymetli evraktır. Bir başka ifade ile çek, bir senet değil bir ödeme aracıdır. Bu nedenle Vergi Usul Kanunu’nun 281. Maddesi hükmü karşısında vadeli çeklerin reeskont işlemine tabi tutulması mümkün değildir. Ancak SPK’ya tabi firmalarda sadece ilgili mevzuat açısından farklılık mevcuttur.

Konuyu 5838 sayılı kanun açısından soruyorsanız, bildiğiniz üzere söz konusu kanuna göre 2009 yılı sonuna kadar üzerinde yazılı keşide tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibraz edilmesi mümkün değildir. Bu durumda bu yıla ilişkin ileri tarihli çeklerin senet gibi işlem görüp göremeyeceği hususu yeniden tartışılmaya başlanmıştır. Şu an idarenin yaptığı herhangi bir düzenleme ya da açıklama bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu durumdaki çekler için de reeskont ayırabilirsiniz demek mümkün değildir. Lakin konunun uzmanları tarafından bu yıl için söz konusu durumdaki çekler için reeskont ayrılması gerektiği konusunda görüşler yüksek sesle ifade edilmeye başlanmıştır. Hatta kanaatimiz de bu yöndedir. Ancak mevzuata göre şu an için vadeli çeklere reeskont uygulamak mümkün değildir.

SORU-10: Site yöneticisiyim, sitemizde 48 daire mevcuttur. Ayrıca sitenin 6 blokta, 6 tane ortak dairesi var (kapıcı dairesi dahil) Beş tanesi kiradadır. Vergi dairesine beyanında bulunmalı mıyız, yoksa muaf mıyız?

CEVAP-10: Kiraya verdiğiniz daireleri konut olarak kiraya verdiğiniz anlaşılıyor. Bu durumda ortak daire derken tüm kat malikleri sahiplerinin ortak malı olduğunu varsayıyoruz. Yani kiraya verdiğiniz yerler “ortak kullanım” alanları statüsünde… Bu durumda elde edilen tüm gelirler kiraya verilenler dışındaki kalan daireler başına bölünerek hesaplanacak.

Diyelim ki 5 daireyi 600 liradan kiraya verdiniz. 1 daire boş. Kira tutarı ise 3.000 YTL aylık, 36.000 YTL de yıllık eder. 36.000 YTL yi 42 daireye bölünce, 860 YTL çıkacaktır. Bu da yıllık kira istisnasının içinde kaldığından kimsenin beyanname vermesine gerek kalmayacak. Dolayısıyla beyanname vermenize gerek yok.

Kısacası gelir tüm dairelerin ortak geliri olduğundan daire başına hesaplama yapılacak. Yoksa bir bütün halinde apartman geliri olarak beyanname vermeyeceksiniz. Her daire sahibi gayrimenkul sermaye iradı elde etmiş sayılacaktır.

Ancak kiraya verdiğiniz yerler işyeri olarak kiraya veriliyorsa ya da mülkiyeti kişilere ait ise o durumda olay farklılaşır.

Devamı: Vergi Uygulamalarıyla İlgili 10 Soru- 10 Cevap Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Transfer Fiyatlandırması Raporunuz Hazır mı? Dr. Özgür BİYAN https://www.alomaliye.com/2009/10/29/transfer-fiyatlandirmasi-raporunuz-hazir-mi/ Thu, 29 Oct 2009 13:46:39 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10443

Bilindiği üzere 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan “örtülü kazanç” müessesesi 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesi ile “Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” adı altında yeniden düzenlenmiş olup, 01.01.2007 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Öte yandan 5615 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’nun 41. maddesinde yapılan düzenlemelerle de ticari kazanç […]

Devamı: Transfer Fiyatlandırması Raporunuz Hazır mı? Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Dr. Özgür BİYAN
Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd
ozgurbiyan@hotmail.com

Bilindiği üzere 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan “örtülü kazanç” müessesesi 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesi ile “Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” adı altında yeniden düzenlenmiş olup, 01.01.2007 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Öte yandan 5615 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’nun 41. maddesinde yapılan düzenlemelerle de ticari kazanç ve zirai kazanç sahibi gelir vergisi mükellefleri de transfer fiyatlandırması uygulamasına dâhil edilmiştir.

Transfer fiyatlandırması en basit ifadeyle şu şekilde tanımlanabilir: Vergi mükellefleri ve ilişkili kişiler arasında mal teslimleri ve hizmet ifaları başta olmak üzere yapılan tüm işlemler için tespit edilen ve uygulanan fiyattır. Transfer fiyatlandırması uygulaması da bu ilişkili kişilerle yapılan işlemlerin emsallere uygunluk ilkesi uyarınca tespit edilmesi noktasında odaklanmaktadır.

KVK’nun 13. maddesinde düzenlenen “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” uygulaması (kısaca transfer fiyatlandırması) vergi mükellefleri açısından beraberinde ciddi bir dokümantasyon yükümlülüğü ortaya çıkartmıştır.

1 Seri No’lu Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Genel Tebliği’nde[1] ayrıntılı açıklandığı üzere bunlardan biri kurumlar vergisi beyannamesine ek olarak verilmesi zorunlu olan “Transfer Fiyatlandırması, Kontrol Edilen Yabancı Kurum ve Örtülü Sermayeye İlişkin Form[2], diğeri ise “Yıllık Transfer Fiyatlandırması Raporu”dur. Tabi bunlarla sınırlı da değildir.

Transfer Fiyatlandırması, Kontrol Edilen Yabancı Kurum ve Örtülü Sermayeye İlişkin Form’un düzenlenmesi bir yana bu yazıda kanımca ondan daha önemli, zahmetli ve detaylı bir çalışma gerektiren “Yıllık Transfer Fiyatlandırması Raporu” hakkında görüşler ve gözlemler paylaşılacaktır.

KİMLER TRANSFER FİYATLANDIRMASI RAPORU HAZIRLAMAK ZORUNDA?

KVK’nun 13. maddesinde transfer fiyatlandırması uygulamasının usulüne ilişkin Maliye Bakanlığı’na yetki verilmiş, ilgili Bakanlık da bu yetkisini 1 Seri No’lu Transfer Fiyatlandırması Genel Tebliği ile kullanmıştır. Bu bağlamda kısaca söz konusu tebliğe göre;

Büyük Mükellefler Vergi Dairesine kayıtlı mükellefler, takvim yılı içinde hem yurt içi hem yurt dışı ilişkili işlemleri ve 2008 yılından itibaren serbest bölgelerdeki şube ve ilişkili kişiler ve yurt dışı şubelerle olan işlemleri için rapor hazırlamak durumdadırlar.

Serbest bölgelerde faaliyet gösteren kurumlar vergisi mükellefleri, 2008 yılından başlayarak ve devam eden yıllar içinde sadece yurt içi ilişkili işlemleri için rapor hazırlamak durumundadırlar.

Diğer tüm kurumlar vergisi mükellefleri ise, hesap dönemleri içindeki yurt dışı ilişkili işlemleri için ve 2008 yılından itibaren serbest bölgelerdeki şube ve ilişkili kişiler ve yurt dışı şubelerle olan ilişkili işlemleri için rapor hazırlamak durumundadırlar.

– Gelir vergisi mükelleflerinin rapor hazırlama zorunluluğu bulunmamaktadır.

Daha kalıcı olması açısından birkaç örnek vermek istiyorum.

  1. Bir limited şirketi, ilişkili kişi kapsamında sayılan yurt dışında bir başka şirket ile yaptığı işlemler için rapor düzenlemek ve ibraz edilmek üzere hazır bulundurmak zorundadır. Aynı şirket ilişkili kişi kapsamında yurt içi işlemlerini rapora konu etmek durumunda değildir. Diğer deyişle yurt içi ilişkili işlemler için rapor düzenlenmeyecektir.
  2. Bir anonim şirketi (ya da limited şirketi), serbest bölgedeki şubesi ile yaptığı ilişkili işlemler için rapor düzenlemek ve ibraz edilmek üzere hazır bulundurmak zorundadır.
  3. Serbest bölgedeki bir şirket, Türkiye’deki ilişkili işlemleri için (yani yurt içi) rapor düzenlemek ve ibraz edilmek üzere hazır bulundurmak zorundadır. Aynı firma yurt dışı ilişkili işlemlerini rapora konu etmek durumunda değildir.
  4. Bir limited şirket, yurt içindeki ilişkili kişi kapsamındaki şubesi ile yaptığı işlemleri için rapor hazırlamak zorunda değildir.
  5. Şahıs üzerine kurulu işletmeler ister bilanço usulü ister işletme esasına göre defter tutmuş olsun, herhangi bir rapor düzenlemek zorunda değildir.

TRANSFER FİYATLANDIRMASI RAPORU NE ZAMAN HAZIRLANACAK?

Düzenlemelere göre transfer fiyatlandırması raporu belli bir tarihte belli bir yere ibraz edilmek zorunda değildir. Diğer deyişle söz konusu raporu hazırlamak ve şu dönemde veya bu tarihte vergi dairesine vermek zorunlu bir ödev değildir. Peki o zaman yükümlülük nerede başlamaktadır?

Transfer fiyatlandırması raporu kanuni düzenlemelere göre belli tarihlere kadar hazırlanmalı ve ibraz edilmek üzere hazır bulundurulmalıdır. Diğer bir ifadeyle belli tarihler sonrası her an bir inceleme nedeniyle bu raporlar mükelleflerden talep edilebilir. Aynı defter ve belgelerde olduğu gibi. Dolayısıyla bir talep anında hazır olmak ve panik yaşamamak adına raporları ciddiye almak ve hazır bulundurmak önem arz etmektedir. Ayrıca transfer fiyatlandırması raporu düzenlemek ayrıntılı çalışmalar gerektirmekte ve zaman almaktadır. Hal böyle olunca konunun önemi bir kez daha artmaktadır. Gelelim tarihlere…

İlgili Genel Tebliğe göre transfer fiyatlandırması raporu, ilgili yılın kurumlar vergisinin verilme tarihine kadar hazır olmak durumundadır. Buna göre hesap dönemi takvim yılı olan ve 2008 yılı içinde TF belgelendirme raporu kapsamına giren işlemleri olan kurumlar vergisi mükelleflerinin 2008 yılı TF belgelendirme raporlarını 25 Nisan 2009 tarihine kadar hazır etmeleri gereklidir. 2009 yılı TF raporlarının da 25 Nisan 2010 tarihine kadar hazırlanması gerekeceği unutulmamalıdır.

Daha önce de ifade etmeye çalıştığım üzere bu tarihten itibaren inceleme elemanları söz konusu raporları ilgili mükelleflerden talep edebilir. 2008 yılı için halen bu raporları hazır olmayan mükelleflerin bir an evvel harekete geçmeleri muhtemel sıkıntılar yaşamamaları adına önemlidir. Tavsiyemiz meslek mensupları ve mükelleflerin ortak bir şekilde transfer fiyatlandırması rapor çalışmalarına başlamalarıdır ki bu aşamada meslek mensuplarına çok iş düştüğünü söylemek gerekiyor.

RAPOR HAZIR DEĞİLSE NELER BİZİ BEKLİYOR?

Şurası açık ki talep edilmediği sürece size “neden rapor hazırlamadınız” denilemeyeceği gibi, bu raporun hazır olmamasının bir sıkıntısı da yaşanmayacaktır. Ancak her an bu taleple karşılaşma ihtimali göz önüne alındığında zamanında düzenlenmemiş bir raporu oluşturmak sağlıklı verilere ulaşılması ve doğru bir rapor düzenlenmesi açısından çok daha zor olabilir. Her şey sıcağı sıcağına yapılırsa daha sağlıklı olacaktır.

Peki ansızın talep edildiğine olası senaryoları düşünelim.

Vergi idaresi her zaman olduğu gibi 15 günlük bir süre vererek (VUK.m.14) bu raporu ibraz etmenizi isteyen bir tebligatı tarafınıza yollayacaktır. Bu tebliğ sonrası başlayan 15 günlük süre içinde eğer rapor hazır değilse panik yaşanması muhtemeldir. Üstelik konu uygulamada da yeni sayılabileceğinden bu panik daha da artacaktır. Üstünkörü hazırlanmış bir rapor sizi kurtaracak yerde daha da olumsuz olaylara götürebilir. Bu süre içinde hazırladığınız raporu ibraz etmeniz durumunda herhangi bir cezai işlem olmayacaktır. Ancak raporun inceleme elemanlarınca detaylı analiz edileceğini unutmayın.

En kötü senaryo düşünelim ve hiç ibraz edemediğinizi varsayalım. Birincisi VUK’nun 355. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Hemen ardından incelemeye sevk edileceksiniz demektir ki bu olası tarhiyat, vergi ziyası cezası ve gecikme zammı ile karşı karşıya kalmak demektir.

TRANSFER FİYATLANDIRMASI RAPORUNA İLİŞKİLİ KİŞİLERLE OLAN BORÇLANMALAR KONU EDİLECEK Mİ?

KVK’nun 13. maddesinde borç alma ve verme işlemlerinin de (ödünç para alma ve verme) transfer fiyatlandırmasına dahil olduğu açık olarak düzenlenmiştir. Detaylara girmeden uygulama açısından olayı şöyle açıklamak mümkündür.

Dövize dayalı borçlanmalarda herkesin bildiği gibi ilk akla gelen konu “kur farkları”dır. Ancak kur farkları transfer fiyatlandırması raporuna konu olacak bir husus değildir. Zira kur farkları ekonomik konjonktür nedeniyle mükellefe bağlı olmaksızın lehte ya da aleyhte oluşmaktadır. O yüzden kur farklarını bu açıdan dikkate almaya gerek bulunmamaktadır.

İster dövize dayalı olsun ister TL cinsinden olsun borçlanmalar karşılığı faiz hesaplamaları varsa, burada ödenen faiz transfer fiyatlandırması raporuna konu edilecektir. Faizin emsale uygun olup olmadığı raporda ifade edilmek durumundadır. Bu borç alan ve borç veren açısından önem taşımaktadır.

Faiz ödemesi yoksa borç alan açısından transfer fiyatlandırması raporuna konu edilecek bir işlem yoktur. Ancak yurt içi ilişkili işlemlerde borcu veren açısından hukuki durumuna göre sorun olabilir.

Toparlamak gerekirse borçlanmalarda ister dövize dayalı olsun ister TL cinsinden olsun faiz ödemesi varsa, bu ödemeler transfer fiyatlandırması raporuna konu edilmelidir.

SONUÇ: TRANSFER FİYATLANDIRMASI RAPORUNU İHMAL ETMEYİN

Transfer fiyatlandırması raporu hazırlanması ve ibraz edilmek üzere hazır bulundurulmasında fayda vardır. En azından taslak raporların elinizin altında hazır olması dahi olası bir talepte daha az sıkıntı yaşamanıza neden olacaktır.

Netice itibariyle:

– Büyük Mükellefler Vergi Dairesine kayıtlı iseniz, hem yurt içi hem yurt dışı ilişkili işlemler ve serbest bölgedeki şubelerle ilişkili işlemleriniz için;

– Serbest bölgede faaliyet gösteren bir şirketseniz, yurtiçi ilişkili işlemleriniz için;

– Bunların dışında kurumlar vergisi mükelleflerinden biriyseniz yurt dışı ilişkili işlemleriniz,  serbest bölgedeki şubelerle ilişkili işlemleriniz ve serbest bölgedeki ilişkili kişilerle işlemleriniz için;

raporunuzun hazır bulunması gerektiğini unutmayınız.

Ayrıca Büyük Mükellefler vergi dairesine bağlı olanlar dışındaki tüm kurumlar vergisi mükelleflerine yurt içindeki ilişkili kişilerle yaptıkları iş ve işlemleri ile ilgili olarak Rapor hazırlatma yükümlülüğü bulunmamakla birlikte, bu işlemlerle ilgili bir inceleme yapılması halinde ibraz yükümlülüğü söz konusu olabilecek belgeler listesi, 2007/12888 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinde belirlenmiştir. Bu listede istenen belgeler hemen oluşturulabilecek belgeler olmadığından, mükelleflerin bu kapsamdaki belgelerini de her yıl itibariyle ihtiyaten hazır etmelerinde ve saklamalarında fayda vardır.

“Transfer fiyatlandırması raporlarının içeriği nasıl olmalı?” konusunu ise bir sonraki yazımızda yer vereceğiz.

 

Devamı: Transfer Fiyatlandırması Raporunuz Hazır mı? Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Hisse Senedi Bastırılmasının veya Geçici İlmuhaber Çıkartılmasının Gelir ve Katma Değer Vergisi Açısından Vergisel Avantajları https://www.alomaliye.com/2009/06/26/hisse-senedi-bastirilmasinin-veya-gecici-ilmuhaber-cikartilmasinin-gelir-ve-katma-deger-vergisi-acisindan-vergisel-avantajlari/ Fri, 26 Jun 2009 12:41:41 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10440

Hisse Senedi Bastırılması Geçici İlmuhaber Çıkartılması Doç. Dr. Özgür BİYAN Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd ozgurbiyan@hotmail.com I.GİRİŞ Hisse senedi sermayesi paylara bölünmüş ortaklıklar tarafından çıkarılan ve ortaklık sermayesine katılma payını temsil eden, kanuni şekil şartlarına uygun olarak düzenlenen kıymetli evraktır. Diğer bir ifade ile menkul kıymettir. Mevcut TTK’na göre hisse senedi çıkarmak zorunlu değildir. Bununla […]

Devamı: Hisse Senedi Bastırılmasının veya Geçici İlmuhaber Çıkartılmasının Gelir ve Katma Değer Vergisi Açısından Vergisel Avantajları Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Hisse Senedi Bastırılması Geçici İlmuhaber Çıkartılması

Doç. Dr. Özgür BİYAN
Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd
ozgurbiyan@hotmail.com

I.GİRİŞ

Hisse senedi sermayesi paylara bölünmüş ortaklıklar tarafından çıkarılan ve ortaklık sermayesine katılma payını temsil eden, kanuni şekil şartlarına uygun olarak düzenlenen kıymetli evraktır. Diğer bir ifade ile menkul kıymettir. Mevcut TTK’na göre hisse senedi çıkarmak zorunlu değildir. Bununla birlikte, hâlihazırda TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeyi bekleyen TTK Tasarısı, hisse senedini “pay senedi” olarak adlandırmakta ve anonim şirketlere hamiline yazılı pay senetlerini mutlak surette, nama yazılı pay senetlerinin ise koşullu olarak çıkarma zorunluluğu getirmektedir[1].

Hisse senetlerinin ne şekilde düzenleneceği Türk Ticaret Kanunu’nun 413. maddesinde belirlenmiştir. Hisse senedi çıkartabilecek kurumlar ise anonim şirketler, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler (eshamlı komandit şirketler), özel kanunlarla kurulmuş kuruluşlar, toplu konut ve kamu ortaklığı idaresi olarak sayılabilir.

Ülkemizde faaliyet gösteren anonim şirketlerin önemli bir kısmı aile şirketidir ve çoğunlukla hisse senedi ihtiyacı duymamakta ve dolayısıyla bastırmamaktadır. Oysa çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde de görüleceği üzere hisse senedi bastırmak bir takım işlemlerde ciddi anlamda vergisel avantaj yaratabilmektedir. Hatta hisse senedinin geçici olarak ikame edildiği ilmühaber düzenlenmesi dahi aynı avantajlardan yararlanmaya yeterlidir.

Bu çalışmamızda hisse senetlerinin ve geçici ilmühaberlerin vergisel düzenlemeler karşısındaki durumu konu edilmektedir.

II.GEÇİCİ İLMÜHABER NEDİR VE NASIL DÜZENLENİR?

Geçici ilmühaberler anonim şirketler tarafından hisse senetlerinin yerini tutmak amacıyla çıkartılan menkul kıymetlerdir. Sahiplerine genel kurul toplantılarına katılmak, oy kullanmak, kâr payı almak gibi pay sahipliği haklarını kazandıran ilmühaberler, ilgili şirketçe hisse senetleri düzenlenip ortaklara teslim edildiği anda geçerliliğini kaybetmektedir.

İster hamiline ister nama yazılı olsun, hisse senedinin yerini tutmak üzere bir ara devre için çıkarılan “Geçici İlmühaberler” hisse senedinin yerini tuttuğu için pay sahipliği haklarını da içermektedir. Geçici olarak çıkarılmalarına rağmen pay sahipliği hakları kalıcıdır.

İlmühaberlerin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesine ilişkin hükümler uygulanmaktadır (Bkz. 232 Seri No’lu GVK Genel Tebliği).

Geçici ilmühaber çıkarmak için herhangi bir kurumdan izin almaya gerek yoktur. Hisse senedine benzeyen ilmühaberleri, herhangi bir matbaada bastırmak mümkün olacağı gibi bilgisayarda hazırlayıp çoğaltmak da mümkündür.

İlmühaberlerin hukuken bir hüküm ifade edebilmesi, başka bir anlatımla hisse senedi gibi kabul edilebilmesi için, anonim şirketin yönetim kurulu başkanı ve bir üye tarafından imzalanıp (iki imza aynı anda aranmaktadır), ortaklara imza karşılığı teslim edilmesi zorunludur.

III. GELİR VERGİSİ AÇISINDAN AVANTAJLAR

Daha önce de ifade ettiğimiz üzere geçici ilmühaberler hisse senetlerinin vergilendirme rejimi ile aynı hükümlere tabidir (232 Seri No’lu GVK Genel Tebliği). Dolayısıyla bu başlıkta yapılan açıklamalar geçici ilmühaberler açısından da geçerlidir.

Türkiye’de yerleşik gerçek kişi hisse senedi sahipleri, sahip oldukları hisse senetlerinden kâr payı (temettü) geliri elde edebilecekleri gibi, sahip oldukları hisse senetlerini elden çıkardıklarında da kazanç elde edebilmektedirler.

A) Kâr Paylarında Sağlanan Avantaj

Kar payı, şirketlerin yılsonunda elde ettikleri kârın dağıtılması sonucu elde edilen gelirdir. Temettü de denilen kâr payı Gelir Vergisi Kanun’un 75. maddesine göre menkul sermaye iradı olarak vergilendirilmektedir.

Söz konusu istisnaya tâbi kâr payları, GVK’nun 94/1-6 maddesine göre dağıtımda gelir vergisi stopajına tabidir. Bu nedenle istisna kapsamında elde edilecek bu kâr payları stopaja tabi tutulmuş şekilde elde edilecek kâr payları olmaktadır.

Stopaja tabi tutularak elde edilen gelirlerin beyannameye aktarılmasında ana kural bu gelirlerin brüt olarak nazara alınmasıdır. Net gelir üzerinden vergilendirme yapılmamaktadır. Bu nedenle kâr payı elde edenlerin istisna olan yarı tutarı hesaplamadan önce elde ettikleri kâr paylarını brütleştirmeleri, sonra yarısını alarak istisna ve vergiye tabi tutarı hesaplamaları gerekmektedir.

Söz konusu kâr paylarının istisna tutarını yani yarısını aşan kısmının (GVK.m.22/2), GVK’nun 86. maddesinde yazılı beyan sınırını aşması halinde aşan kısmın yıllık beyanname ile beyan olunması gerekmektedir. Bu sınır 2008 yılında elde edilecek gelirler için 19.800 TL, 2009 yılı için 22.000 TL’dir. Beyan edilen kâr payları üzerinden hesaplanan yıllık vergiden ise, stopajın yarısı değil tamamı mahsup edilecektir.

B) Elden Çıkarma (Satım) İşlemlerinde Sağlanan Avantaj

Hisse senetlerinden gelir elde etmenin diğer bir yolu ise elden çıkartmaktır. Diğer deyişle satıştır. Hisse senedinin elde edilişi ile elden çıkarılışı arasındaki fark Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. maddesi 1. fıkrasına göre “Değer Artış Kazancı” olarak Gelir Vergisine tabi tutulmaktadır.

1 Ocak 2006 tarihinden itibaren edinilen (iktisap edilen) tam mükellef kurum hisse senetlerinin “iki yıl içinde” elden çıkarılması halinde elde edilen kazanç değer artış kazancı olarak gelir vergisine tabi olacaktır. İki yıl geçtikten sonra satılan hisse senetlerinin alım-satım kazancı ise vergi dışıdır.

Anonim şirket ortaklarının hisselerinin senede bağlanıp bağlanmamış olması vergilendirme açısından bu noktada önem arz etmektedir. Çünkü hisse senedi çıkarılmamış paylar Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. maddesi 4. fıkrasına göre vergilendirilmekte ve ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan değer artış kazancı olarak nitelenerek iktisap tarihinden itibaren 2 yıllık sürenin geçmesi ile edinilen vergi bağışıklığı yok olmaktadır. Diğer deyişle ne zaman satılırsa satılsın değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir.

Hisse senedi bastırmamış olmanın doğuracağı bu sonuçtan “Geçici İlmühaber” çıkartılmak ve elden çıkarma işlemini bu ilmühaberlere dayanarak gerçekleştirmek suretiyle vergi bağışıklığından yararlanmak da mümkündür.

IV.KDV AÇISINDAN AVANTAJLAR

Gerçek kişilerin hisselerini ya da hisse senetlerini satmaları KDV’nin konusuna girmemektedir. Kurumlar vergisi mükelleflerinde ise durum farklıdır. Ancak KDV açısından vergi avantajını açıklamadan evvel bir hususu hatırlatmakta fayda vardır.

KVK’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançlara ilişkin istisna düzenlenmektedir. Bu bentte belirtilen koşulların sağlanması halinde, kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı kurumlar vergisinden istisna edilmektedir.

“İştirak hisseleri” deyimi, menkul değerler portföyüne dahil hisse senetleri ile ortaklık paylarını ifade etmektedir. Bunlar, anonim şirketlerin ortaklık payları veya hisse senetleri (Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan yatırım ortaklıkları hisse senetleri dahil), limited şirketlere ait iştirak payları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payları, iş ortaklıkları ile adi ortaklıklara ait ortaklık payları, kooperatiflere ait ortaklık payları olarak sıralanabilir[2].

Dolayısıyla hisse senedi veya ilmühaber bastırılmış olsun veya olmasın kanuni şartları taşıyan iştirak kazançları kurumlar vergisi kapsamında düzenlenen iştirak hisseleri kazançları istisnasından faydalanacaktır. Kurumlar açısından esas önemli olan konu KDV avantajıdır.

Kurumlar vergisi mükelleflerinde hisse senedi ya da ilmühaber bastırılmışsa satış işlemi KDV’ye tabi değildir (KDVK.m.17/4-g).

Hisse senedi veya ilmühaber yoksa satış iştirak hissesi satışı olarak değerlendirilecektir. İştirak hissesi bir anonim ya da limited şirkete ait olabileceği gibi sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payı, iş ortaklıkları ya da adi ortaklıklara ilişkin iştirak de olabilir.

İştirak edilen şirketin hisse senedi ya da ilmühaberi bastırılmamışsa sahip olunan pay iştirak hissesi olarak kabul olunacak ve düzenleme uyarınca edinme tarihinden itibaren iki yıl içinde satılırsa % 18 KDV’ye tabi olacaktır. Diğer iştirak hisseleri için de durum aynıdır (KDVK md. 17/4-r).

Kısacası hisse senedi bastırılması veya geçici ilmühaber çıkarılması durumunda iki sene elde tutma kriteri dikkate alınmaksızın teslimler KDV’nden istisna edilecektir.

Diğer yandan hisse senedi satışı için KDV’nden istisna olsa dahi fatura düzenlenmesi gerekmektedir[3].

V.SONUÇ

Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80/1. maddesi (aynı zamanda 232 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği) çerçevesinde geçici ilmühaberlerin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesinde GVK’nın hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesine ilişkin hükümler uygulanmaktadır.

Çalışmada ayrıntılarına değinilmeye çalışıldığı üzere hisse senedi bastırılması ya da hisse senedi bastırılmadığı durumlarda geçici ilmühaber çıkartılması yer yer ciddi vergisel avantajlar yaratabilmektedir. Dolayısıyla anonim şirket hisse sahiplerinin hisse senedi bastırması mümkün değilse, geçici ilmühaber çıkartması lehlerine olacaktır.

[1] Bu konuda bkz. Soner Atlaş, “Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Şirketlerce Hisse Senedi Bastırılması Zorunlu Mudur? TTK Tasarısı’nın Bu Konudaki Yaklaşımı Nedir?”, Yaklaşım, Sayı:196, Nisan 2009.

[2] 1 Seri No’lu KVK Genel Tebliği, (03.04.2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmi Gazete).

[3] Maliye Bakanlığı’nın 27.11.2006 tarih ve 93508 sayılı Özelgesi. Bkz. Yaklaşım, Sayı:169, Ocak 2007. Bu konuda ayrıca bkz. Şükrü Kızılot, “Şirket Hissesi Satış Vergisinde İnce Noktalar”, Hürriyet, 10.03.2009.

Devamı: Hisse Senedi Bastırılmasının veya Geçici İlmuhaber Çıkartılmasının Gelir ve Katma Değer Vergisi Açısından Vergisel Avantajları Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
İflasın Ertelenmesinin Gecikme Zammı Uygulamasına ve Şüpheli Alacaklar Üzerine Etkisi https://www.alomaliye.com/2009/05/12/iflasin-ertelenmesinin-gecikme-zammi-uygulamasina-ve-supheli-alacaklar-uzerine-etkisi/ Tue, 12 May 2009 12:40:16 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10437

İflasın Ertelenmesi Şüpheli Alacaklar GİRİŞ Bilindiği üzere ticari hayat içerisinde kâr elde etmek ve kazanç sağlamak temel amaçtır. Ancak zarar etmek de ticari hayatın bir o kadar olası gerçeklerindendir ve ticari yaşamları iflas ile sonuçlanan işletmeler azımsanmayacak sayıdadır. Hakkında iflas kararı verilen tacirin tüm mal varlığına yönelik bir masa oluşturulmakta (iflas masası) ve İcra ve […]

Devamı: İflasın Ertelenmesinin Gecikme Zammı Uygulamasına ve Şüpheli Alacaklar Üzerine Etkisi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

İflasın Ertelenmesi Şüpheli Alacaklar

Özgür BİYAN
Alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd
Mali Hukuk Bilim Uzmanı
ozgurbiyan@hotmail.com
  1. GİRİŞ

iflasBilindiği üzere ticari hayat içerisinde kâr elde etmek ve kazanç sağlamak temel amaçtır. Ancak zarar etmek de ticari hayatın bir o kadar olası gerçeklerindendir ve ticari yaşamları iflas ile sonuçlanan işletmeler azımsanmayacak sayıdadır. Hakkında iflas kararı verilen tacirin tüm mal varlığına yönelik bir masa oluşturulmakta (iflas masası) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri çerçevesinde bu mallar cebri icra yoluyla paraya çevrilerek tacirin borçları ödenmektedir.

Borca batık konumda olan tacirler için getirilen düzenlemelerden biri de iflasın ertelenmesi müessesesidir. Borca batık durumda olan, diğer bir deyişle iflasın eşiğine gelmiş bir tacirin, borçlarını geçici bir süre ödememesi durumunda kurtarılma şansının olması ihtimaline dayanan iflasın ertelenmesi, 2003 yılında yapılan değişiklikle Türk hukukuna dâhil edilmiş ve o tarihten bu yana giderek sıkça başvurulan bir uygulama halini almıştır.

İİK’nun 179/b maddesinde iflasın ertelenmesi kararı alınması halinde, 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere takip yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Buna rağmen söz konusu uygulamanın vergi hukukuna etkisi detaylı incelendiğinde farklı işlemler ve yoruma açık durumlar olduğu ve belki de nevi şahsına münhasır (sui generis) bir özelliğe sahip iflas ertelemesi uygulamasının farklı değerlendirilmesi gerektiği kanısına ulaşılabilmektedir.

Bu çalışmada iflasın ertelenmesi müessesesinin gecikme zammı ve şüpheli alacaklar üzerine etkileri değerlendirilmeye çalışılacaktır. İflasın ertelenmesi uygulamasına da kısaca değinilecektir. Ancak vergi hukuku açısından konu sadece bu başlıklar altındaki problemlerle bitmemektedir. Kanuni temsilcilerin ve şirket ortaklarının takibi de iflasın ertelenmesi uygulamasında tereddütlü hususlar içermektedir[1].

  1. KISACA İFLASIN ERTELENMESİ

İflasın ertelenmesi, pasifleri aktiflerinden fazla olan, diğer bir deyişle borca batık durumda olan bir işletmenin belli koşullarla geçici olarak iflasına karar verilmesini önlemek, diğer bir deyişle iflas kararı verilmesini gerektiren borca batıklığı ortadan kaldırmak, firma durumunun ıslahı ve varlığını ve faaliyetini sürdürmesini sağlamak amacıyla getirilmiş bir müessesedir[2]. İflasın ertelenmesi bir haktır, görev ya da sorumluluk değildir[3].

İflasın ertelenmesi kurumunun temel amacı, mali durumu bozulmuş ve iflası istenmiş olan bir sermaye şirketinin mali durumunun düzelmesi olasılığı bulunuyorsa gerekli tedbirleri alarak şirkete toparlanma ve yeniden üretim ve istihdam yaratma imkânı vermektir. İyi niyetli şirketlerin alacaklıların baskısından uzak “biraz nefes almaları” durumunda “eskisinden daha iyi” olabilecekleri düşüncesi, iflas ertelemesinin temel felsefesini oluşturmaktadır[4].

İflas ertelemesi uygulamasında kanuni şartların gerçekleşmesi halinde iflasın ertelenmesi için görevli mahkemeye başvurulur. Mahkemelerin re’sen karar verme olanakları bulunmamaktadır. Mahkemeye başvurulabilmesi için şirketin borca batık olması ve bu borca batıklığın bir ara bilanço ile belgelenmesi gerekmektedir. Borca batıklık, şirketin mevcudu ve alacaklarının borçlarını karşılamaya yetmemesi halidir[5]. Diğer bir ifadeyle bir sermaye şirketinin veya kooperatifin borçlarının, şirketin mevcutlarından ve alacaklarından fazla olması borca batık olduğunu gösterir[6].

İflasın ertelenmesi için görevli ve yetkili mahkeme borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yargı çerçevesindeki Asliye Ticaret Mahkemesidir. Şirketin ana sözleşmesinde yazılı olan yer ile organlarının bulunduğu yer farklı ise, organların bulunduğu yer idare merkezi olarak kabul edilmemektedir[7].

Mahkemeye, borca batıklıktan kurtulma ile ilgili olarak ciddi ve inandırıcı bir iyileştirme projesi sunulması gerekmektedir. Mahkeme sunulan iyileştirme projesinin, bilirkişi vasıtasıyla makul, uygulanabilir ve ciddi bir proje olup olmadığı konusunda araştırma yaptırır[8].

Mahkeme iyileştirme projesini ciddi ve uygulanabilir olduğuna karar verdiği takdirde şirketin iflasının ertelenmesine karar verebilecektir[9]. Mahkeme tarafından iflasın ertelenmesi kararı azami 1 yıl için verilmektedir (İİK.m.179/b). Bu süre kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek süreler ile uzatılabilir; ancak uzatma sürelerinin toplamı dört yılı geçemeyecektir. Erteleme kararı ile birlikte 179/a maddesinde belirtilen tedbirlere uyulmaması Yargıtay tarafından bozma nedeni olarak değerlendirilmektedir[10].

İflâsın ertelenmesi kararında kayyımın görev ve yetkileri ayrıntılı olarak gösterilir[11]. Mahkeme erteleme kararını ilan eder ve gerekli bildirimleri yapar[12]. Ancak mahkeme, yönetim organının yetkilerini tümüyle elinden alıp kayyıma verme ya da yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına bağlı kılma konusunda takdir hakkına sahiptir[13].

Erteleme kararı ile birlikte, İİK.m.179/b hükümleri çerçevesinde, borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacak ve evvelce başlamış takipler duracaktır. Ancak bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemeyecektir. Bir diğer ifadeyle genel anlamda bir tatil etkisi yaratacaktır[14].

Takiplerin durması, takibin bulunduğu aşamada kalması anlamındadır. Takiplerin durması, iflasın ertelenmesi kararı ile birlikte kendiliğinden olacaktır. Hacizlerin ve temliklerin kaldırılması ise söz konusu değildir[15]. Ancak alacaklılar maddi hukuktan doğan haklarını kullanabilirler. Protesto çekilmesi, çekin bankaya ibrazı, teminat mektuplarının paraya çevrilmesi, temerrüt ihtarnamesi çekilmesi, vadesi gelip de ödenmeyen bonolar sebebiyle protesto çekilmesi vb. işlemlerin alacaklılar tarafından yapılması muhafaza tedbiri olarak önlenmeyecek veya durdurulmayacaktır[16].

Erteleme süresi sonunda iyileşmenin mümkün olmadığının tespiti üzerine mahkeme, şirketin iflâsına karar verir. Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan şirketin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin iflâsına karar verebilir. Erteleme süresi sonucunda şirketin mali durumunun düzelmesi halinde erteleme kararı amacına ulaşmış demektir. Bu durumda kayyım tarafından verilen rapor çerçevesinde mahkeme erteleme kararını kaldırır.

III. İFLAS ERTELEMESİNİN GECİKME ZAMMI UYGULAMASINA ETKİSİ

Bilindiği üzere; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun gecikme zammında tatbik müddeti ve diğer hükümler başlıklı 52. maddesinde ‘‘Gecikme zammının tatbik müddeti amme alacağının tecilinde tecilin yapıldığı, iflas halinde iflasın açıldığı, aciz halinde bu durumun sabit olduğu güne kadar olan müddettir” hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre; amme borçlusunun iflası halinde, iflasın açıldığı tarihe kadar tahakkuk eden amme alacaklarına iflasın açıldığı tarihe kadar gecikme zammı uygulanması gerekmekte, bu tarihten sonrası için gecikme zammı uygulanması mümkün bulunmamaktadır. İflas halinde durum böyle olmakla birlikte iflasın ertelenmesi söz konusu olduğunda durum nasıl ele alınmaktadır?

Seri: A, Sıra No:1 Tahsilât Genel Tebliği’nin “İflas Yoluyla Takip ve Konkordato” başlıklı 4. Bölümünün 3. maddesinde “2004 sayılı Kanunun 4949 sayılı Kanunla değişik 179 ve devamı maddelerinde iflas ertelemesine ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre, 2004 sayılı Kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde, amme borçlusunun iflasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, alacaklı tahsil dairelerince erteleme kararı devam ettiği sürece takip yapılamayacaktır”. Bu düzenleme ile idare de takip yapılamayacağını açık bir şekilde ifade etmektedir. Ancak iflas ertelemesi, iflasın açılması hükmünde olmadığından, amme alacaklarına gecikme zammı uygulanmasına devam edilecektir.” hükümleri bulunmaktadır.

Bu durumda uygulamada iflasın açılması halinde gecikme zammı durmakla beraber, iflasın ertelenmesi halinde amme alacaklarına gecikme zammı uygulanmaktadır. İflas halinde duran gecikme zammı iflasın ertelenmesi halinde neden devam etmelidir/etmemelidir? Bu konudaki görüşler çerçevesinde konuyu değerlendirmeye çalışalım.

İİK’nun 165. maddesi uyarınca iflasın açılması, iflasa tabi borçlunun iflas yoluyla takibi hakkında mahkemece karar verilmesini ifade etmektedir. Dolayısıyla bir görüşe göre iflasın ertelenmesi halinde gecikme zammı uygulanıp uygulanmayacağı hususu 6183 sayılı Kanun’un 52. maddesinde ifade edilen “gecikme zammının iflasın açıldığı tarihe kadar işleyeceği” yolundaki hükmün kıyas kuralları çerçevesinde değerlendirilerek iflasın ertelenmesi halinde de uygulanması gerektiği yönündedir. Dolayısıyla iflas ertelemesi yargı kararı ile tespit edildiğinden iflas yoluyla takibin bir aşaması olarak görülmeli, gecikme zammı uygulanmamalıdır[17].

Hukuki görüşler çerçevesinde iflas ertelemesinin bu şekilde değerlendirilmesinin uygun olacağı ve gecikme zammının uygulanmaması gerektiği görüşü hâkim olmakla beraber bir tespiti yapmadan geçemeyeceğiz.

Vergi hukukunda yükümlülüklerin zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle amme alacaklısının uğradığı ekonomik zararı karşılamak üzere alınan gecikme zammı temelinde ekonomik unsur yatar. Amme alacaklısının ekonomik anlamda zararı bu aşamada iki nedene dayanmaktadır. Birincisi alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle aradaki süreye tekabül eden faiz maddi olarak kaybedilmektedir. İkincisi ise enflasyon nedeniyle değerini yitiren alacak miktarı reel anlamda azalmaktadır[18].

Gecikme zammı ek bir mali yükümlülüktür. 6183 sayılı Kanun’un ilk maddesinde de ifade edildiği üzere gecikme zammı asıl borca bağlı feri bir borç niteliğindedir[19].

Gecikme zammının uygulanabilmesi için alacağın muaccel, yani kamu idaresi tarafından talep edilebilir hale gelmiş olması gerekmektedir (6183 Sayılı Kanun m.51). İflasın ertelenmesi durumunda tahsilât işlemlerinin durması, erteleme kararı alınan mükellef açısından diğer mükelleflere nazaran avantajlı bir durum yaratmaktadır. Erteleme olmasaydı tahsilât işlemleri durmayacak, amme alacağı zamanında tahsil edilebilecek ve hazineye dâhil olacaktı. Bu durumda gecikme zammının alınmaması diğer mükellefler karşısında eşit olmayan bir duruma neden olabilecektir. Amme alacağı zamanında hazineye girmeyerek kamu giderleri için kullanılamayacak ve enflasyon karşısında da değerini yitirecektir. Dolayısıyla muaccel hale gelmiş ancak tahsilâtı mahkeme kararı nedeniyle durmuş olan vergi borcuna gecikme zammı uygulanmaması gerektiğinin yeniden düşünülmesinde fayda bulunmaktadır.

Diğer yandan iflas ertelemesi müessesesinin, iflas uygulamasından farklı ve kendine has bir uygulama (sui generis) olduğunu düşünüyoruz. Vergi hukuku açısından haksız bir rekabete neden olan iflas ertelemesinde, iflas kararı alan bir mükellefin maruz olduğu işlemler (iflas masası aracılığı ile tahsilâta devam edilmesi) söz konusu değildir. Süreç sırasında iyileştirme projesine uygun olarak ticari faaliyete devam edilmektedir. Süreç sonunda başarıya ulaşılabilir, ödemeler yapılabilir ve ticari hayata devam edilebilir. Ya da başarı sağlanamayarak iflas ya da konkordato sürecine de gidilebilir. Borca batık durumda olunması ve sürecin iflas ile sonuçlanması kuvvetli ihtimal olsa da iflas ile aynı değerlendirilip gecikme zammının uygulanmaması doğru bir değerlendirme olmayabilir.

Mevcut düzenlemelerin yoruma açık olduğu ortadadır. Kanuni düzenleme yapılması zorunluluk arz etmektedir. Örneğin 6183 sayılı Kanun’un 52. maddesinde bu yönde bir ilave yapılabilir.

  1. İFLAS ERTELEMESİNİN ŞÜPHELİ ALACAKLARA ETKİSİ

VUK’nun 323. maddesine göre; “ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; dava veya icra safhasında bulunan alacaklar; yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır.

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen bir başka özelgede “iflasın ertelenmesinde, şirketi idare veya temsille görevlendirilmiş olanlar ya da alacaklılar tarafından iyileştirme projesinin hazırlanıp mahkemeye ibrazı ve mahkemesinde bu projeyi inandırıcı bulması halinde söz konusudur. Bu kararın verilmesi firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmamaktadır.

Ayrıca İcra ve İflas Kanunu uyarınca iflasın ertelenmesi uygulamasında icra takipleri engellenmektedir. Erteleme kararı dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğuracağından diğer alacaklıların dava açmalarına ve icra takibi yapmalarına gerek yoktur.

Bu açıklamalar çerçevesinde, iflasın ertelenmesi kararının verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecektir. Bu durumda İcra ve iflas Kanunu uyarınca borçlunun takibi engellendiğinden şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün olacaktır” şeklinde görüş bildirilmiştir[20].

Bir görüşe göre mahkemece verilen iflasın ertelenmesi süresi sonucunda ya firmanın işleri düzelecek ya da firmanın iflasına karar verilecektir. İflas eden bir şirketin alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmeleri karşılık ayırmak için yeterli bir koşul olarak kabul edilmişken, iflasın ertelenmesi kararlarında böyle bir masanın olmayışı söz konusu alacakların şüpheli alacak niteliğini ortadan kaldırmamaktadır[21].

Başka bir görüşe göre yasal düzenlemelerdeki hükümler karşısında, alacaklının, iflasın ertelenmesi talebinde bulunan şirketten olan alacakları için borcun şüpheli hale geldiği açıktır. Her ne kadar iflasının ertelenmesi yönünde borçlu şirket tarafından açılan davada alacaklılar doğrudan taraf olmasa da dava sonucunda verilecek karar alacaklıların alacağını icra yolu ile almasına geçici bir süre ile de olsa engel olmaktadır, bu yönüyle VUK’nun 323. maddesi kapsamında alacağın dava safhasında olduğunun kabulü gerekmektedir. Borçlu hakkında verilecek iflas ertelemesi kararının borçlu tarafından açılacak dava neticesinde mahkemece şirketin borca batık olması ve iflas şartları taşımasının tespiti üzerine verilecek olması, alacağın tahsilinin yasal yollarla dahi alınmasının askıya alınması, alacağın şüpheli hale geldiğini açıklıkla ortaya koymaktadır.[22].

Bir diğer görüşe göre VUK’nun 323. maddesi hükümleri karşısında hakkında iflas ertelemesi kararı verilmiş bir borçludan olan alacak için, bu alacağın icra konusu yapılabilir hale geldiği tarihte (örneğin vadesinde), anılan karşılığın ayrılabilmesi mümkündür. İflas ertelemesi müessesesi, alacakların dava veya icra safhasına intikaline hukuki olanaksızlık oluşturmaktadır. Bir kanunun aradığı, ancak bir başka kanunun yerine getirilmesini olanaksız kıldığı, hatta yasakladığı bir koşulun, bu durumda aranması, hukuken mümkün değildir[23]. Kaldı ki bu durumda alacağın durumu da belirsizliğini korumaktadır. Bu nedenle, hakkında iflas ertelemesi kararı verilen şirketten alacaklı olanların, iflasın ertelenmesi kararı verilmesine giden süreçte şirketin içinde bulunduğu olumsuz koşulların da dikkate alınması ile birlikte, bu alacakları için şüpheli alacak karşılığı ayırmaları mümkündür[24].

Başka bir görüşe göre bu aşamada bir şekilde icra takibi için başvurulması ya da müdahil sıfatıyla bile olsa iflasın ertelemesi sürecine dava açmak suretiyle dâhil olunması, şayet teminat da yoksa karşılık ayırabilmek için yeterli olmalıdır[25].

Bir diğer görüşe göre VUK’nun 323. maddesinde yer alan “… Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar …” ifadesi sadece alacaklı tarafından ve ilgili alacak için açılmış bulunan davalar açısından dikkate alınmamalıdır. Söz konusu hükümde davanın alacaklı tarafından ya da sadece ilgili alacak için açılmış olması gerektiği düzenlenmemiştir. İhtilafa konu alacak herhangi bir davaya konu olmuşsa ve bu dava sonucunda verilen karar söz konusu alacağın alacaklı tarafından tahsilini ve takibini belli bir süre için durdurmuş ise, alacak şüpheli hale gelmiş kabul edilmelidir ve karşılık ayrılabilmelidir. Ayrıca dava veya icra safhasında bulunan alacakların en azından tahsil ihtimali olsa da, iflas ertelemesine konu olmuş alacakların tahsil edilmesi söz konusu olmadığı gibi, takip ve talep imkânı da bulunmamaktadır. Kanun koyucunun takip ve talep imkânı belli bir süre için dahi olsa tamamen durdurulmuş alacaklar için karşılık ayrılmasına imkân tanımayacağı şeklinde düşünülmemelidir[26].

Gerek idarenin özelgesinden gerekse görüşlerde ileri sürülen nedenlerden dolayı iflas erteleme kararı alınan bir firmadan alacaklı konumda olan bir mükellefin, söz konusu alacağı için şüpheli alacak karşılığı ayırmasına olanak verilmelidir. Alacağın kesin tahsil edileceği belirli olmadığı gibi, yargı kararı neticesinde icrai işlemler de yapılamamaktadır. Dolayısıyla bu aşamada söz konusu alacağın şüpheli hale geldiği kabul edilmeli ve karşılık ayrılabilmelidir.

  1. SONUÇ

Borca batık konumda olan bir işletmenin yeniden hayata dönmesi için düzenlenen iflas erteleme müessesesi kendine has yapısı olan bir uygulamadır. İİK’na göre bu aşamada 6183 sayılı takipler de dâhil olmak üzere, hakkında iflas erteleme kararı verilen işletme için takipler yapılamamakta, halen işlemde olan takipler de durmaktadır.

Uygulamada iflas ertelemesi durumunda kamu alacaklarına gecikme zammı uygulaması devam etmekle beraber bu husus tartışmalı tarafını korumaktadır. Diğer yandan iflas ertelemesi durumunda şüpheli alacak ayrılması mümkündür. İdarenin görüşü de bu doğrultudadır.

[1] Bu konuda ayrıntılı bir çalışma için bkz. Özgür Biyan, “İflasın Ertelenmesi ve Vergi Hukukuna Etkisi”, Vergi Sorunları, Sayı:248, Mayıs 2009, ss.173-190.

[2] Özgür Özkan, “İflasın Ertelenmesi Kararının Alacaklılar ve Kamu İdaresi Açısından Etkileri”, Sayıştay Dergisi, Sayı:69, (Nisan-Haziran 2008), s.107. İflasın Ertelenmesi konusunda ayrıntılı bir değerlendirme için bkz. Selçuk Öztek, “İflasın Ertelenmesi”, Bankacılar Dergisi, Sayı:59, 2006, s.39 vd. Ayrıca bkz. Ramazan Arslan, “İflasın Ertelenmesi Uygulamaları”, Bankacılar Dergisi, Sayı:67, 2008, s.116 vd.

[3] Nilgün Serim, “Hakkında İflasın Ertelenmesi Kararı Verilen Bir Limited Şirkette Kanuni Temsilcilerin ve Ortakların Amme Alacağına İlişkin Sorumluluğu”, Vergi Sorunları, Sayı:239, Ağustos 2008, s.140.

[4] Levent Gençyürek, “İflasın Ertelenmesinde İyileştirme Projesi”, E-Yaklaşım, Sayı:190, Ekim 2008.

[5] Oğuz Atalay, “İflasın Ertelenmesi”, Bankacılar Dergisi, Sayı:47, 2003, s.94; Gençyürek, a.g.m. Örnek bir uygulama için bkz. Şaban Uzay, “Muhasebeci Bakış Açısı ile İflas Erteleme Süreci”, Muhasebe ve Vergi Uygulamaları Dergisi, ASMMMO, Cilt:1, Sayı:1, Mayıs 2008, http://iibf.erciyes.edu.tr/akademik/suzay/SUZAY_IES.pdf, (erişim tarihi:03.01.2009), s.8-10.

[6] Serim, s.140; “Borca batıklık anonim şirketin aktiflerinin borçlarını ödemeye yetmemesidir. Sermayenin 2/3’ünün karşılıksız kalması şirketin borca batık durumda olduğunu göstermez. Davacı anonim şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayacak miktarda olduğu bilirkişi incelemesi sonucu saptandığından şirketin borca batık durumda olduğu kabul edilemez. Mahkemece bu yön gözetilerek iflasın ertelenmesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir…”, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 11/5/2006 tarih ve 2006/2085 E., 2006/5161 K.sayılı kararı, Öztek, s.53.

[7] Kumkale, Rüknettin; “İflasın Ertelenmesi”, 07.08.2007,

https://alomaliye.com/2007/ruknettin_kumkale_iflasin_ertelenmesi.htm, (Erişim:02.01.2009).

[8] Kumkale, a.g.m. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 13.10.2005 tarih ve E.2005/6649, K.2005/10006 sayılı kararı, Serim, s.142.

[9] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin, 03.06.2004 tarih ve E.2004/1665, K.2004/6623 sayılı Kararı. Gevriye Atlı Akın, “Yargıtay Kararları Işığında İflasın Ertelenmesi”, Yaklaşım, Sayı:167, Kasım 2006, s.281.

[10] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin, 14.07.2005 tarih ve E.2005/6151, K.2005/7982 sayılı kararı, Okan Yılmaz, “İflasın Ertelenmesi Taleplerinde Muhafaza Tedbirleri”, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.II, S.1-2, 2007, s.314, (dipnot 6).

[11] Kemalettin Yüksel, “İflasın Ertelenmesi Kararının Sonuçları”, Bankacılar Dergisi, Sayı:59, 2006, s.112.

[12] İlan Türkiye çapında yayın ve dağıtım yapan ve tirajı 50.000 olan bir gazetede yapılır. Ayrıca erteleme kararı, Tapu Sicil Müdürlüklerine, Ticaret Sicil Memurluklarına, Gümrük İdaresine, Posta İdaresine, Türkiye Bankalar Birliğine, Yerel Ticaret Odasına, Yerel Sanayi Odasına, Menkul Kıymetler Borsası ve Sermaye Piyasası Kuruluna, Noterlere, Bankalara, Vergi İdaresine, Gemi Sicil Memurluklarına bildirilir, Yılmaz, s.320.

[13] Akın, s.282.

[14] Kemalettin Yüksel, “İflasın Ertelenmesi Kararının Sonuçları”, Bankacılar Dergisi, Sayı:59, 2006, s.111; Atalay, s.96.

[15] Yüksel, s.111; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin, 07.04.2005 tarih ve E.2005/2033, K.2005/3760 sayılı kararı, Yılmaz, s.327.

[16] Serim, s.144.

[17] A.Bumin Doğrusöz, “İflas Ertelemesinin Sorunları”, Referans Gazetesi, 09.02.2009. Aynı zamanda bkz. Hakan Üzeltürk, “İflas Ertelemesi”, Dünya, 03.03.2009.

[18] Ahmet Kumrulu, “Vergi Davalarında Uygulanan Gecikme Faizi Hakkında Düşünceler”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl:1988, Cilt:40, Sayı:1-4, s.240.

[19] Mualla Öncel, Ahmet Kumrulu, Nami Çağan, Vergi Hukuku, 12. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2005, s.129.

[21] Özgür Özkan, “Mahkemece İflasın Ertelenmesi Kararının Verilmesinin Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılmasına Etkisi”, Mali Çözüm, Sayı:87, (Mayıs-Haziran 2008), s.130.

[22] F. Eda Baysal ve Memduh Aslan, “Anonim ve Limited Şirketlerde İflasın Ertelenmesi ve İflasın Ertelenmesi Kararının Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılmasına Etkisi”, http://www.turktax.com/yazilar/iflsertlm.pdf, (Erişim Tarihi: 20.01.2009).

[23] A.Bumin Doğrusöz, “İflas Ertelemesinin Sorunları”, Referans Gazetesi, 09.02.2009.

[24] Hakan Üzeltürk, “İflas Ertelemesi”, Dünya, 03.03.2009.

[25] Zeki Gündüz, “Malın Değerinin Düşmesi ile Oluşan Zararlar Nasıl Gider Yazılabilir?”, Dünya Gazetesi, 31.12.2008.

[26] Onur Elele, “Borçlu Kişi Hakkında İflas Erteleme Kararı Alınması Halinde Alacaklı Tarafından Şüpheli Alacak”, Vergi Dünyası, Sayı:330, Şubat 2009.

Devamı: İflasın Ertelenmesinin Gecikme Zammı Uygulamasına ve Şüpheli Alacaklar Üzerine Etkisi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
2008 Yılında Elde Edilen Konut ve İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri https://www.alomaliye.com/2009/03/04/2008-yilinda-elde-edilen-konut-ve-isyeri-kira-gelirlerinin-vergilendirilmesi-ve-uygulama-ornekleri/ Wed, 04 Mar 2009 13:37:47 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10435 Özgür Biyan Mali Hukuk Bilim Uzmanı www.alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd. ozgurbiyan@hotmail.com I- GİRİŞ Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlenen gelir unsurlarından biri de gayrimenkul sermaye iradıdır. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından […]

Devamı: 2008 Yılında Elde Edilen Konut ve İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Özgür Biyan

Mali Hukuk Bilim Uzmanı

www.alomaliye.com Yayın Kurulu Bşk. Yrd.

ozgurbiyan@hotmail.com

I- GİRİŞ

Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlenen gelir unsurlarından biri de gayrimenkul sermaye iradıdır. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar olarak tanımlanmıştır.

Bu çalışmamızda konut ve işyeri kira gelirlerinin hangi hallerde ve nasıl vergilendirileceği konusu aşağıda örneklerle uygulamaya dönük olarak açıklanmaya çalışılmıştır.

II- KİRA GELİRİNİN ELDE EDİLDİĞİ DÖNEM

Mükelleflerce bir takvim yılı içinde o yıla ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedelleri, o yılda elde edilmiş gelir kabul edilecektir. Diğer yandan gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kira bedelleri, ilgili yılın geliri olarak kabul edilerek beyan edilecektir. Yabancı parayla yapılan ödemeler, ödeme gününün borsa rayici ile borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilecektir.

Örnek: Bir apartman dairesi bulunan Bay (X), bu apartman dairesini 2008 yılında yıllığını 15.000,00 YTL’den 3 yıl süreli olarak kiraya vermiş ve iki yıllık kira bedelini peşin tahsil etmiştir.

Peşin tahsil edilen (15.000 x 2) 30.000 YTL 2008 yılının geliri değildir. 2008 yılı geliri 15.000,00 YTL, 2009 yılı geliri 15.000,00 YTL olarak beyan edilmelidir.

Örnek: Kiraya verilen villa karşılığında kira bedeli olarak otomobil alınması durumunda otomobilin emsal bedeli o villa için tahsil edilmiş kira bedeli olarak kabul edilecektir.

III- KONUT VE İŞYERİ KİRA GELİRİ NEDENİYLE KİMLER BEYANNAME VERECEK?

Gayrimenkulün Cinsi Yıllık Kira Geliri Tutarı Beyan Durumu
Konut 2.400 YTL ve daha az Beyanname verilmeyecek
Konut 2.400 YTL üzeri Beyanname verilecek
İşyeri 19.800 YTL ve daha az Beyanname verilmeyecek
İşyeri 19.800 YTL üzeri Beyanname verilecek
Konut + İşyeri 19.800 YTL üzeri Beyanname verilecek

Konut ve işyerinin kiraya verilmesinden aynı anda gelir edildiğinde, konut kira gelirinden 2.400,00 YTL istisna tutarı düşüldükten sonra kalan tutar ile işyeri kira gelirinin toplamı 19.800,00 YTL’yi aşıyorsa, hem konut hem de işyeri kira geliri beyan edilecek, aşmıyorsa yalnızca konut kira geliri beyan edilecektir.

Örneğin, konut kira geliri toplamı 10.000,00 YTL, işyeri kira geliri toplamı 14.000 YTL olan bir kişinin konut ve işyeri kira gelirleri toplamı 19.800,00 YTL’yi geçtiği için hem konut hem de işyeri kira gelirlerine ilişkin beyanname vermesi gerekmektedir.

IV- KONUT KİRA GELİRLERİNDE İSTİSNA

Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesine göre, binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hâsılatın 2008 yılı için 2.400,00 YTL’si gelir vergisinden müstesnadır. İstisna haddi üzerinde hâsılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamayacaktır. Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar ile gelirleri bunlar tarafından bildirilecek olanlar bu istisnadan faydalanamazlar (GVK.m.21/2).

Mesken olarak kiraya verilen gayrimenkulün yıllık kira geliri toplamı 2.400,00 YTL’lik istisna haddinin altında kalması halinde gelir vergisi beyannamesi verilmeyecektir. İşyeri (büro, mağaza, yazıhane, işhanı, vb.) olarak kiraya verilen gayrimenkullerin kira gelirlerinde 2.400,00 YTL istisna uygulanmayacaktır. Binalarını konut olarak kiraya verenlerin, başka binalarını işyeri olarak kiraya vermeleri, konutlardan elde ettikleri gelire, istisna uygulamasına engel olmayacaktır.

Binaların, konut olarak yıl içinde on iki aydan az süreyle kiraya verilme hallerinde istisna tutarı aylık olarak değil yıllık 2.400,00 YTL olarak uygulanacaktır. Kiraya verilen gayrimenkul hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde istisna uygulanmayacaktır. Kiraya verilen binanın hisseli olması halinde elde edilen gelire her bir gerçek kişi için ayrı ayrı 2.400,00 YTL’lik istisna uygulanacaktır.

V- KİRA GELİRLERİNDEN İNDİRİLECEK GİDERLER

Yıllık konut veya işyeri kira geliri hâsılatından indirilecek olan giderler;

–  Gerçek gider usulü veya

–  Götürü gider usulü olmak üzere iki şekilde tespit edilmektedir.

A- GERÇEK GİDER USULÜ

Bu usulde, fiilen yapılmış olan ve belgelerle ispatlanan giderler gerçek tutarlarıyla yıllık kira geliri toplamından indirilecektir.

Konut kira gelirinden istisna edilen 2.400,00 YTL’ye isabet edenler hariç olmak üzere yıllık kira tutarından aşağıda yazılı giderler indirilir:

1-    Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri,

2-    Kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulun ehemmiyeti ile mütenasip olan idare giderleri

3-    Kiraya verilen mal ve haklara ilişkin sigorta giderleri

4-    Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri

5-    Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harç ve şerefiyelerle kiraya verenler tarafından ödenmiş olmak şartıyla belediyelere ödenen harcamalara iştirak payları

6-    Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar

7-    Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri (Emlâkin iktisadi değerini artıracak surette tevsii, tadili veya bunlara ilaveler yapılması için ihtiyar olunan giderler onarım gideri sayılmaz)

8-    Kiraya verilen mal ve haklara ait bakım ve idame giderleri

9-  Kiraladıkları mal ve haklan kiraya verenlerin ödedikleri kiralar ve diğer gerçek giderler

10-    Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun veya lojmanların kira bedeli

11-    Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden Ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.

12-    Konut olarak kiraya verilmek şartı ile iktisap yılından itibaren 5 yıl süre ile konutun iktisap bedelinin % 5’i tutarındaki miktar. (Bu indirim, iktisap edilerek kiraya verilen konutun birden fazla olması halinde mükellefçe seçilen bir tanesi için uygulanacaktır).

Örnek: Bankadan kredi alınmak suretiyle bir apartman dairesi satın alan kişi söz konusu daireyi kiraya vererek irat elde etmekte ise; bankaya her yıl ödeyeceği faizleri gerçek gider usulünü seçmesi halinde o yıla ait kira gelirinden indirebilecektir.

Örnek: Kiraya verilen mal ve haklar için ödenen vergi, resim, harçlara örnek olarak; emlak vergisi, temizletme ve aydınlatma harcı, çevre temizlik vergisi (çöp vergisi), arama, işletme, imtiyaz, telif, patent vb. haklar için ödenen resim ve harçlar örnek olarak verilebilir.

Örnek: Bir binanın kapı ve pencerelerinin tamiri, boyanması, otomatın, elektrik tesisatının, banyo kazanı ve lavaboların tamiri veya yenilenmesi gibi giderler, gayrisafi hasılattan gider olarak indirilir.

Örnek: Bir binanın üzerine kat ilavesi, asansör ve kalorifer tesisatı olmayan binaya sonradan bu tesislerin yapılması nedeniyle yapılan giderler normal onarım gideri olmadığından hasılattan düşülemez. Bu giderler gayrimenkulün maliyet bedeline eklenmek ve bu gayrimenkullerle birlikte amortismana tabi tutulmak kaydıyla, amortismanların gider olarak hâsılattan indirilmesi gerekir.

Örnek: Bir gerçek kişi sahibi bulunduğu apartman dairesinde öteden beri oturmakta iken, bu dairenin şehir merkezinde kalması ve yüksek kira getirmesi sebebiyle işyeri olarak yıllığı 50.000 YTL’den kiraya vermiştir. Kendisi de yıllığı 30.000 YTL’den kira ile tuttuğu başka bir apartman dairesinde oturursa, ödediği bu kira bedelini elde ettiği işyeri kira gelirinden gider olarak indiremez. Çünkü sahibi olunan binanın konut olarak kiraya verilmesi gerekmektedir.

B- GÖTÜRÜ GİDER USULÜ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 74. maddesinde, isteyen yükümlülerin, bir önceki bölümde açıklanan gerçek giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarının %25’ini götürü olarak indirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu usulü seçen mükelleflerin götürü gidere ilişkin orana (%25) isabet eden tutar dışında, maddede bahsi geçen gerçek giderlerden herhangi birisini ayrıca indirmeleri söz konusu olamayacaktır.

Götürü gider usulü ve gerçek gider usulünün seçilmesinde mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır. Ancak götürü gider usulünü seçenler iki yıl geçmedikçe gerçek usule dönemeyeceklerdir (GVK.m.74).

VI- KİRA GELİRLERİNE UYGULANACAK İNDİRİMLER NELERDİR?

Konut veya işyeri kira geliri elde eden mükellefler yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinde istisna ve giderler düşüldükten sonra kalan kira tutarı üzerinden ayrıca aşağıda sayılan giderleri indirim konusu yapabileceklerdir.

– Asgari ücretin yıllık tutarını aşmamak kaydıyla, mükellefin şahsına, eşine, çocuklarına ait, beyan edilen gelirin şahıs sigorta primleri için % 5’i ve bireysel emeklilik sigorta primleri için % 10’u,

– Beyan edilen gelirin % 10’unu aşmamak kaydıyla eğitim ve sağlık harcamaları,

– Okul, Yurt ve Sağlık tesisleri için yapılan bağış ve yardımların tamamı,

– Belirli oran ve şartlarda diğer bağış ve yardımlar.

VII- EMSAL KİRA BEDELİ ESASI

A- EMSAL KİRA BEDELİNİN TESPİTİ

Emsal kira bedeli bina, arazi, mal ve haklarda ayrı ayrı tespit edilmektedir. Bina ve arazilerde emsal kira bedeli, yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kiradır. Kira mevzuatına göre kira takdir veya tespit etmeye yetkili makamlar, mahkeme veya yetkili özel makamlardır. Böyle bir makam yoksa veya söz konusu bina ve arazi için kira takdir veya tespiti yapılmamış ise, emsal kira bedeli, Vergi Usul Kanunu’na göre belirlenen vergi değerinin %5’idir. Vergi değeri VUK’un 268. maddesine göre bina ve arazinin rayiç bedelidir. Rayiç bedel ise, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ve aynı maddede sözü edilen “emlak vergisine matrah olacak vergi değerinin takdirine ilişkin tüzük” hükümlerine göre saptanmaktadır.

Bina ve arazi dışında kalan mal ve haklarda emsal kira bedeli, bunların maliyet bedelinin %10’udur. Maliyet bedeli bilinmiyorsa Vergi Usul Kanunu’nun servetlerin değerlenmesine ilişkin hükümlere göre, takdir komisyonunca belli edilecek emsal bedellerinin %10’udur.

Örnek-8: Bay (Y) emlak vergisi değeri 100.000,00 YTL olan konutlarından birini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakması halinde kira bedeli tahsil etmemiş olmasına rağmen 100.000,00 YTL x %5 = 5.000,00 YTL emsal kira bedeli üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek suretiyle vergi ödeyecektir.

B- EMSAL KİRA BEDELİNİN HANGİ DURUMLARDA UYGULANACAĞI VE UYGULANMAYACAĞI

Emsal kira bedeli kiraya verilen mal ve haklara ait kiranın, emsal kira bedelinden düşük olması, mal ve hakların bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması durumunda uygulanacaktır.

Emsal kira bedeli esası aşağıdaki durumlarda ise uygulanmayacaktır:

– Boş kalan gayrimenkullerin muhafazası amacıyla bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması. Örneğin, bir yazlığın kışın korunması suretiyle münasip bir kısmının bekçiye hasredilerek bırakılması gibi.

– Binaların mal sahiplerinin usul, füru veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi. (Usul, füru, veya kardeşlerden her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnızca birisi hakkında emsal kira bedeli hesaplanmaz, kardeşler evli ise eşlerinden sadece biri için emsal kira bedeli hesaplanmaz),

– Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi,

– Genel bütçeye dâhil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda da emsal kira bedeli uygulanamaz (GVK madde 73/2).

VIII- BEYANNAME NE ZAMAN VE NEREYE VERİLECEK?

– 2008 yılı kazançlarına ilişkin beyanname 25 Mart 2009 tarihine kadar verilecektir.

– Türkiye’yi terk edenler yurtdışına çıkma tarihinden önceki 15 gün içinde vereceklerdir.

– Ölüm halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde vereceklerdir.

Beyanname, kayıtlı bulunulan vergi dairesine verilecektir. Beyanname, elden verilebileceği gibi posta ile de gönderilebilecektir. Bunun yanında 26 Sıra No’lu VUK Sirkülerine göre internet yoluyla da (elektronik beyanname) beyanda bulunmak mümkündür.

Beyanname taahhütlü olarak posta ile gönderildiğinde, postaya veriliş tarihi beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Beyanname normal (adi) posta ile gönderilirse, beyannamenin vergi dairesine ulaştığı tarih beyannamenin verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

252 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği açıklamaları çerçevesinde, işyeri kira gelirleri ile ilgili olarak, tevkif yolu ile kesilen vergilerin mahsubunda; mükelleflerin kendilerinden vergi tevkifatı yapan vergi sorumlularının (kiracının) adı soyadı, unvanı, vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri gösteren tabloyu yıllık beyanlarına eklemeleri gerekir.

IX- BEYANNAME VERİLMEMESİ HALİNDE YAPILACAK İŞLEMLER

Kira gelirini beyan etmeyenlerden, ödemedikleri vergi, cezalı olarak alınmaktadır.  Beyanda bulunmayanlar;

– 2.400 YTL’lik konut kira geliri istisnasından yararlandırılmamakta,

– Vergi dairesi, durumu tespit ettiğinde; iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesmektedir. Kira gelirini takdir komisyonu takdir etmekte, bunun üzerinden de cezası ve gecikme faizi ile birlikte vergi alınmaktadır.

X- KİRA ÖDEMELERİNİN BANKADAN YAPILMA ZORUNLULUĞU

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır[2].

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliğine[3] göre konutlarda, her bir konut için aylık 500 YTL ve üzerinde kira geliri elde edenler; işyerlerinde ise herhangi bir miktar ile sınırlı olmaksızın işyerini kiraya verenler ile kiracıların, kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini 01.11.2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunlu hale getirilmektedir.

Mükelleflerce her bir konut için aylık tutarı 500 YTL’ nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar tebliğle getirilen zorunluluk kapsamında değildir. Öte yandan aynî olarak yapılan söz konusu ödemeler zorunluluk kapsamında değildir.

Getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, 2008 yılı için; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.490 YTL’den, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 680 YTL’den, bunlar dışında kalanlar hakkında 320 YTL’den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir. 2009 ve sonraki yıllara ilişkin olarak, VUK’nun mük. 414. maddesi uyarınca bu yıllar için belirlenecek asgari ceza tutarları dikkate alınacaktır.

XI- KONUT VEYA İŞYERİ KİRA GELİRLERİNİN BEYANINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

Aşağıdaki örneklerin hesaplanmasında 2008 yılı gelir vergisi tarifesi esas alınmıştır.

2008 YILI GELİR VERGİSİ TARİFESİ
7.800 YTL’ye  kadar % 15
19.800 YTL’nin 7.800 YTL’si için 1.170 YTL, fazlası % 20
44.700 YTL’nin 19.800 YTL’si için 3.570 YTL, fazlası % 27
44.700 YTL’den fazlasının 44.700 YTL’si için 10.293 YTL, fazlası % 35

ÖRNEK-1: Mükellef Bayan (Z), İstanbul’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2008 takvim yılında 30.000 YTL kira geliri elde etmiştir.  Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

  Gayrisafi İrat Toplamı 30.000 YTL
  Vergiden İstisna Tutar 2.400 YTL
  Kalan (30.000 – 2.400) 27.600 YTL
  % 25 Götürü Gider (27.600 x % 25) 6.900 YTL
  Vergiye Tabi Gelir (27.600-6.900) 20.700 YTL
  Hesaplanan Gelir Vergisi

(19.800 YTL. İçin 3.570 YTL)

Kalan=900 YTL İçin 243 YTL)

3.813,00 YTL
  Ödenecek Gelir Vergisi 3.813,00 YTL

ÖRNEK-2: Mükellef Bay (S), Yozgat’da bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2008 yılında 25.000 YTL, işyeri olarak kiraya verdiği daireden ise 33.000 YTL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 6.600 YTL tevkifat yapılmıştır.

Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Söz konusu mükellefin mesken kirası gelirinin istisna haddini aşan kısmı ile tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının toplamı 19.800 YTL’yi aştığından, mesken ve işyeri kira gelirleri birlikte beyan edilecek olup, buna ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 58.000 YTL
Vergiden İstisna Tutar 2.400 YTL
Kalan (58.000-2.400) 55.600 YTL
% 25 Götürü Gider (55.600 x % 25) 13.900 YTL
Vergiye Tabi Gelir (55.600-13.900) 41.700 YTL
Hesaplanan Gelir Vergisi

(19.800 YTL için 3.425 YTL)

(Kalan  = 21.900 YTL için 5.913,00 YTL)

9.338,00 YTL
Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 6.600 YTL
Ödenecek Gelir Vergisi (9.338-6.600).YTL.  2.738,00 YTL

ÖRNEK-3: Mükellef Bay (F), İzmir’de bulunan dairesini konut olarak kiraya vermesi sonucu, 2008 yılında 19.000 YTL kira geliri elde etmiştir. Mükellef 2008 yılı içinde bireysel emeklilik sistemine 3.000 YTL katkı payı ödemiş ve Devlete ait bir hastaneye 20.11.2007 tarihinde 2.500 YTL makbuz karşılığı bağışta bulunmuştur.

Beyana tabi başka geliri bulunmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir. Mükellefin kira gelirine ilişkin gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 19.000 YTL
Vergiden İstisna Tutar 2.400 YTL
Kalan (19.000 YTL-2.400 YTL) 16.600 YTL
% 25 Götürü Gider (16.600 YTL X %25) 4.150 YTL
Safi İrat (16.600 YTL -4.150 YTL) 12.450 YTL
Bireysel Emeklilik Sist. Öden. Katkı Payı (*) 1.245 YTL
Okul, Yurt ve Sağlık Tesisleri için Yap. Bağış ve Yardımlar 2.500 YTL
Vergiye Tabi Gelir  12.450  – (1.245 + 2.500) 8.705 YTL
Hesaplanan Gelir Vergisi

(7.800 YTL için 1.170 YTL)

(Kalan = 905 YTL için 181 YTL)

1.351,00 YTL
Ödenecek Gelir Vergisi 1.351,00 YTL
* Safi iradın % 10’unu geçemeyeceği için, bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payı 3.000 YTL yerine, 12.525 x % 10 = 1.245 YTL olarak dikkate alınmıştır.

ÖRNEK-4: Mükellef Bayan (V), Bursa’da bulunan ve işyeri olarak kiraya verdiği mülkünden 60.000 YTL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 12.000 YTL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 19.800 YTL’yi aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 60.000 YTL
% 25 Götürü Gider (60.000 x % 25) 15.000 YTL
Vergiye Tabi Gelir (60.000-15.000) 45.000 YTL
Hesaplanan Gelir Vergisi

(44.700 YTL için 10.293 YTL)

(Kalan  = 300 YTL için 105 YTL)

10.398,00 YTL
Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 12.000 YTL
Ödenecek Gelir Vergisi 0 YTL
İade Alınacak Gelir Vergisi (12.000 – 10.398) 1.602,00 YTL

ÖRNEK-5: Mükellef Bay (F), işyeri olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden 100.000 YTL brüt kira geliri elde etmiştir. İşyeri için ödenen kira bedelleri üzerinden 20.000 YTL tevkifat yapılmıştır. Beyana tabi başka geliri olmayan mükellef, götürü gider yöntemini seçmiştir.

Tevkifata tabi tutulan işyeri kirasının bedeli 19.800 Yeni Türk Lirasını aştığından elde edilen kira gelirinin beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda gelir vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Gayrisafi İrat Toplamı 100.000 YTL
% 25 Götürü Gider (100.000 x % 25) 25.000 YTL
Vergiye Tabi Gelir (100.000-25.000) 75.000 YTL
Hesaplanan Gelir Vergisi

(44.700 YTL için 10.293 YTL)

(Kalan  = 30.300 YTL için 10.605 YTL)

20.898 YTL
Kesinti Yoluyla Ödenen Vergiler 20.000 YTL
Ödenecek Gelir Vergisi …(20.898 – 22.000).YTL. 898 YTL

Emsal Kira Bedelinin hukuki niteliği hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Özgür BİYAN; “Gayrimenkul Sermaye İratlarının Vergilendirilmesinde Emsal Kira Bedeli Uygulaması”, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Aralık 2007, Sayı:36.

Konu ile ilgili özellikli durumlar hakkında görüşler için bkz. Doğan Şenyüz, “Kiraların Tevsikine İlişkin Getirilen Düzenleme Üzerine Gözlemler”, Yaklaşım, Sayı:189, Eylül 2008, ss.22-24; Özgür Biyan, “Kiraların Bankadan Ödenme Zorunluluğunda Spesifik Bir Durum: Birlikte Mülkiyet Hallerinde 500 YTL’lik Sınır Nasıl Dikkate Alınmalı?”, Vergi Sorunları, Sayı:243, Aralık 2008, ss.155-159.

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliği, 26951 Sayılı ve 29.07.2008 tarihli Resmi Gazete.

Devamı: 2008 Yılında Elde Edilen Konut ve İşyeri Kira Gelirlerinin Vergilendirilmesi ve Uygulama Örnekleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Kiraların Bankadan Ödenme Zorunluluğunda Spesifik Bir Durum: Birlikte Mülkiyet Hallerinde 500 YTL’ lik Sınır Nasıl Dikkate Alınmalı? https://www.alomaliye.com/2008/12/31/kiralarin-bankadan-odenme-zorunlulugunda-spesifik-bir-durum-birlikte-mulkiyet-hallerinde-500-ytl-lik-sinir-nasil-dikkate-alinmali/ Wed, 31 Dec 2008 13:33:46 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10431

Kiraların Bankadan Ödenme Zorunluluğu Birlikte Mülkiyet I.GİRİŞ Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlenen gelir unsurlarından biri de gayrimenkul sermaye iradıdır. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar olarak tanımlanmıştır. […]

Devamı: Kiraların Bankadan Ödenme Zorunluluğunda Spesifik Bir Durum: Birlikte Mülkiyet Hallerinde 500 YTL’ lik Sınır Nasıl Dikkate Alınmalı? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Kiraların Bankadan Ödenme Zorunluluğu

Birlikte Mülkiyet

Dr.Özgür BİYAN
ozgurbiyan@hotmail.com

I.GİRİŞ

Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlenen gelir unsurlarından biri de gayrimenkul sermaye iradıdır. Söz konusu Kanun’un 70 ila 74. maddeleri arasında düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kanunda tadadi olarak yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar olarak tanımlanmıştır.

Gayrimenkul sermaye iratlarının izlenebilirliğini ve denetimini kolaylaştırmak, özellikle konut ve işyeri kira gelirlerinde oluşan kayıt dışılığı azaltmak amacıyla kira ödemelerinin banka kanalı ile yapılmasına yönelik bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş bulunmaktadır[2].

Düzenlemenin özüne göre konutlarda, her bir konut için aylık 500 YTL ve üzerinde kira geliri elde edenler; işyerlerinde, işyerini kiraya verenler ile kiracıların, kiraya ilişkin tahsilât ve ödemelerini 01.11.2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunlu hale getirilmektedir.

Tebliğ kapsamında yapılan düzenlemelerde konut ya da işyerine birlikte mülkiyet hallerinde kira bedellerinin nasıl dikkate alınması gerektiği konusunda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte uygulamada bu tür mülkiyet durumlarında, nasıl işlem yapılması gerektiği tereddüt konusu olmuştur[3]. Bu çalışmada bu konu hakkında değerlendirme ve görüşler ortaya konulmaya çalışılacaktır.

II.BİRLİKTE MÜLKİYET HALLERİ

Birlikte mülkiyet halleri Medeni Kanun’un 688-703. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Birlikte mülkiyet, paylı (iştirak halinde) mülkiyet ve elbirliği ile mülkiyet (müştereken) olarak ikiye ayrılmaktadır.

A.Paylı Mülkiyet

Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir (MK.m.688).

Paydaşlar, kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler. Ancak, böyle bir anlaşmayla paydaşların aşağıda sıralanan hak ve yetkileri kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz (MK.m.689):

  1. Paylı mülkiyet konusu eşyanın kullanılabilirliğinin ve değerinin korunması için zorunlu olan yönetim işlerini yapmak ve gerektiğinde mahkemeden buna ilişkin önlemlerin alınmasını istemek,
  2. Eşyayı bir zarar tehlikesinden veya zararın artmasından korumak için derhâl alınması gereken önlemleri bütün paydaşlar hesabına almak.

Taşınmazlarla ilgili anlaşmalar imzalarının noterlikçe onaylanması koşuluyla paydaşlardan birinin başvurusu üzerine tapu kütüğüne şerh verilebilir.

Paydaşlardan her biri olağan yönetim işlerini yapmaya, özellikle küçük onarımları yaptırmaya ve tarımsal işleri yürütmeye yetkilidir. Zorunlu ve ivedi işlerin yapılmasına ilişkin kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, paydaşların çoğunlukla alacağı kararla olağan yönetim işlerinde yetkiyle ilgili farklı düzenleme getirilebilir (MK.m.690).

İşletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi, adî kiraya veya ürün kirasına ilişkin sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesi gerekir. Olağan yönetim sınırlarını aşan ve paylı malın değerinin veya yarar sağlamaya elverişliliğinin korunması için gerekli bakım, onarım ve yapı işlerinde de aynı çoğunluk aranır. Pay ve paydaşların eşitliği hâlinde hâkim, paydaşlardan birinin istemi üzerine bütün paydaşların menfaatini gözeterek hakkaniyete uygun bir karar verir; gerekli gördüğü işlerin yapılması için paydaşlar arasından veya dışarıdan bir kayyım atayabilir (MK.m.691).

Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır. Paylar üzerinde taşınmaz rehni veya taşınmaz yükü kurulmuşsa, paydaşlar malın tamamını benzer haklarla kayıtlayamazlar (MK.m.692).

Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir (MK.m.693).

Paylı mülkiyetten doğan veya paylı malı ilgilendiren yönetim giderleri, vergiler ve diğer yükümlülükler, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paydaşlar tarafından payları oranında karşılanır. Payına düşenden fazlasını ödemiş bulunan paydaş, diğerlerine payları oranında rücu edebilir (MK.m.694).

Yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda paydaşların yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararlar, sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazanan kimseleri de bağlar. Taşınmazlarda yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin kararların sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlaması için, bunların tapu kütüğüne şerh edilmesi gerekir (MK.m.695).

B.Elbirliği (İştirak Halinde) Mülkiyeti

Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır (MK.m.701).

Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir.

Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir. Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır (MK.m.702).

Elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle sona erer. Paylaştırma, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılır (MK.m.703).

III. KİRALARIN BANKADAN ÖDENMESİ ZORUNLULUĞU KARŞISINDA BİRLİKTE MÜLKİYET HALLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bilindiği üzere gayrimenkul sermaye iradında safi irat, gayrisafi hâsılattan iradın sağlanması ve idamesi için yapılan giderler indirildikten sonra kalan müspet farktır (GVK.m.71). Safi iradın bulunması için, GVK’nun 21. maddesinde düzenlenen konut istisnasına (2008 yılı için 2.400 YTL) ilişkin isabet edenler hariç olmak üzere bazı giderlerin indirilmesi de mümkündür (GVK.m.74).

Mükelleflerin sahibi bulundukları gayrimenkulleri mesken (konut) olarak kiraya vermelerinden elde edilen gayrisafi hâsılat istisna sınırını aşmıyorsa beyanname verilmeyecektir. Diğer deyişle bu durumda vergilendirme yapılmayacaktır. İstisna sınırının aşılması durumunda ise önce istisna tutarı, sonra gerçek gider usulü veya götürü gider usulü yöntemlerinden biri seçilerek giderler indirilecek, kalan tutar gayrimenkul sermaye iradı olarak beyan edilecektir. Bir gayrimenkule birden fazla kişi ortak ise istisna tutarı her bir ortak için ayrı ayrı dikkate alınmalıdır[4].

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliği ile getirilen uygulama ile 01.11.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere konutlarda, her bir konut için aylık 500 YTL ve üzerinde kiraların, işyerlerinde ise herhangi bir sınırlama olmaksızın tüm kira ödemelerinin banka aracılığı ile yapılması zorunlu hale getirilmiştir. İşyerleri için ödenen kiralar tartışma konusu olmamakla birlikte, özellikle birlikte mülkiyet hallerinde konutlarda 500 YTL’lik sınır nasıl dikkate alınmalıdır sorusu uygulamada tereddüde neden olmuştur.

268 Seri No’lu GVK Genel Tebliğinde “her bir konut için aylık 500 YTL ve üzerinde kira geliri elde edenler” ifadesi kullanılmıştır. VUK’nun 3. maddesinde düzenlenen vergi kanunlarının yorumuna ilişkin hükümlere göre ilk bakışta lâfzî olarak değerlendirme yapılmaya çalışıldığında, “her bir konut”’un dikkate alınması gerektiği, bir konut için 500 YTL’nin üzerinde kira elde edilmesi durumunda, o konutun mülkiyet hali dikkate alınmaksızın, kira ödemesinin banka ya da PTT aracılığı ile yapılması zorunluluğunun olduğu izlenimi anlaşılmaktadır.

Ancak cümle daha detaylı ve dikkatli okunduğunda her bir konut için 500 YTL ve üzerinde kira geliri “elde eden kişiler” için uygulamanın geçerli olacağı anlaşılmaktadır. Dolaysıyla konut üzerinde birlikte mülkiyet hallerinde, o konuttan toplam elde edilen kira geliri 500 YTL ve üzerinde olsa bile, pay sahiplerinin elde ettiği gelire bakılacak, kişi başı gelir 500 YTL ve üzerinde ise, o zaman ödemenin banka ya da PTT aracılığı ile yapılması gerekecektir.

Örneğin 4 kişinin eşit olarak paylı mülkiyeti olan bir konuttan 600 YTL kira geliri elde edildiğinde, kişi başı düşen (600/4=) 150 YTL’nin dikkate alınması gerekmektedir. Bu durumda ödemenin elden yapılması da mümkündür. Aynı konutun 2.000 YTL kiraya verilmesi durumunda ise, kişi başı 500 YTL olacağından ödeme banka ya da PTT aracılığı ile yapılmak zorundadır.

Kaldı ki bu durumda birlikte mülkiyet hallerinde konut başına 500 YTL düşünmek mantıklı olmayacaktır. Çünkü payı bulunan kişi elde ettiği kira geliri ancak istisna tutarını aşıyorsa beyanname verecektir. Belki de çoğu kez beyanname vermek durumunda bile kalınmayabilecektir.

İki kişinin paylı mülkiyetine sahip olunan bir konuttan kişi başı 300 YTL kira geliri elde edilmesi durumunda (toplam kira bedeli 600 YTL olsa dahi), mülkiyet sahiplerinin elde ettikleri kira ödemeleri 500 YTL’nin altında kalmakta ve bankadan ödenme zorunluluğu uygulamasına dahil olmayabilmektedir.

Bu durum ödeyen açısından bakıldığında da doğru bir yaklaşımdır. Örneğin kiracı 4 kişinin eşit olarak paylı mülkiyeti olan bir konuta 600 YTL’yi her bir kişi adına ayrı ayrı yatırıyorsa, 500 YTL’nin altında kaldığından dolayı bankadan ödeme zorunluluğunun olmaması daha mantıklı görünmektedir.

IV.SONUÇ

Gayrimenkul sermaye iradı elde edenlerin takibinin kolaylaştırılması ve etkin bir şekilde denetimi, kayıt dışı ekonomi ile daha verimli mücadele edilebilmesi için getirilen, konut ve işyeri kira ödemelerinin bankadan ya da PTT aracılığı ile ödenmesi zorunluluğu uygulaması karşısında, özellikle birlikte mülkiyet statüsündeki konutların uygulama karşısındaki durumu tereddüt yaratmıştır.

Tebliğdeki açıklamalar, gayrimenkul sermaye iratlarının vergilendirilme süreci birlikte dikkate alındığında, konut kira gelirlerine yönelik 500 YTL’lik sınırın kira geliri elde eden kişi açısından dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla paylı mülkiyet ya da elbirliği ile mülkiyet statüsündeki konutlarda pay sahiplerinin kira gelirlerinden elde ettikleri gelirlerin dikkate alınması, buna göre banka ya da PTT aracılığı ile kiraların tahsil edilmesi/ödenmesi kanaatimizce daha uygun olacaktır.

(*) Bu makale Vergi Sorunları Dergisi, Sayı:243, Aralık 2008, ss.155-159’da yayımlanmıştır.

(1) Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mali Hukuk Doktora Bölümü.

(2) 268 Seri No’lu GVK Genel Tebliği, 26951 Sayılı ve 29.07.2008 tarihli Resmi Gazete.

(3)Düzenlemede açık olmayan ve uygulamada sorun yaratabilecek diğer durumlar hakkında değerlendirmeler için bkz. Doğan Şenyüz, “Kiraların Tevsikine İlişkin Getirilen Düzenleme Üzerine Gözlemler”, Yaklaşım, Sayı:189, Eylül 2008, ss.22-24.

(4) Gelir Vergisi Rehberi, Güncelleştirilmiş ve Genişletilmiş 6.b., Gelirler Kontrolörleri Derneği, Ankara, 2006, s.517.

Devamı: Kiraların Bankadan Ödenme Zorunluluğunda Spesifik Bir Durum: Birlikte Mülkiyet Hallerinde 500 YTL’ lik Sınır Nasıl Dikkate Alınmalı? Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Anayasa’ya Aykırılık Devam Ediyor: Yurt Dışı Çıkış Tahdidi https://www.alomaliye.com/2008/09/19/anayasaya-aykirilik-devam-ediyor-yurt-disi-cikis-tahdidi/ Fri, 19 Sep 2008 12:32:11 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10429

Yurt Dışı Çıkış Tahdidi I.GİRİŞ Bilindiği üzere Türk vergi hukukunda vergi tahsilâtının etkin ve güvenilir bir şekilde yürütülebilmesi için çeşitli uygulamalar ve düzenlemeler bulunmaktadır. Esas olarak vergi tahsilâtına yönelik güvenlik önlemlerinin pek çoğu 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmiştir. Bunun en önemli istisnalarından biri olan yurt dışına çıkış yasağı uygulaması ise […]

Devamı: Anayasa’ya Aykırılık Devam Ediyor: Yurt Dışı Çıkış Tahdidi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Yurt Dışı Çıkış Tahdidi

Doç.Dr. Özgür BİYAN
Öğretim Üyesi
ozgurbiyan@hotmail.com

I.GİRİŞ

Bilindiği üzere Türk vergi hukukunda vergi tahsilâtının etkin ve güvenilir bir şekilde yürütülebilmesi için çeşitli uygulamalar ve düzenlemeler bulunmaktadır. Esas olarak vergi tahsilâtına yönelik güvenlik önlemlerinin pek çoğu 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmiştir. Bunun en önemli istisnalarından biri olan yurt dışına çıkış yasağı uygulaması ise uzun bir süredir 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 22. maddesine istinaden uygulanmaktaydı. Söz konusu hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi sonrası doğru bir hamle ile yurt dışı çıkış yasağı uygulaması da 6183 sayılı Kanun kapsamında dâhil edilmiş bulunmaktadır.

Yurt dışına çıkış yasağı vergi yükümlüsünün seyahat özgürlüğüne bir devlet müdahalesidir. Bu nedenle özgürlüğün sınırlandırılmasını ifade eden bu müdahalenin, meşru ve ölçülü olarak yapılıp yapılmadığı hukuk devleti ilkesi açısından sorgulanması gereken bir konudur.

Eski uygulama, vergi tahsilâtını sağlamaya yönelik kamu yararı amacını aşması ve idareye geniş yetkiler tanıması nedeniyle haklı eleştirilere uğramıştır. Anayasa Mahkemesi’nin eski uygulamayı iptal eden kararının (1) dayanağını da esas olarak bu haklı eleştiriler oluşturmuştur.

Son yapılan düzenlemeler çerçevesinde revize edilen yurt dışı çıkış yasağı uygulaması geçmiş dönemdeki eleştirilere rağmen yine Anayasa’nın temel normlarına aykırı hükümler ihtiva etmeye devam etmektedir. Bunun yanında söz konusu yeni düzenleme, Gelir İdaresi tarafından kabul edilmese de (2) İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) standartlarına da uyumlu değildir.

Bu çalışmada bu aykırılıklar irdelenmeye ve normatif bir yaklaşımla yeni uygulama değerlendirilmeye çalışılacaktır. Eski hükmü iptal eden Anayasa Mahkemesi Kararında dile getirilen itiraz ve değerlendirme noktalarına da yeri geldiğinde yer verilecek, böylece yeni uygulamanın eksiklikleri daha net ortaya konulmaya gayret edilecektir.

II.YURT DIŞI ÇIKIŞ YASAĞI UYGULAMASI NEDEN İPTAL EDİLMİŞTİ?

Yurt dışı çıkış yasağı uygulamasını Anayasa’ya aykırı gören ve Yüce Mahkemeye götürerek iptal yoluna başvuran Ankara Asliye 1. Ticaret Mahkemesi ve İstanbul 2. İdare Mahkemesi itiraz gerekçelerinde özetle şu nedenleri belirterek iptal isteminde bulunmuşlardır:

– Yasa koyucunun temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması konusunda takdir yetkisi sınırsız değildir. Yurt dışı çıkış yasağı uygulamasında idarenin takdir yetkisi çok geniş tutulmuştur.

– İHAM kararlarında insanların doğumla kazandıkları temel hakların ve toplumun bir bireyi olmaları sonucunda tanınan hak ve özgürlüklerin yeterince ve serbestçe kullanılmasının hukuk devletinin vazgeçilmez gereklerinden olduğu belirtilmiştir.

– Topluma karşı kimi vatandaşlık ödevlerinin istenmesi yerinde olmakla birlikte, bunların ilgili yasalarda gösterilen kurallara bağlı olarak eşit, adil, dengeli olması ve hukuk devleti ilkesinin gereklerine uygun biçimde istenilmesi zorunludur.

– Anayasa’nın 23. maddesinde “vatandaşlık ödevi” nedeniyle sınırlama yapılabileceği belirtilmektedir. Ancak yurt dışı çıkış yasağı sınırlaması vergi borcu bakımından açık ve net olmadığı gibi, vergi ödevinin hangi aşamasında, hangi yetkililerce ve hangi ölçütlere göre yasak konulacağı belirtilmemiştir. Dolayısıyla belirsizlik fazlasıyla mevcuttur.

– Anayasal koruma altında bulunan yurt dışına çıkma özgürlüğü soyut nitelikteki sınırlamalarla ihlal edilmekte, yetersiz ve ölçüsüz kullanılmaktadır.

– Vergi borcunun tahsilatı ile ilgili vergi mevzuatında gerekli ve elverişli araçlar bulunmaktadır. Daha hafif ve uygun yöntemler mevcut iken en ağır yöntemin seçilmesi sonucunda anayasal koruma altında bulunan temel hak ve özgürlüklerden olan seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasını doğuracak biçimde yurt dışına çıkışın yasaklanmasında vergi borcunun tahsili amacı için aranan gereklilik, elverişlilik ve oranlılık unsurları bulunmadığından ölçülülük ilkesi ihlal edilmektedir.

Yüce mahkeme itirazı değerlendirmiş, 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 22. maddesini Anayasa’nın 2., 13. ve 23. maddelerine aykırı bulmuştur. Söz konusu itiraz Anayasa’nın 5., 6., 10., 15., 36., 38., 40., 48., 49., 73. ve 125. maddeleri yönünden ayrıca inceleme konusu yapılmamıştır.

III. YURT DIŞI ÇIKIŞ TAHDİDİ: YENİ UYGULAMA

A) YASAL DÜZENLEME

5766 sayılı “Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” (3) ile birçok vergi kanununda önemli değişiklikler yapılmıştır. Konumuzla ilgili olarak söz konusu Kanun’un 5. maddesi ile 6183 sayılı Kanun’a 36/A maddesi eklenmiştir. Buna göre;

“Devlete ait olup 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile bunlara ait zam ve cezalarını ödeme emrinin tebliğ tarihini takip eden yedi gün içerisinde ödemeyen ya da bu Kanun hükümleri uyarınca hakkında bu alacaklar nedeniyle ihtiyati haciz kararı alınan amme borçlusunun yurt dışına çıkışı, alacaklı tahsil dairesinin talebi halinde ilgili makamlarca engellenir.

Yurt dışı çıkış tahdidi, yüzbin Yeni Türk Lirası ve üzerinde olan teminat altına alınmamış amme alacağı için uygulanır. Bakanlar Kurulu, bu tutarı on katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye ve yeniden kanuni tutarına getirmeye yetkilidir.

Amme alacağına karşılık teminat alınması, alacağın tecil edilmesi, borçlunun aciz halinin tespit edilmesi, yargı mercilerince amme alacağının takibinin durdurulmasına karar verilmesi veya takibin kanunen durdurulması gereken diğer hallerde yurt dışı çıkış tahdidi, alacaklı tahsil dairesinin talebi üzerine ilgili makamlarca kaldırılır.

Amme borçlusu hakkında uygulanan yurt dışı çıkış tahdidi, hastalık, iş bağlantısı gibi hallerde alacaklı tahsil dairesinin uygun görmesi ve bildirimi üzerine ilgili makamlar tarafından kaldırılır. Bu fıkraya göre yurt dışı çıkış tahdidinin kaldırılmış olması yeniden tatbikine mani değildir.

Amme borçlusuyla birlikte amme alacağının ödenmesinden sorumlu olan ve bu Kanuna göre amme borçlusu sayılan kişiler hakkında da bu maddede yer alan esaslara göre yurt dışı çıkış tahdidi uygulanır.

Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

B) DÜZENLEMENİN ANAYASA KURALLARI KARŞISINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

  1. Düzenlemenin Pozitif Tarafları

Yeni düzenleme ile yurt dışı çıkış yasağı uygulamasının, Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun kapsamına alınması kodifikasyon açısından uygun olmuştur(4).

Diğer yandan eski uygulamada Pasaport Kanunu dâhilindeki düzenlemede “vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere” ifadesi yer alıyordu. Bu ifadedeki “vergi borcu” kavramı içinde hangi kamu alacaklarının düşünülmesi gerektiği tereddüt konusu olmuştu. Hatta hatalı bir uygulama ile vergi borcu kavramının içi genel tebliğlerle doldurulmaya çalışılmıştı(5). Yeni düzenlemede bu konu aşılmış ve yurt dışı çıkış yasağı konusuna 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile bunlara ait zam ve cezalarının gireceği hüküm altına alınmıştır.

  1. Düzenlemenin Hukuka Aykırı Tarafları

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) yurt dışı çıkış yasağı ile ilgili davalarda bazı standartlar belirlemiş ve bu standartlara aykırı düzenlemelerin seyahat özgürlüğünü kısıtlayıcı düzenlemeler sayılacağını ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararında da atıf yaptığı 27 Mayıs 2006 tarihli bir dava sırasında İHAM’nin seyahat özgürlüğünün hukuk ilkelerine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi için tespit ettiği temel standartlar şöyle sıralanabilir(6):

– Sınırlama yasal mı?

– Sınırlama meşru bir amaca dayanıyor mu?

– Sınırlama orantılı mı? (amaç-araç ilişkisi)

Sınırlamanın yasal olmasından yasağın süresinin, borcun hesaplanmasının ve zamanaşımının öngörülebilirliği, yetkilerin belirli olup olmadığı vb. konular anlaşılmalıdır. Sınırlamanın meşru bir amaca dayanması ise getirilen sınırlamanın, kamu düzeninin sürdürülmesi ve başkalarının haklarının korunmasıdır. Son standart olan sınırlamanın orantılı olup olmaması ise kilit konumdaki standarttır ve belki de en kapsamlısıdır. Orantılılık standardı, yurt dışı çıkış sınırlamasına ilişkin vergi miktarının yüksekliği ile kamu yararı arasındaki ilişkinin analizine, yurt dışı çıkış yasağı süresinin ne kadar uzun olacağına ilişkin analize, uygulamanın otomatik bir uygulama olup olmadığı (7) hakkında değerlendirmeye, orantılılık ölçümlemesini sağlayacak unsurların yasada yer alıp almadığına ve son olarak uygulamanın belirlilik ilkesine uygun olup olmadığı tahliline dayanır.

Anayasa’nın 23. maddesi (8) de incelendiğinde görüleceği üzere, yurt dışı çıkış yasağının uygulanabilmesi için meşru sınırlamanın sebep, araç ve ölçüleri için şu tespitler yapılabilir(9):

– Vatandaşın yurt dışına çıkışı ancak vatandaşlık ödevi sebebiyle sınırlanabilir.

– Vatandaşın yurt dışına çıkışı ancak kanunla sınırlanabilir.

– Vatandaşın yurt dışına çıkış hakkının özüne dokunulamaz.

– Vatandaşın yurt dışına çıkışı demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı bir biçimde sınırlanamaz.

Anayasa’nın, “Yerleşme ve seyahat hürriyeti” başlıklı 23. maddesinde, herkesin yerleşme ve seyahat özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiş, maddenin üçüncü fıkrasında da, vatandaşın yurt dışına çıkma özgürlüğünün, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabileceği belirtilerek özel sınırlandırma nedenleri gösterilmiştir. Maddeye göre, vatandaşın yurt dışına çıkma özgürlüğü ancak vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilecektir.

Bu tespitlerden sonra İHAM standartları ışığında Anayasal kurallar açısından yeni düzenlemenin değerlendirilmesini yapmaya çalışabiliriz.

a) Vatandaşın yurt dışına çıkışı ancak vatandaşlık ödevi sebebiyle sınırlanabilir (meşruluk).

Vergi borcu, Anayasa’nın 73. maddesine göre vatandaşlık ödevidir. Anayasa ve yasalarla, kamu giderlerinin karşılanabilmesi için herkese ödev olarak öngörülen vergi ödeme yükümlülüğünün, zamanında ve eksiksiz yerine getirilmesi durumunda, yasalarla idareye yüklenen kamu hizmetlerinin, buna bağlı olarak kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerini korumanın aksatılmadan sürdürülmesi mümkün olacaktır. Bu anayasal yükümlülük, aynı zamanda seyahat özgürlüğünü düzenleyen 23. maddede sınırlama nedeni olarak öngörülmüştür(10).

Diğer bir ifadeyle vergi yükümlüsünün ekonomik ilişkide bulunduğu ülkenin egemenlik gücüne dayalı olarak zora dayalı bir ödemede bulunması, yükümlünün sadece devlete karşı ödevli olmasının değil, demokratik toplum düzeninin sürdürülmesine karşı ödevlerinin bulunmasının sonucudur. Bu nedenle de vergi yükümlülüğüne aykırı davranmak veya vergi ödememek, devlete değil, demokratik toplum düzeni içinde başkasının haklarına zarar bağlamında algılanmalıdır. Dolayısıyla vergi borcunun tahsil olanaklarını koruma amacıyla yurt dışı çıkış yasağının düzenlenmiş olması sınırlama sebebi bağlamında meşrudur(11). İlke olarak vergi ödevi nedeniyle vatandaşın seyahat hürriyeti kapsamındaki yurt dışına çıkma hürriyetinin sınırlanabileceği konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır(12).

b) Vatandaşın yurt dışına çıkışı ancak “kanun”la sınırlanabilir.

i) Belirlilik ilkesine uygunluk

Anayasa’nın 23. maddesinde öngörülen sınırlama nedenleri ve bunlar arasında yer alan “vatandaşlık ödevi” genel nitelikte, soyut bir kavramdır. Yasa koyucunun getireceği her sınırlayıcı düzenlemede bu nedenleri somutlaştırması gerekir. Keyfiliğe varabilecek uygulamaları önleyebilmek bakımından gerekli olan açıklık ve somutluk, sınırlamanın yasayla yapılmış olarak kabul edilmesi için zorunludur. Aksi halde hukuk devletinin gerektirdiği belirginlik karşılanmamış olur ve amaç-araç ilişkisini denetlemek güçleşir(13).

Anayasa’ya göre seyahat özgürlüğü ancak kanun ile sınırlanabilir. Hatta bu açıdan yasanın belirlilik düzeyi de konuyla bağlantılıdır. Sonuç olarak yasa bireye keyfi müdahalelere karşı uygun bir korunma olanağı vermek üzere, kamu otoritesine verilen yetkinin kapsam ve kullanma koşullarının yeterli açıklıkta belirlenmesi gerekir(14).

Kime, ne zaman, niçin, nasıl hangi makam tarafından, hangi işlemle yurt dışı yasağı konulacağının mutlaka kanun metninde açık ve net bir biçimde gösterilmesi zorunluluktur(15). Yeni düzenlemeyi bu açıdan değerlendirmeye çalışalım.

YURT DIŞI ÇIKIŞ YASAĞI UYGULAMASININ

“BELİRLİLİK İLKESİ” ÇERÇEVESİNDE SORGUSU

Yeni düzenleme kime uygulanacak 7 gün içinde ödeme yapmayan ve hakkında ihtiyati haciz kararı alınan (mükellef/sorumlu)
Kim? İlgili makamlar
Ne zaman? Alacaklı tahsil dairesinin talebi halinde (idare isterse)
Nasıl? Belirlenmemiş
Hangi işlemler ile uygulanacak? Belirlenmemiş

Yukarıda tablo haline getirildiği üzere Anayasa’nın 23. maddesinde ifade edilen “kanunla sınırlanabilir” ibaresindeki kanun kavramının içeriğine ilişkin soruların tümüne yeni uygulama açısından cevap almak mümkün değildir. O zaman söz konusu uygulama bu haliyle Anayasa’nın aradığı anlamda bir düzenleme değildir. Belirsizlikler varlığını korumaktadır.

ii) Yetki hala idarede: Yargıç kararının zorunluluğu

Yeni düzenlemede kararın alınması ve uygulanmasına ilişkin takdir hala idarededir. Bu durum keyfi durumların önüne geçilmesine ilk engel konumundadır. Konunun uzmanları tarafından çeşitli platformlarda pek çok kez ifade edilmesine rağmen, “yurt dışı çıkış yasağı” kararının ilgiliye bildirimine ilişkin bir hüküm yeni düzenlemede de yer almamıştır. Oysa Anayasa hükümlerine göre bu sınırlandırmayı yapmaya yetkili organ “idare” değildir (16).

Sınırlamanın ancak kanunla yapılabilmesi kuralı, yurt dışına çıkma özgürlüğünün kullanılması ile ilgili olarak idare tarafından hiç bir düzenleyici ya da birel işlemin yapılamayacağı anlamına gelmemektedir. Elbette ki, kanun koyucunun yurt dışına çıkma özgürlüğünü sınırlamasından ve bu konudaki genel çerçeveyi çizmesinden sonra idare, kanunun öngördüğü sınırlamanın ayrıntılarına ve teknik noktalarına(17), biçim ve usule (18) ilişkin düzenlemeler getirebilecek sınırlamayı öngören kanunun ve bu kanuna uygun şekilde çıkarılan düzenleyici işlemin uygulanması amacıyla birel işlemler tesis edebilecektir. Ancak açıktır ki, bu düzenleyici ve birel işlemlerle yurt dışına çıkma özgürlüğüne, kanun tarafından öngörülmeyen bir sınırlama getirilemeyecektir (19). Dolayısıyla, kanunda bir sınırlamanın öngörülmediği hallerdeki işlerin yurt dışına çıkma özgürlüklerini kısıtlayan bütün “idari tasarruflar” Anayasa’nın 13. maddesine aykırılık oluşturacaktır (20).

Yurt dışı çıkış yasağı’nın uygulanmasında nasıl sorusunun cevabı doktrinde genel kabul gören şekli ile yargıç kararına istinaden gerçekleştirmek olmalıdır (21). Yurt dışı çıkış yasağının uygulanabilmesi için karar yetkisinin mahkemeye hatta ceza mahkemesine verilmesi (22) daha uygun olacaktır.

Yürürlüğe giren yeni uygulamada gönderilen ödeme emrine rağmen yedi gün içerisinde belirtilen rakamı ödemeyen ya da hakkında ihtiyati haciz kararı alınan kişiye alacaklı tahsil dairesinin talebi halinde ilgili makamlarca yurt dışı yasağı getirilmektedir. Bu durumda hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan kişilerin seyahat hürriyetleri hukuka aykırı bir şekilde engellenmektedir. Bir başka ifade ile sadece idarenin borçlu olduğunu ileri sürdüğü bir kişinin seyahat hürriyeti doğrudan engellenebilecektir (23).

Dolayısıyla yeni düzenlemenin niteliksel olarak maddi anlamda bir kanun olduğu söylenemeyeceği gibi Anayasal gerekleri de karşılayamamaktadır. Yasada yasak kararının ilgiliye bildirimine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Hakkında yurt dışı çıkış yasağı uygulanan yükümlünün bu işlem hakkında bilgilendirilmesi, belirlilik ilkesini hayata geçirir ve keyfiliğe karşı usuli bir güvence sağlar. Gelir İdaresi Başkanlığı resmi web sitesinde bulunan yurt dışı çıkış yasağı sorgulaması da bireysel bir belirlilik sağlamadığı gibi keyfiliği de ortadan kaldırmamaktadır (24).

c) Vatandaşın yurt dışına çıkış hakkının özüne dokunulamaz: Ölçülülük

Anayasanın 13. Maddesi (25) bir hakkın maksimum sınırlama alanını, yani daha fazla sınırlamanın mümkün olmadığı noktayı “hakkın özüne dokunmama” ölçütüyle belirlemiştir. Söz konusu hüküm bu çekirdek alan öncesindeki minimum sınırlama alanını, yani sınırlamanın en son nereye varabileceğinden önce, sınırlamanın amacına ne ölçüde sınırlama ile ulaşılabileceğinin ölçütünü de verir. Bu ölçüt “ölçülülük”tür (26).

Amaç ve araç arasında makul bir ilişkinin bulunmasını, diğer bir deyişle yapılan sınırlamayla sağladığı yarar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eden ölçülülük ilkesinin, sınırlayıcı önlem ile sınırlama amacı arasındaki ilişkinin denetiminde, yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olup olmadığını saptamaya yönelik “elverişlilik”, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşma ve demokratik toplum düzeni bakımından zorunlu olup olmadığını arayan “zorunluluk”, ayrıca amaç ve aracın ölçüsüz bir oranı kapsayıp kapsamadığını, bu yolla ölçüsüz bir yükümlülük getirip getirmediğini belirleyen “oranlılık” ilkeleri olmak üzere üç alt ilkesi bulunmaktadır (27).

i) Elverişlilik İlkesi Açısından

Çağdaş ülkelerde mükellefin mali durumu idarece yakından takip edilip, ödeme gücü ve şartlarına göre planlamalar yapılırken ülkemizde sadece özgürlüklerin kısıtlanması yoluyla vergilerin tahsil edilmesine çalışılması hem amaca ulaşamayacak olan hem de dünyadaki gelişmelerle ters yönlü ilerleyen bir beyhude çaba olarak kalmaktadır. Vergiler bakımından mükelleflerin ikametgâhlarının bile yeni yerlerde ve çalışma alanlarında olmasının teşvik edilmesi yönündeki liberal tutumlara karşı özgürlüğün kullanılması doğru değildir. Hem özgürlük hem vergi ödeme gücünün kaybolmasının idareye nasıl bir faydası olduğunun mantıksal bir açıklamasını bulmak zordur (28). Özellikle günümüzde iş bağlantıları sebebiyle sürekli yurt dışına çıkmak zorunda olan ve işlerini düzeltmek amacı taşıyan kişilere yurt dışına çıkma demek anlamsızdır. Ülkeyi hapishaneye çevirmemek gerekmektedir. Mevcut düzenleme mahkemece yeniden iptal edilmeden önce gözden geçirilmelidir (29).

Yeni uygulamanın önemli eksikliklerinden biri yurt dışına kaçma, mal kaçırma endişesi bulunan borçlular ile ödeme gücü veya potansiyeli olduğu halde ödemeyenler için bir “tedbir”in uygulanmasına yönelik ölçüt ve koşullara yer verilmemesidir. “Vergiden borç eşittir özgürlükten mahrumiyet” anlayışının, ödeme veya teminata kadar otomatik yasak düzenlemesinin hukuk devleti ile bağdaşması mümkün değildir. Bu tedbirin fayda etmediği, bu tedbire rağmen tahsilâtın yapılamadığı, bir başka deyişle amaca hizmet etmediği hallerde yasağın kaldırılması gerekir. Zira böyle bir durumda amaçla araç arasındaki ölçü kaybolmaktadır. Uygulamanın kişinin ödeme gücü olmadığı için uygulanan bir yaptırıma dönüşmemesi, bu nedenle bu tedbirin amaca hizmet edip etmediği yönünden periyodik değerlendirmelere de tabi tutulması gerekir (30).

ii) Zorunluluk İlkesi Açısından

Mevzuatımızda, tahakkuk, tahsil ve tebligat safhalarında borçlunun yurt içinde olmasını zorunlu kılan bir sebep bulunmamaktadır. Diğer yandan yurt dışında bulunan bir kişi için de cebri icra yöntemleri uygulanabilir (31).

Ayrıca vergi idaresinin amacı vergi alacağını tahsil etmekse ve devletin amacı yurt dışına servet transferini engellemekse öncelikle ilgililerin hesap işlemlerinin takip altına alınması gerekmektedir. Bireyin fiziksel engellenmesi vergi alacağının ya da kamu alacağının tahsilinde etkin ve kolay bir yol değildir (32). Yurt dışına çıkışı engelleme sonuç itibariyle seyahat özgürlüğünü zedeleyen ancak malvarlığına yönelik bir yasaklamadır. Bu yasaklamanın esas hedefi söz konusu kimselerin şu veya bu şekilde özgürlüklerinin kısıtlanması değil, vergi borçlarının ödetilmesi için gerekli önlemlerin malvarlıkları üzerinden alınmasıdır (33).

iii) Orantılılık İlkesi Açısından

Eski uygulamada 25.000 YTL olan borç eşiğinin 100.000 olarak tespit edilmesi nispeten orantılılığı artırmıştır denilebilir (34). Ancak yüzbin Yeni Türk Lirası ve üzerinde olan teminat altına alınmamış amme alacağı için yurt dışı çıkış yasağı uygulanması, düzenlemenin “otomatik” bir uygulama haline gelmesine neden olacaktır. Bu durumda yurt dışı çıkış yasağı ölçülülük ilkesine aykırı hale geldiği gibi, elverişsiz, gereksiz ve orantısız bir tedbir haline gelebilecektir. Çünkü yurt dışı çıkış yasağının uygulanmasının amacı vergi borcunun tahsil olanaklarının korunmasıdır. Araç ise yurt dışına çıkışı sınırlandırmaktır. Amaç ile araç arasındaki makul ilişkinin bulunması için bu aracın kullanılmaması halinde vergi borcunun tahsil edilmeyecek olmasıdır. O halde seyahat özgürlüğüne yönelik ölçülü bir sınırlama ancak yurt dışına çıkışla vergi alacağının tahsil edilememesi arasındaki bağ üzerine kurulabilir. Bu durumda yurt dışına çıkış yasağı olmaksızın yükümlünün malvarlığının önemli bir bölümünün imkânsız değilse de büyük oranda tahsile konu edilmesinin zor olacağını vergi idaresi ortaya koyabilmelidir. Bunun için de yurt dışına çıkışın vergi ödememe amacıyla yapıldığı şüphesi uyandıracak eylem ve belirtilerin aranması gerekir. Örneğin malvarlığının elden çıkarılması ve nakde dönüştürülmesi gibi. Uygulama bu hali ile tahsil olanaklarının korunmasından çok öte, yükümlünün ödemeye zorlanmasını amaçlayan bir uygulama niteliğinde görünmektedir (35).

Diğer yandan yeni uygulamada yurt dışı çıkış yasağının ne kadar uygulanacağına dair sürenin belirlenmemesi de amaç ve araç arasındaki orantılılık açısından analiz edildiğinde anayasaya aykırılık taşımaktadır. Çünkü söz konusu sınırlama olağanüstü bir tedbir olarak, ancak olağanüstü koşullar mevcut olduğunda uygulanabilecek bir düzenleme olduğundan geçici ve süresi belirli olmalıdır (36). Örneğin 6183 sayılı yasa dâhilindeki diğer tahsil olanaklarının uygulanmasına yetecek kadar bir süre yeterli görülebilir.

Süresiz, ya da ödeme veya teminat gösterme veya zamanaşımı tarihine kadar uygulanabileceği anlaşılan (yeni) yurt dışı çıkış tahdidi, ödemeye zorlama yaptırımı olarak orantısızdır. Kaldı ki her olayda tahsilâtı ortadan kaldıracak makul şüphelerin araştırılması da hukuk devleti açısından gereklidir (37).

IV.SONUÇ

5766 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanun’a eklenen 36/A hükmü ile getirilen yurt dışı çıkış tahdidi uygulaması baştan sona analiz edildiğinde görülecektir ki Anayasa’nın başta 13 ve 23. maddesi olmak üzere hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği ana ilkelere ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından belirlenen standartlara aykırıdır.

Yeni uygulama çalışmada ayrıntılı değerlendirildiği üzere yurt dışına çıkmak isteyen kişilerin vergi borçlarını ödemeye zorlayıcı nitelikte, kaynağını Anayasa’da bulan meşru bir amaca dayanmaktadır. Yeni düzenleme Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi ile uyumlu değildir. Elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık unsurlarına aykırı ve belirsiz durumlar varlığını korumaktadır.

Diğer yandan düzenleme Anayasa madde 23’de ifade edilen kanun kavramının içeriği ile örtüşmemekte, belirlilik ilkesine aykırı bazı boşluklar barındırmaktadır. Anayasa’nın 23. maddesinde ifade edilen “kanunla sınırlanabilir” ibaresindeki kanun kavramının içeriğine ilişkin soruların tümüne yeni düzenlemede cevap almak mümkün değildir. O zaman söz konusu uygulama bu haliyle Anayasa’nın aradığı anlamda bir düzenleme değildir.

Yeni düzenlemede kararın alınması ve uygulanmasına ilişkin takdir hala idarededir. Bu durum, keyfi durumların önüne geçilmesine önemli bir engel konumundadır. Konunun uzmanları tarafından çeşitli platformlarda pek çok kez ifade edilmesine rağmen, “yurt dışı çıkış yasağı” kararının ilgiliye bildirimine ilişkin bir hüküm yeni düzenlemede bulunmamaktadır.

Çalışmada detaylarına değinildiği üzere revize edilerek yürürlüğe giren yurt dışı çıkış yasağının gözden geçirilmesinde fayda bulunmaktadır. Aksi takdirde yeni uygulamanın da Anayasa Mahkemesinden dönmesi çok uzak değildir.

Dip Notlar:

(*) Bu makale Legal Mali Hukuk Dergisi, Sayı:43, (Temmuz 2008)’de yayınlanmıştır.

(1) Anayasa Mahkemesi, T:18.10.2007, E:2007/4, K:2007/81. 08.12.2007 tarihli ve 26724 sayılı Resmi Gazete. (Bundan sonra AYM Kararı olarak anılacaktır).

(2) Gelir İdaresi Başkanlığı, resmi web sitesinden kamuoyuna yönelik yapmış olduğu duyuru da “5766 sayılı Kanunla 6183 sayılı Kanuna eklenen 36/A maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi, Anayasa hükümleri ve konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dikkate alınarak” yeni düzenlemenin hayata geçirildiğini iddia etmektedir. (Bkz. http://www.gib.gov.tr/index.php?id=117, Erişim tarihi:17.06.2008).

(3) 06.06.2008 tarihli ve mük. 26898 sayılı Resmi Gazete.

(4) Gülsen Güneş, “Vergi İdaresinin Yurt Dışı Seyahat Özgürlüğüne Müdahalesine Eleştirisel Bakış”, Vergi Sorunları, Sayı:203, (Ağustos 2005), s.127.

(5) Bkz. Güneş, s.128.

(6) Söz konusu İHAM kararı ve standartlar hakkında ayrıntılı bir değerlendirme için bkz. Billur Yaltı, “Vergi Borcu Nedeniyle Yurt Dışına Çıkış Yasağı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:66, 2006, s.102 vd.

(7) Bunun anlamı koşullara bağlı –tahsil imkanları, mal varlığı araştırması, yurt dışına çıkışın tahsil olanağı üzerindeki etkisi gibi- hiçbir değerlendirme yapmaksızın, vergi borcu olmasının tek başına otomatik bir yurt dışı çıkış yasağına dönüşmemesi gereğidir.

(8) Anayasa Madde 23: Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak; Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. (Değişik: 3.10.2001-4709/8 md.) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir. Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.

(9) Yaltı, s.95.

(10) AYM Kararı.

(11) Yaltı, s.112.

(12) Ekrem Nur, “Vergi Borcu Nedeniyle Yurt Dışına Çıkış Yasağı Uygulamasının Anayasa’ya Aykırı Olduğu”, Yaklaşım, Sayı:147, Mart 2005, s.279.

(13) AYM Kararı.

(14) Yaltı, s.114.

(15) Güneş, s.127.

(16) Nur, s.279.

(17) Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Ekin Kitabevi, Bursa, 2000, s.226.

(18) Bülent Tanör, Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasas-ına Göre Türk Anayasa Hukuku, 7.b-, Beta Yayınevi, İstanbul, 2005, s.132.

(19) Gözler, s.226.

(20) Emre Akbulut, Yurt Dışına Çıkış Yasağı, Marmara Üniversitesi, SBE, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 2007, s.10.

(21) Güneş, s.132; Yaltı, 115; Nur, s.280; Bumin Doğrusöz, “Vergi Borcu Nedeniyle Yurt Dışına Çıkış Yasağı ve 5 Milyarlık Sınır”, Yaklaşım, Sayı:72, Aralık 1998, s.38; Hakan Üzeltürk, “Vergi Borcu İçin Araçlar Bağlanmayacak Ama İnsanlar Bağlanacak”, Dünya, 17.06.2008. Bu konuda verilen bir öneriye göre vergi idarelerinin vergi başkanlıkları aracılığı ile yetkili hakimden izin alarak yurt dışına seyahat yasağı koydurtmaları ve ilgiliye izin veren hakim kararının kendisine tebliğinden itibaren 15 gün gibi bir süre içerisinde itiraz hakkının tanınması şeklinde bir düzenleme getirilebilir. (Doğrusöz, s.38.).

(22) Güneş, s.132.

(23) Hakan Üzeltürk, “Vergi Borcu İçin Araçlar Bağlanmayacak Ama İnsanlar Bağlanacak”, Dünya, 17.06.2008.

(24) Yaltı, s.115.

(25) Anayasa Madde 13: Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

(26) Yaltı, s.115.

(27) AYM Kararı.

(28) Hakan Üzeltürk, “Yurt Dışına Çıkamayanlar, Yurt dışından Gelemeyenler”, Dünya,  20.05.2008.

(29) Hakan Üzeltürk, “Vergi Borcu İçin Araçlar Bağlanmayacak Ama İnsanlar Bağlanacak”, Dünya, 17.06.2008.

(30) Bumin Doğrusöz, “Yurt Dışı Çıkış Yasağına Yeni Düzenleme”, Referans, 07.02.2008.

(31) Bumin Doğrusöz, “Vergi Borcu Nedeniyle Yurt Dışına Çıkış Yasağı ve 5 Milyarlık Sınır”, Yaklaşım, Sayı:72, Aralık 1998, s.37.

(32) Güneş, s.122.

(33) Güneş, s.125.

(34) Hakan Üzeltürk, “Yurt Dışına Çıkamayanlar, Yurt dışından Gelemeyenler”, Dünya,  20.05.2008.

(35) Yaltı, s.118.

(36) Yaltı, s.118.

(37) Yaltı, s.119.

Devamı: Anayasa’ya Aykırılık Devam Ediyor: Yurt Dışı Çıkış Tahdidi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Mali Tatil ile Adli Tatilin Yarattığı Dava Açma Sürelerindeki Kaos ve Diğer Bazı Hususlar https://www.alomaliye.com/2008/07/07/mali-tatil-ile-adli-tatilin-yarattigi-dava-acma-surelerindeki-kaos-ve-diger-bazi-hususlar/ Mon, 07 Jul 2008 12:31:07 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10425

Mali Tatil ile Adli Tatilin Yarattığı Dava Açma Süreleri I.GİRİŞ Hukukta süreler çok önemli bir yere sahiptir. Hakların zamanında kullanılması veya kaybedilmesi, dava açılması veya başvuruların zamanında yapılabilmesi gibi pek çok hak kanunlarda belirlenmiş olan süreler çerçevesinde kullanılmaktadır. Bu nedenle sürelerin hesaplanmasında rol oynayan düzenlemelere dikkat edilmelidir. Ülkemizde yargı birimleri “adli tatil” adı verilen yılın […]

Devamı: Mali Tatil ile Adli Tatilin Yarattığı Dava Açma Sürelerindeki Kaos ve Diğer Bazı Hususlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>

Mali Tatil ile Adli Tatilin Yarattığı Dava Açma Süreleri

Doç.Dr.Özgür BİYAN
ozgurbiyan@hotmail.com

I.GİRİŞ

Hukukta süreler çok önemli bir yere sahiptir. Hakların zamanında kullanılması veya kaybedilmesi, dava açılması veya başvuruların zamanında yapılabilmesi gibi pek çok hak kanunlarda belirlenmiş olan süreler çerçevesinde kullanılmaktadır. Bu nedenle sürelerin hesaplanmasında rol oynayan düzenlemelere dikkat edilmelidir.

Ülkemizde yargı birimleri “adli tatil” adı verilen yılın belirli bir döneminde çalışmalarına ara vermektedirler. Adli tatil, Ağustos ayının birinci günü başlamakta ve Eylül ayının beşinci gününe kadar sürmektedir. Diğer yandan geçen yıl ihdas olunan “mali tatil” ise her yıl 1-20 Temmuz dönemi gerçekleşecek şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu yıl mali tatil 01 Temmuz ve 20 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşmektedir.

Mali tatil ile adli tatilin birbiri ardına gelmesi özellikle yargıya başvuru sürelerini doğrudan etkileyebilecek durumdadır. Başvuru süresinin mali ve adli tatil dönemlerine tesadüf edip etmediğinin izlenmesi yargı yoluna başvuranların hak kayıplarına uğramamaları açısından önemlidir. Bu çalışmada mali ve adli tatil düzenlemeleri ortaya konularak, yargıya başvuru sürelerinde oynadıkları rol özellikle vergi hukuku açısından irdelenmeye çalışılacaktır.

II.YASAL DÜZENLEMELER

  1. Mali Tatil

5604 sayılı “Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun”un (1) ilk maddesinin ilk fıkrasına göre, her yıl temmuz ayının birinden yirmisine kadar (yirmisi dahil) malî tatil uygulanacaktır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında mali tatil dönemine tesadüf eden hangi işlemlerin sürelerinin yedi gün uzayacağı düzenlenmiş, üçüncü fıkrasında ise dava açma süreleri ile ilgili olarak “Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirli sürelerde yapılması gereken muhasebe kayıt süreleri, bildirim süreleri ve vergiyle ilgili işlemlere ilişkin dava açma süreleri malî tatil süresince işlemez. Belirtilen süreler malî tatilin bitiminden itibaren tekrar işlemeye başlar” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Bilindiği üzere ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış olan tarhiyatlara karşı mükelleflerin dava açma süresi, tarhiyata ilişkin vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gündür. Yukarıda ifade edildiği üzere 5604 sayılı Kanuna göre vergisel işlemler aleyhine dava açma süreleri mali tatil boyunca işlemeyecektir. Mali tatilden sonra kalan süre kadar uzayacaktır. Örneğin, 10 Haziran günü tebliğ edilen bir vergi ceza ihbarnamesine karşı dava açma süresi 30 Temmuz’da dolacaktır. Çünkü kanuna göre mali tatil esnasında dava açma süreleri duracaktır (2). Başka bir örnekle 5 Haziran 2008 tarihinde tebliğ edilen bir vergi ihbarnamesine karşı vergi mahkemesinde 30 günlük dava açma süresi mali tatil nedeniyle 5 Temmuz 2008 tarihinde değil, 23 Temmuz 2008 tarihinde dolacaktır (3).

  1. Adli Tatil

İdare ile olan hukuki prosedürlerde İdari Yargılama Usulü Kanunu devreye girmektedir. Vergilendirme işlemleri de, idari işlem niteliğinde olduğundan, söz konusu kanun kapsamındaki düzenlemeler ışığında sürdürülmektedir.

Adli tatil süresi 01.01.2005’ten itibaren İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 61. maddesinde 5229 sayılı Kanunla (4) yapılan değişiklikle her yıl ağustos ayının birinci günü başlamakta ve Eylül ayının beşinci gününe kadar sürmektedir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (md. 175), Ceza Muhakemesi Kanunu’nu (md. 331), Danıştay Kanunu (md. 86), Sayıştay Kanunu (md. 101), Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanunu, Askeri Yargıtay Kanunu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu (md 85), Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu (md. 5), gibi kanunlarda da paralel düzenlemeler yapılarak, adli tatilin süresi konusunda yargı kolları arasında birlik sağlanmıştır(5).

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 8/3. maddesine göre, “Bu Kanun’da yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren 7 gün uzamış sayılır.”

Bu hükmün kapsamına, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yazılı bütün süreler, dava açma süreleri, idarenin veya davacıların cevap süreleri, dilekçe ret nedeniyle, davanın açılmamış sayıldığı durumlarda dilekçelerin yenileme süresi, itiraz veya temyiz süreleri, karar düzeltme süresi girmektedir. Dikkat edilmesi gereken husus, sürenin son gününün adli tatil içerisine rastlamasıdır.

Örneğin, 5 Temmuz günü tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı 30 günlük dava açma süresinin son günü olan 4 Ağustos, adli tatil içerisinde kaldığından, süre 11 Eylül mesai saati bitimine kadar uzayacaktır. Buna karşılık, 7 Ağustos günü tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı dava açma süresinin son günü 6 Eylül olduğundan ve bu tarih adli tatil içine rastlamadığından, dava açma süresi uzamayacak ve 6 Eylül günü dava açma süresi (hakkı) sona erecektir (6). Nitekim Danıştay bir kararında dava açma süresinin son gününün adli tatil bitimi ve 7 günlük uzama süresi arasına tesadüf etmesi durumunda süre uzamasının söz konusu olmayacağına yönelik karar vermiştir(7).

III. İDARENİN HATALI TEBLİĞİ

5604 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden yaklaşık 3 ay sonra (!) Gelir İdaresi “1 Sıra No’lu Mali Tatil Uygulaması Hakkında Genel Tebliği” (8) yayınlamış bulunmaktadır. Söz konusu tebliğde “mali tatil” dönemi ile ilgili kanuni düzenlemelerin ayrıntılı örneklerine yer verilerek uygulamaya yön verilmiştir.

Tebliğde dikkat çeken ve yayınlandığı süreden bu yana düzeltilmeyen bir örnek dikkat çekmektedir. Tebliğin “(5.3.) Dava açma süreleri” başlıklı bölümünde verilen örneğe göre; “Yapılan ikmalen tarhiyat sonucu düzenlenen vergi/ceza ihbarnamesinin 18 Haziran 2007 tarihinde mükellefe tebliğ edilmesi durumunda, söz konusu tarhiyata karşı dava açma süresi 18 Temmuz 2007 tarihinde sona erecektir. Ancak, 2007 yılı için mali tatil 3 Temmuz 2007 tarihinde başladığından, söz konusu sürenin mali tatile rastlayan 16 günlük kısmı işlemeyecek ve dava açma süresi mali tatilin sona erdiği tarihten itibaren 16 gün uzamak suretiyle 5 Ağustos 2007 tarihi mesai saati bitiminde sona erecektir. 5 Ağustos 2007 tarihinin de 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca çalışmaya ara verme süresine rastlaması nedeniyle dava açma süresi, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü (5 Eylül 2007) izleyen günden itibaren yedi gün uzayacak ve söz konusu sürenin son günü 12 Eylül 2007 tarihi olacaktır.”

İdarenin bu açıklamasına göre işlem yapan mükellefler açtıkları davaları süre aşımı sebebiyle kaybedeceklerdir. Zira örnekte verilen dava açma süresinin son günü, 12 Eylül değil, 11 Eylül’dür. Adli tatil, İdari Yargılama Usulü Kanununa (md.61) göre “Ağustos ayının birinden eylül ayının beşine kadar”dır. Yasadaki “kadar” kelimesi, 5 Eylül gününün adli iş günü olduğunu vurgulamaktadır. Öte yandan aynı kanunun 8. maddesine göre, bu kanunda yazılı sürelerin sonu adli tatile rastlarsa süre, adli tatilin sona erdiği günü (yani 4 Eylül’ü) izleyen tarihten itibaren 7 gün uzar. Bu hesaba göre, son gün 11 Eylül’dür. Eğer böyle bir durumda dava 12 Eylül günü açılırsa, süreden reddi gerekir(9). İdare burada sürenin hesaplanmasında sehven hata yapmıştır. Mükelleflerin süresinde dava açamaması ise idarenin istediği rakamın kabul edilmesi demektir. Bu durumda mükellefler bakımından sadece yargı hakkı kaybedilmemekte, maddi kayıplar da ortaya çıkmaktadır. Geçmiş uygulamalarda bu bir gün sebebiyle dava açma süresini kaçıran ve haklı oldukları davaları kaybeden, maddi açıdan çok ciddi kayıplara uğrayarak zorda kalan çok sayıda mükellef ve verilmiş karar bulunmaktadır(10).

IV.MALİ VE ADLİ TATİLİN YARATTIĞI HUKUKİ EKSİKLİKLER

  1. Hukuki işlemlerin her iki tatil dönemine de denk gelmesi

Vergi/ceza ihbarnamelerinin hem mali tatil süresinden hem de adli tatil süresinden etkilenmesi de mümkündür. Bu durumda iki dönem de dikkat alınarak hesaplama yapılmalıdır.

Örneğin, yapılan ikmalen tarhiyat sonucu düzenlenen vergi/ceza ihbarnamesinin 18 Haziran 2008 tarihinde mükellefe tebliğ edilmesi durumunda, söz konusu tarhiyata karşı dava açma süresi 18 Temmuz 2008 tarihinde sona erecektir. Ancak, 2008 yılı için mali tatil 1 Temmuz 2008 tarihinde başladığından, söz konusu sürenin mali tatile rastlayan 18 günlük kısmı işlemeyecek ve dava açma süresi mali tatilin sona erdiği tarihten itibaren 18 gün uzamak suretiyle 7 Ağustos 2008 tarihi mesai saati bitiminde sona erecektir.

7 Ağustos 2008 tarihinin ise İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca adli tatile rastlaması nedeniyle dava açma süresi, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü (5 Eylül 2008) izleyen günden itibaren yedi gün uzayacak ve söz konusu sürenin son günü 11 Eylül 2008 tarihi olacaktır(11).

Durum yukarıdaki örneğin dışında gelişirse ne olacaktır?

Örneğin, 2 Haziran günü kendisine 5604 sayılı yasanın 1. maddesinin 7. fıkrasında sayılanlar dışında kalan bir vergi tebliğ edilen yükümlü 30 gün olan dava açma süresinin (İYUK.m.7), 28 günü işledikten sonra 1 Temmuzda mali tatile girildiği için 21 Temmuz’dan itibaren geri kalan 2 gün yerine 7 günlük süre uzamasından yararlanarak (5604 Sayılı Kanun, m.1/6) dava dilekçesini 27 Temmuz günü mahkemeye sunduğunda ne olacaktır? Mahkeme 30 günlük sürenin dolduğundan bahisle dilekçeyi ret edecek midir?

Ya da kendisine 12 Haziran’da tarh ve tebliğ edilen bir vergi üzerine dava açacak olan yükümlü 5604 sayılı Kanun’daki “dava açma süreleri mali tatil süresince işlemez. Belirtilen süreler mali tatilin bitiminden itibaren tekrar işlemeye başlar” (5604 Sayılı Kanun, m.1/3) hükmüne dayanarak dava açma süresinin yalnızca 12 Haziran-1 Temmuz arasındaki 18 günlük kısmının geçtiğini, 21 Temmuzdan başlayarak daha 12 gününün bulunduğunu, bu durumda dava açma süresinin 1 Ağustos günü sona ereceğini, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle sürenin 5 Eylül’den itibaren 7 gün daha uzamış olacağını (İYUK.m.8/3) düşünerek 11 Eylül günü dava dilekçesini mahkemeye sunduğunda, mahkemenin bu sürelere ilişkin tavrı ne olacaktır(12)?

Mali Tatil süresi Temmuz ayı yerine Ağustos ayının ilk 20 günü olarak belirlenmesi ve adli ve mali tatilin çakışması nedeniyle dava açma sürelerinin ölçüsüz biçimde uzamasının önüne geçilmesi mümkündür. İdari Yargılama Usulü Kanunu gibi tüm idari yargılama sistemini düzenleyen bir temel yasanın 30 gün olarak belirlediği ve adli tatil dışında uzaması mümkün olmayan dava açma sürelerinin 5604 sayılı Yasa ile bu derece uzatılabilmesi yargı sisteminde düzensizlik yaratabilecektir(13).

Diğer yandan mali tatilin, muhasebe ve mali müşavirleri hedef alması dolayısıyla, yargılama işlevinde davacı, davalı ve yargıç olarak yer almayan bu mesleklerin tatili ile dava açma süresinin tatile girmesini bağdaştırmak mümkün değildir. Kaldı ki yargı süreci etkilenmek isteniyorsa, cevaba cevap, temyiz, karar düzeltme gibi pek çok konu bir kenara bırakılarak, sadece dava açma süresinde tatilin düzenlenmesinin de bir anlamı bulunmamaktadır(14).

  1. Adli ve Mali Tatilin yarattığı “anayasal eşitlik ilkesi”ne aykırılık

Dava açma sürelerinde mali ve adli tatillerin yarattığı bu etkilerin mükellefler açısından bakıldığında anayasal vergileme ilkelerinin temelini oluşturan eşitlik ilkesini zedeleyen durumlara neden olduğu da kabul edilmelidir.

Dava açma sürelerinin uzaması biçiminde ortaya çıkan sonuç yükümlüler arasında dava açma süreleri bakımından makul olmayan farklılıklara neden olur. Dava açma sürelerinin sonu adli tatile tesadüf eden yükümlülerin yararlandıkları ek süre mali ve adli tatil etkilerinin birleşmesiyle daha da artmaktadır. Öte yandan gümrük idareleri, il özel idareleri ve belediyeler tarafından tarh ve/veya tahsil olunan vergi, resim ve harçlarla ilgili olarak mali tatil uygulanmayacağından (5604 sayılı Kanun, m.1/7), süre uzamasından yararlanma hususunda yalnız dava açma süreleri bakımından değil, vergi ödevleri ile ilgili bütün süreler açısından yerel yönetim vergilerinin yükümlüleri ile merkez yönetim vergilerinin yükümlüleri arasında, birinciler aleyhine, vergilemede eşitlik ilkesine aykırılık söz konusu olmaktadır(15).

V.DİĞER HUSUSLAR

  1. Adli Tatilde Ödeme Emrine Dikkat

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 8/3. maddesinin adli tatil dolayısıyla uzayacağını belirttiği süreler, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yazılı sürelerdir. Bu durum İYUK kapsamında olmayan dava açma süreleri ile ilgili düzenlemelerin adli tatilden yararlanıp yararlanamayacağı konusunda tartışmalara neden olmuştur.

Diğer bir ifadeyle, diğer kanunlarda yazılı süreler konusunda mevzuatımızda bir boşluk vardır. Örneğin ödeme emrine karşı açılacak davalarla ilgili süre, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda değil, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da yer almıştır. Bu sürenin sonunun adli tatile rastlaması halinde, bu sürenin de uzayıp uzamayacağı tartışmalıdır.

Danıştay’ın uygulamasına bakıldığında ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davaların, idari davalarda olduğu gibi, özel kanunlarda öngörülen özel sürelerin son gününün çalışmaya ara verme zamanına (adli tatil) rastlaması durumunda da sürenin uzayacağını kabul edilmektedir(16).

Diğer yandan İYUK 8/3 de dava açma sürelerinin değil, bu kanunda yazılı sürelerden söz edilmiştir. Böyle olunca; dava açma süreleri dışındaki sürelerin; savunma ve cevap sürelerinin, ara kararına cevap verme sürelerinin, kanun yollarına başvuru sürelerinin de, son günlerinin çalışmaya ara verme (adli tatil) zamanına rastlaması durumunda uzaması gerekir(17).

Doktrinde yapılan tartışmalarda yer alan bazı görüşlerde ödeme emrinin dava açma süresinin son gününün yargının ara verme dönemine denk gelmesi durumunda da 7 günlük uzamanın geçerli olacağı ifade edilmektedir. Başka bir deyişle ödeme emri dava açma süresinin son günü yargı organlarının ara verme zamanına rastlarsa, bu süreler ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren 7 gün uzamış sayılacaktır(18).

Kimi görüşlerde ise diğer kanunlardaki sürelerin İYUK kapsamına dâhil edilemeyeceği, adının yalnızca dava açma süresi olmasından hareketle, diğer kanunlarda öngörülen sürelerin son günlerinin adli tatile rastlaması durumunda uzayacağını kabulünün mümkün olmayacağı, böyle bir kabul olması durumunda kanun koyucunun özel kanunda özel süre belirlemesindeki amacına uygun düşmeyeceği ileri sürülmektedir(19). Çözüm olarak da İYUK’nun 8/3. maddesinde yer alan “Bu kanunda yazılı sürelerin” ibaresinden sonraya “ve diğer kanunlarda idare veya vergi mahkemelerinde dava açma süresi olarak belirlenmiş sürelerin” ibaresinin eklenmesinin sorun ve duraksamaları ortadan kaldıracağı ifade edilmektedir(20).

Anlaşılacağı üzere söz konusu durumun konunun uzmanları arasında dahi görüş ayrılıklarına neden olduğu açıktır. Daha fazla hak kayıplarına uğranılmaması ve yeknesak bir uygulama olması adına kanuni bir düzenleme ile çözüme kavuşmak en iyi yol olacaktır. Diğer yandan mükelleflerin bu konularda titiz davranması hak kayıplarının yaşanmaması açısından son derece önemlidir.

  1. Adli Tatilde de Dava Açılabilir: Nöbetçi Mahkemeler

Adli tatilde, adli yargıdaki bütün mahkemeler tatil yapmamaktadır. Örneğin, sulh hukuk mahkemeleri, iş mahkemeleri, kadastro mahkemeleri, icra daireleri çalışmalarına devam ettiği gibi, bazı davalara adli tatilde de devam edilir.

İdari yargıda (idari ve vergi mahkemelerinde) Bölge İdare Mahkemesi Başkanı’nın önerisi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca, Bölge İdare Mahkemesi görev alanı içerisinde çalışmak üzere idare ve vergi mahkemesi başkan ve üyeleri arasından seçilen üyelerle üç üyeli nöbetçi mahkemeler oluşturulmaktadır.

Bu şekilde oluşan nöbetçi mahkemeler, sadece adli tatil süresince görev yaparlar ve yürütmenin durdurulması taleplerinin değerlendirilmesi, delillerin tespiti gibi işlerle kanunun belli süreler içerisinde yapılmasını istediği işlerle ilgilenirler.

Paralel uygulama Danıştay için de söz konusudur. Danıştay’da da Başkanlık Kurulu tarafından seçilen bir başkan, dört üye ve bir yedek üyeden oluşan nöbetçi daire oluşturulmaktadır. Bu dairenin görevleri ise Danıştay Kanunu’nda, hükümetçe verilecek ivedi işler ile kanunların belli sürelerde yapılmasını istediği işleri karara bağlamak, yürütmeyi durdurma taleplerini incelemek, delil tespitine ilişkin işleri yapmak, tutuklu memurların yargılanmaları talepleri hakkında karar vermek şeklinde belirlenmiştir(21).

Dava açmak isteyenlerin, adli tatilin bitmesini beklemelerine gerek yoktur. Adli tatil içerisinde de, dava açabilir veya diğer başvurulara ilişkin dilekçeler verilebilir.

VI.SONUÇ

5604 sayılı Kanun ile ihdas edilen “mali tatil” boyunca bir takım yükümlülükler ve hakların kullanımı ertelenmekte veya durmakta, ilgili dönem sonrası 7 günlük süre içinde yerine getirilmekte veya kaldığı yerden devam etmektedir.

Bu düzenlemelerden etkilenen sürelerden biri de dava açma süreleridir. Yapılan düzenlemelere göre dava açma süresi mali tatil boyunca durmakta, mali tatil sonrası kaldığı yerden devam etmektedir.

Diğer yandan dava açma süresinin son günü, İYUK’na göre çalışmaya ara verme zamanına (adli tatile) rastlarsa, bu süreler ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren, 7 gün uzamış sayılmaktadır. Buradaki süre uzaması, sadece dava açma süresini değil, idarenin ve davacının cevap süresini, itiraz ve temyiz sürelerini, özetle İYUK’da yazılı tüm süreleri kapsamaktadır Ancak, bu durum adli tatil süresi içerisinde dava açılamayacağı anlamına gelmemektedir. İsteyenler, adli tatil süresi içinde de dava açabilir ya da itiraz veya temyiz başvurusunda bulunabilirler.

Adli ve mali tatil dönemlerinin ardarda gelmesi ile dava açma süreleri karışık bir durum yaratmaktadır. Yanlış ya da eksik bilgi ile yapılan süre hesaplamalarının hak kayıpları yaratabileceği muhakkaktır. Mali tatilin mükellefler arasında yarattığı ayrım, sürelerin karmaşıklığı bunlara ilave hatalı idari tebliğ göz önüne alındığında söz konusu düzenlemelerin revize edilmesi uygun olacaktır. Kaldı ki “basit, açık, anlaşılır bir vergi sistemi” de bunu gerektirir. Ayrıca çalışmada ifade edilen görüş aykırılıkları ve hukuka aykırı durumlarda bertaraf edilmiş olur.

Dip Notlar

(1)   28.03.2007 tarihli ve 26476 Sayılı Resmi Gazete.

(2)   Veysi SEVİĞ; “Mali tatil ve Dava Açma Süresi”, Referans Gazetesi, 02.07.2007.

(3)   Salim KARADENİZ, “Mali Tatilin Getirdikleri”, Yaklaşım Dergisi, Sayı:176, (Ağustos 2007), s.80.

(4)   21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmi Gazete.

(5)   A. Bumin DOĞRUSÖZ “Vergi Yargısında Adli Tatil ve Dava Açma Süresine Etkisi”, Yaklaşım Dergisi, Sayı:165, (Eylül 2006), s.226. İdari Yargılama Usul Kanunu madde 61’e göre adli tatilden sadece Bölge İdare Mahkemeleri ve Bölge İdare Mahkemelerinin bulunduğu ildeki vergi ve idare mahkemeleri yararlanabilmektedir.

(6)   DOĞRUSÖZ, a.g.m., s.227.

(7)   Vergi mahkemesinde dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara verme zamanının bitim tarihi ile 5-12 Eylül tarihi arasına (07.09.1989) rastlaması halinde sürenin 12 Eylül mesai saatine kadar uzamayacağı; sürenin bittiği tarihten (07.09.1989) sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerekeceği hakkında, Danıştay 3. Dairesi, T:11.3.1991, E:1990/2977, K:1991/1003, Turgut CANDAN, Açıklamalı İdari Yargılama Usul Kanunu, Maliye ve Hukuk Yayınları, Ankara, Ekim 2005, s.394. Benzer yönde bir karar için bkz. Danıştay 11. Dairesi, T:13.11.1995, E:1995/2766, K:1995/3082, (www.danistay.gov.tr), (Erişim:28.07.2007).

(8)   30.06.2007 tarihli ve 26568 Sayılı Resmi Gazete.

(9)   CANDAN, İYUK, s.393; Veysi SEVİĞ; “Mali Tatil ve Dava Açma Süresi”, Referans Gazetesi, 02.07.2007.

(10)   Hakan ÜZELTÜRK; “İdare Dava Açacak Mükellefleri Yanıltıyor”, Dünya Gazetesi, 29.06.2007. Bumin Doğrusöz; “Tatillerin Yarattığı Süre Karmaşası”, Referans, 03.07.2008.

(11)   SEVİĞ, a.g.y. Örnek tarafımızdan güncellenmiştir.

(12)   Mualla ÖNCEL, İnci Solak AKMAN, Cenker GÖKER; “5604 ve 5615 Sayılı Yasalarla Getirilen Yeni Mali Düzenlemelerin Düşündürdükleri”, Vergi Sorunları Dergisi, Sayı: 226, (Temmuz 2007), s.8.

(13)   ÖNCEL-AKMAN-GÖKER, a.g.m., s.9.

(14)   SEVİĞ, a.g.y.

(15)   ÖNCEL-AKMAN-GÖKER, a.g.m., s.9.

(16)   Danıştay Vergi Dava Dairleri Genel Kurulu, T:21.04.2000, E:1999/447, K:2000/159. Danıştay, 3. Dairesi, T:21.05.1987, E:1987/73, K:1987/1316.

(17)   Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, T:15.12.2005, E:2005/3242, K: 2005/2801, Savunma sürelerinin hesabında da İYUK.m.8/3 fıkrasının uygulanacağı hakkında, (CANDAN, s.341). Benzer yönde bir karar için bkz. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, T:13.12.2002, E:2002/1151, K: 2002/922, (www.danistay.gov.tr), (Erişim:28.07.2007).

(18)   Adnan GERÇEK, Türk Vergi Hukukunda Tahsilât İşlemi ve Etkinliği, Ekin Kitabevi, Bursa, 2003, s.125; Şükrü KIZILOT- Zuhal KIZILOT; Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Gözden Geçirilmiş 12.Baskı, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, Ocak 2007, s.475.

(19)   Turgut CANDAN, Açıklamalı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Maliye ve Hukuk Yayınları, Ankara, Mart 2007, s.341.

(20)   DOĞRUSÖZ, a.g.m., s.227.

(21)   DOĞRUSÖZ, a.g.m., s.228.

Devamı: Mali Tatil ile Adli Tatilin Yarattığı Dava Açma Sürelerindeki Kaos ve Diğer Bazı Hususlar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Transfer Fiyatlandırması, Kontrol Edilen Yabancı Kurum ve Örtülü Sermayeye İlişkin Form’un Doldurulmasında Dikkat Edilecek Noktalar https://www.alomaliye.com/2008/04/11/transfer-fiyatlandirmasi-kontrol-edilen-yabanci-kurum-ve-ortulu-sermayeye-iliskin-formun-doldurulmasinda-dikkat-edilecek-noktalar/ Fri, 11 Apr 2008 12:28:47 +0000 http://www.alomaliye.com/?p=10423 Özgür Biyan Mali Hukuk Bilim Uzmanı ozgurbiyan@vergidanismani.com ozgurbiyan@hotmail.com TRANSFER FİYATLANDIRMASI, KONTROL EDİLEN YABANCI KURUM VE ÖRTÜLÜ SERMAYEYE İLİŞKİN FORM’UN DOLDURULMASINDA DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR Bilindiği üzere transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı ile ilgili tebliğe göre Nisan 2008 de verilecek olan Kurumlar Vergisi Beyannamesinde ek olarak “TRANSFER FİYATLANDIRMASI, KONTROL EDİLEN YABANCI KURUM ve ÖRTÜLÜ SERMAYEYE İLİŞKİN […]

Devamı: Transfer Fiyatlandırması, Kontrol Edilen Yabancı Kurum ve Örtülü Sermayeye İlişkin Form’un Doldurulmasında Dikkat Edilecek Noktalar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>
Özgür Biyan

Mali Hukuk Bilim Uzmanı

ozgurbiyan@vergidanismani.com

ozgurbiyan@hotmail.com

TRANSFER FİYATLANDIRMASI, KONTROL EDİLEN YABANCI KURUM VE ÖRTÜLÜ SERMAYEYE İLİŞKİN FORM’UN DOLDURULMASINDA DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

Bilindiği üzere transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı ile ilgili tebliğe göre Nisan 2008 de verilecek olan Kurumlar Vergisi Beyannamesinde ek olarak “TRANSFER FİYATLANDIRMASI, KONTROL EDİLEN YABANCI KURUM ve ÖRTÜLÜ SERMAYEYE İLİŞKİN FORM”un hazırlanması gerekmektedir.

Formda yer alan transfer fiyatlandırması, kontrol edilen kurum kazancı ve örtülü sermayeye ilişkin işlemlerin bir veya birkaçının bulunması durumunda sadece bu işleme ilişkin kısım doldurulacak olup, formda belirtilen söz konusu işlemlerin bulunmaması durumunda bu form doldurulmayacak ve beyanname ekinde de gönderilmeyecektir.

Transfer fiyatlandırması uygulamasını firma bünyesinde çalışan meslek mensuplarının, firma sahipleri ile istişare içinde muhasebe departmanındaki elemanları da bir araya getirerek ekip halinde çalışma yapmalarında fayda bulunmaktadır. Zira transfer fiyatlandırması uygulaması ekip olarak çalışılması gereken çok yönlü ve bünyesinde türlü işlemler barındıran bir çalışma gerektirmekle beraber bu formun doldurulmasında aşağıdaki adımların takip edilmesinde yarar bulunmaktadır.

1- İşletme hakkında genel bilgi dosyasının oluşturulması

Transfer fiyatlandırması işlemleri açısından bir bilgi dosyasının oluşturulmasında fayda bulunmaktadır. Her firma transfer fiyatlandırması dosyası hazırlayarak, işletmenin kuruluşu hakkında kısa bilgi, sektör yapısı ve sektördeki konumu, sermaye yapısı, fiyat tespit yöntemleri, fiyat politikası, üretim yöntemleri ve üretim politikası vb bilgileri içeren bilgileri bir araya getirmelerinde fayda bulunmaktadır. Söz konusu dosyaya transfer fiyatlandırmasına ilişkin tüm işlemlerin ve hesaplamaların belgelerinin de dâhil edilmesi ve gerektiğinde ibraz edilmek üzere saklanması gerekmektedir.

Bu dosya uygulamada mükelleflerin transfer fiyatlandırması çalışmaları sırasında her türlü bilgileri sistematik bir şekilde ellerinin altında olmasını sağlamakla kalmayacak aynı zamanda ileride bir vergi incelemesi söz konusu olduğunda da elde edilen verilerin ispatı konusunda da önem taşıyacaktır.

2- İlişkili kişilerin tespit edilmesi

Transfer fiyatlandırması uygulamasında önemli kriterlerden biri ilişkili kişilerin belirlenmesidir. Dolayısıyla firma ya da firmalarınızın bu kapsamda dönem içinde münasebette bulunduğu ilişkili kişileri belirleyiniz. İlgili tebliğde gerekli açıklamaları okuyarak kimlerin ilişkili kişi kapsamında değerlendiğini tespit edebilirsiniz.

Ana hatlarıyla ilişkili kişi kapsamına girenleri şöyle sıralayabiliriz:

* Kurumların kendi ortaklarını (ortakların hisse oranının önemi bulunmamaktadır),

* Ortakların ortak olduğu diğer gerçek ve tüzel kişileri,

* Ortakların idaresi, denetimi ya da sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak kurum ortaklarına bağlı bulunan ya da kurum ortaklarının nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları (sadece bayilik ilişkisinin bulunması durumunda söz konusu gerçek kişi veya kurumlar bayiliğe ilişkin mal ve hizmetler bakımından ilişkili kişi kapsamında değerlendirilmeyecektir),

* Ortakların eşlerini; ortakların veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dâhil yan soy hısımları ve kayın kısımlarını,

* Kurum iştiraklerini (hatta iştiraklerin iştiraklerini),

* Ortak olmayan ancak kurumda görev alan üst düzey yöneticileri, müdürleri, denetçileri ve bunların şahsi firmalarını veya ortak olduğu kurumları,

* Kurumun yurtdışı iştiraklerini

ifade etmektedir. Son derece geniş yorumlanmaya müsait olan ilişkili kişilerin tespitinde uygulamada Tek Düzen Hesap Planındaki “120 Alıcılar” ve “320 Satıcılar” hesaplarının baştan sona taranması, ilişkili kişilerle ilgili cari hesapların ayrıntılı analiz edilmesinde son derece fayda bulunmaktadır.

3-  İlişkili kişilerle ne tür işlemlerin yapıldığının ortaya konması (mal-hizmet alımı veya satımı, borçlanma işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri vb.)

Formda yer alan işlemlerin alım ve satımından kastedilen; alım satımın yapılması ya da hizmetin alınıp verilmesi olarak anlaşılmalıdır. Örneğin, kiralama veya kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler mal veya hizmet alım ya da satımıdır.

Formda yer alan “Alım” sütununa, ilişkili kişi tarafından sağlanan işlem tutarı, “Satım” sütununa ise ilişkili kişiye sağlanan işlem tutarı yazılacaktır.

Formda yer alan gayri maddi haklar/varlıklar, patent, ticari marka, ticari unvan, tasarım ya da model gibi sınaî varlıkların kullanım hakkı ile edebi, sanatsal eserlerin mülkiyet hakları ile ticari bilgi birikimi (know how) ve ticari sırlar gibi fikri hakları kapsamaktadır.

“Diğer İşlemler” bölümünün 16 numaralı satırında yer alan Grup İçi Hizmetler, ilişkili şirketler arasında gerçekleşen, genellikle aynı gruba bağlı şirketlerden birinin diğerlerine verdiği hizmetleri ifade etmektedir.

Beyannameye ek olarak verilecek formda belirtilmesi gereken konulardan biri de ilişkili kişilerle yapılan işlemler ve bu işlemlere ilişkin konu olan parasal tutarlardır. Diğer bir deyişle ilişkili kişi kapsamındaki kişilerle yapılan, hammadde, ticari mal, gayrimaddi hak, kiralama, ar-ge, komisyon, ödünç para (borç) vb. konularda yapılan alacak ve borçlu hesaplar belirlenmelidir.

Formun 3. kısmında alım satım sütunlarına ilişkili kişilerle hangi konularda ne miktarda işlem yapıldıysa doldurulmalıdır. Örneğin (A) firması ortağı (C) ile olan kiralamalarını formun 3. kısmındaki tablonun “4-Kiralamalar” satırında göstermeli, ortağa kiraya verdiği gayrimenkulleri ve menkulleri satım sütununda, ortaktan kiraladığı alacaklarını da alım sütununa yazmalıdır.

Diğer bir örnek vermek gerekirse (B) imalat firması, kardeş firma konumundaki (D) pazarlama firmasına sattığı ticari malların toplam parasal miktarlarını formun “2-Mamul-Ticari Mallar” satırında satım sütununda göstermelidir.

4- İlişkili kişilerle yapılan işlemlerde uygulanan transfer fiyatında kullanılan yöntem ya da yöntemlerin tespit edilmesi

Transfer fiyatlandırması uygulamasında önemli konulardan biri de ilişkili kişilerle olan işlemlerde temel alınan ve emsallere uygunluk prensibi çerçevesinde tespit edilirken işleme konu olan fiyat/bedel gibi konular için kullanılan yöntem ya da yöntemlerin belirlenmesidir.

Örneğin (A) firması ortağı (C) ile olan kiralama işlemlerinde temel aldığı miktarları hangi kriterlere göre tespit ettiğini ve bu hesaplamalarında kullandığı yöntemi Formun 4. kısmındaki tabloya ilave etmelidir. Mesela bu işleminde maliyet artı yöntemini kullandıysa, bu yöntemin ilgili bulunduğu satıra (ikinci satır) yazmalıdır.

Keza aynı firma kardeş firmaya sattığı mallarda tespit ettiği fiyatı piyasa fiyatından hesaplıyorsa yani karşılaştırılabilir fiyat yöntemini kullanıyorsa, kardeş firmaya sattığı mal miktarını da karşılaştırılabilir fiyat yöntemi satırında satım sütununa sattığı malın toplam miktarını dâhil edecektir.

İlişkili kişilerle yapılan işlemlere dayanak olan yöntemler belirlenirken karşılaştırılabilirlik analizinin yapıldığını ortaya koyan, ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde genel firma politikalarından ayrı olarak (varsa) uygulanan farklılıkları ortaya koymak gerektiği unutulmamalıdır. Yöntemler kullanılırken öncelikle iç emsallerin temel alınacağı, iç emsal bulunmazsa dış emsallerle tespitlerin gerçekleştirileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

5- Kurumların Yurtdışı iştiraklerine İlişkin Bilgilerin Tespit Edilmesi

Transfer fiyatlandırması uygulamasında düzenlenmesi gereken bilgiler arasında yurtdışı iştiraklere ilişkin bilgiler de bulunmaktadır. Buna göre kurumlar vergisi mükellefleri varsa yurtdışı iştiraklerine ilişkin bilgileri (bulunduğu ülke, kar payı, iştirakin hâsılat miktarı vb.) tespit etmeli ve formun 5. kısmındaki tabloya yazmalıdır.

6- Örtülü Sermaye Uygulamasına İlişkin Bilgiler

Kurumlar vergisi mükellefleri aktif toplamları, borçlanmalar, öz sermaye ve borçlanmalara ilişkin faiz ve kur farkları hakkında bir çalışma yapmak ve formun 6. kısmında istenen bölümleri buna göre doldurmak zorundadırlar.

  1. kısımda örtülü sermaye uygulamasına ilişkin doldurulması gereken ilk bölüm aktif toplamı ve borçlar toplamıdır. Bu bölüm kurumun hesap dönemi başında çıkartılmış olan bilânçosunda yer alan bilgilere göre doldurulacaktır.

Özsermaye’ye ilişkin bölüm ise aktif toplamı ve toplam borçlar dikkate alınarak, 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “12.1.5” bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde hesaplanacaktır.

Buna göre kurumun Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit edilmiş olan hesap dönemi başındaki öz sermayesini ifade etmektedir. Vergi Usul Kanununun 192. maddesi uyarınca öz sermaye, aktif (mevcutlar ile alacaklar) toplamı ile borçlar arasındaki farktır. Yeni kurulan kurumlar bakımından kuruluş tarihinde anılan Kanuna göre tespit edilen öz sermaye tutarı, hesap dönemi başındaki öz sermaye olarak dikkate alınacaktır.

Buna göre, kurumların yapmış oldukları borçlanmaların örtülü sermaye olup olmadığı yönündeki tespit, hesap dönemi başındaki bilânçoda yer alan öz sermaye ile kıyaslanmak suretiyle yapılacaktır.

Kurumun dönem başı öz sermayesinin sıfır veya negatif değerler taşıması durumunda, söz konusu kurumun ortak ve ortaklarla ilişkili kişilerden yaptığı borçlanmaların tamamı örtülü sermaye olarak değerlendirilecektir.

Örneğin; bir kurumun hesap dönemi başındaki bilânçosuna ilişkin değerler aşağıdaki gibidir.

Mevcutlar ………………………… =           100 birim
Alacaklar…………………………. =           150 birim
Borçlar……………………………. =             30 birim
Geçmiş yıl zararları ……………. =             10 birim

Buna göre söz konusu kurumun hesap dönemi başındaki öz sermayesi aşağıdaki gibi olacaktır.

Öz sermaye……………………….. =    (Mevcutlar + Alacaklar) – Borçlar
Öz sermaye……………………….. =    (100 + 150) – 30
Öz sermaye ………………………. =    220 birim

Örnekte de görüleceği üzere, geçmiş yıl zararları hesaplamada dikkate alınmamıştır. Geçmiş yıl zararları hesaplamada dikkate alınsaydı ya aktifte pozitif ya da pasifte negatif olarak yer alacak ve sonuçta öz sermaye 230 birim olarak hesaplanacaktı. Ancak, 230’un içinde (–10) birimlik geçmiş yıl zararları da yer alacağından sonuç değişmeyecekti.

Toplam Faiz ve Kur Farkı Giderleri ise hesap dönemi içinde gerçekleşen ve maliyetlere veya faaliyet giderlerine intikal etmiş olan faiz ve kur farkı giderlerinin toplamını ifade etmektedir.

Bu bölüme, 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “12.” bölümünde yer alan açıklamalar çerçevesinde örtülü sermaye uygulamasına konu olan borçlar yazılacaktır.

————————–

(i) Transfer fiyatlandırması ile ilgili daha geniş bilgi için bkz. “Tüm Yönleriyle Transfer Fiyatlandırması”

– “Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Uygulaması Hakkındaki Hukuki Tespitlerimiz ve Uygulamacılara Tavsiyelerimiz”

Devamı: Transfer Fiyatlandırması, Kontrol Edilen Yabancı Kurum ve Örtülü Sermayeye İlişkin Form’un Doldurulmasında Dikkat Edilecek Noktalar Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

]]>