Volkan ERDOĞDU
Vergi Mahkemesi Başkanı
[email protected]
Özet
Adli yardım, ekonomik güçlük içindeki kişilerin yargı mercileri önünde hak arama imkanından mahrum kalmamasını sağlamayı amaçlayan evrensel bir hukuki müessesedir. Türk hukukunda adli yardım kurumu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) düzenlenmiş olup idari yargı ve vergi yargısı alanında da uygulanmaktadır (2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m.31). Vergi davalarında adli yardım, davacı mükelleflerin yüksek yargılama giderleri nedeniyle adalete erişim hakkının zedelenmemesi bakımından özel bir önem taşımaktadır. Bu makalede vergi yargısında adli yardımın yararlanma şartları, başvuru usulü, kapsamı ve yargılama giderlerinin tahsili gibi yönleri, ilgili yasal düzenlemeler, yargı kararları ve güncel gelişmeler ışığında ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise adli yardım kurumunun vergi uyuşmazlıklarındaki işlevi ve etkinliğine dair değerlendirmeler yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: adli yardım, vergi yargısı, idari yargı, yargılama giderleri, adil yargılanma hakkı.
Giriş
Adli yardım, bir sosyal hukuk devleti ilkesi olarak, mali gücü yetersiz kişilere yargılama sonuna kadar yargı harç ve masraflarını ödeme yükümlülüğünden geçici muafiyet tanıyan ve gerekirse ücretsiz avukat temini de sağlayan bir kurumdur. Bu kurum sayesinde ekonomik imkânları kısıtlı olan kişiler, mahkeme harç ve giderleri nedeniyle hak arama hürriyetlerinden mahrum kalmamakta; mahkemeye erişim hakları güvence altına alınmaktadır. Nitekim HMK’nın gerekçesinde de adli yardımın, adil yargılanma hakkının unsurlarından olan silahların eşitliği ilkesini hayata geçirmek ve hakkaniyetli bir yargılama imkânı sağlamak için öngörüldüğü vurgulanmıştır.
Türk hukukunda adli yardım, 6100 sayılı HMK’nın 334-340. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümler, İYUK m.31 uyarınca idari yargı alanındaki dava ve işlemlerde de kayıtsız şartsız uygulanır. İdari yargı içerisinde yer alan vergi yargısı bakımından da, gerek ilk derece vergi mahkemelerinde gerekse bölge idare (vergi) mahkemeleri ve Danıştay nezdindeki uyuşmazlıklarda adli yardım talepleri HMK’daki usule göre değerlendirilir. Vergi hukukunda çoğunlukla davacı konumunda olan mükellef ile davalı konumundaki vergi idaresi arasında ciddi bir ekonomik güç dengesi farkı bulunduğu dikkate alındığında, adli yardım kurumu vergi yargısında bireylerin yargısal eşitlik içinde hak aramasının temel güvencelerinden biridir.
Bu çalışmada öncelikle adli yardımdan yararlanma şartları ve bu imkândan faydalanabilecek kişiler ele alınacak; ardından adli yardım talebinin ileri sürülmesi ve incelenmesi usulü ile kararın itirazı gibi prosedür hususları açıklanacaktır. Adli yardım kararının kapsamı ile bu karar nedeniyle ertelenen yargılama giderlerinin tahsili ve avukat ücretine ilişkin hükümler de incelenecektir. İnceleme, ilgili kanun hükümleri yanında Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları gibi içtihatlar ve güncel yasal gelişmeler ışığında yapılacaktır.
Adli Yardımdan Yararlanma Şartları ve Yararlanabilecek Kişiler
Yararlanma Koşulları
HMK m.334 uyarınca adli yardımdan yararlanabilmek için iki temel koşul aranır:
1. Yoksulluk veya Muhtaçlık (Ödeme Gücünden Yoksun Olma): Talepte bulunan kişinin “kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gerekli yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olması” gerekir. Bu şart, mutlak bir yoksulluk içinde olmayı şart koşmaz; kişi normal geçimini sağlayabilse bile dava nedeniyle yapılacak yargılama harcamalarını ailesini güç duruma sokmadan karşılayamıyorsa bu koşul sağlanmış sayılır. Bu durumun değerlendirilmesinde talep anındaki mali durum dikkate alınır. Mahkeme, başvuranın gerçekten ödeme gücünün olmadığını takdirî delil ölçütleriyle saptayabilir; bu konuda katı bir ispat standardı aranmaz. Uygulamada başvuruya eklenen fakirlik belgesi (muhtardan alınan), sosyal güvenlik kurumlarından alınan gelir/güvencesizlik yazıları, mal varlığı olmadığına dair kayıtlar, yeşil kart fotokopisi gibi belgeler hakimde kanaat oluşturmak için yeterli görülmektedir. Örneğin Danıştay, muhtar ve aza imzalı fakirlik kağıdı ile hiçbir malvarlığı ve geliri olmadığına dair resmi yazıları sunan bir davacının adli yardım talebinin salt “delil sunulmadığı” gerekçesiyle reddedilmesini hukuka aykırı bulmuştur.
2. Davanın veya Talebin Dayanaklı (Ciddi) Olması (Haklılık Koşulu): Adli yardıma başvuran kişinin iddia ve savunmalarının, yapacağı hukukî girişimin açıkça dayanaktan yoksun olmaması gerekir. HMK m.334, talebin “haklı olması” ifadesini kullanmakla birlikte burada kastedilen, davacının iddialarının peşinen apaçık haksız olmadığının görülmesidir. Bu koşulun değerlendirilmesinde yaklaşık ispat ölçütü uygulanır; başka bir deyişle talep sahibinin davasında haklı olabileceğine dair makul bir görünüm mevcut olmalıdır. Özellikle davanın hukuki dayanağının tamamen mesnetsiz veya kötü niyetli olmadığı anlaşılmalı; kişi baştan bariz bir haksız durumda olmamalıdır. Bu koşul, adli yardımdan kötüye kullanım olasılığını önlemek amacıyla getirilmiştir.
İstisnai Haller: Kanun koyucu, bazı özel durumlarda yukarıdaki iki koşul aranmaksızın da adli yardım verilebileceğini öngörmüştür. Özellikle doğal afetler sonrası ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıklarda, mağdurların hızlı ve kolay bir biçimde yargıya erişimini sağlamak için istisnai düzenlemeler yapılmıştır. Nitekim 4539 sayılı Kanun’un 3. maddesi, doğal afete maruz kalanların, afetten kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarla ilgili her türlü dava ve işlemde adli müzaheret (adli yardım) hükümlerinden yararlanabileceğini hükme bağlamıştır. Üstelik bu durumda bulunan kişilerin adli yardım talep ederken yoksulluklarını belgelemeleri de aranmamaktadır. Bu sayede afet mağdurlarının en kısa sürede ve asgari formaliteyle adli yardıma erişip hukuki korunma elde etmesi amaçlanmıştır. Benzer şekilde, başka özel kanunlarda veya OHAL kararnamelerinde de adli yardım şartlarını gevşeten düzenlemelere rastlanabilir.
Yararlanabilecek Kişiler
Adli yardımdan gerçek kişiler kural olarak yararlanabilir; kişinin davada hangi sıfatla bulunduğu önemli değildir. Davacı olabileceği gibi davalı durumda olan bir gerçek kişi de şartları sağlıyorsa adli yardım talep edebilir. HMK, tüzel kişilerin adli yardımdan faydalanmasını genel olarak kabul etmemiş, sadece sınırlı bir istisna öngörmüştür: Kamuya yararlı dernekler ve vakıflar, mali açıdan zor durumda olmaları ve dava veya savunmalarında haklı görünmeleri koşuluyla adli yardım alabilirler (HMK m.334/2). Örneğin kamu yararına faaliyet gösteren bir dernek, yeterli mali kaynağı yoksa taraf olduğu bir davada harç ve gider muafiyeti talep edebilir. Bunun dışında kalan şirket, kooperatif gibi özel tüzel kişiler mevcut mevzuata göre adli yardım hakkından yararlanamaz. Bununla birlikte, tüzel kişi niteliğindeki bir şirketin ortakları kendi adlarına dava söz konusu olduğunda elbette kişisel olarak adli yardım talep edebilirler (örneğin, şirketin ortağına düzenlenmiş bir ödeme emrine dava açıldığında şirket ortağı şartları varsa adli yardımdan faydalanır).
Önemli güncel bir gelişme, Anayasa Mahkemesi’nin kamuya yararlı dernek/vakıflar dışındaki özel hukuk tüzel kişilere adli yardım yolunu kapatan HMK m.334/2 hükmünü iptal etmiş olmasıdır. Yüksek Mahkeme’nin 2024/78 E., 2024/164 K. sayılı kararında verilen iptal hükmünün 21.11.2024 tarihli Resmî Gazete yayımından 9 ay sonra yürürlüğe gireceği karara bağlanmıştı. Hali hazırda yeni bir kanuni düzenleme yapılmadığı için söz konusu iptal kararı yürürlüğe girmiş sayıldığından, kamuya yararlı dernek/vakıflar dışındaki diğer özel hukuk tüzel kişileri de adli yardımdan faydalanma imkânına kavuşmuşladır.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler bakımından, HMK m.334/3 uyarınca yukarıdaki yoksulluk ve haklılık koşullarına ek olarak mütekabiliyet (karşılıklılık) şartı aranır. Yani talepte bulunan yabancının vatandaşı olduğu ülkede de Türk vatandaşlarının benzer durumda adli yardımdan yararlanabilmesi mümkün olmalıdır. Bu karşılıklılık durumunun ispatında ilgili yabancının kendi ülkesinin kanun hükümleri, ikili veya çok taraflı uluslararası anlaşmalar veya fiili uygulama örnekleri ileri sürülebilir. Örneğin, vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında adli yardıma ilişkin bir sözleşme varsa veya o ülkenin iç hukukunda yabancılar için adli yardım imkanı tanınıyorsa, bu durum belgeyle gösterilerek karşılıklılık şartı sağlanabilir.
Öte yandan, uluslararası insan hakları ilkeleri çerçevesinde, salt vatandaşlık kriterine dayalı bu sınırlamanın mahkemeye erişim hakkını daraltabileceği yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla önüne gelen bazı kararlarda, şartları mevcutsa karşılıklılık olmasa bile yabancıların adli yardım talebinin kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yüksek Mahkeme’ye göre adil yargılanma hakkı bağlamında, yoksul durumdaki bir yabancının sadece vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık bulunmadığı gerekçesiyle adli yardımdan mahrum bırakılması ölçüsüz bir kısıtlama oluşturabilir. Bu bağlamda, özellikle mülteci veya sığınmacı statüsündeki kişilerin adli yardım taleplerinde karşılıklılık şartının esnetilmesi insan hakları perspektifinden daha uygun görülmektedir. Mevcut pozitif hukuk bakımından ise HMK hükmü yürürlükte olduğundan, yabancı tüzel kişilerin hiçbir surette adli yardım alamayacağı; yabancı gerçek kişiler için ise karşılıklılık koşulunun varlığı aranmaya devam edildiği söylenebilir.
Adli Yardım Talebi ve Usulü
Başvuru Mercii
Adli yardım istemi, uyuşmazlığın esasını karara bağlayacak olan mahkemeden talep edilir. Bir başka ifadeyle, dava açılırken adli yardım isteniyorsa dilekçeyle birlikte davanın görüleceği görevli ve yetkili mahkemeye başvurulmalıdır. Vergi davalarında bu merciler ilk derece için vergi mahkemeleri; istinaf için bölge idare mahkemelerinin ilgili vergi dava daireleri; temyiz aşamasında Danıştay’ın ilgili vergi dava daireleridir. Örneğin mükellef vergi mahkemesinde dava açarken adli yardım talebini o vergi mahkemesine sunacak; eğer karar istinaf edilecekse adli yardım talebi bölge idare mahkemesinin vergi dava dairesine yapılacaktır. Kanun yollarına başvuru sırasında da aynı şekilde başvurulan mercie adli yardım talebinde bulunmak gerekir (HMK m.336/3).
Uygulamada, İYUK m.4 gereğince dava dilekçesinin başka bir yer mahkemesi aracılığıyla gönderilmesi durumu da ortaya çıkabilir. Örneğin davacı, yetkili vergi mahkemesinin bulunduğu şehirde değil de kendi bulunduğu yerdeki idare mahkemesine dilekçesini tevdi edebilmektedir. Bu halde, adli yardım talebi hakkında karar verme yetkisi yine davanın esasını görecek ilgili vergi mahkemesine aittir. Başka yerde dava dilekçesini alan mahkeme, adli yardım konusunda bir karar vermeksizin talebi dosyayla birlikte görevli vergi mahkemesine iletmeli; asıl mahkeme adli yardım istemini değerlendirip karara bağlamalıdır.
Başvuru Şekli ve İncelemenin Yapılması
Adli yardım talebi, yazılı olarak dilekçe ile yapılır. Bu dilekçede talep eden kişi, davanın veya takip talebinin özetini, dayandığı hukuki sebepleri kısaca belirtmeli; ayrıca kendi mali durumunu ortaya koyan belgeleri sunmalıdır. HMK m.336/2 uyarınca başvuran, yargılama giderlerini karşılama gücünden yoksun olduğunu gösteren belgeleri ibraz etmek zorundadır. Yukarıda değinildiği üzere, bu konuda fakirlik belgesi, gelir durum belgesi gibi çeşitli evrak kabul edilmektedir. Talep eden, aynı zamanda davasında haklı olduğunu gösterir delilleri de kısaca dilekçede belirtmeli veya eklemelidir. Vergi davalarında örneğin, ihbarnamenin hukuka aykırılığına dair ana savunmasını ve varsa kanıtlarını özetlemesi yararlı olacaktır.
Mahkeme, adli yardım istemini kural olarak duruşma yapmaksızın dosya üzerinden inceleyip karara bağlayabilir (HMK m.337/1). Bu, pratikte taleplerin hızlı karara çıkmasını sağlamaya yöneliktir. Ancak talep eden kişinin istemi halinde, mahkeme duruşma açarak inceleme yapmalıdır. Çoğunlukla idari yargıda yazılı yargılama esası geçerli olduğundan, adli yardım taleplerinin büyük kısmı duruşmasız karara bağlanmakta; tarafların şahsen dinlenmesi pek gerekmemektedir. Bununla birlikte, karmaşık durumlarda veya mahkemenin tereddüdü halinde, talep sahibinin dinlenmesi ve gelir durumunun sorgulanması amacıyla duruşma açılabilir.
Adli yardım talepli dilekçeler ve bu kapsamda sunulan evrak her türlü harç ve vergiden muaftır (HMK m.336/4). Yani kişi adli yardım isteminde bulunurken ayrı bir başvuru harcı ödemez; posta masrafı da alınmaz. HMK m.336/1 gereği, adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde, bu talep hakkında karar verilinceye kadar harç ve posta giderleri tahsil edilmez. Örneğin mükellef, vergi mahkemesine davasını adli yardımlı olarak sunduğunda, mahkeme önce adli yardım talebini karara bağlar; bu süreçte davanın harcı peşin alınmaz. Talep kabul edilirse, yargılama sonuna kadar harç alınmayacaktır (aşağıda kapsam bölümünde değinilecektir). Talep reddedilirse, mahkeme belirlediği süre içinde ilgili harçları ve gider avansını yatırması için davacıya bildirim yapar; yatırılmazsa dava usulen açılmamış sayılabilir.
Mahkeme, adli yardım talebini karara bağlarken eğer talebi reddedecekse, başvurucunun sunduğu bilgi ve belgelerin neden yeterli görülmediğini açıkça kararında belirtmek zorundadır (HMK m.337/1). Bu yasal zorunluluk, keyfi ret kararlarının önüne geçmek ve başvurucunun eksik kalan yönleri bilmesini sağlamak amacı taşır. Örneğin mahkeme, davacının banka hesap dökümlerini sunmadığı, UYAP kapsamında yaptığı malvarlığı araştırmasında davacıya ait taşınmaz, araç vb. kaydının bulunduğu veya davasının ilk bakışta mesnetsiz olduğu gibi gerekçelerle talebi reddediyorsa, bunları kararında açıkça ifade etmelidir. Aksi halde karar, gerekçesiz sayılarak hukuka aykırı görülebilir.
İtiraz Yolu (Adli Yardım Kararına Karşı Kanun Yolu)
HMK m.337/2, 2013 yılındaki kanun değişikliğiyle birlikte, adli yardım talebinin reddi kararlarına karşı itiraz yolunu düzenlemiştir. Buna göre, adli yardım istemi reddedilen taraf, kararın kendisine tebliğinden itibaren bir hafta içinde kararı veren mahkemeye bir dilekçe vermek suretiyle karara itiraz edebilir. İtiraz dilekçesi verildikten sonra, ilk mahkeme dosyayı itirazı incelemeye yetkili mercie gönderir. Yetkili merci, adli yardım talebinin yapıldığı mahkemenin teşkilat yapısına göre belirlenir: Eğer mahkemenin birden fazla dairesi varsa, dosya numara olarak bir sonraki daireye, son numaralı daire ise birinci daireye gönderilir. Mahkemenin tek daireli olduğu yerlerde ise, dosya aynı yargı kolunda benzer işlere bakan en yakın mahkemeye iletilir. Bu kurallar, adli yargı için düzenlenmiş olsa da, idari yargıda da uygulanmaktadır. Nitekim Danıştay, HMK 337/2’deki itiraz usulünün idari yargıda uygulanmasına engel olmadığını, kanun koyucunun bu yolu idari yargıdaki adli yardım ret kararları için de öngördüğünü kabul etmiştir. Dolayısıyla, vergi mahkemesinin adli yardım talebine dair kararlarına karşı itiraz, aynı yerdeki bir diğer vergi mahkemesine; bölge idare mahkemesinin vergi dava dairesince verilen ret kararlarına karşı itiraz ise o bölge idare mahkemesinin bir diğer vergi dava dairesine yapılmalıdır. Vergi dava daireleri ve idari dava daireleri ayrı ihtisas daireleri olduğundan, itiraz incelemesi kendi yargı kolu içinde kalacak şekilde gerçekleştirilir. Eğer ilgili yerde bir tek vergi dava dairesi varsa, dosya coğrafi olarak en yakın bölge idare mahkemesinin vergi dava dairesine gönderilerek itiraz incelenir. Benzer şekilde, Danıştay’ın ilk derece olarak baktığı (örneğin belli yüksek tutarlı vergilendirme işlemleri) bir davada adli yardım talebi reddedilirse, Danıştay kendi vergi dava daireleri arasında yukarıdaki usule göre itirazı değerlendirir; Danıştay’da da tek daireli yargılama olmadığından numara sırasına göre başka bir vergi dairesi itirazı karara bağlar.
Uygulamada ayrıca, adli yardım talebinin kabulü halinde karşı tarafın da itiraz hakkı olduğu kabul edilmektedir. Her ne kadar HMK 337/2 lafzı yalnızca “reddine ilişkin kararlara” itirazdan söz etse de, adli yardım kararları çekişmesiz yargı niteliğinde olduğundan, menfaati etkilenen karşı tarafın da bu karara itiraz edebilmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Nitekim doktrinde ve yargı içtihatlarında, adli yardım talebi kabul edildiğinde davalı tarafın dosyanın itiraz merciine gönderilmesini talep edebileceği belirtilmiştir. Bu durumda da itiraz incelemesi yukarıda açıklanan usule göre yapılacaktır.
İtiraz üzerine dosyayı inceleyen merci, dosya üzerinden veya gerek görürse duruşmayla incelemesini yaparak kesin bir karar verir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir; bu karara karşı ayrıca istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulamaz (HMK m.337/2). Örneğin vergi mahkemesinin adli yardımı reddine karşı mükellefin itirazını inceleyen diğer vergi mahkemesi, itirazı reddederse artık mükellef bu konuda başka bir mercie gidemeyecektir. Danıştay dairelerince adli yardım konusunda itiraz üzerine verilen kararlar için de aynı şekilde İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu kapalıdır. Karar kesinleştiğinde dosya esas yargılamaya kaldığı yerden devam eder.
Kararın Kaldırılması ve Yeniden Talep
Adli yardım talebinin nihai olarak reddedilmesi durumunda, talepte bulunan kişi daha sonra mali durumunda önemli bir kötüleşme meydana geldiğini öne sürerek yeniden adli yardım başvurusunda bulunabilir. HMK m.337/2 son cümlesi, ret sonrası ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalma haline dayanılarak yeni bir talep yapılmasına izin vermektedir. Örneğin, ilk başvuruda kısmen geliri olduğu için reddedilen bir davacı, altı ay sonra işini kaybetmiş ve başka geliri kalmamışsa bu değişen durumu belgeleyerek tekrar adli yardım isteyebilir. Mahkeme, yeni başvuruyu da aynı usulle değerlendirip karara bağlayacaktır.
Öte yandan, adli yardım talebi kabul edilmiş ve kişi yargılama sırasında bu imkândan yararlanmışsa, ancak sonradan kişinin mali durumunda belirgin bir iyileşme olursa veya başta yanlış beyanda bulunduğu ortaya çıkarsa, adli yardım kararı kaldırılabilir. HMK m.338’e göre, adli yardımdan yararlanan kişi kasıtlı veya ağır ihmali ile maddi durumuna dair yanlış bilgi vermişse ya da süreç içinde mali durumu yeterli hale gelmişse, mahkeme kararıyla adli yardım kararı iptal edilir. Bu durumda kişi artık yargı giderleri muafiyetinden yararlanamaz ve yargılamaya devam etmek istiyorsa gereken tüm harç ve masrafları ödemek durumunda kalır. Uygulamada mahkemeler, özellikle adli yardım aldıktan sonra yüklü bir malvarlığı edinen veya gelir durumu düzelen kişilerin durumunu, karşı tarafın bildirmesi ya da resen tespiti halinde yeniden değerlendirebilmektedir.
Adli Yardım Kararının Kapsamı
Adli yardım kararı, hükmün kesinleşmesine kadar geçerli olur (HMK m.335/3). Yani ilk derece mahkemesinde verilen adli yardım, karar temyiz edilse bile kesin hüküm oluşuncaya dek sürer; bu süreçte devam eden yargılama giderlerini kapsar. Ancak kanun gereği, adli yardım kararı daha önce yapılmış yargılama giderlerini kapsamaz (HMK m.337/3). Örneğin dava açılmadan önce ödenmiş başvuru harcı sonradan adli yardım kararı çıksa dahi iade edilmez; yine talep öncesinde yapılmış tebligat masrafları vb. varsa bunlar kapsam dışında kalır.
HMK m.335’te adli yardım kararının başvuru sahibine sağladığı muafiyet ve kolaylıklar tek tek sayılmıştır. Buna göre adli yardım kararı alan kişi için:
- Yargılama ve takip giderlerinden geçici muafiyet: Davanın görülmesi ve karara kadar geçen süreçte tahakkuk eden bütün harçlar, keşif gideri, bilirkişi ücreti, tebligat masrafı gibi yargılama giderleri geçici olarak tahsil edilmez. Örneğin vergi davası için peşin alınması gereken başvurma harcı, adli yardımlı davada karar sonuna kadar istenmez.
- Yargılama giderleri için teminat göstermekten muafiyet: Kanun gereği bazı durumlarda taraflardan yargılama giderleri için teminat yatırmaları istenebilir. Adli yardım kararı, bu tür güvence bedeli yatırma yükümlülüğünü de kaldırır. Özellikle idari yargıda yürütmenin durdurulması talebinde bazen teminat aranabildiği düşünüldüğünde, adli yardım kararı olanlar için bu teminat şartı uygulanmayacaktır.
- Dava ve icra işlemlerinde gereken giderlerin devletçe avans olarak ödenmesi: Yargılama sırasında ortaya çıkan giderler, adli yardım kapsamında devlet hazinesi tarafından avans olarak karşılanır. Örneğin mahkeme bir keşif yapılmasına karar verirse, keşif harcı ve bilirkişi ücreti normalde davacıdan avans istenirken, adli yardımlı davada bu avans Hazineden sağlanır. Benzer şekilde tebligat masrafları adli yardım halinde mahkeme veznesinden karşılanır.
- Davanın avukatla takibinin gerekmesi halinde, sonradan ödenmek üzere avukat temini: Eğer davanın niteliği gereği bir avukat ile takip edilmesi gerekiyorsa (uygulamada, talep halinde her adli yardımda bir avukat görevlendirilmektedir), mahkeme baroya bildirim yaparak davacıya bir avukat tayin edilmesini sağlar. Bu avukatlık hizmeti için başlangıçta herhangi bir vekalet ücreti talep edilmez; ücreti daha sonra ödenmek üzere devlet tarafından karşılanır (HMK m.340).
Adli yardım kararı, yukarıdaki tüm hususları kapsayabileceği gibi mahkeme duruma göre sadece bir kısmı yönünden de adli yardıma hükmedebilir (HMK m.335 son cümle). Örneğin mahkeme, davacının maddi durumuna bakarak sadece harçlardan muafiyet tanıyıp, diğer giderleri ödeyebileceğine kanaat getirirse sadece harç yönünden adli yardım sağlayabilir. Ancak uygulamada genellikle talep eden tamamen muhtaç kabul edilirse sayılan tüm kolaylıklar birlikte tanınmaktadır.
Ertelenen Yargılama Giderlerinin Tahsili ve Sonuçları
Adli yardım kararı, yargılama sürecinde maddi kolaylık sağlamakla beraber geçici niteliktedir. Davanın veya icra takibinin sonunda, mahkeme hükmü ile birlikte yargılama giderlerinin nihai olarak kimin üzerinde bırakılacağı belirlenir. Genel kural, haksız çıkan tarafın yargılama giderlerinden sorumlu olmasıdır. HMK m.339/1 de, adli yardım nedeniyle alınmayan tüm yargılama giderleri ile devletçe ödenen avansların, dava veya takibin sonunda haksız çıkan taraftan tahsil olunacağını öngörmektedir. Bu, adli yardım yararlanıcısı davayı kaybederse ertelenen tüm harç ve masrafların ondan alınacağı; davayı kazanırsa kendisine yüklenmeyip karşı tarafa yükleneceği anlamına gelir. Vergi davalarında genellikle davacı mükellef adli yardıma başvurduğundan, davayı kaybetmesi halinde muaf tutulduğu giderleri sonradan ödeme yükümlülüğü doğacaktır. Buna karşılık davacı mükellef davayı kazanırsa, yargılama giderleri haksız çıkan vergi idaresine yükletilecektir; bu durumda adli yardım kapsamında Hazine’nin ödediği avanslar da yine Hazine üzerinde kalacağından fiilen devlete bir ödeme yükü getirmemiş olacaktır (pratikte Hazine kendi ödediği gideri kendisinden tahsil edeceği için bir mahsup durumu oluşur).
Adli yardımdan yararlanan kişinin haksız çıkması halinde dahi, kanun onun ödeme gücünü gözeten bazı esneklikler tanımıştır. HMK m.339/1’e göre mahkeme, gerekli görürse, kaybeden tarafa yüklenen yargılama giderlerinin bir yıl içinde eşit taksitler halinde ödenmesine karar verebilir. Böylece yüklü giderler bir defada değil, makul parçalar halinde ödenerek borçlunun ekonomik açıdan sarsılmasının önüne geçilir. Özellikle yüksek tutarlı bilirkişi ücretleri, harçlar söz konusuysa taksitlendirme büyük önem arz edebilir.
Daha da önemlisi, HMK m.339/2 hükmü gereğince, adli yardım nedeniyle devletçe ödenen veya sonradan ödenmesi gereken yargılama giderlerinin tahsili, adli yardımdan yararlanan kişiyi mağdur edecek ise, mahkeme hükmünde bu giderlerin tamamen veya kısmen ödenmesinden muaf tutulmasına karar verebilir. Bu hüküm, 2013 yılında İnsan Hakları Paketi kapsamında getirilmiş olup sosyal devlet ilkesiyle uyumlu bir yaklaşımdır. Mahkeme, davanın sonunda kişinin hala ödeme gücünün olmadığını veya bu borcun onu yeniden sıkıntıya sokacağını açıkça görürse, örneğin giderlerin yarısını veya tamamını bağışlayabilir. Bu durumda ilgili kısım hiç tahsil edilmez. Uygulamada çok seyrek olmakla birlikte, özellikle davanın feragatle sonuçlandığı hallerde veya davacının aciz durumda olduğu durumlarda mahkemeler bu maddeye dayanarak giderlerin ödenmemesine hükmedebilmektedir. Nitekim kanun gerekçesinde de, adli yardım almış kişinin davayı kaybetmiş olsa bile yoksulluk halinin devam ettiği durumlarda giderlerin derhal tahsilinin sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmayacağı belirtilmiştir.
Sonuç
Vergi yargısında adli yardım kurumu, maddi olanaksızlıklar içinde bulunan mükelleflerin hak arama özgürlüğünü etkin şekilde kullanabilmeleri açısından önemli bir işleve sahiptir. Adli yardım sayesinde, ödeme gücü yetersiz davacılar yüksek mahkeme harçları ve diğer yargılama giderleri nedeniyle mahkemeye erişim hakkından mahrum kalmamaktadır. HMK’da düzenlenen adli yardım hükümleri, idari yargıda aynen uygulandığından vergi davaları bakımından da aynı esaslar geçerlidir. Çalışmada ayrıntılı şekilde ele alındığı üzere, adli yardımdan yararlanmak için yoksulluk ve haklılık koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmakta; bu hususlar da yargılama sürecinin başında mahkemece hızlı ve esnek bir usulle değerlendirilmektedir. Özellikle son yıllarda yapılan yasal düzenlemeler ve içtihat geliştirmeleriyle, idari yargıda adli yardım kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğu netleşmiş, adli yardımdan yararlananların dava sonunda ödeme güçlüğü yaşamalarının önüne geçecek tedbirler güçlendirilmiştir.
Vergi davalarında, karşı tarafın genellikle Maliye İdaresi olduğu düşünülürse, adli yardım müessesesi silahların eşitliği ilkesinin sağlanması açısından da önem arz eder. Ekonomik açıdan devlete nazaran zayıf konumdaki mükellef, adli yardım sayesinde davasını sürdürebilmekte ve hukuk önünde idare ile eşit şartlarda mücadele edebilmektedir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da, mahkemeye erişimin aşırı mali külfetler nedeniyle engellenmemesi gerektiğini, zorunlu hallerde devletin bu tür kolaylıklar sağlamasının bir pozitif yükümlülük olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim AYM, yabancılar bakımından karşılıklılık şartının katı uygulanmasının dahi hak ihlaline yol açabileceğine dikkat çekerek adli yardımın mümkün olduğunca geniş yorumlanmasını teşvik etmiştir.
Sonuç olarak, adli yardım kurumu vergi yargısında sosyal adaletin ve hukuki dinlenilme hakkının teminatlarından biridir. Bu kurumun işlerliği, yargıya güven ve adil yargılanma hakkının gerçekleştirilmesi ile doğrudan bağlantılıdır. Vergi ihtilaflarında adli yardım taleplerinin titizlikle değerlendirilmesi, gerçekten ihtiyaç sahibi mükelleflerin bu haktan yararlandırılması; buna karşılık kötüye kullanımın önlenmesi için haklılık koşulunun doğru uygulanması büyük önem taşır. Bu sayede, adli yardım mekanizması vergi adaletinin sağlanmasına ve mükelleflerin hukuk devleti ilkesine olan inancının korunmasına hizmet etmeye devam edecektir.
Kaynakça:
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.334-340 (HMK) ve gerekçeleri.
2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.31 (HMK hükümlerinin idari yargıda uygulanacağına dair atıf).
3. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı, M.E. ve Diğerleri, B.No: 2020/18186 (28/9/2022) – (Yabancıların adli yardım talebi ve karşılıklılık şartı ile mahkemeye erişim hakkı ihlali).
4. Danıştay 8. Daire, 1.6.2009 T., E.2009/3579, K.2009/3631 – (Adli yardım talebinin reddi nedeniyle davanın açılmamış sayılması kararının bozulması).
5. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, 3.2.2023 T., E.2021/4, K.2023/1 – (İdari yargıda adli yardım ret kararlarına karşı itiraz yolunun uygulanmasına ilişkin).
6. Mallı, Ö. (2024). “İdari Yargıda Adli Yardım Taleplerinin Reddine İlişkin Kararlara İtiraz Edilebilir Mi?” Danıştay Dergisi, S.158, ss.145-159.
7. Candan, T. (2023). Açıklamalı İdari Yargılama Usulü Kanunu (10. Baskı). Ankara: Yetkin. (Adli yardımın idari yargıdaki uygulanışı hakkında yorumlar).
8. Ekin, A. & Doğan, Ş.A. (2023). “İdari Yargılama Giderleri ve Adli Yardım.” Ekin Hukuk Bürosu Blogu.
9. İstanbul Barosu (2023). Deprem Hukuku Rehberi (1) – (Doğal afetlerde adli yardım uygulaması, 4539 sayılı Kanun).
10. Adalet Bakanlığı Mağdur Hakları Dairesi (2023). “Adli Yardım”, gov.tr (Resmi bilgilendirme sayfası).