Enflasyon Raporu 2026 – I
1 .Genel Değerlendirme
Küresel büyüme görünümü, 2025 yılı genelinde verimlilik artışı, maliye ve para politikaları ile küresel finansal koşulların desteğiyle ılımlı bir seyir izlemiş ve küresel belirsizliklerin etkileri görece sınırlı kalmıştır. Rapor döneminde büyüme tahminleri birçok ülkede hem 2025 hem de 2026 yılları için yukarı yönlü güncellenmiştir. Diğer taraftan, küresel büyüme görünümüne ilişkin riskler son dönemde aşağı yönde ağırlık kazanmıştır. Yükselen jeopolitik gerilim ve tarifelere ilişkin süregelen belirsizlikler azalmakla birlikte, küresel finansal piyasalar ve tedarik zincirleri açısından risk oluşturmaktadır. Enerji ve enerji dışı emtia fiyatları arasındaki ayrışma devam ederken değerli metal ve endüstriyel metal fiyatlarında artan oynaklıkla birlikte yüksek artışlar dikkat çekmektedir. Küresel dezenflasyon süreci, ülkeler arası farklılaşmalar olmakla birlikte sürmektedir. Merkez bankaları indirim süreçlerinin sonuna yaklaşırken indirim adımlarının büyüklüğü ve sıklığı ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Az sayıda olmakla birlikte, politika faizini artıran merkez bankaları da bulunmaktadır. Gelişmekte olan ülke piyasalarına yönelen portföy akımları küresel belirsizliklerin etkisiyle dalgalı seyrederken Fed ve Japonya Merkez Bankası’nın 2026 yılında izleyecekleri para politikası stratejileri portföy hareketleri üzerinde etkili olabilecektir.
Rapor döneminde gelişmekte olan ülkelere portföy girişlerinde dalgalı bir seyir gözlenirken son dönemde yeniden artan jeopolitik riskler nedeniyle küresel belirsizlik yüksek seyrini sürdürmektedir. Rapor döneminde jeopolitik gelişmelerin etkisiyle küresel belirsizlikler artmış, TL varlıklara yönelik portföy girişleri ise devam etmiştir. Bu görünüm altında, Türkiye’nin CDS primi, GOÜ risk primlerinin ortalamasına yakınsayarak, 6 Şubat itibarıyla 218 baz puan düzeyine gerilerken Türk lirasının ima edilen oynaklığı da mevcut Rapor döneminde azalmıştır. TCMB rezervlerindeki artış altın fiyatlarının da etkisiyle devam ederken TCMB brüt uluslararası rezervleri 30 Ocak itibarıyla 218,2 milyar ABD doları seviyesine yükselmiştir.
Finansal koşullardaki sıkılık devam ederken TL mevduat payı yüzde 60 seviyelerinde istikrar kazanmıştır. 11 Aralık ve 22 Ocak tarihlerindeki PPK toplantılarında politika faizinde yapılan sırasıyla 150 ve 100 baz puanlık indirimlerin mevduat ve kredi faizlerine yansıdığı gözlenmektedir. Kredi ve mevduatta gözlenen pozitif reel faiz seviyeleri hem gerçekleşen hem de beklenen enflasyona göre korunmaktadır. Sıkı para politikasının etkisiyle mevcut Rapor döneminde yatırımcıların TL tercihi devam etmiş, parite ve fiyat etkisi kaynaklı YP mevduatta sınırlı artış gözlenmiştir. Kur etkisinden arındırılmış toplam kredilerin 13 haftalık yıllıklandırılmış büyümesinde 2025 yıl sonu bilanço dönemi kaynaklı artış görülmekle birlikte bu artış 2026 yılında bir miktar yavaşlamıştır. Ocak ayı sonunda TCMB ve BDDK tarafından alınan kararların kredi büyümesi üzerindeki etkileri yakından takip edilecektir.
2025 yılının ikinci çeyreğinde hızlanan iktisadi faaliyet üçüncü çeyrekte bir miktar yavaşlayarak çeyreklik potansiyeline yakın bir büyüme kaydetmiştir. Üçüncü çeyrekte Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH), yıllık bazda yüzde 3,7, çeyreklik bazda ise yüzde 1,1 oranında artmıştır. Nihai yurt içi talep yıllık ve çeyreklik büyümenin sürükleyicisi olmuştur. Çeyreklik bazda yılın ilk iki çeyreğinde gerileyen özel tüketim üçüncü çeyrekte artarken toplam yatırımlar yılın ikinci çeyreğinin ardından bu dönemde de büyümeyi desteklemiştir. Söz konusu dönemde, mal ve hizmet ithalatında düşüş, ihracatında ise artış gerçekleşmiştir. Böylelikle net ihracatın çeyreklik büyümeye katkısı üçüncü çeyrekte pozitif yönde olmuştur.
2025 yılının son çeyreğine ilişkin göstergeler talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü ima etmektedir. Söz konusu dönemde, altın hariç perakende satışlar bir önceki çeyreğe kıyasla bir miktar hızlansa da uzun dönem eğiliminin altında seyretmeye devam etmiştir. Beyaz eşya ve otomobil satışları son çeyrekte artmıştır. Bu dönemde kartla yapılan harcamalar, çeyreklik bazda artmaya devam etmekle birlikte uzun dönem eğiliminin altındaki seyrini sürdürmüştür. Tüketim harcamalarına ilişkin firma görüşmelerinden edinilen tespitler de çeyreklik olarak sınırlı artışla birlikte iç talepteki ılımlı seyrin devam ettiğini teyit etmektedir. Üretim tarafında ise sanayi üretimi dördüncü çeyrekte yataya yakın seyretmiştir. Tipik oynaklık sergileyen sektörler dışlandığında sanayi üretimi çeyreklik bazda sınırlı artmıştır. İYA ve PMI gibi anket bazlı göstergeler de sektör faaliyetinde toparlanma ima etmektedir. Hizmet üretim endeksinde ikinci çeyrekte başlayan yatay seyir yılın son çeyreğinde de devam etmiştir. İnşaat üretim endeksi ise son çeyrekte artışını sürdürmüştür.
İşgücü piyasası manşet işsizlik oranının ima ettiğine kıyasla daha az sıkıdır. Mevsimsellikten arındırılmış aylık verilerin ortalamalarına göre istihdam dördüncü çeyrekte yüzde 0,4 oranında (136 bin kişi) artmıştır. Bu dönemde işsizlik oranı çeyreklik bazda 0,2 puan azalırken işgücüne katılım oranı yatay seyretmiştir. Âtıl işgücü oranının yüksek seviyesini sürdürmesi işgücü piyasasının, işsizlik oranının ima ettiği ölçüde sıkı olmayabileceğine işaret etmektedir. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde kişi başı reel ücretlerdeki azalışın yanı sıra kısmi emek verimliliğindeki artışın etkisiyle tarım dışı reel birim ücretler azalmıştır.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış cari işlemler açığı 2025 yılının son çeyreğinde artmıştır. Dış ticaret açığı gerek altın ve enerji dış ticaret açıklarındaki gerekse altın ve enerji hariç dış ticaret açığındaki yükselişin etkisiyle son çeyrekte artmıştır. Bu dönemde dış talep ılımlı seyretmiş, ihracattaki artışın temel belirleyicisi fiyatlardaki yükseliş olmuştur. İthalattaki artış ana gruplar geneline yayılmıştır. Küresel altın fiyatlarındaki yükselişle desteklenen altın ithalatı güçlü seyretmiş ve üçüncü çeyreğe kıyasla yükselmiştir. Küresel ticaret politikaları kaynaklı belirsizliklerin dış ticaret dengesi üzerindeki etkisinin devam ettiği dördüncü çeyrekte dış ticaret haddindeki iyileşme sürmüştür. Geçici veriler ocak ayında dış ticaret açığında sınırlı artışa işaret etmektedir. Cari işlemler açığının arttığı ekim-kasım döneminde DİBS ve krediler kaynaklı net sermaye girişleri gözlenirken doğrudan yabancı yatırımlarda çıkış gerçekleşmiştir. Net hata noksan kalemi negatif bakiye vermiş, resmi rezervler azalmıştır. Aralık ve ocak ayına yönelik veriler ise hem hisse senedi hem de DİBS piyasasına girişlerin olduğunu göstermektedir.
Tüketici enflasyonu ocak ayında yüzde 30,7’ye gerilemiş ve bir önceki Rapor’da sunulan tahmin aralığının üst bandına yakın gerçekleşmiştir. Son üç aydaki gelişmeler alt kalemler bazında değerlendirildiğinde, yıllık enflasyondaki düşüşe en önemli katkının enerji ve temel mallardan geldiği görülmektedir. Hizmet grubunun katkısı ise görece yatay seyretmiştir. Ocak ayı özelinde hizmet enflasyonunda işgücü maliyetleri ile dönemsel fiyatlamanın ve geçmiş enflasyona endeksleme davranışının yüksek olduğu kalemler öne çıkmıştır. Dönemsel arz koşulları sebebiyle sebze fiyatlarında gözlenen yüksek oranlı artış, gıda fiyatları üzerinde etkili olmuştur. Ocak ayında yönetilen/yönlendirilen fiyat ve maktu vergi güncellemeleri, geçmiş yıllara kıyasla daha düşük bir oranda gerçekleşerek dezenflasyon sürecini desteklemiştir. Kasım-Ocak döneminde, uluslararası enerji fiyatları bir miktar gerilerken enerji dışı emtia, endüstriyel ve değerli metaller öncülüğünde artmıştır. Şubat ayının ilk on gününde ise temelde ham petrol fiyatları kaynaklı olarak uluslararası enerji fiyatlarında artışlar gözlenmiştir. Aralık ayında jeopolitik gelişmeler Küresel Arz Zinciri Baskı Endeksi’ni tarihsel ortalamasının üzerine taşırken küresel ve Çin konteyner endekslerinde temmuzda başlayan düşüş eğilimi kasım ayında tersine dönmüştür. Rapor döneminde Türk lirasındaki istikrarlı seyir devam etmiştir. 2025 yılı son çeyreğinde zayıfladığı tahmin edilen reel birim ücretlerin, 2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla yükselmesi beklenmektedir. Üretici fiyatlarında yılın son iki ayında gözlenen ılımlı artış eğilimi ocak ayında bir miktar güçlenmiştir. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları iyileşme işaretleri göstermekle birlikte dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir. Enflasyonun ana eğilimi 2025 yılı son çeyreğinde yavaşlamış, ocak ayında ise döneme özgü bir yükseliş kaydetmiştir. Tüketici fiyat endeksinin baz yılı, sepet yapısı ve sınıflama yöntemi 2026 yılı ocak ayı itibarıyla güncellenmiştir. Bu gelişmeler ile, hizmet grubunun endeks içindeki payı 7,4 puan artışla yüzde 38,4’e çıkarken malların ağırlığı yüzde 61,6’ya gerilemiştir. B ve C göstergelerinin ağırlıkları ise sırasıyla 5,2 ve 4,5 puan artmıştır.
Enflasyonun yüzde 70 olasılıkla, 2026 yıl sonunda yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında; 2027 yıl sonunda ise yüzde 6 ile yüzde 12 aralığında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Enflasyonun 2028 yıl sonunda tek haneli seviyelere geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 enflasyon hedefi etrafında istikrar kazanacağı öngörülmektedir. Ara hedefler 2026 ve 2027 yılları için sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak korunurken, 2028 yılı için yüzde 8 olarak belirlenmiştir. 2026 yılı tahmin aralığında 2025 ER-IV’e göre yapılan yukarı yönlü güncellemede, TÜFE sepetinde hizmet grubunun ağırlığının artması etkili olan unsurlardan biri olmuştur. Ayrıca, petrol ve enerji fiyatları varsayımındaki düşüşe karşın, enerji dışı emtia fiyatlarındaki artışa bağlı olarak Türk lirası cinsi ithalat fiyatı varsayımındaki güncelleme tahminleri yukarı yönde etkilemiştir. Gıda enflasyonu varsayımındaki sınırlı güncelleme ve beklentiler ile ana eğilimdeki iyileşmenin öngörülenden daha sınırlı gerçekleşmesi tahminleri yukarı çekmiştir. İktisadi faaliyetin öngörülenden daha yüksek seviyelerde seyretmesi de tahmin güncellemesinde rol oynamıştır. Diğer yandan, kira ve eğitim kalemleri başta olmak üzere hizmet enflasyonundaki gerilemenin devam ederek dezenflasyon sürecini desteklemesi beklenmektedir. Parasal sıkılığın korunduğu ve makroihtiyati politikalarla desteklendiği bir görünüm altında para politikasının talep koşulları üzerindeki etkisinin belirginleşmesi ve enflasyon beklentilerinin iyileşmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede, 2027 yıl sonu enflasyon tahmin aralığı korunmuştur.
Orta vadeli tahminler oluşturulurken para politikasındaki sıkı duruşun fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdürüleceği ve politika bileşenleri arasındaki eşgüdümün korunacağı bir çerçeve esas alınmıştır. Enflasyon beklentilerinin hedeflere yakınsaması, fiyatlama davranışlarının normalleşmesi ve enflasyonun düşük seviyelerde istikrar kazanması açısından kritik önem taşımaktadır. Ana eğilimdeki son dönem gelişmeleri dikkate alarak Kurul, politika faizini ocak ayında ihtiyatlı bir yaklaşımla sınırlı bir oranda indirmiş, parasal sıkılık makroihtiyati politikalarla desteklenen bir çerçevede korunmuştur. Tahminler oluşturulurken para politikasının ara hedefler gözetilerek enflasyon görünümü odaklı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirlendiği bir görünüm esas alınmıştır. Bu çerçevede, çıktı açığının dezenflasyon sürecini desteklemeye devam edeceği değerlendirilmektedir. Ayrıca, kira ve eğitim gibi ataleti yüksek olan hizmet kalemlerinde, sıkı para politikasının gecikmeli etkileri ve yapılan düzenlemelerin katkısıyla fiyat artış hızında yavaşlama ve geçmiş enflasyona endeksleme davranışında zayıflama tahmin edilmektedir. Döviz kurundaki ılımlı görünümün etkisi ile temel mal enflasyonundaki gerilemenin sürmesi beklenmektedir. Bu süreçte enflasyon beklentilerinin de ara hedeflerle uyumlu biçimde iyileşeceği öngörülmektedir. Tahmin döneminde diğer ekonomi politikalarının para politikasıyla eşgüdüm içinde sürdürülmesinin de talep, maliyet ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini destekleyeceği değerlendirilmektedir.
Tamamı İçin Tıklayınız
Kaynak: TCMB