“İlişkili Taraflar Arasındaki İşlemlerin, Devlet Hazinesi İçin Öncelikli Bir Odak Noktası Olarak Konsolide Edilmesi” Üzerine Düşünceler: İspanya Deneyimi*
Miguel Hernández Ruiz
Türkçe Çeviri: Yavuz AKBULAK
SPK Başuzmanı
Son yıllarda İspanyol vergi makamları, transfer fiyatlandırması (transfer pricing) ile ilgili konularda vergi mükellefleri üzerindeki denetimini önemli ölçüde artırmıştır ki; bu, ardışık yıllık vergi ve gümrük kontrol planlarında (bkz. 2025 planı) öncelikli bir eylem alanıdır. Konunun öznelliği, yasal çerçevede özel bir rehberliğin olmaması, fikir birliğinin bulunmaması ve net yorumlama ölçütlerinin olmaması bu duruma katkıda bulunan etkenlerdir.
Bu eğilimi teyit etmek için dava sayısındaki artışa işaret etmek yeterlidir. Jurimetría’nın verilerine göre, İspanyol mahkemeleri son 10 yılda transfer fiyatlandırması konularında 334 adet karar vermiş (ki, bunların yüzde 70’inden fazlası son 5 yılda verilmiştir) olup; davaların yüzde 58,5’inde Devlet İdaresinin iddiaları lehine karar verilmiştir.
Ayrıca, OECD tarafından yayınlanan istatistikler, İspanya’da 2024 yılında transfer fiyatlandırmasındaki vergi düzenlemelerinden kaynaklanan uluslararası çifte vergilendirmeyi düzeltmek için 260 adet yeni karşılıklı anlaşma prosedürünün başlatıldığını ortaya koymaktadır ki; bu sayı da, istatistik serisinin ilk yılı olan 2016’da başlatılan sadece 59 vakayla karşılaştırıldığında önemli bir artışı göstermektedir.
Vergi makamları, yönetmelik (regulation) ile belirlenen resmi yükümlülüklere (232 no.lu Vergi Formunda yer alan ilişkili taraflar arasındaki işlemlerin yıllık beyanı ve gerekli özel belgeler) uygunluğun incelenmesinin ötesinde, mükelleflerin ilişkili taraflar arasındaki işlemlerine yönelik değerlendirmeyi yoğunlaştırarak farklı alanlarda önemli sürtüşme noktaları yaratmaktadır.
Bunlardan biri borçlanmaya dayalı finansman işlemleridir (debt financial operations). Bu durumlarda, hem işlemin niteliğini (aksi takdirde, vergi indiriminden yararlanılamaması riskiyle karşı karşıya kalınarak, işlem özsermaye katkısı/sermaye artırımı -equity contribution- olarak değerlendirilebilir) hem de piyasa bazlı bir faiz oranının uygulanmasını kanıtlayabilmek esastır.
Bu alanda, borç veren ile borç alan için kararlaştırılan şartların makul olduğunu, mevcut alternatifleri, piyasa koşullarında borcun ödenme gücünü ve geri ödeme kapasitesini ve taraflarca kararlaştırılan sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilmesini dikkate alarak göstermenin hayati önem taşıdığı kanıtlanmıştır.
Faiz oranı (interest rate) ile ilgili olarak, vergi otoriteleri, karşılaştırılabilir işlemleri ararken, daha az benzer ürünlerden oluşan daha geniş bir evrene dayalı ayarlamalar yapmaya dayanan diğer “artırma/artış” (build-up) metodolojilerinin aksine, örneklem büyüklüğünden ziyade doğruluğa açık bir tercih göstermektedir. Örneğin, İspanya Merkezi İdare Mahkemesi (Spanish Central Administrative Court-Tribunal Económico-Administrativo Central), 20 Ekim 2025 tarihli bir kararında, ülke riski ve döviz kuru riski ile ilgili ayarlamalar yapmak üzere diğer para birimlerine genişletmek yerine, aramayı aynı para biriminde ifade edilen borçlanma araçlarıyla sınırlandırmanın daha güvenilir olduğunu değerlendirmiştir.
Finans alanında da, vergi makamlarıyla giderek daha sık tartışmalara yol açan özellikle karmaşık bir durum, nakit havuzlama sistemleridir[1] (cash pooling systems). Bu durumlarda, tartışma, söz konusu mekanizmanın nakit bakiyelerinin yönetimi için kullanımına (çünkü amacı grubun kısa vadeli pozisyonunun verimli yönetimidir) ve tarafların fonksiyonel analizine uygun bir bedel (remuneration) çerçevesinin tanımlanmasına odaklanmaktadır. Bu son konuyla ilgili olarak, İspanya Yargıtay’ının 15 Temmuz 2025 tarihli kararında, nakit havuzu liderinin sisteme stratejik değer kattığını ve bunun sonucunda ana işletme risklerinin makul bir şekilde dağıtıldığını kanıtlayan sağlam deliller olmadığı sürece, borç ve alacak bakiyelerine uygulanan faiz oranlarının eşdeğer olması ve grubun genel kredi riskini dikkate alarak elde edilebilecek kısa vadeli borçlanma maliyetine dayanması gerektiğini belirten bir içtihat oluşturulmuştur.
Bir diğer özellikle tartışmalı alan ise tekrarlayan zararları olan şirketlerdir (companies with recurring losses). Bu durumlarda karşılaşılan zorluk, bu zararların ne ölçüde piyasa faktörlerinden kaynaklandığını veya tam tersine, ilişkili taraf işlemlerinin yetersiz değerlemesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını ayırt etmektir. Bu da, işletmeye sınırlı risk işlevsel profilinin (limited risk functional profile) atfedilmesiyle yakından bağlantılıdır. Vergi makamları, bu tür işletmelerde, bir işlemin taraflarının üstlendiği işlevlerin ve risklerin analizine, karşılaştırılabilir dış göstergelerin (kıyaslama/eşik/emsal/benzer -benchmarking-) geçerliliğine, seçim ve ret ölçütlerinin sağlamlığına ve yeterliliğine, ayrıca analiz edilen işletmenin birden fazla faaliyet yürütmesi halinde bölümlendirilmiş finansal tabloların hazırlanmasında kullanılan kriterlerin tutarlılığına ve uyumuna özel önem vermektedir.
Faaliyet sonuçları, kıyaslama yöntemiyle elde edilen çeyrek dönemler arası emsallere uygunluk (interquartile arm’s length range) dışında kaldığında, düzenleme olasılığı yüksektir. Bu aşamada sorun, en uygun sıralama noktasının seçilmesidir. Vergi makamları genellikle değerleme düzeltmesini hesaplamak için aralığın medyanını referans noktası olarak kabul eder. Bununla birlikte, İspanyol mahkemeleri, idarenin karşılaştırılabilirlik kusurlarının devam ettiğini kanıtladığı durumlar dışında, aralığın en yakın noktasını dikkate alarak daha az kısıtlayıcı bir ölçütü benimsemiştir. Bu ölçüt, örneğin, yukarıda bahsedilen 20 Ekim 2025 tarihli İspanya Merkezi İdare Mahkemesi kararında ve 31 Mart 2023 tarihli Ulusal Yüksek Mahkeme kararında da onaylanmıştır.
Yeniden yapılanmalar (restructurings) da, vergi makamlarının şirket gruplarını incelemesinde merkezi bir noktadır. Bu durumlarda, tartışma yeniden yapılanmayı teşvik eden nedenlere; bunu gerçekleştirme kararını kimin verdiğine ve bu yeniden yapılanmadan kimin fayda sağladığına; değişen koşullar için tazminat ödemesinin veya varlık ve yükümlülüklerin devri için bir fiyat belirlenmesinin uygun olup olmadığına ve bunun nasıl ölçülmesi gerektiğine ve işletmede fiilen meydana gelen değişiklikler dikkate alındığında, yeniden yapılanma öncesi ve sonrası durumun tutarlılığına, odaklanmaktadır.
Bir diğer tartışma konusu ise grup içi hizmet işlemleridir (intra-group services). Bu durumlarda, hizmetin gerçekliğini ve faydasını gösteren kanıtların yanı sıra, genellikle ücretlendirilmeyen faaliyetleri (örneğin, hissedar faaliyetleri, mükerrer hizmetler veya tesadüfi faydalar gibi) dışlayan ve sağlayıcının sunulan hizmetlerin niteliğiyle tutarlı bir kârlılık elde etmesini sağlayan maliyet temelli (cost base) metodolojilerin uygulanmasını içeren, piyasa koşullarına uygun değerlemesinin de gösterilmesi esastır. Maliyet temelinin yapılandırılması ve dağıtılması mekanizmalarının makul olmasının yanı sıra elde edilen kâr marjının piyasa koşullarına uygunluğunun kanıtlanması da aynı derecede kritik bir konudur. Grup içi hizmetlerin sağlanmasıyla ilgili olarak, küresel hareketlilik vergi mükellefleri için önemli zorluklar yaratmaktadır. Örneğin, belirli faaliyetleri merkezileştirmek için oluşturulan ve çoğu durumda diğer şirketlerden kaynak transferini gerektiren merkezler ya da uzmanlaşmış merkezler (hubs or specialized centers), daimi işyerlerinin (permanent establishments) oluşturulması veya bu yeniden konumlandırılan faaliyetlerle ilgili ticari itibarın transferi gibi zorluklar ortaya çıkarmaktadır.
Vergi denetimlerinde sıklıkla analiz edilen bir diğer husus da maddi olmayan varlıkların kullanımıdır (use of intangibles). Maddi olmayan varlığın mevcudiyetini, yasal biçimini ve faydasını kanıtlamak, mülkiyetinin kime ait olduğunu belirlemek (bunun için maddi olmayan varlığın Geliştirilmesi, İyileştirilmesi, Onarılması, Korunması ve Kullanımını -Development, Enhance, Maintenance, Protection and Exploitation of the intangible- tanımlamak için kullanılan bir kısaltma olan DEMPE analizinin yeterli bir şekilde geliştirilmesi şarttır) veya bu varlıklara özgü yüksek belirsizliğe uygun makul bir bedel metodolojisi belirlemek (örneğin, fiyat ayarlama mekanizmalarını dâhil etmek) bu durumlarda yaşamsal öneme sahip unsurlardır.
Değerlendirilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise, hissedar-gerçek kişi ile onun şirketi arasındaki ilişkilerdir (relations between the shareholder-natural person and his or her company). Bu durumlarda, tartışmalar şu anda hissedarın gerçekleştirdiği faaliyetlerin değerlemesi, şirkette kalan kâr marjı ile şirketin kendisi (substance) arasındaki tutarlılık, hissedarın şirket varlıklarını kullanmasının piyasa değerlemesi veya hissedar-gerçek kişinin başka bir şirketin yönetim organı üyesi olarak kendi şirketi adına yerine getirebileceği temsil işlevlerinin ilişkili taraf işlemi olarak sınıflandırılıp sınıflandırılmaması sorunları etrafında yoğunlaşmaktadır.
Bu ve diğer doğrulama alanlarında, şekil ve ekonomik içerik arasında tutarlılık sağlayan transfer fiyatlandırması politikalarının tanımlanmasına imkân tanıyan bir çalışma yönteminin oluşturulması ve dokümantasyonun yeterli ve tutarlı bir şekilde hazırlanması (örneğin, yürürlükteki anlaşmalar, yıllık hesaplar, transfer fiyatlandırma dokümantasyonu, bilgilendirme beyanları -agreements in place, annual accounts, transfer pricing documentation, informative statements- vb.) tavsiye edilmektedir. Giderek daha değişken ve belirsiz bir ortamda, savunma doğaçlama olmamalı, vergi makamlarının incelemesine dayanabilecek bir metodoloji ve kapsamlı dokümantasyon temelinde inşa edilmelidir.
* Bu çeviride yer alan görüşler Makale Yazarı ‘Miguel Hernández Ruiz’e ait olup çevirenin çalıştığı kurumu bağlamaz, çevirenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Çevirideki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler çevirene aittir. Bu çeviride yer alan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve herhangi bir konuda yasal, vergisel ve/veya başkaca bir tavsiye olarak yorumlanmamalıdır. İşbu çevirinin dayandığı İngilizce orijinal çalışmanın künyesi şöyledir: “Miguel Hernández Ruiz, Related-party transactions are consolidated as a preferential point of attention for the Public Treasury, Garrigues (Tax Blog), 03/10/2026, < https://blogtributario.garrigues.com/en/transfer-pricing/related-party-transactions-are-consolidated-as-a-preferential-point-of-attention-for-the-public-treasury > Erişim Tarihi: 11 Mart 2026”.
Finansal Destek: Bu çeviriyi yapan Yavuz Akbulak, bu çalışmanın araştırılması, çevirisi veya yayınlanması için herhangi bir finansal destek almamıştır.
Yazarın Katkısı: Bu çeviri çalışması yalnızca çeviren tarafından hazırlanmıştır.
Çıkar Çatışması/Ortak Çıkar Beyanı: Çeviren, çalışmanın içeriğiyle ilgili herhangi bir çıkar çatışması olmadığını beyan eder.
Yapay Zekâ Kullanımı: Çeviren, bu çalışmanın oluşturulmasında hiçbir yapay zekâ aracı kullanılmadığını beyan eder.
Metin içindeki bazı kısaltma ve isimlerin İngilizce karşılıkları şöyledir: OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development/Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü), Yargıtay (Supreme Court), Yüksek Mahkeme (National High Court).
Not: “İşbu yazı, 28 Şubat 2026 tarihinde, ezeli komşumuz İran’a yönelik askeri saldırı sonucu Minab şehrinde yıkılan ‘Şacereh Tayebeh İlkokulu’nda yaşamlarını yitiren şüheda kız çocuklarının aziz hatıralarına saygıyla adanmıştır.”
Dipnot:
[1] Bu konuda ayrıntılı bilgiler için bkz. “Yavuz Akbulak, Grup İçi Nakit Aktarımları ve Gayrinakdi İşlemlere İlişkin Düzenlemeler, Mali Hukuk Dergisi, Cilt:12, Sayı:138, Haziran 2016”.