Mustafa Bahadır ALTAŞ
Yeminli Mali Müşavir
[email protected]
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından geçtiğimiz yıl uygulamaya konulan “Beyanname Gözetim Programı” ile tespit edilen mükelleflere gönderilen uyarı yazılarıyla, 2024 yılı beyanı öncesinde tespit edilen risk durumları hakkında bilgilendirme yapılarak, vergi kaybına neden olabilecek hatalı beyanların düzeltilmesi istenmişti. Ayrıca KURGAN analizleri sonucunda belirlenen işlemler için mükelleflerden izahat istenerek izahatları yeterli görünmeyen mükelleflerin kayıtlarını düzeltmeleri istendi. Bunun dışında yüksek gelir elde ettiği tespit edilen ancak beyan vermeyen 10 binin üzerindeki mükellefe uyarı yazısı gönderilmişti. .
Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı (VDK) 2025 yılına ait gelir vergisi beyannamesi verilmeden önce büyük ölçekli anonim ve limited şirket ortağı olup şirketleri kâr dağıtmamasına karşın lüks yaşam sürdüren, yaşam standardı ile gelir düzeyi birbiriyle örtüşmeyen ve banka hareketleri yüksek düzeyde olan kişilere yazı göndererek tapu, banka ve trafik tescil verilerini ile beyan ettikleri geliri arasında tutarsızlık olanlardan gelirleri ile ilgili bilgi istiyor. Bu kapsamda Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı Risk Analiz Merkezince bu çerçevede belirlenen mükellef sayısının 16 bin 300 olduğu açıklandı.
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı bu konuda özellikle konuya taraf mükelleflere ve meslek örgütlerine gönderdiği açıklamada Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yürütülmekte olan “Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Eylem Planında” Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının görev ve yetkileri arasında yer alan “Toplumsal Farkındalık ve Gönüllü Uyum Seviyesinin Yükseltilmesi” ve “Mükelleflerin vergisel yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesini sağlamak amacıyla” yapılan analiz çalışmaları kapsamında herhangi bir gelir bildirmeyen veya bildirilen geliri, harcamasıyla uyumsuz olan mükellefleri risk grubu olarak belirlendiği belirtilmiştir.
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 228. maddesinde Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının görev yetkileri “Her türlü bilgi, veri ve istatistiği toplamak suretiyle oluşturulacak Risk Analiz Sistemi üzerinden mükelleflerin faaliyetlerini gruplar ve sektörler itibarıyla analiz etmek, mukayeseler yapmak ve bu suretle risk alanlarını tespit etmek” olarak tanımlansa da “Yüksek Gelir Grupları Gözetim ve Uyum Programı” kapsamında belirlenen vatandaşlara gönderilen yazılarda özellikle harcama kalemleri ve banka hareketlerinin kaynağı ile ilgili soruların sorulması bir anlamda akıllara 1998 yılında 4369 sayılı kanunla uygulamaya konulan ve halk arasında nereden buldun olarak ifade edilen vatandaşın harcamalarının kaynağını belgelemesini öngören düzenlemeyi hatırlatmaktadır. (Ocak 2003’te 4783 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır)
Bilindiği üzere ülkemizde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 2.maddesinde gelirin unsurları sayılmış olup vergilendirmede bu maddede sayılan yedi gelir unsuru üzerinden yapılmaktadır. Dolayısıyla yasal olarak hukuki bir zemine oturmayan bu tür denetimlerin vergilendirme cezasına dönüştürülmesi “Toplumsal Farkındalık ve Gönüllü Uyum Seviyesinin Yükseltilmesi” yaklaşımına uygun olmayacağı gibi kayıt dışı ekonomiyi de teşvik edecektir.
Ülkemizin yıllardan beri önemli bir sorunu olan kayıt dışı ekonomi ile mücadele için Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından geliştirilen yapay zekâ destekli sistemler hiç kuşku yok ki vergide denetim süreçlerini hızlandırmak adına atılmış önemli adımlardır. Çağımıza uygun olarak dijitalleşmenin gereği sistematik olarak uygulama konulan yapay zekâ programları vergi idaresinin verimliliğini artırmasının yanı sıra vergi denetiminde önemli bir dönüşüm yaratarak denetimlerin belirlenen hedeflere ulaşmasına katkı sağlayacaktır. Ülkemizin geleceği ve özelliklede vergide adaletin sağlanması için yapılan çalışmaların olumlu sonuçlanması ve desteklenmesi vatandaş olarak bizlerin görevidir.
Ancak! Yapay zeka başta olmak üzere güncel vergi teknolojileri kullanılarak yapılan analiz ve denetimlerde kendilerine yazı gönderilen kişilerin özellikle şirket ortağı ve yöneticisi olması bu kişilere ilişkili (ortak) oldukları şirketler üzerinden bir baskı unsuru oluşturma algısı yaratmaktadır.
Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı tarafından vergi teknolojileri kullanarak vatandaşlar üzerinde devlete olan güveni artırmak yerine yapay zekâ “Tepemizde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor” algısı oluşturması vergi kanunların uygulanabilirliğini tartışmaya açacaktır. Çünkü GİB tarafından başlatılan mükellef odaklı vergilendirme ve mükellef hakları gözetilerek yapılacak çalışmaların yerine sadece yapay zekâ ile elde edilen verilerin analizine göre doğruluğu kesinleşmemiş işlemlerden sonuç elde ederek, ticari hayatın gerçekliğini görmezden gelen kısmi olarak düzenlenen bir inceleme raporu üzerinden işlem tesis edilmesi öncelikle vergi kanunlarında yer alan inceleme ruhuna aykırı olduğu gibi “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” Hükmüne de ters düşmektedir. Hepsinden de önemlisi görüşmeye çağrılan kişiler hakkında varsayıma dayalı tarhiyat işlemi yaparak ceza kesilmesi halinde yapılan işlem tümden usul ve esas yönüyle de hatalı olacağı gibi 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 228 maddesinde yer alan düzenlemeye göre vergi kanunlarına uyum içeren ikincil düzenlemeler yapılmadan bu konuda işlemi tesis edilmesi her zaman hukuki yönden sakıncalı olacaktır.
Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB-Dijital Vergi Asistanı) ve Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı tarafından uygulamaya konulan VDK-RAS (Vergi Denetim Kurulu – Risk Analiz Sistemi) ve SARP (Sahte Belge Risk Analiz Programı) ile Türkiye’de vergi denetim sürecini dijitalleştirmek ve daha verimli hale getirmek amacıyla KAŞİF, VEDAS ve KURGAN olarak adlandırılan özel geliştirilmiş yapay zekâ araçları kullanmaktadır. Geliştirilen bu sistemler ile mükellef davranışlarını analiz ederek risk odaklı bir denetim yaklaşımını içerisinde riskli mükellefleri belirleyerek hızlı ve etkili bir şekilde vergi kayıp ve kaçağını tespit ederek önleyici bir denetim ile vergilendirme sisteminin şeffaflığını ve etkinliğini artırmak amaçlansa da “Beyanname Gözetim Programı-2” kapsamında tespit edilen mükelleflere gönderilen yazıda yer alan “Mükelleflerin vergilendirmeye ilişkin tutum ve davranışlarını etkileyebilecek olması ve bu şekilde bir bilgilendirmenin mükellef hukukunu gözetecek, vergi ahlakı ve vergiye gönüllü uyumu arttırabilecek mahiyette bulunması sebebiyle” cümlesinin vergi mükelleflerinin olayın ilk başından itibaren potansiyel bir suçluymuş gibi algısının oluşturulması izah edilebilir bir durum değildir.
Yapay zekâların verilerindeki eksiklikler veya hatalar nedeniyle eksik sonuçlar ve öngörüler üretebildiği bu nedenle güvenirliği konusundaki endişelerin hala giderilmediği bilinmektedir. Bununla birlikte yapay zekâ üzerinden oluşturulan verilerin kullanım amacına göre yasal düzenlemelere uygunluğu sağlanmadan elde edilen verilerin doğruluğu ve güvenirliği her zaman tartışılacaktır.
Çok kısa bir süre içinde sayısı yüzbinlere ulaşması beklenen bu tür bildirimlerin başta vergi mükellefleri olmak üzere vatandaşlar üzerinde bir tedirginlik yaratarak, ticari işlemlerden kaçınma davranışına sokabilir. Mevcut vergi oranlarında bir iyileştirme yapılmadan vergi matrahlarının artırılmasını talep etmek vergide gönüllü uyum seviyesinin yükseltilmesinden çok “salma salma” şeklinde zorlama bir sisteme dönüşecektir.
Sonuç olarak, Hazine ve Maliye Bakanlığı yapay zekâ üzerinden gerçekleştirdiği denetim çalışmalarında “Yapay Zekânın Da Hata Yapacağını Hiçbir Zaman Göz Ardı Etmemelidir.”