Devlette Mühür Mevzusu
Muharrem ÖZDEMİR
Yeminli Mali Müşavir
HMB Vergi Müfettişi (E)
Manisa Defterdarı (E)
İstanbul Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi
[email protected]
Mühür Tarihine Dair
Mührün, mühür çamuruna veya mürekkebe batırılıp sonra da mühürlenecek evrakın üzerine basılması, o evrakın doğru bir şekilde yazılıp bitirildiği anlamı taşır. Sanki bir yazı ancak bu şekilde mühürlenince tamamlanmış olmakta, mühürlenmemiş yazılar ise iptal edilmiş duruma düşmektedir.
Yazıların başkalarının okuyamayacağı şekilde kapatılması, ya Mağripteki kâtiplerin yaptıkları gibi, o yazıların (rulo şeklinde) dürülüp ortasından bağlanması veya doğudaki kâtiplerin yaptığı gibi kâğıdın katlanıp yapıştırılması şeklinde oluyordu.
İşte bağlanma veya yapıştırılma noktasına, yazının açılmadığından ve içindekilerin okunmadığından emin olmayı sağlayacak bir alamet konuyordu. Mağrib’li kâtipler, bağlama noktasına bir parça mum koyup, sonra mumun üzerine mühür vururlar ve mühüre işlenmiş nakış muma çıkardı[1].
Mühür de, devlet olmanın özellik ve görevlerindendir. Mektupların ve evrakların mühürlenmesi, İslam’dan önceki devletler tarafından da bilinen bir şeydi.
Buhari ve Müslim’de yer alan bir rivayete göre Hz. Peygamber, Rum hükümdarı Kayser’e mektup yazmak istediğinde, ona dediler ki: Acemler mühürlenmemiş yazıları kabul etmezler. Bunun üzerine o da kendisine bir mühür edindi. Bu mühür gümüştendi ve üzerine şu yazı nakşedilmişti: “Muhammedun Resulullah.” (Muhammed Allah’ın Elçisi)
Hz. Hasan, Muaviye’ye barış yapmak istediğini bildirince, Muaviye ona, altını mühürlediği beyaz (boş) bir kâğıt gönderip şöyle demiştir: “Altını mühürlediğim bu kâğıda dilediğin şartlan yaz, onlar senindir (sana verilecektir).” Buradaki mührün anlamı, kâğıdın alt tarafına kendi veya bir başkasının yazısı ile konmuş alamettir.[2]
Yazı ile konan alameti mühür olarak isimlendiren ilk kişi Muaviye’dir. Muaviye, Ömer bin Zübeyir’e yüz bin (dirhem) vermesi için Küfe valisi Ziyad’a mektup yazmış, ancak Ömer mektubu açarak yüz bini, iki yüz bin olarak değiştirmiştir. Daha sonra Ziyad tuttuğu hesaplan Muaviye’ye götürdüğünde, Muaviye bunu kabullenmemiş, Ömer’ den bu parayı ödemesini istemiş ve onu hapsetmiştir. Sonunda bu parayı Ömer’in kardeşi Abdullah bin Zübeyr ödemiştir.
Günümüzde Mühür
Türkiye’de mühür kullanımı ile ilgili kurallar Resmi Mühür Yönetmeliği[3] ve mührün izinsiz kaldırılmasına yönelik cezai yaptırımlar ise Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında belirlenmiştir.
Yönetmelik, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında kullanılan resmi mühürlerin hangi birim ve kişilerce kullanılacağını, bunların yazı, karakter ve standardının tespit edilmesini ve yaptırılmasında ve kaybolmasında uygulanacak esasları belirlemek amacı ile düzenlenmiştir.
Resmi mühür; yapımına 3 üncü maddede belirtilen mercilerce karar verilip, Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü’nce imal ve tescil edilen ve resmi mühür beratı ile birlikte kullanılma imkânı olan bir araçtır.
Resmi Mühürler yalnızca kuruluş kanunları ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri gereği kendilerine kamu görevi verilmiş kurum veya kuruluşlarca kullanılabilir.
√ Resmi mühürleri kullanacak birimlerin tespitinde kuruluş mevzuatında yazılı hiyerarşik kademelerden müdürlük ve daha üst kademeler esas alınır. Bir birim oluşturmayan alt kuruluşlar ile birimlere bağlı yardımcılıklar için ayrıca mühür yapılmaz.
√ Aynı birim içinde birden fazla kişi ile görevleri gereği tek başına bir birim gibi düşünülmesi gereken (Müfettiş, Tapu Kadastro memuru, icra memuru gibi) kişilere mühür verilir,
√ Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. (TCK Md. 203)
Dipnotlar:
[1] İbni Haldun. (1332- 1406). Mukaddime. Çeviren. Halil KENDİR. Ensar Yayınları. 2022
[2] Muharrem ÖZDEMİR. Manisa E. Defterdarı. İmza kitabı. 2025
[3] 12.9.1984, No: 18513 RG yayımlanmıştır.