Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No: 2025/7316
Karar No: 2025/9276
Karar Tarihi: 29.05.2025
Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
Sayısı: 2024/1594 E., 2025/368 K.
İlk Derece Mahkemesi: Ankara 62. İş Mahkemesi
Sayısı: 2023/335 E., 2024/58 K.
İçtihat Metni
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. Dava
Davacı vekili; müvekkilinin eşi olan sigortalının, davalı işveren nezdinde çalışmakta iken 19.07.2022 tarihinde görevli olarak aktarmalı biçimde başka bir ülkeye gitmek üzere Türk Hava Yolları ile İstanbul’a gittiğini ve bağlantılı uçağa binemeden vefat ettiğini belirtmiştir.
Davacının uçak biletlerinin işveren tarafından alındığını, ilk uçağın rötar yapması nedeniyle sigortalının bağlantılı uçağa yetişebilmek için aşırı şekilde koştuğunu ve bunun sonucunda kalp krizi geçirerek vefat ettiğini ileri sürmüştür.
İşverenin ve Türk Hava Yollarının kusurlu olduğunu belirterek eşinin iş kazası sonucunda vefat ettiğinin tespitine ve aksine dair Kurum işlemlerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. Cevap
Davalı şirket vekili özetle; şirket tarafından SGK’ye gerekli bildirimlerin yapıldığını, olayın SGK tarafından iş kazası kabul edilmemesinde işverenin kusurunun bulunmadığını, şirkete husumet yöneltilemeyeceğini ve talebin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı Kurum vekili özetle; davacının başvurusu üzerine İş Kazası Komisyonu tarafından olayın iş kazası olduğuna karar verildiğini, ancak işveren ile sigortalının kusur durumlarının belirlenmesi amacıyla denetmen tarafından düzenlenen raporda olayın iş kazası olmadığı sonucuna varıldığını belirtmiştir.
Kurum görevlisi tarafından düzenlenen denetmen raporunun aksi ispat edilinceye kadar geçerli olduğunu ve Kurum işleminin mevzuata uygun bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İlk Derece Mahkemesi Kararı
İlk Derece Mahkemesi, davanın kabulüne karar vermiştir.
Mahkeme; davacının eşinin 19.07.2022 tarihli ölümünün iş kazası olduğunun tespitine ve aksine dair Kurum işleminin iptaline hükmetmiştir.
IV. İstinaf
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı şirket vekili ve davalı Kurum vekili tarafından süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, istinaf başvurularının esastan reddine karar vermiştir.
V. Temyiz
A. Temyiz Sebepleri
Davalı şirket vekili; şirket tarafından iş kazası bildiriminin yapıldığını, davanın açılmasına sebebiyet verilmediğinden şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, yalnızca Kurum kararının iptaline hükmedildiğini, bu nedenle şirketin vekâlet ücreti ve harçlardan sorumlu tutulmaması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili; müteveffanın geçirdiği olayın Kurum tarafından öncelikle iş kazası kabul edildiğini, ancak kusur oranlarının belirlenmesi için denetmen servisince hazırlanan raporda ve adli tıp raporunda, müteveffanın mevcut kalp damar hastalığı nedeniyle kalp krizi geçirdiğinin tespit edildiğini belirtmiştir.
Bu nedenle olayın iş kazası sayılmamasına karar verildiğini, Kurumun yargılama gideri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulmaması gerektiğini ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasının tespitine ilişkindir.
1. Davacı, murisinin vefatının iş kazası olduğunun tespiti amacıyla bu davayı açmış ise de dosya içeriğinden murisin davacı dışında başka bir mirasçısının daha bulunduğu anlaşılmaktadır.
2. Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı ya da davalı olarak takip edebilme ve usul işlemlerini yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukundaki görünümüdür. Dolayısıyla medeni hakları kullanma ehliyetine, başka bir ifadeyle fiil ehliyetine sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir.
3. Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi, kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu ve dolayısıyla söz konusu hakkı dava etme yetkisinin kime ait bulunduğu, tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir.
Bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi hâlinde mahkeme, dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemez ve sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermek zorunda kalır. Bu nedenle taraf sıfatı, usul hukukunun da düzenleme alanına girmektedir.
4. Başka bir ifadeyle sıfat, dava konusu sübjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde; taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.
Bu nedenle davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Bir davada taraf olabilmek için gerçek kişi veya tüzel kişi olmak gerekir. Taraf ehliyeti, medeni hukuktaki haklardan yararlanma ehliyetine karşılık gelmektedir.
5. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 59 ve 60’ıncı maddelerinde mecburi dava arkadaşlığının hangi hâllerde söz konusu olacağı düzenlenmiştir.
Maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kişiye karşı birlikte ileri sürülmesi ve ilgililerin tamamı hakkında tek bir hüküm verilmesinin gerektiği durumlarda mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Mecburi dava arkadaşlığında dava ancak birlikte açılabilir veya ilgililere karşı birlikte açılabilir.
6. Davalılar arasında pasif mecburi dava arkadaşlığı bulunması hâlinde davacı, bütün davalılara karşı birlikte dava açmak zorundadır. Dava, bütün dava arkadaşlarına karşı değil de bunlardan yalnızca birine veya birkaçına karşı açılmışsa davalı durumundaki kişi ya da kişilerin tek başına taraf sıfatı bulunmamaktadır. Davalı sıfatı, mecburi dava arkadaşlarının tamamına aittir.
Ancak bu durumda dava doğrudan sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmemelidir. Mahkeme, davanın diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil edilmesi için davacıya süre vermelidir.
Davacı verilen süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına teşmil ederse yargılamaya devam edilmelidir. Davacı, verilen kesin süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına teşmil etmezse dava sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmelidir.
7. Somut olayda mirasçılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğundan davanın mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekirdi.
Bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124’üncü maddesi uyarınca davacıya, davayı diğer mecburi dava arkadaşına teşmil etmesi için süre verilmelidir. Diğer mirasçının davaya katılımı sağlanmalı, taraf teşkili tamamlanmalı ve yargılamaya bu şekilde devam edilmelidir. Daha sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
VI. Karar
Açıklanan nedenlerle;
1. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının ortadan kaldırılmasına,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının diğer yönler incelenmeksizin bozulmasına,
3. Peşin yatırılan temyiz harcının talep hâlinde ilgiliye iadesine,
4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.