T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İstanbul Defterdarlığı
Gelir Kanunları Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü
Sayı: E-97895701-160[2026/5.1-19]-493812
Tarih:10.04.2026
Konu: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi
ÖZET:
Gelir İdaresi’nin 10.04.2026 tarihli bu özelgesinde, eşin vefatı sonrası edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında bulunan şirket hisselerinin veraset ve intikal vergisi beyannamesinde nasıl gösterileceği ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Somut olayda, vefat eden eşin bir anonim şirkette toplam yüzde 29,70 hissesi bulunduğu; bunun yüzde 12,02’lik kısmının 2002 yılı öncesinde, yüzde 17,68’lik kısmının ise 2002 yılından sonra evlilik içinde bedel karşılığında edinildiği belirtilmiştir. Eşler arasında başka bir mal rejimi seçilmediğinden, 01.01.2002 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu kabul edilmiştir.
Özelgede ilk önemli tespit, miras yoluyla intikal eden unsurun “ticari sermaye” değil, hisse senedi olduğudur. Bu nedenle ilk tarhiyatta şirketin öz sermayesi esas alınmaz; hisse senetleri için Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’ndaki özel değerleme kuralı uygulanır. Buna göre hisseler borsada kayıtlı ise ölüm tarihinden önceki üç yıl içindeki en son işlem değeriyle; borsada kayıtlı değilse veya kayıtlı olsa bile üç yıl içinde işlem görmemişse itibari değer ile beyan edilir. Bu nokta, şirket hissesi beyanı bakımından özelgenin temel sonucudur.
Özelgenin ikinci ve daha kritik yönü, ölüm halinde iki ayrı tasfiyenin bulunduğunu açıkça vurgulamasıdır: İlk olarak aile hukukundan kaynaklanan mal rejimi tasfiyesi, ardından miras hukukundan doğan miras tasfiyesi yapılır. İdareye göre mal rejiminin tasfiyesi, mirasın tasfiyesinden önce gelir. Çünkü sağ kalan eşin mal rejiminden doğan hakları, mirasçılık sıfatından ayrı bir haktır. Bu nedenle, vefat eden eşe ait malların tamamı doğrudan terekeye girmez; önce sağ kalan eşin mal rejiminden kaynaklanan hakkı ayrıştırılır, ardından murise gerçekten kalan bölüm mirasa konu olur.
Bu çerçevede özelge, 2002 yılı öncesinde edinilen yüzde 12,02 oranındaki şirket hissesinin terekeye dahil edilmesi gerektiğini; 2002 yılından sonra edinilen yüzde 17,68 oranındaki hissenin ise doğrudan tamamının terekeye yazılamayacağını ortaya koymaktadır. Bu ikinci kısım için önce mal rejimi tasfiyesi yapılacak, ardından bu tasfiye sonucunda murise ait olduğu belirlenen bölüm terekeye dahil edilerek veraset ve intikal vergisi beyannamesinde gösterilecektir. Başka bir ifadeyle, 2002 sonrası edinilen hisselerde sağ kalan eşin katılma alacağı dikkate alınmadan doğrudan tam tutar üzerinden beyan yapılmamalıdır.
Özelgede ayrıca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesi kapsamında düzenlenen uzlaşma tutanağına da değinilmiştir. İdare, eşlerden birinin ölümü nedeniyle mal rejiminin sona ermesi halinde, terekenin belirlenmesine yönelik olarak taraflar arasında bu madde kapsamında düzenlenmiş bir uzlaşma tutanağı varsa, buna dayanılarak mal rejimi tasfiyesi yapılmasında hukuki engel bulunmadığını belirtmiştir. Bu, uygulamada özellikle aile şirketleri, mirasçılar ve sağ kalan eş açısından önemli bir kolaylık sağlayabilir.
Tüketiciyi ve vatandaşları ilgilendiren en önemli bölüm şudur: Eşlerden biri vefat ettiğinde, evlilik içinde edinilmiş şirket hisselerinin tamamı otomatik olarak terekeye yazılmaz. Önce sağ kalan eşin edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan hakkı hesaplanır. Bu hak ayrıştırılmadan verilen beyanname, fazla vergi riskine veya daha sonra düzeltme ihtiyacına yol açabilir. Özellikle aile şirketi hisseleri bulunan kişiler, mirasçılar ve eşler için bu özelge pratik açıdan son derece önemlidir.
Özetle;
Bu özelgeye göre, edinilmiş mallara katılma rejimi bulunan evliliklerde şirket hisselerinin veraset ve intikal vergisi yönünden doğru beyanı için iki aşama şarttır: önce mal rejimi tasfiyesi, sonra terekeye kalan payın beyanı. Ayrıca beyan değeri şirket bilançosuna göre değil, hisse senedine ilişkin özel değerleme ölçüsüne göre belirlenir.
İlgi: …
İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden;
– Eşiniz …’nın … tarihinde vefat ettiği,
– Eşinizin … A.Ş.’nin yüzde 29,70 hissesine sahip olduğu, bu hisselerinin yüzde 12,02’lik kısmının 2002 yılı öncesinde, yüzde 17,68’lik kısmının ise 2002 yılından sonra (2014 yılında) evlilik birliği içerisinde bedel karşılığında satın alınarak edinildiği,
– Eşler arasında başka bir mal rejimi seçilmemiş olup, 01.01.2002 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu
hususları belirtilerek, vefat eden eşinizin 2002 yılından sonra edindiği yüzde 17,68’lik şirket hissesinin edinilmiş mal niteliğinde olduğu kabul edilerek, bu kısmın edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında sağ kalan eşe ait hak olarak değerlendirilmesi ve veraset ve intikal vergisi beyannamesinde terekeye dahil edilmeden 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35/A maddesi kapsamında düzenlenen avukatlık tutanağı ile ayrıştırılmasının mümkün olup olmadığı hususunda görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun;
– 1 inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu,
– 2 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu kanunda kullanılan “Mal” tabirinin, mülkiyete mevzu olabilen menkul ve gayrimenkul şeylerle mameleke girebilen sair bütün hakları ve alacakları ifade ettiği,
– 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında, veraset ve intikal vergisi matrahının, intikal eden malların Vergi Usul Kanununa göre bulunan değerleri (12 nci maddede yazılı borç ve masrafların tenzili lazım geldiği takdirde matrahın söz konusu değerlerden bu tenziller yapıldıktan sonra kalan miktar) olduğu; ikinci fıkrasında, mükelleflerin ilk tarhiyatta nazara alınmak üzere veraset ve intikal vergisinin konusuna giren malları, bu maddede belirtilen değerleme ölçülerinden faydalanarak, bu maddede belirtilmeyenler bakımından ise Vergi Usul Kanununun servetleri değerleme ile ilgili üçüncü bölümündeki esaslar dâhilinde değerleyerek beyan edecekleri; ikinci fıkrasının (a) bendinde, bilanço esasına göre defter tutanlarda ölüm tarihine takaddüm eden takvim yılı bilançosuna göre bulunacak öz sermayenin ticari sermaye olduğu, mükelleflerin isterlerse öz sermayenin hesabında ölüm günü itibarıyla çıkaracakları bilançoyu da esas alabilecekleri; aynı fıkranın (d) bendinde eshamın, borsada kayıtlı ise ölüm tarihine takaddüm eden üç yıl içindeki en son muamele değeri ile borsada kayıtlı değil ise veya kayıtlı olup da üç yıl içinde muamele görmemiş ise itibari değerle değerleneceği,
– 11 inci maddesinde, bu vergiye mevzu olacak malların değerleme gününün, miras yoluyla meydana gelen intikallerde mirasın açıldığı, diğer suretle vaki intikallerde malların hukuken iktisap edildiği gün olduğu
hüküm altına alınmış, Türk Medeni Kanununun 575 inci maddesinde ise mirasın ölüm ile açılacağı belirtilmiştir.
Ayrıca Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinde, mükellefler tarafından maddede belirtilen esaslara göre beyan edilen değerler üzerinden vergi dairesinin ilk tarhiyatı yapacağı ve daha sonra da tarh edilen vergilerin, intikal eden malların Vergi Usul Kanununa göre bulunacak değerlerine göre ikmal edileceği belirtilmiştir.
Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, veraset ve intikal vergisinde iki aşamalı bir tarhiyat sistemi mevcut olup, ilk tarhiyatta mükelleflerin verginin konusuna giren malların değerini Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinde yer alan değerleme ölçülerine göre beyan etmeleri gerekmektedir. Ancak Kanunda değerleme ölçüsü belirtilmemişse, Vergi Usul Kanununun servetleri değerleme bölümünde yer alan ölçüler dikkate alınmaktadır.
Buna göre, bir anonim şirket hissesinin veraset ya da bağış yoluyla intikal etmesi halinde, intikal eden servet unsuru ticari sermaye değil, hisse senedidir. Dolayısıyla ilk tarhiyatta hisse senedine ilişkin vergi matrahının tespitinin ticari sermayenin değerlemesine ilişkin olan hükümlere göre değil, hisse senedi intikaline ilişkin hükümlere göre yapılması gerekmektedir.
Öte yandan, 1/1/2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, eşler arasında yasal rejim olarak “edinilmiş mallara katılma” rejimini, akdi mal rejimleri olarak da mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimini kabul etmiştir.
Bu kapsamda, 4721 sayılı Kanunun 202 nci maddesinde, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmasının asıl olduğu, eşlerin mal rejimi sözleşmesiyle Kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebileceği hüküm altına alınmış olup, evlenmeden önce veya sonra, malvarlığının paylaşımı konusunda yazılı seçimlik mal rejimlerinden birini sözleşme yaparak seçmemiş olan eşlerin kanunen tabi oldukları sistem “yasal mal rejimi”dir. Diğer bir ifade ile eşler arasında 1/1/2002 tarihi itibarıyla yasal mal rejimi olarak “edinilmiş mallara katılma rejimi” geçerli olup, bu tarihten önce evlenmiş olsalar dahi, eşler bir sözleşme ile başka bir paylaşım oranı belirlememiş iseler, kanun gereği bu rejime tabi olmuşlardır.
Bir eşin ölümü halinde, terekede edinilmiş mallar varsa ya da sağ kalan eşin edinilmiş malları varsa, iki tür tasfiye söz konusu olur. Birincisi, aile hukuku kaynaklı mal rejimi tasfiyesi, ikincisi de, miras hukukundan doğan mirasın tasfiyesidir. Mal rejiminin tasfiyesi, mirasın tasfiyesinden önceliklidir. Mirasın paylaşılması, mal rejimi tasfiyesinin sonucuna bağlı olacağından, mal rejiminin tasfiyesi ve katılma alacağının belirlenmesi, mirasın tasfiyesi için bekletici mesele oluşturmaktadır.
Sağ kalan eş ile ölen eşi arasındaki mal rejiminin tasfiyesi öncelikli bir hukuki işlem olduğundan, sağ kalan eş ölen eşi ile aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan haklarını (varsa) aldıktan sonra ölen eş adına kalan malvarlığı mirasa konu olmaktadır. Sağ kalan eşin mal rejiminden kaynaklanan bu hakları mirasçılık sıfatından ayrıdır. Yasal mal rejiminin tasfiyesinde, kural olarak ölen eşin sadece “edinilmiş malları” tasfiyeye dahildir. Edinilmiş mal, 1/1/2002 tarihinden sonra eşlerin evlendikleri andan itibaren kimin mülkiyetine olursa olsun evlilik süreci boyunca edindikleri tüm varlığını oluşturur.
Bunun yanı sıra, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35/A maddesinde, “Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilâm niteliğindedir.” hükmü yer almaktadır.
Bu bağlamda, eşlerden birinin ölümü nedeniyle mal rejiminin sona ermesi halinde terekenin belirlenmesine yönelik olarak mal rejimi tasfiyesi ve bu tasfiyede taraflar arasında 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesi kapsamında düzenlenen bir uzlaşma tutanağının mevcut olması durumunda, bu tutanağa istinaden mal rejimi tasfiyesinin yapılmasında hukuki bir engel bulunmamaktadır.
Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde;
– … tarihinde vefat eden eşiniz …’nın hissedarı olduğu … A.Ş.’ye ait hisse senetlerinin, ilk tarhiyatta dikkate alınmak üzere Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendine göre, yani borsada kayıtlı ise ölüm tarihine takaddüm eden üç yıl içindeki en son muamele değeriyle; borsada kayıtlı değilse veya kayıtlı olup da üç yıl içinde muamele görmemiş ise itibari değerle değerlenip beyan edilmesi gerektiği,
– Söz konusu hisselerin yüzde 12,02’lik kısmının 2002 yılı öncesinde, yüzde 17,68’lik kısmının ise 2002 yılından sonra edinildiği
hususları dikkate alındığında, söz konusu şirket hisselerinin 2002 yılı öncesinde edinilen yüzde 12,02’lik kısmının ve 2002 yılı sonrasında edinilen yüzde 17,68’lik kısmından ise edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince yapılacak mal tasfiyesi sonrasında murise ait olduğu belirlenecek kısmının terekeye dahil edilerek, borsada kayıtlı ise ölüm tarihine takaddüm eden üç yıl içindeki en son muamele değeriyle; borsada kayıtlı değilse veya kayıtlı olup da üç yıl içinde muamele görmemiş ise itibari değerle beyan edilmesi gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.
FAQ – Sık Sorulan Sorular
1) Evlilik içinde alınan şirket hissesi doğrudan terekeye mi girer? Hayır. Özelgeye göre önce mal rejimi tasfiyesi yapılır. Sağ kalan eşin hakkı ayrıldıktan sonra murise kalan bölüm terekeye dahil edilir.
2) 2002 sonrası edinilen hisselerin tamamı beyan edilecek mi? Hayır. 2002 sonrası edinilen yüzde 17,68’lik kısım için edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince tasfiye yapılacak; sadece murise ait olduğu belirlenen bölüm beyan edilecektir.
3) 2002 öncesi edinilen hisseler için sonuç nedir? Özelgede, 2002 yılı öncesinde edinilen yüzde 12,02’lik hissenin terekeye dahil edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
4) Şirket hissesi hangi değerle beyan edilir? Hisse borsada kayıtlı ise ölüm tarihinden önceki üç yıl içindeki en son muamele değeriyle; borsada kayıtlı değilse veya üç yıl içinde işlem görmemişse itibari değerle beyan edilir.
5) Şirketin öz sermayesi esas alınır mı? Hayır. İdareye göre intikal eden unsur ticari sermaye değil, hisse senedidir. Bu nedenle ilk tarhiyatta hisse senedine ilişkin değerleme kuralı uygulanır.
6) Sağ kalan eşin hakkı mirasçılıktan ayrı mıdır? Evet. Özelgede açıkça, sağ kalan eşin mal rejiminden kaynaklanan haklarının mirasçılık sıfatından ayrı olduğu belirtilmiştir.
7) Avukatlık Kanunu 35/A kapsamında uzlaşma tutanağı kullanılabilir mi? Evet. Özelgede, mal rejimi tasfiyesinde taraflar arasında 35/A kapsamında düzenlenen uzlaşma tutanağı varsa buna dayanılmasında hukuki engel bulunmadığı ifade edilmiştir.
8) Bu özelgenin pratik önemi nedir? Aile şirketi hisseleri bulunan kişiler açısından, fazla veya hatalı veraset ve intikal vergisi beyanı yapılmaması için önce mal rejimi tasfiyesinin doğru kurulması gerektiğini göstermesidir.