Ersen DALGIÇ
SMMM
[email protected]
1- Giriş
Geçici Vergi, ticari kazanç sahipleri, serbest meslek mensupları ve kurumlar vergisi mükelleflerinin cari yılda elde ettikleri kazançlar üzerinden önceden ödedikleri bir ön vergilendirme müessesesidir. Yıl sonunda verilen yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinde hesaplanan asıl vergiden mahsup edilir; böylece devlet, vergiyi yıl sonunu beklemeden peşin tahsil etmiş olur.
Geçici vergi geçmişten günümüze doğrudan uygulanan bir mekanizma değil; vergi idaresinin tahsilatı hızlandırma arayışının bir sonucudur.
Türk Vergi Sistemi’nde gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin cari yıl kazançları üzerinden üçer aylık dönemler halinde ödedikleri geçici vergi, temel olarak devletin vergi gelirlerini yıl içine yayarak erken tahsil etmesini ve mükellefin yıl sonunda karşılaşacağı vergi yükünü hafifletmesini amaçlar.
Ancak uygulamada gelinen nokta değerlendirildiğinde, mevcut sistemin ne devlete beklenen düzeyde vergi geliri sağladığı ne de mükellef ile mali müşavirler açısından sürdürülebilir bir yapı sunduğu görülmektedir. Ara dönemlerde envanter, stok değerlemesi ve amortisman süreçlerinin yarattığı teknik zorluklar nedeniyle pek çok işletme ara dönemlerde zarar beyan etmekte; bunun sonucunda idare reel bir vergi tahsil edemezken, mükellefler sadece beyanname verme zorunluluğundan kaynaklanan damga vergisi yüküyle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu çalışma; mevcut geçici vergi uygulamasının yarattığı aksaklıkları incelemekte ve gelişmiş ülkelerde başarıyla uygulanan alternatif modeller üzerinden hem hazine gelirlerini artıracak hem de mali müşavirlerin operasyonel yükünü hafifletecek bir reform önerisi sunmaktadır.
2- Türkiye’de Geçici Verginin Tarihsel Gelişimi
2.1-Dahili Tevkifat Dönemi (1986–1988):
3239 sayılı Kanun ile 1986 başında hayatımıza giren “Dahili Tevkifat” uygulamasıdır.
Bu sistemde mükellefler, beyan ettikleri Katma Değer Vergisi (KDV) veya matrahları üzerinden belirli oranlarda aylık peşin kesinti (tevkifat) yapıp vergi dairesine öderlerdi.
Ancak hem mükellefler hem de idare açısından aylık dönemler halinde takibi oldukça bürokratik bir yük yarattığı ve ciddi mahsup/iade sorunlarına yol açtığı için uzun ömürlü olmadı.
2.2-Geçici Vergi Adıyla İlk Uygulama (1989–1998):
1988 sonunda kabul edilen 3505 sayılı Kanun ile Dahili Tevkifat kaldırıldı ve 1 Ocak 1989 itibarıyla “Geçici Vergi” adıyla ilk modern düzenleme getirildi.
İlk dönemlerde geçici vergi, bir önceki yılın vergi beyanları temel alınarak veya aylık/üçer aylık peşin oranlarla hesaplanıyordu.
2.3-Günümüzdeki Üçer Aylık Dönemsel Yapı (1999 ve Sonrası):
4369 sayılı Kanun ile 1999 yılından itibaren geçici vergi tamamen günümüzdeki yapısına kavuştu.
Yıl sonu beklenmeden, gerçek kazanç üzerinden üçer aylık dönemler (Ocak-Mart, Nisan-Haziran, Temmuz-Eylül, Ekim-Aralık) itibarıyla vergilendirme esasına geçildi.
3- Mevcut Geçici Vergi Uygulamasının Temel Sorunları
Ülkemizde uygulanan geçici vergi usulü, her üç ayda bir adeta “küçük bir yıllık beyanname” kurgulanmasını gerektirmektedir. Bu durum şu temel sorunları beraberinde getirmektedir:
3.1-Gerçekleşmeyen Vergi Potansiyeli ve Dönemsel Dalgalanmalar: İşletmelerin dönemsellik ilkesi, stok değerlemeleri ve kur farkı hesaplamaları gibi ara dönem muhasebe işlemleri nedeniyle geçici vergi matrahları sıklıkla zarar olabilmektedir. İdare, yılın büyük kısmında potansiyel vergi gelirinden mahrum kalmaktadır.
3.2-Mali Müşavirler Üzerindeki Aşırı İş Yükü (Angarya): Yılda dört kez tam teşekküllü mali tablo düzenleme zorunluluğu, mali müşavirlerin mesai saatlerinin büyük kısmını evrak yetiştirme ve ara dönem kapatma işlemlerine ayırmasına neden olmaktadır. Bu durum, mesleğin katma değerli danışmanlık ve denetim boyutuna geçişini engellemektedir.
3.3-Yalnızca Damga Vergisine Dönüşen Mantıksız Maliyet: Ticari faaliyeti durmuş veya ilgili dönemde zarar etmiş mükellefler dahi sırf şekli yükümlülüğü yerine getirmek amacıyla beyanname vermekte ve damga vergisi ödemektedir. Vergi doğmayan bir dönemde sırf prosedür nedeniyle sabit bir maliyetin doğması, mükellef nezdinde vergiye gönüllü uyumu zedelemektedir.
3.4-Geçici Verginin Beyan Süresi Çok Azdır.
3.4.1-Gecici vergi beyanname verme süresi çok kısıtlıdır. KDV beyannamesi verildikten sonra hazırlanmaya başlanılan geçici vergide banka ekstrelerinin işlenmesi, kredilerin işlenmesi, cari hesapların mutabakatların yapılması kısa sayılacak sürede bunların yapılması çok zahmetli ve meşakkatlidir.
3.4.2-Bu nedenle mali müşavirler geçici vergi beyannamelerinin uzatılmasını genellikle talep ederler. Beyanname sürelerinin son güne kadar uzatılıp uzatılmayacağı belirsizliği, meslek mensupları üzerinde ciddi bir stres ve zaman baskısı oluşturmaktadır.
Meslek mensuplarının sahada yaşadığı en büyük operasyonel darboğazlardan biri budur.
Özellikle KDV beyannamelerinin ayın sonlarına doğru tamamlanmasının ardından, kalan kısıtlı zaman diliminde Geçici Vergiye hazırlık yapmak; sadece verileri girmekten ibaret olmayıp ciddi bir denetim, mutabakat ve değerleme süreci gerektiriyor.
Bu sürecin mali müşavirler üzerinde yarattığı temel zorlukları ve talep gerekçelerini şöyle sıralayabiliriz:
3.4.3-Zaman Sıkışması ve Veri Akışı İhmalleri: Mükelleflerden banka ekstreleri, kredi itfa tabloları veya fatura evraklarının geç gelmesi; KDV, KDV2, Muhtasar ve SGK (MUHSGK) süreçlerinin hemen ardından Geçici Vergiye geçilmesi zaman baskısını artırıyor.
3.4.4-Yoğun Değerleme ve İşlem Yükü: Kur değerlemeleri, amortisman hesaplamaları, reeskont işlemleri ve dönemsellik ilkesi gereği yapılan ayarlamalar kısa sürede hatasız yapılmak zorunda.
3.4.5-Cari Hesap Mutabakatları: Müşterilerin cari hesap mutabakatlarını zamanında tamamlayamaması, beyanname aşamasında yanlış stok, borç veya alacak bakiyesiyle işlem yapılması riskini doğuruyor.
3.4.6-Enflasyon Düzeltmesi Yükü: Dönem sonlarına eklenen Enflasyon Düzeltmesi işlemleri, sürecin teknik karmaşıklığını ve hazırlık süresini katlayarak artırmış durumda.
Bu nedenlerle TÜRMOB ve odalar nezdinde sürekli dile getirilen beyanname sürelerinin uzatılması veya geçici vergi dönem/sayılarının sadeleştirilmesi talepleri, uygulayıcılar için bir lüksten ziyade doğru ve nitelikli finansal raporlama yapılabilmesi adına haklı bir ihtiyaçtır.
Bu kadar kısa sürede birçok beyannamenin hazırlanması ve idareye gönderilmesi hakikaten zor bir süreçtir. Sürenin darlığı, evrak yükü ve özellikle son dönemlerde e-defter, e-fatura gibi dijital süreçlerin getirdiği teknik yoğunluk birleştiğinde geçici vergi dönemleri meslek mensupları için ciddi bir kriz yönetimine dönüşüyor.
Üstelik geçici vergi, sadece bir beyanname vermekten ibaret değil; dönem sonu envanter işlemlerinin, amortisman hesaplamalarının ve karşılıkların 3’er aylık periyotlarda adeta bir yıl sonu bilançosu titizliğiyle yapılmasını gerektiriyor. Bu kadar kısa zamana sıkıştırılan yoğun çalışma temposu, mesleki yıpranmayı artırdığı gibi hata riskini de beraberinde getiriyor.
4- OECD Ülkelerinde Geçici Vergi Uygulamaları ve Türkiye İçin Model Önerisi
Türkiye’de vergi sistemimiz tarihsel olarak yıllık beyan ve ödeme esasına dayanmaktaydı. Ancak 1980’li yıllarda merhum Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde, kamu gelirlerinin yıla yayılması amacıyla Dahili Tevkifat uygulamasına geçilmiştir. Mükelleflerin her ay bir sonraki yılın vergisine mahsuben peşin ödeme yapması esasına dayanan bu sistem, zaman içerisinde evrilerek günümüzdeki Geçici Vergi yapısını almıştır.
Günümüz uygulamasında ise geçici vergi, sadece bir matrah tahakkuku olmaktan çıkmış; her üç ayda bir mükelleflere adeta “yıllık kurumlar/gelir vergisi beyannamesi” verdiren, envanter, amortisman ve dönem sonu işlemlerini zorunlu kılan ağır bir yük haline gelmiştir.
Geçici vergi uygulaması, özellikle enflasyonist ortamlarda devletin nakit akışını güvenceye alma ve vergi gelirlerini yıla yayma amacı taşısa da, Türkiye’deki çeyrek dönemlik bilanço/gelir tablosu çıkarma zorunluluğu mali müşavirler üzerinde ciddi bir angarya ve zaman baskısı oluşturmaktadır.
OECD ülkelerinin çoğunda da benzer peşin ödeme/geçici vergi sistemleri mevcuttur. Ancak en temel fark şudur: Gelişmiş ülkelerin çoğunda geçici taksitler için her dönem sil baştan tam bir mali tablo (bilanço/gelir tablosu) çıkarılması istenmez. Ödemeler ya geçmiş yılın vergisi üzerinden belirlenen sabit oranlarla yapılır ya da basitleştirilmiş tahmin yöntemleri kullanılır.
4.1-OECD ve Gelişmiş Ülkelerdeki Geçici Vergi Modelleri
Gelişmiş ekonomilerde geçici vergi uygulanmakta, ancak bürokrasi ve muhasebe operasyonları açısından Türkiye’den belirgin şekilde ayrılmaktadır:
| Ülke |
Uygulama Yöntemi ve Esas Alınan Matrah |
Muhasebe Yükü |
| Almanya |
Bir önceki yılın vergi borcu esas alınır. Yıl içinde 4 eşit taksitte (Mart, Haziran, Eylül, Aralık) ödenir. Dönem içi bilanço/gelir tablosu istenmez. |
Çok Düşük: Sadece hesaplanan sabit taksit ödenir. |
| ABD |
Mükellefler ya bir önceki yılın vergisine (%100-110) ya da cari yıl tahmini kazançlarına göre 4 çeyrekte ödeme yapar. Resmi ara dönem mali tablosu onaylatılmaz. |
Düşük: Tahmini beyan esastır, yıl sonunda kesin hesaplaşma yapılır. |
| İngiltere |
Sadece büyük ölçekli şirketler geçici vergi öder. KOBİ’ler için geçici vergi yoktur (yıllık öderler). Taksitler tahmini kar üzerinden ödenir. |
KOBİ’ler için Yok / Büyükler için Düşük: Detaylı envanter/mali tablo istenmez. |
| Fransa |
Önceki yılın vergi matrahı üzerinden hesaplanan 4 eşit taksitte ödenir. Yıl sonunda nihai beyanname ile fark kapatılır. |
Çok Düşük: Otomatik tahakkuk eden sabit taksitler ödenir. |
| Japonya ) |
Hesap döneminin 6. ayının sonunda, ya bir önceki yılın vergisinin yarısı ödenir ya da isteğe bağlı 6 aylık ara beyan verilir. |
Düşük: Yılda sadece 1 kez ara ödeme yapılır. |
Hollanda ve İtalya’daki geçici vergi (peşin vergi) uygulamaları da, Türk vergi sistemindeki uygulamadan belirgin farklılıklar göstermektedir. Her iki ülke de devletin nakit akışını sağlamak için yıl içinde peşin ödeme alsa da, meslek mensuplarına her 3 ayda bir bilanço ve gelir tablosu çıkarttırma mantığıyla çalışmazlar.
4.2-Hollanda-Geçici Değerleme / Ödeme)
Hollanda’da sistem tamamen “Önceki Yıl Verisi veya Cari Yıl Tahmini” üzerine kuruludur. Mali müşavirlerin her çeyrekte envanter yapması, amortisman hesaplaması veya ara dönem gelir tablosu düzenlemesi gerekmez.
- Matrahın Tespiti: Vergi dairesi, mükellefin bir önceki yılki vergi beyannamesini veya mükellefin yıl başında bildirdiği tahmini yıllık kazancını esas alır.
- Ödeme Şekli: Yılın başında vergi dairesi mükellefe otomatik bir “Geçici Vergi Tahakkuku” gönderir. Mükellef bu tutarı isterse tek seferde, isterse 11 veya 12 eşit aylık taksitte öder.
- Mali Müşavirin Yükü: Yıl içinde hiçbir ara dönem beyannamesi verilmez. Eğer mükellefin işleri o yıl çok iyi gitmişse veya ciddi düşüş varsa, mali müşavir sistem üzerinden sadece yıllık tahmini kazanç rakamını günceller. Vergi dairesi taksitleri otomatik olarak kalan aylara göre yeniden hesaplar.
- Yıl Sonu Mahsubu: Yıl bittiğinde gerçek bilanço ve gelir tablosu hazırlanır. Ödenen geçici vergiler mahsup edilir; eksik varsa tamamlanır, fazla varsa iade alınır.
Hollanda modeli, mali müşaviri yıl içinde evrak işine boğmayan, tahmini matrah ve otomatik taksitlendirmeye dayanan en pratik sistemlerden biridir.
4.3-İtalya – Peşin Vergi Taksitleri
İtalya vergi yükü ve mevzuat karmaşıklığı bakımından Akdeniz çanağında bize benzese de, peşin vergi hesaplama yöntemi meslek mensubunu her dönem mali tablo çıkarmak zorunda bırakmaz.
İtalya’da kurumlar vergisi ve kişisel gelir vergisi için geçici vergi ödemeleri yıl içinde iki ana taksit halinde yapılır:
1. Ödeme Takvimi ve Oranlar:
1. Taksit (Haziran/Temmuz): Bir önceki yıl ödenen toplam verginin %40’ı ödenir.
2. Taksit (Kasım): Bir önceki yıl ödenen toplam verginin kalan %60’ı ödenir. (Yani cari yılın vergisi için bir önceki yılın vergisinin %100’ü iki taksitte peşin alınır).
2. Hesaplama Yöntemleri (Mükellefin Tercihi):
Tarihsel Yöntem : En çok kullanılan yöntemdir. Geçen yılın vergi borcu doğrudan esas alınır. Hiçbir ara dönem mali tablosu veya gelir hesaplaması yapılmaz.
Tahmini Yöntem: Eğer şirket o yıl zarar edeceğini veya kârının çok düşeceğini öngörüyorsa, geçen yılın vergisini değil, o yılın sonundaki tahmini vergisini esas alarak daha az taksit ödeyebilir. (Ancak tahmin yılsonunda yanlış çıkar ve eksik ödeme yapılmış olursa ceza uygulanır).
Mali Müşavirin Yükü: İtalya’da mali müşavirler 3 ayda bir envanter kapatmak veya geçici vergi beyannamesi hazırlamak zorunda değildir. Sadece Haziran ve Kasım aylarında geçen yılın rakamına göre taksit tutarlarını hesaplayıp mükellefe iletirler.
4.4-Türkiye, Hollanda ve İtalya Karşılaştırması
| Kriter |
Türkiye |
Hollanda |
İtalya |
| Ödeme Sıklığı |
Yılda 4 Dönem (3’er aylık) |
Yıllık tahakkuk üzerinden 11-12 Ay Taksit |
Yılda 2 Taksit (Haziran & Kasım) |
| Matrah Esası |
O çeyrekte fiilen oluşan net kâr |
Geçen yılın verisi veya Cari Yıl Tahmini |
Doğrudan bir önceki yılın vergisi |
| Bilanço / Gelir Tablosu Zorunluluğu |
Var (Her 3 ayda bir fiili kapanış) |
Yok |
Yok |
| Amortisman / Envanter Yükü |
Her dönem yapılması zorunlu |
Sadece yıl sonunda |
Sadece yıl sonunda |
| Mali Müşavir Üzerindeki İş Yükü |
Aşırı Yüksek (Rutin angarya) |
Çok Düşük (Sadece veri güncelleme) |
Düşük (Sadece taksit hesabı) |
5- Türkiye İle OECD Ülkeleri Arasındaki Temel Farklar
5.1-Mali Tablo Hazırlama Zorunluluğu: OECD ülkelerinin neredeyse hiçbirinde 4 aylık periyotlarla tam kapsamlı gelir tablosu, envanter ve amortisman hesabı istenmez. Türkiye’de ise her dönem tam bir kapanış yapılması beklenmektedir.
5.2-KOBİ – Büyük İşletme Ayrımının Olmaması: Birçok OECD ülkesinde küçük mükellefler geçici vergiden muaf tutulurken veya çok basit yöntemlerle ödeme yaparken, ülkemizde işletme büyüklüğüne bakılmaksızın tüm mükellefler aynı ağır sürece tabidir.
5.3-Beyan ve Ödeme Sıklığı: Türkiye’de 4 dönem, (belirlenen sektörlerde enflasyon düzeltmesi yapılması zorunluluğu üzerinden yürüyen süreç) meslek mensuplarının zamanının büyük kısmını rutin vergi tahakkukuna hapsetmektedir.
6- Türkiye’deki Geçici Vergi Uygulaması Benzersizdir
Türkiye’de uygulandığı şekliyle ve bu derecedeki operasyonel ağırlığıyla geçici vergi hesaplayan başka bir ülke bulunmamaktadır.
Dünyadaki gelişmiş veya gelişmekte olan pek çok ekonomide (ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Japonya vb.) yıl içinde peşin/geçici vergi ödenir. Ancak uluslararası uygulamalar ile Türkiye’deki uygulama arasında zihniyet ve yöntem açısından uçurum vardır.
Rusya ve Çin’de de böyle bir uygulama yoktur.
6.1-Dünya Uygulamaları ile Türkiye Arasındaki Temel Farklar
6.1.1-Matrahın Tespiti (Tahmin mi, Fiili Kapanış mı?):
Dünyada (OECD Genelinde): Geçici vergi ödemeleri çoğunlukla “tahmini” veya bir önceki yılın vergi yüküne endeksli hesaplanır. Mükellef bir önceki yıl ödediği verginin %100 veya %110’unu esas alıp bunu 4 eşit taksitte öder. Dönem sonlarında fiili envanter çıkarıp, enflasyon düzeltmesi yapıp sıfırdan bilanço ve gelir tablosu kapatmakla uğraşmaz.
Türkiye’de: Mükellefler her 3 ayda bir adeta yıl sonu kapanışı (dönem sonu işlemleri) yapar. Fiili envanter sayımı, reeskont, amortisman, değerleme ve enflasyon düzeltmesi gibi ağır muhasebe süreçleri her 3 aylık periyotta sıfırdan icra edilir.
6.2-Enflasyon Düzeltmesi Yükü:
Dünyada: Enflasyon düzeltmesi uygulayan ülkelerde bu işlem yalnızca yıllık mali tablolarda (yıl sonu kapanışında) yapılır.
Türkiye’de: Geçici vergi dönemlerinde de enflasyon düzeltmesi yapılması, mali müşavirlerin ve işletmelerin üzerindeki teknik operasyonel yükü dünyada benzeri olmayan bir seviyeye çıkarmıştır. (Enflasyon düzeltmesi şu anda belli süreyle ertelenmiş olmasına rağmen bazı sektörlerde halen zorunludur.)
6.3-Hata Marjı ve Cezai Sorumluluk:
Dünyada: Geçici vergi tahminlerinde makul sapmalara veya önceki yıl güvenli liman kurallarına uyulduğu sürece ağır vergi ziyaı cezaları kesilmez.
Türkiye’de: %10’luk yanılma payı aşıldığında aradaki fark için vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi uygulanır. Bu da uygulayıcıları her 3 ayda bir eksiksiz bilanço çıkarmaya zorlar.
Özetle; peşin vergi tahsilatı dünyada yaygın bir Maliye politikası olsa da, her 3 ayda bir envanter, değerleme ve enflasyon düzeltmesi yaptırarak fiili bilanço üzerinden geçici vergi hesaplatan başka bir ülke mali sistemi bulunmamaktadır.
7- Gelişmiş Ülkelerde Uygulanan Alternatif Geçici Vergi Modelleri
Yukarıda yazıldığı üzere; gelişmiş ekonomilerde ve birçok OECD ülkesinde geçici vergi, ara dönemlerde sıfırdan bilanço ve gelir tablosu çıkartılması esasına dayanmaz. Aksine, öngörülebilirliği ve basitleştirmeyi esas alan iki temel yöntem öne çıkmaktadır:
7.1-Geçmiş Yıl Kazancı Esası
Bu yöntemde mükellefin cari yılda ödeyeceği geçici vergi taksitleri, bir önceki yılda beyan ettiği toplam vergi matrahı veya ödediği vergi tutarı baz alınarak hesaplanır.
7.1.1-Sistem Nasıl İşler? Bir önceki yılın vergisi belirli bir oran (örneğin %100 veya %110) üzerinden güncellenir ve yıl içine eşit taksitler halinde bölünür.
7.1.2-Avantajı: Ara dönemlerde mali tablo hazırlanmaz. Mükellef yıl başında ne kadar ödeyeceğini bilir; idare ise düzenli ve garanti bir nakit akışı elde eder. Yıl sonunda verilen yıllık beyanname ile gerçek kazanç üzerinden nihai mahsuplaşma yapılır.
7.2-Gelecek Yıl Tahmini Kazanç Yöntemi
Mükellef ve mali müşavirin yıl başında, işletmenin o yıl elde etmeyi öngördüğü tahmini kazancı idareye bildirmesi esasına dayanır.
7.2.1-Sistem Nasıl İşler? Geçici vergiler bu tahmin üzerinden taksitlendirilir. Yıl içinde ekonomik şartların değişmesi halinde (işlerin bozulması veya beklenenden iyi gitmesi) tahmin dönemsel olarak revize edilebilir.
7.2.2-Otomatik Kontrol Mekanizması: Kötü niyetli düşük tahminlerin önüne geçmek amacıyla, yıl sonunda gerçekleşen kazanç ile tahmin arasında belirlenen tolerans marjının (örneğin %15-20) üzerinde bir sapma olursa, eksik ödenen kısım için gecikme faizi veya ceza uygulanır.
8- Önerilen Reformun Sağlayacağı Yasal ve Ekonomik Kazanımlar
Gelişmiş ülke örnekleri ışığında Türkiye’de geçici vergi sisteminin “Geçmiş Yıl Kazancı” veya “Tahmini Kazanç” esaslı bir yapıya kavuşturulması durumunda şu kazanımlar elde edilecektir:
8.1-Hazinenin Nakit Akışı Güçlenir ve Öngörülebilirlik Artar: İdare, mükelleflerin ara dönem muhasebe teknikleriyle matrahsız kalması riskinden kurtulur. Bütçe gelirleri yıl içine düzenli ve istikrarlı bir şekilde yayılır.
8.2-Mali Müşavirlerin Yasal Ara Dönem Tablo Yükümlülüğü Kalkar: Her üç ayda bir envanter kapatma, stok tespiti ve geçici bilanço hazırlama zorunluluğu sona erer. Mali müşavirler enerjilerini işletmelere finansal rehberlik sağlamaya, iç denetim ve stratejik planlama süreçlerine kaydırabilir.
8.3-Gereksiz Bürokrasi ve Haksız Mali Yükler Sona Erer: Zarar eden mükelleflerin sırf beyanname vermiş olmak için damga vergisi ödeme zorunluluğu ortadan kalkar. Bürokrasi azalırken, vergi idaresi ile mükellef arasındaki güven ilişkisi pekişir.
9- Sonuç
Mevcut geçici vergi uygulaması, hem idare hem mükellef hem de meslek mensupları açısından amacına ulaşamayan ve ciddi zaman kaybına yol açan bir yapıya bürünmüştür. Ara dönemlerde mali tablo düzenleme zorunluluğunun kaldırılarak, gelişmiş ülkelerdeki gibi geçmiş yıl kazancı veya tahmini kazanç yöntemine geçilmesi zorunlu bir ihtiyaçtır.
Böyle bir reform; devletin vergi tahsilat gücünü artıracak, mükellefin üzerindeki anlamsız maliyetleri kaldıracak ve mali müşavirlik mesleğini angaryadan kurtararak hak ettiği stratejik konumuna ulaştıracaktır.
Gelişmiş ülke uygulamalarında ve OECD standartlarında yaygın olarak kullanılan “Geçmiş Yıl Kazancı Esası” ve “Tahmini Kazanç Yöntemi”, ara dönemlerde mali tablo çıkartılması zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, idarenin nakit akışının öngörülebilir ve garanti altına alınması, mükellefin gereksiz bürokratik maliyetlerden kurtarılması ve mali müşavirlik mesleğinin üzerindeki dönemsel yükün hafifletilmesi amaçlanmaktadır.
Türk vergi sisteminin en çok tartışılan ve bürokratik yükü en ağır uygulamalarından biri olan Geçici Vergi, mevcut yapısıyla ne idareye beklenen vergi hasılatını sağlamakta ne de mükellef nezdinde vergi adaletini pekiştirmektedir. Envanterden stok değerlemesine kadar her 3 ayda bir adeta küçük bir yıllık beyanname hazırlama zorunluluğu, Mali Müşavirlik mesleğinin üzerindeki en büyük operasyonel angaryalardan biri haline gelmiştir. Ara dönemde zarar ettiği halde sırf beyanname yükümlülüğü nedeniyle damga vergisi ödeyen mükellef ile düzenli nakit akışı elde edemeyen Hazine arasındaki bu tıkanıklık, sistemin acilen reforme edilmesi gerektiğini göstermektedir.
Mevcut geçici vergi uygulaması, hem idare hem mükellef hem de meslek mensupları açısından amacına ulaşamayan ve ciddi zaman kaybına yol açan bir yapıya bürünmüştür. Ara dönemlerde mali tablo düzenleme zorunluluğunun kaldırılarak, gelişmiş ülkelerdeki gibi geçmiş yıl kazancı veya tahmini kazanç yöntemine geçilmesi zorunlu bir ihtiyaçtır.
Böyle bir reform; devletin vergi tahsilat gücünü artıracak, mükellefin üzerindeki anlamsız maliyetleri kaldıracak ve mali müşavirlik mesleğini angaryadan kurtararak hak ettiği stratejik konumuna ulaştıracaktır.