ÖZET:
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, yıllardır daireler arasında süregelen görüş aykırılığını oy çokluğuyla noktaladı: Dava dilekçesinde hiç yer almayan yeni bir talep, kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyecek. Emsal nitelikteki karar, 30 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
SONGMICS Ofis sandalyesi, çalışma masası sandalyesi, müdür koltuğuYüksekliği ayarlanabilir, ev ofisi, çalışma odası, krem beyazı, kamel kahverengisiAmazon'da İncele
Samsung Galaxy Tab S11 Yapay Zeka (AI) TabletWiFi, 12GB RAM, 128GB Depolama Alanı, Gri, 11 İnç, 120Hz Ekran, S Pen Dahil, IP68 (Samsung Türkiye Garantili)Amazon'da İncele
Lenovo LOQ 15ARP10E NotebookNVIDIA GeForce RTX 4050 6GB GDDR6 65W | AMD Ryzen 7 7735HS | 16GB DDR5 RAM | 512GB NVMe M2 SSD | FreeDOSAmazon'da İncele
Apple iPhone 17 Pro 512 GBProMotion teknolojisine sahip 6.3 inç ekran, A19 Pro Çip, Çığır Açıcı Pil Ömrü, Center Stage Ön Kamera özellikli Pro Fusion Kamera Sistemi; Kozmik TuruncuAmazon'da İncele
Amazon Associate #reklam
Kararın Künyesi
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 2021/8 Esas, 2026/1 Karar sayılı ve 8 Mayıs 2026 tarihli kararıyla, hukuk yargılamasında uzun süredir tartışılan kritik bir soruya nihai noktayı koydu. Karar, 30 Haziran 2026 tarihli ve 33296 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Sürecin başlangıcı 2019 yılına uzanıyor. Yargıtay Birinci Başkanlığına 7 Kasım 2019 tarihinde sunulan dilekçeyle, hukuk davalarında dava dilekçesinde talep edilmeyen bir alacak kaleminin ıslahla istenip istenemeyeceği konusunda Hukuk Genel Kurulu ile çok sayıda Hukuk Dairesi arasında görüş ve uygulama farklılığı bulunduğu belirtilerek içtihatların birleştirilmesi istendi. Birinci Başkanlık Kurulu, 16 Eylül 2021 tarihli kararıyla aykırılığın giderilmesi gerektiğine hükmetti.
Tartışmanın Konusu Neydi?
İçtihadı birleştirmeye konu olan soru şu şekilde belirlendi: “Hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilip edilemeyeceği.”
Görüşmeler sırasında bir ön sorun da gündeme geldi. Konunun “maddi vakıa ve hukuki ilişki ile bağlantılı olmayan bir talep” şeklinde daraltılarak belirlenmesi gerektiği ileri sürüldü; ancak Kurul, üçte ikiyi aşan oy çokluğuyla ön sorun bulunmadığına karar vererek işin esasını incelemeye geçti.
Daireler Arasındaki Görüş Ayrılığı
Kararın temelinde, yıllardır süregelen derin bir uygulama farklılığı yatıyordu. İki ana eğilim öne çıkıyordu:
Islaha izin veren görüş: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi başta olmak üzere, 2, 9, 11, 14 ve 21. Hukuk Daireleri zaman zaman, dava dilekçesinde açıkça talep edilmek ve harcı yatırılmak kaydıyla, dilekçede yer almayan bir alacak kaleminin ıslahla istenebileceğini kabul ediyordu. Özellikle 9. Hukuk Dairesi, işçilik alacaklarının niteliğine dikkat çekiyordu: Hemen her iş davasında kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti gibi çok sayıda alacak kalemi birlikte talep edilmekte; bazen bir kalem unutulmakta ve bilirkişi hesabı sırasında ortaya çıkmaktadır. Bu daireler, unutulan kalemin yeni bir dava yerine aynı delillerle açılmış davada ıslahla istenmesinin usul ekonomisine ve işçinin korunması ilkesine uygun olduğunu savunuyordu. Anayasa Mahkemesi’nin HUMK 87/son hükmünü iptalinden sonra ıslahla dava değerinin artırılmasının mümkün hâle gelmiş olması da bu görüşe dayanak yapılıyordu.
Islaha izin vermeyen görüş: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile 1, 3, 10 ve kapatılan 13, 15, 16, 17, 19, 22, 23. Hukuk Daireleri ise, “dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline yasal olanak bulunmadığı” ilkesini benimsiyordu. Bu görüşe göre HMK’nın 176. maddesinde ıslahla kastedilen, dava konusu edilen hususların genişletilmesi veya değiştirilmesidir; hiç dava konusu yapılmamış bir talep bu kapsamda değildir. İlginç biçimde, ıslaha izin veren bazı dairelerin kendi içtihatları arasında bile çelişki bulunduğu raporda tespit edilmişti.
Öğretideki Bölünme
Karar yalnızca daireler arasında değil, akademik çevrede de derin bir bölünmenin yansımasıydı. Doktrinde de iki kamp mevcuttu:
Eklemeye olumlu bakanlar arasında Üstündağ, Kuru, Yılmaz, Özekes, Tanrıver, Akkaya ve Küçük gibi isimler vardı. Bu yazarlar genel olarak, özellikle aynı hayat olayından kaynaklanan, birbiriyle bağlantılı taleplerin ıslahla eklenebilmesinin usul ekonomisine uygun olduğunu; Yargıtay’ın katı tutumunun bazı hakları felç edebileceğini savunuyordu.
Eklemeye karşı çıkanlar arasında ise Eroğlu, Deynekli, Meriç ve Akyol Aslan gibi yazarlar bulunuyordu. Bu görüşe göre ıslah, ancak daha önce yapılmış bir usul işleminin düzeltilmesidir; hiç talep edilmemiş bir kalemin yanına yeni talep eklenmesi ıslahın niteliğiyle bağdaşmaz, çünkü ortada düzeltilecek bir işlem yoktur. Bu, ıslahı âdeta yeni bir dava açma aracına dönüştürür.
Yargıtay Ne Karar Verdi?
Büyük Genel Kurul, 8 Mayıs 2026 tarihinde yapılan üçüncü görüşmede oy çokluğuyla, dava dilekçesinde yer almayan yeni bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceğine karar verdi.
Gerekçede öne çıkan temel dayanaklar şöyledir:
Islahın niteliğine aykırılık: HMK’nın 176. maddesine göre ıslah, tarafların daha önce yapmış oldukları bir usul işlemini kısmen veya tamamen düzeltmeye yarayan bir kurumdur. Islah yapabilmek için ortada taraflarca yapılmış ve düzeltilecek bir hata ya da eksiklik içeren bir usul işlemi bulunmalıdır. Hiç talep edilmemiş, dava konusu yapılmamış bir kalem için düzeltilecek bir işlem olmadığından ıslahtan söz edilemez. Mevcut bir talebin miktarını artırmak (örneğin elli bin lirayı yüz bin liraya çıkarmak) mümkünken, daha önce hiç istenmemiş yeni bir kalemi eklemek ıslahın amacını ve sınırlarını aşar.
Fiilen ikinci bir dava açma sonucu: Dilekçede yer almayan bir talebin sonradan eklenmesi, görülmekte olan dava içinde âdeta yeni veya ikinci bir dava açma sonucu doğurur. Bu durum kısmen ıslahı bir “ek dava açma” yoluna dönüştürür ki, yasal düzenlemeler buna cevaz vermez.
Talep sonucu ve taleple bağlılık ilkesi: Dava, dava dilekçesiyle açılır ve yargılamanın sınırları bu dilekçeyle çizilir. HMK’nın 26. maddesindeki taleple bağlılık ilkesi gereği hâkim, talep edilmeyen bir husus hakkında karar veremez. Dava dilekçesinde yer almayan bir talep, yargılamanın konusu hâline gelmemiş demektir.
Ön inceleme sistemine aykırılık: HMK ile getirilen ön inceleme aşaması, yargılamanın sınırlarının belirlenmesi bakımından kritik öneme sahiptir. Ön inceleme tutanağı taraflar ve mahkeme için bağlayıcıdır; bu aşamada tespit edilmeyen bir uyuşmazlık sonradan tartışma konusu yapılamaz. Sonradan ıslahla eklenen yeni talep, tahkikatın sınırlarını genişleterek ön inceleme kurumunu işlevsiz bırakır ve yargılamanın öngörülebilirliğini zedeler.
Silahların eşitliği ve adil yargılanma: Davalı, savunmasını ve savunma stratejisini dava dilekçesindeki taleplere göre hazırlar. Sonradan sürpriz bir talep eklenmesi, davalıyı hazırlıksız bir talebe karşı savunma yapmak zorunda bırakır; bu da AİHS’nin 6. ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan silahların eşitliği ve adil yargılanma ilkelerine aykırı düşer.
Hukuki güvenlik, belirlilik ve makul süre: Taraflar, dava açarken veya savunma hazırlarken yargılamanın sınırlarını önceden bilmek durumundadır. Bu sınırların sonradan aşılması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırılık oluşturur. Ayrıca yeni talep eklenmesi yargılamayı uzatarak makul sürede yargılanma hakkını da zedeler.
Önemli Ayrım: Neyin Yasaklandığı, Neyin Serbest Olduğu
Kararın kapsamı dikkatle değerlendirilmelidir; karar genel bir ıslah yasağı getirmemektedir:
- Yasaklanan: Dava dilekçesinde hiç yer almayan, daha önce dava konusu yapılmamış yeni bir talep kaleminin kısmen ıslah yoluyla davaya eklenmesi.
- Serbest olmaya devam eden: Dava dilekçesinde hâlihazırda bulunan bir talebin miktarının ıslahla artırılması. Yani dilekçede zaten istenmiş bir alacağın tutarının ıslahla yükseltilmesi mümkündür.
Bu ayrım, kararın pratik etkisini anlamak için kilit önemdedir.
Uygulamaya Etkisi
Karar, başta işçilik alacakları olmak üzere çok sayıda alacak kaleminin tek davada talep edildiği uyuşmazlıklarda önemli sonuçlar doğuracaktır. Dava dilekçesinde tüm alacak kalemlerinin baştan ve eksiksiz biçimde talep edilmesi, bundan böyle çok daha kritik hâle gelmektedir. Dilekçede unutulan bir kalem için artık ıslah yolu kapalı olup, ayrı bir dava açılması ve koşulları varsa mevcut davayla birleştirilmesinin talep edilmesi gündeme gelecektir.
FAQ – Sık Sorulan Sorular
Bu karar ne zaman yürürlüğe girdi? Karar 8 Mayıs 2026 tarihinde verildi ve 30 Haziran 2026 tarihli, 33296 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Karar bağlayıcı mı? Evet. İçtihadı birleştirme kararları, benzer hukuki konularda mahkemeler ve Yargıtay daireleri bakımından bağlayıcı niteliktedir; gerekçeleriyle birlikte yol gösterici değer taşır.
Dava dilekçesindeki bir alacağın miktarını ıslahla artırabilir miyim? Evet. Bu karar yalnızca dilekçede hiç yer almayan yeni talep kalemlerinin eklenmesini yasaklar. Dilekçede zaten talep edilmiş bir kalemin miktarının ıslahla artırılması mümkündür.
Dilekçede unutulan bir alacak için ne yapılabilir? Dava konusu edilmeyen yeni bir talep için ayrı bir dava açılması yolu gündeme gelebilir. Bu yeni dava, koşulları varsa mevcut davayla birleştirilmesi talep edilebilir.
Bu karar özellikle hangi davaları etkiler? Başta işçilik alacakları olmak üzere, kıdem-ihbar tazminatı, fazla çalışma, yıllık izin ücreti gibi çok sayıda alacak kaleminin birlikte talep edildiği davaları yakından ilgilendirir. Dava dilekçesinin baştan eksiksiz hazırlanması daha da önem kazanmıştır.
Karar oybirliğiyle mi alındı? Hayır, karar oy çokluğuyla alındı; bu da Kurul içinde aksi yönde görüşlerin bulunduğunu gösterir. Konu hem daireler hem de öğreti bakımından tartışmalıdır.
Neden bu kadar tartışmalı bir konuydu? Çünkü bir tarafta usul ekonomisi ve hakların etkin korunması, diğer tarafta ıslahın hukuki niteliği, ön inceleme sistemi ve silahların eşitliği ilkesi yer alıyordu. Daireler ve akademisyenler yıllarca bu iki değer arasında bölünmüştü.
Hangi kanun maddeleri esas alındı? Karar temel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ıslahı düzenleyen 176-182. maddeleri ile yargılamaya hâkim ilkeleri düzenleyen 24-30. maddelerine (tasarruf ilkesi, taraflarca getirilme, taleple bağlılık, hukuki dinlenilme ve usul ekonomisi) dayanmaktadır.