T.C
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ
Esas No. 2024/14076
Karar No. 2026/261
Tarihi: 21.01.2026
ÖZET:
- Uyuşmazlığın konusu hizmet tespiti davasıdır.
Davacı, 01.09.1993-09.05.1996 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığının tespitini istemiştir.
- Davacının işyerinden kısmi SGK bildirimi bulunmaktadır.
Dosyada, davacının davalı işyerinden 15.06.1993-31.08.1993 ve 10.05.1996-05.07.1996 tarihleri arasında bildiriminin bulunduğu anlaşılmıştır.
- Dava, bildirimler arasında kalan dönem için açılmıştır.
Davacı, bildirilen iki çalışma dönemi arasında kalan 01.09.1993-09.05.1996 tarihleri arasında da kesintisiz çalıştığını ileri sürmüştür.
- İlk derece mahkemesi davayı hak düşürücü süre nedeniyle reddetmiştir.
Mahkeme, tespiti istenen çalışmanın sona erdiği yılın sonundan itibaren beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
- Bölge Adliye Mahkemesi de aynı gerekçeyle istinaf başvurusunu reddetmiştir.
İstinaf mercii, ilk derece mahkemesinin hak düşürücü süre değerlendirmesini yerinde görerek davacının istinaf talebini reddetmiştir.
- Davacı vekili kararı temyiz etmiştir.
Temyiz dilekçesinde, hak düşürücü sürenin geçmediği, eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulduğu ileri sürülmüştür.
- Yargıtay, uyuşmazlığın hak düşürücü süreye ilişkin olduğunu belirlemiştir.
İnceleme, hizmet tespiti davasında beş yıllık hak düşürücü sürenin somut olay bakımından geçip geçmediği üzerinde yoğunlaşmıştır.
- 506 sayılı Kanun’un 79/10. maddesi değerlendirilmiştir.
Yargıtay’a göre, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak tespiti için açılacak davalarda kural olarak, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıllık süre dikkate alınır. (5510 sayılı Kanun 2026 Yılı Süre Bilgilendirmesi İçin Aşağıdaki Sık Sorulan Sorular’a Bakınız)
- Ancak her durumda hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilemez.
Sigortalıya ilişkin işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu veya benzeri belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurum tarafından tespit edilmesi halinde, Kurumun çalışmadan haberdar olduğu kabul edilir.
- Kesintisiz çalışma iddiası varsa süre hesabı farklı yapılmalıdır.
Sigortalının başlangıçtaki bir kısım çalışması bildirilmeyip sonraki çalışması Kuruma bildirilmişse ve bildirilmeyen dönem ile bildirilen dönem kesintisiz devam ediyorsa, hak düşürücü sürenin başlangıcında yalnızca bildirim dışı dönemin sonu esas alınamaz.
- Yargıtay’a göre bu durumda esas alınacak tarih, kesintisiz çalışmanın sona erdiği yılın sonudur.
Bildirim dışı bırakılan çalışma süresi bakımından hak düşürücü süre hesaplanırken, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu dikkate alınmalıdır.
- Somut olayda davacının önceki bildirimi önem taşımaktadır.
Davacının 15.06.1993-31.08.1993 tarihleri arasında SGK bildiriminin bulunması ve hemen ardından 01.09.1993-09.05.1996 dönemi için kesintisiz çalışma iddiasında bulunması nedeniyle, hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmemiştir.
- Yargıtay, hak düşürücü sürenin geçmediğini açıkça belirtmiştir.
Kararda, davacının bildirilen çalışma dönemini takip eden süre için kesintisiz çalışma iddiası dikkate alındığında, hak düşürücü sürenin geçmediğinin belirgin olduğu ifade edilmiştir.
- İlk derece mahkemesinin esasa girmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay, mahkemenin davayı hak düşürücü süre nedeniyle reddetmek yerine, işin esasına girerek delilleri toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.
- Kısmi bildirim ve kesintili çalışma karinesi ayrıca değerlendirilmiştir.
Kararda, birden fazla işe giriş bildirgesi ve kısmi bildirimlerin bazı durumlarda kesintili çalışmaya karine oluşturabileceği hatırlatılmıştır.
- Bu karinenin aksinin güçlü delillerle ispatlanması gerekir.
Yargıtay, kesintili çalışmaya ilişkin karinenin aksinin eş değer delillerle kanıtlanması gerektiğini, yalnızca tanık beyanlarına değer verilemeyeceğini belirtmiştir.
- Kurumun davadaki sıfatı da bozma nedeni yapılmıştır.
Yargıtay, davanın açıldığı tarih ve davanın niteliği dikkate alındığında Kurumun feri müdahil olması gerektiğinin gözetilmemesini de isabetsiz bulmuştur.
- Eksik inceleme ve araştırma bozma nedeni sayılmıştır.
İlk derece mahkemesinin, maddi ve hukuki olguları yeterince değerlendirmeden yazılı şekilde karar vermesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
- Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılmıştır.
Yargıtay, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.
- İlk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.
Dosyanın yeniden değerlendirilmesi için ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, hizmet tespiti davasında yalnızca bildirilmeyen dönemin sonuna bakılarak hak düşürücü süre değerlendirmesi yapılamayacağını belirtti. Davacının işyerinden önce ve sonra SGK bildiriminin bulunması, aradaki dönem için kesintisiz çalışma iddiası ileri sürmesi karşısında, mahkemenin işin esasına girerek araştırma yapması gerektiğine hükmedildi.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi Barış Kılıç tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkilinin 01.09.1993-09.05.1996 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalıştığının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Fer’i müdahil Kurum vekili özetle: davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tespiti istenilen çalışmanın sona erdiği yılın sonundan başlayarak beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle, İlk Derece Mahkemesi hükmü yerinde görülerek, istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, hak düşürücü sürenin geçmediğini, eksik araştırma ve incelemeye dayalı hüküm kurulduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık hizmet tespiti istemli işbu davada, hak düşürücü sürenin geçip geçmediğine ilişkindir.
1 .Dosya kapsamı incelendiğinde, davacının davalı işyerinden 15.06.199331.08.1993 ve 10.05.1996-05.07.1996 tarihleri arsında bildiriminin bulunduğu, işbu dava ile sürekli çalıştığından bahisle yapılan bildirimler arasında kalan sürede çalıştığının tespitini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
2 . 506 sayılı Kanun’un 79/10. maddesi hükmüne göre Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
3 .Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin ancak eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.
4 .Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacının 15.06.1993-31.08.1993 tarihleri arasında bildiriminin bulunması ve bu tarihleri takip eden 01.09.1993 tarihinden 09.05.1996 tarihine kadar dönem için kesintisiz çalıştığını belirterek tespit talebinde bulunduğu dikkate alındığında, hak düşürücü sürenin geçmediği belirgindir.
5 .O halde İlk Derece Mahkemesince işin esasına girilip elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
6 .Diğer taraftan, davanın açıldığı tarih ve işbu davanın niteliği göz önüne alındığında, Kurumun feri müdahil olması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsiz bulunmuştur.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
FAQ – Sık Sorulan Sorular
Hizmet Tespiti Davasında Hak Düşürücü Süre Kaç Yıldır? 506 sayılı Kanun’un 79/10. maddesi kapsamında, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin tespiti için açılacak davalarda kural olarak beş yıllık hak düşürücü süre uygulanır.
| Hizmet Tespiti Davasında Hak Düşürücü Süre Kaç Yıldır? 2026 Güncel Mevzuat
2026 yılı güncel mevzuatına göre hizmet tespiti davasında hak düşürücü süre kural olarak 5 yıldır. Bu süre, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86/9. maddesine dayanır ve “hizmetlerin geçtiği yılın sonundan” itibaren hesaplanır. Güncel konsolide 5510 sayılı Kanun metninde son değişiklik tarihinin 01.05.2026 olduğu görülmektedir; hizmet tespiti bakımından 86/9’daki temel 5 yıllık süre kuralı korunmaktadır.
Hizmet tespiti davasında hak düşürücü süre: 5 yıldır.
Bu süre:
- Zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir.
- Mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır.
- Kural olarak hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren başlar.
- Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi verilmemişse ya da çalışma SGK tarafından tespit edilememişse uygulanır.
2026 Mevzuatına Göre Değerlendirme
- Kanuni Dayanak 5510 Sayılı Kanun’un 86/9. Maddesidir
2026 yılı itibarıyla hizmet tespiti davasının temel dayanağı, 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasıdır. Bu hükümde, işveren tarafından aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi verilmeyen ya da çalışmaları SGK tarafından tespit edilemeyen sigortalıların, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde iş mahkemesine başvurabilecekleri düzenlenmektedir.
- Süre “5 Yıl” Olarak Uygulanır
Hizmet tespiti davasında süre, genel zamanaşımı süresi gibi 10 yıl değildir. Kanunda özel olarak düzenlenen süre 5 yıllık hak düşürücü süredir. Bu nedenle 2026 yılı itibarıyla da hizmet tespiti davası bakımından temel süre 5 yıl olarak uygulanmaktadır.
- Süre Hizmetin Geçtiği Yılın Sonundan Başlar
Kanundaki ölçüt, hizmetin geçtiği yılın sonudur. Örneğin sigortasız çalışma 2026 yılında gerçekleşmişse, süre hesabında 2026 yılının sonu dikkate alınır. Buna göre 5 yıllık sürenin hesabı, hizmetin geçtiği yılın sona ermesinden itibaren yapılır.
- Süre Hak Düşürücü Süredir
Bu süre, zamanaşımı süresi değildir. Hak düşürücü süre niteliğinde olduğu için davanın her aşamasında dikkate alınabilir ve hâkim tarafından re’sen gözetilir. Süre geçtikten sonra kural olarak hizmet tespiti talep etme hakkı sona erer.
- 01.10.2008 Öncesi Ve Sonrası Ayrımı Önemlidir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da belirtildiği üzere, 01.10.2008 öncesi dönemlere ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu; bu tarihten sonraki dönemlerde ise 5510 sayılı Kanun uygulanır. Ancak her iki düzenlemede de hizmet tespiti davası bakımından temel süre 5 yıl olarak kabul edilmektedir.
- SGK’ya Bildirim Varsa Hak Düşürücü Süre Her Olayda Uygulanmaz
Yargıtay uygulamasına göre, sigortalıya ilişkin işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu, aylık prim ve hizmet belgesi veya benzeri belgelerin Kuruma verilmiş olması ya da çalışmanın SGK tarafından tespit edilmiş olması halinde, Kurumun çalışmadan haberdar olduğu kabul edilebilir. Bu durumda, özellikle bildirilen ve bildirilmeyen çalışmalar arasında kesintisiz bağlantı varsa 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyebilir.
- 2026 Tarihli Yargıtay Kararı Da Bu Ayrımı Vurgulamaktadır
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 21.01.2026 tarihli kararında, davacının işyerinden önceki ve sonraki dönemlerde bildiriminin bulunması, aradaki dönem için ise kesintisiz çalışma iddiasında bulunması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçmediği değerlendirilmiştir. Bu nedenle mahkemenin davayı yalnızca süre yönünden reddetmeyip işin esasına girerek inceleme yapması gerektiği belirtilmiştir.
Özetle;
2026 yılı güncel mevzuatına göre hizmet tespiti davasında hak düşürücü süre kural olarak 5 yıldır. Bu süre, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren başlar. Ancak SGK’ya yapılmış bir bildirim, işe giriş bildirgesi, prim belgesi, Kurum tespiti veya kesintisiz çalışma iddiası gibi durumlar varsa, Yargıtay uygulamasına göre hak düşürücü süre somut olaya göre ayrıca değerlendirilmelidir. |
Hak Düşürücü Süre Hangi Tarihten Başlar? Kural olarak, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlar. Ancak Yargıtay’a göre, bildirilmeyen dönem bildirilen çalışmalarla kesintisiz şekilde bağlantılıysa, süre hesabında kesintisiz çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınmalıdır.
SGK Bildirimi Varsa Hak Düşürücü Süre İşler Mi?
Sigortalıya ilişkin işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu veya benzeri belgeler Kuruma verilmişse ya da çalışma Kurumca tespit edilmişse, Kurumun çalışmadan haberdar olduğu kabul edilebilir. Bu durumda, kesintisiz devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyebilir.
Kısmi SGK Bildirimi Hizmet Tespiti Davasını Etkiler Mi?
Evet. Kısmi SGK bildirimi, somut olayın özelliklerine göre hak düşürücü süre hesabını etkileyebilir. Özellikle bildirilen dönemle bildirilmeyen dönem arasında kesintisiz çalışma iddiası varsa, mahkeme bu iddiayı araştırmalıdır.
Birden Fazla İşe Giriş Bildirgesi Ne Anlama Gelir?
Yargıtay’a göre birden fazla işe giriş bildirgesi ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, bazı hallerde sigortalının kesintili çalıştığına karine oluşturabilir.
Kesintisiz Çalışma İddiası Nasıl İspatlanmalıdır?
Kesintili çalışma karinesinin aksinin eş değer delillerle ispatlanması gerekir. Yargıtay kararında, bu karinenin aksinin yalnızca tanık sözleriyle kanıtlanamayacağı belirtilmiştir.
Bu Kararda Yargıtay Ne Sonuca Vardı?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, davacının önceki SGK bildirimi ve sonrasındaki kesintisiz çalışma iddiası nedeniyle hak düşürücü sürenin geçmediğini kabul etmiş; mahkemenin işin esasına girerek karar vermesi gerektiğine hükmetmiştir.